Ana Sayfa Blog Sayfa 6303

Hama’daki Alevi katliamı Hatay’da protesto edildi

 

Suriye’nin Hama kentine bağlı El Zara kasabasında El Nusra ve Ahrar ul Şam’ın gerçekleştirdiği Alevi katliamı Hatay’da protesto edildi.

 

Hatay Alevi Gençlik Meclisi üyesi Mert Aslanyürek, ” Suriye’de ırkçı, gerici, cihatçı çetelere verdiği desteği meşrulaştırmaya çalışan AKP iktidarının bu gün El Zara’da katledilen Türkmen halkına sessiz kalması ikiyüzlülüktür” dedi.

Hatay Emek ve Demokrasi güçleri Suriye’nin Hama kentine bağlı El Zara kentinde El Nusra ve Arar ul Şam tarafından gerçekleştirdiği Alevi katliamını Hatay merkezinde bulunan Köprübaşı meydanında protesto etti. “Suriye’de halklar katlediliyor. Zara’da Alevi katliamı var sessiz kalma” pankartı açan onlarca Hataylı sık sık, “Suriye halkı yalnız değildir”, “Katil El Nusra işbirlikçi AKP”, “Katil IŞİD Ortadoğu’dan defol” sloganları attı.

Açıklamayı Hatay Alevi Gençlik Meclisi üyesi Mert Aslanyürek yaptı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) son yaptığı toplantıda terör örgütleri listesine alınmaları engellenen El Nusra ve Ahrar Ul Şam başta olmak üzere Humus askerleri Ehli Sunnet Tugayları gibi çetelerin Suriye halklarını katletmeye başladığını belirten Aslanyürek, El Zara kentinde onlarca çocuk ve kadınının vahşice bu çeteler tarafından katledildiğini söyledi.

‘AKP İKTİDARININ İKİ YÜZLÜLÜĞÜ’

AKP iktidarının Türkmen dağı yalanı ile Türkiye ve Suriye’de ırkçı, gerici, cihatçı çetelere verdiği desteği meşrulaştırmaya çalıştığına değinen Aslanyürek, ” AKP iktidarı bu gün El Zara’da katledilen Türkmen halkına sessiz kalması ikiyüzlülüğünü göstergesidir. Dünya ve Türkiye kamuoyunun bu konuda sesimizi duymasını ve duyarlılık göstermesin istiyoruz” dedi.

AFAD kampına neden itiraz ediyoruz!

Ali Kenanoğlu Evrensel gazetesindeki “AFAD kampına neden itiraz ediyoruz!” başlıklı yazısıyla Maraş’ta yaşatılmak istenenleri bir bir ele alıyor….

 

Maraş Terolar köyü mera alanına yapılmak istenen AFAD mülteci kampı inşaatı sürerken aynı şekilde direniş ve itirazlar da sürmeye devam ediyor. Direnişteki Maraşlı Aleviler dertlerinin mülteciler olmadığını çok net bir şekilde özetleyip; “Bizim derdimiz mültecilerle değil. Oradaki savaşta mağdur edilerek, yerlerinden yurtlarından edilmiş o mazlum halklarla bir sorunumuz yok. Mülteci olmanın ne demek olduğunu bu coğrafyada Pazarcık, Elbistan, Nurhak’taki Alevi, Kürt yurttaşlar iyi bilirler. Yıllarca mülteci olduk başka ülkelerde. Biz yer seçiminin yanlış olduğunu düşünüyoruz, bunca itiraza rağmen bu ısrara karşı da mücadele etmeye devam edeceğimizi söylüyoruz” diyorlar.

Maraşlı Aleviler itirazlarını ise şu şekilde özetliyorlar; “Şikayetlerimizi vali ve kaymakama aktarıyoruz, ancak bizi dikkate almıyorlar. İş makineleri çalışıyor. Engel olmaya çalışıyoruz. Bizler Maraş’ı yaşadık. İleride bir etnik çatışma çıkmasından korkuyoruz. Elbette mağdur durumdaki sığınmacılara karşı değiliz. Ancak buraya cihatçı çetelerinin IŞİD’in, el Nusra militanlarının yerleştirileceği bir üs kurulacağını düşünüyoruz. Kaygımız bu. Bizi cihatçıları kullanarak göçe zorlayacaklar. Burası dağın başı, cihatçıların eğitim kampı yapacaklar. Başka yer mi kalmadı? Maraş merkeze yapsınlar. Ama yapamazlar çünkü varlıklı aileler karşı çıkıyor.”

Kampın yapılmak istendiği alan Maraş ile Pazarcık ilçesi arasında bir alan ve Kürt-Alevi köylerinin tam ortasında, yaklaşık 30 bin kişilik kampa yerleştirilecek olan Suriyelilerin büyük bir bölümünün rejim karşıtı ve el Nusra-IŞİD gibi terör örgütlerine sempati duyan bir kesim olacağı aşikar. Bu durumun kendisi Alevi köylerinin itiraz etmesi için yeterlidir.

Maraş’a yapılacak olan AFAD mülteci kampları zaten kamuoyunda ilk olarak Hatay’daki Apaydın Kampı ile gündeme geldi. Bu kamp kamuoyunda Nusra’nın eğitim ve dinlenme kampı olarak tartışıldı. Ben bu kampa incelemeye giden heyet arasındaydım. Dönemin Milletvekilleri kampa alınmamış ve kamp bu yönüyle hayli şaibeli bir duruma düşmüştü. AFAD kamplarının kamuoyundaki bilinen yüzü böyledir.

Bu topraklarda devlet tarafından muhalif görülen toplumlara karşı iskan politikaları bilinçli bir şekilde yürütülmüş ve her dönemde zorunlu göçler – sürgünler ve kuşatmalar yapılmıştır. Bugün Kürtler ve Aleviler üzerinde benzer çalışmalar yürütülmekte bir taraftan göçe zorlanan halklar diğer taraftan da Suriye’den gelen rejim muhalifi Sünni mülteciler ile kuşatılmaktadır

Maraş’ta yürürlüğe konan politikanın Malatya, Sivas gibi bölgelerdeki Alevi yerleşim alanlarında da uygulanacağına dair bilgiler aktarılmaktadır. Aynı şekilde Rojava sınırının Türkiye tarafına bir şerit halinde Sünni Arap nüfusun yerleştirilme planları yapılmaktadır. Türkiye Kürtleri ile Rojava Kürtlerinin arasına yerleştirilen Arap nüfus Kürtlerin birbirleriyle olan ilişkisini kesmeye yöneliktir.

