Ana Sayfa Blog Sayfa 6310

11 kişiye ait kemikler tek tabutta

Dersim Soykırımı kazısında çıkartılan 11 kişiye ait kemikler, tek tabuta konularak toprağa verildi. Törendeki konuşmalarda, soykırımcı zihniyetin varlığını koruduğuna dikkat çekilerek, direnişin büyütüleceği belirtildi.

Dersim’de 1937-38 yıllarında gerçekleştirilen soykırım anmasında, Hozat ilçesine bağlı Sera Suke mezrasında 14 Ağustos 1938 yılında katledilen Baran ve Canan ailelerine ait kemikler 78 yıl aradan sonra toprağa verildi. 14-15 Nisan 2015‘te gerçekleştirilen ilk kazıda çıkartılan ve sonuçları DNA testiyle kesinleşen 11 cenazeye ait kemikler, torunlarına kargo ile teslim edildi. Katledilenlerin kemikleri tek tabutta toplandı ve üstlerine kızıl bir bez ve Dersim puşisi örtüldü. Dersimliler, beyaz çiçekler ve çelenklerle tabutun başında yas tutarken, Canan ve Baran ailelerinin defnedildiği mezarlık, Seyit Turabi Baran‘ın fotoğrafı ve çelenklerle süslendi.
Aileler tarafından oluşturulan Sera Suke İnisiyatifi adına konuşan Suat Baran, “Bugün 4 Mayıs. Bizim için bugün daha da ağır. 24 büyüğümüzün kemiklerini kaldırıyoruz. Ve 1938′de katledilenleri anıyoruz. Buradan diyoruz; bu 24 kişinin kemiği Dersim katliamının bir parçasıdır. Diğer katledilen ocakların bir parçasıdır” dedi.

‘BUGÜN YAŞANANLAR SOYKIRIM SÜRECİNDEN FARKSIZ’

Baran, şöyle devam etti: “Bu devletin bir planı. Meclis’te alınan kararla bu milletin inancını, Kızılbaş Alevilerini, katletmek ve bu çeşmeyi kurutmak istediler. Dersim‘in yok edilmesi tüm Kürdistan‘ın yok edilmesidir. O zihniyet sadece fiziki bir yok etmeyi değil, düşünceyi yok etmek istedi. Ağuçan Pirleri şahsında hak ve adaleti yok etmek istediler. Seyit Rıza Elazığ’da yürürken ‘Biz Kerbela’nın evlatlarıyız. Biz günahsızız’ demişti. Bu mağaralarda katledilenler de aynı şeyi söylediler. Bugün de Kerbela’yı dört parça vatanımıza getirdiler. O Kerbela’yı her yerde yaşatanları, o zihniyetin tohumlarını kınıyoruz.”
Baran, bugün yaşananların da soykırım sürecinden farklı olmadığını dile getirerek, şunları belirtti: “Dersim sadece kendi Kerbelasına sahip çıkmamalı, Kobanê’den başlayıp Kürdistan’ın tüm Kerbelasına sahip çıkmalı. Eğer siz bugün bunlara sahip çıkmazsanız, o dil size uzak düşerse o ocak da size uzak düşer. Eğer ‘dilimize, kültürümüze, inancımıza sahip çıkacağız’ diyorsanız bu hak, adalet mücadelesine sahip çıkın; onlara sahip çıkmak her şeye sahip çıkmak anlamına gelir. Dersim inançsız, dilsiz, adaletsiz Dersim olmaz, Tunceli olur. Dersim’in tamamı için mücadelemizi sürdüreceğiz.” 

AV. SÖYLEMEZ: KEMİKLERİN ÇOĞU ÇOCUKLARA AİT

Avukat Cihan Söylemez de, Adli Tıp kazısının sonuçlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “2 cenaze 13-14 yaşlarında, 1’i 4-5 yaşlarında. 1’inin 5-6 yaşlarında olduğu, birinin 6-7 yaşlarında olduğu, 7’si çocuk 11 cenaze çıkartıldı. Sonuçlara göre katliam en az 50 yıl önce gerçekleşti ve olay yerinden çıkan kovan ve mermiler de katliamda bu kişilerin sadece yakılmadığını, aynı zamanda kurşunlandığı kanıtlıyor.” 
Av. Söylemez, raporlar ve kişisel eşyalar baz alındığında, kemiklerin şu isimlere ait olduğunu aktardı: “1925 doğumlu Seyit İbrahim, 1925 doğumlu Seyit Halil, 1930 doğumlu Seyid Ali, 1928 doğumlu Seyid Hıdır 1930 doğumlu Seyid Ahmet, 1931 doğumlu Seyid Besime, 1934 doğumlu Seyide Sultan, 1925 doğumlu Seyide Kevser, 1894 Doğumlu Seyit Hasan“.
Kemiklerine ulaşılamayan 13 kişinin kemiklerinin bulunması için de Av. Söylemez, ikinci bir kazı başlatılması için mücadele edeceklerini kaydetti.

YÜKSEK: DİRENİŞİ BÜYÜTECEĞİZ

DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek de, Kürdistan toprağının her tarafından kemiklerin çıktığını belirtirken, “Dersim katliamı Kemalist anlayışının sonucudur. 50 bine yakın insanımız Kürt Alevi oldukları için katledildi” dedi. Yüksek, şunları ifade etti: “Devlet anlayışını kabul etmedikleri için, kendi topraklarında ana dillerini yaşatmak istedikleri için katledildiler. Kemalizmin anlayışı ile Erdoğanizmin anlayışı arasında hiç bir fark yoktur. Biri Dersim‘de katliam yaptı öbürü Cizre‘de… Devlet anlayışında doksan yıldır hiçbir şey değişmedi. Kemalizmin katliamcı zihniyetini bugün Erdoğan temsil ediyor. Değişen tek şey var, o da, bu zulümlere karşı verilen mücadelenin büyümüş olması ve daha da büyüyeceği… Artık birlikte direniyoruz ve inanıyorum ki, birlikte zaferi getireceğiz. Biz dedelerimizin kemikleri önünde saygıyla eğiliyor ve direnişi büyüteceğimize söz veriyoruz.”
HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Amed Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak da konuşmalarında, katledilenlerin mücadelesini sürdüreceklerini belirtti.
Törende, Gülbeng eşliğinde ağıtlar yakıldı ve tek tabutta toplanan kemikler omuzlara alınarak toprağa verildi.
Törenin ardından Seyit Rıza Meydanı’nda da katliamda yaşamını yitirenler anıldı. Halk, dönemin fotoğraflarının olduğu sergiyi gezdikten sonra, pirlerin okuduğu ağıtlara eşlik etti.
Anmada, Mehmet Tunç‘un annesi de Cizre için yaktığı ağıtı okudu.
ANF

Dersim katliamına herkes sessiz

Dersim katliamı için alevigazetesi.com’a açıklama yapan Pir Celal Fırat “Dersim katliama herkes sessiz kaldı” diyor.

