Ana Sayfa Blog Sayfa 6280

Alevilik SOS veriyor!

Aleviliğin yaşatıldığı yerler Alevi köyleri idi. Günümüzde Alevi köylerinin çok büyük bir kısmında Alevilik yok olma noktasına gelmiş.

Köylerde oluşturulan Cemevlerinin bir kısmı köy konağı şekline getirilmiş ki asimilasyonun dikkat çekmeden rahatlıkla yürütülmesine olanak sağlansın. Diğer Cemevleri ise Cenaze hizmetlerinin yapıldığı, yemeklerin (Lokma değil) yenildiği, Kuran okunan yerler haline dönüşmüştür.

Hakka uğurlama erkanlarının yerini Cenaze Namazı almış, Gülbanglar, Erkannameler yerine okuyanın da dinleyenin de anlamadığı, bilmediği Kuran okunmaktadır.

Kimi sözde Alevi Hoca (Alevilikte böyle bir görev ve unvan yoktur) Kuranı Türkçe okuyarak devrim yaptığını sanmakta ve yüksek sesle de bağırmaktadır. “Kuranı ve Fatiha suresini Türkçe okuyacağım..”

Bazı sade vatandaşlar da bundan mutlu oluyorlar.

Hakka Uğurlama Erkanlarında Kuran okunmasın, Erkanname okunsun denildiğinde birçok Alevi ayağa kalkmakta, “nasıl olur da Kuran okunmaz, adamı mundar göndereceksiniz..” demektedirler.

Son dönemlerde mahalle baskısından, Devlet politikasından,ekonomik sorunlarından olsun bu kadar kurana sahiplenmeye kalkışanların çok büyük bir kısmı bırakınız okunan Yasin suresinin ne anlama geldiğini bilmediklerini, el açıp amin dedikleri Fatiha suresini dahi büyük bir kısmı bilmiyor. Ellerini açıp sadece dudaklarını oynatıyorlar.

Elbette bilmemeleri kadar doğal bir şey yoktur. Çünkü Alevidirler, kendi inançları gereği okudukları Temennalar,Gülbanglar,Erkannameler vardır.

Ne yazık ki günümüz Alevilerinin büyük bir kısmı bunları da bilmemektedirler.

Bırakınız sade Alevi bireyleri, Alevi kurum yöneticilerinin çok büyük bir kısmı hem de üst düzey yöneticilerinin çoğunluğu Alevilikle ilgili bir şey bildikleri yoktur.

Cemevlerinin yöneticileri de dünyadan bihaber sadece “etrafımızda yabancılar var onlara karşı mahcup olmayalım” diye uzak illerden, kasabalardan sözde Alevi hocalar getirerek hizmet yürütmektedirler.

Bazı bölgelerde Erkanlarda Gülbang okunurken ellerini kalplerinin üzerine koyan insanlara garip garip bakmaktadırlar. Buda nereden çıktı dercesine.

Devletin yıllardır sürdürdüğü asimilasyon politikasına günümüz Alevi kurum yöneticileri sadece bir açıklama ile karşılık verdiklerini, durdurduklarını sanıyorlarsa kendilerini kandırıyorlar. Açılıştan açılışa koşarak, Televizyonlarda canlı telefon bağlantısı için sıraya geçeceğinize, protokolde yer yarışı yapacağınıza kurumlarınızla ilgilenin, üyelerinize gidiniz.

Kurumlarınızın büyük bir kısmı içi boşalmış mekanlar haline dönüşmüştür.

Pirler, Mürşidler taliplerine gitmeden (tamamı için demiyoruz) Cemevi dedeliği ile hizmet verdiklerini sanıyorlarsa onlar da hem kendilerini kandırıyorlar hem de yola ihanet ediyorlar.

Taliplerini gidip adreslerinde, yerlerinde, köylerinde görmeyen, sorunlarını dinlemeyen, ikrarını alıp görgüden geçirmeyen dedelere de söylenecek söz vardır.

Ey Pirler/Anabacılar, Mürşidler sizlere rica ediyoruz ne olursunuz önce sizler yılda bir defa görgüden geçiniz, ailenizle, taliplerinizle barışık olunuz ve sonra da taliplere giderek yukarıda sıraladığımız sorunları gidererek Cemler yapınız, eğitimler veriniz.

Ey Alevi entellektüelleri oturduğunuz yerden mangalda kül bırakmamaktansa sokağa çıkınız, köylere,mahallelere gidiniz, Alevi köylerinize gidiniz. Yaşananları yerinde görünüz.

Alevilikle ilgili yazacaklarınızı bizzat insanların kendilerinden dinleyerek öğrenin ve yazın.

Köydeki Alevilerin çok büyük bir kısmı Alevilikte Yol nedir, erkan nedir?

Dört kapı kırk makam ve Rıza Şehri hakkında hiçbir bilgileri yoktur.

Şehirlerde yaşayanların bir kısmı hiç olmaz ise arada bir panel yada söyleşilere giderek bazı konuları öğrenmeseler de duyuyorlar, köylerde bunlar da yoktur.

Talip topluluğuna da söylenecek çok söz vardır.

Uyumayın, uyutulmayın. Davanıza, inancınıza sahip çıkınız. Bu inanç gerici, bağnaz, tutucu bir inanç değildir. Bir Doğa inancıdır.

Hakkın insanın kendisinde tecelli ettiğini, herşeyin doğadan oluştuğunu kabul eden ve bilime ters düşmeyen bir inançtır. Ne yazık ki sahiplenilmediğinden birileri eline geçirmiş ve istediğini ilave ederek Aleviliği Alevilik olmaktan çıkartmışlar.

Alevilik SOS (ESOES) vermektedir. Bitmek üzeredir.

Duyarlı talip topluluğundan bir isteğim vardır.

Yapılan cemlere mutlaka katılınız. Yukarıda sıraladığım gerekçeleri yerine getirmeyen

Başta Pirlerden, Mürşidlerden, Kurum yöneticilerinden, yazarlardan, aydınlardan davacı olun ve birlikte dara durun.

Bakalım o pirleri, mürşidleri ve kurum yöneticileri kim dardan indirecek.

Tüm duyarlı Alevileri göreve çağırıyorum. Davanıza sahip çıkın önce iç hukuku çalıştıralım, hesap verelim, hesap soralım.

Aksi halde çok geç kalmış oluruz.

Aşk ile.

15.07.2016

Britanya Alevi Federasyonu: Darbe İstemiyoruz, AKP Şeriatı İstemiyoruz!

Türkiye’nin Londra Konsolosluğu önünde, Alevi hedef alan saldırıları protesto eden Britanya Alevi Federasyonu “Darbe İstemiyoruz” dedi. AKP şeriatı da istemiyoruz denilen açıklamada, laik demokratik bir ülke istiyoruz dendi. İşte o açıklama;

Basına ve Kamuoyuna

Darbe İstemiyoruz! AKP Şeriatı İstemiyoruz!
Laik ve Demokratik Bir Ülke İstiyoruz!

15 Temmuz 2016 Gecesi yaşanan Darbe Girişimi, AKP tarafından fırsata çevrilmek isteniyor.

Bugüne kadar Türkiye’de uygulanan tüm askeri darbelerde en çok zarar gören kesimler, sosyalistler, emekçiler, Kürtler ve Aleviler olmasına rağmen AKP sürekli darbe mağduriyeti rolünü oynamıştır.

