Ana Sayfa Blog Sayfa 6283

Şifa Geleneği Sempozyumu sonuç bildirgesi

26-29 Mayıs tarihleri arasında Dersim’de gerçekleşen 2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi açıklandı. Tarımsal üretimde alternatif deneyimler, HES, baraj ve madencilik projelerinin durdurulması, Dersim’in ekolojik ve kültürel yapısının korunması, ve inanç merkezlerinin tescillenerek, açıklayıcı tabelalar yapılması bildirgenin öne çıkan başlıkları arasındaydı… .

 

26-29 Mayıs tarihleri arasında, Tunceli Arı Yetiştiriciliği Birliği ve Dersim Ekoloji Meclisi tarafından düzenlenen “2. Dersim’in Şifa Geleneği Sempozyumu”nun sonuç bildirgesi yayımlandı. Bildirgede altı çizilen konular arasında bölgenin ekolojik çeşitliliği, Alevi

inancı, kooperatifçilik, kültürel ve sosyal çalışmalar, alternatif mimari deneyimleri, şifa bahçeciliği ve ağaç aşılama, ceviz üretimi gibi çözüm yöntemleri vardı.

4 gün boyunca süren sempozyumun sonuç bildirgesinde Dersim çevre mücadelesinden avukatlar ve aktivistlerin vurguladığı talepler, doğa gezilerinin bölgenin tarihini yansıtabilecek bir kültürel formata taşınması ve rehberlerin eğitilmesi, özellikle baraj ve maden arama çalışmaları nedeniyle büyük tehdit altında olan arkeolojik alanlarda kazı çalışmalarına yoğunluk verilmesi, yerel yönetimlerin inanç yerlerine ve ziyaretlere bilgilendirici tabelalar yapması ve buraların tescillenmesini sağlaması, belediyelerin bölgelerinde bilinen ve kullanılan şifalı bitkilerle ilgili çalışmalara destek vermesi oldu.

Bildiride ayrıca, Belediyelerin kutsal mekanların sözlü tarihini derleyecek çalışmaları başlatması ve içinde yer alması, kutsal mekanların Erzurum Kültür Varlıkları Dairesi’nde tescillenmesi bir zorunluluk olarak vurgulandı.

Tilhöyük ve Ilıca köylerinin yükselen baraj suyu nedeniyle tehlikede olduğu vurgulanan bildirgede,  Kemah ve Hozat’taki 9 bin yıllık kaya mezarlarının da, arkeologların ilgisini ve kapsamlı çalışmaların yürütülmesini beklediği yazıldı.

Sonuç bildirgesini en dikkat çeken yanı da, ’38 katliamı kadar yıkıcı olan 1993 kayıplarının da anlatılarının toplanması ve ’93 döneminde yaşanan köy yakmalar ve göç sonrasında bölge insanının yaşadığı hak kayıplarının telafi edilmesi ve köye dönüş koşullarının sağlanması talepleri oldu.

Ayrıca, köye dönüş desteklerinin tartışmaya açılması, sosyal travmalarla başa çıkılmasının ve bir barışma sürecinin gerekli adımları olarak önemine dikkat çekildi.

Dersim’in Anadolu Çaprazı/Anadolu Diyagoneli üzerinde yer aldığı hatırlatılan bildiride, bu çaprazın Anadolu’da bulunan yaklaşık 4200 endemik bitki türünün önemli bir kısmına ev sahipliği yaptığı, dünyada bu tür özel alanların sadece 6 örneğinin olduğu; Bu nedenle, bu hat üzerinde, doğaya her çeşit insan müdahalesinin titizlikle gözden geçirilmesi gerektiği, planlanan tüm HES, baraj ve madencilik projelerinin iptal edilmesinin elzem bir durum olduğunun altı çizildi.

Dersim milletvekili Alican Önlü’nün TBMM’ye dağ keçilerinin ve Munzur ile Pülümür vadilerindeki endemik çeşitliliğin korunmasına yönelik bir önerge sunduğu, bunun mecliste dile gelmesinin Dersim açısından büyük önem taşıdığı aktarıldı.

Doğanın maruz kaldığı talanlardan birinin de kuşkusuz avcılık olduğu vurgulanırken,  “sadece turna, alabalık ve dağ keçileri gibi, Alevilikte kutsal kabul edilen hayvanların avlanmaları ivedilikle yasaklanmakla kalmamalı, tüm yaban hayvanları ve yaşam alanları korunmalıdır” maddesinin yanında bunun içinde Dersim’de avlanmayı tamamen yasaklayan bir yasanın mecliste gündeme getirilmesi ve Dersim’in Anadolu’daki yabani hayvanların özgürce yaşayabildikleri bir bölge olarak ilan edilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Matematik Çiftliği’nde ektiler pazarda sattılar

Urla’nın Bademler Köyü’nde 30 yıllık matematik öğretmeni Tufan Döleneken ve öğretmen eşi Handan Döleneken tarafından kurulan Matematik Çiftliği’nde eğitim gören çocuklar, çiftlikte kendi yetiştirdikleri sebze ve meyveleri Bademler Pazar Yeri’nde satarak ilk paralarını kazandı.

 

Matematiğin her alanda olduğunu anlatmaya çalıştıklarını söyleyen Döleneken, çocukların pazarda, evde ve her yerde matematiğin var olduğunu gördüklerini ifade etti.

Ezberci eğitim yerine matematiği sevdirerek eğitimi veren Matematik Çiftliği, verdiği bilimsel eğitimin yanı sıra eğitime gelen çocuklara peynir, yoğurt yapımı ve sebze meyve yetiştirme gibi hayatın her alanıyla ilgili eğitimleri de veriyor. Eğlenerek matematik öğrenmeyi sağlayan 30 yıllık matematik öğretmeni Tufan Döleneken, çocukların gerçekleştirdiği faaliyetin oldukça fazla ilgi gördüğünü söyledi.

Matematiği “kabusö olmaktan çıkararak eğlenceli bir oyun haline getirdiklerini ve bunun yanı sıra sebze meyve yetiştirme tekniklerini de öğrettiklerini ifade eden Döleneken, “Öğrencilerimiz yetiştirdikleri ürünleri Bademler Pazar’ında satışa sundu. Pazara gelen vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Hem eğlendiler, hem de ticaret yapmayı, para kazanmayı öğrendiler. Bunu yaparken matematiğin hayattaki yerini önemini daha iyi kavradılar” dedi.

KENDİ PARALARIYLA ALDIKLARI KÖFTENİN TADINA DOYAMADILAR

Sosyal aktivitelerin çocuk psikolojisi üstünde olumlu etki yarattığına dikkatleri çeken Döleneken, matematiğin korkulacak kadar zor bir alan olmadığını anlatmaya çalıştıklarını açıkladı. Bademler Köyü’ndeki Matematik Çiftliği’nin Yaz Okulu Programı’nda müzik, yüzme, basketbol gibi farklı sosyal aktiviteleri de gerçekleştirdiklerini dile getiren Döleneken, “Çocuklarımız çiftliğimizde sadece matematik öğrenmiyor; oyunlar oynuyor, ağaçlarla, hayvanlarla içiçe bir ortamda sebze-meyve topluyor, havuzda yüzüyor. Topladıkları sebze ve meyveleri pazarda satarak kendi kazandıkları parayla köfte-ekmek yediler ve kendi kazandıkları parayla yedikleri köftenin en lezzetli köfte olduğunu söylediler” dedi. İlköğretim ve lise düzeyinde her yaşa yönelik 3 haftalık yaz okulu programları olan Matematik Çiftliği’nde İzmir’den Bademler’e servis aracı imkanı bulunuyor, ayrıca öğrenciler bungalow evler ve ya çadırda da kalabiliyor.

