Ana Sayfa Blog Sayfa 6280

PSAKD “Alevilere yapılacak saldırıların sorumlusu, halkı “demokrasi nöbeti” için alanlara çağıranlardır”

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri yaptığı bir yazılı açıklamayla Alevi mahallelerine yönelik saldırılara dikkat çekti. PSAKD “Alevi mahallelerine yapılacak olan saldırıların sorumlusu halkı “demokrasi nöbeti” için alanlara çağıranlardır.” dedi. İşte o açıklama;

Basına ve Kamuoyuna

15 Temmuz gecesi yaşanan ve ülkemizde artık hayatın her alanını etkileyen ve bazı kesimlerce darbe girişimi, bazı kesimlerce kalkışma bazı kesimlerce derin devlet içinde iktidar çatışması olarak algılanan olay bizleri tedirgin etmiştir.

Bilindiği gibi ülkemizde 7 Haziran seçimlerine doğru gelinirken başlayan olaylar ve çeşitli yerlerde patlayan canlı bombalar binlerce canımızın ölmesine, yaralanmasına ve birçok yaşam alanımızın yaşanmaz hale gelmesine sebep olmuştur. Son bir yılda yaşadığımız olaylar bizleri bugüne getirmiştir.

Bizleri yönetenlerin içinde bulundukları iktidar hırsı artık Türkiye halklarına yansımış, 15 Temmuz gecesinden sonra kontrolsüz kitle hareketlerine dönüşmüştür. 15 Temmuz gecesi yaşanan olaylardan sonra bu ülkenin kardeş halkların ve inançların birbirlerine saldırması için provokasyonlar yapılıyor. Şeriatçi, gerici, faşist güruhlar Alevi mahallelerine yönlendirilmiş, bilinçli ve kasıtlı bir şekilde yaşam alanlarımıza müdahale edilmeye çalışılıyor ve çalışılmıştır. Bizler bu saldırıları daha öncede Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da gördük.

Kentsel dönüşüm adı altında yapılan talanları meşrulaştırmak, birliğimizi mahalle kültürümüzü alt üst etmek için bugün; İstanbul’da Gazi mahallesine, Okmeydanı’na, Nurtepe’ye, Hatay’da Armutlu’ya ve Malatya’da Paşaköşkü gibi Alevi toplumunun yoğun yaşadığı alanlara saldırılmakta ve saldırı girişimlerinde bulunmaktadır. Alevi toplumu olarak geçmişten günümüze yaşadığımız her türlü baskı ve zulme karşı boyun eğmedik, eğmemizi de kimse beklemesin. Ama buradan tüm alevi toplumuna provokasyonlara gelmemeleri gerektiğini ve yaşam alanlarına karşı yapılacak her türlü müdahaleye karşı da sessiz kalınmayacağını ve dikkatli olacağımızı bildiririz.

Bilinmelidir ki Alevi mahallelerine yapılacak olan saldırıların sorumlusu halkı “demokrasi nöbeti” için alanlara çağıranlardır. Bu şeriatçı ve tekçi zihniyet sokaklarda kendisinden farklı olan her düşünceye yaşam hakkı vermeyeceğini gece gündüz sokaklarda attıkları sloganlarla ilan ediyorlar. Bu tavırlara karşı birlik olmaktan başka bir çaremiz yoktur.

Yaşanan bu süreçte kuvvetler ayrılığı ilkesini bertaraf edip kuvvetler birliğine doğru yönelen, tekçi anlayışa karşı, eşit yurttaşlık ve barış taleplerimizi görmezden gelenler bugün ülkemizi kaosa sürüklemişlerdir. Yargıya müdahale edilmesi, iç ve dış politikalarda yaşanan sıkıntılar bizim için endişe vericidir.

Darbelerden tek adamcı iktidarlardan en çok zulüm gören taraf olarak Aleviler ne darbecidir ne tek adamcı dır bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Eşit yurttaşlık özlemiyle demokratik, laik ve özgür bir yaşam arzusundayız. 15 Temmuz gecesi yaşananların kimler tarafından düzenlendiği yakın zamanda ortaya çıkacaktır. ‘Yaşanan olaydan en çok kim karlı çıktıysa olayı yapanlar da onlardır’ bilinciyle tüm toplumumuzu dikkatli olmaya çağırıyor ve mahallelerimize, yaşam alanlarımıza müdahaleyi asla kabul etmeyeceğimizi buradan tekrarlıyoruz.

Ülkemizi yönetenlere açık çağrımızdır: Artık toplumun içinde yaşanan bu ayrışmaya karşı ortak ve kardeşliği savunan, demokrasi ve insan haklarına saygılı olunması yönünde açıklamalar yapılması gerektiği inancındayız. Siyasi iktidar ve muhalefeti doğrudan demokrasinin, açıklık ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının ve hukukun üstünlüğünün unutulmaması gerektiği bilinciyle hareket edilmesi gerekliliğini bir kez daha hatırlatıyor ve ülkemizin içine çekilmeye çalışıldığı bu karanlık ortama derhal son verilmesi için herkesi sorumluluk almaya ve demokrasi güçlerini ortak hareket etmeye çağırıyoruz.

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

Erdoğan “fırsatı kaçırmadı” cadı avı başladı…

Türkiye’de şimdi durum çok daha ciddi. Demokrasi ve özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla yapılan darbe kalkışması bertaraf edilmesine karşın, şimdi özgürlüklerimiz daha çak tehlike altındadır. Türkiye adım adım polis devleti oluyor. Başlatılan cadı avının nerede duracağını kestirmek zor.

Faşizm daha da kurumsallaşıyor. Halk adı altında AKP yandaşı tüm dinci kurum mensupları, tarikat yanlısı güruhlar ve sivil paramiliter güçler sokaklara salınıyor. Sokaklar bu güçler tarafından teslim alınmış durumda. İlericilerin ve Alevilerin oturduğu mahalleler saldırı altında. Ülkenin dört bir yanında bir cadı avı başlatılmış bulunuyor. Şimdi Kürt illerinde yapılan katliamlar hiç dile gelmiyor, solcuların, devrimcilerin gözaltına alınışları sıradanlaşıyor. Kendi ölülerini törenlerle kaldıran AKP, ayaklanmacılardan kimlerin, kaç kişinin öldüğünü, öldürüldüğünü hiç dile getirmiyor.

Daha önceki yazımda belirtmiştim “devrimciler her türlü darbeye karşıdır” demiştim. Türkiye’de darbeler artık sadece askeri darbe olmaktan çıktı. Bunların yanında sivil darbeler de yapılmaktadır. Askeri darbeyi önlemek için AKP’nin öncülüğünde bir araya gelen muhalefet partileri, 7 Haziran seçimleri sonrası anayasayı rafa kaldırarak sivil darbe yapan Erdoğan’a karşı bir tek ortak bildiri yazamadılar. Erdoğan’ın bir koalisyon hükümetinin kurulmasını engellemesine yeterli tepkiyi gösteremediler. Ellerinde olanak olmasına rağmen ikinci bir seçimi engellemeyip, kabullendiler.

Erdoğan darbe girişiminin bastırılmasını bir fırsata çevirerek tüm aykırı sesleri bastırmaya başlamışken, hala sözde demokratik mutakabatlarla uğraşmak ve yapılanları görmezden gelmek halklara ihanettir. Erdoğan samimi değildir. Ülke sorunlarını çözme diye bir derdi yoktur. Şimdi verili durumu bir fırsata çevirerek kendi tek kişilik yönetimini meşrulaştırmanın peşindedir.

Elbette biz devrimciler askeri ve sivil darbelere karşı daha çok demokrasi, daha çok özgürlük için mücadelemize devam edeceğiz. Ancak bir görevimiz de oynanan büyük oyunu deşifre etmek ve demokrasi düşmanlarının “demokrasi kahramanı” yapılma girişimlerine müsaade etmemektir.

