Ana Sayfa Blog Sayfa 6279

Alevi Dernekleri: Her türlü darbeye hayır

Alevi Kültür Dernekleri Adana Şubesi’nde gerçekleşen basın toplantısında platform adına PSAKD Şube Başkanı Şükrü Şahin konuştu.

İstanbul’da Gazi, Okmeydanı, Nurtepe mahalleleri, Malatya’da Paşaköşkü Hatay Armutlu’da darbe karşıtı gösteri diye sokağa çıkan güruhların saldırılarına dikkat çeken Şahin, Alevilere yönelik provokatif eylemlerde bulunan şeraitçi unsurların tespit edilmesini ve yasal işlem başlatılmasını istedi.

Yaşam felsefeleri gereği demokrat olan  Aleviler olarak darbelere karşı olduklarını dile getiren Şahin, darbe ile mücadele adı altında demokrasinin askıya alındığı OHAL uygulamasının kaldırılmasını istedi. Toplumsal barış için devletin tüm yetkililerinin, özellikle Cumhurbaşkanı’nın etnik ıköken, inanç, topçu kışlası gibi kışkırtıcı ve gerginliği artıracak söylemlerden vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Şahin, “Devlet, Fetullah Gülen ve benzeri çeteler gibi davranamayacağından olası masum insanlarımızın zarar görmemesi için yargılamaların hukukun üstünlüğü ve insan hakları ilkelerine bağlı kalınarak yapılmasını talep ediyor, laik, demokratik bir Türkiye için her türlü darbeye hayır diyoruz” dedi. (Adana/EVRENSEL)

…, darbeci şahane!

Türkiye’de yeni şeyler oluyormuş. Çok acımasız ve insanlıktan nasipsizler – dünün muhterem hoca efendisi, bugünün “FETÖ’su, PDY”- toplulukların üzerine ateş açtırmış, tankları insanların üstüne sürdürtmüş, savaş uçaklarına yerleşkeleri bombalattırmış. Sokaklar insan cesetleriyle dolmuş, yüzlerce insan ölmüş…

Canlı yayınla tüm dünyanın gördüğü bu manzarayı bizde gördük. Bu insanlıktan, vicdandan nasibini almamış görüntü, bu resim yeni mi? Bunların hiçbiri bu topraklarda yaşanmıyor mu?

Devrimci, demokrat ve yurtseverlerin mitinglerinde, yürüyüşlerinde göstericilerin üzerine silah sıkılırken, Kürtler tank paletleri altında ezilmiş çocuklarının cesetlerini toplarken, zıhlı araçlar arkasında bağlanmış cesetlerle şehir turları atılırken ve Kürt şehirleri yerle bir edilirken sorun yok muydu?

Hayır…

“Demokrasimizi” kurtarıp, OHAL ile taçlandıranlar bunlar olurken ne yapıyorlardı. Bugün “darbe” girişiminde bulunanlarla boy boy medyada poz veriyorlardı. Kahraman ilan edilip madalya takıyorlardı.

Kürtler, Aleviler, demokratlar katledildikçe, katillere rütbe dağıtıyorlardı. Makam tahsis edip, kendilerini örgütlüyorlardı.

“Bitsin bu hasret dön gel” diyorlardı.

“Keser döner sap döner gün gelir hesap döner”.

Kürtleri, Alevileri, devrimcileri, yurtseverleri, katletme yarışına girenler, birbirine girdiler. Kürt illerinde edindikleri katletme alışkanlığıyla, rahatlığıyla bunu tüm Türkiye’ye yaydılar.

Bu manzaranın bir tarafı olurken, linç görüntüleri eşlik etti ekranlardan. Bayram havasında, davul zurnayla askere gönderilen ve bu katillerin emrine tahsis edilen yaşları 20 olan gençler, “demokrasi bekçileri” tarafından kimi iddialarda başları kesilmek suretiyle, kimi yerlerde tekme tokat, kimi yerlerde kemerlerle dövülerek katlediliyorlardı. Ele geçirilenler, teslim olanlar üst üste istif edilerek, Kürt illerinde yaptıkları gibi çırılçıplak soyularak demokrasi dersine tabi tutuluyordu.

Yüzleri gözleri dağıtılmış generaller, yaverler, askerlerin resimleri devletin resmi ajansından servis edilerek işkence yapmaktan çekinilmediğini gösteriyorlardı. Korkuyla teslimiyeti toplumun tüm kesimine yaymaya çalışan bu bakış açısının, bu uygulamaların, yakaladıkları “darbecilerden” farkı neydi?

“Demokrasi için” sokağa çağrılan vatandaşların, Alevi, demokrat ve devrimcilerin etkin olduğu mahallelere saldırı girişiminde bulunması neyle izah edile bilinir.

Ağzı burnu dağıtılmış “darbeci” askerlerin “itirafları” ise bu işin en ironi yanı olsa gerek.

