Ana Sayfa Blog Sayfa 6298

Anayasa Mahkemesi: HES’ler yaşam hakkını ihlal ediyor

Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinde, hidroelektrik santrallere (HES) karşı sürdürülen yaşam mücadelesi devam ederken; bu kez de alınan yargı kararlarına bir yenisi daha eklendi

İdare Mahkemelerinin ‘yürütmeyi durdurma’ ve iptal kararlarına karşı çeşitli düzenlemelerle sürdürülmek istenen HES projeleri için bu kez de Anayasa Mahkemesi, tarihi bir karar verdi.

HES’lerin yoğunlukta olduğu Rize’nin Kalkandere ilçesine bağlı Soğuksu Köyünde ‘şalt sahası bulunan’ Cevizlik Hidroelektrik Santrali’ne karşı açılan davada AYM, tarihi bir ‘ihlal’ kararı vererek davanın yeniden görülmesini istedi.

İkizdere Vadisi üzerinde bulunan ve Kalkandere’nin Soğuksu Köyünde bulunan dört katlı bir binanın sahibi Mehmet Kurt, AYM’ye yaptığı başvuruda, Cevizlik Regülatörü ve Hidroelektrik Santralleri kapsamında birçok kişinin yaşadığı ve kendisinin de 4 katlı bir binasının bulunduğu Soğuksu Köyü sınırları içinde Orman Genel Müdürlüğünün verdiği ek karar üzerine inşa edilen ‘Şalt Sahası’ hakkında ayrıca ÇED Olumlu Kararı alınması gerektiği hâlde bu kararın alınmadığını belirtti.

Başvurusunda, ‘taşınmazının hemen yanına inşa edilen şalt sahası kapsamında yüksek gerilim hatlarının evinin hemen üzerinden geçtiğini ve söz konusu iletim hatlarının 600 metre çevresine yaydığı radyasyonun kanser dâhil olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunun bilimsel araştırma sonuçları ile ortaya konulduğunu’ vurgulayan Kurt, söz konusu tesisin çalışırken oluşturduğu sesin katlanılacak boyutların çok üzerinde olduğunu, bu nedenle çevre sakinlerinin günlük yaşamlarını sürdüremedikleri gibi gece uyumalarının da mümkün olmadığını da ifade etti.

Söz konusu tesis hakkında ÇED Raporu alınmaması nedeniyle açtığı davadan sonuç alamadığını belirten Kurt, Anayasa’nın 17 ve 56. maddelerinde güvence altına alınan ‘sağlıklı bir çevrede yaşam haklarının’ ihlal edildiğini ileri sürdü.

kalkandere şaltAnayasa Mahkemesi, Kurt’un başvurusu üzerine, ‘Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine’ dair karar verdi ve karar, yeniden yargılama yapılmak üzere Rize İdare Mahkemesi’ne gönderildi.

Kamu menfaati dengesi
Anayasa Mahkemesi kararında şu ifadelere yer verildi:
Somut başvuru açısından başvurucunun, söz konusu tesisin çalışması sonucu meydana gelen çevresel rahatsızlığın sağlık ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve bu bağlamda idarece yapılan çevresel değerlendirmenin yetersiz olduğu yönündeki temel iddialarının; kamusal makamların, başvurucunun ve kamunun menfaatleri arasında adil bir denge tesis edip etmediklerinin belirlenmesi hususundaki en önemli unsur olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen başvurucunun söz konusu talep ve itirazlarının Derece Mahkemelerince değerlendirilmediği görülmektedir. Mahkemenin söz konusu tesis hakkında ÇED raporu alınmaması sonucuna götüren inceleme ve gerekçesinin ise oldukça sınırlı olduğu, bu yönüyle başvurucunun temel iddialarına doğrudan bir cevap verilmediği ve başvurucunun söz konusu çevresel faaliyete ilişkin iddialarının yargı mercileri önünde gerektiği gibi değerlendirilmesi imkânını elde edemediği anlaşılmaktadır.

Söz konusu olayla ilgili 1999’dan beri bu davayla uğraştığını ve dört yıl önce başlayan inşaatın tamamlandığını hatırlatan Mehmet Kurt, amacının AİHM’e kadar gitmek olduğunu ancak Anayasa Mahkemesi süreci başlayınca ona başvurduğunu belirterek hakkını yerel mahkemede aramaya devam edeceğini söyledi.