Haziran ayında 200 işçi hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) hazırladığı raporda, Haziran ayında en az 200 işçinin hayatını kaybettiğini, yılın ilk altı ayında da en az 912 işçinin yaşamını yitirdiğini belirtti

 

İSİG Meclisi Haziran ayında en az 200, yılın ilk altı ayında ise en az 912 işçi yaşamını yitirdiğini açıkladı. İSİG Meclisi hazırladığı rapora, İstanbul Atatürk Havalimanı Katliamı’nı kınayarak başladı. Raporda, Haziran ayında 22 göçmen işçinin çeşitli işkollarında çalışırken yaşamını yitirdiği ve işçilerden bir kısmının çalışma izninin olmadığını belirtti.

Haziran ayından en az iki işçinin silikozisden hayatını kaybettiği vurgulanan raporda, “Kot kumlama yasaklandı ama ölümler sürüyor. 32 yaşındaki işçi Mutlu Aydar yıllardır hastaydı ve tedavi gördüğü İstanbul 500 Evler Şafak Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Bingöl Taşlıçaylı olan Aydar 15.Taşlıçaylı, genelde kot kumlamadan ölen 66. silikozis işçisiydi” denildi.

Silikozisin sadece kot kumlama işçilerinde değil farklı işkollarında da gözüktüğü ifade edilen raporda, diş teknisyenliğinde de silikozis nedeniyle erken yaşta ölümlerin yaşandığı belirtildi.

isig-haziran-is-cinayeti-3 ‘Baskı ve zor rejiminin en görünür biçimi olan iş cinayetleri de devam ediyor’

Raporda, Ocak ayında en az 115, Şubat ayında en az 143, Mart ayında en az 160, Nisan ayında en az 171, Mayıs ayında en az 123, Haziran ayında ise en az 200 işçi yaşamını yitirdiğini vurgulandı.

Raporda “Bu yılın ilk altı ayı itibarıyla ülkemizdeki şiddetlenen savaş ortamı ile birlikte sermayenin işyerlerinde uyguladığı baskı ve zor rejiminin en görünür biçimi olan iş cinayetleri de devam ediyor” denilerek, 2016 yılının ilk altı ayında iş cinayetleri sonucu en az 912 işçinin hayatını kaybettiği kaydedildi.

Raporda, son dört yılda Haziran ayında yaşanan iş cinayetleri şu şekilde verildi:

2013 yılının Haziran ayında en az 104 işçi,

2014 yılının Haziran ayında en az 151 işçi,

2015 yılının Haziran ayında en az 155 işçi,

2016 yılının Haziran ayında ise en az 200 işçi yaşamını yitirdi.

Raporda, Haziran ayında yaşamını yitiren 200 emekçinin 172’si işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden, 22’si çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve 6’sı esnaflardan olmak üzere 28’i kendi nam ve hesabına çalışanlardan oluştuğu belirtildi.

Raporda, Haziran ayındaki iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle:

Tarım, orman işkolunda 53 emekçi, taşımacılık işkolunda 41 işçi, inşaat, yol işkolunda 34 işçi, ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 12 emekçi, belediye, genel işler işkolunda 10 işçi, sağlık, sosyal hizmetler işkolunda 8 işçi, madencilik işkolunda 6 işçi, petro-kimya, lastik işkolunda 5 işçi, tekstil, deri işkolunda 5 işçi, metal işkolunda 5 işçi, gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 5 işçi, konaklama, eğlence işkolunda 5 işçi, çimento, toprak, cam işkolunda 3 işçi, enerji işkolunda 3 işçi, gıda, şeker işkolunda 2 işçi, savunma, güvenlik işkolunda 2 işçi, banka, finans, sigorta işkolunda 1 işçi yaşamını yitirdi.

Raporda, Haziran ayındaki iş cinayetlerinin nedenlerine şu şekilde:

Trafik, servis kazası nedeniyle 45 işçi, ezilme, göçük nedeniyle 42 işçi, diğer nedenlerden dolayı (intihar, silahlı saldırı, yıldırım düşmesi, arı sokması, boğa saldırısı, silikozis, belirlenemeyen) 29 işçi, düşme nedeniyle 20 işçi, ışid terör saldırısı nedeniyle 20 işçi, elektrik çarpması nedeniyle 18 işçi, kalp krizi nedeniyle 14 işçi, zehirlenme, boğulma nedeniyle 7 işçi, nesne düşmesi, çarpması nedeniyle 4 işçi, patlama, yanma nedeniyle 1 işçi yaşamını yitirdi.

Raporda, 13 kadın ve 187 erkek, 6 çocuk ve 44 yaşlı işçinin de hayatını kaybettiği vurgulandı. Raporda, 14 yaş ve altında 2 işçi, 15-17 yaş aralığında 4 işçi, 18-27 yaş aralığında 33 işçi, 28-50 yaş aralığında 105 işçi, 51-64 yaş aralığında 37 işçi, 65 yaş ve üstünde 7 işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Haziran ayında iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin isimleri şu şekilde:

Şükrü Akbıyık, Ahmet Doğan, Ömer Sefil, Nezir Çerbez, Süleyman Bayraktar, Erkan Ölmez, Hüseyin Yıldız, Ömer Çakır, Veli Karadoğan, Hasan Akay, İsmail Ekinci, Nuri Balcı, Kenan Avcı, Münür Filiz, Cemile Aydın, Diyap Abid, Murat Başer, Fatma Sarıçiçek, Ali İlhan, A.E., Kadir Muhammed Simavi, Mesut Karakoç, Zülfü Habip Yaşar, Doğan Deniz, Turan Özdemir, Muhammed el Aşab, Rami el Aşab, Basil Halit, Kusay (Hüseyin) el Salih, Abdullah Haydar el Bargas, Ayşe Gence, Recep Ersoy, Ercan Şen, Ökkeş Muğlu, Halim Oğuz Giray, Turgut Güzel, Meltem Karadeniz, Birol Anuf, Vefa Muhammed, Sıdıka Müslim, Kemal Eroğlu, Rahim Mahmut, Hasan Karaoğlan, Muhammed Uysal, Zeki Gürlek, İlhan Aydoğdu, A. K., Yaşar Çetin, Hasan Çelikten, Furkan Ateş, Mehmet Emin Bulgurcu, Namık Tezmen, Orhan Gülbiten, Yusuf Akdi, Feridun Yükseltürk, Alaattin Bayrak, Kadir Yayla, Ali Kaya, Mustafa Caymaz, Alpay Ünal, Niyazi Gülerce, Celil Serim, Selim Mehmet Serim, Murat Gülen, Volkan Uysal, Mehmet Ferik, Ahmet Şimmo, Mutlu Aydar, Kadir Güney, Mustafa Cemal, Sevim Kardeş, Elif Tutuş İnce, Soner Gözdağı, Alaattin Diken, Muammer Erdoğan, Fırat Karavil, Mustafa Solak, Yunus Ahmet Erken, Ali Abay, Ali Rıza Çatal, Esra Tekin, Ahmet Bayraktar, Birol Bakü, Ahmet Cebeci, Rüstem Akıncı, Aykut Koçak, Muhammed Muhtar Muhayri, Mehmet Ali Nalbantoğlu, Erhan Gülbeniz, Yılmaz Kuzucu, Serhat Koç, Cemil Üstünel, Havle El Halef, Göksel Kurnaz, Fatih Aybir, Cengiz Elveran, Talat Kara, Emre Eser, Hakan Yaslıtaş, Yusuf Yücedağ, Yusuf Bal, Mehmet Ağırağaç, Murat Genç, Fikret Akçay, Mikail Cengiz, Mustafa Mete Ayık, Niyazi Murtazalioğlu Aliyev, Halil İbrahim Çakır, İsmail Yüceyüz, Hüseyin Koç, Mustafa Mutlu, Mustafa Güllü, Abdurrahman Çiçek, Mustafa Korkmaz, Kadir Başaran, Abdullah Yıldız, Hüdaverdi Özkan, M.E., Fatih Yamaner, Hüseyin İmren, Aleksandre Akopashvili, Husein Al Husein, Karim Özbek, İsmail Kurt, Hüseyin Kar, Mahmut Çekiç, Selahattin Uslu, Yılmaz Eren, İmdat Çise, Serhat Bozkuş, Kerim Erhan, Tevfik Yusuf Haznedaroğlu, Çağlayan Çöl, Umut Sakaroğlu, Mahmut Çizmecioğlu, Abdulhekim Buğda, Özgül İde, Gülşen Bahadır, Mahmut Mert, Adem Kurt, Muhammed Eymen Demirci, Ercan Sebat, Merve Yiğit, Yasin Öcal, Mustafa Bıyıklı, Erol Eskisoy, Ali Zülfikar Yorulmaz, Dombrasow Dimitriv Kyucyukov, Halil İbrahim Sevimli, Hakan Akay, Serdar Aslan, Bekir Ulusoy, Kemal Güngör, İhsan Bircan, Akın Ercan, Engin Güvercin, Bayram Bitane, Bakır Yıldırım, Barış Turan, Mehmet Beşir Ova, Hüseyin Eşen, Osman Saygılı, Ahmet Cankar, Ali Sevda, Timurhan Kapışkay, Feruşah Esen, Durmuş Topal, Ekrem Öztürk, Bilal Kaya, Cumhur Köse, Dursun Ali Göl, Cemal Doymaz, Oleksiy Voytsov, Sergi Kravchenko, Mehmet Yıldırım, Mustafa Törün, Gürsu Ulaşan, İlknur Yüce, Özler Kiriş, Hikmet Türk, Şinasi Özdemir, Veli Duman, Ertan An, Murat Güllüce, Sıddık Peçenek, Erkan Çınar, Ercan Yılmaz, Ayhan Ölçer, Sabri Emir, Yakup Kahraman, Yaşar Taşkıran, Kadir Tekin, Davut Uzun, Hikmet Kafalı, Mehmet Fatih Çetin, Rahman Yalçın, Önder Bilikli, Mehmet Timur, İsmail Tonbak ve ismini öğrenilmeyen bir işçi hayatını kaybetti.

Ayşe Düzkan yazdı: hassasiyetler ve birlikte yaşamak…

Ayşe Düzkan Sendika.org’daki  hassasiyetler ve birlikte yaşamak… yazısında Türkiye’nin öznel durumunu ortaya koyuyor.

 

bugün “toplumun hassasiyetleri”, “dini hassasiyetler” denilince akan suların durduğu bir dönemden geçmemizin dinle, inançla değil siyasetle ilgili olduğunu görmek için ilim sahibi olmaya gerek yok

hatırlayanlar vardır, 2000’li yılların başında türkiye f-tipi cezaevlerine karşı yapılan açlık grevleri ve ölüm oruçları dalgasıyla sarsılıyordu. sadece cezaevlerinde değil, dışarıda da ölüm orucu yürüten tutsak yakınları ve insan hakları savunucuları vardı. bu mücadele son olarak behiç aşçı ve sevgi saymaz’ın orucu sırasında, adalet bakanlığı’nın, “üç kapı üç kilit” sözü vermesiyle son buldu.

o dönem, ölüm orucu yürütülen evlerde refakatçi olarak kalanlar ve bu evlere ziyarette bulunanlar olurdu. ziyaretçiler arasında bir mücadele yöntemi olarak ölüm orucuna karşı olanlar da vardı, hatta eylemcilere oruçtan vazgeçmelerini telkin edenler de bulunurdu. ama o insanlarla temas içinde olan kimse, onların önünde asla yemek yememiştir.

o kadar ileri gitmeye bile gerek yok, birçok defa, vejetaryenlerin yanında et yemekten kaçınanlar olduğuna şahit oldum, siz de olmuşsunuzdur. çünkü kendi tercihiyle bile olsa bir şeyden mahrum kalmış birinin imrenmesini gönül kaldırmaz.

ama hepsi bu kadar.

saygı değil dayatma

ramazan ayını geride bırakmak üzereyiz. bu ay, bu topraklarda tutulan birkaç oruçtan birinin ayı. kardeşlik içinde yaşayan bir toplum, bütün oruçlarda, oruç tutanların yiyip içilene imrenme ihtimalini göz önünde bulundurarak davranabilir. ama bunun kaynağı saygı değil, şefkat ve merhamettir. birileri bunu ve bundan fazlasını talep ediyorsa, bunun adı da saygı değil, dayatmadır ki sık sık da karşımıza çıkıyor.

kaldı ki, dini sebeplerle tutulan oruç, kolektif bir talebe dikkat çekmek için bedenini ve canını ortaya koymak anlamına gelen açlık grevlerinden ve ölüm oruçlarından farklı olarak, sevap kazanmak için tutuluyor. başka birinin sevap kazanma çabasına neden saygı duyulsun?

oruç mu iftar sofrası mı?

biliyorum, oruca nefis terbiyesi gibi onlarca farklı anlam yüklemek mümkün ve bunların çoğunu ben de makul buluyorum. ama yine toplumsal değil kişisel bir şeyden söz ediyoruz. öte yandan güncel oruç pratikleri, kamuoyuna, siyasal-toplumsal yakınlıkların vurgulandığı (emine erdoğan ve bülent ersoy’un paylaştığı sofrayı hatırlayacaksınız), oturanların önemli bir kısmının oruç tutmadığı gösterişli iftarlar şeklinde yansıyor. o sofralara oturmayanlar için dahi, yalan söylemek, küfür etmek, dedikodu vb. konulardaki kısıtlamalardan ziyade dünya nimetlerinden uzak durmak şeklinde yaşandığını söylemek haksızlık olmaz. bütün bunların saygı sebebi olması ancak toplumsal bir dayatma ile mümkün: “biz çoğunluğuz, bizden değilseniz bile bizim gibi yaşıyormuş gibi yapacaksınız.” oruç tutmadan oturulan iftar sofraları bunun en açık göstergesi. bunda saygı duyulacak bir şey görmek mümkün mü?