Diyanet işleri başta olmak üzere yıllardır ülkenin tüm kamu kurumlarına kendi propagandasını yaptıran AKP, 15 Temmuz gecesi tüm Camilerde Cihad çağrısında bulunmuştur. Sokağa çıkan AKP taraftarları Suriye’de cinayet işleyen IŞİD çetelerini aratmayan uygulamalarla asker, sivil demeden katliamlar yapmıştır. Yıllardır iktidar gücünü kullanarak Medya’yı kendi emrine alan AKP, 15 Temmuz gecesi sözde ‘muhalif’ Doğan medya gurubu dahil olmak üzere tüm basını AKP özel kanalları gibi kullanmıştır.

Erdoğan, daha önce sokağa çıkanları ‘hain’, ‘çapulcu’ ve ‘terörist’ ilan ederken 15 Temmuz gecesi tüm taraftarlarını sokağa çağırdı. Kendi iktidarı için hertürlü faşizmi uygulamaktan geri durmayan AKP daha gerici ve daha faşist bir döneme hazırlanıyor. İlk günden itibaren tüm yargı sistemini al aşağı etti ve kendi yargısını yani şeri düzenle yönenitelecek imamlardan ve diyanetten fetvalarla kararların alınacağı bir yargı sistemine hazırlanmaktadır.

Yargı ve güvenlik dahil tüm devlet sistemini AKP’nin memuru ve bekçisi haline getirmek için geren adımları gecikmeden atan AKP diktatörlüğü Ülkemizie darbe yapmıştır. Gerçek darbe 15 Temmuz akşamı girişimle değil 16 temmuz dan itibaren bunu fırsata çeviren AKP islami faşizmi tarafından yapılmıştır.

AKP yöneticileri, Türkiye’yi Işid anlayışı ile yönetmek istiyor. Bu anlayış başta Alevileri, laik ve eşitlikten yana olanları hedef almaya başlamıştır. Ülkemizi en kısa yoldan Suriye nin kaos haline çevirmek istemekteler.

Darbe girişimi yapanlar AKP’nin Şeriat özlemine katkı sunmuştur. AKP bu girişim aracılığı ile ‘Tekbir’ getiren gurupların kontrolünün kendisinde olduğunu ve istediği zaman halklar üzerinde baskı unsuru olarak bu gurupları kullanacağını göstermiştir.

Yıllardır din istismarlığından palazlanan AKP faşizmi, şimdi askeri darbe girişimini bahane göstererek herkesi kendi diktatörlüğüne mecbur ve biat etmeye hazırlanıyor.
Alevi Mahallelerine Yapılan Saldırıları Şiddetle Kınıyoruz!

15 Temmuz akşamı yapılan ve darbe girişimi olarak servis edilen bu kalkışma daha düne kadar aynı tabaktan beslenen Fettullahçılar tarafından yapıldığı iddia edilmesine rağmen, İslamcı sivil faşistler, AKP ve MHP gurupları, Alevi Mahallelerine giderek tehditlerde ve saldırılarda bulunmaktadır. Vali, Kaymakam, Polis ve asker nekadar yetkilivarsa bu çirkin saldırılara sessiz kalmayı tercih ediyorlar hatta söylemleri ile teşvik ediyorlar. Alevilere yapılan bu saldırılar karşısındaki sessizlik aslında sözde yaşanmış olan darbe girişimleri ya da danışıklı dövüş adına ne dersek diyelim sonuç olarak AKP faşizmine hizmet eden bu girişim bahane gösterilerek Alevileri, laik yaşam talep edenleri ve tüm aydınlıktan yana olanları bastırmak ve susturmak istemelerinin resmidir.

Malatya, Ankara, İstanbul, Antakya ve Maraş başta olmak üzere Alevilerin mahallelerine gelerek yapılan bu saldırı girişimlerini, hakaretleri, tehditleri şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Türkiye’de Aleviler ve tüm aydın çevrelere yapılmak istenen bu islamı faşist çete guruplarının baskıları karşısında gereken her mücadeleyi ortaya koyarak direneceğiz.

Aleviler Yalnız Değildir, Ne Askeri Darbe Ne de AKP Şeriatı, Çare Demokratik, Laik ve Eşit yurttaşlıktır.

Britanya Alevi Federasyonu

Haddini bilmemek…

Halkımız, iktidarın geliştirdiği, etnik arındırma politikalarına karşı ovasına, toprağına ve onuruna sahip çıkarak, direnmeye devem ediyor. Bu direnme muktedirlerin ve işbirliği içinde olanların kirli yüzünü deşifre ediyor. Çöp, çimento, termik santrali, HES’ler sonrası bölgemizi yaşanamaz kılmak isteyenler, şimdi de mülteci kampları adı altında cihadist, faşist çetelerin bölgeye yerleştirmeye çalışarak, bölgede kalan halkımızı da tehditle göçerterek, topraklarımızı gasp etmek suretiyle, alandaki varlığımıza son vermek istiyor.

Osmanlı’dan, Cumhuriyet’e ve günümüzde AKP şahsında somutlaşan Kürt Alevi düşmanlığı, kendisini Maraş’ta pervasızca ortaya koyuyor. “Cem yapmanıza tolerans gösteriyoruz, izin veriyoruz” denecek bir boyutta, tüm Alevileri hedefine koyan ve “kendi toleransıyla, izniyle” açıklayan bir zihniyetin sahibi olduğunu gösteriyor.

Alevilere bu toleransı istedikleri zaman göstermeyebileceklerine, istedikleri zaman ceme izin vermeyeceklerine işaret ediyor. “Hükümranlığı” altında sınırlarını kendisinin belirlediği bir yaşamdan başkasına fırsat verilmeyeceğini söylüyor. Maraş Katliamı’nın her yıldönümünde yaptıkları gibi, katillerin hassasiyetleri ile hareket ediyor. Katillerin korunup kollanması, beslenip saldırtılmasının provaları, yerleşkeleri yapılıyor.

Siyasi ahlaksızlığı, sorumsuzluğu, pervasızlığı sergiliyor. İktidarın kışkırttığı saldırganlığın ardına sığınıyor. İktidarın ataması, ağzına geleni söyleme hakkı olduğunu sanıyor.

Terolar’daki kamp ve kampla birlikte geliştirilmek istenilen organize sanayi bölgesi için hiçbir hukuksuzluktan kaçınmayacağını söylüyor. Korkuyu derinleştirmek, ürkekliği artırmak ve işbirlikçiler aracılığıyla da toprakların el değiştirmesini hedefliyor. Direnişin dalgalandığını, kontrolünden çıktığını görüyor. Topluma ayar çekmeye, direnişi olduğu alanda tutmak suretiyle lokalleştirmeye çalışıyor.

Haddini aşıyor…

Bugün Terolar’da yaşatılan ve Çiğli, Çınarlı, Fituşağı arasında devlet eliyle geliştirilen oyun siyasal bir saldırganlıktır. Alevi yerleşim alanlarının ortasına Sünnileri, Kürt yerleşim alanlarına Arapları yerleştirme politikası sonuçları ağır olacak bir saldırganlığı örgütlemektedir.  Çatışma gerginlik ve savaş vaat etmektedir.

Kültürel, sosyal değerlerin ortadan kaldırılmasını, bölgesinde, toprağında yok olmasını hedeflemektedir.

Bunun için siyasal sistemle hesaplaşmayı göze almayan, sorunu Suriyeli mülteci, ticari kar üzerinde okuyanlar AKP’nin sübjektif ajanları durumuna düşmektedirler. İşbirlikçi bir pozisyonda durmaktadırlar. Kimileri de derin devlet mekanizmasının parçası olarak, devleti alanda, özellikle Kürt Alevi kesimi içinde yeniden örgütleme misyonuyla hareket etmektedir.

Ağacın kurdu, kendisinden olur!