Mahkeme süreci nasıl işledi?
Rize’nin en önemli vadilerinden olan İkizdere Vadisinde Sanko Holding tarafından yapılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, 2010 yılının Ağustos ayında, yargı süreci ve yaşanan tartışmalara karşın açılışı yapılan Cevizlik HES için Bakanlıkça ÇED olumlu kararı verilirken; 69.881 metrekarelik bir ormanlık alan da şirkete tahsis edildi.

ÇED olumlu kararının iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda, ‘ÇED olumlu kararının sucul hayatın devamı için bırakılacak hayat suyunun hesaplanması dışında çevresel etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olduğu’ gerekçesiyle işlem iptal edildi.

Bunun üzerine şirkete mahkeme kararında belirtilen miktar olan 2800 lt/sn suyun dereye bırakılmasının taahhüt edilmesi üzerine yeniden ÇED olumlu kararı verildi. Bu kararın iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesinde açılan dava ise reddedildi.

Orman Genel Müdürlüğü tarafından 69 bin 881 metrekarelik ormanlık alan Cevizlik HES için ‘Şalt Sahası’ yapılmak üzere tahsis edildikten sonra TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından bu alanın uygun bulunmaması üzerine izin iptal edilerek yeni belirlenen 16.638 metrekarelik ormanlık sahada için ek izin verilmesi talep edildi.

Çevre ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Kadastro ve Mülkiyet Dairesi Başkanlığınca bu alanda şalt sahası yapımı amacıyla ilgili şirkete ek izin verdi. Bunun üzerine Mehmet Kurt isimli yurttaş ile arkadaşı tarafından söz konusu işlemin iptali için Rize İdare Mahkemesinde dava açıldı.

Doğal çevrenin ve çevre sağlığının korunması gerekçelerine dayalı olarak Kurt tarafından açılan davada, Rize İdare Mahkemesi, ‘çevresel etki değerlerinin kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu ve daha önce alınan ÇED raporundan ayrı değerlendirme yapılmasını gerektiren bir neden olmadığından’ gerekçesiyle davayı reddetti.

İlk derece mahkemesi kararı, ek izin verilen saha ile ilgili yasal prosedürün yerine getirilmediği belirtilerek bozuldu. Davalı idare tarafından Danıştay’da karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine, daire kararı kaldırarak ilk derece mahkemesinin kararı onadı.

Konuya ilişkin mücadelesinden vazgeçmeyen Kurt, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı ve Anayasa Mahkemesi, ‘ihlal’ kararı vererek, Rize İdare Mahkemesi’nden davanın yeniden görülmesini istedi.

Sendika.Org/ Ömer Şan

Köpeklerin İsyan Günü: Arada Kalanların hikayesi

20.İstanbul Tiyatro Festivali bu yıl yurt dışından 9, Türkiye’den 23 oyun, dans ve performanstan oluşan 32 gösteriyi ve zengin içerikli 18 yan etkinliği 25 farklı mekanda sanatseverlerle buluşturmaya başladı.  São Luiz Teatro Municipal, Istanbul Theatre Festival’in ortak yapımı olan Köpeklerin İsyan Günü oyunu da festival kapsamında Tatbikat Sahnesinde 21 Mayıs’ta perdelerini açtı. 22 Mayıs ve 23 Maysı saat 20:30’da yine Tabikat Sahnesinde seyirci karşısına çıkacak olan oyunun yazarı Ceren Ercan; Mark Levitas‘ın yönettiği oyunun oyuncu kadrosunda ise, Zuhal Gencer Erkaya, Kanbolat Görkem Arslan, Elif Ürse, Sercan Gülbahar yer alıyor.

14-15- 16 Ekim de Lizbon’da oynayacak oyun, sınıf çatışmasından yola çıkarak arada kalanların ve kaybedenlerin hikayesini anlatıyor. Oyunun provasında bir araya geldiğimiz yönetmen Mark Levitas, oyuncular Kanbolat Görkem Arslan, Elif Ürse, Sercan Gülbahar’la bir araya geldik…

-Köpeklerin İsyan Günü oldukça  güçlü bir hikaye… Süreci nasıl oldu?

Mark Levitas:Ceren Ercan böyle bir hikayeden söz edince çok sevdim. Sınıf çatışmasını bugüne evirmek istediğinden söz etti.  Madam Bovary’i bugüne uyarlamak isteğini söyledi vs… İKSV’ye sunduk. Oyun proje olarak kabul edilince oradaki ortak yapım oldu. São Luiz Teatro Municipal, Istanbul Theatre Festival’le yola devam ettik. Uzun bir süreç oldu tabii…

-Özgün bir metin, sizi çeken neydi bu metinde? İç içe geçmiş bir çok hikaye var aslında.