Bir fıkra vardır; “CIA ve MİT hangi istihbarat örgütünün daha iyi olduğu konusunda bahse girmişler. Kurallar belirlenmiş. Ormana bir zürafa salınacak, saklanması için iki gün süre verilecek, bu sürenin sonunda zürafayı en kısa sürede bulup yakalayan taraf bahsi kazanmış olacak.

Her şey hazırlanır, zürafa ormana bırakılır, iki gün sonra önce CIA ajanları aramaya başlar. Uydu fotoğrafları, termal kameralar, ormandaki ajanlar vs. derken iki saat içinde zürafa elleri kolları bağlı, paket şeklinde tutuklanarak getirilir.

Sıra MİT’e gelmiştir. Zürafa tekrar ormana bırakılır, iki gün sonra mit ajanları aramaya başlarlar. Bir sat geçer, iki saat geçer, beş saat geçer ses yok. Bir gün olur ses yok. İkinci günün sonunda karga tulumba vaziyette ağzı gözü patlamış, kafası kolu kırılmış, her tarafı mosmor bir fil jürinin karşısına getirilir.

“İşte zürafayı yakaladık” der mit ajanı. Jüri şaşırır.

“Bunun neresi zürafa yahu, basbayağı fil bu” der.

Fil bunu duyar duymaz ağlamaya başlar ve “abi ne alakası var, ne fili, anam avradım olsun zürafayım ben” der.

Anlaşılan o ki; kanlı “darbe” girişiminde bulunanlardan, ister zürafa, ister fil ne istenirse o çıkacak. “Darbeyi” “haber alamayan” göremeyenler nasıl olurd a bir günde binlerce insanı, askerde, emniyette, eğitimde, adalette, ticarette tespit edip görevlerine son verebiliyor. Dünyanın anladığını, gördüğünü herkes görüyor.

Kısacası, “senin yaptığının alasını yaparım” diyen bir bakış bu ülkeye demokrasiyi getiremez. İktidarlarını OHAL ile yeniden düzenleyenlerin ise getirmesi beklenemez. Kürtler, Aleviler başta olmak üzere demokrasi güçleri acilen yan yana gelmelidir.

Alevilerin yaşadığı mahalleler tehdit altında

Maraş Elbistan’da Alevilerin yaşadığı mahalle mezraları sular altında bırakacak olan Hasanali Barajı, kurumakta olan dere üzerine kuruluyor.
Maraş’ın Elbistan ilçesinde Alevilerin yaşadığı 2 mahalle ve 5 mezrayı sular altında bırakacak olan Hasanali Barajı, kurumakta olan Hasanali Deresi üzerine yapılmak isteniyor.

Bölge halkı tepkili. Kurumakta olan dere üzerine yapılan barajın heyelan bölgesine inşa edildiğini ve bu barajın yaşam alanlarını tehdit ettiğini söyleyen Alevi yurttaşlar, Alevilerin bölgeden göç ettirilmek istendiğini savundu.

Devlet Su İşleri (DSİ) 20. Bölge Müdürlüğü tarafından Hasanali Deresi üzerinde yapımına başlanan Hasanali Barajı’nın inşaatı sürüyor. Barajın üzerine kurulduğu derenin günden güne kurumakta olmasına rağmen yapımına devam edilen barajın su tutması halinde ilçeye bağlı Hasanali ve Atmalıkaşanlı Mahalleleri ile Bayramlar, Ololar, Tetolar, Ortaköy ve Remik mezralarındaki yerleşim yerleri ve toprakları sular altında kalma riskiyle karşı karşıya.

‘BU BÖLGE HEYELAN ALANI’
Bölgede yaşayan Alevi nüfusu yaklaşık 6 bin civarında. Baraj kurulmak istenen derenin Nurhak Dağları’ndan akan kar sularının oluştuğunu belirten Hasanali Mahalle Muhtarı Ahmet Çoban, baraj projesinin yapımına bölge halkına danışılmadan başlandığını dile getirdi.

Mahalle sakinleri olarak baraja karşı olduklarını Çoban, “Gelip burada kısmi çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar doğrultusunda yapılacak baraj için zeminin uygun olduğu rapor edildi. Malzemelerin döküleceği alanların tespiti yapıldı. Ancak detaylı inceleme yapılırsa Hesenoylu bölgesinin bir heyelan alanı olduğu ve bu bölgede yapılacak barajın ömrünün uzun olmayacağı görülür” dedi. Dere yatağı buyunca arazilerinin yanı sıra binlerce dikili ağaçlarının olduğunu kaydeden Çoban, barajla birlikte 6 bin kişinin yaşamına doğrudan müdahale edildiğinin altını çizdi. Çoban, şöyle konuştu: “Derede su da yok. Anlamış değiliz, su olmadığı halde baraj yapmaya çalışıyorlar. Barajın yapılması için bölgede en azından bir akarsuyun olması gerekiyor. Kar sularının birikmesi ile baraj yapılacakmış. Eskiden kar suları oluyordu. Ancak iklimin değişmesi ile birlikte eskisi gibi kar da yağmıyor. Amaç bölgedeki halkın yaşam alanlarına müdahaledir.”