Sözde ülkemizin yöneticileri darbenin gelişini son anda öğreniyorlar. Kabul, ama darbe girişiminin bertaraf edilmesinden hemen sonra 8.500 polis açığa alınıyor 2700 hakim, savcı hakkında gözaltı kararı çıkıyor. 10.000 e yakın asker gözaltına alınıyor. Generaller tutuklanıyor. Peki bu kadar detaylı listeleri nasıl hazırlıyorlar? MİT ve Askeri istihbarat darbe girişimini son anda öğrenebilirken, iş insan tutuklamaya ve harcamaya gelince bir iki saat içinde binlerin kaderi ile oynayabiliyor.

Yandaş medyada; HSYK’nın 5 üyesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 2 üyesinin, Yargıtay’dan 140, Danıştay’dan 48 üyenin, adli ve idari alt derece mahkemelerinden 2 bin 745 hâkim ve savcının gözaltına alındığı haberlerini okuyoruz. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’na bağlı 8 bin 777 personelin görevden uzaklaştırıldığı, 30 valinin, 47 kaymakamın, 7 bin 899 Emniyet personelinin açığa alındığı iddiaları mevcut.

Aklı başında herkes biliyor ki, bu listeler önceden hazırlanmış. Yani darbe olsa da olmasa da bu operasyonlar yapılacaktı. Zaten birçok basın yayın kurumu hükümetin 16 Temmuz gecesi operasyonları başlatma kararı aldığını belirtiyor.  Ve aslında başka bir tarihte darbe yapmayı düşünen darbecilerin bu operasyon bilgisini aldıktan sonra işi erkene aldıkları dillendiriliyor.

İşin en ilginci Erdoğan’ın bu durumu “tarihi bir fırsat” olarak dillendirmesidir. Yani söylenen aslında bu darbenin akamete uğramasının kendisine beklemediği bir olanak sunduğunun itirafıdır. Bizce bu biraz acele söylenmiş bir sözdür. Durum iki yıl önce sayın Öcalan’ın belirttiği gibi bir darbe mekaniğinin harekete geçirilmesidir ve nerede son bulacağı ise bugünden kestirilemez.

Nitekim CIA uzmanı Graham Fuller birkaç gün önce yayınlanan “Türkiye’nin ‘kaybet kaybet’ Darbe Durumu” Turkey’s Lose-Lose Coup Situation başlıklı makalesinde, “ Yakında görülecek ki bu olay Türkiye’deki herkes için bir ‘kaybet kaybet’ olayıdır. Ordu da millet de derin bir şekilde bölünmüş olacaktır. Darbe geleneği hortlamıştır. Geniş bir sivil çatışma ortamı muhtemelen yakında bir askeri müdahaleyi gerekli kılacaktır” diye yazdı.

Erdoğan önderlikli AKP iktidarı bir cadı avı başlatmış bulunuyor. Tıpkı 11 Eylül olayları sonrası ABD’nin başlattığı gibi. 11 eylül kitabı yazarı Tarpley hatırlayın ne demişti: “ Düşman algısı olmadan oligarşik düzen kurulamaz! Terörle savaş diyenler finans baronları. Bu elitler korku olmadan sosyal ve ekonomik ilişkileri toplumlara dayatamazlar!”

Erdoğan’ın yapmak istediği yukarda söylenenlerdir. Parlamenter demokrasinin içine düştüğü çıkmazdan kurtuluşun yegane yolu olarak başkanlığı dayatacaktır.

Ancak yarının neler getireceğini kestirmek pek kolay değil.  Erdoğan Kürt düşmanlığına, Alevi düşmanlığına, devrimci ve demokrat düşmanlığına devam eder ve buradan bölerek bir kesimin iktidarını kurmaya çalışırsa bugün ortaya çıkan Kürt-Türk bölünmesi, yarın Alevi-Sünni bölünmesine, Müslüman olan-olmayan bölünmesine, işçi-işveren bölünmesine, sağcı-solcu bölünmesine yol açacak. Ötesi asker-polis bölünmesine de zemin hazırlayacaktır. Bu durum toplumsal bir kaosun ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Sayın Öcalan’ın söylediği darbe mekaniğinin harekete geçmesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara çözüm bulunamamasından kaynaklanıyor. O zaman Erdoğan; eğer bir başka darbe ile karşılaşmak istemiyorsa, darbecilere harekete geçme şansı sağlayan demokrasi dışı koşulları ortadan kaldıracak girişimler yapmalıdır. Başta Kürt sorunu olmak üzere, ülkenin içinde bulunduğu temel sorunları çözmeli ve hızla parlamenter demokrasiye dönmelidir.

Ancak gidişat, Erdoğan’ın durumdan ders çıkarmadığını ve verili durumu kendi otoriter iktidarını pekiştirmenin aracı yapmaya çalıştığını göstermektedir.

Toplumun değişik kesimlerine yönelik operasyonlar yetmemiş olacak ki, yandaş medya kendileri gibi yalakalık yapmayan medya mensuplarını FETÖ yandaşı diyerek hedef gösteriyor.

Takvim gazetesi, “Darbeci FETÖ’nün propagandasını yapan medya ayağına operasyon için daha ne bekleniyor” diye yazmış.

Ahmet Altan’ı, Mehmet Altan’ı, Ünal Tanık’ı, Ergun Babahan’ı, Sedat Laçiner’i, Abdülhamit Bilici’yi, Mustafa Ünal’ı, Erhan Başyurt’u, Bülent Korucu’yu, Nuh Gönültaş’ı, Faruk Mercan’ı ve beni, “FETÖcü gazeteciler” diye ilan ediyor, tutuklanmalarını istiyor.

AKP’nin Fetullah düşmanlığı daha dün başlamıştır. Düne kadar hepsi ona hasret kaldıklarını belirtiyor ve bu hasreti gidermek için ülkeye dönmesini istiyorlardı. Onun bu halkın hizmetinde olduğunu vurguluyorlardı. Bunlar unutulmuş görünüyor. Bizim milletimiz balık hafızalıdır. Hemen unutuyor. Oysa Fetocuları polise, orduya, yargıya yerleştiren, ona binlerce özel okul kurduran bizzat AKP yöneticileridir. Bu durumu “bizi kandırmışlar” diyerek geçiştirmek bir yöneticiye yakışır mı? Eğer kandırılmışsanız o zaman ilk işiniz istifa etmek değil miydi? Ama yapmadınız.

Şimdi kalkmış kendi ellerinizle yarattığınız canavarı ortadan kaldırmak için herkesi işbirliğine çağırıyorsunuz. Kürtler size açık çek verdiler. Ama işiniz bittiği gün onları katletmekten geri durmadınız.  Şimdi de geçmişte size iktidar için koltuk değneği olanları ortadan kaldırıyorsunuz. Çünkü kendinize yeni koltuk değneği Ergenekoncuları, Ülkücüleri, Alperenleri, İBDA-C’yi, Hizbullah’ı buldunuz.

Türkiye’de iktidar olmak için bu kadar aşağılık metotlara başvurulmamıştı, medya bu kadar yalaka olmamıştı. Darbe vesilesiyle Cadı avının ağırlaşarak sürdürülmek istendiği ortada.

 

Bir ‘darbe parodisi’ ve sonuçları

“Ülkeyi terörize ederek gönlündeki ömür boyu sürecek başkanlık ve tek adamlık hayalini gerçekleştirmek için, bu darbe girişimiyleTayyip Erdoğan’a altın tepside bir fırsat sunulduğunu düşünüyorum.”