Mark Levitas: Oyunun hikayesini çok sevdim. Her şeyin iç içe geçtiği bir toplumda yaşıyoruz. Bugünden baktığı yeri çok seviyorum özellikle… Modern Cumhuriyet kadını olan Suzan karakteri değişen Türkiye’nin içindeki sıkışmışlığı çok iyi anlatıyor…

-Kaybedenlerin hikayesi, sıkışmışlık, Köpeklerin isyanı bir metefor aslında? Bugüne uyarlamak ve bugünden bakmak meseleye zor olmasa gerek?

Görkem Arslan: Günümüz Türkiye’sine ya da buradaki insan tipine uyarlamak vakit almıştır. Ama zor olduğunu sanmıyorum. Burada öyle bir insan tipi var ki, bir çok yazarın, yönetmenin, oyuncunun dert edeceği oyunu veriyor zaten. .

Elif Ürse: Arada kalanların hikayesi evet… Her şey değişiyor, dengeler değişiyor, güç değişiyor;  yeni bir şey de değil, cumhuriyetin kurulmasıyla oluşmuş çok köklü bir zengin sınıfı var.

-O zengin sınıfın içinde arada kalan karakter Nesrin, sizin oynadığınız karakter diyebilir miyiz?

Elif Ürse:  Alt sınıf üzerinden baktığımızda da Nesrin karakteri tam bir arada, ne kendi geldiği kasabaya ait, ne çalıştığı evdeki o zenginlere…  Nişantaşı gibi bir yerde gördüğü hayat kiralamak gibi, maaş alıyor ama o hayatı da kiralıyor… Geldiği yer uçurum çünkü.

Görkem Arslan: Nesrin öyle bir sıkışmışlık yaşıyor ki, evdeki ölüyü bile söylemiyor. Yaşadığı o hayatı kaybetme korkusu var.

Elif Ürse:  Söylerse ulaşamayacağını bildiği hayatı kaybedecek. Onu kaybetmeyeyim derken kendisi kayboluyor…

-Yeni bir oyun ve sert bir giriş yapacaksınız sezona… Değişim ve dönüşümü insanlar üzerinden anlatıyorsunuz…

Elif Ürse: Değişimin kendisi güzeldir..

Görkem Arslan: Neye göre mesela değil mi

Elif Ürse: Cumhuriyet ideolojisi çok güzeldi de bugün ne oldu demiyorum. Öz eleştiri aslında oyun, Suzan karakterinin geldiği yer, tabanı ona ait, evli olduğu bugünün adamı Cengiz’i nereye koyacak mesela, bu aslında ideolojinin semboli… Suzan tam bir sembol. Alt sınıf var,  Nesrin’in hayranlık üzerinden kendini var etmeye çalışması, ben neyim diye kendine dönüp bakmıyor bile…

Mark Levitas: Değişimle ilgili çok tartıştık aslında. O iyidir, şu kötüdür demiyoruz. Bir değişim oldu bunu gösteriyoruz…

Görkem Arslan: Tespit de bulunmuyoruz aslında…

-İsyanı aslında köpek gezdiricisinde görüyoruz…

Elif Ürse: Köpek gezdiricisi bir şeylerin bittiğini biliyor. Eşitiz diyor, ideolojilere tutunanlar kaybediyor. O kişi Nesrin’e “kendi kıymetini bilirsen bir şeyleri değiştirirsin diyor. Sınıfsal meselelerin üzerinden gidenler bir şeyleri değiştiriyor…

-Bir şeyler değişiyor mu peki?

Görkem Arslan: Eskiden konuşamıyorduk, tabu olarak duruyordu şimdi konuşuyoruz…

Bir de tabii bize birey olmak öğretilmemiş. Bir şey olmamalısın denilmiş hep. Bir şey olmazsan senin kıymetin yok, bu öğretilmiş… Ya o taraftasın yada bu tarafta. Bir taraf olmamız istenmiş. Kendi varlığımız unutturulmuş bize…

Köpek gezdiricisi aslında bir birey, insan, Türkiye’de bütün toplumları temsil ediyor o anlamda da…

Hırsı, kazanmayı oyunda da görüyoruz… Yoksul, zengin, Cumhuriyet temsili dediğimiz olgu var…