 

Dersim katliamının 78. yılında dünya genelinde etkinlikler ve anmalar yapılırken Aleviler de bir kez daha yaşanan bu soykırımı dile getirdi. Alevilerin önde gelenlerinden  Pir Celal Fırat alevigazetesi.com’a yaptığı açıklamada Dersim katliamına sessiz kaldığını dile getirdi. Fırat şu ifadelere yer verdi:

“Dersim biz Alevilerin kanayan yarasıdır,hunharca çoluk çocuk demeden katledilen biz Aleviler  ( Alevi kurumları ) bu katliamla ilgili  tek kelime dillendirmeyen canlarımız var,  Yetmİş iki millete ayni göz ile bakan bizler,Dersim katliamını görmezden gelen  bizle “Evlad-ı kerbelâ’yık; bî-hatayık; ayıptır. zulümdür. cinayettir”

Bu sessizlik açıkçası beni ürkütüyor”

FEDA: Dersim’den Cizre’ye zalimler yenilecek

FEDA, Dersim Soykırımı‘na ilişkin açıklamasında, soykırımcı uygulamaların sürdüğüne ancak zalimlerin yenileceğine vurgu yaptı.

Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu adına Mustafa Deprem, yıl dönümü vesilesiyle Dersim Soykırımı’na ilişkin yazılı açıklama yaptı.

“Dersim’den Cizre’ye zalimler yenilecek” başlıklı açıklamada, soykırımda yaşamını yitirenler anılırken, “Mezopotamya ve Anadolu’da yaşayan halklara ve onların inançlarına özgürlük vaat ederek iktidar olan Cumhuriyet’in kurucu kadroları, iktidara geldikten sonra halklara verdikleri sözü unutmuş, devletin imkanlarını arkalarına alıp, katliam politikalarını yürürlüğe koymuşlardır. Tek kimlikli ulus devlet inşası esas alınarak, etnik olarak Türk, inanç olarak İslam kimlikliği dışında kalan tüm kimlikler ortadan kaldırılmak amaçlanmıştır” denildi.

‘SOYKIRIMA ARA VERMEYENLER YENİLECEK’

Açıklamada, Cumhuriyetin ilk yıllarında Şark Islahat Planı’nın yürürlüğe konmasıyla, özellikle Kürt ve Alevilerin katliam, sürgün ve asimilasyon politikalarıyla yüz yüze bırakıldığına vurgu yapıldı.

Açıklamanın devamında, şu ifadelere yer verildi:

“Bu plan çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihinde TC Bakanlar Kurulu, ‘sökülüp atılması gereken bir çıban başı’ olarak gördüğü ve aynı zamanda Alevi inancının da kök saldığı kadim ve kutsal Dersim coğrafyasına yönelik aldığı harekat kararıyla Dersim Tertelesi başlatılmıştır. Bununla çocuk, kadın ve yaşlı savunmasız on binlerce insan hiç bir ayrım gözetilmeden katledilmiş, soykırıma tabi tutulmuştur.

Aynı Muaviye zihniyetinin günümüz muktedirleri aynı planları ara vermeden günümüzde de uygulamaktadırlar. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisine biat etmeyen tüm toplum katmanları üzerinde devlet terörü uygulamakta, halkların demokratik demokratik savunma iradelerini ellerinden almak için her türlü vicdansız oyunlar sergilenmektedir. Halkların hak ve hakikat arayışını diktatoryal emellerle, adım adım faşist uygulamalarla ezmek istemekte, her türlü antidemokratik baskı ve şiddete başvurulmaktadır.”

FEDA, halkların mücadelesiyle karanlık günlerin aşılacağı ve zalimlerin yenileceği mesajını da verirken, “Zalimleri ve onların takipçilerini kınıyoruz” dedi.
ANF

‘Terolar’da radikal eylem geliştirmenin zamanı gelmiştir’

“Karadeniz’de yapılan eylemlerde gördük, özellikle de kadınlar bu eylemlere öncülük etti, Artvin’deki eylemi biliyoruz nasıl durdurulana kadar kadınlar halk direndiyse Terolar’da da aynı şekilde yapılabilir”

KCK Halklar ve İnançlar Komite üyesi Delal Afşin, “Karadeniz’de yapılan eylemlerde gördük, özellikle de kadınlar bu eylemlere öncülük etti, Artvin’deki eylemi biliyoruz nasıl durdurulana kadar kadınlar halk direndiyse Terolar’da da aynı şekilde yapılabilir” diye konuştu.

Halklar ve inançlar komite üyesi Delal Afşin, Terolar köyünde 38 gündür devam eden Alevi halkının direnişini ve AKP’nin tüm inançlara yönelik geliştirdiği politikalara dönük önemli değerlendirmelerde bulundu.

Avşin, Maraş katliamında hukuki bir sonuç nasıl elde edilmediyse, Terolar’da da hukuki sonuç beklenmeden, eylemler sonuç alıncaya kadar radikalleşmesi gerektiğini Avşin söyledi.

‘MARAŞ KATLİAMINA TANIK OLANLARDIR TEROLARI YAŞAYAN’

38 gündür Terolar köyünde devam eden halkın direnişini selamlayan Avşin konuşmasının başında halkın eylem amacına dönük şu değerlendirmelerde bulundu: “Özellikle AKP’nin Türk devletinin Alevilerin çoğunlukla yaşadığı bu bölgede mülteciler için kamp yapılması ilk günden bu yana çok yoğun tartışılıyor. Bu kamp yapılışının amacı nedir, neden özelikle bu bölge seçildi, bu bölge dışında mültecilerin yerleştirileceği başka yer yok muydu gibi bunun üzerinden yoğun tartışmalar yapıldı elbette bunlar önemli idi. Neden oradan yapıldığı çok açık ve belliydi. Özellikle Maraş’ta yaşayan Alevilerin yakın tarihte yaşamış olduğu bir olay var. Maraş katliamını göz önüne getirdiğimizde buradaki halkın ister istemez devlete karşı bir güvensizlik durumu yaşadığını açığa çıkarıyor. Burada yaşayan katliamda katledilen, yargılanan, yerinden yurdundan sürgün edilen aleviler oldu. Bu ister istemez güven sorgulamasına kadar götürdü. Böylesi bir katliamın izleri ortadan kalkmadan halkın izni, görüşü alınmadan böylesi bir kampın yapılması kabul edilemez bir şeydir.”