Türkiye 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi tertiplenen ve günlerdir ilgiyle izlediğimiz bir darbe parodisine sahne oldu. Parodi diyorum çünkü bir askeri darbede (eğer başarıya ulaşılması isteniyorsa) olmaması gereken her türlü acemilik yapıldı. Ancak devam etmeden, burada hemen belirtilmesi gereken, koşullar ne olursa olsun bir askeri darbenin savunulamayacağı gerçeğinin altını çizmektir. Bu hatırlatmayı sürekli yapmakta yarar var çünkü maalesef demokrasi kültürünün özümsenip içselleştirilemediği bu ülkede, “demokrat, aydın, sol görüşlü” olduğunu iddia edip, hala postaldan demokrasi ve kurtuluş uman aklı evvel dostlarımız mevcut. Ve sanırım bu durum, yaşanan bunca tecrübeden gerekli dersleri çıkaramayan bu toplumun, genetik kodlarındaki düzelmez bir arızaya delalet…

Her neyse, bu tartışmalarla çok da zaman yitirmeden konumuza dönmekte fayda var. Evet, sergilenen durumun bir parodi ya da tiyatro olduğunu düşünüyorum. Bunu derken naçizane bir darbe ya da politika uzmanı, bilirkişisi ya da son yıllarda pıtırak gibi çoğalan satratejistlerden bir olduğum iddiasında değilim. Ayrıca görünen tabloda çok aşikar ki ordunun kendi içinde bu darbe parodisinde gerçekten ve gönüllü rol alan, hakikaten bir darbe gerçekleştirmek arzusuyla canla başla çalışan bir kesim var. Ancak yine hepimizin en azından cumhuriyet tarihinden bildiği üzere, siyasi ve bürokratik hayatımızın bu kadar göbeğinde yer almaya alışmış bir orduda bu damar her zaman canlı olarak mevcut. Söz konusu edilebilecek tek fark, bu damarı o günün koşullarında hangi iç ya da dış gücün güdümleyip harekete geçirdiği veya geçireceğidir sanırım.

Yine de ordu içindeki darbe heveslilerinin varlığı ve yapılmaya çalışılanın bir darbe olması gerçeği bile bunun bir parodi olduğu düşüncemi değiştirmiyor. Her şeyden önce bu kadar geçmiş darbe pratiği ve geleneği olan, bölgesinin ve dünyanın en güçlü orduları arasında gösterilen, Kürtler başta olmak üzere kendi  vatandaşlarına yönelik uzun yıllara dayalı savaş ve kontrgerilla pratiği bulunan bir ordunun kelimenin tam anlamıyla bu kadar trajikomik bir darbeyi uygulamaya sokacağını düşünmek bence fazlasıyla saflık olur. Burada harekete geçilen zamanlama, başta medya, hükümet ve devlet aygıtına yönelik peşpeşe yapılan strajik taktik hatalar, emir komuta kademesi ve kendi içindeki koordinasyonda yaşanan beceriksizlik gibi faktörleri alt alta koyduğunuzda ne demek istediğim anlaşılır sanırım. Biraz mübalağa olacak belki ama söz gelimi bir ilkokul çocuğuna bile sorsanız, bir askeri darbenin medyacı deyimiyle “prime time” denen, herkesin evinde ve ekranların karşısında olduğu bir vakitte uygulamaya sokulmayacağını bilir. Bunun yanı sıra enerji, haberleşme, iletişim, propaganda araçları, koordinasyon, lojistik ve benzeri onlarca stratejik konuda yeterince bir plan üzerinde çalışılmadığı çok aşikar.

Evet, ordu içerisinde rahatsız olan ve anlaşıldığı kadarıyla alt ve orta kademe rütbeli belli bir kliğin, tam da Yüksek Askeri Şura öncesi ihraç tartışmaları gölgesinde gerek komuta kademesi, gerekse de ulusal ve uluslararası bazı odaklara güvenerek yaptığı bir “kalkışma / darbe girişimi” tecrübe ettiğimiz kesin. Ama tam da bu durum dile getirmeye çalıştığım ve trajikomik dediğim şey. Bu ordunun kurmay beyni böylesine plansız programsız yaş tahtaya basacak türden bir harekat kurgulayabilecek kadar acemi olabilir mi? “Hele bir başlayalım gerisi çorap söküğü gibi gelir” mantığıyla darbe mi yapılır? Oldukça eğitimsiz ve acemi erlerden oluşan zavallı gariban askerleri üç beş köprü ya da kavşak tutmaya gönderip, orada kaderleriyle başbaşa bırakmanın adı darbe planı olabilir mi? Kaldı ki kendisine darbe yapmaya kalktığınız kişi ve partisi (Recep Tayyip Erdoğan ve AKP), ülkedeki bütün kurumları dize getirip teslim almış, kendi halkına savaş açmaktan çekinmeyen ve ordudan gelebilecek

bir darbe beklentisine karşı uzun zamandır hazırlık yapan bir kadro. Bütün propaganda aygıtları ve devlet olanakları sonsuz kullanım olanağıyla elinde olan biri üstelik…

Bunlara ek olarak içte ve uluslararası platformlarda sıkışan, itibar kaybeden, yolsuzluk, savaş suçları ve benzeri konularda yargılanma korkusu yaşayan ve bundan ötürü kurtuluş ve istikbalini gerekirse bir iç savaşta görecek kadar pervasızlaşan bir diktatöre bu darbeyle bir can simidi atılmış oldu. Komplo teorisi olmasın ama böyle bir darbe planını siz olsanız uygulamaya sokmak için elinizden geleni yapmaz mısınız? Bütün bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün, ama bu soruları alt alta sıraladığımızda, sonuçta yapılanların Tayyip Erdoğan ve AKP diktatörlüğüne yaradığını görürüz. Ekonomik, siyasal ve sosyal alanlardaki bütün anti demokratik uygulama ve gündemler unutuldu. Rusya, İsrail ve Suriye ve belki Mısır ile uluslararası alandaki çark politikası unutturuldu. Diploma meselesi ve Cumhurbaşkanlığı yetersizliği meselesi yerini bir demokrasi kahramanı figürüne bıraktı. Gezi olayları süresince zor zaptettiğini söyleyerek halkı tehdit ettiği -ki aralarında IŞİD’çi görünümlü ne idüğü belirsiz silahlı unsurlar bulunan- güruhu sokaklara saldı. Ve belli ki tıpkı Nazi Almanyası’nda Hitler’in sokağa saldığı tedhiş ordusu SA’lar gibi bir süre sokakta tutacak. Şimdiden özlemini duydukları şer’i düzeni hakim kılmak için çalışan bu güruh, başta Aleviler olmak üzere, önüne gelen tüm toplumsal kesimleri tehdit edip tedhişe başvurmaktan çekinmiyor. Devlet, bürokrasi, üniversiteler ve ekonomi dünyası bütün kurumlarıyla tek tek her gün biatlarını sunuyor.