bugün “toplumun hassasiyetleri”, “dini hassasiyetler” denilince akan suların durduğu bir dönemden geçmemizin dinle, inançla değil siyasetle ilgili olduğunu görmek için ilim sahibi olmaya gerek yok. diyelim ki çoğunluğun oruç tuttuğu bir toplumda oruç tutmamak belki –bektaşi fıkralarında duyduğumuz- tatlı sitemlerin konusu olabilir ama “ben yemek yememeye –sevaba girmeye- karar vermişken sen de yemeyeceksin!” demek iktidar ve güçten başka neyle açıklanabilir? öyle olmasaydı, örneğin milyonlarca alevi oruç tutarken ve bütün oruç dönemi boyunca su içmezken açıkta su içmekten imtina edilmesi de gerekmez miydi?

o yüzden, biri toplumun dini hassasiyetlerinden falan söz ettiğinde, dinden değil siyasetten bahsettiğini açıkça görüyoruz.

on bir ayın sultanı derken?

ama iş burada kalmıyor.

sosyal medyanın en güzel yanlarından biri, hiç gitmediğimiz, görmediğimiz yerlerdeki gündelik hayata dair fikir edinmemize imkan vermesi. arap dünyasında, özellikle de filistin ve mısır’da, ramazan ayında çekilmiş fotoğraflarda dikkatimi sokakların, evlerin süslenmiş olması çekiyor. yoksullar yoksulu gazze’de bile renkli fenerler, neon ışıklarıyla yapılan süslemeler bu ayın bir bayram havasında yaşandığının göstergelerinden biri.

malum türkiyeli islamcılar bilmem kaç yıllık kemalist dikta altında geleneklerinden koparılmış olmaktan müşteki. ancak aslında islamcıdan çok osmanlıcı oldukları için, kendilerini hami atadıkları arap kültürlerinden öğrenme konusunda isteksizler. o yüzden, istanbul’un en “mütedeyyin” semtlerinde bile ramazan’da böyle bir neşe ve bayram havası görmüyoruz; varsa yoksa iftar programı ve market indirimi reklamı. belki, ramazan orucu itikadının parçası olsun olmasın, herkese bir bayram havası, bir merhamet ve sevgi iklimi yaşatsalar, açlıklarına karşı da merhamet ve şefkat görebilirler.

bu da işin bir başka yanı. ama tamamı değil.

abd’de yaşayan filistinli şair ve spoken word sanatçısı remi kanazi, ünlü şiiri coexistence’ı, “ı don’t want to coexist, ı want to exist as a human being and justice will take care of the rest” diye bitiriyor; “ben birlikte yaşamak istemiyorum, insan gibi yaşamak istiyorum, işin kalan kısmını adalet halledecektir.” [1]

konunun anahtarı bu bence. mesele birlikte yaşamak değil mesele insan gibi yaşamak! güçlü, kalabalık ve iktidarda olanın hayatını, hassasiyetlerini herkese dayattığı bir birlikte yaşam değil, her birimizin insan gibi yaşayacağı bir dünya. eğer senin hassasiyetlerin benim insan gibi yaşamama engelse, o hassasiyet değil iktidardır, dayatmadır. en başta erkekler olmak üzere hepimiz iktidarın bir alışkanlık yarattığını biliriz. adalet, o alışkanlıktan vazgeçmeni gerektirir. siyaset bunun peşinde olduğu zaman demokratik ve demokrasi için. yoksa şu çok açık; egemenin, güçlünün kibri ve ezilenin, baskı altında olanın, sömürülenin onuru, birlikte yaşayamaz, tabii ki.

Madımak katliamında hayatını kaybedenler anıldı

Madımak katliamının üzerinden tam 23 yıl geçti… Madımak katliamında hayatını kaybedenler anıldı.

 

Sivas Katliamı’nın 23. yıldönümü hayatını kaybedenlerin aileleri ve yakınları ile bazı milletvekilleri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlar, Seyrantepe mahallesinde toplandı. Grup, buradan sloganlar atarak, Mevlana Caddesi güzergahından eski Madımak Oteli’nin bulunduğu sokağın girişine kadar yürüdü.

2 Temmuz’da yaşamını yitirenlerin aileleri ile milletvekilleri, anma programı tertip komitesi üyelerinin Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürülen eski Madımak Oteli’ne geçişine izin verildi.

Aileler ile CHP ve HDP’li bazı milletvekilleri, yanık bir saz üzerine karanfil bıraktı.
Hayatını kaybedenlerin isimlerinin okunduğu anma programında konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün, ‘Alevilerin kendi şehitlerine sahip çıktıklarını’ belirterek, son dönemde yaşanan terör saldırılarına tepki gösterdi.
Her yıl daha da büyüyerek, karanlık zihniyetlere karşı mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Düzgün, 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşamını yitirenleri andı.

‘MADIMAK’IN DUMANI BUGÜN TÜM YURDUMUZU SARDI’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ise yazarların, çizerlerin ve semahçıların 23 yıl önce Sivas’ı bir kültür şehri yapmak için kente geldiklerini vurgulayarak, “Maalesef, 23 yıl önceki Madımadık’ın dumanı bugün tüm yurdumuzu sarmış durumdadır” dedi.

Birlik ve beraberlik mesajları veren Kaplan, “Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Bizler bir olacağız, Kerbela’da imam Hüseyin olacağız, Seyit Rıza olacağız, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş olacağız. Madımak da Koray Kaya olacağız, Nesimi Çimen olacağız, Hasret Gültekin olacağız. Bir olacağız, Pir Sultan olacağız. Madımak, utanç müzesi olana kadar Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak her 2 Temmuz’da burada olacağız. Birlik olacağız, dirlik olacağız ve hep birlikte olacağız.” ifadelerini kullandı.

‘ASLA TAVİZ VERMEYİZ’

Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat da Alevilerin susturulmaya çalışıldığını öne sürdü.
Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir de 23 yıl aradan sonra yine Sivas’ta olduklarını belirterek, korkmadan, yılmadan her sene kente geleceklerini bildirdi.

Olayda hayatını kaybedenleri her yıl anmaya devam edeceklerine işaret eden Doğan, “Bir kişi de olsak, 10 kişi de olsak, buraya koşa koşa geleceğiz. Kimse bu yoldan asla bizi vazgeçiremez. Çorum’a da Hacı Bektaş’a da gideceğiz, her tarafa gideceğiz. Biz yüzyıllardır her türlü mücadeleden geçirilerek bu noktaya gelmiş bir toplumuz, asla ve asla taviz vermeyiz” dedi.

‘UNUTURSAK YÜREĞİMİZ KURUSUN’

KESK Genel Başkanı Lami Özgen de Sivas’ı unutmadıklarını ve unutturmayacaklarını vurgulayarak, “Eğer unutursak, yüreğimiz kurusun. Olayın sorumluları adaletle yüzleştirilene kadar bu mücadeleyi yürüteceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Anma programına, olayda hayatını kaybedenlerin ailelerinin yanı sıra CHP’li ve HDP’li milletvekilleri, Beşiktaş Çarşı Taraftar Grubu üyeleri ve çok sayıda kişi katıldı.

Anma programı için kentte geniş güvenlik önlemleri alındı. Çevre iller başta olmak üzere, başka şehirlerden takviye polis ekipleri, kente geldi. Sivas ve başka illerden 2 bin 426 polisin görev yaptığı anma etkinlikleri süresince polis helikopteri tedbir amacıyla, kent merkezi üzerinde uçuş yaptı.

Eski Madımak Oteli’nin bulunduğu sokak ile yürüyüşün yapıldığı güzergah, araç trafiğine kapatıldı. Güzergahtaki çöp konteynerleri ve park halindeki araçlar güvenlik amacıyla kaldırıldı.