Bu politikalar bölgede bin yıldır uygulanmaktadır. Ancak bin yıldır da itiraz, isyan, zulüm, kan, gözyaşı durmamaktadır. Güvenlik politikaları ile iskan politikaları sorunları çözmediği gibi beraberinde yeni sorunlara da neden olmaktadır.

Bugün ülkemizde ve bölgede yaşanan Alevi ve Kürt sorunun yanına böyle giderse yakında bir de Arap sorunu ekleneceği kesindir. Hatta sadece devletle çatışan değil birbirleriyle çatışan topluluklar ile karşı karşıya kalacağımız tehlikeli bir süreç örülmektedir.

Çatışmaların getirdiği kan ve gözyaşının kimseyi mutlu etmeyeceğini en iyi bu ülkede yaşayan insanlar bilmektedir.

Alevi köylerine Sünni Araplardan oluşan bir mülteci kampı yapmanın izah edilebilecek hiçbir gerekçesi yoktur. AKP ve Saray devleti bu politikayla bu topraklara yeni kin ve nefret tohumları ekme peşindedir.

Maraş’ta görüntü almak isteyen TV10’a da engel!

 

Cihatçı çetelerin yerleştirilmesinden endişe edilen ve bölge halkının geçim olanaklarını da yok edeceği belirtilen mülteci kampına karşı “Yaşamıma, Maraş’ıma, Ovama dokunma” sloganıyla direnişe destek vermek için eylem yapacak olan Alevi kurumlarının Maraş’a girişi engellendi, gün boyu baskı sürerken askerin tutumuna karşı çıkan dört kişi gözaltına alındı

 

Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanına yapılmak istenen konteyner kente ve bu kente cihatçı çetelerin yerleştirilme ihtimaline karşı Maraş Merkez Dulkadiroğlu ilçesi Terolar bölgesinde halkın sürdürdüğü direnişe destek için Alevi kurumları 13 Mayıs Cuma günü Maraş’a doğru yola çıkmıştı.

Ankara, İstanbul ve İzmir’den otobüslerle “Maraş’ta IŞİD kampı istemiyoruz” diye yola çıkan Alevi kurumlarından yurttaşlar, Maraş yolunda durduruldu.

Ankara’dan yola çıkan Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Gani Kaptan ve Hacı Bektaş Veli Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’in de aralarında olduğu grup, 14 Mayıs sabahı Maraş girişinde askerler tarafından durduruldu. Terolar’a geçmek için 20 kilometre ötesinde bulunan Narlı Mahallesi Cemevi’nde bir araya gelmeye çalışan kitlenin kente girişi engellendi.

Araçlarının durdurulması üzerine Alevinet.com’a konuşan ABF eski genel sekreteri ve gazeteci Recai Aksu; “IŞİD’in roketlerini durduramayanlar, “IŞİD’i Maraş’ta istemiyoruz” diyenleri Maraş ile dayanışmaya gidenleri durduruyorlar…” dedi.

Askerler, valilik kararı ile Maraş’a girişlerinin yasaklandığı, beklemeleri durumunda müdahale edileceğini söylerken, Valilik kararında ise, “Bazı örgüt liderlerinin çağrıları ile Terolar’da toplu bir kalkışma olacağı, bu yüzden de Terolar’a geçişlerine izin verilmeyeceği” ifadelerine yer verildi. Kurum temsilcileri gitmek istedikleri yerin Terolar değil Narlı olduğunu söylemelerine rağmen, asker geçişlere izin vermedi…

TV 10’un yayını engellendi

Asker ablukası altındaki bölgeye giriş yasağının ardından TV 10’un yayını da engellendi.

Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre, ölgede bulunan TV 10 çalışanlarının Narlı Cemevi önünde yaptığı yayının kesilmesini isteyen askeri yetkilinin Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’i arayarak yayın yasağının getirildiğini bildirdi. Konuya ilişkin bilgi veren Demir, “Yüzbaşı aradı. ‘TV 10 yayın yapıyormuş valilik tarafından yayın yasağı var. Yayın yaparlarsa gözaltına alın diye talimat vermiş’ dedi. Yüzbaşı böyle bir yayın yapılmaması gerektiğini söyledi. Ben de ısrarla hayır biz burada canlı yayın yapacağız, halk bizden haber bekliyor, insanların haber alma hakkını elinden alamazsınız dedim. ‘O zaman ben gerekeni yapacağım, gözaltına alacağım’ dedi. Ben de buyurun gelin dedim. Alabiliyorsanız alın dedim. Tahminimce birazdan gelirler” diye konuştu.

Kentte giriş yasakları ve yayın yasağı konularak dayanışma eylemleri engellenmek istenirken HDP Milletvekilleri Müslüm Doğan ve Mahmut Toğrul, Narlı Cemevi’ne gelerek dayanışma içinde olduklarını belirtti.

4 kişi gözaltına alındı

Valiliğin talimatıyla Narlı’ya girmelerine izin vermeyeceklerini söyleyen jandarma, araçların kapısını kapattırdı. İçerdekilerin aşağıya inmesine izin vermedi.  “Hemen dönüyorsunuz, gözaltı yapmak istemiyorum” sözleriyle tehdit eden jandarma, araç şoförlerine de “İlk sizi alırım, derhal gidin” dedi. Engellemeye tepki gösteren temsilcilerden dört kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Mahir Şahin Umut Telli, Bayram Karabulut, Salih Gamsız.

Otobüs bağlandı

Maraş’ın Terolar bölgesinde yapımı devam eden kampa karşı direnişte olan Alevilere destek olmak için İzmir’den yola çıkmaya çalışan Alevi kurum temsilcilerinin aracına 13 Mayıs akşamı el konulmuştu. Konak Büyükşehir Belediyesi önünde hareket etmeye hazırlanan otobüs, polis tarafından durduruldu. İlk önce GBT kontrolü yapan polis, ardından turizm şirketine ait loguyu bahane ederek otobüsü bağladı.İşlemler esnasında trafik polisi otobüs şoförün yanına gelerek, “Maraş yasak” şeklinde tehditler savurdu.

