Ana Sayfa Blog Sayfa 63

Celal Fırat: Alevi toplumuna yönelik saldırılar örgütlü nefretin ürünü

DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevilere yönelik sürdürülen saldırıların, Alevi toplumuna karşı örgütlü bir nefret hareketi olduğunu belirtti. Fırat, bu tür vahşetlerin karşısında sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geldiğini vurguladı. Acil olarak uluslararası bir soruşturma heyetinin bölgeye gidip tarafsız bir inceleme yapması gerektiğini ifade etti.

Suriye’deki iç savaşın İslamcı cihat örgütü HTŞ’nin iktidarı ele geçirmesiyle farklı bir aşamaya girdiğini belirten Fırat, Humus, Lazkiye, Hama ve Tartus’taki saldırıların sadece Alevilere değil, insanlığa karşı gerçekleştirilen alçakça eylemler olduğunu kaydetti. Bu saldırıların, Alevi toplumuna yönelik sistematik bir nefret hareketinin parçası olduğunu dile getirdi.

Fırat, Alevi halkı için güvenli koridorlar açılması gerektiğini vurgulayarak, sivillerin korunmasının artık ertelenemez bir sorumluluk olduğunu belirtti. “Humus’ta yakılan her ev, bir halkın hafızasının, bir annenin geleceğinin ve bir çocuğun umudunun yakılmasıdır” dedi. Bu katliamları görmezden gelenlerin, tarih önünde hesap vereceğini ifade etti.

Her Şey Değişiyor Ama Alevi Düşmanlığı Değişmiyor AZİZ TUNÇ

0

Suriye’de Alevilere yönelik soykırım devam ediyor. Yeniden harekete geçen HTŞ ve DAİŞ çeteleri bir kez daha Alevi toplumuna saldırmıştır. Humus ta başlayan saldırılarda çok sayıda insanın katledildiği belirtilmektedir. HTŞ ve DAİŞ çetelerinin Suriye’yi ele geçirmesinden bu yana Aleviler, Dürziler ve DAİŞ’çi olmayan bütün topluluklar, sürekli ve sistemli olarak katliama, soykırıma tabii tutulmaktadırlar

Sahiden neden Aleviler soykırıma tabii tutuluyorlar? Bu sorunun cevabı gerçeğin anlaşılması açısında önemli ve değerlidir. Çünkü bu sorunun doğru yanıtı, sadece Alevilerin neden katledildiklerinin anlaşılmasını sağlamakla kalmayacaktır. Aynı zamanda Aleviliğin neden bu denli değerli olduğunun, bu denli özgün olduğunun anlaşılması da bu soruya verilecek cevapta gizlidir.

Toplumların tarihsel evrimine en özet haliyle bakıldığında bu gerçeğin anlaşılması mümkün olacaktır.

Ortaçağ koşullarında her dinden ve her etnik kökende toplumun birlikte yaşadığı siyasal egemenlik biçimleri bulunmaktaydı. Bunların küçük, yerel ve lokal olanlarına Beylik, Mirlik, Derebeylik vs denirdi. Büyük devletlere ise imparatorluk denildiği bilinmektedir.

Bu dönemden ve bu sistemden de toplumsal farklılıklar bulunmaktaydı. Bu farklılığa göre ezenler ezilenler sömürenler sömürülenler ve bu kesimler arasında mücadeleler bulunmaktaydı. Zorbalar, gaspçılar ve yağmacılarla bu tutumlara karşı direnenler arasında sayısız direnişler ve isyanlar yaşanmıştır. Dönemin tarihinde ve dünyanın her karış toprağında bu mücadelelerin izlerine rastlamak mümkündür.

Bu dönemin devletlerinin içinden genellikle İslam dininin egemen olduğu, ama bazen Hristiyanlığın veya Yahudiliğin etkin olduğu, aynı zamanda Alevi ve benzer inançlarda toplulukların da yaşadığı devletlerde ve coğrafyalarda Aleviler ve benzer inançlara sahip topluluklar, en büyük düşman olarak kabul edilmişlerdir.