Bilim ve Kültür Merkezi’nde ve yürüyüş güzergahındaki bazı noktalarda dedektörler ve köpeklerle arama yapıldı.

Anma programında bir grup semah döndü, Alevi dedeleri ise dua etti. CHP Beyoğlu Gençlik Kolları üyesi bir grup eski Madımak Oteli’ndeki polis barikatı önünde saygı duruşunda bulundu.

Olaylarda hayatını kaybedenlerin aileleri, Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmediği gerekçesiyle anı köşesine karanfil bırakmadı.

YARGIÇLAR SENDİKASI: SORUMLULAR CEZASIZ KALDI

Yargıçlar Sendikası ise bir açıklama yaparak aradan geçen 23 yıla rağmen zaman aşımına uğratılan davada gerçek sorumluların cezası kaldığını, hukukun ve adaletin askıya alındığını kaydetti.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“2 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye’nin kamu vicdanında hala kanayan bir yara olarak devam eden Sivas Katliamı’nın üzerinden 23 yıl geçti. Pir Sultan Abdal şenlikleri için Madımak’ta bulunan aydın ve sanatçıların gericiler tarafından katledilmesi Devlet-İktidar ve destekçisi mihraklar tarafından toplum bilincinde ve hukuki zeminde akıllardan ve yüreklerden silinmeye çalışıldı.

Üzerinden 23 yıl geçen ve zamanaşımına uğratılan davada gerçek sorumlular cezasız kalırken hukuk ve adalet askıya alındı.”

HDP: AYDINLATMANIN YOLU TEKÇİ ANLAYIŞLA HESAPLAŞMAK

HDP, yayınladığı açıklamada, katliamın unutulmadığını kaydetti ve olayı aydınlatmanın yolunun ‘tekçi anlayışla yüzleşmek ve hesaplaşmak olduğunu’ ifade etti.
KILIÇDAROĞLU: TOPLUMSAL KUTUPLAŞMANIN SEBEP OLACAĞI ACILARA KANIT

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Twitter’dan paylaştığı mesajında “Sivas Katliamı, toplumsal kutuplaşmanın ne boyutta acılara sebep olacağının kanıtıdır. Barışı esas kılmak bir ülke için en büyük iyiliktir” diye yazdı.

Madımak katliamı için Ankara ve Sivas’ta anma

2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülenler için yarın Sivas ve Ankara’da anmalar yapılacak.

Sivas’ta hedef gösterildikten sonra yakılarak katledilen 35 kişi, katliamın 23’üncü yıl dönümünde Ankara ve Sivas’ta gerçekleştirilecek mitinglerle anılacak. Bu yılki anma programlarında devletin katliamla yüzleşme talebi öne çıkacak.

Sivas’ta gerçekleştirilecek anmaya, Türkiye’nin her yerinden katılım olacak. Ali Baba Cemevi önünde saat 10.00’da bir araya gelecek olan kitle, saat 11.00’de Madımak Oteli’ne doğru yürüyüşe geçecek. Sivas’taki anmaya siyasi partilerin yanı sıra kitle örgütü temsilcilerinin de katılması bekleniyor. Anmada, katledilen 33 aydını temsilen 33 kişi semah dönecek. Katliamda 2 de otel görevlisi yaşamını yitirmişti.

Ankara’da gerçekleştirilecek anma programı kapsamında ise saat 17.00’da Toros Sokağı’nda bir araya gelinerek, Kolej’e yürüyüş gerçekleştirilecek

Altıok: Madımak’ta yangın hala büyüyor!

CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Sivas Katliamı’na ilişkin, “Yangının isi, yıllardır tüm ülkeyi içine alan kara bir delik gibi büyüyor. Yitirdiklerinin oluşturduğu boşluğa sarılanlar, o boşluğa düşmeden ve fakat ona alışmaya çalışarak var olmaya çabalıyorlar” dedi
Babası şair Metin Altıok’u Sivas Katliamı’nda yitiren CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Sivas Katliamı’na ilişkin, “Yangının isi, yıllardır tüm ülkeyi içine alan kara bir delik gibi büyüyor. Yitirdiklerinin oluşturduğu boşluğa sarılanlar, o boşluğa düşmeden ve fakat ona alışmaya çalışarak var olmaya çabalıyorlar.” dedi.
Altıok, CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ile Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, “Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşen katliamın yası içinde olduğumuz bugünlerde, Türkiye’nin acı ve karanlık geçmişinin diğer bir katliamı olan 2 Temmuz Madımak katliamının yıl dönümündeyiz.” ifadesini kullandı.
Sivas Katliamı davasındaki süreci anımsatan ve bu davada birtakım hata ve ihmallerin söz konusu olduğunu savunan Altıok, “Sürecin gelmiş olduğu bu koşullar, toplumsal alanda belirleyici olan ve hukukun amacını oluşturan adalet ilkesine aykırıdır ve kamu vicdanı olarak tanımlayacağımız hakkaniyetin gerçekleşmesi inancını da ortadan kaldırmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Altıok, şunları söyledi:
“Yangının isi, yıllardır tüm ülkeyi içine alan kara bir delik gibi büyüyor. Yitirdiklerinin oluşturduğu boşluğa sarılanlar, o boşluğa düşmeden ve fakat ona alışmaya çalışarak var olmaya çabalıyorlar. Hukukun temel aldığı tek ölçü olan adalet, toplumsal yaşamın bir kalıp ve çerçevesini oluşturmaya yönelik ahlaki bir ölçü olarak da vicdan, bellek ve algısal olarak hala gerçekleşmeyi, gerçekleştirilmeyi bekliyor. Bir gün önce Atatürk Havalimanı’ndaki patlamanın araştırılması için verilen önergeyi reddeden iktidar, dün de Sivas’ın karanlıkta kalan tüm yönleri ile araştırılması için verilen önergeyi reddetti. Bu anlayış Maraş, Çorum, Sivas, Madımak, Gazi, Başbağlar, Roboski, Reyhanlı öldürülmerinde, Diyarbakır, Suruç, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen katliamların hepsinde toplumsal izleğimizi ve belleğimizi her seferinde söküp dağıtmayı amaçlıyor. Buna izin vermeyeceğiz. Üstü örtülmeye çalışılan gerçeklerin ve adaletin ısrarlı takipçisi olacağız. Bir arada duracak, acılarımızı ve adalet arayışımızı birleştireceğiz.”
Şenal Sarıhan da “23 yıldır bu davanın hala adil bir şekilde sonuçlanmamış oluşu, 15 bin eylemcinin sadece 124’ünün yargı kararıyla kendi cezalarını almış olmaları gerçeği karşısında bizim umudumuzun daha da zayıfladığını ifade etmek isteriz.” diye konuştu.
TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine Sarıhan, “Yargıçları hem yandaş olan olmayan, hem de yetkin olan olmayan gibi bir ayrımla esas olarak Türkiye’nin her yerini özel yetkili mahkemelerle donatma harekatını bizim hukuka uygun bulmamız mümkün değil. Doğal yargıç ilkesi, bağımsız mahkemelerin yürümesi gibi genel kurallar da açıkça ihlal edildi.” yanıtını verdi.
Zeynep Altıok da “Faili meçhul siyasi cinayetler, katliamlar, kayıplar söz konusu olduğunda ülkemizde hukuksuzluğun adeta bir gelenek haline geldiğini biliyoruz. Ama şimdi artık hukuksuzluk değil, güdümlü hukuk bir gelenek haline getirilmek isteniyor.” dedi.