Terolar’daki bu yeni saldırı, tehdit, özellikle son günlerde gündeme gelen “Organize Sanayi Bölgesi” kapsamında kamulaştırılmak isteyen toprakların satışının engellenmesine yönelik halkın tepki göstermeye ve buna karşı örgütlenmeye başladığı bir sürece tekabül ettirilmiştir. Halkımız, “toprağımız namusumuzdur” diyerek, satışların durdurulması kampanyası başlatmıştır. Maraş Girişimi bu kampanyanın başını çekmekte, halkı, topraklarını satmamaya çağırmaktadır.

Termik santrallerine, HES’lere karşı başlatılan mücadeleye destek için Maraşlıların, ülkede ve yurtdışında harekete geçtiği bu süreçte, Terolar şahsında direnişe geçen halkımıza, “devletin karşısında bir şey yapılamayacağının” gösterilmesi gibi bir hedef ile üzerine gidilmektedir. Eksiklikler ve zafiyetlerin derin olduğu alandan başlayarak, korku, sindirme ve çaresizliği dayatmak istemektedir. Muhtarlarımız uğursuz bir röle doğru çekilmek istenmektedir.

Tüm bunlara karşı, devletin inkârcı, tekçi ve asimilasyonu amaçlayan bakış açısını hedef alan bir karşı duruş şarttır. Maraş Alevisi’ne cemi lüks bulan, iznine tabi kılan zihniyet, Türkiye’yi yöneten zihniyettir. Bu bakış açısı tüm Aleviler için geçerlidir.

Böylesine bir saldırganlık karşısında herkesin sessisini yükseltmesi, Alevi Kurumları başta olmak üzere tüm devrimci, demokrat, yurtsever kesimlerin hareket geçmesi gerekmektedir. Durum sadece bir alan meselesi değil, tüm demokratik kazanımları, örgütlenmeleri ve birlikte yaşamı hedef alan bir saldırganlıktır.

Bugün yapamadıklarımız, yapmadıklarımız gelecekte ölüm, gözyaşı olarak bizlere dönecektir.

Herkesi Maraş’ın sesine, ses vermeye çağırıyoruz…

Devrimciler her türlü darbeye karşıdır…

Türkiye dün gece bir darbe girişimine sahne oldu. Yaşananlar bunun bir senaryodan öte olduğunu gösteriyor. Eğer Fetullahçılar yapmışsa ABD’nin onayı var demektir.

Ancak darbelerle büyümüş kuşağın bir temsilcisi olarak şunu söyleyebilirim ki, böylesi bir darbe girişiminin dünyada eşi benzeri yoktur. Ülkenin sadece iki büyük şehrinde darbeciler sahneye çıkmış, sadece Genelkurmay başkanı rehin alınmıştır. Oysa darbe mevcut hükümete karşı yapılıyordu ama her nedense bir tek hükümet yetkilisi bile darbecilerce gözaltına alınmamıştı.  Hükümet üyeleri kanal kanal dolaşıp sözde halkı sokaklara çağırıyordu. İnsan böylesi bir durumu anlamakta zorlanıyor.

Öte yandan birkaç gündür kayıp olan ve geçmişte insanları sokağa çağıranları terörist gören Erdoğan sahneye çıkıyor ve ilk işi halkı sokağa çağırmak oluyordu. Bütün bunların tesadüf olduğu düşünülebilir mi? Bilemem.

Erdoğan zora düşünce terör diye lanse ettiği halkı sokağa çağırma yöntemine başvurdu. Halkı iktidarı ve devleti savunmaya çağırdı. Halkın bir kısmı bu çağrıya uydu. Teslim olan askerler saldırıya uğradı. Birinin başı kesildi. Halk denilen güruh Şeriat sloganları atıyordu.

Bu darbenin önlenmesi elbette iyidir. Ancak Erdoğan bu durumu kullanacağını hemen belli etti.  Kendisine göre Artık AKP’nin istediği yeni anayasa, başkanlık ve benzeri emellerinin yolu açılmıştır.

Kürtler, devrimciler, işçiler, emekçiler ve Aleviler açısından darbeciler de, onu önlediğini söyleyen AKP’de aynıdır. Her durumda bu toplumsal kesimler hedefte olacaktır. Askeri ve sivil istihbaratın böylesi bir girişimden habersiz olduğuna inanmak da saflık olur.  Ancak her nedense en azından şu ana kadar bu zaafiyetin gerekçeleri hiç dile gelmezken, varsa yoksa darbe girişimi engellendi söylemi hep öne çıkmaktadır.

Elbette her demokrat, her devrimci, her insan hakkı savunucusu nereden ve kimden gelirse gelsin darbelere karşıdır. Çünkü darbe demek cunta demektir, diktatör demektir. Her darbe her ne kadar kendisi dikta getirecek olsa da, yıkmak istediği ya da iktidardan uzaklaştırmak istediklerini diktatör, baskıcı, yolsuzluğa bulaşmış vs gerekçelerle suçlar. Zaten hiçbir darbe demokrasinin içselleştiği toplumlarda gerçekleşmez. Yani Türkiye’deki mevcut iktidar da öyle söylendiği gibi demokrat değildir ve demokrasiyi değil, kendi iktidarını kurtarmak için sokaklara inmiştir.

Darbecilerin acemiliği ise onların işlerini kolaylaştırdı. Şimdi Erdoğan bir de demokrasi kahramanı oldu.  Darbeciler, Mecliste, Binali Yıldırımın odasını vuracak kadar ince (!) hesap yapmışlar  ama her nedense bir tek hükümet üyesini bile tutuklamamışlar.

Biz 12 Eylul darbesini, Demirel, Ecevit, Erbakan’in Zincirbozan’da derdest edilmesinden, TRT’nin ele geçirilmesinden, her şey bittikten sonra, sabahın saat 5’inde Hasan Mutlucan’dan öğrenmiştik.

Adına darbe denilen bu girişim Erdoğan için gerçekten “ tanrının yüce bir lütfu oldu. Erdoğan’ın her şeyi tamamdı. İlk seçilmiş cumhurbaşkanıydı, ak sarayın kara sultanıydı, halkın yarıdan fazlasının oyunu almıştı. Şuşimdi de bu ünvanlarına bir de “demokrasi kahramanı” unvanı eklendi. O da tamam oldu (!)…

Darbecilere gelince sanki son şanslarını kullanır gibi acemice davranmışlardı. Devirmek istediklerine dokunmamışlardı. Ele geçirdikleri TRT’yi bile koruyamamışlardı. Ve okudukları bildiride hiyerarşi içinde bir yapı olmadıkları hemen anlaşılıyordu. Adına “Yurtta Sulh Konseyi”  dedikleri yapının kimlerden oluştuğunu bile açıklayamadılar. Çünkü başaracaklarına inanmıyorlardı. Nitekim onları destekleyenler onar onar teslim oldular.

Umarız Erdoğan durumdan vazife çıkarmaz ve ülkenin içinde bulunduğu sorunları çözmeyi kendi şahsi emellerinin önüne alır.

 

Alevilere silahlar ve bıçaklarla saldırı

Malatya Paşaköşkü Mahallesi’nde AKP’lilerin mahalleye silahlarla ve bıçaklarla saldırdığı öğrenildi. Paşaköşkü Camii’sinin çevresindeki sokaklar polis tarafından tutulurken yurttaşların gerici saldırıyı püskürttüğü öğrenildi.

Alevi yurttaşların yoğun yaşadığı Malatya Paşaköşkü Mahallesi, AKP’lilerin hedefinde.