Yüzyıllar boyu, Selçukluların, Osmanlıların, Abbasîlerin ve o dönem daha nice devletin, daha sonra günümüzün mevcut devletlerinin Aleviliği yok etmek istemelerinin nedenleri bunlardır. O dönemde her egemen, sömürücü, zorba devlet Aleviliğin varlığını kendi varlığına karşı bir tehdit olarak kabul etmiştir. Böyle olunca da Aleviliği ve Alevileri yok etmek söz konusu devletlerin asli görevi olarak ortaya çıkmıştır.

Buna karşı Aleviler veya benzer inançları sahiplenen, savunan toplumsal kesimler, bu saldırılara boyun eğmemiş, direnmişlerdir. Gün olmuş, Ortadoğu’da Babek olmuşlar, gün olmuş, Hürrem olmuşlar, Kameti olmuşlar, Hasan Sabah olmuşlar, gün olmuş, Anadolu’da ve Balkanlar’da Pavlukanlar, Boğomiller, Baba

2/3

İlyaslar, Kalender Çelebiler, Pir Sultanlar, Avrupa’da Mazdek olmuşlardır. Ama her durumda ve her coğrafyada direnmişlerdir.

Kapitalist sistemin insanlığın hayatına hakim olmasıyla birlikte o güne kadar devam eden devlet formu değişmeye, ulusal devletler doğmaya başlamıştır. Kapitalizmin ilkel aşamasının ihtiyaçlarını karşılayacak olan “ulus devlet” formu bir süre sonra dünyanın önemli bir kısmında toplumsal hayatta baskın olmaya başlamıştır.

Kapitalizmin ve ulus devletlerin hakimiyeti koşullarından da özellikle Alevi düşmanlığı kesintisiz devam etmiştir. Özellikle İslam dininin egemen olduğu ve Alevilerin yaşadığı her coğrafya parçasında milyonlarca Alevinin veya benzer inançta olan toplumların kanı akıtılmıştır. Bunun yanında İslam olmayan toplulukların yoğun yaşadığı bölgelerden de Alevi soykırımlarının yaşandığı görülmektedir.

Açık olan şu ki Alevi toplumu yüz yıllardır, her toplumsal sistemde, egemen olan her türlü devlet tarafında aralıksız soykırımlara maruz kalmıştır. Türk devleti, ırak ve Suriye gibi Arap devletleri, İran gibi Fars devleti ve Balkan devletleri, Alevilere değişik zamanlarda, değişik düzeylerde soykırım uygulayan devletler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu gerçeklik tesadüf olabilir mi? Ya da özgün bir gelişmeden kaynaklanmış olabilir mi? Elbette bunların hiçbiri değil. Farklı coğrafyalarda ve farklı zamanda yapılan Alevi katliamlarının tesadüf olduğu söylenemez. Aynı şekilde ve aynı nedenlerden dolayı, Alevilerin soykırıma tabii tutulmasını gerektiren özgün bir nedenden de söz edilemez.

Alevilerin yüzyıllar boyunca egemen devletler tarafından hedef alınmasının, soykırımlara ve katliamlara maruz bırakılmalarının temel nedeni Aleviliğin inançsal, sosyal, siyasal ve felsefi özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Aleviler, insanlığın ilk dönemlerinde yaşanan “ortaklaşmacı toplumsallığı” sürdürmeye çalıştıkları için hedef alınmışlardır.

Aleviler, inançsal ve felsefi olarak toplumsal farklılıklara ve cinsiyetçiliğe itibar etmedikleri, herkesi “can” bildikleri için yok edilmek istenmişlerdir.

Aleviler “Kamil İnsan” olmayı esas aldıkları için hedef alınmışlardır.

Aleviler “Rıza Şehri” gerçekliğine bağlı kaldıkları için katliama maruz kalmışlardır.

Aleviler, tarihleri boyunca, zulmün her türlüsüne boyun eğmedikleri, haktan ve haklıdan yana olmayı esas aldıkları, haksızlığın her çeşidine karşı insanlık adına direndikleri için her türlü zorbalığa ve soykırımlara maruz bırakılmışlardır.