Madımak Katliamının 23. yılı, acı aynı acı

2 Temmuz 1993, bir katliam tarihi olarak hafızalara kazındı. O gün, Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü, kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayda iki otel görevlisi de yaşamını yitirmiş, iki saldırgan da ölmüştü.

 

Aydınlar, sanatçılar ve şairler dört günlük şenlik programına katılmak, söyleşilere katılmak, kitaplarını imzalamak, şarkılarını söylemek için gitmişti Sivas’a. 1 Temmuz’da şenliğin açılışında konuşanlardan biri de yazar Aziz Nesin’di.

Aziz Nesin, Behçet Aysan, Metin Altıok, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Asım Bezirci ve daha pek çok şair, yazar, sanatçı, düşünür şenlikler için kente gelmişti.

33 kişinin en yaşlısı 66 yaşındaki Asım Bezirci, en genci ise folklor gösterisi için Sivas’a giden 12 yaşındaki Koray Kaya’ydı.

Katliamdan iki gün önce dağıtılan bir bildiri, 2 Temmuz’da neler yaşanacağının habercisi olmasa da, işaret gibiydi. Bildiride Aziz Nesin’in o sırada başyazarı olduğu Aydınlık gazetesinde yayımlanan Salman Rüşdi’nin “Şeytan Ayetleri” kitabından bahsedilmiş, Nesin hedef gösterilmişti.

Bildiride dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in şenliklere ev sahipliği yapması eleştirilmiş, Nesin için “Şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir” denmişti.

2 Temmuz 1993’te ne oldu?

2 Temmuz günü Cuma namazının ardından etkinliklerin yapıldığı kültür merkezinin önüne bir yürüyüş başladı. “Sivas laiklere mezar olacak” atılan sloganlardan biriydi. Saldırgan grubun bir kısmı yeni dikilen “Halk Ozanları” heykelini yıkıp, yerde sürüklerken; bir kısmı Valilik önünde Ahmet Karabilgin’i protesto etti.

Valinin katliam sonrası İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği rapora göre, saldırganların sayısı her saat sayısı artmıştı. Yine aynı rapora göre, akşam saat 18.00’de Madımak Oteli’nin önünde o ana kadar hiçbir aşamada dağıtılmamış 15 bin kişi vardı. Otel önündeki araçlar ve sürüklenen heykel ateşe verilmiş, otelin camları kırılmıştı.

Yaklaşık 2 saat sonra otel ateşe verildi, saldırgan kalabalık sloganlarına devam etti.

Madımak Oteli’nin önünden çekim yapan İhlas Haber Ajansı’nın görüntülerinde otelin etrafını kuşatanların sloganları yanında sözleri de duyulmuştu. Biri otelin birinci katına çıkan saldırgana “Lan yakın” diye seslenirken, bir diğeri ilk alevin görünmesiyle “Cehennem ateşi işte!” diye seslenmişti.

Kente davet edilen takviye kuvvetler ise zamanında gelmedi veya gelenler yetersizdi. 35 kişi otelde hayatını kaybetti.

Turgut Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu. Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler ise siyasi tarihin hafızasına yazıldı:

“Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.”

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını vurguluyordu:

“Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş…Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır…Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i suçluyordu:

“Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”

İlk dava sürecinde ne oldu?

Çeşitli mahkemelerde başlatılan soruşturmalar o dönem kapatılmamış olan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) son buldu. Mahkeme ise görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay’a gönderdi. Yargıtay ise dosyaya bakması gereken yerin Ankara DGM olduğuna karar vererek dosyayı geri gönderdi.

Ankara 1 Nolu DGM’ye sunulan iddianamede olayların nedeni, “şenliklere katılanlar” olarak gösterildi, Aziz Nesin’in varlığı “eylemin hazırlayıcı sebepleri” arasında sayıldı.

İddianamede şu ifadeler yer alıyordu:

“Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları, kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması, eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.”

DGM Başsavcısı Nusret Demiral dava henüz sonuçlanmadan, “Olayda örgüt yok, tahrik var” açıklaması yaptı. Görülen davanın karar metninde de buna paralel bir yaklaşım göze çarpmıştı. Gerekçeli kararda Aziz Nesin vurgusu vardı:

“…Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz Nesin’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz Nesin’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz Nesin olmasına rağmen hedefte sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların…”

Kararla birlikte 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Ancak bu karar temyiz edildi.

Uzun süren hukuk süreci 2001 yılında sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin onadığı karar uyarınca, Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma girişiminde bulunan sanıklardan 33’ü ölüm cezası aldı; dördü 20 yıl, biri 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Dava zaman aşımına uğradı

Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etti. Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından geçen yıl zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı.

Aralarında katliamda yakınlarını kaybedenlerin aileleri başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve partiler “insanlık suçlarında zaman aşımının kaldırılmasını” talep etti ancak talepleri bir karşılık bulmadı.

Mahkeme Başkanı, “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ama bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verilmiştir” dedi.

Karar üzerine dönemin başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı” dedi. Erdoğan kararı ayrıca, “İdam kalktığı için 33 kişi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. Bunlar hep gözden kaçıyor. Hedef saptırılıyor” diyerek yorumladı.

Başbakan ayrıca Sivas davasında mağdurlar olduğunu söyleyerek, “Sivas’a birçok gidişimde babalarının haksız yere, herhangi bir taksiratı olmadığı halde idama mahkum olduğu için ağlayan 15, 18, 19 yaşında kızlar var. Bunları göz ardı etmek suretiyle tek tarafa siyasi bir servis yapmayı doğru bulmuyorum. Gidip Ankara Adalet Sarayı’nın önünde gösteri yapmak suretiyle belli bir ideolojinin borazanlığını yapmanın doğru olduğuna inanmıyorum” diye konuştu.

Sivas davası avukatlarından CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan zaman aşımı kararını temyiz etti.

Dava sürecini değerlendiren Sarıhan, “Bu olayın arkasındaki örgütlerin bulunmamış olması ve hiçbir zanlı hakkında gerekli aramanın yapılmamış oluşu bizi sadece olaydan sonra yakalanan insanlarla sınırlı bir davanın peşinde bıraktı. Bugün bu olayı yaratan örgütler bulunabilmiş değildir. Bu olayı yönlendirenler, tahrik edenler bulunmuş değildir. Bu nedenle tamamlanmamış bir dava ile karşı karşıyayız” diyor.

Sivas ile ilgili “Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri” adlı araştırma kitabının yazarı Orhan Tüleylioğlu ise, “Sivas katliamı, Cumhuriyete, demokrasiye, özgür düşünceye ve en önemlisi insanın yaşama hakkına bir saldırıydı” şeklinde değerlendiriyor olayı.

