Ana Sayfa Blog Sayfa 6309

Munzur Üniversitesi öğrencileri, ’38 Dersim Soykırımı’nı protesto etti.

Munzur Üniversitesi’nde DEM-GENÇ öncülüğünde bir araya gelen öğrenciler, fakülte meydanında Dersim Soykırımı’nı protesto etti.

Fakülte meydanında düzenlenen basın açıklamasında konuşan Agit Aral, “Dün Dersim’de, bugün Cizre, Sur, Nusaybin’de devam eden inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele etmeye Denizler olup devam edeceğiz. Seyit Rıza’nın dediği gibi; sizin hilelerinize, oyunlarınıza karşı diz çökmeyeceğiz” dedi.

‘BUGÜNKÜ KATLİAMCI ZİHNİYETİ 1938’DEN TANIYORUZ’

Kuzey Kürdistan’daki soykırımcı saldırılara tepki göstererek, “Bu zihniyeti Dersim ’38’den tanıyoruz” diyen Aral, şöyle devam etti: “Bu savaşın en büyük mağdurlarından biri de biz gençler oluyoruz. Mücadele içerisinde olan biz gençler gözaltılar, tutuklamalar ve bütün bunlar yetmez ise ölüm ile sindirilmek istemiyoruz. Geleceğimiz sadece savaş ile değil, savaşın sesi altında geçirilmeye çalışılan gerici uygulamalar ile devam ediyor.”

Öğrenciler basın açıklamasının ardından Dersim Soykırımı’nı konu alan sinevizyon gösterimini gerçekleştirdi.
ANF

Mainz’da Terolar için toplantı

Maraş’ın Terrolar köyüne yapılan AFAD kampı dolayısıyla Almanya’nın Mainz kentindeki, Pazarcık Kültür Merkezi’nde bilgilendirme toplantısı yapıldı.

Maraş’ın Terrolar köyüne yapılan AFAD kampı dolayısıyla Almanya’nın Mainz kentindeki, Pazarcık Kültür Merkezi’nde bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantıya konuşmacı olarak Av. Mehmet Çarman, Maraş Girişimi eşbaşkanı Mehmet Üstek ve Pazarcık Kültür Merkezi eşbalkanı Aziz Uzpak katıldı. Yandaş medyanın bölge halkını ırkçı ve mültecileri istemeyenler şeklinde yansıttığını söyleyen Av. Çarman, “Buraya gelecek olanlar Ezidiler, Süryaniler ve Kürtler değil; buraya geririlecekler selefilerdir. Bizim tepkimiz bunadır” dedi. Üstek ise 7 Mayıs günü Terrolarda yaplacak merkezi yürüyüşe katılım çağrısı yaptı.

Mainz Pazarcık derneğinde yapılan toplantının açılış konuşmasını derneğin eşbaşkanı Aziz Uzpak yaptı. Uzpak “HDP milletvekillerine mecliste bir grup güruh tarafından yapılan linç girişimini kınıyorum. Bunun hesabını halk mutlaka soracaktır” dedi. Daha sonra söz alan Av. Mehmet Çarman, Urumoğlu ve Terolar köylerinden oluşan resmiyet de Sivricehöyük olarak geçen mevkinde bulunan 374 dönümlük alana yapılan AFAD kampına 25040 kişinin yerleştirileceğini söyledi.

TEROLARLA YETİNMEYECEKLER

Yandaş medyanın bölge halkını ırkçı ve mültecileri istemeyenler şeklinde yansıttığını söyleyen Av. Çarman, “Buraya gelecek olanlar Ezidiler, Süryaniler ve Kürtler değil; buraya getirilecekler selefilerdir. Bizim tepkimiz bunadır” dedi. Terolar’ın çok güzel bir doğal yapıya sahip olduğunu belirten Av. Mehmet Çarman, baştan beri oyalamaya yönelik taktiklerle kampın yapımının bitirilmeye çalışıldığını, söylenen 16 yer arasında Terolar’ın olmadığını ve Teroların nokta olarak seçildiğini vurguladı. Kamp yapılan yer ile ilgili bir yıl önce iyi vasıflı arazi olarak raporlandığını ve 4 yıl boyunca rehabilitasyon çalışması yapıldığını, ama şimdi ise kötü arazi olarak kendi yanlaşlarınca rapor verildiğini söyleyen Av. Çarman, “Bir yılda ne oldu da iyi olan arazi bir anda kötü oldu?” diye sordu.

Planın burayla sınırlı kalmayacağını düşündüklerini belirten Çarman, bölgede başka kamplarında planlandığını düşündüklerini belirtti. Terolar’ın bir başlangıç olduğu söyleyen Av. Çarman, “Köylülerinizle bir araya gelin. Konuşun. Bölgede hazine yerlerini parsalleyerek satın alın” önerisinde bulundu.

7 MAYIS’TA TEROLAR’DA MERKEZİ YÜRÜYÜŞ YAPILACAK

Maraş Girişimi eşbaşkanı Mehmet Üstek de, bölgenin planlı olarak seçildiğini, sadece Terolar ile sınırlı olmadığını, Malatya, Sivas, Erzincan’dan da kamp yapılmasını planlandığını söyleyerek, Kürt Kızılbaşların yaşadığı yerlerin demografik yapısının değitirilmesine yönelik bir olan olduğunu söyledi.

Bölgede yakın dönemde 1978 Maraş katliamı ile başlayan, daha sonra Çimento fabrikaları, çöp deposu, termik sanrallerinin yapılmasının da tesadüfü olmadığını söyleyen Üstek, bir bütün olarak bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine yönelik planlanan bir politika olduğunu belirtti.