Toğrul: Ortam terörize edilerek kimse kente alınmıyor

Aşağı Terolar Köyü’ndeki direnişe destek olmak ve dayanışmaya gelenleri karşılamak için Narlı Mahallesi Cemevi’nde bekleyen HDP Antep Milletvekili Mahmut Tuğrul, polis ve askerlerin Cemevinin önünde beklemesine tepki gösterdi.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) haberine göre, Maraş’ta giriş çıkışların tamamen tutulduğunu hatırlatan Toğrul, “Kayseri tarafından gelenler Göksu’da tutulmuş. Antep tarafından gelenler çimento fabrikalarının olduğu güzergâhta tutulmuş. Adıyaman tarafından gelenler Çağlayancerit kavşağında tutulmuş. Ortam son derece terörize edilerek kimse kente alınmıyor” bilgisini verdi.

Narlı Cemevi’nin TOMA ve Akrep tipi zıhlı araçlar ile kuşatıldığına dikkat çeken Toğrul, “Müdahale edeceklerini, valilik kararı olduğunu ve yürütmeyeceklerini söylüyorlar. Biz diğer kurumlarımızın gelmesi durumunda Terolar’a gitmeye çalışacağız” diyerek “Ben dedim sizde uyacaksınız, kararlarıma itaat edeceksiniz” yaklaşımının olduğunu belirtti. Toğrul, “Komutana burayı bu şekilde tutamazsınız doğru değildir dedim. Komutan merkezi idarenin onları zorladığını ifade etti.” diye konuştu.

Kampın yapılması durumunda ciddi sosyal ve toplumsal travmalara neden olacağını ön gördüklerini dile getiren Toğrul, Erdoğan’ın “Ben valimi, bürokratımı yedirmem” sözlerini hatırlatarak “Şimdi de ‘ben kampımı yedirmem, ben buraya karar verdim’ diyor. Toplumsal tepkiler geldi diye geri adım atması durumunda sanki yenilmişlik duygusuna kapılacağını düşünüyor. Bu erdemli bir devlete yakışmaz. Erdemli devlet zaten halkının, toplumunun sesine kulak veren devlettir. Maalesef Türkiye’de bu erdemi görmek mümkün değil” dedi.

Cemevi önündeki gergin bekleyiş alkışlı protesto ile sürüyor.

Taş: Polis ve jandarmanın engellemeleri sürüyor

Maraş Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yönetim Kurulu üyesi olan ve bölgede yaşananları sosyal medya aracılığıyla canlı yayınlayan yurttaş muhabir Ahmet Taş’a telefonla ulaştık.

Taş şunları söyledi:

Aşağı Terolar Köyü’ne çıkan tüm yollar polis ve jandarma tarafından kapatıldı. Alevi kurumlarının bölgeye gelmesine izin vermediler. Araçlarını bırakıp tarlalardan yürüyerek buraya gelebilenler oldu. Bunun dışında toplu olarak da buraya yürünmesini engelliyorlar. Zaten gün içinde 4 kişiyi gözaltına almışlardı. Ben çamurlu bir tarla üzerinden yürüyüyerek Aşağı Terolar Köyü’ne ulaşabildim. Şu an Aşağı Terolar Köyü Cemevi önünde bekleyiş sürüyor.

Maraş Terolar’da direniş büyüyor

Kahramanmaraş’ta Alevi köylerinin bulunduğu bölgeye konteynır kent yapımına karşı başlatılan direniş 47’inci günüde.

Direnişin sürdüğü Sivricehüyük Köyü jandarma tarafından abluka altına alınmış durumda. Köye giriş çıkışları kapatan jandarma köye girmek isteyenlerden de tek tek kimlik istiyor. Yapılan kimlik kontrolleri sonucunda ikamet adresi Sivricehüyük köyü olanların geçişini izin veriliyor. Kente bir ay boyunca her türlü basın açıklaması, yürüyüş ve gösteriler ise valilik kararı ile yasaklanmış durumda. Gazete ve televizyonların alınmadığı kentte kampın yapımına da hızla devam ediliyor. Alevi toplumunun endişe ve uyarılarına rağmen yapımı devam eden kampın yakınında 5 bin metre karelik alan üzerinde organize sanayi tesislerinin de kurulması gündemde. Organize sanayinin üzerinde kurulacağı arazinin ise vatandaşların rızası olmadan istimlak yoluyla zorla alındığı iddia edildi. Direnişi büyütmeye gidiyorlar Maraş’ta AKP tarafından AFAD eliyle Alevilerin yaşam alanlarına mültecileri yerleştirmek üzere yapılmak istenen konteyner kentine karşı başlatılan direniş 47’inci günü geride bırakırken, alevi kurumları direnişi büyütmek için bugün Maraş’ta olacak. 12 Alevi kurumu İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında “Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma” sloganıyla direnişe katılacak. İmranlı iddiası Maraş ve Sivas’ın Divriği ilçesinden sonra bir mülteci kampının da yine alevilerin yoğun yaşadığı Sivas’ın İmranlı ilçesine, Alevilerin yaşadığı köylere kurulması gündemde. Kaymakamlık tarafından İmranlı’ya bağlı Alevi köylerine mültecilerin yerleştirilmesi hazırlığı yapılıyor. Bir süredir Kaymakamlar tarafından muhtarlardan “köyünüzde kaç boş ev var”, “Yaz ve kış nüfus nedir” gibi bilgilerin iletilmesinin istendiği aktarıldı.

KURUM TEMSİLCİLERİ UYARDI!

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL BAŞKANI BAKİ DÜZGÜN: Maraş’tan sonra yine alevilerin yoğun yaşadığı Divriği’de mülteci kampının kurulması tesadüfi değil. Aksine bilinçli bir politika yürütülmekte. Maraş ve Sivas’ta alevilere dönük katliamlar yaşandı geçmişte. Bu katliamlar tamamlanmadı. Bu alanlara kampların kurulması ile katliam tamamlanmak isteniyor. Çünkü bu kamplara yerleştirilecek olanlar mağdur insanlar değil. Bu kamplar açıkça bölgenin demografik yapısını bozacak ve alevileri azınlık statüsüne düşürecek.

ALEVİ VAKIFLARI FEDERASYONU BAŞKANI REMZİ AKBULUT: Mevcut sistemin alevilere yönelik baskısı devam ediyor. Bu ülkede alevi-Sünni çatışması üzerinden siyasi rant yaratılmak istendi. Bu tutmayınca şimdi de Suriyeli mülteciler üzerinden böylesi bir siyasi rant oluşturulmaya çalışılıyor. O bölgeye yerleştirilecek olan mülteciler içerisinde IŞİD, El nusra gibi terör örgüt üyeleri var. Bunlar çatışma nedenidir. Bu süreç sonunca bölgede yaşayan alevilerin huzuru bozulacaktır.

