Ana Sayfa Blog Sayfa 6310

Alevi Kurumları 7 Mayıs’ta Maraş’ta

Alevi Kurumları Maraş Girişimi, DAİŞ çetelerinin yerleştirilmesi için inşa edilen kampa karşı süren direnişe destek için Türkiye ve Avrupa’nın dört bir yanından 6 Mayıs’ta yola çıkıyor. Aleviler, 7-8 Mayıs’ta Terolar’da olacak.

Alevi Kurumları Maraş Girişimi, AKP’nin DAİŞ çetelerini barındırmak için inşa ettiği kampa karşı direnişte olan Maraş halkına destek için 6 Mayıs’ta istanbul, izmir, ankara, antalya, mersin başta olmak üzere bi rçok ilden yola çıkara 7 Mayıs’taTerolar’da olacak.

Alibeyköy Cemevi’nde basın toplantısı düzenleyen örgütler, “Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma” şiarıyla direnişe destek vereceklerini açıkladı.

Açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Baki Düzgün, devletin Şark Islahat Planı’nı hayata geçirdiğini belirtti, “Buna bağlı olarak tek dil, tek din ve tek bayrak politikası gereği her halka saldırmaya başlamıştır” dedi.

Kürdistan’da süren katliamlara dikkat çeken Düzgün, Alevilere yönelik saldırı ve yerlerinden etme planlarının hayata geçirildiğini kaydetti. Düzgün, “Bu zulüm uzun süre devam ettirilemez. Kadim Anadolu topraklarını tekleştirmek bundan önceki zalimlere nasip olmadığı gibi AKP iktidarına da nasip olmayacaktır” dedi.

Hükümeti, derhal bu politikalarından vazgeçmeye çağıran Düzgün, şunları söyledi: “Bizler Alevi kurumlar ve demokratik kitle örgütleri ve organizasyonlar ile tepkilerimizi göstermek için 6 Mayıs’ta Türkiye’nin tüm kentlerinden ve Avrupa ülkelerinden Maraş’a yola çıkıyoruz. 7-8 Mayıs’ta, Maraş’ta nöbette olacağız.”

“’Yaşamıma, Maraş’ıma, ovama dokunma” şiarıyla imza kampanyası da başlattıklarını duyuran Düzgün, toplanan imzaları Türkiye’deki muhatap kurumlara, Avrupa Parlamentosu başta olmak üzere bir çok kuruma göndereceklerini söyledi.

Ayla Yılmaz: 6 Mayıs’ta türkülerim Denizlere

6 Mayıs’ta Almanya’nın Berlin kentinde Audimax salonunda Deniz Gezmişleri anma etkinliği düzenlenecek. Etkinliğe katılan sanatçılar arasında olan Ayla Yılmaz “Türkülerimi ölümlerden yeniden doğanlara için söyleyeceğim” diyor. 

6 Mayıs Deniz Gezmiş’lerin ölüm yıldönümünde dünyanın pek çok kentinde anma etkinlikleri düzenlenecek. Bu anma etkinliklerinden biri de Almanya’nın Berlin kentinde yapılacak. Pek çok sanatçının katılımıyla gerçekleşecek etkinlik Audimax salonunda 6 Mayıs’ta saat 19:00’da başlayacak. Etkinliğe katılacak sanatçılar arasında  Ayla Yılmaz, Grup Abdal, Ufuk Adalı ve Ali Rıza Türk sahne alacak.

6 Mayıs’tan bir önceki günde 4 Mayıs’ta da Almanya’nın Köln kentinde Mektup Türkü Evi’nde Ayla Yılmaz ve Fuat Saka sahne alacak.

Almanya’da bulunan sanatçı Ayla Yılmaz 6 Mayıs’la ilgili sitemize yaptığı açıklamada;”Emperyalizme ve faşizme karşı verdikleri mücadelede dar ağacında yitirdiğimiz üç yiğit gencimiz Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı saygıyla anıyoruz. Açtıkları mücadele bayrağını Gezi ruhuyla birleştirenlere selam olsun…” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, 6 Mayıs’ta Berlin’de çıkacağı sahnede ise türküleri ölümlerden yeniden doğanlara armağan edeceğini söyledi.

alevigazetesi.com

 

Ülke yeni bir kaosa sürükleniyor!

Ali ERDOĞAN 

Okuyucularımdan özür dilerim bu başlığı kullandığım için, sanki ülke kaosda değilmiş gibi. Dokunulmazlıklar meclise sunulduğu şekliyle kaldırılırsa ülke içinde çıkılmaz bir kargaşaya sürüklenir. Son komisyon toplantısında, iktidar partisinin kameralar karşısında gösterdığı perfomans(!) herkesin belleğinde.

Hükümetin halkın üzerinde sergilediği ezme ve imha politikasını meclisin çatısı altında da sergilemek istiyor. Masaların üzerinde sıçramalar, kadın milletvekillerini tartaklamalarını basın görüntüleyince, polis zoruyla basını dışarı çıkarttılar. Halkın oyu ile oraya gelen milletvekillere “teröristler dışarıya” diye saldırıyorlar. Meclisi çalışamaz hala getiriyorlar. Tüm dertleri: korsanca uygulanan başkanlık sistemini yasal hala getirmek. Dahası da var…

Meclis başkanı “Anayasada laiklik olmamalı, dini referanslar olmalı” diyor. Baysal Üniversitesinde bir öğretim üyesi, “kız ve erkek öğrenciler aynı sınıfta oturmamalı” diyor. Kimi idareciler, “kadın fıtratında, erkekle eşit olmadığı bir hakikattır” diyor. Bu çıkışlar uygulanmak istenilen bir programın parçalarıdır. Ülke hızla şeriata doğru yol alıyor. Sadece ismi: Türk İslam Cumhuriyeti olacak. İslam devletlerle yapılan toplantılarda, İslam İnterpolu, Ortak İslam Ordusu projeleri boşuna gündeme getirilmedi.