Elbistan Afşin termik santralinden dolayı bölgede kanser vakalarının yüzde 60’ı üzerinde olduğunu dile getiren Üstek, mahkeme tarafından tespit edilmesine rağmen halkı buna karışı direniş göstermemesi sonucu termik santralin ikinci ünitesinin yapıldığını ve üçüncüsününde planlandığını sözlerine ekledi. Bölgenin demikrafig yapısının değiştirirlmesi ve göçertmeye yönelik bölge halkının güçlü bir direnişi ortaya koyması gerektiğini, Maraş Girişimi olarak tüm bu planların boşa çıkarılması için çalışmalarını dahada yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Terolar’da 7 Mayıs günü büyük bir yüyürüş ve miting hazırlığı içinde oldukları bilgisini veren Üstek, herkesin yapılacak yürüyüşe katılmasını ve Avrupa’da yaşayan Maraşlıların da akrabalarını ve tanıdıklarını arayarak yürüyüşe katmaları çağrısında bulundu.

‘Dersim ’38 merkez-taşra çatışmasının devamıydı’

Metin-Kemal Kahraman kardeşlerden Kemal Kahraman ile, ‘38 Katliamının sözlü kültüre yansımasını ve ’38 ile ilgili güncel tartışmaları konuştuk.

Bugün 4 Mayıs. Dersim’e yönelik yapılacak ve bir katliama dönüşecek askeri harekat için 4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu “Tenkil Harekatı” kararı aldı. Bu tarih aynı zamanda Dersim Katliamı’nın da başlangıç tarihidir. Dersim Katliamı’nın yıl dönümü nedeniyle yaptıkları müzik ve sözlü kültür çalışmalarıyla bildiğimiz Metin-Kemal Kahraman kardeşlerden Kemal Kahraman ile, ‘38 Katliamının sözlü kültüre yansımasını ve ’38 ile ilgili güncel tartışmaları konuştuk.

5 yıla yakın bir süredir Dersim Ağıtları üzerine bir albüm hazırlığı içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Hem bu albümde çalıştığınız ‘38 ağıtlarında hem de yıllardır yaptığınız sözlü kültür çalışmalarınızda ‘38 ile ilgili anlatılardan nasıl bir sonuç çıkardınız?
Evet, gerçekten de 5 yıl oldu bu çalışmaya başlayalı ama hâlâ bitiremedik. Diğer albümlerde olduğu gibi burada da işin araştırma, anlama boyutu bu kadar uzun sürüyor. Çünkü bir boyutuyla dokumanter olan bu çalışmalar bizim için de bir öğrenme süreci oluyor…

Bildiğiniz gibi bu albümde, politik ağıtlar dediğimiz örnekleri çalıştık. Yani 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kore Savaşı gibi devletler arası savaşlarda ya da ‘38 gibi devlet ile yapılan çatışmalarda öldürülmüş Dersimlilere yakılmış ağıtları çalışıyoruz. Bu şekilde son 100 yıllık Dersim politik tarihine, ağıtlar penceresinden bakmayı deniyoruz.

Tahmin edersiniz ki, 5 yıldır süren çalışma sürecinde öğrendiklerimizi burada birkaç cümle ile aktarmamız mümkün değil. Bizim bu çalışma sürecinde fark ettiğimiz temel tez şudur; Dersim ‘38 meselesi sadece modernite süreçleriyle, örneğin son yüz yılda gelişen milliyetçilik tercihleriyle anlaşılabilecek bir düşmanlığın ürünü değildir; ‘38 özgülünde dönemin geçerli kavramları ve kuramlarıyla öyle biçimlense de temelde tarihin en derin zamanlarından beri süregelen bir merkez-taşra, yazı-söz, şehir-dağ ya da güç-mana çatışmasının devamıdır. Siyasi tarih en temelinde güç merkezli siyasal sistemlerle mana merkezli kültürel sistemlerin çatışmasının hikayesi olarak görülebilir. Burada hegemonya iddiasındaki iki güç odağının, iki ayrı merkezin karşılaşması değildir söz konusu olan. Hegemonya iddiasındaki merkez ile buna karşı direnen bir kültür halkının karşılaşmasıdır. Bu anlamda ‘38 meselesi en derininde belki şehirin tarihine kadar indirebilecek bir tarihsel çelişkinin devamı olarak görülürse anlaşılabilir.

En azından 1071’den beridir Aleviliğin tarihi bir geri çekilmeler tarihidir diyebiliriz. Merkez-taşra çatışması tarihinde Alevi düşmanlığı Selçuklu’dan, Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne devr olmuş ender siyasi miraslardan biridir. Ve ‘38’de Dersim’in özel olarak hedef alınma sebebi, bu geri çekilmeler tarihi içinde Aleviliğin bir sosyal sistem olarak yaşandığı son kale olması dolayısıyladır.

Tertele Konferansı bugün başlıyor
‘KATLİAM TARTIŞMALARIYLA BİLGİ KİRLİLİĞİ YARATILIYOR’

Son yıllarda yine Dersim katliamı tartışmaları da çokça yapılıyor. Bu tartışmalar için neler diyeceksiniz?
Ancak 3-5 yıl önce başlayabilen tartışmalarla ilgili, özellikle akademik ortamın ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim. Epeyce çalışma yayımlanıyor ama çoğu sipariş üzeri yapılmış, kendi sorusu, kendi cevabı olmayan işler. Dolayısıyla yeni bir şey öğrenemiyoruz; kamuoyunda bir farkındalık yaratamıyoruz.