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI GENEL BAŞKANI ERCAN GEÇMEZ: Maraş ve Sivas’ın seçilmesi son derece bilinçli ve sistematik. Yıllardan bu yana yani bu hükümetten önce de alevilere yönelik bu tip politikalar uygulandı. Bu politikaların kaynağı ise Osmanlıdan geliyor. Bu gölgede yaşayan aleviler ve diğer halklar göçe zorlanıyor. Bu ateşle oynamaya benzer.

Kaynak: Yurt Gazetesi

Almanya’nın ilk Kürt ve Alevi başkanı

Baden-Württemberg Eyaleti’nde parlamento başkanlığına seçilen Muhterem Aras, Almanya’da bu göreve gelen ilk Kürt ve Alevi oldu.

 

Baden-Württemberg Eyaleti’nde parlamento başkanlığına seçilen Muhterem Aras, Almanya’da bu göreve gelen ilk Kürd ve Alevi oldu. Aras aynı zamanda eyalette bu koltuğa oturan ilk kadın politikacı olma unvanını da elinde bulunduruyor. Eyaletin parlamento başkanlığına seçilen Aras’ın seçilmesiyle, Almanya’da aynı zamanda birçok ilke imza atıldı.

İlk Kürd, Alevi parlamento başkanı

Deutsche Welle’de yer alan habere göre, Muhterem Aras’ın eyalet parlamentosunun başkanlığına seçilmesiyle Baden-Württemberg’de birden fazla ilke imza atıldı. 50 yaşındaki politikacı, Almanya tarihinde bir eyaletin parlamento başkanlığına gelen ilk Kürd, Alevi isim oldu. Yeşiller Partisi’nden parlamentoya giren Aras aynı zamanda bu göreve gelen ilk kadın siyasetçi unvanını taşıyor ve Almanya’da bir eyaletin parlamento başkanlığını üstlenen ilk Yeşil politikacı. Partisinin mali politikalar sözcüsü olan Stuttgartlı vergi danışmanı Aras, eyalet seçimlerinde yüzde 42,4 ile en yüksek oyu alan isim olmuştu.

1966 Bingöl doğumlu Aras beş çocuklu Alevi bir Kürd ailenin kızı olarak 1978 yılında Almanya’ya gelmiş. İşçi çocuğu olan Aras, liseyi bitirdikten sonra üniversitede iktisadi bilimler okuyup, 1999 yılında da kendi vergi danışmanlığı bürosunu açmış.

“Uyumda başarı adına bir işaret”

İki çocuk annesi eyalet parlamentosu başkanlığına seçilişini “Baden-Württemberg’in sınırlarının da ötesine taşan, açık dünya görüşü, hoşgörü ve uyumda başarı adına bir işaret” olarak nitelendiriyor ve seçildikten sonra yaptığı konuşmada “Parlamentonun itibarının zedelenmemesi için, genel kurulda birbirimize saygılı ve adil davranmamıza çok dikkat edeceğim” ifadesini kullanıyordu.

Yeşiller’in “Oy Kraliçesi”

1992 yılında Yeşiller Partisi’ne giren Aras, siyasetin farklı kademelerinde hızlı bir kariyer yaptı. 2011 yılında ise yüzde 42,5 oy oranıyla eyalet parlamentosuna seçildi. Seçimlerde en yüksek oyu alan Yeşil politikacı olduğu için kendisine “Oy Kraliçesi” lakabı takıldı. Aras 2016 Martındaki seçimlerde de bu unvanını korumayı başardı.

“Siyaset tutkuyla yapılmalı”

Aras, başarısının sırrı sorulduğunda “Önemli olan, seçim kampanyaları arasındaki dönem” diyor. Çok yoğun bir şekilde seçim bölgesinde bulunduğunu ve bunu sadece seçim dönemleriyle sınırlamadığını vurgulayan Aras, siyasetin tutkuyla yapılması gerektiğini belirtiyor.

 

Zara’daki Alevi katliamlarının failleri ortaya çıktı

Zara’daki Alevi katliamının esas failleri: ABD, AKP, Katar, Suudi Arabistan… Suriye’de cihatçılar, Hama-Humus arasında yer alan Alevi köyü Ez-Zara’da sivilleri katletti. Katliamcıların arkasındaki ülkeler tanıdık: ABD, Suudi Arabistan, Türkiye…

 

Suriye’de El Kaide ile birlikte “ılımlıların” bozduğu ateşkes, yeni katliamlarla birlikte sürdürülemez hale geldi.

“Ilımlılar”ın son hedefi, Hama’ya bağlı Alevi köyü Ez-Zara’ydı. Köyü basanlar arasında El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi, El Kaide bağlantılı Ahrar’uş Şam ve Ehli Sünnet Tugayları gibi çeteler bulunuyor.

Bu gruplar, köye yaptıkları baskından video ve fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaştı. Görüntülerde, çetelerin sivil giyinimleri insanları öldürdüğü görülüyor.

İlk gelen haberlerde, köydeki sivillerin kaçırıldığı ve bilinmeyen bir yere götürüldüğü söyleniyordu. Ancak daha sonra gelen bilgiler, içinde muhtarın da bulunduğu köylülerin Rastan’a götürülerek infaz edildiğini gösteriyor.

Halepli gazeteci Kevork Elmasyan ise, Zara’da yaşananların “katliam” değil “soykırım” olduğunu öne sürerek, toplamda 115 kişinin kaçırılıp öldürüldüğü bilgisini paylaştı.

Bazı sosyal medya hesapları, çetelerin paylaştığı fotoğraflardaki cesetlerin “uyuyor gibi olduklarını” söyleyerek, kimyasal gaz saldırısı ihtimalini gündeme getirdi.

YDH’den Hasan Sivri’nin aktardığına göre, operasyona ‘Halep’in İntikamı’ adını veren silahlı grupların liderliğini El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi yaptı.

Rusya, daha bir gün önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) Ahrar’uş Şam’ın da terörist örgütler listesine dahil edilmesi için teklif sunmuş, ancak bu teklif ABD, Fransa ve İngiltere tarafından veto edilmişti.

Kurucu El Kaideli olan Ahrar’uş Şam, Katar ve Türkiye tarafından destekleniyor, hatta Batılılara “ılımlı” olarak pazarlanmak isteniyor.

Katliamın diğer ortağı Nusra Cephesi’nin de, küresel El Kaide şebekesinden ayrılarak “ılımlılaştırılması” planlanıyor. Planın başında yine Katar var.