Ülkenin bu acınacak tablosu, ayan beyan ortadayken, anamuhalefet partisi CHP ne yapıyor? Ülkedeki kargaşanın daha derinleşmesi için iktidar partisiyle aynı kulvarda hareket ediyor. Nasıl mı? Sayın Kılıçtaroğlu “Dokunulmazlık sorunu meclise geldiği şekliyle anasaya aykırıdır. Ama evet oyu vereceğiz” diyor. Sormazlar mı adama: Mademki anayasaya aykırı, teklif kimden gelirse gelsin muhalefet partisi olarak hayır demen gerekmez mı?

Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi’nin gazeticiler için verdiği kararı için “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımıyorum ve sayğıda duymuyorum” demişti. Başta Kılıçtaroğlu olmak üzere pek çok kişi tarafından haklı olarak eleştirilmişti.

Gelelim konumuza: Mademki dokunulmazlık konusu meclise geldiği şekli Anayasa’ya aykırı. Sayın Kılıçtaroğlu, evet oyu derseniz Anayasayı çiğnemiş olmuyor musunuz? Ailede sorumlu bakan, çocuk istismarı ile ilgili verdiği beyanatta “bir defa olmakla bir şey olmaz demişti” ve Turgut Özal’da  zamanında “Anayasa birdefa ihlal etmekle bir şey olmaz demişti. Bu gibi ‘naneler’ Türkiye Cumhuriyeti’n tarihinde bolca mevcuttur. Önemli olan Sosyal Demokratım diye ahkam kesen anamuhalefet lideri tarafından işlenecek olmasıdır. Umarım oy vermeden önce bir kez daha düşünür.

Koçgiri Kültür Derneği, 6 Mayıs’ta İstanbul’dan Maraş’a doğru yola çıkıyor

Koçgiri Kültür Derneği Alevilere yönelik asimilasyona dur demek için Maraş’a gitme kararı aldı. 6 Mayıs’ta Maraş’ta olacaklarını duyuran dernek, tüm canları Maraş’a davet ediyor.

Maraş aşağı Terolarda yaşanan mülteci kampı krizi devam ediyor. Alevi köylerinin ortasına kurulan kampa karşı pek kurum ve kuruluş destek için Maraş’a gitme kararı aldı. Koçgiri Kültür Derneği de 7 Mayıs’ta tüm canları Maraş’a davet ederek asimilasyon politikasına dur demeye çağırıyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan dernek, “Maraş ile gündemimize giren Suriyeli cihatçı mülteciler sorunu gizli ve sistematik bir devlet politikası haline gelmiştir. Bu mesele bizim açımızdan tarihi ve siyasal bir meseledir. Devlet gizli ve bilinçli olarak kabul ettiği bu mültecileri Alevi nüfusu ile Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Maraş, Malatya, Sivas, Tunceli, Erzincan, Çorum ve Tokat hattına yerleştirerek bir asimilasyon politikası daha uygulama çabası içerisindedir. Bu gün Maraş’ta başlayan ve diğer bölgeleri hedef alan bu gizli ve sistematik devlet politikalarına karşı bir çok toplantı yapıldı. Bu toplantılar sonucunda yol haritaları çizildi…” denildi.

Maraş’ta kurulmak istenen cihatçı mülteci kamplarına karşı 6 Mayıs 2016 tarihinde saat 21:00’da tüm kurum ve kuruluşlar ile tüm canları dayanışma için Maraş’a gitmeye davet eden dernek herkesi bir olmaya çağırıyor…

Otobüs Hareket Noktası : Koçgiri Kültür Derneği
6 Mayıs 2016 saat 21:00

İletişim Bilgileri :

Rıza Karaman : 0532 273 31 26
Zeynel Soysal  : 0538 672 31 88
İbrahim Dede   : 0536 254 34 21

Beyaz Saray önünde #Maraş’a Semah

Maraş Terolar’da inşaası devam eden konteyner kampa karşı halkın direnişi sürerken Dünyanın her tarafına dağılmış Maraşlı Aleviler de seslerini yükseltmeye devam ediyor. Kuzey Amerika Alevi Kurumları Maraş Pazarcık ovasındaki bu zoraki ve dayatmacı kamp projesine karşı yürütülen direnişe katkı amacıyla bir araya geldiler.   Maraş’taki Alevilere yapılan adaletsizliği Kuzey Amerika’daki yaşayan çoğunluğunu Alev’i akademisyenlerin oluşturduğu ve bir kaç derneğin bir araya gelerek oluşturduğu platform, 1 Mayıs 2016 günü Beyaz Saray önünde ilk defa Alevilerin sesini haykırarak, Maraşlı Alevilerin mücadelesini görünür kılmaya çalıştı. Aleviler Maraş’a Semah döndüler.
Ali Yapıcı: ‘1 Mayis Pazar günü Kuzey Amerika’daki Alevi Dernekleri (New York, Toronto, Chicago, ve DC) AKP’nin mültecileri Alevilere karşı bir silah olarak kullanmasını protesto ettik ‘ dedi.
Protesto saat 15:00 – 17:00 saatleri arasında Beyaz Saray önünde gerçekleşen protesto eylemi basın açıklamasının ardından Kuzey Amerikadaki Alevilerin Semah dönmeleriyle devam etti.

Kuzey Amerika Alevi derneklerinden açıklama:
‘AKP’nin mültecileri Alevilere karşı silah olarak kullanmasını kınıyoruz’

Kuzey Amerika’daki Alevi dernekleri, AKP’nin mültecileri Alevilere karşı demografik bir silah olarak kullanmasını kınadıklarını belirten bir açıklama yaptı. Açıklamada “Alevi yerleşim yerlerinde Suriyeli mülteciler için konteynır kentler kurma planlarından endişe duymaktayız” ifadeleri kullanıldı.