‘HALKIMIZ SONUNA KADAR HAKLI VE DİRENİŞLERİNİ SÜRDÜRMELİ’

Ardından AKP’nin kamp yapma amacının daha farklı olduğunun sadece yerinden yurdundan olmuş halkı getirme gibi bir durumun olmadığına ilişkin ise Avşin “Özellikle devletin kendi eli ile kurduğu kamplardaki hepimiz takip ediyoruz DAİŞ gibi gruplara eleman yetiştirme faaliyeti yürütme girişimleri var. Bu da ister istemez oradaki halkı tedirgin etmekte. Bu kadar katliamlara, asimileye, Alevi inancına karşı dış uygulamalara karşı maruz kaldıktan sonra böyle bir kamp kuruluşunu onaylamak elbette yerinde olacak bir şey değildir. Bu temelde Terolar köyünde gerçekleştirilen eylemler çok yerindedir” dedi.

‘DUYARLILIKTAN ÇOK TEPKİLER ORTAYA KONULMALI’

38 gündür yürütülen Terolar direnişi kapsamında devam eden oturma eyleminin daha farklı eylem tarzında yürütülmesinin öneminin altını da çizen Afşin şöyle konuştu: “Birçok yerden destek de almaktalar. Özellikle de Avrupa’dan destek alıyor çünkü Maraş Katliamı sonrası yüzünü ülkeye dönen Alevi halkının kamp yapımıyla karşılaşmaları onlar için kabul edilemez bir şey. Genel olarak Avrupa’da yaşayan Alevi kesimlerin desteği bu noktada çok önemlidir. Belli bir derecede eylemsellikler geliştiriliyor, paneller ve seminerlerle halk bilinçlendiriliyor bu direnişin bir boyutudur. Terolar halkı ‘biz bu kampı istemiyoruz’ diye her gün nöbet eylemindeler ve basın yoluyla seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Fakat devletin hiçbir şekilde kamp yapımını durdurma ya da gelip halkın sesine kulak verme gibi bir girişimi yok tam tersine kampı yapmaya devam ediyor. Bu da şunu açığa çıkarıyor ki bu güne kadar yapılan direnişler her ne kadar anlamlı olsa da yetersiz olduğunu gösteriyor. Alevilerde şöyle bir özellik var yıkmadan, kırmadan, küsmeden bir şeyleri bir sorunu çözelim. Doğru bu güzel bir özellik fakat karşındaki güç buna gelmiyorsa ve kendinde ısrar ediyorsa demek ki eylemlerin biraz daha radikalleşmesi gerekiyor.”

‘7 MAYIS TEROLAR KÖYÜ İÇİN BİR DÖNÜM NOKTASI OLMALI’

7 Mayıs’ta yapılacak mitingin önemine de dikkat çeken Aşvin, “Gerekirse kampın yapıldığı yere gidilebilir. Kamp yapımı durdurulana kadar o alanda oturma eylemi yapılabilir. Karadeniz’de yapılan eylemlerde gördük, özellikle de bu eylemlere öncülük etti, Artvin’deki eylemi biliyoruz nasıl durdurulana kadar kadınlar halk direndiyse Terolar’da da aynı şekilde yapılabilir. Demek ki biraz daha dayatırsak ısrar edersek başarılabilir. Terolarda da radikal eylem geliştirmenin zamanı gelmiştir. Çünkü kamp yapma çalışmaları büyük bir ivedililikle devam ediyor. Bazı şeyler daha başta engellenmedikten sonra karşı çıkmak geç olabiliyor. Mesela 38 gündür oturma eylemleri gerçekleşiyor bunun yanında hukuksal açıdan bazı şeyleri elde etme çabası içerisinde halk fakat bu yönlü çok sonuç alıcı bir şey çıkmadı. Hukuksal açıdan şunları ifade etmek istiyorum. Doğru sorunlarımızı hukuksal açıdan çözülseydi daha iyi olurdu ve sorunlar çözülmüş olurdu. Gerçi hukuk doğru işlemiş olsaydı halkın sesini isyanını duyardı. Fakat hukuk gerçekliğini Maraş’ta gördük. Maraş Katliamında hukuk ne kadar rolünü oynadı. Haksız görülen Aleviler oldu. Katledenler açığa çıkarılmadı. Demek ki bizim hukukla çözeceğimiz bir şeyimiz yok. Bu devletin hukukunun çözümünü beklemek bizim için geç kalınmış bir durum olur. O açıdan halkın gücüyle tüm Alevilerin hatta demokratım diyen kesimlerin 7 Mayıs’ta kitlesel bir biçimde katılması önemlidir. Eylemin radikalliği aynı zamanda başarı düzeyini de belirleyecektir. Bu aşamadan sonra eylem tarzının değişmesi kaçınılmaz bir şeydir. Duyarlı olmak, bilinçlilik yaratmak önemlidir fakat kamp yerinde bu çalışmayı durduracak eylem tarzına ihtiyaç var.”

‘AMAÇ ALEVİLERİ YERSİZ, YURTSUZ BIRAKMAK’

Bu sorun sadece Terolar’da yaşayan halkın ya da Alevilerin sorunun olmadığı tüm Alevilerin bu konuda çok duyarlı olması ve direnişe sahip çıkması gerektiğini de ifade eden Afşin tüm duyarlı kesimlere şu çağrılarda bulundu: “Buradaki amaç Alevileri bulundukları yerden çıkarmaktır. Bugün Maraş’ta bir kamp yapılmaya çalışıyor. Ancak Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde bu tarz kampları yapmaları gündemdedir. Alevilerin yaşamış oldukları toplumsallığı parçalama ve asimile etme hep yürütülen bir politika idi. Şimdi ise toplu yaşadıkları mekanları da parçalayarak bir bütünen Alevileri yurtsuz bir halka indirgemeye çalışmaktadır. İnanç noktası önemli. Alevilerden bahsettik. Son günlerde AKP hükümetinin gündeminde alevi açılımı vardı. Zaten dönem dönem alevi açılımları yapıyorlar. Bu çalıştaylar, açılımlar eğer Terolar köyündeki gibi bir açılımsa Aleviler böyle bir açılım istemiyorlar. O açıdan o açılımların da gözden geçirilmesi gerekiyor.”