Dersim ‘38 meselesinde de, Erdoğan’ın güya devlet adına itirafı ve özürünün sadece aktüel siyasi hesaplarla yapıldığı iyice anlaşıldı. Bu çerçevede de aydınlarımız ne hikmetse hemen meseleyi anladılar ve kulaktan dolma bütün ön-yargıları aktüel siyasetin ihtiyaçları temelinde yeniden kavramsallaştırmaktan başka bir şey yapmadılar. Şu son 3-5 yıllık tartışmalardan elimizde ne kaldı deseniz, benim aklıma anlı-şanlı profesörlerimiz tarafından ileri sürülmüş uyduruk Stockholm Sendromu katkısından başka bir şey gelmiyor. Sağ olsunlar, lütfedip 75 yıl sonra konuştuklarında bile hemen mağdurun hastalığını teşhis edip duyurma konusunda çok sabırsız davrandılar; buna da her halde ‘Türk tipi özür’ demek gerekir.

‘38 ile yıkım süresine giren bir kültür, bir sosyal sistem var; travma mağdurları ve onların çocuklarının mağduriyeti ortada; Zazaca’nın durumu, bütün ziyaretleri ve kutsal mekanlarıyla Dersim Aleviliğinin durumu ortada; aydınlarımız bütün bu mağduriyetleri tespit edip bunları telafi etmenin arayışına gireceklerine, meseleyi tam da beklendiği gibi aktüel siyasetin ihtiyaçları temelinde yorumlayarak Alevilerin neden CHP’ye oy vermemesi gerektiğinin tezlerine dayanak yaptılar.

Devlet adına üst perdeden özür dilendiğine göre, devletin kendini sorgulayarak bu mağduriyeti ortadan kaldıracak iddialı ama ağırbaşlı çalışmalar yapması gerekirdi. Ama devlet bugün güya özür dileyen AKP iktidarı döneminde, daha da hararetli bir şekilde hem kaymakam, vali gibi yerel idarecileri hem de kurduğu üniversite aracılığıyla “Dersimlileri yazılı kaynaklara dayalı bir ehl-i beyt bilgisi ve sevgisiyle donatmak” için mücadele ediyor.

Kısacası yayınlanan çalışmalar meseleyi araçsallaştırmaktan ve bilgi kirliliğini artırmaktan başka bir sonuç çıkartmamıştır.

Çocuklarımız o günleri bir daha görmesin’
‘DEMOKRASİNİN EN ÖNEMLİ MÜTTEFİKLERİ KÜRTLER VE ALEVİLERDİR’

Dersim’de AleviKızılbaş inancının ağırlıkta olduğu bir kent. Yeni Anayasa tartışmaları var gündemde. Aleviler, laiklik için yıllardır mücadele içerisinde ve devletin bütün inançlarla eşit uzaklıkta durmasını, Diyanet’in kaldırılmasını talep ediyorlar. Meclis Başkanı’ndan ‘yeni anayasada laiklik olmamalı’ açıklaması geldi. Bu açıklama inançlarından dolayı katliam yaşamış Dersim için ne ifade ediyor?
Alevilerin Cumhuriyet dönemindeki siyasi tercihleri, laiklik konusundaki hassasiyetleri, diyelim genelde CHP’ye oy vermeleri zaman zaman ciddi eleştirilere konu edildi. Ama bu 15 yıllık AKP hükümeti, Alevilerin siyasal islam hakkında biraz da paranoyakça bulunan bütün korkularını haklı çıkartmıştır.

AKP ilk yıllarında kendini “muhafazakar demokrat” diye tanıtarak bütün liberal aydınların desteğini almıştı. Sanıldı ki, AKP’nin sistemi dönüştürme girişimleri “herkese demokrasi” şeklinde olacak. Oysa anladık ki, mesele bir planın dengeler gözetilerek adım adım uygulanmasıdır ve plan, hilafet özlemidir; çoğunluk diktatoryası şeklinde belki hep seçimler aracılığı ile getirilecek bir şeriat düzenidir.

Çözüm süreci denilen oyalama sürecinde dile getirilen 1000 yıllık din kardeşliği vb. söylemlerin başta Aleviler olmak üzere, Êzidî, Asuri, Ermeni ve Rum azınlıkları ne kadar tedirgin ettiğini hatırlarsak, Anadolu’da ivedilikle basitçe “herkes için demokrasi” parolası temelinde bütün azınlıkları ve muhalifleri yan yana getirecek yeni bir siyasi hareket gerekiyor. Kürt hareketi bunu denemiştir tabii ve bugün de Kürt hareketi olmadan yeni aktörler düşünebilmek zordur; ama 1000 yıllık kardeşlik gibi gerici parolalar yanında Türkiyelileşmek yönelimi de barışı sistem-içi güçlerle ve gerici parolalarla sağlayamayacağımızı göstermiştir.

Açıktır ki, bugün gittikçe büyüyen bir milliyetçi-dinci şeriat tehditi karşısında demokrasinin en önemli müttefikleri Kürtler ve Aleviler’dir. Her şeyden önce bu iki grubun da ivedilikle bir birbirlerini doğru temellerde tanıyarak, karşılıklı ön-yargıları gidermeleri ve bir ittifak içine girmeleri gerekir.
/Evrensel – Şerif KARATAŞ

Özgür Mumcu: Hayırlı Olsun!

Özgür Mumcu Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde dokunulmazlık tartışmalarına değiniyor ve “Hayırlı Olsun” diyor. 

 

Hayırlı olsun. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin teklif Anayasa Komisyonu’ndan geçti. Sayın Davutoğlu’nun deyişiyle “destan yazan” milletvekillerinin tekme ve yumrukları ise dosta güven, düşmana korku verdi.