Amerika Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Orta Batı Amerika Alevi Kültür Merkezi, Kanada Alevi Kültür Merkezi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Washington D.C. Şubesi tarafından ortak hazırlanan açıklama metni şöyle:
“Kuzey Amerika’daki Alevi derneklerinden kamuoyuna açıklama: AKP Hükümeti’nin, Suriyeli mültecilerin dramını Alevilere karşı demografik bir silah olarak kullanmasını şiddetle kınıyoruz!

Aşağıda biz imzası olan dernek ve grupların Kuzey Amerika’nın çeşitli yerlerinde yaşayan üyeleri olarak, AKP hükümetinin Anadolu’da sayıları zaten azalmış Alevi yerleşim yerlerinde Suriyeli mülteciler için konteynır kentler kurma planlarından derin endişe duymaktayız. Mezhepçi bir art niyet taşıdığına inandığımız bu projeler, ilgili bölgelerde demografik ve kültürel bir dönüşümün önünü açmak suretiyle orta-uzun vadede Anadolu kırsalındaki Alevileri yerlerinden edecek ve kutsal mekanlarını içeren tarihsel coğrafyalarından koparacaktır.

AKP’nin Suriyeli mültecileri menfur mezhepçi politikalarına malzeme etmeye yönelik niyetleri, önemli Alevi ocaklarından Sinemilli ocağının merkezi Maraş-Pazarcık’ta, yaklaşık 4.000 kişilik nüfusunun kahir ekseriyeti Alevilerden oluşan 16 köyün ortasına, Suriyeli mülteciler için 27.000 kişi kapasiteli bir konteynır kentin inşaatına başlanmasıyla su yüzüne çıkmıştır. Kamuoyu konuyla ilgili hiçbir şekilde bilgilendirilmeden ve bölgede yaşayan insanların onayı alınmadan geçtiğimiz Mart ayında başlayan konteynır kent inşaatı, barışçıl kitlesel protestolara ve yerelde halen sürmekte olan çadır nöbetine ragmen sıkı jandarma koruması altında devam etmektedir. İnşaatı protesto eden halka jandarmanın gaz bombası ve tazyikli suyla müdahelesi sonucu, gazdan etkilenen 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel hayatını kaybetmiştir. Yöre halkı projeye hayvanlarını otlattıkları meralarına hukusuzca el konulmasından dolayı ve güvenlik kaygıları nedeniyle itiraz etmektedir. En büyük korkuları, Alevilere ve benzeri gruplara karşı duydukları fanatik nefret ve vahşi katliamlarla ünlenmiş cihatçı çetelerin mültecilik kisvesi altında bölgeye sızmasıdır. Bu tür korkuların ne yazık ki coğrafyamızda sağlam tarihsel dayanakları vardır, zira Maraş, 1970’lerin sonlarında aşırı sağcı Sünni grupların faili olduğu bir dizi Alevi katliamından en kanlısına sahne olan ilimizdir. Yaşanan bu katliam bölgeden büyük şehirlere ve Batı ülkelerine doğru bir Alevi göç dalgası tetiklemiş ve geride ciddi oranda azalmış bir Maraşlı Alevi nüfus bırakmıştır. Böylesine yüksek sayıda Suriyelinin köylerinin yakınlarına yerleştirilmesi ile zaten dar bir bölgeye sıkışmış olan Maraşlı Aleviler kendi yurtlarında azınlık durumuna düşecektir. Bu proje Maraş’ta yeni mezhepsel çatışmalara ve yeni Alevi göçlerine de zemin hazırlayacaktır. AKP hükümetinin de öngördüğünden emin olduğumuz bütün bu muhtemel sonuçları nedeniyle biz de yöre halkı gibi bu projenin Maraş ve çevresindeki Alevi varlığına son darbeyi vurma kastı taşıdığına inanıyoruz.

Bu şüphelere gerçeklik kazandıran ve durumun ciddiyetini arttıran, Pazarcık’taki konteynır kent projesinin aslında çok daha geniş ve sistemli, Anadolu’daki Alevi yerleşimlerini tümüyle ortadan kaldırma nihai amacını taşıyan bir politikanın parçası olduğuna işaret eden pek çok emare var. Her ne kadar hükümetin yoğun baskısı altında bulunan Türkiye’deki ana akım medya konuya pek değinmese de, sosyal ve alternatif medya üzerinden paylaşılan haberlere göre önümüzdeki aylarda Sivas’ın Divriği, İmranlı, Zara ve Yıldızeli ve Malatya’nın Akçadağ ilçeleri için de benzer projelerin hayata geçirilmesi planlanmaktadır. Anadolu’nun demografik haritasına aşine olan herkesin kolaylıkla fark edeceği gibi, mülteci kampları kurmak için seçilen bu yerlerin tek ortak özelliği Anadolu’da bugüne kadar varlıklarını sürdürmeyi başarmış ve Alevi kültürüyle adeta özdeşleşmiş az sayıdaki Alevi adacıkları olmalarıdır. Nitekim, mülteci kampları kurmak üzere seçilen yerlerin tam bir listesinin verilmesi talebiyle ve bu yerlerin hangi ölçülere göre seçildiğine dair muhalefet partilerinin hükümete verdiği iki soru önergesine halen yanıt verilmemiş olması da konuyla ilgili mezhepçi art niyet şüphelerini güçlendiren, manidar bir sessizliktir.