‘AKP’NİN YARATMAK İSTEDİĞİ İSLAM DAİŞ ZİHNİYETİNDEN KOPUK DEĞİL’

Terolar direnişinin ardından AKP’nin tüm inanç kesimlere yönelik yürütmüş olduğu politikalara ilişkin ise Afşin “Bugün Türkiye’de son günlerde meclis başkanlığının laiklik üzerine vermiş olduğu bir açıklama var. Tabi ki bütün demokrat kesimleri ve Alevileri de rahatsız etti. Yani şimdi AKP hükümetinin tarzı da böyle değişiklik yapmak istediği bir konuyu önce bir bakanıyla, bir milletvekiliyle ya da bir taraftarıyla gündeme atıyor, gündem oluşturuyor. Toplumun, halkın tavrı neyse o gündeminin yaşamsallaştırıp, yaşamsallatırmamasını takip ediyor. Bu laiklik konusu da öyle. Şimdi başbakan her ne kadar laiklik ya da laikliğin anayasaya konulması gibi bir gündemimiz yok dese de, anayasa komisyonu her ne kadar böyle bir gündemimiz yok dese de bir defa derler ya ok yaydan çıktı. AKP’nin düşüncesi belli oldu. Yani önümüzde ki süreç için bir İslam şeriatına dayalı, şeriatı da demeyelim kurmak istediği sistemin adımlarını atmış olacak. Laiklik konusu halkları tedirgin ediyor. Bugün bir DAİŞ, El-Nusra gerçekliği var. İslamiyet adı altında hareket eden kesimlerin kendi benimsemiş oldukları inançlar dışında diğer halkalara saldırıları bilinmektedir ki bu AKP gerçekliğinden de uzak değil.”

‘DEĞİL ALEVİLİĞİ, TÜM İNANÇLARI YOK EDİYOR’

AKP’nin gerçek İslam’ı savunmaktan çok kendi çıkarları doğrultusunda yön verdiği siyasal İslam’ı öne sürmektedir diyen Afşin bu konuda tüm kesimlerin refleks göstermesi gerektiğine dikkat çekti.

Bugün belki de laiklik tartışmasının yerini bulmayabileceğini de sözlerine ekleyen Aşvin, “Fakat hedefini açığa çıkaran bir gündemin olduğunu görebiliyor. Her ne kadar bu planını hedefini inkar etse de böyle bir gündem yok denilse de uzun vadeli bir planın olduğu açığa çıkıyor. Ayrıca bu gün bile AKP iktidarının laiklik ilkesini uyguladığı konusunda insan şüpheye düşmektedir. Türkiye laik mi soru işaretini koyabiliriz. Çünkü bu ilkenin fiili işletilme tarzı yok. Çünkü AKP’nin şu anki bütün pratiklerine baktığımızda tüm inançları ret ediyor. Bu temelde tüm demokrat kesimlerin Alevilerin bu soruna karşı duyarlı davranması gerekiyor. Çeşitli eylemselliklerle kendi tepkisini ortaya koymalıdır. Biz tek zihniyete sıkıştırılmış bir sistem istemiyoruz. Onu için şimdiden önlem ele almak gerekiyor. Tüm farklı inanç kesimleri kamuoyunu yoklayan bu söylemleri karşısında hemen bir refleksin gösterilmesi gerekiyor. Bugün gösterilemeyen refleks yarın çok geç olabilir. Yerinde ve zamanında eylemsellikler gerçekleştirilmeli. Yani bu ülke birilerine ya da bir sisteme ait değil. Demokratik bir şekilde yönetilmesi bu da demokratik ulusun geliştirilmesi temelinde tüm demokratik kesimlerin farklı inançların harekete geçmesi gerekir.”

 

Munzur Üniversitesi öğrencileri, ’38 Dersim Soykırımı’nı protesto etti.

Munzur Üniversitesi’nde DEM-GENÇ öncülüğünde bir araya gelen öğrenciler, fakülte meydanında Dersim Soykırımı’nı protesto etti.

Fakülte meydanında düzenlenen basın açıklamasında konuşan Agit Aral, “Dün Dersim’de, bugün Cizre, Sur, Nusaybin’de devam eden inkar, imha ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele etmeye Denizler olup devam edeceğiz. Seyit Rıza’nın dediği gibi; sizin hilelerinize, oyunlarınıza karşı diz çökmeyeceğiz” dedi.

‘BUGÜNKÜ KATLİAMCI ZİHNİYETİ 1938’DEN TANIYORUZ’

Kuzey Kürdistan’daki soykırımcı saldırılara tepki göstererek, “Bu zihniyeti Dersim ’38’den tanıyoruz” diyen Aral, şöyle devam etti: “Bu savaşın en büyük mağdurlarından biri de biz gençler oluyoruz. Mücadele içerisinde olan biz gençler gözaltılar, tutuklamalar ve bütün bunlar yetmez ise ölüm ile sindirilmek istemiyoruz. Geleceğimiz sadece savaş ile değil, savaşın sesi altında geçirilmeye çalışılan gerici uygulamalar ile devam ediyor.”

Öğrenciler basın açıklamasının ardından Dersim Soykırımı’nı konu alan sinevizyon gösterimini gerçekleştirdi.
ANF

Mainz’da Terolar için toplantı

Maraş’ın Terrolar köyüne yapılan AFAD kampı dolayısıyla Almanya’nın Mainz kentindeki, Pazarcık Kültür Merkezi’nde bilgilendirme toplantısı yapıldı.

Maraş’ın Terrolar köyüne yapılan AFAD kampı dolayısıyla Almanya’nın Mainz kentindeki, Pazarcık Kültür Merkezi’nde bilgilendirme toplantısı yapıldı. Toplantıya konuşmacı olarak Av. Mehmet Çarman, Maraş Girişimi eşbaşkanı Mehmet Üstek ve Pazarcık Kültür Merkezi eşbalkanı Aziz Uzpak katıldı. Yandaş medyanın bölge halkını ırkçı ve mültecileri istemeyenler şeklinde yansıttığını söyleyen Av. Çarman, “Buraya gelecek olanlar Ezidiler, Süryaniler ve Kürtler değil; buraya geririlecekler selefilerdir. Bizim tepkimiz bunadır” dedi. Üstek ise 7 Mayıs günü Terrolarda yaplacak merkezi yürüyüşe katılım çağrısı yaptı.