Yani Aleviler, egemenlerin beklentilerine ve hesaplarına engel oldukları için düşman ilan edilmişlerdir. Aleviler, insanın insana kulluğunu kabul etmedikleri ve buna karşı direndikleri için katledilmişlerdir.

3/3

Bugün Türk devletinin HTŞ ve DAİŞ’çi çeteler eliyle Suriye’de sürdürdüğü Alevi soykırımı saldırılarının, diyanet kurumu eliyle, Türkiye ve Kürdistan’da her sürekte Alevi toplumuna yönelik olarak sürdürülen Alevi asimilasyonu saldırılarının böyle bir arka planı bulunmaktadır.

Bu gerçekliğin bize öğrettiği şu ki Alevilere yönelik soykırım politikaları bölge devletlerin ortak ve stratejik politikasıdır.

Bugün geliştirilecek olan direniş hattının bu gerçekliği hesaba katarak oluşturulması gerekiyor. Bütün düşmanların varlığı unutulmadan ama düşmanın en zayıf halkasına yönelik olarak planlanacak olan direnişler sonuç alacaktır.

Elbette bugüne kadar teslim olmamış, asimilasyonu kabul etmemiş ve her saldırıya karşı direnmiş olan Aleviler bu saldırılara karşı da direneceklerdir. Çünkü Alevilerin varlıklarını geleceğe taşıyabilmeleri, ancak ve ancak direnişleriyle orantılı olacaktır. Ve her Alevi bu gerçeği unutmamalıdır.

 