Suriyeli mültecilerin acılarını araçsallaştırmak suretiyle AKP hükümetinin başlattığı bu demografik sosyal mühendislik projesi hiç şüphesiz, tarihsel arka planında devletin Alevilere karşı yıllardır sürdürdüğü baskıcı ve asimilasyoncu politikalar olan daha geniş bir bağlamda düşünülmelidir. Türkiye dışında şaşırtıcı derecede az tanınan Aleviler ve onlarla içi içe geçmiş Bektaşiler, %15 civarındaki nüfuslarıyla Türkiye’deki ikinci en büyük inanç grubudur. Sufizm ve İslam öncesi mistik gelenekler ile bağlantılı, batıni yapıdaki öğretileriyle Aleviler ana akım Müslümanlardan net olarak ayrışır. Şeri ibadetlere ve kurallara bağlı olmamaları ve kadınlarla erkeklerin birlikte katıldığı “cem” adı verilen toplu ibadetleri, Alevileri hem Sünnilerden hem de Şiilerden ayıran diğer belirgin özellikleridir. Geleneksel olarak cem ritüellerinde bağlama müziği eşliğinde icra edilen Alevi deyişleri Alevi kimliğinin önemli bir unsuru olmaya devam etse de, çoğu Alevi günümüzde seküler bir hayat sürmekte ve kendilerini ilerici siyasi tavır ve fikirlerle ilişkilendirmektedir.

Yakın zamanlara kadar Aleviler, devletin ve Sünni komşularının baskısı nedeniyle inançsal kimliklerini saklamak ve ibadetlerini gizli yapmak zorunda kalmışlardır. Aleviler bugün bile, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki laiklik ilkesine ve 1990’lardan beri ısrarla ve barışçıl bir şekilde sürdürdükleri eşit yurttaşlık mücadelelerine rağmen temel inanç ve ibadet özgürlüklerinden yoksundur ve rutin olarak hem resmi kurumlarda ve hem de sosyal hayatta ciddi ayrımcılıklara maruz kalmaktadır. İbadethaneleri olan cemevleri halen yasal olarak kabul edilmemekte ve Alevi çocukları ilkokuldan lisenin sonuna kadar verilen zorunlu din derslerinde Sünni İslam’ın gereklerine göre eğitilmektedir; her iki konuda da hükümet, sadece Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın laiklik ilkesini çiğnemekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cami, kilise ve havralara tanınan ibadethane statüsünün ve ayrıcalıkların cemevlerine de tanınması gerektiği yönündeki bağlayıcı kararlarını ısrarla ihlal ediyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, AKP hükümetinin son beş yıldır iyiden iyiye hızlanan Türkiye toplumunun yukarıdan aşağıya İslamlaştırma/muhafazakarlaştırma amaçlı politikaları ve hem içerde hem dışarda keskinleşen mezhepçi söylemi Alevilere yönelik hak ihlallerini daha da derinleştirmiştir. Suriyeli mültecileri barındıracak konteynır kentlerin inşası için Alevi köylerinin özellikle seçilmiş olması, esas olarak AKP’nin agresif ve kabul edilemez mezhepçi sosyal-mühendislik çabalarının bir parçası ve bugüne kadarki en kaba ve provokatif uygulamasıdır.

Aşağıda imzası olan bizler, AKP hükümetinin, gerek sinsi yöntemlerle yeni göç dalgaları tetikleyerek, gerek tepeden inme İslamlaştırma/muhafazakarlaştırma politikalarıyla açıktan asimile ederek Anadolu’yu Alevisizleştirme çabalarını kabul edilemez buluyor ve şiddetle kınıyoruz. Bu yüzden AKP hükümetine, Maraş-Pazarcık’taki konteynır kent inşaatını derhal durdurması ve diğer Alevi yerleşim bölgeleri için yapılan benzer planları iptal etmesi çağrısında bulunuyor ve hükümetten Alevileri hedef alan tüm mezhepçi ve asimilasyoncu politikalarına bir an önce son vermesini istiyoruz. Ayrıca hem siz basın mensuplarını, hem de demokratik değerleri ve insan haklarını savunan Türkiye’deki ve dünyadaki tüm sivil toplum örgütlerini Alevi toplumunun sorunlarına karşı daha duyarlı olmaya davet ediyor ve Alevilere karşı uygulanan bu ayrımcı politikalar terk edilene ve Alevilerin inançsal ve kültürel hakları tümüyle verilene kadar Türk hükümet nezdinde bizlerle birlikte konunun takipçisi olmanızı bekliyoruz.

PIR SULTAN ABDAL CULTURAL ASSOCIATES USA – AMERİKA PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ, New York, 2010

MIDWEST ALEVI CULTURAL CENTER – ORTA BATI AMERİKA ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ, Chicago, 2013

CANADIAN ALEVI CULTURE CENTER – KANADA ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ, Toronto, 1996

PIR SULTAN ABDAL CULTURAL ASSOCIATES IN WASHINGTON, D.C. – PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ WASHINGTON, D.C. ŞUBESİ, 2015”
**************

 

Oscar Wilde Kim mi?

Dünkü olaylı Anayasa komisyonu görüşmeleri sırasında AKP’li ve HDP’li vekiller arasında trajikomik bir ‘Oscar Wilde’ tartışması yaşandığı ortaya çıktı.  HDP’li Mithat Sancar Oscar Wilde’ın sözünü aktarmak isterken AKP’lilerden “kim o” sorusu gelince trajik komik sahneler yaşandı…

TBMM Anayasa Komisyonu görüşmelerinde AKP’li milletvekillerinin kendisine laf atması üzerine HDP’li Mithat Sancar’ın, ‘Oscar Wilde’ın bir sözünü aktarayım’ demesi üzerine de bu sefer AKP’li vekillerden “Kim o? Ondan mı öğreneceğiz? Milli mi?” soruları geldi. Sancar ise, “Araştırın, hepsini size burada aktaramam. Ama isterseniz Meclis’te 30 yıllık hocalığımı da aktarırım” dedi.