Görkem Arslan:  Süreç bitmiyor, bir şeylerle yetinme algısı yok! Hırs, hep en kazanan,  daha çok kazanıp daha büyüğüne sahip olmak isteyen bir topluma dönüştük. O yüzden de oyunda  herkes istediği karakterle yolculuğunu yapacak…

GÜLŞEN İŞERİ/gulseniseri81@gmail.com

Kamp istismarcıya açık, vekile kapalı

Nizip’te 30’u aşkın çocuğa cinsel istismarla gündeme gelen AFAD mülteci kampına HDP’li vekiller alınmadı. TBMM Çocuk İstismarını Önleme ve Araştırma Komisyonu üyesi olan İstanbul Milletvekili Filiz Keresticioğlu, “Çocuk istismarını incelemek için buraya geldik. Ama karşımızda muhatap bulamadık. Şeffaf olmayan bu durumlar hakikaten bazı şeylerin yolunda gitmediği yönünde insanda daha fazla kuşku uyandırıyor” dedi.

Dîlok’un (Antep) Bêlqis (Nizip) ilçesinde 30’u aşkın çocuğun cinsel istismara maruz kaldığı AFAD mülteci kampına, HDP’li vekiller alınmadı. Sabah saatlerinde Bêlqis ilçesine gelen HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Dîlok Milletvekili Mahmut Toğrul ve Sêrt Milletvekili Besime Konca, partinin Göçmen ve Mülteci Komisyonu’ndan Sorumlu MYK Üyesi Gülsüm Ağaoğlu, HDP Dîlok eşbaşkanları ve ilçe yöneticileri inceleme yapmak üzere AFAD Kampı’na girmek istedi. HDP‘lilere, kapının önünde kamp görevlisi olduğunu belirten ve soy ismini söylemeyen Kemal isimli görevli, HDP’li vekillerin “Valilik izni olmadığı” gerekçesiyle kampa girişlerine izin vermeyeceklerini belirtti. Bu sırada bir minibüs ile sakallı, bıyıksız kişilerin kampa girmesine yurttaşlar ve heyet tepki gösterdi. Kamp önünde yetkililere seslenen bir yurttaş, “Kampa tecavüzcüler, DAİŞ’liler girebiliyor da vekiller niye giremiyor” dedi.

‘Şeffaf değilse bazı şeyler yolunda gitmiyordur’

Kamp önünde açıklama yapan TBMM Çocuk İstismarını Önleme ve Araştırma Komisyonu üyesi olan Filiz Kerestecioğlu, geçen hafta yetkililere izin almak için başvuruda bulunduklarını, fakat herhangi bir cevabın verilmediğini ifade etti. Hukuk kurallarıyla ile yürütülmeyen bir kurallar bütünü içerisinde kampın yönetildiğini belirten Kerestecioğlu, “Kendisini AFAD yardımcısı olduğunu belirten ve soy ismini bile vermeyen Kemal isminde biri Kaymakam ve Valinin bilgisi dahilinde bizi içeri alamayacaklarını aktardı. Buradaki çocuk istismarını incelemek için buraya geldik. Bu istismara maruz kalan çocuklar ile aileleri ne durumda olduğunu araştırmak için buradayız. Ama karşımızda muhatap bulamadık. Şeffaf olmayan bu durumlar hakikaten bazı şeylerin yolunda gitmediği yönünde insanda daha fazla kuşku uyandırıyor. Girişimlerimiz devam edecek ve her fırsatta onlarla dayanışma içerisinde bulunacağız. Bu işin peşini bırakmayacağız” diye konuştu.

‘Taciz, tecavüz, fuhuş kampları’

Ardından söz alan Mahmut Toğrul, yaşanan cinsel istismarın AFAD yetkilileri tarafından kabul edildiğini, yaşanan cinsel istismarın kamuoyuyla paylaşılmasından dolayı rahatsız olduklarını belirtirken, buna benzer olayların İslahiye ve Karkamış‘ta da yaşandığına ve kadınların fuhuşa sürüklendiğine dikkat çekti. Toğrul, “AKP’li yetkililer ve Başbakan bu AFAD kamplarını 5 yıldızlı otellere benzetmişlerdi. Bu kadar övündükleri kamplarında gün geçmiyor ki olumsuz bir haber çıkmasın. Ya taciz, ya tecavüz ya da fuhuşa sürüklenmiş kadınlar veya DAIŞ çetelerinin yetiştirildiği alanlar olarak her gün gündeme geliyor. Daha da önemlisi mültecilerin yüzde 10’u kamplarda kalıyor. Geri kalanlar ise şehir içinde kalıyor. Onların başına ne geliyor, ne yapıyorlar onu da hiç bilmiyoruz. Halkın vekilleri olarak bizim görevimiz bunlar ile ilgilenmek iken bizleri içeriye bile almıyorlar. Bu işin peşini bırakmayacağız” şeklinde konuştu.