İKRAR… NECATİ ŞAHİN

Nedir…?
Yoo korkmayın…
Milattan Önceye falan gitmeyeceğim…
Yaşım kadar,
70 yıl öncesine gideceğim…
Sırma Anam Anlatıcınız.
Ben Tercümanınız…
Sırma Anam söyledi.
Kalem yazdı.
*
Sırma Anam bana Hamile…
İki canlı…
Ev halkı:
Dedem Şahhüseyin (Şavo)
Bir yıl öncesi Hakka yürümüş…
Ninem Şahsenem (Topal Seno) otoriter…
Üç kardeş…
Küçüğü Babam Efendi…
Lakabı Gıpo…
Gelinler…
Küçüğü Sırma Anam
Sürmeli dermiş köylü.
Çocuklar :
Amca çocukları…
Bir de Ablam Hatun..
Bir de
Kara Keçi Sürüsü…
ve
Bir Çoban…
Yetim.
Başka köyden…
Alacacı’dan…
Haydar
Olsa olsa 16 yaşında…
Anam Hamile bana…
“Ben” olacağımı kim bilecek ki…
Kim bilecek ki,
Anamın erkek doğurcağını…
Sırma Anam söylüyor sözü…
Kalem yazıyor sözünü:
Akşam Rojinkin (ocak) başında oturuyorduk…
Baban,
Karnıma bakıp
‘Ah bir oğlum olsa’ diye söyleniyordu.
Kaynanam Şahsenem,
(Topal Seno Ana) de ocak başındaydı.
Utanıyordum, Babanın
“Ah bir oğlum olsa” deyip durmasına.
Çoban Kardeşler de bizimle Ocak (Rojink) başında oturmuşlardı.
Karakıştı.
Çok kar vardı.
Çok soğuktu.
Rojink başı keyfti…
Baban yine “Ah bir oğlum olsa” diye söylenice;
Az konuşan
Çobanımız Heyder
birdenbire:
“Apo Efendi , Amojun (yenge) Sırma sana bir oğlan doğurcak…”
Baban,
“Ulan Heydo, bu çocuk oğlan olursa, kirvesi Sensin ” diye gülerek dalga geçer gibi söylendi…
Kaynanam Topal Senem hiç oralı olmuyordu…
*
Bir ay kadar sonra doğurdum Seni.
Erkek olmuştu çocuğumuz.
Erkek doğurmuştum ya,
Değerim biraz arttı hanede…
*
Birgün yine Rojink başındayız.
Sen kucağımda.
Baban,
“Oğluma birini Kirve yapacağım.
Oğlumun Kirvesi bey olmalı,
Ağa olmalı,
Paşa olmalı
deyip duruyordu ki;
Topal Senem Ana ayağa kalktı.
Ellerini beline koydu.
“Oğul, Oğul…
Neceti’nin Kirvesi vardır.
Aha buradadır.
Heyder’dır…”
Baban,
“Anee sen diyon, öyle şey mı olur”, deyince;
Topal Senem Ana fena gürledi:
“Bu Rojikin başında, Heyder’e, oğlan olursa, Kirvesi Sen olacaksın demiştin.
Ne tez unuttun sözünü.
Oğlan doğdu.
Kirvesi Heyder’dır.
“Anee ben şaka yapmıştım öylesine…”
Topal Senem Ana fena patladı:
“Ula Gıpo,
İKRAR’ın şakası mı olur.
İKRAR vermiştin.
Hakk sana oğlan verdi.
Heyder’ı da Kirve eyledi…
İKRAR’indan dönersen Sütümü helal değildir Sana…. “
Heyder’e döndü:
Elini Heyder’in omuza koydu;
“Heyderim tornumu senin kucağına vermişti Babası zaten.
Kirvesi Sensin Oğul.”
Heyder Ninenin elini öptü.
Babanın elini öptü.
Benim omuzuma niyaz etti.
Seni kucağına verdim.
Seni aldı.
Öptü.
Bağrına bastı.
Hıçkırık Sesi duyduk.
Kirven Heyder’ın gözyaşları alnına damlamıştı…
Topal Senem Ana haykırdı.
“Heyder çobanımızdı.
Şimdi İkrarlımız…
Bu haneden herkes ,
Heyderime bundan böyle
‘Heyder Kirve’ diye seslenecek…”
*
İKRAR nedir?
İKRAR budur…
İKRAR
Saf, temiz, riyasızdır…
İKRAR
derin, ağır, engin bir bağdır…
Kan bağın ötesi…
Akrabalık ötesi…
Çok ötesidir…
Güvendir…
İKRAR
derin bir huzurdur.
Ulu, soylu, gizemli
bir YOL’dur….
öyledir Ki, Abdal Musa
13.yüzyılda manevi yükünü dile getirmiştir:
“Ol İKRAR verme.
Öl İKRAR’ından dönme…”
Necati Şahin
Köln, 25.11.2025
***
(HAYDAR Kirvemi de ayrıca yazacağım bir ara)

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 297. Sayısı Yayında!

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 297. sayısı yayımlandı. Bu sayıda, Alevi kültürü ve inancının önemli figürlerinden biri olan Kadıncık Ana dosyası öne çıkıyor. Avusturya’da açılan Kadıncık Ana Anıtı, kadınların belleği, emeği ve direncine adanmış bir tema ile kapakta yer aldı.

Dergide, Kadıncık Ana’nın inançtaki yeri, tarihi ve çağdaş Alevi toplumu için anlamı gibi konular geniş bir içerikle ele alınıyor. Araştırmacılar, yazarlar ve sanatçılar tarafından hazırlanan yazılar, Alevi kadınlarının gücünü ve tarihsel mücadelesini ön plana çıkarıyor. Bu başlıklar arasında “Ben Kadıncık Ana!”, “Avrupa’da Alevi İnancının Dirilişi” ve “Kadıncık Ana Heykeli Üzerine” gibi yazılar dikkat çekiyor.

Ayrıca, dergide Alevi kurumlarının çalışmaları ve dayanışma faaliyetleri hakkında bilgiler de yer alıyor. Avrupa Alevi kurumları, dayanışma projeleri ve tarihsel etkinlikleri ile ilgili haberler, Alevi toplumu için umut verici gelişmeleri içeriyor. Derginin çok dilli yayın politikası ise Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Kırmancki/Zazaca dillerinde okuyuculara ulaşmayı hedefliyor.

ABF Kadın Meclisi: Colani ve çetesi, insanlığa ve kadınlara düşman!

Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekti. Açıklamada, “Katil Colani ve HTŞ çetelerinin bu saldırıları derhal durdurulmalıdır!” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada, kadına yönelik şiddetin, erkek egemen düzenin korunduğu bir devlet politikasına dönüştüğü vurgulanarak, “Kadınların yaşam hakkı sürekli olarak hedef alınmaktadır” denildi. Suriye’deki çatışmaların en ağır bedelini Alevi kadınların ödediği, HTŞ çeteleri tarafından insanlık dışı saldırılara maruz bırakıldığı belirtildi.

ABF Kadın Meclisi, Türkiye ve dünya devletlerinin Colani ve çetesini ‘demokrasi kahramanı’ olarak lanse etmesinin gerçekte insanlık ve kadın düşmanı bir yapıyı desteklediğini ifade ederek, Alevi, Dürzi ve Hristiyan kadınlara yönelik saldırıların bu durumu gözler önüne serdiğini vurguladı.

Ayrıca, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının sonuçlarına da değinilerek, “Fail lehine işleyen yargı pratikleri ve kadını aile içine hapseden politikalar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kurumsallaştırmaktadır” denildi. Kadınların maruz kaldığı her şiddetin devletin ortaklığıyla gerçekleştiği ifade edildi.

Son olarak, Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi, kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve eşitliğinin hukukun üstünlüğü ve evrensel insan haklarıyla korunması gerektiğini belirterek, “Nefesi çalınan her kadın için mücadele edeceğiz” dedi.

Samandağ’da esnaf, Alevi katliamına karşı kepenk kapattı

Samandağ’da yer alan esnaflar, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etmek amacıyla kepenk kapattı. İlçe merkezinde birçok esnaf, 12 dakikalık kepenk kapatma eylemine katılarak, bu zulme karşı seslerini yükseltti.

Protesto sırasında, esnaflar Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması için çağrıda bulundu. Eylem sırasında alkışlar ve ıslıklar eşliğinde, yaşanan olaylara dikkat çekildi. Samandağ halkı da bu protestoya destek vererek dayanışma içinde olduklarını gösterdi.

Bu eylem, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık taleplerinin altını çizen bir duruş olarak değerlendiriliyor. Samandağ esnafı, Alevi topluluğuna yönelik yapılan saldırılara karşı durarak, toplumda birlik ve beraberlik mesajı vermeyi amaçladı.

Aleviler Humus ve Lazkiye’de etnik temizlik tehlikesine karşı sokakta

Suriye’nin Humus, Lazkiye, Tartus, Hama ve Şam gibi kentlerinde Alevi yurttaşlara yönelik artan saldırılar, geniş çaplı protestolara yol açtı. Alevi nüfusun yoğun olduğu mahallelerde binlerce kişi, güvenlik endişeleri ve “etnik temizlik” iddiaları nedeniyle sokağa çıkarak tepkilerini dile getirdi. Protestoların ardından birçok bölgede güvenlik güçleri görevlendirilirken, sahada tansiyon yüksek bir seyir izliyor.

Protestoların sebebi, Humus’ta Bani Halid aşiretine bağlı silahlı grupların düzenlediği baskınlar oldu. Al-Abbasiyah ve Al-Sabeel mahallelerinde bir Alevi çift evlerinde öldürüldü ve çiftin duvarlarına mezhepçi sloganlar yazıldığı bildirildi. Aynı gece El-Firdus ve Bab el-Dreyb mahallelerinde çok sayıda ev ve işyeri kundaklandı. Saldırıların ardından Şam yönetimine bağlı güvenlik güçleri bölgeye sevk edildi.

Suriye Alevilerinin dini lideri Gazal Gazal, Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde eş zamanlı protesto çağrısı yaptı. Yüksek Alevi İslam Konseyi, yaşananları “etnik temizlik girişimi” olarak nitelendirirken, uluslararası kamuoyuna iletilmek üzere dört talep açıkladı. Bu talepler arasında federalizm ve siyasi ademi merkeziyetçilik temelinde yeni bir yönetim modeli, Alevilere yönelik saldırıların son bulması ve cezaevlerindeki Alevi tutukluların serbest bırakılması yer alıyor.