CHP’nin el âlem ne der kaygısıyla anayasaya aykırı olduğunu söylediği teklife destek vermesi de harika oldu. “Hayır oyu kullanırsak, bize PKK’li derler” korkusu gerçekten işe yaramışa benziyor. Kullanılan oy “evet” ama dünkü Yeni Şafak’ın CHP için manşeti “Terörün Sözcüsü”, Star’ınki “HDP değil CHP raporu”. Sebep? CHP’nin Cizre raporunda hukuka aykırılıklardan bahsetmesi.

İktidar ve medyası, dilediğiniz kadar dokunulmazlıkta AKP’yle beraber davranın sizi teröre destekçi göstermeye devam edecek. Birincisi elbette oy kaybettirmek amacı. İkincisi ise sizi başınızı okşatan, uysal bir partnere dönüştürene kadar kırbaçlamak için.

AKP’nin suyuna girildiği günün ertesinde iktidar medyasının suratınıza vurduğu bu manşetler de girilen yolun ne denli hatalı olduğunu göstermiyorsa zaten, bu muamele hak edilmiş demektir. Siyasette özne olamayan nesneleşir ve nesnelere de haliyle nesne gibi davranılır.

Uslu ve uysal bir partner olursanız ödülü çoktur. Bakın MHP’ye. İktidar medyası MHP içi muhalefete karşı nasıl da koruyor Devlet Bahçeli’yi.

Anayasa Komisyonu’ndaki tartışmalar esnasında Mithat Sancar, Oscar Wilde’ın bir sözünü alıntılamak istemiş. Söz şu: “Kaba güce karşı koyabilirim ama kaba bir mantığa katlanamam.”

AKP’li milletvekilleri ise Oscar Wilde’ın milli olmadığını ileri sürerek itiraz etmişler. Biri Oscar ödüllerinden bahsedildiğini zannetmiş. Bir başkası ise Sancar’ın Necip Fazıl’dan alıntı yapmasını istemiş.

Suyuna girilen, Oscar Wilde’ı bile gayri milli diye düşman ilan edebilecek ölçüde rasyonellikten uzaklaşmış bir hezeyan hali.

Sayın milletvekili, Necip Fazıl’dan alıntı istemiş. Hatırlayalım kendisi Cumhuriyeti nasıl tanımlıyor: “Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.”

Sayın milletvekilinin üyesi olduğu Meclis’i de pek sevdiği söylenemez. Onun yerine atanmış bir “Yüceler Kurultayı” öneriyor. Başyüce adı verilecek başkanı da bu kurultay seçecek.

Suyuna girilen, her sözlerinde rehber bellediklerini söyledikleri Necip Fazıl’ın hayalindeki teokratik diktatörlük.

Kumar oynayanların göğsüne “Türk ahlak inkılabının bir numaralı haini, kumarbaz” yaftası asılması gerektiğini yazan ve sonra da kumarhanede basılan Necip Fazıl’ın manevi evlatlarına oyuncak olmak.

Cumhuriyet ve kurucularına “şapka ve maymun” diyenlerin ardına düşmek.

Hayırlı olsun.

Teker teker içeri atıldığınızda arkanızdan atılacak manşetleri okurken gardiyanlarınıza “Ama biz dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet oyu vermiştik” dersiniz. Ardından da patlatırsınız bir Necip Fazıl şiiri.

AKP savaşın altında kalacaktır

Hüseyin Ali, Özgür Gündem’de ki “AKP savaşın altında kalacaktır”  başlığı altındaki yazısında AKP faşizminin tüm boyutlarını anlatıyor.

 

Kürt sorununda çözüm politikası olmayanların Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için savaşa başvuracakları açıktır. Şu anda yaşananlar, çözümsüz politikaların sonucudur. Kürt halkı da her zaman olduğu gibi bu politikalara direnmekte, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermektedir. Kırk yıllık mücadelesi sonucu yarattığı özgürlük bilinci ve direniş tecrübesiyle bu saldırıya karşılık daha büyük direnecektir. Kürt halkının kırk yıl içindeki en büyük direnişi AKP faşizmine karşı verilecektir. Çünkü Kürt halkının yürüttüğü savaşın karakterini ve yoğunluğunu bir yönüyle AKP faşizminin saldırganlığı ortaya çıkarmaktadır. Nitekim şu anda Kürdistan özgürlük mücadelesinin en fedai direnişi verilmektedir. Öyle ki bu direniş karşısında AKP’nin savaş alanına sürdüğü asker ve polis büyük bir panik içindedir. Her gün bir asker ya da polis karakolu havaya uçmaktadır.

AKP faşizmi ittifak kurduğu MHP ve Kürt düşmanı bazı ulusal çevreler dışında tüm siyasi ve toplumsal kesimleri karşısına almıştır. AKP artık kendisine destek veren toplulukları da karşısına alan bir iktidar haline gelmiştir. AKP’nin faşist politikası, şimdiye kadar demagojik söylemlerle yanında tuttuğu çevrelerin de AKP’ye tutum almasını getirecektir. AKP’nin yürüttüğü kirli savaş uzadıkça bu durumla karşılaşacaktır. AKP iktidarı kendini siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak çıkmaza sokacak bir kirli politikanın girdabına kapılmıştır. Bu politikayla dönüşü olmayan bir yola girmiştir ve bu girdapta boğulması kaçınılmazdır. Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edemeyeceğine göre, kendisi tasfiye olacaktır.

AKP’nin tasfiyesi Türkiye için hayırlı olacaktır. AKP faşizminin aşılmasıyla Türkiye’de demokratikleşmenin önü açılacak, Türkiye parçalanmış bir durumdan kurtularak demokratik birlikle sorunlarını aşıp bölgenin güçlü ülkesi haline gelecektir. AKP’nin aşılması, Türkiye’nin kan kaybetmesinden kurtulması olacak, Kürtlerin özgür yaşamıyla Türkiye tarihinde olduğu gibi gerçek güç kaynağına kavuşacaktır.