Dün gece denenen provokasyon girişimlerinin ardından mahalleye silahla saldıran AKP’liler, yurttaşlar tarafından püskürtüldü.

soL’un edindiği bilgilere göre önce silahla saldıran ve mahalleliler tarafından kovulan AKP’lilerin daha sonra da bıcaklarla saldırı girişiminde bulunduğu öğrenildi.

Paşaköşkü Camii’sinin çevresindeki sokakların polis tarafından kuşatıldığı öğrenilirken halk caminin önünde bekliyor. AKP’lilerin saldırmaya çalıştıkları da gelen bilgiler arasında.

Veli Ağbaba Malatyalı Alevileri AKP’lilere karşı uyardı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya halkına çağrıda bulunarak, provokasyonlara gelmemeleri yönünde uyarıda bulundu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, darbe girişiminin ardından Malatya’da yapılan kutlamalarda provokasyon oluşturmak isteyen kişi ve gruplar olduğunu belirtti. Ağbaba, “Özellikle Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde geçen konvoylarda bazı art niyetli provokatörler çevre halkına yönelik sloganlar atarak çeşitli sataşmalarda bulunmakta, buralarda olay çıkarmaya çalışmaktadır. Ancak halkımızın sağduyusu, şimdiye kadar üzücü bir olayın olmasını engellemiştir. Darbe girişimine karşı barışçıl kutlamalar yapmak elbette ki herkesin demokratik hakkıdır. Ancak bu hakkı kullanırken, başka insanların hayatlarını hedef alacak hareketlerde ve kışkırtmalarda bulunmaya kimsenin hakkı yoktur. Başta Malatya Emniyet Müdürlüğü olmak üzere tüm ilgili birimler, provokasyon oluşturmaya çalışan kişileri tespit edip gerekli yasal işlemleri yapmalıdır. Yaşanabilecek tüm olaylardan Malatya Valiliğinin sorumlu olacağı bilinmeli, devletin ilgili birimleri halkımızın can ve mal güvenliği için gerekli önlemleri almalıdır. Nitekim dün Malatya’da, sokaklarda vatandaşlarla ve esnaflarla yaptığım görüşmelerde de halkta bir tedirginlik olduğu tarafıma iletildi. Bunun üzerine Malatya Emniyet Müdürü ile yaptığım görüşmede durumu ileterek gerekli tedbirlerin alınmasını istedim. Malatya halkına çağrıda bulunuyorum. Kutlamalara katılan vatandaşlarımızın kışkırtıcılık yapan art niyetli kişilere itibar etmeden barışçıl yollarla gösterilerini yapmaları ve halkın hiçbir kesiminin hedef haline getirilmesine izin vermemeleri büyük önem taşımaktadır. Sokak gösterilerini iç çatışma ve kaos oluşturmak için kullanmak isteyen karanlık odakların oyununa hiç kimse gelmemelidir” diye konuştu.

Alevilerden suç duyurusuna ilk tepki: DAD ‘Aleviler yalnız ve savunmasız değildir!’

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara’da Alevi örgüt başkanlarına karşı suç duyurusu ve bu nedenle ifadeye çağrılması nedeniyle bir basın toplantısı düzenledi.


Alevi Örgütlerinin Genel başkanları basın yoluyla halkı etnik ve mezhebi kimliklerine göre ayrıştırıcı ve diğerlerine karşı nefret söylemiyle tahrik ettiklerini iddia ederek suç duyurusunda bulunulması nedeniyle ifadeye çağrıldı. ABF Genel Başkanı Baki Düzgün, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, DAD Ankara Eşbaşkanı Murat Işık suç duyurusuna istinaden ifadeye çağrılan isimlerdi. 

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Mülkiyeliler Birliği salonunda Alevi örgüt başkanlarına karşı suç duyurusu ve bu nedenle ifadeye çağrılması nedeniyle bir basın toplantısı düzenledi. DAD yaptığı açıklamada; ‘’AKP, yandaş kuruluşlarıyla Alevi kurumlarını ihbar ediyor, hedef gösteriyor. Bu tutumu kınıyor ve protesto ediyoruz.’’ dedi.  Açıklamaya Ankara Dersimliler Derneği, İHD, TUHAD FED başta olmak üzere STK temsilcileri destek verdi.

Alevilerin yaşadığı coğrafyada demografik yapıyla oynanıyor.

Basına açıklamayı Ankara Demokratik Alevi Derneği Eş başkanı Songül Çelik yaptı. Songül Çelik açıklamada ‘Çeşitli ülkelerde devlet adına örtülü faaliyetler yürüten İMKANDER adlı bir kuruluşa Alevi kurumları ihbar ettirilerek, itibarsızlaştırmak ve kriminalize edilmek isteniyor.’ dedi. Çelik; Mültecileri, Alevi yerleşim alanlarının içerisine yerleştirme planlarını, Alevileri azınlık durumuna düşürme, göçertme ve suni kemer oluşturma girişimi olarak düşünüyoruz diyerek ‘Kürt ve Alevi coğrafyasında toplumsal mühendislik çalışmasının yürütüldüğünü ve Demografik yapıyla oynanmak istendiğini göstermektedir. ‘diyerek  Torelor’a dikkat çekti.

Yargı önüne çıkarmak Alevi toplumunun öfkesine sebep olur.

DAD Ankara Eş Başkanı Songül Çelik; ‘Devletin bu güne kadar Alevilerle ilgili politikası, Alevilerin katli ve asimilasyonu üzerine oturtulmuş, bu sebeple Aleviler sayısız katliam ve göçertilmeyle karşı karşıya kalmıştır. Aleviler tarihsel yaşanmışlıkları çabucak unutacak kadar balık hafızalı değillerdir.’ Dedi. Alevi toplumunun bu durumu kabullenmeyeceğini belirten Çelik; ‘ Bütün bu yaşananlar ortadayken AKP; yandaşı bir kurum üzerinden Alevi örgüt yöneticilerini yargı önüne çıkartmaya çalışması, Alevi toplumunun ancak öfkesine sebep olacaktır. ‘ diye belirtti.

Aleviler yalnız ve savunmasız değildir !

AKP Hükümetinin Alevi coğrafyasını Sünnileştirme politikasına destek olmak için, Alevi kurumlarını hedef aldığı ve hakkımızda suç duyurusunda bulunduğuna kuşkumuz yoktur. Demokratik Alevi Dernekleri olarak, AKP Hükümetini uyarıyoruz.

Aleviler yalnız ve savunmasız değildir. Asıl yargılanması gerekenler bizleri yaşam alanlarımızdan ocaklarımızdan, ziyaretlerimizden, koparmak isteyen, bizleri coğrafyamızda azınlık durumuna düşürerek, toplumsal mühendisliğe soyunanlardır.

Alevi örgütleri hakkında suç duyurusunda bulunan İMKANDER kimdir?