Silahlı çeteler, özellikle Suudi Arabistan’ın çabalarıyla Halep’in güneyinde ateşkesi bozmuştu.

Kaynak: sol Haber

Soma katliamının 2. yılı: Unutmadık

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesindeki madende yaşanan iş cinayetinde 301 madenci yaşamını yitirmişti

 

13 Mayıs 2014’te Türkiye’nin en büyük iş cinayetlerinden kurtulan işçilerden birinin savcılıkta verdiği ifade şöyleydi: “Ben gaz maskesinin üst kapağını çıkardığımda her iki kapak arasında çok yoğun miktarda toz birikmiş olduğunu ve çok pis olduğunu ve kullanıma elverişsiz olduğunu gördüm.”

“Bunun için gaz maskesini kullanamadım. Yanımda bulunan toz maskelerini kullanmaya başladım. Bu da yeterli olmayınca olukların içine uzanarak tabanda bulunan demiri ağzıma alarak ve burnumu tıkayarak bu şekilde oksijen almaya çalıştım.”

Pek çok işçi madenin içindeki makinalara hava veren istim borularını delerek hayatta kaldı, bir kısmı da “demirin içindeki oksijeni” emerek.

Soma’da, 301 madencinin yaşamını yitirdiği o gün, küflü maskesinin çalışmadığını söyleyen sadece o değildi üstelik.

Sağ kurtarılamayan 301 madencinin kaçının gaz maskesi çalışmadığı, kaçının yerde öylece bırakılmış bir demire takılarak düştüğü ve kalkamadığı, kaçının madenin içindeki dar yollardan birinden geçecek mecali kalmadığı için öldüğünü bilmiyoruz. Ancak sağ kalan işçilerin söyledikleri, bilirkişilerin yaptıkları keşiflerde çekilen fotoğraflar bize madenin içinde böyle büyük bir facia yaşandığında sağ kalmanın hiç de kolay olmadığını gösteriyor.

BBC Türkçe’den Rengin Arslan, Soma Katliamı’nın ikinci yılında yaşananlardan Türkiye’nin yeterince ders çıkartıp çıkarmadığını sordu uzmanlara.

MADENLER ARTIK GÜVENLİ Mİ?

“Madenler artık güvenli mi” sorusuna taraflar farklı cevaplar vermekte.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege Bölgesi Şubesi Başkanı Recep Satır, Soma’dan sonra iyi adımlar atılıp atılmadığı sorusuna “Yüzde 80 oranında atıldı” diyor.

Türkiye Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel ise alınan tedbirlerin önemli bir kısmının kazaları önleyici değil, bir kaza olması halinde kurtarmayı kolaylaştıran önlemler olduğunu söylüyor. Soma’dan yeterince ders alınmadığını söylüyor.

AK Parti milletvekili ve Soma komisyonu üyesi Ali Aydınlıoğlu ise son iki yılda alınan tedbirlerin yeterli olduğunu söylüyor.

Sendika başkanı Satır’a göre madenlerde yanmaz bantların kullanılmasıyla ilgili getirilen şart, oksijen maskesi kullanılması zorunluluğu, işçilerin maden içeride nerede olduğunu takip eden bir sistemi kurulması atılan önemli adımlar.

Makina Mühendisleri Odası Genel Başkanı Aydın Yüksel ise, başta yasalaşan olumlu başlıkların geri alındığına veya uygulanmasının ötelenmesine dikkat çekiyor. Bunlardan biri atex şartı.

Muhtemel patlayıcı ortamda kullanılan teçhizat ve koruyucu sistemlerle ilgili Avrupa Birliği direktifi, “atex”in uygulanma şartı ilk önce TBMM’de kabul edildi. Aradan bir yıl geçmeden ise bu şartın yerine getirilmesi için madenlere 2020’ye kadar süre verildi.

Bu teçhizatı sağlamayan pek çok maden kapatılmıştı. Ancak şartın ortadan kaldırılmasıyla bu madenlerin bir kısmı yeniden açıldı. Yüksel bu durumu bir geri adım olarak niteliyor.

Milletvekili Aydınlıoğlu ise “İş güvenliği ile ilgili çok mesafe kaydedildi. Bu esnada üretimimiz düştü, en büyük sıkıntımız o oldu ama inşallah ileriye yönelik düzenleme ile mutlaka daha sağlıklı kömür madeni çıkarılmasına faydası olacak. Türkiye bu anlamda mesafe kaydediyor. Kazaların olmaması önemli. Yeraltındaki kaynakları daha sağlıklı çıkarılması gerekli” diyor.

2015’TE 1730 İŞÇİ YAŞAMINI YİTİRDİ

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (ISİG) verilerine göre 2015’te bin 730 işçi. 2016’nın ilk 4 ayında 586 işçi hayatını kaybetti.

2016 yılının ilk dört ayında neredeyse iki Soma kadar işçinin hayatını iş cinayetlerinde kaybettiğini gösteriyor.

Kaynak: BBC Türkçe

Papa Bektaşi lideri ile görüştü

Papa Francesco, siyasi kriz içinde olan Brezilya için dua etti; ayrıca Bektaşilerin lideri Brahimaj ile bir görüşme gerçekleştirdi.

 

 

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Şehir Devleti Başkanı Papa Francesco, siyasi kriz içinde olan Brezilya için dua etti; ayrıca Bektaşilerin lideri Brahimaj ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Papa Francesco, Vatikan’ın ünlü Aziz Petrus Meydanı’ndaki geleneksel halkla buluşma günü kapsamında çeşitli ülkelerden gelen binlerce inananla bir araya geldi. Üstü açık Papalık cipi “Papamobil” ile halkın arasında dolaşan Arjantinli ruhani lider, daha sonra yaptığı konuşmada Brezilya’dan gelen hacıları ayrıca selamladı.

Papa, “Düşüncelerim bu sevgili millet ile birlikte” dediği ve zor anlar yaşadığını belirttiği Brezilya’daki sorunların, dua ve diyalog yardımıyla uyum ve barış içinde çözülmesi için dua ettiğini söyledi

Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff, 2014 genel seçimleri öncesinde ülkesinin bütçe verilerini manipüle etmek ve bu yolla seçim kampanyasına destek çekmeye çalışmakla suçlanıyor. Ülkede, azledilmesi gündemde olan Dilma Rousseff’ın yanlıları ve karşıtları çeşitli gösteriler düzenliyor.