Mainz Pazarcık derneğinde yapılan toplantının açılış konuşmasını derneğin eşbaşkanı Aziz Uzpak yaptı. Uzpak “HDP milletvekillerine mecliste bir grup güruh tarafından yapılan linç girişimini kınıyorum. Bunun hesabını halk mutlaka soracaktır” dedi. Daha sonra söz alan Av. Mehmet Çarman, Urumoğlu ve Terolar köylerinden oluşan resmiyet de Sivricehöyük olarak geçen mevkinde bulunan 374 dönümlük alana yapılan AFAD kampına 25040 kişinin yerleştirileceğini söyledi.

TEROLARLA YETİNMEYECEKLER

Yandaş medyanın bölge halkını ırkçı ve mültecileri istemeyenler şeklinde yansıttığını söyleyen Av. Çarman, “Buraya gelecek olanlar Ezidiler, Süryaniler ve Kürtler değil; buraya getirilecekler selefilerdir. Bizim tepkimiz bunadır” dedi. Terolar’ın çok güzel bir doğal yapıya sahip olduğunu belirten Av. Mehmet Çarman, baştan beri oyalamaya yönelik taktiklerle kampın yapımının bitirilmeye çalışıldığını, söylenen 16 yer arasında Terolar’ın olmadığını ve Teroların nokta olarak seçildiğini vurguladı. Kamp yapılan yer ile ilgili bir yıl önce iyi vasıflı arazi olarak raporlandığını ve 4 yıl boyunca rehabilitasyon çalışması yapıldığını, ama şimdi ise kötü arazi olarak kendi yanlaşlarınca rapor verildiğini söyleyen Av. Çarman, “Bir yılda ne oldu da iyi olan arazi bir anda kötü oldu?” diye sordu.

Planın burayla sınırlı kalmayacağını düşündüklerini belirten Çarman, bölgede başka kamplarında planlandığını düşündüklerini belirtti. Terolar’ın bir başlangıç olduğu söyleyen Av. Çarman, “Köylülerinizle bir araya gelin. Konuşun. Bölgede hazine yerlerini parsalleyerek satın alın” önerisinde bulundu.

7 MAYIS’TA TEROLAR’DA MERKEZİ YÜRÜYÜŞ YAPILACAK

Maraş Girişimi eşbaşkanı Mehmet Üstek de, bölgenin planlı olarak seçildiğini, sadece Terolar ile sınırlı olmadığını, Malatya, Sivas, Erzincan’dan da kamp yapılmasını planlandığını söyleyerek, Kürt Kızılbaşların yaşadığı yerlerin demografik yapısının değitirilmesine yönelik bir olan olduğunu söyledi.

Bölgede yakın dönemde 1978 Maraş katliamı ile başlayan, daha sonra Çimento fabrikaları, çöp deposu, termik sanrallerinin yapılmasının da tesadüfü olmadığını söyleyen Üstek, bir bütün olarak bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine yönelik planlanan bir politika olduğunu belirtti.

Elbistan Afşin termik santralinden dolayı bölgede kanser vakalarının yüzde 60’ı üzerinde olduğunu dile getiren Üstek, mahkeme tarafından tespit edilmesine rağmen halkı buna karışı direniş göstermemesi sonucu termik santralin ikinci ünitesinin yapıldığını ve üçüncüsününde planlandığını sözlerine ekledi. Bölgenin demikrafig yapısının değiştirirlmesi ve göçertmeye yönelik bölge halkının güçlü bir direnişi ortaya koyması gerektiğini, Maraş Girişimi olarak tüm bu planların boşa çıkarılması için çalışmalarını dahada yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Terolar’da 7 Mayıs günü büyük bir yüyürüş ve miting hazırlığı içinde oldukları bilgisini veren Üstek, herkesin yapılacak yürüyüşe katılmasını ve Avrupa’da yaşayan Maraşlıların da akrabalarını ve tanıdıklarını arayarak yürüyüşe katmaları çağrısında bulundu.

‘Dersim ’38 merkez-taşra çatışmasının devamıydı’

Metin-Kemal Kahraman kardeşlerden Kemal Kahraman ile, ‘38 Katliamının sözlü kültüre yansımasını ve ’38 ile ilgili güncel tartışmaları konuştuk.

Bugün 4 Mayıs. Dersim’e yönelik yapılacak ve bir katliama dönüşecek askeri harekat için 4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu “Tenkil Harekatı” kararı aldı. Bu tarih aynı zamanda Dersim Katliamı’nın da başlangıç tarihidir. Dersim Katliamı’nın yıl dönümü nedeniyle yaptıkları müzik ve sözlü kültür çalışmalarıyla bildiğimiz Metin-Kemal Kahraman kardeşlerden Kemal Kahraman ile, ‘38 Katliamının sözlü kültüre yansımasını ve ’38 ile ilgili güncel tartışmaları konuştuk.

5 yıla yakın bir süredir Dersim Ağıtları üzerine bir albüm hazırlığı içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Hem bu albümde çalıştığınız ‘38 ağıtlarında hem de yıllardır yaptığınız sözlü kültür çalışmalarınızda ‘38 ile ilgili anlatılardan nasıl bir sonuç çıkardınız?
Evet, gerçekten de 5 yıl oldu bu çalışmaya başlayalı ama hâlâ bitiremedik. Diğer albümlerde olduğu gibi burada da işin araştırma, anlama boyutu bu kadar uzun sürüyor. Çünkü bir boyutuyla dokumanter olan bu çalışmalar bizim için de bir öğrenme süreci oluyor…

Bildiğiniz gibi bu albümde, politik ağıtlar dediğimiz örnekleri çalıştık. Yani 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kore Savaşı gibi devletler arası savaşlarda ya da ‘38 gibi devlet ile yapılan çatışmalarda öldürülmüş Dersimlilere yakılmış ağıtları çalışıyoruz. Bu şekilde son 100 yıllık Dersim politik tarihine, ağıtlar penceresinden bakmayı deniyoruz.