Erdoğan ve Davutoğlu istedikleri kadar bağırıp çağırsınlar, bu savaşın altında kalacaklardır. Türkiye’yi bu düzeyde bölmenin, parçalamanın ve güçsüz düşürmenin hesabını vereceklerdir. Demokrasi güçleri ve Türkiye halkları AKP iktidarından bu yaptıklarının hesabını soracaklardır. AKP, iktidarını sürdürmek için Türkiye’yi bir yıkım savaşının içine sokmasının hesabını verecektir. İktidarını kaybetme sürecine giren AKP, ancak savaşla iktidarda kalabileceğini görüp Türkiye’yi böyle bir savaşın içine sokmuştur. İlk önce bizim şehirlerde işimiz yok diyen orduyu da bu suçun ortağı yapmıştır. Bu açıdan orduyu Erdoğan’ın payandası olarak bu savaşın içine sokanlar da hesabını vereceklerdir. Erdoğan kendisine yakın birisini genelkurmay başkanı yaparak bu sondan kurtulmak istese de, bu kirli savaşın tüm suç ortakları halklarımıza hesap verecektir. Kürt Özgürlük Hareketi demokrasi güçleriyle birlikte göstereceği direnişle AKP’yi bu akıbetle yüz yüze bırakacaklardır.

Erdoğan, ABD’li bakanın “Biz PYD’yi terörist görmüyoruz” demesi karşısında biz kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz, demiştir. Bu sözlerle bazılarını aldatsalar da demokrasi güçlerini aldatamazlar. Çünkü askeri ve siyasi olarak göbekten NATO’ya ve kapitalist modernist güçlere bağlıdırlar. Bu güçler bir gün desteğini çeksin, AKP siyasi olarak biter. NATO’ya bağlı ülkelerin ve İsrail’in verdiği silahlar ve askeri teknik verilmesin, bu ordu gerillanın direnişi karşısında bir ayda çöker. Türk ordusunun

kullandığı uçaktan, insansız hava araçlarından akıllı bombalara, tanklara kadar savaş tekniğini bu güçlerden almaktadır.

Türk ordusu şu anda insan gücüne değil, tekniğe dayanarak savaşmaktadır. Bu açıdan kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz sözü bir propagandadan ibarettir. ABD’de Obama ile görüşmek için kırk takla atan birisinin kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz sözüne ancak gülerler.

Tayyip Erdoğan, Kürtlere karşı savaş açarak kendi ipini kendisi çekmiştir. Kürt şehirlerini yakıp yıkarak kendi evini başına yıkmıştır. Kürtlerin son kırk beş yıldır, demokrasi güçlerinin on yıllardır yürüttüğü mücadelenin yaşandığı Türkiye’de faşist bir rejim kurmak zaten kendini bitirmektir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan kendi göbek bağını kesen değil de kendi siyasi hayatını bitiren bir eylem içinde olmuştur.

AKP iktidarı bu faşizmi daha kaç ay sürdürecektir? Daha fazla zulüm ve baskı ömrünü uzatmayacak, aksine kısaltacaktır. Türk halkının Osmanlı döneminde dilinden düşürmediği “paşa zulmünü arttır ki sonun yakınlaşsın” deyimi bir tecrübenin ifadesidir. AKP zulmü kendi sonunu getirecektir. Çünkü zulüm arttıkça AKP faşizmine karşı direniş de yükselecek, AKP iktidarını çözülmeye ve çöküşe götürecektir.

Zaman her şeyi açığa çıkaracak, demagojiler gerçek karşısında anlamsızlaşıp direnen Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin zaferi gerçekleşecektir.

İşçi Filmleri Festivali bugün başlıyor

 

  1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali 4 Mayıs programları; film gösterimleri, söyleşiler ve atölyelerle beş kentte sürüyor

 

  1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali (İFF) 4 Mayıs programları ile sürüyor. “Barbarlığa Karşı Umut Öyküleri”nin perdede olduğu festival, açılışların ardından birçok merkezde gerçekleştirilecek film gösterimleri, atölyeler ile yönetmen ve set ekiplerinin katıldığı söyleşilerle sürecek.

İstanbul

İstanbul’da saat 13.00’da birçok noktada başlayacak film gösterimleriyle birlikte, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde saat 18.30’da gösterilecek “Peki Şimdi Nereye?” filminin gösterimine, Barış İçin Kadın Girişimi katılacak. Film, küçük bir Lübnan köyünde barış içinde yaşayan Hristiyan ve Müslümanların arasında erkeklerin çatışmalarından kaynaklı düşmanlığın başlamasını ve köyün kadınlarının çatışmayı bertaraf etmek için birlik oluşunu anlatıyor.

Ankara

Ankara Mimarlar Odası’nda festival kapsamında saat 18.30’da Ahmet Gürata’nın katılımıyla, “Mavi Yakalılardan Güvencesizlere Sinemada Emek” adlı atölye gerçekleştirilecek. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde saat 19.00’da Roza: İki Nehrin Ülkesi (Welatê Du Çeman), yönetmeni Kudbettin Cebe’nin katılımıyla gösterilecek. Film, Rojava Devrimi’ni Kürt, Arap Süryani halklarının yaşadıkları ve mücadelesi üzerinden anlatırken, bugünün tartışması “Demokratik Özerkliğin” de ne olduğunu anlatıyor.