“Oscar ödüllerinden mi bahsediyorsunuz?”

İşte tam o sırada  AKP Trabzon Milletvekili Adnan Günnar’ın, “Oscar ödüllerinden bahsediyorsunuz” sözlerine karşılık ise HDP’li Burcu Çelik Özkan, “Ödül değil, adam yazar” yanıtını verdi.

Sonrasında Sancar, Wilde’in sözünü komisyona okudu: “Kaba güce karşı koyabilirim ama kaba bir mantığa katlanamam. Kaba mantık yürütmede adil olmayan birşeyler vardır. Kaba bir mantık zekaya da bel altı vurmaktır.”

Oscar Wilde kimdir?

Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde (16 Ekim 1854, Dublin – 30 Kasım 1900, Paris), İrlandalı oyun yazarı, romancı, kısa öykücü ve şair.

İğneli uslubu ile geç Victoria dönemi Britanya’sının en başarılı ve ünlü yazarları arasına girdi. Bir dava sonucu fiili livata ve ahlaksızlıktan suçlu bulununca büyük bir düşüş yaşadı ve doğduğu ortamla tam bir zıtlık içinde Paris’de fakir bir otel odasında öldü.

Doğumu ve gençliği

Oscar Wilde İrlanda’nın tanınmış göz cerrahlarından olan Sir William Wilde ve başarılı bir yazar, genç İrlandalı devrimcilere örnek bir şair olan Jane Francesca Wilde’ın ikinci çocuğu olarak Dublin’de doğdu. Babası 1864’te tıp bilimine hizmetleri nedeniyle şövalyeunvanı almıştı.

Haziran 1855’te aile lüks bir bölgeye taşındı. Wilde’ın kardeşi Isola burada doğdu. Jane Wilde burada cumartesi akşamları Sheridan le Fanu, Samuel Lever, George Petrie, Isaac Butt ve Samuel Ferguson gibi isimleri davet ettiği partiler düzenlerdi. Wilde 9 yaşına kadar evde eğitim gördükten sonra Portora Kraliyet Okulu’na kaydoldu. Yazları aileyle geçiren Wilde kardeşler George Moore’la oyunlar oynardı.

Portora’dan mezun olduktan sonra Dublin’deki Trinity Kolejinde 1871’den 1874’e kadar eğitim gördü. Sıradışı bir öğrenciydi, Trinity öğrencileri için en büyük ödül olan Berkeley altın madalyasını, ve aynı zamanda Oxford Üniversitesi Magdalen Koleji’nden bir burs kazandı. Burada 1874’den 1878’e kadar eğitimine devam etti ve en önemli ilkelerinden biri hayatı sanata yaklaştırmak olan estetik akımının bir parçası oldu. Magdalen’deyken 1878 Newdigate Ödülü’nü Ravenna şiiriyle kazandı. Bu şiiri Encaenia’da okuyup kaybetmiş, fakat ödülü daha sonra Tarihsel Eleştirinin Yükselişi makalesiyle almıştı.

Estetizmi ve felsefesi

Magdalen Koleji’ndeyken Wilde estetizm hareketindeki fikirleriyle tanındı. Saçlarını uzattı, “eril” sporlara karşı küçümsemesini her fırsatta dile getirdi ve odasını papatya, lale ve benzeri objelerle dekore etti.

Söylentilere göre bu hareketi ona River Cherwell’de bir boğma girişimine ve odasının dağıtılmasına yol açtı, fakat estetizm fikri halk arasında daha tanıdık ve olağan bir hale geldi. Springfield Republican gibi bazı yayınlar, Wilde’ın Boston gezisi sırasındaki estetizm ile ilgili konuşmalarından sonra onun anlayışının, güzelliğe ve estetiğe övgüden çok şöhret amacıyla yapılan bir hareket olduğuna karar verdi. Ayrıca Wilde’ın giyim tarzı da Higginson gibi eleştirmenlerin odak noktası haline geldi. Higginson, Unmanly Manhood gazetesine yazdığı mektupta Wilde’ın dişiliğinin erkek ve kadınların davranışlarını etkileyeceğinden ve şiirinin erkekleri dişil züppeliğe yaklaştıracağından endişe duyduğunu belirtti. Ek olarak Wilde’ın edebiyatı, eşcinselliği ve kişisel imajını inceleyerek onun hayat tarzını ve eserlerini ahlaksız bulduğunu açıkladı.

Wilde, John Ruskin ve Walter Pater’dan derin anlamda etkilenmişti. Bu iki edebiyatçı sanatın hayattaki yeri üzerine makaleler yayımlamışlardı. Wilde daha sonra ironik bir biçimde Pater’in depresif duyguları hakkında yorum yapacaktı: Pater’in ölüm haberi üzerine “O hiç yaşamış mıydı ki?” demişti. Pater’in üslubuyla Dorian Gray’in Portresi’nde “Bütün sanatlar aslında kullanışsızdır.” demişti. Bu yorum edebi anlamda okunmalıydı çünkü filozof Victor Cousin tarafından oluşturulan “Sanat sanat içindir.” ideolojisini içinde barındırıyordu. 1879’da Wilde, Londra’da estetizm dersleri vermeye başladı.

William Morris ve Dante Gabriel Rosetti’nin okulunun tanıttığı estetizm, İngiliz mimarisinde büyük yer edinmişti. İngiltere’nin önde gelen estetik sanatçısı Wilde zamanının en göze çarpan simalarından biri oldu. Yine de zaman zaman paradoksları ve esprili sözleri nedeniyle garipsendiği de oluyordu.