Açıklamada İMKAN DER hakkında: ‘2009 yılında kurulmuş bir dernektir. Kafkasya, Suriye, Irak, Afganistan, Filistin, Filipinler, Keşmir ve Somali gibi pek çok ülkede, yardım amacıyla kurulduğu internet sayfalarında belirtilse de, İMKAN DER Kafkasya da yürüttüğü faaliyetler nedeniyle Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet edilmiş bir örgüttür. Ayrıca İMKAN DER’in Türkiye Cumhuriyeti’nin Rusya karşıtı faaliyetlerinin bir aracı olduğu örgütle ilgili bir başka iddiadır. Alevi örgütlerine suç duyurusunda bulunulan İMKAN DER’in marifetleri bunlarla da sınırlı olmadığı; Suriye de insani yardım dağıtma adı altında örtülü faaliyetler yürüttüğü de bilinmektedir. Bir yardım kuruluşundan çok uluslararası alanda devlet adına örtülü operasyonlar yürüten dernek bu sebeple BM gündemine de girmiştir. ‘ diye bilgi aktarıldı. Basın toplantısı açıklamanın ardından sona erdi.

hç /Alevinet

Demirtaş’tan Alevi kurumlarına ziyaret: Birlikte mücadelenin önemini ortaya koydunuz

Demirtaş’tan Alevi kurumlarına ziyaret: Birlikte mücadelenin önemini ortaya koydunuz – Gerçekler karanlıkta kalmayacak – Özgür Gündem – Özgür Gündem

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Alevi kurumlarına yaptığı ziyaretle birlikte mücadelenin gerekliliğine dikkat çekerek, ‘Bu dönem tam olarak bütün sorunları çözmüş olmayabiliriz ama demokrasi güçlerinin ülkemizde adil ve eşit bir şekilde özgürce yaşama inanan bütün güçlerin birlikte mücadele etmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koydunuz’ dedi

HABER MERKEZİ – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki HDP heyeti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nu (ABF) ziyaret etti. HDP milletvekilleri Müslüm Doğan, Alican Önlü ve Ferhat Encu’nun yanı sıra bazı MYK üyelerinin eşlik ettiği Demirtaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kalkan ve yönetim kurulu üyeleri ile ABF Genel Başkanı Baki Düzgün ve federasyon yöneticileriyle araya geldi. Demirtaş, buradaki konuşmasında sivil toplum örgütlerinin sadece temsil ettikleri kesimler yerine toplumun genelinin sorunlarına duyarlı olması gerektiğini ifade etti. AKP’nin 14 yıllık iktidarı boyunca mezhep, etnik kimlik üzerinden bir kamplaştırma yarattığını kaydeden Demirtaş, yaratılan bu kampın AKP’yi oy itibariyle yeterince beslediğinden dolayı bu alanın dışında kalan hiç kimseyi yurttaş diye kabul etmediklerine dikkat çekti.

Birlikte mücadelenin gerekliliği

Demirtaş, Alevilerin kurumlarının yürüttüğü eşit yurttaşlık mücadelesinin hem kamplaşmayı gidermesi, hem de iç çatışma tehlikesinin giderilmesi açısından önemli çalışmalar olduğunu da vurgulayarak, şöyle devam etti: “Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği kentlerle ilgili olarak duyarsız kalmadınız. Alevi toplumunun bu dönemde Alevi örgütlerinin öncülüğünde göstermiş olduğu duyarlılık takdire şayandır. Bu dönem tam olarak bütün sorunları çözmüş olmayabiliriz ama demokrasi güçlerinin ülkemizde adil ve eşit bir şekilde özgürce yaşama inanan bütün güçlerin birlikte mücadele etmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koydunuz.”

‘AKP halktan özür dilemiyor’

AKP’nin iç barış konusunda herhangi bir projesinin hiçbir şekilde gelişmediğini kaydeden Demirtaş, “Putin’den rahatlıkla özür dileyebiliyor. İlk etapta büyük şovenist bir kahramanlık duygusuyla karşıladılar ama şimdi özür dileniyor. Fakat kendi ülkesinde kendi emriyle katledilen gençlerle ilgili ne ailelerinden ne kendilerinden bir özür dilenmedi. Ülkenin Alevisinden, Kürdünden özür dilemek aklına gelmiyor. Kendi iktidarları sürecinde ağır baskılar görmüş kesimlere en ufak bir barış mesajı, küçük bir yumuşama mesajı bile vermiyor. Çünkü kamplaştırma siyaseti oy olarak besliyor. Bunu yaptık oylarını yükselttiğini düşünüyor. Gerisi umurunda değil” diye konuştu.

‘Bu AKP politikalarına hizmet eder’

AKP gibi kamplaştırma siyaseti güdemeyeceklerini söyleyen Demirtaş, bunun AKP’li politikalarını istemeyerek desteklemek olacağını, buna karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Demirtaş, şunları söyledi: “Aleviler, Türkiye’de ötekileştirilen en büyük kesimden birisidir. Tarih boyunca katliamlara uğramış, zulüm görmüş, halihazırda da AKP iktidarı boyunca da ikinci sınıf yurttaş muamelesi görmekten kurtulamamış çok büyük bir kesimden söz ediyoruz. Ama bu baskılara rağmen bir düşmanlık dili ve düşmanlık siyaseti üretmemiş bir Alevi toplumundan bahsediyoruz. Bu saldırılar karşısında boyun eğmemiş fakat kendisini hedef gösterenleri de düşman ilan etmemiş. Onların örgütleri de bu ilkeler çerçevesinde demokrasi mücadelesine büyük katkılar sundu.”

‘Barış için aktif rol oynayacağız’

Alevilerin tek bir sorunu olduğunu, bunun da “barış” olduğunu vurgulayan PSAKD Genel Başkanı Gani Kalkan ise, “Bu ülkeye barış getirmezseniz, bu ülkenin her yanına cem evi kursanız dahi gidecek insan bulamadığınız için bir anlamı yok. Bu ülkede barışın tesisi noktasında Alevi örgütleri olarak elimizden geldiği kadar bu sürece destek vereceğiz. Barış dilinin batıda yükseltilmesi konusunda bundan sonraki süreçte daha aktif rol oynayacağız” diye konuştu.

‘AKP’ye güvensizlik var’

Kalkan’ın sözlerini noktalamasının ardından ise Demirtaş, ziyaretlerini takip eden gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı. Suriyeli mültecilere vatandaşlık tartışmaları ve bunun Kürdistan nüfusunun demografik yapısıyla oynamak amacıyla yapılmak istenmesi tartışmalarına ilişkin ise Demirtaş, bu konunun tartışmanın bu kadar sağlıksız yürümesinin nedeninin AKP’ye olan güvensizlikten kaynaklandığını ifade etti. AKP’ye oy vermesi tahmin edilen kişilerin seçilip vatandaşlık verileceğini ve söz konusu bölgelerin demografik yapısının değiştirilmesinin hedeflendiğini ifade etti. “Bu meseleye ırkçı yaklaşanlar da var. Ama bizim hassasiyetimiz bu değil. Dikkat çekmek istediğimiz husus vatandaşlığa geçişin hukuki kuraları var. Buna göre başvuranları başka kriter aramaksızın vatandaşlığa kabul edeceksiniz. Mezhebine, siyasi görüşüne, kimi oy verip vermeme durumuna bakarak vatandaşlık veremezsiniz. AKP bunu yapmak istiyor. Kriterler AKP’ye oy vermek mi?” diye soran Demirtaş, bu konuda Göç Bakanlığı’nın kurulması ve bunun da etkili sivil toplum örgütleriyle koordineli çalışması gerektiğini kaydetti.

‘Psikolojik savaş yöntemi’

HPG Komutanlarından Dr. Bahoz Erdal’ın “öldürüldüğü” yönünde ortaya atılan ve Erdal’ın açıklamalarına rağmen halen sürdürülmek istenen yalanın yöneltildiği Demirtaş, “Ortada Bahoz Erdal sorunu yok, ismi Kürt sorunu var. Bahoz Erdal’ı da ortaya çıkaran Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmeden bin tane Bahoz Erdal öldürsen çözemezsin. Sen bir tane Bahoz Erdal öldürürsen bin tane daha çıkıyor. Bunlar psikolojik savaş yöntemleridir” dedi.