Sivas katliamında hayatını kaybedenler

Muhibe Akarsu – (35 yaşında, misafir) , Muhlis Akarsu – (45 yaşında, sanatçı) , Gülender Akça – (25 yaşında, sanatçı) , Metin Altıok – (52 yaşında, şair, yazar) , Ahmet Alan – (22 yaşında, sanatçı) , Mehmet Atay – (25 yaşında, gazeteci) , Sehergül Ateş – (30 yaşında, sanatçı) , Behçet Aysan – (44 yaşında, şair) , Erdal Ayrancı – (35 yaşında, yönetmen) , Asım Bezirci – (66 yaşında araştırmacı, yazar) , Belkıs Çakır- (18 yaşında, sanatçı) , Serpil Canik –(19 yaşında, sanatçı) , Muammer Çiçek – (26 yaşında, aktör) , Nesimi Çimen – (67 yaşında, şair, sanatçı,) , Carina Cuanna – (23 yaşında, Hollandalı gazeteci) , Serkan Doğan – (19 yaşında, sanatçı) , Hasret Gültekin – (23 yaşında şair, sanatçı), Murat Gündüz – (22 yaşında, sanatçı) , Gülsüm Karababa –(22 yaşında, sanatçı) , Uğur Kaynar – (37 yaşında, şair) , Asaf Koçak – (35 yaşında, karikatürist) , Koray Kaya – (12 yaşında, çocuk) , Menekşe Kaya – (17 yaşında, sanatçı) , Handan Metin – (20 yaşında, sanatçı) , Sait Metin –(23 yaşında, sanatçı) , Huriye Özkan – (22 yaşında, sanatçı) , Yeşim Özkan – (20 yaşında, sanatçı) , Ahmet Öztürk – (21 yaşında, otel görevlisi) , Ahmet Özyurt – (21 yaşında, sanatçı) , Nurcan Şahin – (18 yaşında, sanatçı) , Özlem Şahin – (17 yaşında, sanatçı) , Asuman Sivri – (16 yaşında, sanatçı) , Yasemin Sivri – (19 yaşında, sanatçı) , Edibe Sulari – (40 yaşında, sanatçı) , İnci Türk – (22 yaşında, sanatçı) , Kenan Yılmaz – (21 yaşında, otel görevlisi)

Yaralananlar

Aziz Nesin, Oktay Samur, Lütfiye Aydın, Kadir Ardıç, Cafer Can Aydın, Ahmet Bayram, Aydoğan Yavaşlı, Faruk Yalçın , Melahat Yavaşlı, H.İbrahim Darbiçer, Kamber Çakır, Ahmet Yapar, Lütfi Kaleli , Şaban Yılmaz, Serdar Doğan, Selahattin Özaslan, Gülay Şahin, Nurettin Darıka , Makbule Çimen , Sabri Kangal , Nuray Özkan , Birsen Gündüz , Bülent Daylaşlı, Mustafa Göktekin , Faruk Daylaşlı,Turan Keser, Bedia Atmaca , Erkan Kılıç , Şadiye Tanış , İnci Şener, Nevzat Çiğdamlı, Ali Sertaş, Ünal Altunay, Çiğdem Gülhan, Ali Uygur, Mecit Ünal, Hasan Yıldırım, Hidayet Özden, A. Turan Onak, Solmaz Yılmaz, Mustafa Kaya, Zülali Bilgin , Erdal Koç , Seyit İnat , Rukiye Güler , Ersin Güren , Adem Şahin, Salim Cebenay , Ercan Develi

Otelden yara almadan kurtulanlar

Arif Sağ, Neval Oğan, Yıldız Sağ, Tuncay Yılmaz, Murtaza Demir, Demet Işık, Ali Çağan, Elif Dumanlı, Haydar Ünal, Murat Kılıç, Yüksel Yıldırım, İclal Karakuş Ali Balkız, Ertan Kartal, Ali Baştuğ, Ali Rıza Koçyiğit, Ali Doğan, Mustafa Türkan, Ayben Kop, Rıza Aydoğmuş, Ali Yüce, Mehmet Aydoğmuş, Nimet Yüce, Deniz Hunar, Celal Yıldız, Ferhun Ateş, Nurhan Metin, Cevat Geray, Cem Celasun, Gülsen Geray, Zerrin Taşpınar, Olgun Şensoy, Mehtap Yücel, Nuray Özkan, Hülya Kaderoğlu, Cevat Üstün, Battal Pehlivan, Hidayet Karakuş, Türkân Pehlivan, İ. Cem Erseven

Yaralanan polisler

Doğukan Öner (İl Emniyet Müdürü), Rahim Çalışkan (Emniyet Müd. Yrd), Mustafa Uzun (Şube Müdürü ), Yaşar Temel (Başkomiser ), İbrahim Kurşun (Komiser), Sönmez Kayış (Polis Memuru), Ramazan Karataş (Polis Memuru), Bülent Damlacı (Polis Memuru ), Nevzat Gündoğdu (Polis Memuru), Ersoy Kara (Polis Memuru), Şaban Akın (Polis Memuru), Salim Şen (Polis Memuru), Hüseyin Yüksel (Polis Memuru), Sebahattin Dinç (Polis Memuru)

Kaynak: t24 (Rengin Arslan)

IŞİD Alevi köylerini fişledi!

Alican Uludağ’ın Cumhuriyet’te yer alan haberine göre, IŞİD’in Antep sorumlusuyken düzenlenen operasyonda kendisini patlatan Yunus Durmaz’ın onlarca Alevi köyü, cemevi ile dernekleri tek tek fişlediği, ÇYDD ve ADD gibi kurumların adreslerini çıkardığı ortaya çıktı.

 

 

100 kişinin öldüğü Ankara katliamına ilişkin hazırlanan iddianamede, Yunus Durmaz’dan elde edilen dijital veriler yer aldı. Buna göre IŞİD, özellikle Alevileri yakından takip etmiş.

Bir belgede, Adana’da Alevi vatandaşların yaşadığı köylerin isimleri, Adıyaman Alevilerinin coğrafi dağılımları ve demografik yapısının anlatıldığı ve nüfus dağılımının yapıldığı makale, Alevi Bektaşi Dernek ve Vakıflarının başkanlarının isimleri, adresleri ve telefon numaraları, Adıyaman Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği’nin adres ve telefon bilgileri ile yöneticilerinin isimleri çıktı.
Aleviler [2371].docx isimli belgede; Kayseri, Kahramanmaraş, Adana, Gaziantep, Malatya, Adıyaman, Sivas, Bingöl, Tunceli, Mersin ve Hatay illerinde bulunan Alevi vatandaşlarının yaşadığı köylerin, yerleşim yerlerinin, derneklerin, cemevlerinin adres ve telefon bilgileri ile yöneticilerinin isimleri bulundu.

ÇYDD ve ADD listesi

IŞİD’in Antep yapılanması yine ÇYDD ve ADD’nin birçok ildeki şubelerinin adreslerini çıkarmış. Buna göre, belgelerde Atatürkçü Düşünce Derneği Kayseri, Bünyan, Develi, Elazığ, Mersin, Anamur, Mut, Silifke, Tarsus, Yenice, Taşucu, Diyarbakır, Niğde, Bor, Ulukışla, Elazığ, Kayseri, Bünyan, Develi, Elazığ, Mersin, Anamur, Mut, Silifke, Tarsus, Yenice, Taşucu Şubeleri’nin adres ve telefon bilgileri ile yöneticilerinin isimleri yer aldı.