Estetizm, genel olarak Gilbert ve Sullivan’ın operası Patience (1881)’ta karikatürize edilmişti. Patience, New York’ta büyük başarı sağlamışken; Estetizm, Amerika’nın kalan kısımları için hala anlamsız bir isimdi. Bu nedenle Richard D’Oyly Carte, Wilde’ı Amerika’da yapılacak bir konferanslar serisine davet etti. D’Oyly Carte bu gezinin Patience’ın başarısını daha da artıracağına inanıyordu. Bu gezi Wilde’ın 3 Ocak 1882’de SS Arizona gemisiyle Amerika’ya varmasıyla başladı. Bu olaya ait bir kanıt olmamasına rağmen, Wilde’ın bir gümrük memuruna “Deham dışında beyan edecek hiçbir şeyim yok.” dediği rivayet edilir.

Amerika ve Kanada’ya yaptığı tur sırasında Wilde birçok kasaba eleştirmeni tarafından ayıplandı. The Wasp Wilde, estetizmi küçümseyen bir karikatüre gazetesinde yer verdi.

İngiltere’ye döndükten sonra Wilde, Pall Mall Gazette’de 1887’den 1889’a kadar köşe yazarlığı yaptı. Daha sonra Woman’s World dergisinin editörü oldu.

Siyasi Fikirleri

Wilde hayatının büyük bir bölümü boyunca sosyalizmi destekledi. Ayrıca özgürlükçü yanını da Sonnet to Liberty şiiriyle gösterdi. Wilde ayrıca bir pasifistti. Ve “Özgürlük kanlı elleriyle geldiğinde onunla el sıkışmak zor olacak.” demişti. Politika hakkındaki ana yazısı “Sosyalizmin Etkisindeki İnsan Ruhu” dışında Daily Chronicles’a hapishane reformunu destekleyen yazılar yazmıştı.

Lady Florence Dixie’nin 1890’da yazdığı Gloriana ya da 1900 Devrimi adlı romanda Hector l’Estrange kılığındaki Gloriana’nın Avam Kamarası’na seçilmesiyle kadınlar oy hakkı kazanıyordu. Dixie’nin l’Estrange karakterini yaratırken Wilde’ı temel aldığı açıktır.

  Bir ölünün söyledikleridir

Do Yayınları’ndan çıkan Newaf Miro’nun ‘’Gava Miri Bıaxife’ (Bir ölünün söyledikleridir) kitabını Mehmet Söğüt değerlendirdi.

 

 

Bir hüzün atmosferi yaşanıyor ülkemizde. Soluk alıp vermek bile eziyete çevrilmek isteniyor. İstiyorlar ki insanlarımız yaşarken ölsün. Gayelerine de sıkı sıkı bağlılar. Yakıp yıkıyorlar. Sürüyorlar bizi uzaklara.

Bazen de dünyaya gelmeden veda eder halkımın çocukları. Geride hiçbir şey bırakmadan çekip gitmek hazin bir durumdur. Kürt olmanın dayanılmaz ağırlığındandır tüm bunlar. Daha parmak kadarken, on üç kurşun yemektir bazen. Bazen de yetmiş yaşındayken sokak ortasında vurulmak…

Evet, payımıza işkence, sürgün ve ölümler düşüyor. Eğer Kürt isen bu saydığım zalimliklerin, en azından birini yaşamışsınızdır. En zoru da sürgündür. Sürgünün manasıysa, gözlerimizi açtığımız anayurdumuzdan, binlerce kilometre uzak diyarlarda dirhem dirhem ölmektir. Hele bir de ruhun teslim alınmışsa. İnsandan başka her şeye benzetilmişsen…

Romanda da denildiği gibi, ‘’Gitmek ölmektir. Ölmek de gitmek.’’ Zorunlu gidişler özünde ölümü barındırır. Newaf Miro’nun ‘’Gava Miri Bıaxife’’ adlı romanını okuyorum. Kitap Do Yayınları’ndan çıkmış.

Yazar odasında otururken, bir ölü kendisiyle konuşmaya başlar. Daha doğrusu ölü, kendisinin ve ailesinin başında geçenleri anlatır. Çünkü yaşamları öylesine trajiktir ki. Yaşamının dönüm noktalarında karar sahibi olamamıştır. Zorla evlendirilmiştir mesela. Her Kürt gibi sonradan karısını çok sevmiştir. Belki de karşılıklı zorlanmak, bir duygudaşlığa yol açıyordur.

Otobüs kazası sonucu ölmeden önce üç kız çocuğu da yapmıştır. Kendinde kalan bir saç aracılığıyla dile gelmektedir. Sesi boğuk ve kesik kesiktir. Anlatır durmadan. Ve Yazar NewafMiro öylesine güzel aksettirir ki, bizi alıp başka diyarlara götürür.

Ölü bir zamanlar, Kürt direnişçileriyle tanışmıştır. Öldükten sonra evine baskın yapılır. Durumları oldukça iyi olmasına rağmen ülkelerini terk etmek zorunda kalırlar. En büyük kızı Ferha’yı takibe alır adeta.

Gördükleri her şeyi büyük bir hayretle izlerler. Dünyaları köylerinden ibarettir. Köyde bulunan her şey onların bir parçası gibidir.

Ferha’nın ölü babası ise asıl cehennemi yaşamaktadır. Çünkü her şeyi görmesine rağmen müdahil olamamaktır. Çaresizdir. Ailesi göç yollarındadır. İstanbul ve Balkan ülkeleri derken, soluğu Almanya’da alırlar.  Ezdi Kürt olarak iltica başvurusundan bulunurlar. Kitabın en can alıcı bölümü de burasıdır. Aynı bölümü birkaç sefer okudum. Okudukça empati kurdum. Anlatılanların hüznü ruhuma sindi. Dili oldukça şiirseldir NewafMiro’nun. Bir o kadar da etkileyici.