BAHÇE VE TARLALARIMIZ TAHRİP EDİLİYOR
Devlet Su İşlerine (DSİ) ÇED raporu hazırlanırken itiraz ettiklerini paylaşan Çoban, ancak barajın halka rağmen yapılmak istendiğini vurguladı. Çoban, “Tüm itirazlarımıza rağmen bize hiçbir cevap verilmedi. Köylünün bahçesi ve tarlası tahrip ediliyor, ancak köylü dahil muhtarlık olarak da bizim de haberimiz yok. Kimin gelip çalıştığını da bilmiyoruz. Hangi şirket ya da firmanın gelip çalıştığını da bilmiyoruz” diye şikayetlerinin yanıtsız kaldığını söyledi. Mahalle sakinlerinden biri olan Kamber Demirkaya da, “100 dönüm arazim var. Bağ, bahçemiz var. Arazilerim ağırlığında para verseler de ben köyümden vazgeçmem. Benim ikinci bir köyüm yok. Buranın da sular altında kalmasını istemiyoruz” dedi. Bölge sakinlerinden Nuri Doğan ise yapılmak istenen barajın Türkiye’de geçmişten beri Aleviler üzerine yürütülen asimilasyon politikalarının bir devamı olduğunu ifade etti. (Maraş/DİHA)

Gülen cemaatinin kurduğu Alevi dernekleri kapatıldı

Olağanüstü Hal Kapsamında (OHAL) alınan tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çerçevesinde Fethullahçı Terör Örgütü’yle (FETÖ) ilişkili olduğu gerekçesiyle yüzlerce dernek, sendika, vakıf, yurt ve okul kapatıldı. Bunların arasında “Alevi” dernekleri de bulunuyor.

OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ yla, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti belirlenen 35 özel sağlık kurumu, bin 43 özel öğretim kurumu, bin 229 vakıf ve dernek, 15 vakıf yükseköğretim kurumu ve 19 sendika kapatıldı.

Kamuoyunda Gülen cemaati olarak bilinen cemaate ait kapatılan bin 124 dernek arasında işadamları, sanayici, eğitim, kültür, çocuk, kadın, mezun, yardım ve spor dernekleri ile “ALEVİ” dernekleri de yer alıyor. Kararname ile kapatılanlar arasında cemaatin kurduğu 10 Alevi Derneği ve 1 federasyonunun isimleri şöyle:

(İstanbul) Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu,

Anadolu Alevi Derneği,

Arifler Alevi Bektaşi Derneği,

Canlar Alevi Bektaşi Derneği,

Çerağ Alevi Bektaşi Eğitim Ve Kültür Derneği,

(İzmir) Semah Alevi Bektaşi Eğitim Ve Kültür Derneği,

(Bursa) Haydariye Alevi Bektaşi Derneği,

(Çorum) Nefes Alevi Bektaşi Kültür Ve Eğitim Derneği

(Gaziantep) Kırklar Alevi Bektaşi Kültür Ve Eğitim Derneği,

Alevi Bektaşi Eğitim Ve Kültür Derneği

Ufuk Alevi Bektaşi Kültür Ve Eğitim Derneği

Alevilerin asimilasyonunda önemli rol alan başta Dersim olmak üzere bir çok Alevi yerleşim alanında Gülen cemaati eliyle kurulan eğitim merkezleri de kapatıldı. Dersim’de Munzur Eğitim Kurumları bünyesinde 1 kreş ve anaokulu, 1 ilköğretim okulu, 1 Fen ve Anadolu lisesi, 1 yükseköğrenim yurdu, 1 spor kulübü ve 5 etüt eğitim merkezi bulunmaktaydı.  Gülen cemaati eliyle açılan bu okul dershane ve yurtlara Dersim Alevi halkının kutsal saydığı ‘Haydar’, ‘Munzur’, ‘Düzgün’ ve ‘Sarısaltık’ isimleri verilmiş ve Alevilerin tepkisine neden olmuştu.

hç / Alevinet

Ankara’da Demokratik Kitle Örgütlerinden Darbe ve OHAL’e karşı ‘ACİL DEMOKRASİ’ çağrısı

Uzun süredir bir araya gelmesi beklenen Demokratik Kitle Örgütleri Ankara’da bir araya gelerek ‘Acil Demokrasi’ çağrısında bulundu.  

Alevi örgütleri, Emek örgütleri, Türkiye’deki sol, sosyalist partiler ve geniş kitlelere sahip hareketler bir araya gelerek Darbe ve OHAL uygulamasına karşı adım attı. Darbe ve OHAL’e karşı KESK, DİSK, TMMOB, TBB’nin öncülük ettiği ortak açıklamaya çok sayıda STK, siyasi parti, demokratik kitle örgütü yer aldı.