Bugün Hama’nın doğu kırsalındaki Alevi köylerine silahlı gruplar tarafından taciz ateşi açıldığı ve Lazkiye’nin kuzeyindeki Ceble ilçesinde bazı evlere taş ve molotof kokteyli atıldığı bildirildi. İnsan hakları aktivistleri, bu saldırıların mezhep temelli ve koordineli olduğunu ifade etti. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, son bir yıl içinde Humus, Hama ve Lazkiye’deki mezhep temelli vakaların sayısını 90 olarak tespit etti.

Başkent Şam’ın Mezze ve Berze bölgelerinde düzenlenen gösterilerde, yüzlerce kişi Alevilere yönelik saldırıları protesto etti. Göstericilerin “Artık sessizlik yok” ve “Halkımız hedefte” sloganları attığı belirtildi. Alevi dini liderleri ve diaspora temsilcileri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına acil gözlem ve müdahale çağrısında bulundu. Ülkede güvenlik önlemlerinin artırılmasıyla birlikte, saldırıların ve protestoların diğer bölgelere yayılma ihtimali nedeniyle tansiyonun yüksek seyretmesi bekleniyor.

Adana’da Suriye’deki zulme karşı ses yükseldi: Sessiz kalma!

Adana’da Alevi kurumları, Suriye’nin Humus kentinde Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliama karşı tepkilerini dile getirdi. Adana Alevi Platformu, Salman-ı Pak Kültür Merkezi önünde düzenledikleri basın açıklamasında, “Sessiz kalmayın. Ses verin, paylaşın, duyurun” çağrısında bulundu.

ABF Genel Başkan Yardımcısı Mikdat Öztürk, yaptığı açıklamada, Humus’un el-Muhacirin Mahallesi başta olmak üzere Alevi sivillere yönelik insanlık dışı saldırılar düzenlendiğini belirtti. Üç genç Alevinin boğazının kesilerek katledildiği, bir çiftin diri diri yakıldığı ve birçok evin mezhepçi ifadelerle işaretlenerek yağmalandığı bilgisini aktaran Öztürk, bu olayların kültürel ve inançsal bir kimliği hedef alan bir yok etme girişimi olduğunu vurguladı.

Öztürk, ulusal ve uluslararası kurumlara çağrıda bulunarak, saldırıların derhal durdurulması ve siviller için güvenli insani koridorların oluşturulması gerektiğini ifade etti. Ayrıca, bağımsız gözlemci heyetlerin bölgeye gönderilmesi ve sorumlu gruplara uluslararası yaptırımlar uygulanması gerektiğini dile getirdi.

İktidara da seslenen Öztürk, “Bugün susanlar, yarın yaşanacakların ortağı olacaktır” diyerek, toplumun barışçıl protesto ve dayanışma eylemlerini hızla örgütlemesi gerektiğini belirtti. Medya kuruluşlarına da gerçekleri karartmamaları çağrısında bulundu. Öztürk, Humus’ta yaşananların görünür kılınmadığı sürece katliamların büyümeye devam edeceğini sözlerine ekledi.

Alevi toplumu Humus ve Lazkiye’de etnik temizlik tehlikesine karşı sokakta

Suriye’nin Humus, Lazkiye, Tartus, Hama ve Şam gibi kentlerinde Alevi yurttaşlara yönelik artan saldırılar, toplumda büyük bir infiale yol açtı. Alevi nüfusun yoğun olduğu mahallelerde binlerce kişi, güvenlik endişeleri ve “etnik temizlik” iddiaları nedeniyle sokaklara çıkarak protesto gerçekleştirdi. Yerel kaynaklar, birçok bölgede güvenlik güçlerinin devriye gezdiğini ve tansiyonun yüksek seyrini sürdürdüğünü aktardı.