‘Bu darbeye ‘hayır’ dedik’

Demirtaş’a MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün ifade vermesinin ardından yaptığı “herkes ifade vermeye gitmeli” çağrısı da soruldu. Demirtaş, Bahçeli’nin bu çağrısına ilişkin biz ‘işkenceyle ifade alıyorlar’ demedik. Mesele nezaket meselesi değil, mesele siyasetçilerin kabalığı. Ortada yargılama yok darbe var. Bunu mimarlarından biri de Bahçeli’dir. Buna evet diyenler tıpış tıpış gidebilir. Ama biz bu darbeye ‘hayır’ dedik. Bizim yargıya karşı saygısızlığımız yok çünkü ortada yargı yok. AKP’nin hukuk komisyonları gibi davranan, Cumhurbaşkanı ile çay toplamaya gidenler bizi nasıl adil yargılayacaklar” ifadelerini kullandı.

‘Gerekirse Meclis’i kilitleriz’

Bugün Meclis’te görüşülen iç tüzük değişikliğinin de sorulduğu Demirtaş, değişikliğin muhalefetin sesini kısmaya dönük olması durumunda kabul etmeyeceklerini belirtti. AKP’nin beklentisinin muhalefetin sesini kısmak ve tüm yasaları hızlıca çıkarmak olduğunu söyleyen Demirtaş, “Bunu önerecek her türlü içtüzük önerisine karşı çıkarız. Tek başlarına yapmaya kalkarlarsa parlamentoyu kilitlemeye kadar elimizden gelen her şeyi yaparız” dedi.

Demirtaş, buradaki ziyaretin ardından ABF’yi ziyaret ederek yeni seçilen Genel Başkan Baki Düzgün ve yönetim kurulu üyelerini tebrik ederek, basına kapalı bir şekilde bir görüşme gerçekleştirdi.

(DİHA)

Xece’nin Dersim Kefareti

Kişi toprağına benzer, köyünü, evine, insanına benzer. Gıdasını doğduğu mekânın sevdasından, acısından alır. Aynı Haydar Işık gibi. O, 1937’de Dersim’de “top, tüfek, mitralyöz gürültüleri içinde” dünyaya gözlerini açtı. Kendi deyimiyle “bu korku tüm çocukluğuma egemen oldu”. İlköğrenimini Nazımiye’de yaptı. Akçadağ Köy Enstitüsü’ne gitti. Muş ve Tunceli’de üç yıl köy öğretmenliği yaptı. Bursa Eğitim Enstitüsü’ne yazıldı. Nazımiye, Nallıhan ve İzmir’de ortaokul öğretmenliği yaptı. 1974’de Ege Üniversitesi Eczacılık Yüksek Okulu’nu bitirdi. Aynı yılın sonlarında Almanya’ya, Türkiyeli göçmen çocuklara öğretmenlik yapmak üzere gönderildi. Türkçe ders kitaplarındaki ırkçı, militarist, çağ dışı ve yanlış yanları içeren Almanca broşür ve makaleler yayınlandı. 1982 darbesinde vatandaşlıktan atıldı. Almanya’da yaşamak zorunda bırakıldı. O usanmadı, sevdasını yitirmedi. 37 yıl ayrı kaldığı memleketine 2015 yılında gidebildi.

Ve tabii ki toprağını yazdı.

“Dersimli Memik Ağa”

“Dersim Tertelesi”

“Şafağı Beklemeyeceğiz”

“Şerkoy’dan Sultan Selahaddin  Eyyubi’ye”

“Son Sığınma”

“Almanya’da Yitenler”

“Averik – Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı”

Ve  “Xece’nin Dersim Kefareti”

Tüm romanları, öyküleri ve yazıları Dersim oldu. Kendisi Dersim idi zaten.

Son kitabı bir kez daha Dersim’38 i hatırlatıyor. Işık, Xece’nin Dersim Kefareti romanında, doğduğu 1937 yılında “Teklik” paranoyasına düşen Sistemin Kürt-Kızılbaş Dersim halkına uyguladığı baskıları bir kız çocuğunun hikâyesi üzerinden anlatıyor. Diğer romanlarında olduğu gibi Haydar Işık, Dersimlilerin izini sürmeye devam ediyor. Sistemin Kürt-Kızılbaş Dersim halkına uyguladığı, Kürtlerin “Tertele” dedikleri, 37/38’den götürülen bir kız çocuğunun hayatını anlatıyor. Arevik ve Dersimli Memik Ağa kitaplarının ardından  Lis yayınlarından çıkan Xece’nin Dersim Kefareti  kitabı yazarın son romanı olarak raflardaki yerini almış bulunuyor.

Günümüzde Ezidi kadınlarına Şengal’de yaşatılan ve ellerimizin, gözlerimizin dediği gerçekliğin tarihte Dersim’de nasıl yaşatıldığını hatırlatıyor. Acının bu güne getridiği çocuklarına Dersimin çığlığını taşıyor Haydar Abi…

“Paşa Hazretleri seni görmek istiyor,” dedi. “Sorun çıkarma, memnuniyetini ifade et. Bunca pahalı giysileri sana o alıyor.” deyip aklınca cambazlıklar yaparken, kendisine: “Bana soran oldu mu?” “Olsun! Paşa seni güzel giysiler içinde görmek istiyor.”

Sonra koluma girerek merdivenlerden üst kata çıkarmaya çalıştı. Kolumu tutmuş, olanca kuvvetiyle yukarı çekerken canımı acıtıyordu. Elimden geldiğince karşı durduğum halde onu durduramıyorum. Tanıdığım o zavallı Ayşe gitmiş, yerine bir zalim gelmişti. İtiş kakış gürültüleri üzerine onun kapı önüne çıktığını görünce, gözlerim karardı, başım döndü, midem bulandı ve orada bir kolum Ayşe’nin elinde yere yıkıldığımı hatırlıyorum. Ayaklarım yere değmiyor, uçurumlardan düşüyordum.”

Diyordu kitapta Xece…

Haydar Işık’ın her bir parçası Dersim olan, Dersim kokan kitapları mutlaka kitaplığımızda olmalı ki, unutmayalım… Unutturmayalım… Eline, diline sağlık Haydar abi… 

Alevilikte lokma ve niyaz kültürü

Aleviliğinde bütün diğer inançlar gibi kendine özgü ritüelleri bulunmaktadır. Biz bu kısa yazımızda sadece Alevilikte Lokma ve Niyaz ritüellerini ele alacağız.

Alevilerde sofra,  ocak, yemek ya da lokma kavramları kutsallığa büründürülmüş ve tarihten günümüze yaşamımızın her aşamasında yerini almıştır.  Bu kavramlar kültürümüze geleneksel yöntemlerle; edebiyatımıza, geleneğimize, törenlerimize, inanç ibadetimize ritüel olarak girmiş ve halen de yaşamaktadır.

Bilindiği gibi Alevilerde Ocak kutsaldır. Ocak sadece yemek pişirilen yer olarak görülmez. Ocak aynı zamanda soy olarak kullanılan bir kavramdır. Bu açıdan Ocak asla söndürülmemesi gereken bir kutsal mekandır. Bu açıdan Alevilerde ocağa yemek artıkları atılmaz. Ocağa pislik atılmaz. Ocağın ateşi hiç söndürülmez. Eğer sönerse o evin başına felaketler geleceğine inanılır.  Alevilerde en büyük beddualardan biri de “ocağın sönsün” deyimidir.

Alevilerde Ocak aynı zamanda bir olgunlaşma, eğitilme yeridir. Geçmişte Alevi inanç erleri adına Ocak denilen bu okullarda eğitilerek yetiştirilirdi. Burada pişer, olgunlaşır ve ondan sonra toplumuna hizmet için görev verilerek gönderilirdi.