Tüm kiliseler takipte

Türkiye genelinde bulunan kiliselerin hangi ilde bulunduğu; adresi, telefon numarası ile kilisenin yöneticisinin ismi ve haftanın hangi günleri açık olduğu liste de Yunus Durmaz’ın bilgisayarından çıktı. IŞİD, bununla da yetinmemiş ve KKTC, Almanya, Hollanda, Belçika ve İngiltere’de bulunan genelde Türk ve Müslümanların gittiği kiliselerin isim, adres, telefon ve yöneticilerinin isimlerini de tek tek tespit etmiş. Adana, Gaziantep, İskenderun, Malatya, Kayseri, Hatay, illerinde bulunan yabancı ülke temsilciliği ve fahri konsoloslukların isim ve adresleri de belgelerde yer aldı.

İbrahim Varlı yazdı: Selefiliği besleyerek IŞİD’i yenemezsiniz!

İbrahim Varlı BirGün gazetesindeki köşesinde IŞİD’i ele aldı. Varlı “Selefiliği besleyerek IŞİD’i yenemezsiniz!” diyerek İstanbul Havaalnını kana bulayan IŞİD’e dikkat çekerken iktidarı da eleştirdi.

 
İktidar tüm politikalarıyla IŞİD’i ortaya çıkaran Selefi karanlığı besliyor. IŞİD’i ve diğer radikal İslamcı örgütleri besleyen iklim yok edilmedikçe, bu karanlığa karşı bir zafer elde etmek mümkün değil

İstanbul havalimanına yönelik saldırının ardından gözler bir kez daha IŞİD’e çevrilirken, Saray ve hükümet yetkilileri dünyaya seslenerek, ortak mücadele çağrısında bulundu. Erdoğan, “Şayet tüm insanlık olarak el ele verip ortak mücadele yürütmezsek, aklımıza getirmekten dahi korktuğumuz ihtimallerin hepsi birer birer gerçekleşecektir. Saldırının dünyada ortak mücadele için bir milat olmasını temenni ediyorum” dedi.

Erdoğan ve AKP’li yetkililer ortak mücadeleden bahsetse de, bir taraftan radikal İslamcı örgütleri yaratan iklimi beslemeyi sürdürüyor, öte yandan da bu karanlığın fikriyatı olan Selefiliği toplumun her bir hücresine yedirmek için “canhıraş” bir şekilde çalışıyorlar. Öyle ki dünyanın en etkin gazetelerinden New York Times dün bu konuya dikkat çekerek, “Erdoğan Türkiye’de daha radikal bir İslam’ın gelişmesine müsaade etti” yorumunda bulundu.

IŞİD ile nasıl mücadele edilir?

IŞİD’i ve diğer radikal İslamcı örgütleri besleyen iklim yok edilmedikçe, bu yapılara karşı bir zafer elde etmek mümkün mü? Üzerinde düşünülmesi gereken temel sorun bu. Batı’da konu üzerine uzun bir süredir önemli tartışmalar yapılıyor. IŞİD’in askeri olarak tarihin tozlu raflarına süpürüleceğine dair inanç güçlü olsa da, onu var eden zihniyet beslendiği sürece nihai bir zafer elde etmenin mümkün olmayacağına dair kanı oldukça yayın.

Selefileşme/Vahabileşme

Yeni yağma ve talan rejiminin inşası için toplumsal yapının kodlarıyla oynayan, gericiliği ve muhafazakârlaşmayı dayatan AKP iktidarı, radikal İslamcılığın beslendiği Selefi/Vahabi zihniyetini toplumsal yaşamın her bir hücresine monte ediyor.

Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’dan ilham alınan eğitim modeli, ilkokul öncesine kadar inen başörtüsü, değerler eğitimi adı altında öğretilen müfredat, imam hatipleştirme, kindar ve dindar nesil yetiştirme arzusu radikalleştirmeyi besleyen uygulamalar.

Toplumsal ve siyasal yaşamı dini referanslar doğrultusunda belirleyen, gericiliği bir devlet politikası haline getiren AKP iktidarı, laikliği/sekülerliği hedef alan politikalarla yeni “İhvan nesli”nin yaratılması için elinden geleni yapıyor.

Meclis başkanı üzerinden ortaya atılan yeni anayasada laiklik ilkesinin olmaması gerektiği ve dindar bir anayasaya ihtiyaç olduğunun dile getirilmesi radikal İslamcı karanlığın yeni yeni dönemde daha rahat hayat bulması demek.

İktidarın hayata geçirdiği tüm politikalar IŞİD zihniyetini besleyen uygulamalar. Bu zihniyetle hesaplaşmadan bu fikriyatı sanıldığı üzere askeri yöntemlerle yok etmek mümkün değil!

Son bir yıldaki katliamların ve politikaların gösterdiği üzere Türkiye’deki IŞİD tehdidi yalnızca Suriye’den ithal edilen bir tehlike değil. Erdoğan rejiminin on dört yıldır adım adım sistematik bir şekilde uyguladığı ve tüm cumhuriyet kazanımlarını yok eden politikaları nedeniyle IŞİD sübvanse ediliyor.

IŞİD’i laiklikle yenebilirsiniz!

Öncelikle IŞİD ile mücadele için “rasyonel” bir projeye ihtiyaç var. O da sekülerizmdir! IŞİD’in beslendiği damarı kesmek, İslamcı köktendinciliği yok etmek için en etkili silah aydınlanmadır. İslamcı gericiliğin karşısına sadece Türkiye’de değil bölgede de ancak sekülerizm gibi bir projeyle çıkılırsa başarılı olma ihtimali var. Çünkü IŞİD sadece askeri bir sorun değil. IŞİD aynı zamanda da bir zihniyet sorunu. Bu zihniyeti savaş uçakları, tanklar ve bombalarla yok etmek mümkün değil. On binlerce cihatçıyı öldürseniz, bir kısmını teslim alsanız dahi geride kalanlar olacaktır. O cihatçılar, ki sayıları oldukça fazla, geldikleri ülkelere en çok da Türkiye’ye dönecektir. Bir kısmı Avrupa’ya. Öyle ya da böyle. Bunların hepsinin birer canlı bomba olma ihtimali oldukça yüksek.

IŞİD Irak ve Suriye’de örgütlenip güç toplarken, Türkiye’den eleman devşirmesine, yabancı cihatçıların Türkiye üzerinden IŞİD’e katılmalarına müsaade edildi. Türkiye’yi Pakistanlaştıran, sınır hattında yeni Peşaverler yaratan politikalar ısrarla sürdürüldü.

Peki ne yapmalı?

IŞİD ve dolayısıyla İslamcı gericilik artık sadece Ortadoğu’nun değil, modern dünyanın bir sorunu. İlk önce gericiliği besleyen bataklığı kurutmalı. IŞİD ve benzeri zihniyete karşı zafer elde etmenin en geçerli ve kalıcı yöntemi bu gericiliğe karşı laikliğe tutunmaktır.

Nihai zaferin tek seçeneği şudur; IŞİD’in bu topraklarda “hoşgörüyle ya da sempatiyle” karşılanmasına yol açan ideolojik iklimle derhal mücadele edilmeli. IŞİD’i doğurup besleyen iklimi yaratan koşullar yok edilmeli. IŞİD’i mazur gösteren, ya da göstermeye neden olabilecek beyanatlardan kaçınılmalı. IŞİD’in eylem yapmasını sağlayan lojistik destek yok edilmelidir.

Komşu bir ülkedeki rejimi yıkacağız diye cihatçı grupların faaliyetlerine göz yumulmamalıdır. Türkiye’nin “cihat otobanı”na dönüştüren politikalardan vazgeçilmelidir.