İzmir

İzmir’de Fuar Gençlik Tiyatrosu’nda saat 17.45’te gösterilecek “Çoban Ateşlerinin Yandığı Yerde KAVEL’de” filminin özel gösteriminin ardından, yönetmeni Zafer Aydın ile söyleşi gerçekleştirilecek. İzmir Halkevi’nde saat 19.00’da Araştırmacı, Yazar Mesut Kara’nın katılımı ve Mazlum Vesek’in moderatörlüğüyle, “Yeşilçam’dan Çıkan Umut: Yılmaz Güney” söyleşisi gerçekleştirilecek.

 

 

Dokunmazlık ve Dokunma

VELİ AYDIN

Bugün, Almanya gündeminde ana haber ,Türkiye’ deki HDP Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıydı. ARD televizyonu hem kavgayı hem de dokunulmazlıkla ilgili geniş bir haber yaptı. Her ne kadar dosyası olan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması diye tartışılıyorsa, bunun bir kılıf olduğunu herkes biliyor. Esas mesele Kürt Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıdır.

Bu oyun Türkiye’ deki savaş, terör ve şiddetin devamı olan Sarayın bir oyunudur. Tehlikeli ve karanlık bir oyundur. Düğmeye kim tarafından basıldığı, amacının ne olduğu belli iken; CHP’ nin bu oyunun bir parçası olmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Her ne kadar CHP milletvekilli müracaatları esnasında kürsü dokunulmazlığı dışında ki dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda adaylardan yazılı belge talep ettiğini ve programında da yer verdiğini biliyoruz.. Ancak bu dokunulmazlıkların kaldırılması CHP’ nin düşündüğü gibi değildir. CHP , AKP’ nin hangi yargısına güvenmektedir. Kız bizim oğlan bizim diyenleri ne çabuk unutuyorlar. Demokrasi bizim için araçtır; amaç değildir, diyenleri ne çabuk unutuyoruz? Demokrasi tramvayına bineriz, amacımızı gerçekleştirdiğmizde ineriz; diyenleri bilmiyor muyuz?

CHP’ ye düşen görev korkak davranmak değil ! Devrimci bir duruş sergilemektir.. Sarayın bu tuzağına karşı direniş göstermelidir. Dokunulmazlık Türkiye gibi bir ülkede en çok CHP için gereklidir.

Ergenekon kumpası ile Genelkurmay eski başkanı İlker Başbuğ’ u Silivriye gönderen AKP, sayın Kılıçdaroğlu’ nu Silivri’ ye göndermeyeceğinin garantisi nerede ?

Hem CHP yönetimini hem de CHP milletvekillerini Sarayın bu savaş politikalarının parçası olmamalıdır. Anayasaya aykırı olan, hukuksuz olan bu değişikliği CHP’ nin kabul etmeyeceğini umuyor ve bekliyoruz.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel sekreter Yardımcısı

“Aç birinin yiyecek çalması suç değil”

İtalya’da Yargıtay, bir marketten gıda ürünleri çalan aç bir evsizin yaptığının suç olmadığına hükmederek, hakkındaki cezaları kaldırdı.

İtalyan basınına yansıyan habere göre, yüksek mahkeme ilginç bir karara imza attı ve Roman Ostriakov isimli Ukraynalı bir göçmenin Cenova kentinde, 2012 yılında bir süpermarketten 4,07 avro değerinde peynir ve sosis çalmasının suç olmadığına karar verdi.

Süpermarkette alışveriş yapan bir müşterinin, Ostriakov’un hırsızlığını fark edip, yetkililere haber vermesiyle ortaya çıkan ve yargıya taşınan olay, dün yüksek mahkemede nihai karara bağlandı.

Ostriakov için ilk derece mahkemede yapılan yargılamada, hırsızlık suçundan dolayı 6 ay hapis ve 100 avro para cezası verilirken, geçen yıl istinaf mahkemesi de cezayı aynen onadı. Konuya bakan savcılığın, Ostriakov’un girişiminin bir başka müşterinin ihbarıyla teşebbüste kalması ve suçun tam olarak gerçekleşmemesi gerekçesiyle, Yargıtay’a yaptığı cezada indirime gidilmesi başvurusunu ilginç bir karara bağladı.

Buna göre, yüksek mahkeme, Ostriakov’un ihtiyaç zorunluluğuyla hareket ettiğine dikkati çekerek, “Yaşamsal beslenme ihtiyacını gidermek için az miktarda yiyecek çalmanın suç sayılamayacağı” kararına hükmetti.

Yargıtay, Ukraynalı evsizin alt derecedeki mahkemeden aldığı cezaları da kaldırdı.

Basında çıkan haberlerde, Yargıtay’ın Ostriakov hakkındaki kararın emsal teşkil edeceği de belirtildi.

Dersim katliamı 78. yılında anılıyor

Dersim Katliamı’nın 78. yıldönümünde Dersim Belediyesi 4-5 Mayıs 2016 tarihleri arasında anma ve konferans düzenleyecek.

 

Yapılacak anma ve konferansa Dersim Belediyesi ev sahipliği yapıyor.  Bu yıl ilk defa Belediye öncülüğünde yapılacak olan anma ve konferansın geleneksel olarak her yıl yapılacağı bildirildi.

Program, 4 Mayıs Çarşamba Günü saat 12:00 ‘de  Seyid Rıza Meydanı’ndaki anma programı ile başlayacak.