Bektaşilerin lideri Baba Mondi ile görüştü

Öte yandan Papa Francesco, Hacı Baba ve Baba Mondi olarak da bilinen, dünyadaki tüm Bektaşilerin lideri Arnavut Edmond Brahimaj ile sabah saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdi.

Vatikan Radyosu’na bununla ilgili konuşan Baba Mondi, “Muhteşem bir buluşmaydı. Papa, protokolün ötesine geçerek, bir kardeş gibi, büyük bir samimiyetle yaklaştı” dedi.

Baba Mondi, Papa’yla görüşmesinde diyaloğun değeri ve dini toplulukların günümüz toplumundaki öneminden bahsettiklerini aktardı.

Bu arada bir grup öğrenci, halkla buluşması sırasında Papa’ya, Afrika’daki ampute çocuklara gönderilmek üzere geri dönüştürülmüş plastik malzeme kullanılarak 3 boyutlu baskı makinesiyle yaptıkları protez elleri gösterdi. Papa, el ve ayağın dışında çeşitli tıp malzemeleri de üreten gençlerin bu çalışmalarına yoğun ilgi gösterdi.

 

(M.E)

Maraş’tan sonra Sivas Divriği’nde mülteci kampı

Suriyeliler için Kahramanmaraş’ta Alevi köylerinin bulunduğu bölgeye konteynır kent yapımına karşı köylülerin direnişi 45’inci güne girerken, bu kez Sivas’ın Alevi nüfusu yoğun ilçesi Divriği’de yeni kamp hazırlığı yapıldığı ortaya çıktı.

 

Sivas valiliğinin Divriği belediye başkanlığına gönderdiği ‘ivedi’ kayıtlı yazıda AB’yle mülteci anlaşması çerçevesinde yayınlanan başbakanlık genelgesi gereği bölgede hazır bina ya da bina yapmaya uygun arsa/arazi tespiti yapılarak bildirilmesi istendi.

İlçe STK’ları Maraş’tan sonra 2’nci kamp yeri olarak da Alevilerin yoğun olduğu bir başka bölgenin seçiminin tesadüf değil, demografik yapıyı değiştirme amaçlı olduğunu, durumun bölge halkını endişelendirdiğini savunuyor.

Yazıdaki ‘hazır bina’ vurgusuyla, demir çelik tesisleri kapatılıp boşaltılan işçi yerleşkesi, cumhuriyetin ilk fabrika şehir projelerinden Cürek beldesinin hedef seçildiği belirtiliyor. Öte yandan kaymakamın bazı Alevi köylerine bizzat giderek, kalan köy muhtarlarını da ilçeye çağırıp boş bina tespiti  yaptığı öne sürülüyor.

CHP Milletvekili Zeynep Altıok’un konuyla ilgili geçen ay Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesine yanıt gelmedi. Şimdi yerel kaynaklar CHP’li Divriği belediye başkanının, 19 Nisan tarihli yazıyı halktan gizleyip gizlemediğini sorguluyor. 17 bin nüfuslu ilçenin merkez nüfusunun yüzde 60’ı, 6 bin kişinin yaşadığı 109 köyden 95’i Alevi.

Hazır bina, arazi ve personel tespiti talebi

valiliğinin Divriği belediye başkanlığına hitaben ‘ivedi’ kaydıyla yazdığı, Vali Yardımcısı Alim Barut imzalı 19 Nisan 2016 tarihli yazı şöyle: “6458 Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu gereğince İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ve buna bağlı olarak İl Müdürlükleri oluşturulmuş ve teşkilatlandırılmıştır. Son dönemde yaşanan düzensiz göçmen krizinin çözümü amacıyla yürütülen düzensiz göçle mücadele kapsamında ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği Arasında İzinsiz İkamet eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma’ ve mutabakat hükümlerinin uygulanması konusunda İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nün iş yükü Avrupa Birliği ülkelerinden nakil yoluyla gelecek olan düzensiz göçmenler nedeniyle artmıştır. Kabul edilen düzensiz göçmenlerin durumunu düzenli hale getirmek için yapılacak iş ve işlemler nedeniyle İl Göç İdaresi Müdürlüğünün personel ve bina ihtiyacı daha da belirgin hale gelmiştir. İlgi genelge Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (Göç İdaresi Müdürlüklerinin) bu yöndeki taleplerinin bir an önce karşılanmasına yöneliktir. Bu kapsamda;  a) İl Müdürlüğünün fiziki şartlarının genişletilmesi, yeni bina ihtiyacının karşılanması yanında sığınmacılara kamplara veya ülkelerine gönderilmesi sürecinde kısa süreli kalabilecekleri binalara ihtiyaç söz konusu olduğundan, ihtiyaçların bir an önce karşılanabilmesi için idarenizde hazır bina veya bina yapımına uygun arsa/araziler ile otoparkı alanı; b) İhtiyaç durumunda geçici olarak görevlendirilebilecek personelin (Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni, Memur, Şoför, Dağıtıcı, Arapça, Farsça ve Urduca dillerinden Türkçe tercüme yapabilecek personel, bilgi işlem konusunda teknik personel ve hizmetli) tespiti; c) 6458 Sayılı Yabancıları Koruma Kanununa uygun olarak Müdürlüğümüzce yapılan iş ve işlemlerden doğan hukuki süreçlerde Avukatlık desteği; İlgi genelge gereğinin yapılarak hiçbir aksaklığa mahal verilmemesini ve kurum amirlerinin takibini bizzat yaparak sonucundan Valiliğimize bilgi verilmesini rica ederim…”