Tahmin edersiniz ki, 5 yıldır süren çalışma sürecinde öğrendiklerimizi burada birkaç cümle ile aktarmamız mümkün değil. Bizim bu çalışma sürecinde fark ettiğimiz temel tez şudur; Dersim ‘38 meselesi sadece modernite süreçleriyle, örneğin son yüz yılda gelişen milliyetçilik tercihleriyle anlaşılabilecek bir düşmanlığın ürünü değildir; ‘38 özgülünde dönemin geçerli kavramları ve kuramlarıyla öyle biçimlense de temelde tarihin en derin zamanlarından beri süregelen bir merkez-taşra, yazı-söz, şehir-dağ ya da güç-mana çatışmasının devamıdır. Siyasi tarih en temelinde güç merkezli siyasal sistemlerle mana merkezli kültürel sistemlerin çatışmasının hikayesi olarak görülebilir. Burada hegemonya iddiasındaki iki güç odağının, iki ayrı merkezin karşılaşması değildir söz konusu olan. Hegemonya iddiasındaki merkez ile buna karşı direnen bir kültür halkının karşılaşmasıdır. Bu anlamda ‘38 meselesi en derininde belki şehirin tarihine kadar indirebilecek bir tarihsel çelişkinin devamı olarak görülürse anlaşılabilir.

En azından 1071’den beridir Aleviliğin tarihi bir geri çekilmeler tarihidir diyebiliriz. Merkez-taşra çatışması tarihinde Alevi düşmanlığı Selçuklu’dan, Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne devr olmuş ender siyasi miraslardan biridir. Ve ‘38’de Dersim’in özel olarak hedef alınma sebebi, bu geri çekilmeler tarihi içinde Aleviliğin bir sosyal sistem olarak yaşandığı son kale olması dolayısıyladır.

Tertele Konferansı bugün başlıyor
‘KATLİAM TARTIŞMALARIYLA BİLGİ KİRLİLİĞİ YARATILIYOR’

Son yıllarda yine Dersim katliamı tartışmaları da çokça yapılıyor. Bu tartışmalar için neler diyeceksiniz?
Ancak 3-5 yıl önce başlayabilen tartışmalarla ilgili, özellikle akademik ortamın ciddi bir hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim. Epeyce çalışma yayımlanıyor ama çoğu sipariş üzeri yapılmış, kendi sorusu, kendi cevabı olmayan işler. Dolayısıyla yeni bir şey öğrenemiyoruz; kamuoyunda bir farkındalık yaratamıyoruz.

Dersim ‘38 meselesinde de, Erdoğan’ın güya devlet adına itirafı ve özürünün sadece aktüel siyasi hesaplarla yapıldığı iyice anlaşıldı. Bu çerçevede de aydınlarımız ne hikmetse hemen meseleyi anladılar ve kulaktan dolma bütün ön-yargıları aktüel siyasetin ihtiyaçları temelinde yeniden kavramsallaştırmaktan başka bir şey yapmadılar. Şu son 3-5 yıllık tartışmalardan elimizde ne kaldı deseniz, benim aklıma anlı-şanlı profesörlerimiz tarafından ileri sürülmüş uyduruk Stockholm Sendromu katkısından başka bir şey gelmiyor. Sağ olsunlar, lütfedip 75 yıl sonra konuştuklarında bile hemen mağdurun hastalığını teşhis edip duyurma konusunda çok sabırsız davrandılar; buna da her halde ‘Türk tipi özür’ demek gerekir.

‘38 ile yıkım süresine giren bir kültür, bir sosyal sistem var; travma mağdurları ve onların çocuklarının mağduriyeti ortada; Zazaca’nın durumu, bütün ziyaretleri ve kutsal mekanlarıyla Dersim Aleviliğinin durumu ortada; aydınlarımız bütün bu mağduriyetleri tespit edip bunları telafi etmenin arayışına gireceklerine, meseleyi tam da beklendiği gibi aktüel siyasetin ihtiyaçları temelinde yorumlayarak Alevilerin neden CHP’ye oy vermemesi gerektiğinin tezlerine dayanak yaptılar.

Devlet adına üst perdeden özür dilendiğine göre, devletin kendini sorgulayarak bu mağduriyeti ortadan kaldıracak iddialı ama ağırbaşlı çalışmalar yapması gerekirdi. Ama devlet bugün güya özür dileyen AKP iktidarı döneminde, daha da hararetli bir şekilde hem kaymakam, vali gibi yerel idarecileri hem de kurduğu üniversite aracılığıyla “Dersimlileri yazılı kaynaklara dayalı bir ehl-i beyt bilgisi ve sevgisiyle donatmak” için mücadele ediyor.

Kısacası yayınlanan çalışmalar meseleyi araçsallaştırmaktan ve bilgi kirliliğini artırmaktan başka bir sonuç çıkartmamıştır.

Çocuklarımız o günleri bir daha görmesin’
‘DEMOKRASİNİN EN ÖNEMLİ MÜTTEFİKLERİ KÜRTLER VE ALEVİLERDİR’

Dersim’de AleviKızılbaş inancının ağırlıkta olduğu bir kent. Yeni Anayasa tartışmaları var gündemde. Aleviler, laiklik için yıllardır mücadele içerisinde ve devletin bütün inançlarla eşit uzaklıkta durmasını, Diyanet’in kaldırılmasını talep ediyorlar. Meclis Başkanı’ndan ‘yeni anayasada laiklik olmamalı’ açıklaması geldi. Bu açıklama inançlarından dolayı katliam yaşamış Dersim için ne ifade ediyor?
Alevilerin Cumhuriyet dönemindeki siyasi tercihleri, laiklik konusundaki hassasiyetleri, diyelim genelde CHP’ye oy vermeleri zaman zaman ciddi eleştirilere konu edildi. Ama bu 15 yıllık AKP hükümeti, Alevilerin siyasal islam hakkında biraz da paranoyakça bulunan bütün korkularını haklı çıkartmıştır.

AKP ilk yıllarında kendini “muhafazakar demokrat” diye tanıtarak bütün liberal aydınların desteğini almıştı. Sanıldı ki, AKP’nin sistemi dönüştürme girişimleri “herkese demokrasi” şeklinde olacak. Oysa anladık ki, mesele bir planın dengeler gözetilerek adım adım uygulanmasıdır ve plan, hilafet özlemidir; çoğunluk diktatoryası şeklinde belki hep seçimler aracılığı ile getirilecek bir şeriat düzenidir.