04-05 MAYIS 2016 TERTELE DERSIM KONFERASIN PROĞRAMI ŞU ŞEKİLDE:4 Mayıs 2016

Açılış oturumu, 13:00 – 13:30

Alevi Piri

Nurhayat ALTUN (Dersim Belediyesi Eşbaşkanı)

Figen YÜKSEKDAĞ (HDP Eş Genel Başkanı)

Ali Ekber ASLANER (Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti YK üyesi)

Melle BAXTİYAR (YNK Polit Büro Sekreteri)

 

13:30 – 15:40

Sinevizyon (10 dakika)

  1. OTURUM: 14:00 – 15:50

Dersim 1935-38 Yaşananlar ve Devletin Rolü

Moderatör: Ergun BABAHAN

 

Geçmişten Günümüze; Dersim`de Etnik ve İnançsal Kimlikler

Dılşa DENİZ (Akademisyen)

1937-38 Adım Adım Soykırımına Doğru Ve Resmi Raporlarda Dersim

Munzur ÇEM (Araştırmacı-Yazar)

Farklı Yönleri ve Aşamaları ile Dersim Soykırımı (1935-38): Muhtasar Kronolojisi

Doç.Dr. Bülent BİLMEZ (Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı)

Şark Islahat Plânı, Dersim, 2510 Sayılı Mecburi İskân Yasası, Tunceli Kanunları ve 4 Mayıs 1937 Kararnamesi Dr. İsmail BEŞİKÇİ (Araştırmacı-Yazar)

SORU-CEVAP (20 dakika)

 

  1. OTURUM: 16:00 – 18:45

Moderatör: Çilem KÜÇÜKKELEŞ

Tanıkların Gözüyle Dersim 1937-38

Ali Hıdır ŞAHİN (Dersim 1937-38 Tertele Tanığı)

Yemoş BAKIRAY (Dersim 1937-38 Tertele Tanığı)

Dersim, Sürgün ve Asimilasyonun Etkileri

Turabi SALTIK (Tarihçi-Yazar)

Resmi Tarih, Dersim Gerçeği ve Türkiye Toplumundan Saklanan Gerçekler

Oya BAYDAR (Yazar)

Dersim Soykırımı ve Uluslararası Hukuk

Prof. Norman PAECH

AKP, CHP, Devletin Açmazları Ve Geçmişle Yüzleşme

Prof. Dr. Mehmet ALTAN (Gazeteci-Yazar)

Dersim, Enfal, Halepçe ve Ortak Hafıza

Melle BAXTİYAR (YNK Polit Büro Başkanı)

 

SORU-CEVAP 20 DAKİKA

  1. OTURUM: 08:00 – 10:30

Moderatör: Av. Nihat KAYGALAK

Hukuk, Dersim 1937-38 ve Atılan Adımlar

Av. Erdal DOĞAN (Dersim Soykırım Dava Avukatı)

Dersim 1937-38, İç Hukukta Kurbanların İzlemesi Gereken Yol

Yrd. Doç. Dr. Kerem ALTIPARMAK (Ankara Üniversitesi)

Dersim 1937-38, Devlet ve Toplumlar Açısından Soykırımla Yüzleşmenin Önemi

Prof. Mithat SANCAR (Hukukçu – HDP Mardin Milletvekili)

Türkiye Toplumunun 1937-38’e Bakışı, Önyargılar ve Geçmişle Yüzleşme

Ahmet Faruk ÜNSAL (Mazlum – Der. Başkanı)

Temel Haklar Ve Geçmişle Yüzleşmenin Toplumsal Barışa Sağlayacağı Katkılar

Av. Öztürk TÜRKDOĞAN (İHD Genel Başkanı)

Komboçya Örneği, Benzerlikler, Uluslararası Hukuk ve İzlenmesi Gereken Yol

Av. Christine MARTİNEAU (Komboçya Tribünalinde Savcı)

Dünyada Yaşanan Soykırımlarda Dersim Örneği

Eleonora IANNOTT (Akademisyen)

SORU-CEVAP (20 DAKİKA)

  1. OTURUM: 10:45 – 11:45

Moderatör: Haluk ÇELİKTAŞ

Türkiye Medyasında Dersim 1937-38 Gerçeği ve Yaratılan Algı

Ragıp DURAN (Medya Uzmanı)

Dersim’den Cizre’ye, Sur’dan Silopi’ye Yaşanan Devlet Politikası ve Benzerlikler

Celal BAŞLANGIÇ (Gazeteci-Yazar)

Sur, Cizre ve Silopi (Tanıklar)

İslam Dünyasının Dersim’e Bakışı

Sait SEFA (Gazeteci)

SORU-CEVAP (20 DAKİKA)

  1. OTURUM: 12:00 – 13:30

Moderatör: Fadıl ÖZTÜRK

Dersim Tertelesi, Yarattığı Etki ve Toplumsal Travma

Doç. Dr. Nazan ÜSTÜNDAĞ (Akademisyen)

Ermeni Soykırımının Dersim Soykırımı Arasındaki Benzerlikler

Pakrat ESTUKYAN (Yazar)

Dersim Adının İadesi Ve Güncel Sorunlar

Alican ÖNLÜ (Dersim Milletvekili)

Soykırımın, Ekonomi Üzerindeki Etkileri ve Çözüm Perspektifi

Yusuf CENGİZ (Dersim Ticaret Odası Başkanı)

Dersim’in Bugünü, Siyaset, Ekonomi Ve Kültür

Doç. Dr. Ş. Gürçağ TUNA (Tunceli Üniversitesi)

SORU-CEVAP (20 DAKİKA)

  1. OTURUM: 15:00 – 16:00

KAPANIŞ VE SONUÇ BİLDİRGESİ:

Mehmet Ali BUL (Dersim Belediyesi Eşbaşkanı)

Xêyro TALABANÎ (YNK)

Av. Fatma KALSEN

Hasan TAŞ (Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti)

Alevi Piri

37-38 DERSIM AĞITLARI

Mikail ASLAN

Metin KAHRAMAN

Erdoğan EMİR

Rıza şehrinin bir yol evladı: Haşim Kutlu

ERDOĞAN YALGIN

Haşim Kutlu; 01.07.1942 tarihinde Maraş ilinin Afşin ilçesine bağlı Ağcaşar Köyü’nde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda kaybettiği Annesi Kumru Ana’dan sonra, Hacı Bektaş’ta “Kürt Hüseyin“ olarak bilinen Kurban Baba’sı da, 1962’de hakka yürümüştü. Şıx Delil-i Berxécan ocağının Pirlerinden olan ve 1893 yılında, Pertek İlçesi’nin Dere Nahiyesi’ne bağlı Ulupınar Köyü’nde hakka yürüyen Molla/ Mele Veli’nin torunuydu. Aile, 1894 yılında Dersim’den, Ağcaşar‘a zorunlu sürgün gitmişti.