CHP’li Altıok’un soru önergesi

Şair babası Sivas katliamında yakılarak can veren CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un geçen ay Maraş ve Divriği’yle ilgili Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesine hala yanıt yok. Soru önergesinin ilgili bölümü şöyle: “Suriye’den Türkiye’ye gelen göçmenler için Kahramanmaraş’ın Dülkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehöyük Köyü’nde, 3000 nüfuslu Alevi köylerinin tam ortasına hükümetiniz tarafından 25 bin kişilik mülteci kurulmak istendiğini öğrenmiş bulunmaktayız. Kamp çalışmalarının başlamasının ardından eyleme geçen Alevi yurttaşlara günlerdir jandarma tarafından saldırı düzenlenirken son olarak çadır eylemi yapan köylülere gaz bombası yağdırılmıştır. Sivricehöyük ve komşu köylerin sakinleri 1978’de yaşanan Kahramanmaraş katliamının doğrudan mağdurları olarak büyük acılar yaşamışlardır. Nüfuslarının neredeyse 10 katı düzeyinde Suriyeli mülteci göçünün, özellikle kamplarla ve kamplarda yaşananlarla ilgili duyumlarının ardından kendileri için son derece endişe verici olduğu açıktır…. 1. Maraş katliamının yaşandığı Kahramanmaraş’ın Alevi köylerinin tam ortasına mülteci kampı yapılmak istenmesinin ardından aynı şekilde Alevi toplumu için derin acılar ve travmaları ifade eden Sivas katliamının yaşandığı Sivas ilinin Alevilerin yoğun yaşadığı Divriği ilçesine mülteci kampı yapılması tesadüf müdür? Yapılmak istenmesindeki amaç nedir? 2. Bilinçli ve sistematik bir asimilasyon politikası çerçevesinde mi Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı bölgelere mülteci kampı yapımı istenmektedir? , 3. Toplam kaç mülteci kampı yapımı planlanmaktadır? Buralarda toplam kaç mültecinin yaşayacağı tahmin edilmektedir? Yapımı planlanan diğer mülteci kampları hangi kentlerde ve hangi ilçelerindedir?”

Maraş’taki direnişe CHP’li vekiller destek veriyor

Suriye’den Türkiye’ye gelen göçmenler için Kahramanmaraş’ın merkez Dülkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehöyük Mahallesi’nde, Alevi köylerinin tam ortasına 25 bin kişilik konteynır kent inşası devam ediyor. Kamp çalışmalarının başlamasının ardından eyleme geçen Alevi yurttaşlara güvenlik güçleri defalarca gaz bombasıyla müdahale etti. Bölgede direnişi sürdüren halka CHP’li vekiller de destek veriyor. 11 Nisan tarihli Cumhuriyet’te Pınar Öğünç’e konuşan Maraş Yaşam Platformu sözcüsü Salman Akdeniz, tüm ovada 25 bin etmeyen Alevi nüfusun ortasına 25 bin Suriyeliyi getirmekte demografik kasıt bulduklarını söylemişti.

Suriyeli mülteciler için konteynır kent kurulmasının hedeflendiği öne sürülen, Divriği merkezine 10 km mesafede, Alevi köylerinin arasında yer alan Cürek, cumhuriyetin devletçilik prensibinden hareketle kurulan örnek sanayileşme projelerinden biriydi. ‘Fabrika şehir projesi’ olarak inşa edilen yerleşke, civardaki demir madenleri ve demir-çelik fabrikalarında çalışan binlerce işçi için kurulu lojman şehir görünümündeydi.

1985 yılına kadar faal olan beldede, Divriği merkezinde bulunmayan modernlikte tesisler vardı. Sineması, eğlence merkezi, işçiyle tayın fırını, tenis kortları ve havuzun yer aldığı spor tesisleri, parkları ve muntazam sokaklarıyla örnek projeydi. 12 Eylül sonrası özelleştirmelerle elden çıkan işletme küçüldü, bir zamanlar 3 bin işçinin çalıştığı madende sayı birkaç yüze düştü. Küçülmeyle beraber 1985’te belde boşaltıldı ve tesisleriyle çürümeye bırakıldı. 2000’li yıllarda cumhuriyetin ilk sanayileşme projelerinden biri olarak kültür varlığı ilan edilmek istendi.

Ali DAĞLAR/DİKEN

Şükrü Yıldız: AİHM Aleviler konusunda samimi değil

 

AİHM Büyük Dairesi, cemevlerinin statüsü hakkında Alevileri haklı buldu ve cemevlerinin resmen ibadethane olarak kabul edilmesine karar verdi. AİHM’ in verdiği kararı samimi bulmadığını ifade eden gazeteci Şükrü Yıldız, kararların uygulanmadığını hatırlatarak, Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunmamasını eleştirdi.

 

 

Türkiye’de yaşayan farklı etnik, mezhepsel, dinsel gruba ait toplulukların kültürel, inançsal taleplerinin karşılanmaması sorunu devam ediyor. Uzun yıllardır cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi taleplerle iç hukuk yollarında çözüm arayan Aleviler sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvurdu. AİHM Büyük Dairesi, cemevlerinin statüsü hakkında Alevileri haklı buldu ve cemevlerinin resmen ibadethane olarak kabul edilmesine karar verdi.

11 yıl sonra karara bağlandı

Strasbourg’daki mahkeme, cemevlerinin statüsü konusunda açılan davada Türkiye’de Alevilere dini ayrımcılık yapıldığına hükmetti. AİHM, Türkiye’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Kararda, devletin dini alanda kamu hizmeti verme yükümlülüğü olmadığını ancak kamu hizmeti verilmesi durumunda ise, bunun tüm dini grupları kapsaması gerektiğini belirtildi.

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve 202 Alevi yurttaş tarafından açılan davanın duruşması Haziran 2015’te yapılmıştı. Türkiye’de konuyla ilgili 11 yıl önce açılan davada iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından dosya 5 yıl önce AİHM’ne taşınmıştı. 3 Haziran 2015 günü Strasbourg’da Büyük Daire’de görülen davada karar 26 Nisan günü açıklandı.

Bu kararla hukuken devlet cemevlerine bütçe ayırmak durumunda. Alevi toplumu inançlarının Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesine alınmasından ve cemevi dedelerinin devlet tarafından atanmasına sıcak bakmıyor. Alevi kurumlarından bazıları kararı olumlu karşılarken, kimi kurumlarda samimi bulmuyor. BasHaber olarak kararı, Alevilerin kaygılarını, Alevi dernekleri ve şahsiyetleriyle konuştuk.

Eşit yurttaşlık hakkı talebi

Kararı değerlendiren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Sekreteri Sadık Özsoy, kararın önemli ve kıymetli bir karar olduğunu, fakat kaygılı olduklarını vurgulayarak “Bilindiği üzere AİHM daha önce de zorunlu din derslerine yönelik benzer bir karar almıştı. Ancak o karar sonrasında da hükümet yetkilileri kararı tanımadıklarına dair açıklamalarda bulunmuş, üzerine de 1 tane olan zorunlu din dersleri yerine 3 tane zorunlu din dersini müfredata koymuşlardı. Zorunlu din dersleri kararında olduğu gibi bu kararı da hükümet uygulamayacaktır elbette” dedi.