Yemek nasıl ateş yakılan bir ocakta pişerse, yani olgunlaşıp yenilecek hale gelirse; ham insan da bir Alevi Ocağında pişer, olgunlaşır.  Pişmek aynı zamanda olmaktır. Meyve yenilir hale gelince olmuş derler. İşte insan da Ocak’ta pişince olmuş, olgunlaşmış olur.

Aleviler değişik törenleri için lokma dağıtırlar. Lokmada amaç kimin ne getirdiğine bakılmaksızın, her canın getirdiğinin ortaklaşa yenilmesidir. Burada rızalık esastır. Çünkü Alevi toplumu bir rızalık toplumudur. Herkesten olanağına göre alır ve herkese ihtiyacına göre yeniden dağıtır.  Örneklersek, aşağıdaki törenlerin sonunda mutlaka lokma dağıtımı yapılır.

  1. Görgü: Cem’de, görgüsü yapılan canların verdiği lokmadır.
  2. Matem (Aşure): Matem orucu sonrasında verilen lokma.
  3. Düşkün Kaldırma: düşenlerin aklanması için Cemde verilen lokma.
  4. Birlik Ceminde verilen lokma.
  5. Dardan İndirme: Hakka yürüyen bir Can için verilen lokma.
  6. Musahiplik ceminde verilen lokma.
  7. Hızır orucu sonrası Hızır lokması
  8. Adak adayan canların verdiği lokma
  9. Ziyaretlere adanmış adakların lokması

Bunları daha da uzatabiliriz.  Burada esas olan hangi vesileyle bir araya gelmiş olursak olalım. Toplanmamın sonunda hep birlikte aynı sofraya oturmaktır.

Sofra kültürü

Sofrada, ocak gibi sadece yemek yenilen yer olarak düşünülmemelidir. Sofra, açılan bezi, inanç ve edebi ürünleri ile bir bütündür. Alevilerde sofraya kadın ve erkek birlikte oturulur.

Anadolu Alevilerinde gerek sofra, gerek yemekler ve yemek yeme şekilleri ile ilgili birçok inanç mevcuttur.

  • Yemek sofradan alınıp diz üzerinde yenmez.
  • Su tek yudumla içilir. Yudum yudum içilmez.
  • Alevi kültüründe sofra ve misafirin her ikisi de kutsaldır.
  • Yemek başladıktan sonra yemek yenilen yere misafirden başka kimse girmez. Sofraya davet edilir; ancak kimse yerinden kalkmaz ve selam vermez yemekten sonra hoş geldin denir.
  • Sofrada yemeğe başlarken sofranın üzerine el konur ve sonra dua edilir.

Sofra Duası:

“Bismişah…

Lokmalarınız kabul, muratlarınız hâsıl ola.

Yeyip yedirenler, pişirip getirenler ağrı, acı görmeye.

Dertlere derman, hastalara şifa ola.

Gittikleri yer gam ve keder görmeye.

Üçler, Beşler, Yediler, On İki kutsal Ocak Pirleri, Kırklar, bil  cümle erenler daima gönlünüzde ola.

Yiyene helal, yedirene delil ola.

Hak saklaya, Hızır bekleye.

Gerçeğe Hû…”

Yemek bitiminde ise Pir yine dua eder.

“Bismişah…

Bu gitti, yenisi gele.

Hak erenleri bereketini vere.

Yeyip yedirenler, pişirip getirenler ağrı acı görmeye.

Gittiği yerler gam ve kasavet görmeye.

Hizmet sahipleri hizmetlerinden şefaat bula.

Lokma hakkına, evliya keremine, cömertler cemine, gerçek erenler demine Hû…”

diye yemek dualanır.

Duadan sonra niyaz edilir ve pir bir lokma daha yer.

Anadolu ve Mezopotamya Alevilerinde ibadet amaçlı yapılan cem törenlerinin önemli bir bölümü lokma adı verilen yemeklere ayrılmıştır. Lokma bölgelere göre çeşitlilik gösterir. Genellikle bir kurban olacağı gibi içli köfte (Elbistan), kömbe (Sivas, Maraş, Malatya Çorum) gibi yiyeceklerde olabilir. Bunlarda kurban niyetine lokma olarak sunulur ve getirilen yiyecekler imece usulüyle hazırlanır. Hepsinin ortak adı lokmadır. Lokmalar gelen canlara dağıtılmadan önce dualanır.

Lokma Duası:

Bismişah…

Hizmetleriniz kabul ola.

Muratlarınız hâsıl ola.

Lokmalarınız, kurbanlarınız Pir Dergâhı’na yazılmış ola.

Anadolu Erenleri, Maraş’ta kesilen, Sivas’ta yakılan, zalime karşı kavgada ölen canlar yoldaşınız ola.

Emeğiniz boşa gitmeye.

Her zaman yüzünüz ak, imanınız pak ola.

Ömrünüz bereketli, yuvanız şen ola.

Dil bizden nefes Pir’den ola

Gerçeğe Hû…

Allah eyvallah

Özel Gün Yemekleri

Aşure:

Her yıl muharrem ayının onuncu günü yapılan bir yemektir.

İçine on iki çeşit malzeme konmasına dikkat edilir.

Bu ayda su içilmez, onun yerine ayran, hoşaf gibi yiyecekler alınır. Hz Hüseyin’in Kerbela da susuz bırakılmasının anısına.

Ölüm:

Alevi köylerinde genelde ölü evinde yemek yapılmaz. Elbistan’da ölü evinde üç gün yemek yapılmaz, komşular getirir. Buna sofralı gitme denir. Adana’da bu yedi gündür. Yedi gün, ölü evi yemek verir, buna ölü aşı denir.

Ölünün ardından yedisinde, kırkında, elli ikisinde yemek verilir, ayrıca aşure de yapılır.

Ziyaret:

Alevi ve Bektaşi kültüründe ziyaret adı verilen kutsallığına, ermişliğine, ululuğuna inanılan kişilerin, türbe, tekke, ocak ya da mezarlarında yemek vermek yaygındır.

Anadolu’da, Rumeli’de, Mezopotamya’da bu ziyaretlerden her yerde bulmak mümkündür. Elbistan Demircilik köyünde Teslim Abdal Ocağı vardır. Bu ocakta Teslim Abdal’ın mesti olduğuna inanılır ve bunu koruyup saklayan soya, ocaklar soyu denir. Bu ocakta sağaltmalar yapılır. Hastalığı olan kişi buraya kurbanı ile gelir.(Et, bulgur pilavı, ayran) Burada lokmalar yenir ve bir gece mestin olduğu odada yatılır.

Yemek tüm ev (ocaktaki) halkının, ocağa gelenlerin iştiraki ile yenir. Ocağın reisi dua eder. ’’El bizden sebep Allah’tan’’ diyerek mest üç defa hastanın sırtına sürülür.

Ziyaretler her yıl düzenli olarak ziyaret edilir. Adak getirenler hep birlikte kurbanlarını keser, getirilen lokmalar imece usulü hazırlanır ve kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç aynı sofrada birlikte yenilir.

Kızılbaş Alevilerde Tuz Kültürü:

Alevilerde tuz-ekmek-su kutsallığı olan, halkın yaşantısına birçok anlamda girmiş yiyeceklerdir. Tuzla ilgili Alevi ve Bektaşilere has inanç ve uygulamalar yaygındır.

Alevilerde tuz kutsaldır. Gerek günlük yemek kültüründe, gerek ibadet ile ilgili meydanlarda tuzun yeri çok önemlidir. Sofrada yemekten önce tuz tadılarak başlanır ve yine tuz tadılarak bitirilir.

Alevilerde ve Bektaşilerde tuz iki anlam içerir;

1.Her halin ile dengeli ol. Her işe hangi hal ile başlarsan o hal ile bitir.