Sokakları boşaltması bizzat Tayyip Erdoğan tarafından istenmeyen bu yoz güruh, her gün hızını alamayarak Alevilerin yoğunlukta olduğu mahallelere yönelik, üstelik de polis korumasında saldırı girişiminde bulunuyor. Yarın buralarda bir yeni katliamla karşılaşmayacağımızın garantisini kim verebilir? Sadece Alevilere dönük değil, Kürtlere, Ermenilere, laiklere ve farklı yaşam tarzındaki her topluluğa karşı aynı davranışlar sergileniyor. Bu ortamda yakında baskın bir erken seçimle karşılaşmamız sürpriz olmaz. Zaten uzun süredir özellikle Kürt illerinde uygulanan vahşet ve katliamlar ile Türkiye genelinde yürütülen baskı politikaları bu amaca dönük çalışmalar. Ülkeyi terörize ederek gönlündeki ömür boyu sürecek başkanlık ve tek adamlık hayalini gerçekleştirmek için, bu darbe girişimiyleTayyip Erdoğan’a altın tepside bir fırsat sunulduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günler ya da yıllarda ordu ve askerin bu stratejik sığlığında Erdoğan ve çevresinin yönlendirmesi olduğu bilgisiyle karşılaşırsak şaşırmayalım. Unutmayalım ki uzun zamandan beridir “dinci” unsurların askeriyede kök salması ve güçlenmesini engellemek için uğraş veren Kemalist ordu yapısı, bizzat AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan başbakanlığında adım adım zayıflatıldı. YAŞ kararları ve komuta kademesi terfilerine ilkin şerh koymakla başladı işe. Daha sonraları da Balyoz, Ergenekon, Ayışığı, Fırtına vs isimlerle adlandırılan operasyonlarla ordunun üst kademesini adım adım şekillendirdi. Bu kademelere getirdiği isimlerin, o zaman kolkola ve beraber yürüdükleri Fethullah Gülen’e yakın isimler olduğu, Cemaatin önünün açıldığı o zamanlarda da çokça yazıldı çizildi. Şimdi de bile bile getirdiği bu kadronun kendisine darbe yapmak için bütün bunları göze aldığını ve Erdoğan’ın da bunu bilmediğine inanmamız isteniyor. Ben de diyorum ki bu kadar kolay olmamalı. Her zaman bu tip olaylarda kimin kârlı çıktığına bakmakta da fayda var…

Sonuç olarak, yakın geleceğimiz yeterince karanlık ve zor görünüyordu, şimdi daha da koyu görünüyor. Erdoğan alanlara topladığı ve meydanları terk etmemelerini ısrarla istediği güruha her akşam yaptığı ve biat eden medya marifetiyle de canlı olarak yayınlattığı konuşmalarında şimdiden demokrasi ve hukuk karşıtı bir takım vaatlerin sinyallerini veriyor. Memleketin her tarafındaki camiler birer propaganda, ajitasyon ve hatta provokasyon merkezine çevrilmiş durumda. Ve buralardan yapılan yayınlar bir şeriat ülkesinde dahi uygulanmıyordur sanırım. Günde bilmem kaç kere ezan, sela

ya da kitlelere mesaj verilmesi ancak buraya özgü sanırım. Buralardan çıkan ve “dini duyguları ve hassasiyetleri gaza ve cihad sosuyla iyice parlatılmış” kalabalıkların tehlike sinyali veren icraatlarını her gün izliyor ve yaşıyoruz. Unutmnayalım ki bu topraklardaki, özellikle cumhuriyet tarihinde vuku bulan Alevi ve sol katliamlarının tamamına yakını Cuma namazından ve camilerden çıkanlar tarafından gerçekleitirildi ya da kışkırtıldı.

Son söz olarak ülkede ve Avrupa’da yaşayan bütün muhalif ve öteki kesimlerin, aralarındaki ayrımları bir yana bırakarak hiç olmazsa asgari kıstaslarda güç birliği etmesinin ve örgütlenmesinin zamanı çoktan geldi. Özellikle de başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere, düzene karşı kimlik ve demokrasi mücadelesi veren bütün güçlerin ortak bir demokrasi cephesi oluşturması kaçınılmaz görünüyor. Bu, ilk defa gündeme getirilen bir şey değil, bu konuda düşünen herkesin bildiği ve söylediği basit bir gerçek. Ancak her ne hikmetse hiç kimse kendi bulunduğu noktadan ya da siyasi ayrımlarından -en azından bir süreliğine- taviz verme ya da bir adım yaklaşma uzlaşısına varamıyor. Bilhassa Alevi toplumunun bu konuda, kendisine daha çok dışarıdan empoze edilen etnik ayrımcılık, milliyetçilik ve partizanlık batağından kendisini kurtarması gerekiyor. Aksi taktirde böylesine gaddar, zalim ve vahşi bir oluşum ve devlet aygıtı karşısında hiç birimizin yaşama şansı yok maalesef…

En doğal hakkımız olan nefsi ve meşru müdafaa haklarımızı kullanacağız

BAKİ DÜZGÜN

AKP’nin dış politikada radikal dinci örgütleri gizli veya aleni destek verip etkili kılmasında yaşadığı uluslararası izolasyonu da düşünürsek; Türkiye’de 57 yerde üstlenmiş bir NATO ve binlerce istihbarat ağı ve elemanıyla Türkiye’nin iç ve dış politikalarını sistematik olarak denetleyen, güdümlendiren küresel güç odaklarının tüm bu gelişmelerden önceden haberdar olduğu bilgisinin yüzdesine inancımız çok yüksektir.

Rus resmi haber ajansı Sputnik’e ulaşım engellenmeden önce şöyle bir haber paylaşılmıştı:

“ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ulusal güvenlik danışmanı John Hannah Foreign Policy dergisinin sitesinde yayınlanan yazısında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için ‘tehlikeli şahıs’ ifadesini kullanarak, ‘Er ya da geç bir hesaplaşma günü yaşanması ihtimal dâhilindedir” diye yazmıştır.

Baktığımızda yaklaşık 1 ay sonra, dediği gibi oldu gelişmeler!..

Hatta 15 Temmuz Cuma günü akşam saat 6.37 de konsolosluğu aracıyla vatandaşlarına yaptığı uyarıda yaklaşık 4-5 saat sonra olacakları bildirmiştir.

ABD falcı, büyücü, kâhin keramet sahibi değildir.

Onların her konu ile ilgili; A, B, C hatta dünyanın en uzun alfabesi Kamboçya alfabesinden daha fazla planları vardır. Daha öncede örnekleri vardır. ve Görüldü de işte; bu darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca, biraz bekleyip “değerlendirmeleri yaptık ve en çok biz memnun olduk” diyeceklerdir. Zaten ilk açıklamaları da buna benzerdir:

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na ABD’nin, Türkiye’nin demokratik yollarla seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına mutlak destek sunduğunu ilettiğini bildirdi.

bu açıklamanın hangi planları uyarınca yapıldığı bizim için fark etmiyor. Türkiye’de dış odaklı güçlerin özelliklede ABD’nin desteği ve kışkırtması olmazsa, kolay kolay darbe yaşanmaz.

Ülkemizde daha önceden birçok darbe girişimi ve darbe yaşadık, bu konuda tecrübeliyiz. Tarih bilinci ve zaman gösteriyor ki ülkemizdeki hiçbir darbe halkımıza, halklarımıza fayda sağlamamıştır. Ayrıca dünyanın neresinde olursa olsun hiç bir darbe savunulmaz ve savunulmamalı da. Geçmişte yaşadığımız darbeler, daima daha çok sömürülmemiz ve bağımlı hale gelmemize neden olmuştur…

Açık ve net söylüyoruz.Elbetteki AKP’ye ürettiği politikalarına,uygulamalarına karşıyız.AKP’den kurtuluşun yolunun, dış güçlerle işbirliği yapan darbeciler ve darbelerle yapılmasınada karşıyız.

Ama sanki daha önce senaryosu yazılmış,danışıklı dövüş gibi bir filimli darbe (kalkışma) izlemiş bulunmaktayız.

Bu kalkışma altında toplum dizayn etme istekleri ve amaçları gözle görülmektedir.

Cumhur başkanının ve başbakanın meydanlara çıkmaya çağırdığı bir bakışta tanıyacağımız IŞİD’le benzer görüntüler sergileyen AKP militanları, polisle bir cephe oluşturup birlikte hareket etmektedirler.

Ve görüldüki” Demokrasiyi savunuyoruz” diyerek artık her fırsatta “Yetişin din elden gidiyor” bahanesiyle ” Ya Allah, bismillah, Allahüekber” diyerek can almaya hazır bir haldedirler. Teslim olmuş emir kulu bir zavallı askerin üzerine elli kişi çöküp gırtlağını,kafasını kesmeyi kendilerine hak gören bu gözü dönmüş gerici güruhların görüntüleri cumhuriyetin kurulduğu dönemlerdeki gerici ayaklanmaları hatırlatmaktadır.