Ankara’da Mülkiyeliler Birliği salonunda gerçekleştirilen toplantıya KESK, DİSK, TMMOB, TTB başkan ve temsilcilerinin yanı sıra, HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, ÖDP Eş Başkanı Alper Taş, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, EHP, DBP, DP, ESP, SYKP, Halkın Türkiye Kominist Partisi, YSGP gibi siyasi parti temsilcileri, HDK, Haziran Hareketi, Halkevleri temsilcileri, İHD, THİV insan hakları örgütleri, Önde gelen Alevi örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF),  Hacı Bektaş-ı Veli Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri katıldı.

“Ne askeri darbe, ne sivil darbe, ne OHAL, acil demokrasi” pankartının önünde açıklamayı DİSK Genel Başkanı Kani Beko, yaptı.

‘Acil Demokrasi’ başlığı ile yaptığı açıklamada Beko, toplumun demokrasi taleplerine işaret etti. 15 Temmuz darbe girişimi ile Türkiye’nin büyük bir kaos ve yıkıma sürüklenmek istendiğini, ülkenin geleceğinin darbeyle belirlenmeye çalışılmasını kabul etmediklerini etmeyeceklerini belirtti. “Her türlü darbe, darbe girişimi ve antidemokratik uygulamaların karşısındayız” diyerek taleplerinde sıralandığı, Kani Beko’nun grup adına yaptığı ortak açıklama şöyle:

”NE ASKERİ NE SİVİL DARBE, NE OLAĞANÜSTÜ HAL! ACİL DEMOKRASİ!

15 Temmuz darbe girişimi ile ülkemiz büyük bir kaos ve yıkıma sürüklenmek istenmiştir. Ülkemizin geleceğinin darbeyle belirlenmeye çalışılmasını kabul etmedik, etmiyoruz. Her türlü darbe, darbe girişimi ve antidemokratik uygulamaların karşısındayız. Darbelerin, demokrasiye, işçilerin emekçilerin haklarına ne kadar büyük zararlar verdiği tarihimizde defalarca kez görülmüştür. Demokrasiye ve özgürlüklere kast ederken yüzlerce yurttaşımızın ölümüne, binlercesinin yaralanmasına yol açan bu darbe girişimini bir kez daha lanetliyoruz.

AKP iktidarı ise “darbe ile mücadele” gerekçesiyle 20 Temmuz Çarşamba günü tüm ülkeyi kapsayan OHAL ilan ederek toplumu susturmaya, kendisinden olmayan herkesi sindirmeye çalışmaktadır. Demokrasi talebiyle sokağa çağrılan kitlelerin önüne şeriat söylemi ve kışkırtmalarıyla geçilerek, halkın üzerinde tahakküm kurulmak istendiğini ve bunda ısrar edildiğini görüyoruz.

AKP bu darbe girişiminin karşısına demokrasinin ve evrensel insan hakları değerlerini savunarak çıkmamakta, aksine idam cezasının savunulması, işkencenin meşrulaştırılması, TBMM’nin işlevsizleştirilmesi gibi darbecilerin hedef ve amaçlarıyla benzer bir yönelime girmektedir. Bakanlar Kurulu’nun OHAL ilanı, açık ki, sivil darbe ile Başkanlık sisteminin; ‘Başkomutanlık’ adı altında uygulanması, kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir. OHAL ile TBMM tamamen devre dışı bırakılmış, hukuk askıya alınmıştır. Tüm söz, yetki ve karar KHK’lara dayanarak Cumhurbaşkanı’na verilmiştir.

Son olarak da Anayasanın 15. Maddesinin 2. Fıkrasında her şart altında güvence altında olduğu belirtilen temel haklara rağmen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin askıya alınacağı bildirilmiştir. Bu adımlarla ülkemizin içine sürüklendiği koyu karanlıktan kurtulması mümkün değildir. Tüm toplumu nefessiz bırakan, ülkenin geleceğine ilişkin en küçük bir umut kırıntısını dahi yok etmeye yönelen AKP iktidarı bu yoldan derhal dönmelidir.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu ve kritik dönemde sebebi ne olursa olsun kimse kendisini halkın iradesi yerine koymamalıdır. Türkiye’nin acilen çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasiyi hayata geçirmesi ve insan haklarına saygıyı güçlendirmesi gerekmektedir. Ülkemiz derhal evrensel değerleri ve uluslararası sözleşmeleri uygulamaya geçirmelidir. Ülkemizin demokratik geleceği ancak hukukun ve adaletin, barışın ve birlikte yaşamın tesis edilmesine, laikliğin ve özgürlüklerinin geliştirilmesine bağlıdır.

Bizler tüm emek ve demokrasi güçleri olarak biliyoruz ki; emek, barış ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi dışında hiçbir yol Türkiye’yi içinde bulunduğu bu karanlık tablodan çıkaramaz. Bu inanç ve kararlılıkla, AKP’nin derinleştirdiği bu sivil darbe süreci ve baskılar karşısında emekçi halkın talep ve çıkarlarını savunarak yan yana omuz omuza durmaya devam edeceğiz.