‘Vahim şeyler yaşanıyor’

HDP’li vekil Besime Konca ise, HDP heyetinin kampa alınmamasının içeride daha vahim olayların yaşandığının göstergesi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “30’u aşkın çocuğun cinsel istismara uğradığını herkes biliyor. Bunlar sadece görünen tarafı. Aldığımız duyumlardan kampta daha vahim olayların yaşandığı yönünde. Bizim içeriye alınmama sebebimiz de daha ağır durumların yaşandığının bir göstergesidir. İçeride su, yemek ve temel ihtiyaç sorunların da olduğu söyleniyor. Mülteciler farklı muamelelere maruz kalıyor. Bu kamplar uluslararası boyutta örnek kamp olarak sunulan yerlerdir. Bir an önce buranın tüm uluslararası, sivil toplum kuruluşlarına, insan hakları kurumlarına ve parlamentodaki her vekile açılması gerekiyor. Ciddi kaygılarımız var. Kamp anlayışına, hapsetme anlayışına, insan hakkı gaspına karşı, her türlü taciz ve tecavüz anlayışına karşı herkese çağrıda bulunuyorum. Buradaki sorunlar Kaymakam ve Vali’ye bırakılmayacak kadar vahim ve önemli sorunlar.”

Heyet ardından Antep’e geçerek İHD, TTB, Baro ve KAMER’i ziyaret etti.
DİHA

‘Cenazelerimizi Maraş’a gömebebilecek miyiz?’

“Soykırım Kıskacında Maraş” Konferansı bugün yoğun  bir katılımla yapıldı. Konferansta Maraş’ın direniş ruhu ve bugün Terolara yapılmak istenen kampa karşı Alevilerin suskunluğu tartışıldı.

 

Franfurt’ta yapılan Soykırım Kıskacında Maraş Konferansı yoğun katılımla gerçekleşti. DGB Bildungswerk’te yapılan konferansa konuşmacı olarak   Mahmıt Toğrul, Prof. Beyza Üstün,  Avukat Mehmet Horç, Rojda Yıldırım, Hüseyin Acar, Şükrü Yıldız katıldı.

Maraş katliamından Terolara sistematik soykırım politikalarının tanımlanması başlığı altında yapılan ilk oturumda Maraş Girişimi adına Mehmet Demir açılış konuşmasını yaptı. Demir,  Maraş girişiminin 2006 yılından bu yana yürütülen çalışmalara dikkat çekerek “Birinci konferansın Türkiye’de 2014 tarihinde yapıldığını bu ikinci konferansın bu örgütlülükte yeni bir sürece vesile olacağını söyledi… Avrupa’nın ve özelde almanın tüm bölgelerinden gelen delegeler çalışmalarımda başarılar diledi..

Katılımın yüksek olduğu görülen Maraş konferansı konuşmacılarından alan gazeteci yazar Şükrü Yıldız, konuşmasında Maraş’ın insansızlaştırılmak istenildiğine vurgu yaptı. Yıldız, Tüm kimliklere açık olan Maraş 1500’lü yıllara kadar Alevilerin son merkezidir. Kürt Alevi ve sol bir yapıya sahiptir. İsyan bölgesi olmasından dolayı da Sinanlar ve Mahirler burada olmuştur, direnişin merkezi burasıdır… ”  diye konuştu. 

Maraş ortadan kaldırılırsa, Kürt Aleviler büyük bir yara alır. Elbistan’da Kantarma demek Kürt Aleviliğin kütüphanesidir, saklı bahçesidir diyen Yıldız şöyle devam etti:

1500 yıllardan bu yana siyasal ve politik saldırların devam ettiğine vurgu yapan Yıldız, Elbistan’ın siyasal bir bölge olmaktan çıkartıldığını söyledi. “Osmanlı kayıtların tümünde de 19. yy’a kontrol altına alınmak istendiği, isyanlarla ayakta durduğu yazılır. Bu anlamda da Maraş katliamıyla bu süreci bitirmişlerdir. ” dedi. Alevilerin, Bektaşilerin ve Kızılbaşların olduğuna, çok kimlikli bir yapı özelliği taşığını anlatan Şükrü Yıldız Sinan Cemgilleri ve Mahirleri de hatırlatarak, “Tüm kimliklere açık olan Maraş 1500’lü yıllara kadar Alevilerin son merkezidir. Kürt Alevi ve sol bir yapıya sahiptir. İsyan bölgesi olmasından dolayı da Sinanlar ve Mahirler burada olmuştur, direnişin merkezi burasıdır… ”