Tüm ülkedeki cami imamları büyük efendilerin emir erleri olarak vakitli vakitsiz,sürekli ezanlar, selalar okuyup ardından halka sokağa dökülme çağrısı yaparak siyasi erke bağlı olduklarını bir kez daha ispatlamış üstelik “Allah’ım bizi okumuşların şerrinden koru”diye Dua ederek de efendilerini memnun etmişlerdir.

BİZ ALEVİLER OLARAK DİYORUZKİ

İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmeyeceğiz.

—Hükümet silâhaltına alınmış zorunlu askerliklerini yapan er ve erbaşları, isyan, darbe, kalkışma sorumlularından ayırarak derhal serbest bırakmalı ve korumalıdır.

—Devlet (iktidar) , (kalkışmanın!) bastırılması ve soruşturulması sırasında hukuk devleti, bağımsız mahkeme, tarafsız, adil yargılama hakkıyla cezalandırma anlayışına yönelmelidir.

—İşkence yapmak bir insanlık suçudur.İktidar yandaşlarının, isyancıların eşleri ve yakınlarına yönelik cinsel aşağılama ve saldırı içeren nefret söylemlerine başvurmalarını önlemeli, sorumluları yargıya sevk etmelidir.

-Darbe karşıtı gösteriler sırasında linç edenler! Kanunsuzlaşanlar İçin soruşturma başlatmalı ve suçluların cezalandırılmalarını sağlamalıdır.

-“Darbe karşıtı” gösterilerin AKP’li olmayan yurttaşlara ve onların yaşam alanlarına saldırı fırsatı olarak değerlendirip buralara yönlendiren kişi, kişilere ve güç odaklarına hiçbir şekilde hoşgörü gösterilmemelidir.

-Tehlikeli provokasyonlar ve ortamı gerici tahrikler kesilmelidir. Ve bu yönde teşvik ve telkinlerden kesinlikle kaçınılmalıdır.

-“ Vatandaşın ruhsatlı silah almasında önüne engel kaldırılıp milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak.” gibi bir yaklaşımdan derhal vaz geçilmelidir.

-“İdam” taleplerine anlayış gösterileceği vaatlerine son verilmelidir.

VE DİYORUZKİ

Artık vicdanları merhamet, yüreği insan sevgisiyle dolu tüm insanlara, inanç kurumlarımıza, bileşenlerimize,tüm demokratik kurum ve kuruluşlara ortak bir toplantı düzenleme çağrısında bulunmak ve “çağrıda bulunacaklarla” toplanıp durum değerlendirmesini yapmak,acil ortak bir direniş kararı almak zorunluluk halini almıştır.

Aksi taktirde sokağa saldıkları iç savaş provalarıyla,katliamları gerçeğe dönüştürmeyi kafasına koymuş bu katil ve canileri durdurmak hayli zor olacaktır. Bunun önlemenin tek yolu güçlü ve örgütlü kitlesel bir karşı koyuşla mümkündür.

ÇÜNKÜ Darbe girişiminin ardından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak sokaklara çıkan AKP’li gruplar kendilerinden görmediği herkese, halka saldırmaya devam ediyor. Başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin ardından devlet yetkilileri tarafından yapılan sokağa çıkma çağrılarına uyarak özellikle İstanbul’un devrimci mahallelerini ve Alevilerin yoğun olduğu yaşam alanlarını hedef alan bu AKP’li gruplar Gazi Mahallesi’nden sonra Okmeydanı’nda da saldırmışlardır. Yetmemiş Alevilerin yaşadığı Malatya Paşaköşkü Mahallesi’nde provakasyon girişimleri hala sürmektedir. Mahalle halkı faşist ve dinci çetelerin mahalleye girmek istediğini ve Provakasyon girişimin 2 gündür devam ettiği ifade ediyorlar. Bir başka yerde benzer olayların olmayacağının garantiside yoktur. Yine bir güruh garın önünde kaybettiğimiz dostlarımızın resimlerine saldırmış bulunmaktadır. Nasıl bir cinnet hali içinde olduklarının kanıtıdır bu.

Sokağa fırlayanlara ve bunları yapanlara baktığımızda demokrasiyi falan korumak için değil, efendilerini korumak ve içlerindeki şeriat özlemlerini hayat geçirmek için İŞİD ve Benzeri örgütlü, giyim, kuşamlı,tıraşlı olduklarını görüyoruz.

Biz Aleviler hak’a, hakka, insana, eşitliğine ve özgürlüğüne değer veren , dürüst, mert yiğit ve aydın insanlarız. Tarihimizde kimseyi yakmamışızdır. Kafa kesmemişizdir. Kimseyi öteki görmemişizdir. Kimseleri odalara binalara koyup yakmamışızdır. Yakanları belediye başkanı, milletvekili hatta bakan yapmamışızdır.

Sazlarımız, şiirlerimiz, türkülerimiz vardır.

10 bin, 50 bin, 100 binlerce katledildik.

İncindik…//

“İncinsen de İncitme “ dedik her zaman

Biz aleviler Ateşi söndürmek için üstüne atılan suyun canının yanacağına üzülecek kadar Hakk’a gönüllerimizdeki vicdan gözüyle bakarız.

Ama gelinen nokta ve şartlar gösteriyorki artık yapılan,yapılacak her türlü saldırıya karşı hayatın her alanında, her yerde karşı koyacağız. Ve en doğal hakkımız olan nefsi ve meşru müdafa haklarımızı kullanacağız.

BİLİNE.

Saygılarımla

Baki Düzgün

Alevi Bektaşi Federasyonu

Genel Başkan’ı

 

ABF: Ülkeyi darbecilere de, gericilere de teslim etmeyceğiz

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün yazılı bir açıklamayla darbe girişimine ve sokaklardaki gerici saldırılara tepki gösterdi. Düzgün, “Bu ülkeyi darbecilere de sivil faşist gericilere de teslim etmeyeceğiz” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Baki Düzgün, yaşanan darbe girişimine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Sokaklarımızda asker ile polisi, halk ile askeri karşı karşıya getirenlerin, böyle girişimde bulunanlar yargı önünde hesap vereceklerini belirten Düzgün, “Ancak bu acı olayı fırsat bilerek sokağa çıkan gerici ve faşist güruhun da takipçisi olacağımızı herkesin bilmesini isterim. Demek ki doğru adres sokaktır. Doğru adres saraylar değildir” dedi. Ülke tarihinde demokrasiye yapılan darbe ve darbe girişimi örneklerinin çok olduğunu kaydeden Düzgün, darbelerin hangi amaçla, kimler tarafından yapılırsa yapılsın demokrasiyi askıya alan ve totaliter bir rejime kapı aralayan olaylar olduğunu ifade etti.

Alevi kurumlarının her türlü darbeye karşı olduğunu vurgulayan Düzgün, her durumda darbeci anlayışın ve darbenin mahkum edilmesi gerektiğini söyledi. İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan eşit yurttaşlığa dayalı demokratik ve gerçek laik bir anayasaya ihtiyaç olduğunu belirten Düzgün, “Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir Türkiye için sivil ya da askeri hiçbir tepeden inmeci anlayışa boyun eğmeyeceğiz. Halkımıza olan derin inancımızla tam demokratik bir ülke yolunda mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz. Halk iradesini yok sayan darbeci zihniyeti bir kez daha lanetliyorum. Bu ülkeyi darbecilere de sivil faşist gericilere de teslim etmeyeceğiz. Yukarıdan aşağıya baskıcı ve totaliter bir rejim değil; aşağıdan yukarıya kurulmuş demokratik, çoğulcu ve katılımcı bir sistem istiyoruz. Tam demokrasi istiyoruz” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

Alevilik SOS veriyor!