Acil Demokrasi İçin Taleplerimiz

  1. OHAL derhal kaldırılmalıdır.
  2. Darbeciler yargılanmalı, bu yargılama evrensel hukuk ve insan haklarına bağlı kalarak gerçekleştirilmelidir. İşkence yasağı mutlaktır ve buna uyulmalıdır.
  3. Darbecilerle birlikte sokakta gerçekleşen linç girişimleri ve emniyetteki işkenceler de araştırılmalı, sorumluları yargılanmalıdır.
  4. İdam, demokratik bir talep değil insanlık suçudur. İdam cezası kabul edilen uluslar arası sözleşmeler ile kaldırılmıştır, hiçbir şekilde geri getirilemez.
  5. Sendikal hak ve özgürlükleri, toplantı, gösteri ve yürüyüş haklarını ortadan kaldıran uygulamalardan vazgeçilmelidir.
  6. Kamuda, üniversitelerde ve yüksek yargıda hiçbir hukuki gerekçe öne sürülmeden başlatılan görevden almalar, şeffaflıktan yoksun uygulamalar nedeniyle tüm kamunun AKP’lileştirilmesi kaygısını doğurmakta, cadı avının başlatıldığını göstermektedir. Bu adımlardan derhal vazgeçilmeli, hukuka uygun davranılmalıdır.
  7. Acil Demokrasi adımları atılmalıdır. Atılacak tüm adımlar ve çıkarılacak yasalar TBMM ve tüm toplum kesimleriyle paylaşılarak atılmalı, KHK’lara başvurulmamalıdır.
  8. Suriye’de izlenen savaş politikasından, cihatçı yapılanmalarla kurulan ilişkilerden vazgeçilmelidir.
  9. “Demokrasi nöbetleri” adı altında yapılan kimi sokak gösterilerinde başta Alevi vatandaşlarımızın yoğunlukta yaşadığı mahallere saldırı girişimleri olmak üzere çok daha tehlikeli bir sürece yol açabilecek provokasyonlara karşı acil önlemler alınmalıdır.
  10. Kürt sorunu nedeniyle yaşanan silahlı çatışmalara son verilmeli, barışçı ve demokratik çözüm için derhal adımlar atılmalıdır.

Bizler bu Acil Demokrasi taleplerimiz doğrultusunda her koşulda mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Emeğin haklarını, laikliği, gerçek demokrasiyi ve barışı savunmaya devam edeceğiz.”

Basın mensuplarından gelen soruların yanıtlanmasından sonra toplantı sona erdi.

hç /Alevinet

 

‘Yok canım, abartma’ mı diyorsun! Ne Sivas ne de Maraş’ı unut!

 Kemal Bozkurt Sendika.org’daki yazısında “Yok canım, abartma” mı diyorsun! Ne Sivas ne de Maraş’ı unut! diyerek 15 Temmuz ve sonrasını yazdı…

 

Onlar hala Gezi’den korkularını dillendirip hâlâ bize karşı, bizi taklit ederek bir şeyler yapmaya çalışmıyor mu? Biz halk olduğumuz ve örgütlü olduğumuz için korkularını sürekli dillendirdiklerini de mi görmüyorsun?

Özgür Gündem 20 Temmuz’da “Türkiye IŞİD’leşiyor” manşetiyle çıktı. O mücadelenin gazetelerinden biri ve 1993’te bombalandığında dahi çıkmıştı. Ama bugün Leman dergisi matbaada basılarak (mürekkepli değil polis baskısı) çıkamadı. Bildiğimizi bir kez daha görüyoruz. AKP’nin derdi Özgür Gündem’in de yazdığı dibi sadece Cemaat değil kendinden gayrı tüm toplumsal kesimleri bastırmak. Karikatür dergileriyle başlayan yeni darbe süreci diğerlerine sıçramaz diye mi düşünüyorsun?

Yanıldığını gördüğünde, görüyor ama yanılmış olacaksın ve bunun ne sana ne de ülkeye bir faydası var.

Şimdi Özgür Gündem’in bu manşeti için “Yok canım o kadar da değil diyebilirsin!” De, de ama“Laikler için yaşasın cehennem” diye “demokrasi” yürüyüşü yapılan Adana’nın, sadece Adana’da olmadığını-olmayacağını anladığında; Türkiye’nin onlardan gayrısına “cehennem” olduğunu gördüğün gün olacak; ki zaten sen aslında bu cehennemi çok gördün.

Sivas Madımak’ı hadi görmedin diyelim duymadın mı?

Maraş’ı hadi görmedin diyelim hiç mi duymadın?

Tüm bunları görmedin, Diyanet’in laiklere çemkiren, bizden değilseniz darbecisiniz mealindeki demagojik tivitlerini de mi görmedin?

Onlar, ne Berkin, ne de Ali İsmail için sala vermeyenlerdi, bunu da mı bilemedin?

Diyanet’in Kenan Evren’in namazını kılarken şimdi ki darbecilerin namazını neden kılmadığını da mı bilmedin?