Maraş Katliamı tanığı Hüseyin Acar da katliamın bir arındırma projesi olduğunu vurguladı. Acar,  “Bu katliam etnik arındırma projesinin parçasıydı. Katliamda tüm kesimler camilerden çağrı yapılarak halka saldırdı… ” diye konuştu. Savunmasız yakalandıklarını ifade eden Acar, Katiller göçmenlerin evlerini aldı yerleşti ve Maraşlılar göç etti. Maraş katliamı devlet için başarılı bir operasyon oldu… ” dedi.

Katliama katılanların 10 yıl yatıp çıktığını söyleyen Hüseyin Acar bugün Terolar’da yaşanan da etnik bir arındarma olarak gördüğünü söyledi. Acar sözlerini “Terolar Maraş katliamının devamı, Toprağın gasbıdır…” diyerek bitirdi.

Konuşmacılar arasında yer alan Rojda Yıldıırm ise  “Gelecekten kuşkuluyum,gelecekte cenazelerimizi Maraş gömebilecek miyiz” diye sordu.  Yıldırım, “jandarma gecen gün giden cenazemizi kaldırırken bize söylenen cenazelerinizi getireceğiniz toprak bulamıyacaksınız, gelecekte cenazelerimizi Maraş gömebilecek miyiz? can alıcı sorun budur” diye konuştu.

Maraş’taki durum varlık yokluk meselesidir diyen Yıldırım, D”insel kimliğimiz baskı altında, etnik kimliğimiz baskı altında, siyasal tercihlerimiz baskı altında, coğrafyamız baskı altında, çevremiz yaşanmaz kılınmak istenmektedir. Kızılbaş Kürt Aleviler üzerinde sistemeatik baskı uygulanmaktadır. Soykırıma uğrayan toplumlarda iki eğilimi gelişiyor; ya sanki yaşanmamış gibi davranılıyor ya da soykırım gerçekliğiyle yüzleşiliyor…” diye konuştu.

Her katliamın hesabı sorulmalıdır diyen Yıldırım Şöyle devam etti: Her katliamın hesabı sorulmalıdır. Ermeni katliamın hesabı, Yahudi katliamın hesabı soruldu. halen bunun mücadelesi veriliyor. Maraşlılar kendilerine sormalılar, katliamın hesabını mı sorduk, yoksa unutmayı mı tercih ettik? Bir çoklarımız bunu unutmuş gibi yaparak yaşadık, uzun yıllar Maraş katliamı gündeme girmedi. Maraş katliamının anmalarına gidenlere bile doğru yaklaşılmadı, kimliğimizden kaçamayız, yapılması gereken toplumsal gerçekliğimizle yüzleşmeliyiz. Ortadoğu’daki gelişmeleri bakarak Maraş’daki durum değerlendirilebilinir.  Maraş’ı Kürt sorunun dışına çıkarırsak sanki bize bir şey olmaz deniyor; bu yanılgının en büyüğüdür. Suriye sınırı yüz km bile değildir, hat Suriye’ye açılan bölgenin bağlantı noktasıdır.  Biz savaşın bir parçası olarak hedef alınmaktayız, Türkiye büyük bir savaşa hazırlanıyor, Rojova’ya karşı konumlanmasını yapıyor. Bizler bu savaşın parçasıyız, bu olay hukuki bir sorun değil, bu sorun siyasidir. direnmek ve örgütlenmek zorundayız….”

Prof. Beyza Üstün’ün de yer aldığı konferans ekoloji tartışmasını bereberinde getirdi. Üstün konuya ilişkin,  Maraş’taki bütün madenlerin 2015-16 da başkalarına peşkeş çekildiğini belirtti…

Prof. Beyza Üstün, ekoloji üzerine yaptığı konuşmasında “tüm bölge siyasi iktidarın şirketlerine peşkeş çekilmiştir; Elbistan termik santrali, Adıyaman ovası, Pazarcık Narlı ovası yaşama kapatılıyor. Yaşam imkanları ortadan kaldırılmak suretiyle boşaltılıyor, kamulaştırma adı altında insanların topraklarına el konuyor…” dedi.