Aleviliğin yaşatıldığı yerler Alevi köyleri idi. Günümüzde Alevi köylerinin çok büyük bir kısmında Alevilik yok olma noktasına gelmiş.

Köylerde oluşturulan Cemevlerinin bir kısmı köy konağı şekline getirilmiş ki asimilasyonun dikkat çekmeden rahatlıkla yürütülmesine olanak sağlansın. Diğer Cemevleri ise Cenaze hizmetlerinin yapıldığı, yemeklerin (Lokma değil) yenildiği, Kuran okunan yerler haline dönüşmüştür.

Hakka uğurlama erkanlarının yerini Cenaze Namazı almış, Gülbanglar, Erkannameler yerine okuyanın da dinleyenin de anlamadığı, bilmediği Kuran okunmaktadır.

Kimi sözde Alevi Hoca (Alevilikte böyle bir görev ve unvan yoktur) Kuranı Türkçe okuyarak devrim yaptığını sanmakta ve yüksek sesle de bağırmaktadır. “Kuranı ve Fatiha suresini Türkçe okuyacağım..”

Bazı sade vatandaşlar da bundan mutlu oluyorlar.

Hakka Uğurlama Erkanlarında Kuran okunmasın, Erkanname okunsun denildiğinde birçok Alevi ayağa kalkmakta, “nasıl olur da Kuran okunmaz, adamı mundar göndereceksiniz..” demektedirler.

Son dönemlerde mahalle baskısından, Devlet politikasından,ekonomik sorunlarından olsun bu kadar kurana sahiplenmeye kalkışanların çok büyük bir kısmı bırakınız okunan Yasin suresinin ne anlama geldiğini bilmediklerini, el açıp amin dedikleri Fatiha suresini dahi büyük bir kısmı bilmiyor. Ellerini açıp sadece dudaklarını oynatıyorlar.

Elbette bilmemeleri kadar doğal bir şey yoktur. Çünkü Alevidirler, kendi inançları gereği okudukları Temennalar,Gülbanglar,Erkannameler vardır.

Ne yazık ki günümüz Alevilerinin büyük bir kısmı bunları da bilmemektedirler.

Bırakınız sade Alevi bireyleri, Alevi kurum yöneticilerinin çok büyük bir kısmı hem de üst düzey yöneticilerinin çoğunluğu Alevilikle ilgili bir şey bildikleri yoktur.

Cemevlerinin yöneticileri de dünyadan bihaber sadece “etrafımızda yabancılar var onlara karşı mahcup olmayalım” diye uzak illerden, kasabalardan sözde Alevi hocalar getirerek hizmet yürütmektedirler.

Bazı bölgelerde Erkanlarda Gülbang okunurken ellerini kalplerinin üzerine koyan insanlara garip garip bakmaktadırlar. Buda nereden çıktı dercesine.

Devletin yıllardır sürdürdüğü asimilasyon politikasına günümüz Alevi kurum yöneticileri sadece bir açıklama ile karşılık verdiklerini, durdurduklarını sanıyorlarsa kendilerini kandırıyorlar. Açılıştan açılışa koşarak, Televizyonlarda canlı telefon bağlantısı için sıraya geçeceğinize, protokolde yer yarışı yapacağınıza kurumlarınızla ilgilenin, üyelerinize gidiniz.

Kurumlarınızın büyük bir kısmı içi boşalmış mekanlar haline dönüşmüştür.

Pirler, Mürşidler taliplerine gitmeden (tamamı için demiyoruz) Cemevi dedeliği ile hizmet verdiklerini sanıyorlarsa onlar da hem kendilerini kandırıyorlar hem de yola ihanet ediyorlar.

Taliplerini gidip adreslerinde, yerlerinde, köylerinde görmeyen, sorunlarını dinlemeyen, ikrarını alıp görgüden geçirmeyen dedelere de söylenecek söz vardır.

Ey Pirler/Anabacılar, Mürşidler sizlere rica ediyoruz ne olursunuz önce sizler yılda bir defa görgüden geçiniz, ailenizle, taliplerinizle barışık olunuz ve sonra da taliplere giderek yukarıda sıraladığımız sorunları gidererek Cemler yapınız, eğitimler veriniz.

Ey Alevi entellektüelleri oturduğunuz yerden mangalda kül bırakmamaktansa sokağa çıkınız, köylere,mahallelere gidiniz, Alevi köylerinize gidiniz. Yaşananları yerinde görünüz.

Alevilikle ilgili yazacaklarınızı bizzat insanların kendilerinden dinleyerek öğrenin ve yazın.

Köydeki Alevilerin çok büyük bir kısmı Alevilikte Yol nedir, erkan nedir?

Dört kapı kırk makam ve Rıza Şehri hakkında hiçbir bilgileri yoktur.

Şehirlerde yaşayanların bir kısmı hiç olmaz ise arada bir panel yada söyleşilere giderek bazı konuları öğrenmeseler de duyuyorlar, köylerde bunlar da yoktur.

Talip topluluğuna da söylenecek çok söz vardır.

Uyumayın, uyutulmayın. Davanıza, inancınıza sahip çıkınız. Bu inanç gerici, bağnaz, tutucu bir inanç değildir. Bir Doğa inancıdır.

Hakkın insanın kendisinde tecelli ettiğini, herşeyin doğadan oluştuğunu kabul eden ve bilime ters düşmeyen bir inançtır. Ne yazık ki sahiplenilmediğinden birileri eline geçirmiş ve istediğini ilave ederek Aleviliği Alevilik olmaktan çıkartmışlar.

Alevilik SOS (ESOES) vermektedir. Bitmek üzeredir.

Duyarlı talip topluluğundan bir isteğim vardır.

Yapılan cemlere mutlaka katılınız. Yukarıda sıraladığım gerekçeleri yerine getirmeyen

Başta Pirlerden, Mürşidlerden, Kurum yöneticilerinden, yazarlardan, aydınlardan davacı olun ve birlikte dara durun.

Bakalım o pirleri, mürşidleri ve kurum yöneticileri kim dardan indirecek.

Tüm duyarlı Alevileri göreve çağırıyorum. Davanıza sahip çıkın önce iç hukuku çalıştıralım, hesap verelim, hesap soralım.

Aksi halde çok geç kalmış oluruz.

Aşk ile.

15.07.2016

Britanya Alevi Federasyonu: Darbe İstemiyoruz, AKP Şeriatı İstemiyoruz!

Türkiye’nin Londra Konsolosluğu önünde, Alevi hedef alan saldırıları protesto eden Britanya Alevi Federasyonu “Darbe İstemiyoruz” dedi. AKP şeriatı da istemiyoruz denilen açıklamada, laik demokratik bir ülke istiyoruz dendi. İşte o açıklama;

Basına ve Kamuoyuna

Darbe İstemiyoruz! AKP Şeriatı İstemiyoruz!
Laik ve Demokratik Bir Ülke İstiyoruz!

15 Temmuz 2016 Gecesi yaşanan Darbe Girişimi, AKP tarafından fırsata çevrilmek isteniyor.

Bugüne kadar Türkiye’de uygulanan tüm askeri darbelerde en çok zarar gören kesimler, sosyalistler, emekçiler, Kürtler ve Aleviler olmasına rağmen AKP sürekli darbe mağduriyeti rolünü oynamıştır.

Diyanet işleri başta olmak üzere yıllardır ülkenin tüm kamu kurumlarına kendi propagandasını yaptıran AKP, 15 Temmuz gecesi tüm Camilerde Cihad çağrısında bulunmuştur. Sokağa çıkan AKP taraftarları Suriye’de cinayet işleyen IŞİD çetelerini aratmayan uygulamalarla asker, sivil demeden katliamlar yapmıştır. Yıllardır iktidar gücünü kullanarak Medya’yı kendi emrine alan AKP, 15 Temmuz gecesi sözde ‘muhalif’ Doğan medya gurubu dahil olmak üzere tüm basını AKP özel kanalları gibi kullanmıştır.