2.Gözde faydasız gibi görünen şeyler özde birleşince faydalı olurlar, tat verirler. Soydum ve klor yalnız başlarına iki zehirdir. Oysa birleşeni tuz olur.

Maraş Elbistan (Kantarma- K.Yapalak) Alevilerinde cemde on iki kollu Horasan’dan beri var olduğuna inanılan cerağ vardır. Dede çerağı uyandırdıktan (yaktıktan) sonra, çerağın altına tuz koyar. Bu tuza ekmek batırarak şifa olsun diye yenir.

Alevi inancının temelinde bizi var edene, verdiği nimetlere sonsuz teşekkür ve minnet söz konusudur. Buda Alevilerin dualarında açıkça görülmektedir. Bunu irdelemek içinde aşağıda her gün sık sık gerçekleştirdiğimiz yeme etkinliğinin başlangıcı ve bitişinde Alevi öğretisine göre söylenen dualara bakmak yeterlidir.

Alevilikte Niyaz:

‘Niyâz’ Farsça bir kelime. Şiddetle isteme, ihtiyaç duyma, yakarma anlamlarına geliyor.

Eski Farsçada bir anlamı daha var o da ‘eksiklik’.

Dua ile eş anlamlı olarak kullanılıyor. Zira ‘dua’ Arapçada yardıma çağırmak, davet etmek anlamlarına haiz. Alevilikte niyaz aslında ikrar vermektir. İkrar da bir nevi salattır. İkrar verdik sözümüzden dönmeyiz deyimi Aleviler için yola söz vermektir. İlk niyazımızı bu yola girerek veririz.  Her erkanda da bu niyazımızı tekrarlarız. Niyaz tarihte katledilmiş Alevi inanç önderlerinin ismi geçtiğinde, ya da büyük Alevi ozanlarının adı geçtiğinde baş parmağımızı öpüp alnımıza götürülerek yapılır.

Birçok yörede Alevi canların elini göğsüne koyduktan sonra şehadet parmağını ağzına götürüp öperek yaptığı selamlamaya niyaz denilmektedir. Canlar Mürşidin, pirin, rehberin karşısında cemaline dönük olarak kıyam, rüku ve secde hareketleriyle niyaza niyaz eder. İbadethanemiz olan Cem evinde “kıble” aranmaz. Mürşidin, pirin ve rehberin oturduğu makam kıble olarak kabul edilir.

Çünkü biz Kızılbaşlar için, Rea Heq yolcuları için aslolan insanın cemalidir. Kamil insansız Hakk’ın bilinmemesi ve Hakk’a ulaşmak için İnsan-ı Kamile varmak gerektiği fikri tüm tasavvufi grupların ortak inancıdır. Dolayısıyla bütün mistik kurumlarda “Niyaz” en önemli erkanlardan biridir. Sözlük anlamına göre Niyaz yalvarma, dua demektir. Bizim yolumuzda Niyaz insana yapılır. Bazıları bizim bu davranışımızı insana tapma olarak algılamışlardır. Ancak atalarımız gerçeği de, tanrıyı da, Hüdayı da, Xade’yide hep İnsanı-ı Kamilde bulmuşlardır.

Pirlerimizin tarihteki deyişleri ile; “Şeriatın kıblesi Kabedir. Tarikatın kıblesi pirin cemalidir. Pirler canlı Kabe’dir. Marifetin kıblesi insanın özüdür. İnsanın Özü Hakk’tır. Hakikatin kıblesi her yerdir. Çünkü Hakk’ın nuru her yerdedir.”

Niyaz insanın cemaline yapılır. Ve esas niyaz da İnsan-ı Kamile yapılır çünkü Rea Heq yolcuları bilir ki;Tanrı İnsanda (İnsan-ı Kamilde) tecelli eder. Çünkü o ilahi ahlak sahibidir, nefsini yenmiş, vicdan sahibi, suret-i haktır. İbnü’l – Arabî’ye (1162-1240) göre, insan ezeli ve ebedidir ve alem onun vücuduyla tamam olmuştur.

İnsan İlahi Ruh’un parçasıdır, doğması ve ölmesi görünüştedir, insan her zaman vardı ve var olacaktır. İnsan-ı Kamil var oldukça evren korunmuş olacaktır; “Görmez misin ki, Dünya hazinesinin mührü olan insan-ı kamil o hazineden ayrılıp da mührü bozacak olsa, Tanrı’nın bu hazinede saklayacağı bir şeyi kalmaz. İçinde her ne varsa boşanır. Varlıkların bazısı bazısına karışır.” (Arabî, 1964, 10).

Hacı Bayram Veli (1352-1429), İnsan-ı Kamil Risalesi’nde Yaratıcının kamil insanı zahir ve batın olmak üzere iki yüzlü yarattığını belirtir. Batıni yüzü Hakk, zahiri yüzü Halktır. Birincisi vahdet (birlik) tir, ikincisi çokluktur. Kamil insan Hakk’ın gözüdür. Hakk aleme onunla bakarak rahmetini ulaştırır. O varlığın ruhudur. Beden ruhsuz ayakta duramadığı gibi, alem de bir nefes kamil insansız olamaz. Çünkü bütün eşyanın zuhur ve devamı kamil insanladır. Kamil insansız Hakk bilinmez.. O halde Kamil insana ulaşmak Hakk’a ulaşmaktır. Onu gören Hakk’ı görmüş, onu seven Hakk’ı sevmiş demektir. Ona itaat Hakk’a itaattir ve onun reddettiği Hakk tarafından da reddedilmiş demektir. Onun ilmi Hakk’ın ilmiyle aynıdır. Kısacası onun zatı Hakk’ın zatı, vücudu Hakk’ın vücudu, ilmi Hakk’ın ilmidir. Kamil insandan gayrı Hakk’a varış kapısı yoktur. Hakk bütün isim, sıfat ve tecellileriyle kamil insanın kalbine yerleşmiştir. O halde Hakk’ı isteyen kalbini Kamil insanın kalbine bağlasın… (Öztürk, 1989, 18-19)

Kendi özünü okuyabilen, değerini bilen ise İnsan-ı Kamildir. İnsan-ı Kamil, ideal / yetkin / evrensel bir insandır.

İnsan-ı Kamil’in temel amacı Hakk’a ulaşmaktır. Kaf dağına varınca Simurg’u arayan kuşlar nasıl kendilerini buldularsa Hakk’ı arayan İnsan-ı Kamil de, Hakikat kapısında kendisini bulur.

İnsan-ı Kamil Hakk’ın kapısıdır, Hakk’a onunla gidilir. İnsan-ı Kamil ile sohbet Hakk ile sohbet gibidir. İnsan-ı Kamil’in Hakk’ın Cemalinin aynasıdır.

İnsan-ı Kamil baştan ayağa aşk ve sevgiyle doludur. Sevgisi tüm insanlığa, aşkı Hakk’adır. Bizim Niyazımız insanadır ve de dolayısıyla Hakk’adır.  Bizim inancımızda kula kulluk da, Hakka kulluk da yoktur. Biz Hakkı severiz ve ondan dolayı niyaz ederiz. Niyazımız korkudan değil sevgiden ve saygıdandır.

Yararlanılan kaynaklar;

Adnan Demir Alevi – Bektaşilerde Yemek ve Sofra Kültürü makalesi

İsmet Zeki Eyüboğlu, Bütün yönleriyle Bektaşilik, Der Yayınları

Doç. Dr. Bedri Noyan;  Bektaşilik Alevilik Nedir? ANT/CAN yayınları

Haşim Kutlu, Yol Erkan Meydan, Yurt yayınları