Konferans’ta Maraş’ın hukuki boyutunu değerlendiren avukat Mehmet Horuç da  “Maraş’la ilgili hukuki mücadele devem ediyor” dedi. hukuku mucadele devam ediyor, 2006 yılından beri çimoento fabrikalarına karşı açılan davalar devam ediyor, hukuksuz bir ülkede hukuksal anlamda sonuç alınamaz, siyaseten bakış budur” diye konuştu.

Konferansın sonunda tüm konuşmalar raporlaştırıldı.

Alevinet.com

Avukat Mehmet Horuç: Maraş’la ilgili hukuki mücadele devem ediyor

Franfurt’ta yapılan Maraş Konferansında konuşan Avukat Mehmet Horuç, “Maraş’la ilgili hukuki mücadele devem ediyor” dedi.

 

Bugün (22 Mayıs) yapılan Franfurt’ta ki Soykırım Kıskacında Maraş Konferansı avukat Mehmet Horuç’un konuşmasıyla devam etti. Horuç,  hukuku mucadele devam ediyor, 2006 yılından beri çimoento fabrikalarına karşı açılan davalar devam ediyor, hukuksuz bir ülkede hukuksal anlamda sonuç alınamaz, siyaseten bakış budur” diye konuştu.

Beyza Üstün: insanların topraklarına el konuluyor

Franfurt Maraş konferasında konuşan Prof. Beyza Üstün, Maraş’taki bütün madenlerin 2015-16 da başkalarına peşkeş çekildiğini belirtti…

 

Prof. Beyza Üstün, ekoloji üzerine yaptığı konuşmasında “tüm bölge siyasi iktidarın şirketlerine peşkeş çekilmiştir; Elbistan termik santrali, Adıyaman ovası, Pazarcık Narlı ovası yaşama kapatılıyor. Yaşam imkanları ortadan kaldırılmak suretiyle boşaltılıyor, kamulaştırma adı altında insanların topraklarına el konuyor…” dedi.

Rojda Yıldırım; Biz savaşın bir parçası olarak hedef alınmaktayız

Soykırım kıskacında Maraş konferansında konuşmacı olarak katılan Rojda Yıldıırm, “Gelecekten kuşkuluyum,gelecekte cenazelerimizi Maraş gömebilecek miyiz” dedi.

Franfurt’ta başlayan konferansta konuşan Rojda Yıldırım, Maraş’ta yaşanılan olaylarla ilgili kuşku duyduğunu belirtti. Yıldırım, “jandarma gecen gun giden cenazemizi kaldırırken bize söylenen cenazelerinizi getireceğiniz toprak bulamıyacaksınız, gelecekte cenazelerimizi maraş gömebilecek miyiz? can alıcı sorun budur” diye konuştu.

Maraş’taki durum varlık yokluk meselesidir diyen Yıldırım, Dinsel kimliğimiz baskı altında, etnik kimliğimiz baskı altında, siyasal tercihlerimiz baskı altında, coğrafyamız baskı altında, çevremiz yaşanmaz kılınmak istenmektedir. Kızılbaş Kürt Aleviler üzerinde sistemeatik baskı uygulanmaktadır. Soykırıma uğrayan toplumlarda iki eğilimi gelişiyor; ya sanki yaşanmamış gibi davranılıyor ya da soykırım gerçekliğiyle yüzleşiliyor…” diye konuştu.

Her katliamın hesabı sorulmalıdır diyen Yıldırım Şöyle devam etti: Her katliamın hesabı sorulmalıdır. Ermeni katliamın hesabı, Yahudi katliamın hesabı soruldu. halen bunun mücadelesi veriliyor. Maraşlılar kendilerine sormalılar, katliamın hesabını mı sorduk, yoksa unutmayı mı tercih ettik? Bir çoklarımız bunu unutmuş gibi yaparak yaşadık, uzun yıllar Maraş katliamı gündeme girmedi. Maraş katliamının anmalarına gidenlere bile doğru yaklaşılmadı, kimliğimizden kaçamayız, yapılması gereken toplumsal gerçekliğimizle yüzleşmeliyiz. Ortadoğu’daki gelişmeleri bakarak Maraş’daki durum değerlendirilebilinir.  Maraş’ı Kürt sorunun dışına çıkarırsak sanki bize bir şey olmaz deniyor; bu yanılgının en büyüğüdür. Suriye sınırı yüz km bile değildir, hat Suriye’ye açılan bölgenin bağlantı noktasıdır.  Biz savaşın bir parçası olarak hedef alınmaktayız, Türkiye büyük bir savaşa hazırlanıyor, Rojova’ya karşı konumlanmasını yapıyor. Bizler bu savaşın parçasıyız, bu olay hukuki bir sorun değil, bu sorun siyasidir. direnmek ve örgütlenmek zorundayız….