Erdoğan, daha önce sokağa çıkanları ‘hain’, ‘çapulcu’ ve ‘terörist’ ilan ederken 15 Temmuz gecesi tüm taraftarlarını sokağa çağırdı. Kendi iktidarı için hertürlü faşizmi uygulamaktan geri durmayan AKP daha gerici ve daha faşist bir döneme hazırlanıyor. İlk günden itibaren tüm yargı sistemini al aşağı etti ve kendi yargısını yani şeri düzenle yönenitelecek imamlardan ve diyanetten fetvalarla kararların alınacağı bir yargı sistemine hazırlanmaktadır.

Yargı ve güvenlik dahil tüm devlet sistemini AKP’nin memuru ve bekçisi haline getirmek için geren adımları gecikmeden atan AKP diktatörlüğü Ülkemizie darbe yapmıştır. Gerçek darbe 15 Temmuz akşamı girişimle değil 16 temmuz dan itibaren bunu fırsata çeviren AKP islami faşizmi tarafından yapılmıştır.

AKP yöneticileri, Türkiye’yi Işid anlayışı ile yönetmek istiyor. Bu anlayış başta Alevileri, laik ve eşitlikten yana olanları hedef almaya başlamıştır. Ülkemizi en kısa yoldan Suriye nin kaos haline çevirmek istemekteler.

Darbe girişimi yapanlar AKP’nin Şeriat özlemine katkı sunmuştur. AKP bu girişim aracılığı ile ‘Tekbir’ getiren gurupların kontrolünün kendisinde olduğunu ve istediği zaman halklar üzerinde baskı unsuru olarak bu gurupları kullanacağını göstermiştir.

Yıllardır din istismarlığından palazlanan AKP faşizmi, şimdi askeri darbe girişimini bahane göstererek herkesi kendi diktatörlüğüne mecbur ve biat etmeye hazırlanıyor.
Alevi Mahallelerine Yapılan Saldırıları Şiddetle Kınıyoruz!

15 Temmuz akşamı yapılan ve darbe girişimi olarak servis edilen bu kalkışma daha düne kadar aynı tabaktan beslenen Fettullahçılar tarafından yapıldığı iddia edilmesine rağmen, İslamcı sivil faşistler, AKP ve MHP gurupları, Alevi Mahallelerine giderek tehditlerde ve saldırılarda bulunmaktadır. Vali, Kaymakam, Polis ve asker nekadar yetkilivarsa bu çirkin saldırılara sessiz kalmayı tercih ediyorlar hatta söylemleri ile teşvik ediyorlar. Alevilere yapılan bu saldırılar karşısındaki sessizlik aslında sözde yaşanmış olan darbe girişimleri ya da danışıklı dövüş adına ne dersek diyelim sonuç olarak AKP faşizmine hizmet eden bu girişim bahane gösterilerek Alevileri, laik yaşam talep edenleri ve tüm aydınlıktan yana olanları bastırmak ve susturmak istemelerinin resmidir.

Malatya, Ankara, İstanbul, Antakya ve Maraş başta olmak üzere Alevilerin mahallelerine gelerek yapılan bu saldırı girişimlerini, hakaretleri, tehditleri şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Türkiye’de Aleviler ve tüm aydın çevrelere yapılmak istenen bu islamı faşist çete guruplarının baskıları karşısında gereken her mücadeleyi ortaya koyarak direneceğiz.

Aleviler Yalnız Değildir, Ne Askeri Darbe Ne de AKP Şeriatı, Çare Demokratik, Laik ve Eşit yurttaşlıktır.

Britanya Alevi Federasyonu

Haddini bilmemek…

Halkımız, iktidarın geliştirdiği, etnik arındırma politikalarına karşı ovasına, toprağına ve onuruna sahip çıkarak, direnmeye devem ediyor. Bu direnme muktedirlerin ve işbirliği içinde olanların kirli yüzünü deşifre ediyor. Çöp, çimento, termik santrali, HES’ler sonrası bölgemizi yaşanamaz kılmak isteyenler, şimdi de mülteci kampları adı altında cihadist, faşist çetelerin bölgeye yerleştirmeye çalışarak, bölgede kalan halkımızı da tehditle göçerterek, topraklarımızı gasp etmek suretiyle, alandaki varlığımıza son vermek istiyor.

Osmanlı’dan, Cumhuriyet’e ve günümüzde AKP şahsında somutlaşan Kürt Alevi düşmanlığı, kendisini Maraş’ta pervasızca ortaya koyuyor. “Cem yapmanıza tolerans gösteriyoruz, izin veriyoruz” denecek bir boyutta, tüm Alevileri hedefine koyan ve “kendi toleransıyla, izniyle” açıklayan bir zihniyetin sahibi olduğunu gösteriyor.

Alevilere bu toleransı istedikleri zaman göstermeyebileceklerine, istedikleri zaman ceme izin vermeyeceklerine işaret ediyor. “Hükümranlığı” altında sınırlarını kendisinin belirlediği bir yaşamdan başkasına fırsat verilmeyeceğini söylüyor. Maraş Katliamı’nın her yıldönümünde yaptıkları gibi, katillerin hassasiyetleri ile hareket ediyor. Katillerin korunup kollanması, beslenip saldırtılmasının provaları, yerleşkeleri yapılıyor.

Siyasi ahlaksızlığı, sorumsuzluğu, pervasızlığı sergiliyor. İktidarın kışkırttığı saldırganlığın ardına sığınıyor. İktidarın ataması, ağzına geleni söyleme hakkı olduğunu sanıyor.

Terolar’daki kamp ve kampla birlikte geliştirilmek istenilen organize sanayi bölgesi için hiçbir hukuksuzluktan kaçınmayacağını söylüyor. Korkuyu derinleştirmek, ürkekliği artırmak ve işbirlikçiler aracılığıyla da toprakların el değiştirmesini hedefliyor. Direnişin dalgalandığını, kontrolünden çıktığını görüyor. Topluma ayar çekmeye, direnişi olduğu alanda tutmak suretiyle lokalleştirmeye çalışıyor.

Haddini aşıyor…

Bugün Terolar’da yaşatılan ve Çiğli, Çınarlı, Fituşağı arasında devlet eliyle geliştirilen oyun siyasal bir saldırganlıktır. Alevi yerleşim alanlarının ortasına Sünnileri, Kürt yerleşim alanlarına Arapları yerleştirme politikası sonuçları ağır olacak bir saldırganlığı örgütlemektedir.  Çatışma gerginlik ve savaş vaat etmektedir.

Kültürel, sosyal değerlerin ortadan kaldırılmasını, bölgesinde, toprağında yok olmasını hedeflemektedir.

Bunun için siyasal sistemle hesaplaşmayı göze almayan, sorunu Suriyeli mülteci, ticari kar üzerinde okuyanlar AKP’nin sübjektif ajanları durumuna düşmektedirler. İşbirlikçi bir pozisyonda durmaktadırlar. Kimileri de derin devlet mekanizmasının parçası olarak, devleti alanda, özellikle Kürt Alevi kesimi içinde yeniden örgütleme misyonuyla hareket etmektedir.

Ağacın kurdu, kendisinden olur!

Terolar’daki bu yeni saldırı, tehdit, özellikle son günlerde gündeme gelen “Organize Sanayi Bölgesi” kapsamında kamulaştırılmak isteyen toprakların satışının engellenmesine yönelik halkın tepki göstermeye ve buna karşı örgütlenmeye başladığı bir sürece tekabül ettirilmiştir. Halkımız, “toprağımız namusumuzdur” diyerek, satışların durdurulması kampanyası başlatmıştır. Maraş Girişimi bu kampanyanın başını çekmekte, halkı, topraklarını satmamaya çağırmaktadır.