Protestolar, Humus’ta Bani Halid aşiretine bağlı silahlı grupların düzenlediği baskınlarla başladı. Al-Abbasiyah ve Al-Sabeel mahallelerinde bir Alevi çiftin katledilmesi ve mezhepçi sloganların yazılması, gerilimi tırmandıran olaylar arasında yer aldı. Aynı gece, El-Firdus ve Bab el-Dreyb mahallelerinde birçok ev, işyeri ve araç kundaklandı. Bu olayların ardından güvenlik güçleri kent genelinde konuşlandırıldı ve Humus’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Suriye Alevilerinin dini liderlerinden Gazal Gazal, yaşananları “etnik temizlik girişimi” olarak nitelendirerek, Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde eş zamanlı protesto çağrısında bulundu. Yüksek Alevi İslam Konseyi, uluslararası kamuoyuna iletilmek üzere dört ana talep belirledi: federalizm ve siyasi ademi merkeziyetçilik, Alevilere yönelik saldırıların sona ermesi, cezaevlerindeki Alevi tutukluların serbest bırakılması ve eylemlerin kayıt altına alınarak uluslararası kuruluşlara iletilmesi.

Gerginlik, Hama ve Lazkiye’de de devam ediyor. Bugün öğle saatlerinde Hama’nın doğu kırsalındaki Alevi nüfusun bulunduğu köylere silahlı gruplarca taciz ateşi açıldığı bildirildi. Lazkiye’nin Ceble ilçesinde de bazı evlere taş ve molotof kokteyli atıldığı aktarıldı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, son bir yıl içinde mezhep temelli yaklaşık 90 ölüm, kayıp ve işkence vakası tespit ettiğini duyurdu.

Başkent Şam’da düzenlenen gösterilerde, yüzlerce kişi Alevilere yönelik saldırıları protesto etti. Göstericiler, “Artık sessizlik yok” ve “Halkımız hedefte” sloganları attı. Alevi dini liderleri ve diaspora temsilcileri, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına acil gözlem ve müdahale çağrısı yaptı. Güvenlik önlemlerinin artırıldığı ülkede, saldırıların ve protestoların diğer bölgelere yayılması ihtimali nedeniyle tansiyonun yüksek seyretmesi bekleniyor.

Alevi Soykırımına Dur Deyin: FEDA ve DAKB’den Acil Çağrı!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar nedeniyle uluslararası topluma ve demokratik kurumlara acil bir çağrıda bulundu. Yazılı açıklamada, Lazkiye, Tartus, Hama ve Humus’ta Alevi köylerinin sistematik bir şekilde hedef alındığı ve ateşe verildiği ifade edildi. HTŞ ve DAİŞ bağlantılı silahlı grupların köyleri kuşatarak “Alevi misin?” sorusuyla insanları hedef aldığı vurgulandı.

Açıklamada, Türk devletinin desteklediği DAİŞ çetelerinin bu saldırılarda aktif rol oynadığına dikkat çekildi. Suskun kalan çevrelerin bu suçun ortağı olduğu belirtilerek, “Kadim inancımızın rızalık, adalet ve insanlık değerleriyle; kadınların öncülüğünde ve halkların dayanışmasıyla bu zulme karşı insanlığı savunan herkesi mücadele etmeye çağırıyoruz” denildi.

FEDA ve DAKB, HTŞ ve DAİŞ çetelerine Alevi halka yönelik saldırıların derhâl durdurulması ve Arap Alevilerinin meşru-demokratik taleplerinin tanınması gerektiğini ifade etti. Her halkın eşit olduğu bir düzenin kurulmadıkça yaraların iyileşmeyeceği vurgulandı. “Zulüm büyürken susmak bu yangına ortak olmaktır” denilen açıklamada, tüm demokratik kurumlar ve kamuoyuna çağrı yapıldı.

Alevilere yönelik saldırıların durdurulması için birlikte mücadele edilmesi gerektiğini belirten FEDA ve DAKB, “Bu çağrı yalnızca Alevilerin değil; vicdanı olan herkesin çağrısıdır. Suriye’deki Alevi soykırımına karşı hep birlikte dur diyelim. Alevilik vardır, var olmaya devam edecektir” ifadeleriyle açıklamalarını sonlandırdı.