Mahkeme kararlarının cemevlerinin statüsünü belirlenmesinde ölçüt olmadığını vurgulayan Özsoy, ibadethanelerin statülerine o inanca mensup insanların karar verebileceğini belirtti. Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talebini hatırlatan Özsoy, şunları söyledi: “Aleviler bu topraklarda yaşayan tüm toplukların eşit haklara sahip olmasını istiyor. Devletin tüm topluluklara eşit yaklaşmalarını istiyorlar. Hiçbir inancı finanse etmemesini, hiçbir topluluğu ötekileştirmemesini istiyorlar. Tam anlamıyla demokratik, laik özgürlüklerin kısıtlanmadığı bir ülke istiyorlar.”

‘Diyanete bağlanmak istemiyoruz’

Alevilerin AİHM kararlarını gündemleştiremediğini ve doğru temelde tartışamadığı eleştirisini yapan Demokratik Alevi Dernekleri Eş Sözcüsü Ayten Şimşir, bu kararla kendisi gibi olmayan, tüm ötekilere asimilasyonu dayatan, inanç ve ibadet özgürlüğünü tanımayan devlet politikasının mahkûm edildiğini savundu. Kararla birlikte cemevlerinin diyanete bağlanmasından endişe duyduklarını ifade ederek, “Hemen ardından da yol ve erkândan uzak sertifikalı dedeleri yetiştirerek, yol ve erkânımızı kutsallarımız özelinde varlığımızı asimile etme politikaları uygulanabilir. Bizler her zaman dile getirdik desturumuz ” kula kulluk etmemek” ten yanadır ve biz aleviler kula kulluk edecek maaşlı sertifikalı dedeler istemiyoruz. Bu karar doğrultusunda cemevlerimiz ibadethane olarak tanınsın ancak kontrolü kesinlikle diyanete verilmesin” dedi.

‘Bütçe değil, özgür yaşam istiyoruz’

Kararın Büyük Daire’den çıkması nedeniyle bağlayıcılığının olduğunu ve hükümetin karara itiraz hakkının bulunmadığını vurgulayan HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, hükümeti sorunu derinleştirmekle suçladı. Doğan, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından yararlanmak istediğini belirterek, “Bir hukuk devleti içerisinde yaşıyorsak, bunu da anayasal bir gereklilik olarak bir yurttaşlık hakkı olarak, bir eşit yurttaşlık mücadelesi içerisinde Alevilerin inanç yerlerinin hukuki anlamda artık tescil edilmesi gerekmektedir. Yoksa meşru olarak Aleviler cemevlerini zaten yaygınlaştırdılar ve ibadetlerini orada yapıyorlar”  ifadelerini kullandı.

Alevilere bütçe verilmesine karşı olduklarını ifade eden Doğan, devletin dinlerden ve inançlardan uzaklaşması gerektiğini aktardı. Bütçe verilerek Alevilerin devletle ilişkilendirilmek istendiği yorumunda bulunan Doğan, “Alevilerin bütçeye ihtiyacı yok. Biz Alevileri bu anlamda devletle ilişkilendirmek isteyen yapılara karşı da hassasız. Yani biz laik ve demokratik bir cumhuriyetin din ile ilişkisinin olmamasını istiyoruz, bu bütçede anlamsızdır. İsterlerse diyanetin bütçesini getirip Alevilere versinler. Aleviler bu bütçeyi kabul etmezler. Aleviler kendi inançlarını özgür ve demokratik bir ortamda yaşamak istiyorlar” diye ifade etti.

‘Karar devletlere ışık tutacaktır’

Kararı önemli ve olumlu bulduklarını belirten Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan,“Din ve vicdan özgürlüğü ile düşünce özgürlüğü açısından yalnız Türk toplumunun değil, tüm inanç gruplarına yol gösteren özellikle de yeni bir Anayasanın yapılmak istendiği dönemde siyasi partilere ve devletlere ışık tutan, din ve devlet ilişkisinde her devlete yol gösteren bir karardır” dedi.  Alevilerin devlete bağımlı kılınmak istendiği yönünde yapılan yorumlara karşı çıkan Doğan, şunları söyledi: “Aleviler bu devletin asli kurucu unsurudur. Divan kararı da bu konuda açık ve net hükümler içeriyor. İbadetin ne şekilde yapılacağı, içeriği ve şekline karar verecek olan kurumlar ve inanç önderleridir. Devletin bu konuda bir takdir yetkisi yoktur.”

‘Aleviliğin içi boşaltılmak isteniyor’

Alevilerin cemevlerinin elektrik-su paralarının devlete ödettirmesine ihtiyacı olmadığını belirten CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, Aleviliğin bir inanç olarak resmi kabule ihtiyacının olmadığını vurguladı. Devletin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla dinleri ve inançları düzenleyen bir konumda olduğunu hatırlatarak, “Bu durum temel insan hak ve özgürlüklerine, inanç ve ibadet özgürlüğüne aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle Alevilerin ibadet ve inanç sorunlarının çözümü laiklik kavramının her anlamda vücut bulmasıyla çözülebilecektir. Yoksa AİHM’den çıkan kararların ülkemizdeki inanç alanındaki sorunları çözmede yetersiz kaldığını görüyoruz” dedi.

‘AİHM samimi değil’

AİHM’ in verdiği kararı samimi bulmadığını ifade eden gazeteci Şükrü Yıldız, kararların uygulanmadığını hatırlatarak, Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlarda bulunmamasını eleştirdi. Aleviler devletin cemevinin olmasına karşı bir pozisyonda olduklarını dile getiren Yıldız, “Aleviler inançlarının devletin egemenliği atlında olmasına karşı direnmektedirler. Şimdi siz bu direnç karşısında şöyle bir kararla karşılaşıyorsunuz; devlet için Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl bir hizmet görüyor ise, o zaman Aleviler içinde Diyanet İşleri Başkanlığı’na benzer bir kurum işlev görmelidir. Oysaki Diyanet’in kendisi sorunu teşkil ediyor. Laiklikle çelişen, demokrasiyle çelişen, diğer inançlarla bu güne kadar ki çatışmaların beslendiği ana merkez olarak duruyor. Alevilerinde yarın öbür gün aynı şekilde diğer inançlarla çatışan, devletin siyasal ve politik bakış açısıyla Sünnileri-Alevilerle kavga ettiren, ya da Alevileri diğer inançlar üzerinde bir baskı unsuru haline getiren bir yapıyla Alevilerin bir hukuku olamaz” şeklinde konuştu.

 DİLAN ALMAZ-BasHaber