Termik santrallerine, HES’lere karşı başlatılan mücadeleye destek için Maraşlıların, ülkede ve yurtdışında harekete geçtiği bu süreçte, Terolar şahsında direnişe geçen halkımıza, “devletin karşısında bir şey yapılamayacağının” gösterilmesi gibi bir hedef ile üzerine gidilmektedir. Eksiklikler ve zafiyetlerin derin olduğu alandan başlayarak, korku, sindirme ve çaresizliği dayatmak istemektedir. Muhtarlarımız uğursuz bir röle doğru çekilmek istenmektedir.

Tüm bunlara karşı, devletin inkârcı, tekçi ve asimilasyonu amaçlayan bakış açısını hedef alan bir karşı duruş şarttır. Maraş Alevisi’ne cemi lüks bulan, iznine tabi kılan zihniyet, Türkiye’yi yöneten zihniyettir. Bu bakış açısı tüm Aleviler için geçerlidir.

Böylesine bir saldırganlık karşısında herkesin sessisini yükseltmesi, Alevi Kurumları başta olmak üzere tüm devrimci, demokrat, yurtsever kesimlerin hareket geçmesi gerekmektedir. Durum sadece bir alan meselesi değil, tüm demokratik kazanımları, örgütlenmeleri ve birlikte yaşamı hedef alan bir saldırganlıktır.

Bugün yapamadıklarımız, yapmadıklarımız gelecekte ölüm, gözyaşı olarak bizlere dönecektir.

Herkesi Maraş’ın sesine, ses vermeye çağırıyoruz…

Devrimciler her türlü darbeye karşıdır…

Türkiye dün gece bir darbe girişimine sahne oldu. Yaşananlar bunun bir senaryodan öte olduğunu gösteriyor. Eğer Fetullahçılar yapmışsa ABD’nin onayı var demektir.

Ancak darbelerle büyümüş kuşağın bir temsilcisi olarak şunu söyleyebilirim ki, böylesi bir darbe girişiminin dünyada eşi benzeri yoktur. Ülkenin sadece iki büyük şehrinde darbeciler sahneye çıkmış, sadece Genelkurmay başkanı rehin alınmıştır. Oysa darbe mevcut hükümete karşı yapılıyordu ama her nedense bir tek hükümet yetkilisi bile darbecilerce gözaltına alınmamıştı.  Hükümet üyeleri kanal kanal dolaşıp sözde halkı sokaklara çağırıyordu. İnsan böylesi bir durumu anlamakta zorlanıyor.

Öte yandan birkaç gündür kayıp olan ve geçmişte insanları sokağa çağıranları terörist gören Erdoğan sahneye çıkıyor ve ilk işi halkı sokağa çağırmak oluyordu. Bütün bunların tesadüf olduğu düşünülebilir mi? Bilemem.

Erdoğan zora düşünce terör diye lanse ettiği halkı sokağa çağırma yöntemine başvurdu. Halkı iktidarı ve devleti savunmaya çağırdı. Halkın bir kısmı bu çağrıya uydu. Teslim olan askerler saldırıya uğradı. Birinin başı kesildi. Halk denilen güruh Şeriat sloganları atıyordu.

Bu darbenin önlenmesi elbette iyidir. Ancak Erdoğan bu durumu kullanacağını hemen belli etti.  Kendisine göre Artık AKP’nin istediği yeni anayasa, başkanlık ve benzeri emellerinin yolu açılmıştır.

Kürtler, devrimciler, işçiler, emekçiler ve Aleviler açısından darbeciler de, onu önlediğini söyleyen AKP’de aynıdır. Her durumda bu toplumsal kesimler hedefte olacaktır. Askeri ve sivil istihbaratın böylesi bir girişimden habersiz olduğuna inanmak da saflık olur.  Ancak her nedense en azından şu ana kadar bu zaafiyetin gerekçeleri hiç dile gelmezken, varsa yoksa darbe girişimi engellendi söylemi hep öne çıkmaktadır.

Elbette her demokrat, her devrimci, her insan hakkı savunucusu nereden ve kimden gelirse gelsin darbelere karşıdır. Çünkü darbe demek cunta demektir, diktatör demektir. Her darbe her ne kadar kendisi dikta getirecek olsa da, yıkmak istediği ya da iktidardan uzaklaştırmak istediklerini diktatör, baskıcı, yolsuzluğa bulaşmış vs gerekçelerle suçlar. Zaten hiçbir darbe demokrasinin içselleştiği toplumlarda gerçekleşmez. Yani Türkiye’deki mevcut iktidar da öyle söylendiği gibi demokrat değildir ve demokrasiyi değil, kendi iktidarını kurtarmak için sokaklara inmiştir.

Darbecilerin acemiliği ise onların işlerini kolaylaştırdı. Şimdi Erdoğan bir de demokrasi kahramanı oldu.  Darbeciler, Mecliste, Binali Yıldırımın odasını vuracak kadar ince (!) hesap yapmışlar  ama her nedense bir tek hükümet üyesini bile tutuklamamışlar.

Biz 12 Eylul darbesini, Demirel, Ecevit, Erbakan’in Zincirbozan’da derdest edilmesinden, TRT’nin ele geçirilmesinden, her şey bittikten sonra, sabahın saat 5’inde Hasan Mutlucan’dan öğrenmiştik.

Adına darbe denilen bu girişim Erdoğan için gerçekten “ tanrının yüce bir lütfu oldu. Erdoğan’ın her şeyi tamamdı. İlk seçilmiş cumhurbaşkanıydı, ak sarayın kara sultanıydı, halkın yarıdan fazlasının oyunu almıştı. Şuşimdi de bu ünvanlarına bir de “demokrasi kahramanı” unvanı eklendi. O da tamam oldu (!)…

Darbecilere gelince sanki son şanslarını kullanır gibi acemice davranmışlardı. Devirmek istediklerine dokunmamışlardı. Ele geçirdikleri TRT’yi bile koruyamamışlardı. Ve okudukları bildiride hiyerarşi içinde bir yapı olmadıkları hemen anlaşılıyordu. Adına “Yurtta Sulh Konseyi”  dedikleri yapının kimlerden oluştuğunu bile açıklayamadılar. Çünkü başaracaklarına inanmıyorlardı. Nitekim onları destekleyenler onar onar teslim oldular.

Umarız Erdoğan durumdan vazife çıkarmaz ve ülkenin içinde bulunduğu sorunları çözmeyi kendi şahsi emellerinin önüne alır.

 

Alevilere silahlar ve bıçaklarla saldırı

Malatya Paşaköşkü Mahallesi’nde AKP’lilerin mahalleye silahlarla ve bıçaklarla saldırdığı öğrenildi. Paşaköşkü Camii’sinin çevresindeki sokaklar polis tarafından tutulurken yurttaşların gerici saldırıyı püskürttüğü öğrenildi.

Alevi yurttaşların yoğun yaşadığı Malatya Paşaköşkü Mahallesi, AKP’lilerin hedefinde.

Dün gece denenen provokasyon girişimlerinin ardından mahalleye silahla saldıran AKP’liler, yurttaşlar tarafından püskürtüldü.

soL’un edindiği bilgilere göre önce silahla saldıran ve mahalleliler tarafından kovulan AKP’lilerin daha sonra da bıcaklarla saldırı girişiminde bulunduğu öğrenildi.

Paşaköşkü Camii’sinin çevresindeki sokakların polis tarafından kuşatıldığı öğrenilirken halk caminin önünde bekliyor. AKP’lilerin saldırmaya çalıştıkları da gelen bilgiler arasında.