Şükrü Yıldız; Sinanlardan Mahirlere, İbolara direnişin merkezi Elbistan’dır

Katılımın yüksek olduğu görülen Maraş konferansı konuşmacılarla devam ediyor. Söz alan gazeteci yazar Şükrü Yıldız, konuşmasında Maraş’ın insansızlaştırılmak istenildiğine vurgu yaptı. Yıldız, Tüm kimliklere açık olan Maraş 1500’lü yıllara kadar Alevilerin son merkezidir. Kürt Alevi ve sol bir yapıya sahiptir. İsyan bölgesi olmasından dolayı da Sinanlar ve Mahirler burada olmuştur, direnişin merkezi burasıdır… ”  diye konuştu. 

Bugün Franfurt’ta başlayan ve yoğun katılımın olduğu konferansta gazeteci yazar Şükrü Yıldız yaptığı konuşmasında, “Maraş ortadan kaldırılırsa, Kürt Aleviler büyük bir yara alır. Elbistan’da Kantarma demek Kürt Aleviliğin kütüphanesidir, saklı bahçesidir.” diye konuştu.

1500 yıllardan bu yana siyasal ve politik saldırların devam ettiğine vurgu yapan Yıldız, Elbistan’ın siyasal bir bölge olmaktan çıkartıldığını söyledi. “Osmanlı kayıtların tümünde de 19. yy’a kontrol altına alınmak istendiği, isyanlarla ayakta durduğu yazılır. Bu anlamda da Maraş katliamıyla bu süreci bitirmişlerdir. ” dedi. Alevilerin, Bektaşilerin ve Kızılbaşların olduğuna, çok kimlikli bir yapı özelliği taşığını anlatan Şükrü Yıldız Sinan Cemgilleri ve Mahirleri de hatırlatarak, “Tüm kimliklere açık olan Maraş 1500’lü yıllara kadar Alevilerin son merkezidir. Kürt Alevi ve sol bir yapıya sahiptir. İsyan bölgesi olmasından dolayı da Sinanlar ve Mahirler burada olmuştur, direnişin merkezi burasıdır… ”  diye konuştu.

 

 

Mehmet Demir; Maraş konferansı bölgemiz için tarihidir

Franfurt’ta yapılan Maraş Konferansının açılış konuşmasını  Maraş Girişiminden Mehmet Demir yaptı. Demir böylesine bir süreçte konferansın toplanmasını tarihi önemde olduğunu söyledi.
Maraş girişiminin 2006 yılından bu yana yürütülen çalışmalara dikkat çekerek “Birinci konferansın Türkiye’de 2014 tarihinde yapıldığını bu ikinci konferansın bu örgütlülükte yeni bir sürece vesile olacağını söyledi… Maraşlıların kendi kültürel ve sosyal gerçekliğini korumak için örgütlenmesinin önemine dikkat çekti. Avrupa’nın ve özelde Almanya’nın tüm bölgelerinden gelen delegeler çalışmalarımda başarılar diledi..”

Hüseyin Acar: Terolar Maraş katliamının devamıdır

Franfurt’ta yapılan Soykırım Kıskacında Maraş Konferansında konuşan Maraş Katliamı tanığı Hüseyin Acar katliamın bir arındırma projesi olduğunu vurguladı.
Bugün saat 11:00’de başlayan konferana katılanlar arasında Maraş katliamı tanıklarından Hüseyin Acar yaptığı konuşmasımda o anları hiç unutmadığını ifade etti. Acar,  “Bu katliam etnik arındırma projesinin parçasıydı. Katliamda tüm kesimler camilerden çağrı yapılarak halka saldırdı… ” diye konuştu. Savunmasız yakalandıklarını ifade eden Acar, Katiller göçmenlerin evlerini aldı yerleşti ve Maraşlılar göç etti.
Maraş katliamı devlet için başarılı bir operasyon oldu… ” dedi. 
Katliama katılanların 10 yıl yatıp çıktığını söyleyen Hüseyin Acar bugün Terolar’da yaşanan da etnik bir arındarma olarak gördüğünü söyledi.
 Acar sözlerini “Terolar Maraş katliamnın devamı, Toprağın gaspıdır…” diyerek bitirdi.