Tekrar aileye dönelim. Aile gün geçtikçe çirkinleşmektedir. Dışarda oldukça normal görünmelerine rağmen, hâlbuki basbayağı aykırılar. Bunun farkında bile değillerdir. Evde kullandıkları dil oldukça karışık. Kürtçe, Türkçe ve Arapçanın karışımı bir şey… Çünkü Viranşehir’de Araplar da vardır Ezdiler de.

Ezdiliğin ne olduğunu bile bilmezler. Kendilerini Kürt olarak da görmüyorlardır. İçe kapanırlar. İslam’a sarılırlar. Kaybolma korkusu vardır yüreklerinde. Dedikodudan oldukça çekinirler. Akrabaları kazıklar onları.

Amcaları da gelir Almanya’ya.  Ferha büyümüştür artık. Bir gençle tanışır ve ona âşık olur. Zorla amcasının oğluyla evlendirilir. Boşanmak zorunda kalırlar. Eski sevgilisiyle görüşür. Sakallı, sarıklı bir hal almıştır sevgilisi.

Evet, kitabın bazı satırbaşlarında söz ettim. Romanın konusu sadece bu anlattıklarımdan ibaret değil. Kitabı okuduğunuz da daha çarpıcı olayların olduğunu göreceksiniz. Felsefi boyutu ise yaşamınıza renk katacaktır.

Özellikle kaldıkları şehrin tarihi dokusunu anlatması, romana büyük bir zenginlik katmış.

Bazı kitaplar okunduktan sonra içeriği unutulur. Bu öylesi kitaplardan değil. Çünkü kitap bittikten sonra, konunun yüreğinize işlediğini göreceksiniz. Ve Kürtçeniz gelişecektir…

Yazar NewafMiro’nun kitabı bitmek üzereyken Ferha’nın babasının sesi de kesilir. Yazar tekrar devreye girer ve sonlandırır.

Mehmet Söğüt

Hull Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi  açıldı

Geçtiğimiz Pazar günü Hull AKM ve Cemevi 2. Olağan Genel kurulu yapıldı. Yoğun ilgi duyulan Genel kurul ve açılış etkinliği 1 Mayıs’ta hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

 

Yoğun katılımın olduğu açılışta, Britanya Alevi Federasyonu başkanı İsrafil Erbil, Mehmet Yüksel Dede, BAF Başkan yardımcıları İsmail Arslan ve Zeynep Demir, Britanya Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Özlem Şahin, Doncaster AKM ve Cemevi eş başkanı Gülay Dalkılıç, York AKM ve Cemevi Başkanı Doğan Erdoğan, Newcastle AKM ve Cemevi başkanı Gürdal Gülsünoğlu, East Midland AKM ve Cemevi başkanı Mehmet Durna’da yer aldı.

Pazar günü yapılan etkinlik, Mehmet Yüksel Dede’nin açılış gülbangı ile başladı. Etkinlikte birer konuşma yapan katılımcılar birlik ve beraberlik mesajı verdiler.

Erbil ‘mekanların kurumsallaşmakta önemli bir yeri vardır. Cemevlerimiz aynı zamanda eğitim merkezlerimizdir. Yeni yöneticilerimize hayırlı olmasını diliyorum, yapılan tüm hizmetlerde Hızır yardımcınız olsun. Britanya Alevi Federasyonu olarak birlikte daha güçlüyüz’ diye konuştu.

Aynı gün yeni binasına taşınan Hull AKM ve Cemevi üyeleri ve yöneticileri çok sayıda davetliye ev sahipliği yaptı.

Yönetim, denetleme ve disiplin olmak üzere üç ayrı kurula toplam 28 kişi seçildi. Yeliz Pirdoğan ve Ali Ekber Aktepe Yönetim kurulu eş başkanlıklarına seçildiler.

Yeni bina,724 Anlaby Road, Hull, HU4 6BPadresinde bulunuyor.

Hıdırellez Bayramı ve Aleviler

6 Mayıs’ta başlayan Hıdırellez Bayramı’na az bir zaman kaldı.  Alevilerde bu bayram, Hızır ile Hızır İlyas’ın karada buluştukları gün olarak bilinir ve kutlanır.

 

Hızır sözcüğü Arapca’da Al Hazır,Al-Hızır’ olarak geçmekte ve yeşilik anlamına gelmektedir. Ayrıca ab-ı hayat (bengisu, yaşamsuyu) içmiş ölümsüz olduğuna, darda kalanların imdadına yetişmekle ünlü olan Peygamber Hızır Aleyhisselam, yada Hızır Nebi olarak kabul görmektedir. Hızır ölümsüz sayılmaktadır.Yine ölümsüz sayılan Hızır İlyas’da ab-ı hayat içerek ölümsüzleştiğine inanılmaktadır.

Hızır günü olarak adlandırılan Hıdırellez Bayramı Hızır ile Hızır İlyas’ın karada buluştukları gün olarak kutlanır.(Lütfü Kaleli mitolojide ve inanç Peygamberler S.241)

Anadolu’nun birçok yöresinde Hıdırellez gecesi dilenen dileklerin gerçekleşeceğine,hastaların iyileşeceğine,uğursuzlukların sona ereceğine,sorunlara çözüm bulunacağına,kısmetlerin açılacağına ve bereketin artacağına ilişkin yaygınbir inanış vardır.

Anadolu Alevi Bektaşilerine göre Hızır kimi zaman yoksul ve fakir kılığında gelir, kimi zaman sıcak bir dost suretinde görünür. Hızır bazen Şah MerdanAli’yel Mürteza gözüyle görünmüş, kimi zaman Hallacı Mansur, Nesimi, kimi zaman Hünkar gözüyle görmüşler. Bazen Pirsultan olmuş ve daha nice ismini sayamadığımız değerlerimizle hep özdeşleştirmişiz, hatta bütün Peygamberlere kılavuzluk yaptığını dahi söyleyebilmişiz.Nuhu tufandan,Yusufu kuyudan,Yunusu balığın karnından kurtaran Hızırdır. Musa’ya kılavuzluk eden ,cansız balığı canlandıran, İsa’yı göğe ağdıran, Halil İbrahimi ateşten, Hz . Muhammedi miraca götüren, Hızırdır. İtikat ve inancın doğruluğun olduğu her yerde Hızır var olmuştur.