Onlar “Darbe bana karşı olursa karşı çıkın, yoksa ben diğer darbecilerin yanındayım” diyor bunu da mı anlamadın.

Şimdi, önyargılarından kurtulup Kürtler ne diyor diye okumamaktan, görmemekten vazgeçmelisin.

Kürtlerin sadece kendileri değil herkesin özgürlüğü için direndiğini görmelisin. Tam da bu yüzden aylarca darbe koşullarında şehirlerinin yakılıp yıkıldığını anlamalısın. Özgürlük sadece bana diyen AKP’ye karşı herkese diyenlerdi Kürtler.

IŞİD’e karşı Kobanê’nin birkaç sokağından direnişi meydanlara taşıdı onlar.

O güne kadar IŞİD saldığı korku sayesinde her yeri daha şehre varmadan teslim alıyor, insanlar korkudan şehirleri boşaltıyorken IŞİD’i gerileten tek gücün bu birleşik direniş olduğuna da mı görmedin?

Özgürlük ve eşitlik olursa bu Türkiye’ye kötü örnek olur diye topyekun Kürtlere saldırıldığını da mı görmedin?

Ki şu anda Türkiye’nin şehirlerinde de yapılan budur; “Korkun ve susun!”

Bu yüzden meydanlarda böyle dolaşıyorlar. Bu yüzden Gezi’ye gaz sıkarken şimdi kendileri için yolculuğu, iletişimi bedava yapıyorlar.

Sen gazlardan geçiyordun onlarsa ücretsiz metrolardan geçip şehirlere iniyorlar.

Ve sen sokaklardan uzak dur diye bu faşist ve ırkçı sloganları atıyorlar. Onlar asmaya karşı değiller. Onlar kendilerinin asılmasına karşılar. Oysa biz insanların asılmasına ilkesel olarak karşı çıkanlar şimdi birleşmeliyiz ki bir başka Türkiye’nin adımlarını atalım. Çünkü biz Bertolt Brecht’in “Duvara tebeşirle yazılan” şiirinden beri biliyoruz ne olup, olacağını.

“Savaş istiyoruz!”
En önce vuruldu
bunu yazan

Adalet güçlü olduğunda değil zayıf olduğunda yaptıklarındır. Dünün güçlü darbecileri şimdi kendilerinin vaktiyle yaptığı “Asarım, keserim” propagandalarının sonuçlarına maruz kalıyor. Dün halka ne yaptılarsa bugün de onlara o yapılıyor. Ve bugün onlara bunu yapanlar dün beraber bunu yapıyorlardı. İki kötüden birini seçmemeli. Ki bu mutlak surette kötüyü seçmektir. Seçeneğin onların sana verdiği değil senin yarattığın olmalıdır. İnsan yolunu kendi yapar. Yoksa devrimcileri asla anlayamaz ve bilemezdik…

Yeni bir ülke özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin ülkesi olacaktır ve bu iki kötünün dilinde yoksa meydanlarda bir hep beraber dillendireceğiz. Dil yeni bir yaşamı söyleyecek ellerimiz de onu inşa edecektir. Ne o inanmadın mı bana? Zor diye mi düşündün?

Onlar hala Gezi’den korkularını dillendirip hâlâ bize karşı, bizi taklit ederek bir şeyler yapmaya çalışmıyor mu? Biz halk olduğumuz ve örgütlü olduğumuz için korkularını sürekli dillendirdiklerini de mi görmüyorsun?

Hala zor diye mi düşünüyorsun, Kobanê’nin birkaç sokağından meydanlara taşan özgürlüğe ne diyorsun o halde?

Sen kararlı olunca Kobanê değil, kim düşüyormuş?

AKP’nin Ortadoğu politikalarının gelip çarptığı ve parçalandığı politikalarının bu direniş olduğunu da mı görmedin.

Görme ama yarın IŞİD’leşmiş darbeyi gördüğünde “Aa bu da nereden çıktı” deme …

Dün batıda yüzlerce insan nasıl askerin darbeci mermilerine maruz kaldığını gördün. Oysa “Yok canım asker halka kurşun sıkmaz” diye düşünüyordun. Ama sıktı. Ki zaten hep sıkardı. 12 Eylül’de bana değil solculara sıktı diye düşündün belki ama bilmek istemedin, kim ona itiraz ediyorsa ona sıkılıyordu işte. Yaşamanın itiraz etmemek olduğunu sindirdin içine. İtirazı olmayan insanlıktan nasıl da çıkardı yıllar içinde bunu hep söyledin ve biat etme dedin ama biatın yollarını örüyorsun bu görmemezliğinle.

Ve şimdi AKP şimdi ki darbecilerin komutanlığında aylardır Kürtlere karşı operasyonlar yaparken “Kürt illerinde hiç sivil ölmedi derken” ne kadar çok sivilin nasıl öldürülüp katledildiğini batıdan biliyorsun artık.