Çözüm süreci denilen oyalama sürecinde dile getirilen 1000 yıllık din kardeşliği vb. söylemlerin başta Aleviler olmak üzere, Êzidî, Asuri, Ermeni ve Rum azınlıkları ne kadar tedirgin ettiğini hatırlarsak, Anadolu’da ivedilikle basitçe “herkes için demokrasi” parolası temelinde bütün azınlıkları ve muhalifleri yan yana getirecek yeni bir siyasi hareket gerekiyor. Kürt hareketi bunu denemiştir tabii ve bugün de Kürt hareketi olmadan yeni aktörler düşünebilmek zordur; ama 1000 yıllık kardeşlik gibi gerici parolalar yanında Türkiyelileşmek yönelimi de barışı sistem-içi güçlerle ve gerici parolalarla sağlayamayacağımızı göstermiştir.

Açıktır ki, bugün gittikçe büyüyen bir milliyetçi-dinci şeriat tehditi karşısında demokrasinin en önemli müttefikleri Kürtler ve Aleviler’dir. Her şeyden önce bu iki grubun da ivedilikle bir birbirlerini doğru temellerde tanıyarak, karşılıklı ön-yargıları gidermeleri ve bir ittifak içine girmeleri gerekir.
/Evrensel – Şerif KARATAŞ

Özgür Mumcu: Hayırlı Olsun!

Özgür Mumcu Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde dokunulmazlık tartışmalarına değiniyor ve “Hayırlı Olsun” diyor. 

 

Hayırlı olsun. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin teklif Anayasa Komisyonu’ndan geçti. Sayın Davutoğlu’nun deyişiyle “destan yazan” milletvekillerinin tekme ve yumrukları ise dosta güven, düşmana korku verdi.

CHP’nin el âlem ne der kaygısıyla anayasaya aykırı olduğunu söylediği teklife destek vermesi de harika oldu. “Hayır oyu kullanırsak, bize PKK’li derler” korkusu gerçekten işe yaramışa benziyor. Kullanılan oy “evet” ama dünkü Yeni Şafak’ın CHP için manşeti “Terörün Sözcüsü”, Star’ınki “HDP değil CHP raporu”. Sebep? CHP’nin Cizre raporunda hukuka aykırılıklardan bahsetmesi.

İktidar ve medyası, dilediğiniz kadar dokunulmazlıkta AKP’yle beraber davranın sizi teröre destekçi göstermeye devam edecek. Birincisi elbette oy kaybettirmek amacı. İkincisi ise sizi başınızı okşatan, uysal bir partnere dönüştürene kadar kırbaçlamak için.

AKP’nin suyuna girildiği günün ertesinde iktidar medyasının suratınıza vurduğu bu manşetler de girilen yolun ne denli hatalı olduğunu göstermiyorsa zaten, bu muamele hak edilmiş demektir. Siyasette özne olamayan nesneleşir ve nesnelere de haliyle nesne gibi davranılır.

Uslu ve uysal bir partner olursanız ödülü çoktur. Bakın MHP’ye. İktidar medyası MHP içi muhalefete karşı nasıl da koruyor Devlet Bahçeli’yi.

Anayasa Komisyonu’ndaki tartışmalar esnasında Mithat Sancar, Oscar Wilde’ın bir sözünü alıntılamak istemiş. Söz şu: “Kaba güce karşı koyabilirim ama kaba bir mantığa katlanamam.”

AKP’li milletvekilleri ise Oscar Wilde’ın milli olmadığını ileri sürerek itiraz etmişler. Biri Oscar ödüllerinden bahsedildiğini zannetmiş. Bir başkası ise Sancar’ın Necip Fazıl’dan alıntı yapmasını istemiş.

Suyuna girilen, Oscar Wilde’ı bile gayri milli diye düşman ilan edebilecek ölçüde rasyonellikten uzaklaşmış bir hezeyan hali.

Sayın milletvekili, Necip Fazıl’dan alıntı istemiş. Hatırlayalım kendisi Cumhuriyeti nasıl tanımlıyor: “Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.”

Sayın milletvekilinin üyesi olduğu Meclis’i de pek sevdiği söylenemez. Onun yerine atanmış bir “Yüceler Kurultayı” öneriyor. Başyüce adı verilecek başkanı da bu kurultay seçecek.

Suyuna girilen, her sözlerinde rehber bellediklerini söyledikleri Necip Fazıl’ın hayalindeki teokratik diktatörlük.

Kumar oynayanların göğsüne “Türk ahlak inkılabının bir numaralı haini, kumarbaz” yaftası asılması gerektiğini yazan ve sonra da kumarhanede basılan Necip Fazıl’ın manevi evlatlarına oyuncak olmak.

Cumhuriyet ve kurucularına “şapka ve maymun” diyenlerin ardına düşmek.

Hayırlı olsun.

Teker teker içeri atıldığınızda arkanızdan atılacak manşetleri okurken gardiyanlarınıza “Ama biz dokunulmazlıkların kaldırılmasına evet oyu vermiştik” dersiniz. Ardından da patlatırsınız bir Necip Fazıl şiiri.

AKP savaşın altında kalacaktır

Hüseyin Ali, Özgür Gündem’de ki “AKP savaşın altında kalacaktır”  başlığı altındaki yazısında AKP faşizminin tüm boyutlarını anlatıyor.

 

Kürt sorununda çözüm politikası olmayanların Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için savaşa başvuracakları açıktır. Şu anda yaşananlar, çözümsüz politikaların sonucudur. Kürt halkı da her zaman olduğu gibi bu politikalara direnmekte, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermektedir. Kırk yıllık mücadelesi sonucu yarattığı özgürlük bilinci ve direniş tecrübesiyle bu saldırıya karşılık daha büyük direnecektir. Kürt halkının kırk yıl içindeki en büyük direnişi AKP faşizmine karşı verilecektir. Çünkü Kürt halkının yürüttüğü savaşın karakterini ve yoğunluğunu bir yönüyle AKP faşizminin saldırganlığı ortaya çıkarmaktadır. Nitekim şu anda Kürdistan özgürlük mücadelesinin en fedai direnişi verilmektedir. Öyle ki bu direniş karşısında AKP’nin savaş alanına sürdüğü asker ve polis büyük bir panik içindedir. Her gün bir asker ya da polis karakolu havaya uçmaktadır.