 

Hızır ve İlyas söylencelerde iki kardeş yada arkadaş olduğu, Hızır’ın karada insanlara yardım eden, Hızır İlyas’ın ise derya ve denizlerde darda, zorda kalanların imdadına yetişen ulu bir zat olduğuna inanılır. Halk arasında bu iki isim birleştirilerek Hıdırellez şeklinde telaffuz edilir. Genel inanca göre iki kardeşin karada buluştukları gün olan 6 Mayıs’ta,da Hıdırellez Bayramı yapılır.

Köylerde Hıdırellez günü lokmalar yapılır, kurbanlar kesilir, Cem’ler tutulur, ziyaretlere lokmalar yapılarak gidilir. Hıdırellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır.

Gençler dileklerini kağıtlara yazarak suya atarlar. Kırlardan toplanan kırk tür bitkiden kaynatılarak elde edilen suyun, tüm hastalıklara iyi geleceği inancı da yaygındır. Veya çicekleri kurutup evlerinde asanlar , dileklerin kabul olması için dualar yaparlar.

Anadolu Alevileri Hızırı boz atıyla aksakalıyla her zaman darda olduklarında beklerler. Hallacı Mansurun Enel Hak deyimi,ulu ozanlardan Yunus Emre’nin etidim kemiğe büründüm Yunus diye göründüm demesi Tanrı’nın bir cemali’nin insanda görünüme taşınmasıdır.

Yöresel farklılıklar olsa da Hıdırellez Bayramı özünde aynı değerleri taşımış insanların medet umduğu vede umut bağladığı karada ve deryalarda zorda kalanlara yardım eden iki ulu zat olarak bilinmektedir.

 

 

1 Mayıs’ta Alevi katliamları protesto edildi

1 Mayıs İşçi Bayramı Almanya’da coşkuyla kutlandı. Alman Sendikalar Birliği (DGB) öncülüğünde gerçekleştirilen mitinge siyasi parti temsilcileri, sendika örgütleri ve göçmen kuruluşları destek verdi.

 

Almanya’nın Hamburg kentinde de 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle bir miting düzenlendi. Rödingsmarkt meydanından Fischmarkt meydanına kortejler eşliğinde yürünürken mitinge eyalet Başbakanı Olaf Scholz, eyalet Başbakan yardımcısı Katharine Fegebank ( Yeşiller) , DGB Hamburg Başkanı Katja Kager’in yanı sıra  Fransa ve Yunanistan’dan sendika temsilcileri de destek verdi. Almanya’da bu yıl düzenlenen 1 Mayıs mitinginin temel sloganı “Geleceğimizi Hep birlikte Şekillendirelim…”

ALEVİLER 1 MAYIS MİTİNGİNE DESTEK VERDİ

Suriye’de İştebrak Köyü’nde İŞİD terör örgütü tarafından Alevilere yönelik katliam Hamburg’daki Alevi örgütleri tarafından protesto edildi.

Alevi örgütleri adına konuşma yapan Hamburg Alevi Kültür Merkezi Başkanı Nurali Demir, Alevilere yönelik katliama sessiz kalmayacaklarını ifade ederek, “AKP hükümetinin silah ve lojistik yardım yaptığı selefist, cihadist çeteler Türkiye sınırlarını ellerini kollarını sallayarak geçiyorlar. Sınırlarını selefist, cihadist çetelere açıp yeni bir Maraş, Dersim, Sivas yaratmak istercesine çetelere davetiye çıkaran Alevifobik AKP’ye dur demek gerekiyor. AKP’ye ve kirli oyunlarına dur deme her bireyin insanlık görevidir” dedi.

“ERDOĞAN DEMOKRASİ DERSİ VERMEDEN ÖNCE KENDİ ÜLKESİNE BAKSIN”

Yeşiller Partisi Milletvekili Filiz Demirel de, Suriye’de Alevilere yapılan katliamı şiddetle kınadığını belirterek şöyle konuştu.

“Bu katliamda AKP hükümeti de sorumludur. Şengal, Kobani ve Rojava’da İŞİD’çilerin eğitimine destek veren Türkiye, yaralı cihadistlerin hastanelerde tedavi edilmesine de izin vermektedir. Suriye’de, Kuzey Irak’da kanların dökülmesinde Türkiye’nin de rolü var. Bugün Erdoğan bir başka ülkeye demokrasi dersi vermeden önce kendi ülkesindeki demokrasiyi gözden geçirmeli.”

“ERDOĞAN ÖNCE KENDİ ÜLKESİNDEKİ DEMOKRASİSİNİ GÖZDEN GEÇİRSİN”

1 Mayıs’da Taksim meydanının kapatılmasını da eleştiren Demirel, ‘’Türkiye’de çocuklar sokaklarda öldürülüyor. Gazetecilere, aydınlara, sivil örgütlere yönelik baskılar hala devam etmekte. Erdoğan demokrasi konusunda önce kendine düşen görevleri yerine getirmeli. Suriye’de yapılan katliamlara ve halklar üzerinde oynanan oyunlara karşı sesiz kalmayacağız. Bugün Suriye’deki Alevi kardeşlerimizle dayanışma içerisindeyiz’ dedi.

Öte yandan Hamburg’da otonom gruplar olarak bilinen göstericiler ‘uluslararası dayanışma’ adı altında yürüyüşlerine devam etti.

Süheyla Kaplan/Odatv