DBP yöneticisi Hurşit Külter, darbecilerin komuta ettiği tümende gözaltına alındı ve hala haber yok. Darbe girişiminden sonra dahi darbecilerin uygulamalarını sahiplenenlerdir onlar. Ve Asker ne yaptıysa onlar da aynısını yapar…

Neden yapmasın!

Darbe sonrası demokrasi diyeceğine Gezi Parkı’na kışla yapacağım diyenin demokrasi demesinin takiyyeden ibaret olduğunu da mı görmüyor musun?

Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi!” demesini kendine nasıl uyarladığını “Besleyecek değiliz” dediğini de görmüyor, duymuyor musun?

Kenan Evren’in 1402’liklerinin aşan şimdiki 1577’leri de mi görmüyorsun?

Darbe ürünü YÖK’ün darbe karşıtı olamayacağını bir darbeden bir başka darbeye yürüdüğünü ama mutlaka darbeci olacağını da mı görmüyorsun?

Ortadoğu’da, Rojava’da direnenlerin 5 resmi dili olduğunu, her halkın eşit olduğunu, kadın savaşçıların gülen laik yüzünü görmüyorsun… Tam da bu yüzden kadınlardan çok korktuklarını görmüyorsun.

Seni bu önyargıların bitirecek.

Sen görme! Kürt Halk önderi Abdullah Öcalan’ın “Çözüm süreci biterse darbe mekaniği işler” diye yıllar öncesinden söylediğini de görme…

Önyargılarından kurtulmadıkça yeni darbeleri görürsün.

Suruç’ta IŞİD’in katlettiği 33 SGDF’li genç beraberlerinde oyuncak götürüyordu Kobanê’ye. Direniş öyle bir şey ki; işte şimdi o oyuncaklar yerlerine ulaştı. Dün Kobanê’de kreş açıldı.

İşte bunu gör, o çocukları gör…

Yeni bir yaşamın ve ülkenin hep beraber kurulacağını gör…

Eyüp Cemevi’ne silahlı saldırı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesine dün gece kimliği belirsiz kişiler tarafından silahlı saldırı gerçekleştirildi. PSAKD Eyüp Şubesi saldırıya ilişkin şu açıklamayı yaptı.

Açıklamada, “Bu gece saat:02:30 sularında kurumumuza tam olarak belirlenemeyen kişiler tarafından silahlı saldırıda bulunulmuş ya da taciz ateşi açılmış, polislerin yaptığı kontrolde kapı önünde 7.65 silahtan çıkmış 6 adet kovan bulunmuştur. Konu ile ilgili mobese kayıtları incelenmektedir. Yapılan bu saldırıyı kınıyor, provokasyonlara gelmeyeceğimizi fakat kurumlarımızı korumaktan ve sahip çıkmaktan da asla vazgeçmeyeceğimizi bildiririz.” denildi.

Hakikat emektarlarından, Hıdır Karasu hakka yürüdü!

Kürt siyasetçisi Mustafa Karasu’nun babası, hakikat emektarlarından  Hıdır Karasu (89) tedavi gördüğü hastanede hakka yürüdü. Karasu’nun naaşı, İstanbul’da düzenlenecek törenin ardından defnedilmek üzere memleketi Sivas’a uğurlanacak.

Hıdır Karasu (89), uzun süredir tedavi gördüğü İstanbul Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sabaha karşı geçirdiği beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi. Karasu’nun daha önce de beyin kanaması geçirdiği ve bu yüzden hastanede tedavi altına alındığı öğrenildi. Karasu’nun cenazesi hastaneden alınarak Maltepe Cemevi’ne getirildi. Karasu’nun eşi Hanım Karasu ve çocukları ile yakınları, HDP İstanbul il eşbaşkanları Aysel Güzel ve Doğan Erbaş, partililer ile çok sayıda kişi cenaze işlemlerinin ardından saat 17.00’da düzenlenecek cenaze töreni için Cemevi önünde bir araya geldi. Yapılacak töreninin ardından Karasu’nun cenazesi memleketi Sêwas’ın (Sivas) Gürün ilçesine bağlı Karapınar köyüne defnedilmek üzere uğurlanacak.

1 aydır tedavi görüyordu

Babasının yaklaşık olarak 5 aydır hasta olduğunu söyleyen kızı Sultan Karasu, “Babam önce gözlerini kaybetti. Sonra beyin kanaması geçirdi. Yaklaşık olarak 1 aydır da hastanede tedavi görüyordu. Bu sabah itibarıyla da kendisini kaybettik” dedi. Karasu, yaşamını yitirdiği babasını şu sözlerle tanımladı: “Herkesin iyiliğini isteyen ve hiçbir insanı birbirinden ayırmayan biriydi. Devamlı ‘Önce insan olsun gerisi önemli değil’ derdi. Kavgalı aileleri barıştırırdı sürekli ve herkes birçok noktada ona danışırdı.”