İki kız çocuğu olan Haşim Kutlu,  68 devrimci gençlik hareketinin içinde bulundu. 1974 Kasım‘ında, yer aldığı THKO örgütlülüğü çerçevesinde gerçekleştirdiği eylemlere bağlı olarak yakalandı. 12 Mart‘tan sonra ilk kurulan DGM mahkemelerinden, Adana DGM‘sinde idamla yargılandı. Daha sonra cezası, müebbet hapse çevrildi. 1990’ın sonunda, Gaziantep Özel Tip Cezaevinden tahliye oldu. “Dünyamı akşam yıkar, her sabah yeniden yaparım!“ diyen Kutlu;  90’lı yılların başında gelip-yerleştiği Almanya’da; yazın hayatını, daha çok Alevilik üzerine yoğunlaştırdı. Avrupa’da “Kürdistan Alevi Birliği“ hareketi öncüleri arasında yer aldı. Zülfikar ve Semah dergilerinin kurucusu ve yöneticiliğini yaptı. Almanya’da, bölge bölge gezerek Alevi gençlerine eğitim seminerleri veren Kutlu, “kadim ortaklık toplumu süreğini sil baştan, yeni baştan tanımak, bilmek ve yaşatmak “disturuyla hareket etmekteydi. Haşim Hocamızı, 1993 yılında tanıdım! O günden beri de onunla öğretmen-öğrenci ilişkilerimiz hep devam etti. Aslında Haşim hocayı, bir makale yazısına sığdırmak elbette imkansız! Haşim Hocamızın, bir çok dergi, gazete ve internet sitelerinde Kürt ve Alevilik tarihi, felsefesi üzerine çeşitli alanlara haiz yazılı çalışmaları vardır. Sözlü tarihten elde ettiği verileri, yazılı kaynaklarla birlikte harmanlayan Kutlu’nun “Talibin El Kitabı, Alawiydiler Hem de Kızılbaş, Temel Özellikleriyle Kızılbaş Alevilik, Ateşin ve Güneşin Yeryüzündeki Tezahürü Olarak Bozatlı Hızır, Kızılbaş Kadın,  Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan“ başlıklı kitapları bulunmaktadır. Şair ve ressamlığının yanı sıra Kutlu, bütün konferans sunumlarında ve yazılı çalışmalarında Alevi süreğinde “soy evladı“ üstünlüğünün olmadığını, dolayısıyla esas olanın “Evlad é Ré < yol evladı“ olduğunu hep dile getirmiştir. Deyim yerindeyse kendisi de bu distura uymuş ve gerçekten de bir yol evladı olduğunu hep kanıtlamıştır. Öte yandan, Alevi toplumunun bir “Rıza toplumu“ olduğunu, bireysel ilişkilerde rızalığın önemine hep vurgu yapmıştır. İki nefes arasına sığdırdığı 73 yılını, halkının özgürlük ve aydınlanma mücadelesine adamıştı.

Rıza şehrinin bir sadık evladı olan Haşim Kutlu Hocamız; yaşadığı Almanya’nın Stuttgart kentinde 26.04.2016 tarihinde, ani bir kalp krizi sonucu hakka yürümüştür. Acımız büyüktür! Daha çok gözlerinden şikayetçi olan hocamız, demek ki kalbi tarafından ani baskına uğramıştır! O, iki nefes arasına sığdırdığı devasa bir yaşamı, sonunda; biz öğrencilerini, dostlarını, sevdiklerini, ailesini, kızlarını yalnız bırakarak hakka ulaşmayı yeğledi!  Haşim hoca, cennetini; sohbetlerinde, kaleminde, fırçasında, şiirlerinin dizelerinde yaratmış ve talipleriyle paylaşmasını bilmişti. O, Rıza şehrinin değerli bir evladıydı! O, komün bir yaşamın uslanmaz bir çocuğuydu! O, gözü pek bir eylem adamıydı! Onun için neler desek, yine de az! İnanın, kelimeler onu anlatmakta kifayetsiz kalır!

Zulmat dünyasıyla kavgası olan Haşim Kutlu Hocamızı; yine tüm sohbet ve yazılarında son söz olarak kullandığı “Aşk ile“,  nurlar deryasına uğurlamanın hüznü içindeyiz! Onu, ata toprağı kadim rıza şehri olan Dersim’de, Ulupınar Köyü’nde, dedelerinin yanında toprağıyla buluşturduk! Bu, onun qurbané dediklerine bir vasiyetiydi ve bizler de bunu yerine getirdik! Yaşamında bir türlü göremediği ana yurdunun kutsal topraklarında, hakka uğurlanan Haşim hocamız, rıza şehrinin bir Evlad é Ré < yol evladıydı! Devri daim olsun! Nur içinde yatsın! Işıklar yoldaşı oldun! Aşk ile hocam, Aşk ile qurbané!