 

 

 

Adıyaman’da Alevilere yönelik provokatif yaklaşımlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbeye karşı sokağa çağırdığı grupların Semsur’da (Adıyaman) sergiledikleri provokatif yaklaşımlar Alevi yurttaşlar açısından tedirginliğe yol açtı. bu tablodan Hükümeti sorumlu tutan Alevi kurum temsilcileri, “Bugüne kadar zalimlere, zulümlere ve diktatörlere pirim vermedikleri gibi bugün de vermeyeceklerini” söyledi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile sokakları demokrasi adına mesken tutan gruplar, Meleti (Malatya) ve İstanbul’da olduğu gibi Semsur’da (Adıyaman) da Alevi yurttaşlara yönelik provokatif yaklaşımlar içerisinde. Sokağa çıkan grupların kendilerine yönelik attığı sloganlardan rahatsız olan Alevi yurttaşlar, yine linç tehdidi barındıran yaklaşımlarından da tedirgin.

Sokağa dökülen bu grupların provokatörlük yaptığını belirten kentte bulunan Alevi kurum ve örgüt temsilcileri, yaşanan darbe girişiminden bizzat AKP Hükümeti’nin sorumlu olduğunu ve hükümetin bunu fırsat bilerek kendi rejimini kurma hevesi içerisine girdiği görüşünde.

‘Demokrasi nöbeti’ adı altında çetevari yaklaşımlar var

Darbe girişiminin halk tarafından kabul görmediğine işaret eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube Başkanı Mahmut Yapıcı ise, Aleviler olarak her türlü darbeye karşı demokrasiden yana olduklarını vurguladı.

Ancak Alevi mahallelerinde motosikletli gurupların ‘demokrasi nöbeti’ adı altında çetevari sloganlar attığını paylaşan Yapıcı, bu durumun ister istemez kendilerini tedirgin ettiğini ifade etti. Yapıcı, yaşanan bu durum nedeniyle kaygılı olduklarını dile getirip, bu kaygılarının ciddiye alınmasını istedi.

‘Tutuklanan general, hakim ve savcıların bu kadrolara gelmesinde AKP’nin imzası var’

Aleviler olarak tarihten bu yana zalimlere ve zulümlerine karşı mücadele ettiklerini vurgulayan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Şube Başkanı Nusret Tunç, bu güne kadar zalimlere, zulümlere ve diktatörlere pirim vermedikleri gibi bugün de vermeyeceklerini söyledi.İnançları gereği demokrasinin gelmesi için her türlü mücadeleyi vereceklerini dile getiren Tunç, bugün yaşananların tek sorumlusunun ise siyasi iktidarın bizzat kendisi olduğunun altını çizdi. Tunç, bunu da şu sözlerle açıkladı: “Çünkü AKP kadroları 14 yıldır bu ülkeyi yönetiyorlar. Şu an gözaltına aldıkları, tutukladıkları general, hakim ve savcıların bu kadrolara gelmesinde AKP’nin imzası vardır.”

Hükümetin yaşananlardan ders alıp artık demokrasiden yana tavır alması gerektiğini de söyleyen Tunç, ancak bunun yerine sokağa salınan provokatörlerin ilk hedefinin Aleviler, solcular ve sosyalist kesimler olduğuna işaret etti.

Tunç, bu tehdidin çatışmalara yol açmaması için çaba gösterip, kitlelerini duyarlı kılmaya çalıştıklarını kaydetti.

Alevi örgütleri Ankara’da olağanüstü toplanıyor

Alevilerin çatı örgüt olan ABF, Türkiye’nin tüm bölgelerindeki bileşen ve başkanlarını Ankara’da olağanüstü toplanmaya çağırdı.

Darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin çağrısıyla sokaklara çıkan güruhun Alevi mahallelerine saldırması, Alevi örgütlerini hareket geçirdi. 200’den fazla Alevi örgütünü içerisinde barından Alevilerin çatı örgütü Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) tüm başkan ve bileşenlerin Ankara’da toplanmaya çağırdı.

Ajansımıza bilgi veren ABF Genel Başkanı Baki Düzgün, 2 gün sürecek toplantılar gerçekleştireceklerini ve yeni döneme dair Alevilerin pozisyonu belirlemek istediklerini söyledi.

“OHAL kararı ardından bizde olağanüstü toplanma karar aldık” diyen Düzgün, toplantıların ana gündeminin Alevilere yönelik saldırılar, OHAL süreci ve muhaliflerin ortak pozisyonu olduğunu söyledi.

Düzgün, Alevi toplumuna yönelik saldırılara karşı kendi önlemlerini alacaklarını ifade etti.

Düzgün, şunları söyledi: “Kürt illerinde zaten fiili OHAL vardı. Bunu Türkiye’ye yaygınlaştırmak istiyorlardı ve şimdi yolunu buldular. Böylelikle muhalif kesimleri kontrol altına tutmak istiyorlar. Cadı avını başlatacaklar. Biz demokrasi, özgürlük ve barıştan yana tavrımızı koruyacağız. Bunların olmaması için Türkiye’de hiç bir neden yok.”