AKP faşizmi ittifak kurduğu MHP ve Kürt düşmanı bazı ulusal çevreler dışında tüm siyasi ve toplumsal kesimleri karşısına almıştır. AKP artık kendisine destek veren toplulukları da karşısına alan bir iktidar haline gelmiştir. AKP’nin faşist politikası, şimdiye kadar demagojik söylemlerle yanında tuttuğu çevrelerin de AKP’ye tutum almasını getirecektir. AKP’nin yürüttüğü kirli savaş uzadıkça bu durumla karşılaşacaktır. AKP iktidarı kendini siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak çıkmaza sokacak bir kirli politikanın girdabına kapılmıştır. Bu politikayla dönüşü olmayan bir yola girmiştir ve bu girdapta boğulması kaçınılmazdır. Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edemeyeceğine göre, kendisi tasfiye olacaktır.

AKP’nin tasfiyesi Türkiye için hayırlı olacaktır. AKP faşizminin aşılmasıyla Türkiye’de demokratikleşmenin önü açılacak, Türkiye parçalanmış bir durumdan kurtularak demokratik birlikle sorunlarını aşıp bölgenin güçlü ülkesi haline gelecektir. AKP’nin aşılması, Türkiye’nin kan kaybetmesinden kurtulması olacak, Kürtlerin özgür yaşamıyla Türkiye tarihinde olduğu gibi gerçek güç kaynağına kavuşacaktır.

Erdoğan ve Davutoğlu istedikleri kadar bağırıp çağırsınlar, bu savaşın altında kalacaklardır. Türkiye’yi bu düzeyde bölmenin, parçalamanın ve güçsüz düşürmenin hesabını vereceklerdir. Demokrasi güçleri ve Türkiye halkları AKP iktidarından bu yaptıklarının hesabını soracaklardır. AKP, iktidarını sürdürmek için Türkiye’yi bir yıkım savaşının içine sokmasının hesabını verecektir. İktidarını kaybetme sürecine giren AKP, ancak savaşla iktidarda kalabileceğini görüp Türkiye’yi böyle bir savaşın içine sokmuştur. İlk önce bizim şehirlerde işimiz yok diyen orduyu da bu suçun ortağı yapmıştır. Bu açıdan orduyu Erdoğan’ın payandası olarak bu savaşın içine sokanlar da hesabını vereceklerdir. Erdoğan kendisine yakın birisini genelkurmay başkanı yaparak bu sondan kurtulmak istese de, bu kirli savaşın tüm suç ortakları halklarımıza hesap verecektir. Kürt Özgürlük Hareketi demokrasi güçleriyle birlikte göstereceği direnişle AKP’yi bu akıbetle yüz yüze bırakacaklardır.

Erdoğan, ABD’li bakanın “Biz PYD’yi terörist görmüyoruz” demesi karşısında biz kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz, demiştir. Bu sözlerle bazılarını aldatsalar da demokrasi güçlerini aldatamazlar. Çünkü askeri ve siyasi olarak göbekten NATO’ya ve kapitalist modernist güçlere bağlıdırlar. Bu güçler bir gün desteğini çeksin, AKP siyasi olarak biter. NATO’ya bağlı ülkelerin ve İsrail’in verdiği silahlar ve askeri teknik verilmesin, bu ordu gerillanın direnişi karşısında bir ayda çöker. Türk ordusunun

kullandığı uçaktan, insansız hava araçlarından akıllı bombalara, tanklara kadar savaş tekniğini bu güçlerden almaktadır.

Türk ordusu şu anda insan gücüne değil, tekniğe dayanarak savaşmaktadır. Bu açıdan kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz sözü bir propagandadan ibarettir. ABD’de Obama ile görüşmek için kırk takla atan birisinin kendi göbek bağımızı kendimiz keseceğiz sözüne ancak gülerler.

Tayyip Erdoğan, Kürtlere karşı savaş açarak kendi ipini kendisi çekmiştir. Kürt şehirlerini yakıp yıkarak kendi evini başına yıkmıştır. Kürtlerin son kırk beş yıldır, demokrasi güçlerinin on yıllardır yürüttüğü mücadelenin yaşandığı Türkiye’de faşist bir rejim kurmak zaten kendini bitirmektir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan kendi göbek bağını kesen değil de kendi siyasi hayatını bitiren bir eylem içinde olmuştur.

AKP iktidarı bu faşizmi daha kaç ay sürdürecektir? Daha fazla zulüm ve baskı ömrünü uzatmayacak, aksine kısaltacaktır. Türk halkının Osmanlı döneminde dilinden düşürmediği “paşa zulmünü arttır ki sonun yakınlaşsın” deyimi bir tecrübenin ifadesidir. AKP zulmü kendi sonunu getirecektir. Çünkü zulüm arttıkça AKP faşizmine karşı direniş de yükselecek, AKP iktidarını çözülmeye ve çöküşe götürecektir.

Zaman her şeyi açığa çıkaracak, demagojiler gerçek karşısında anlamsızlaşıp direnen Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin zaferi gerçekleşecektir.

İşçi Filmleri Festivali bugün başlıyor

 

  1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali 4 Mayıs programları; film gösterimleri, söyleşiler ve atölyelerle beş kentte sürüyor

 

  1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali (İFF) 4 Mayıs programları ile sürüyor. “Barbarlığa Karşı Umut Öyküleri”nin perdede olduğu festival, açılışların ardından birçok merkezde gerçekleştirilecek film gösterimleri, atölyeler ile yönetmen ve set ekiplerinin katıldığı söyleşilerle sürecek.

İstanbul

İstanbul’da saat 13.00’da birçok noktada başlayacak film gösterimleriyle birlikte, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde saat 18.30’da gösterilecek “Peki Şimdi Nereye?” filminin gösterimine, Barış İçin Kadın Girişimi katılacak. Film, küçük bir Lübnan köyünde barış içinde yaşayan Hristiyan ve Müslümanların arasında erkeklerin çatışmalarından kaynaklı düşmanlığın başlamasını ve köyün kadınlarının çatışmayı bertaraf etmek için birlik oluşunu anlatıyor.

Ankara

Ankara Mimarlar Odası’nda festival kapsamında saat 18.30’da Ahmet Gürata’nın katılımıyla, “Mavi Yakalılardan Güvencesizlere Sinemada Emek” adlı atölye gerçekleştirilecek. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde saat 19.00’da Roza: İki Nehrin Ülkesi (Welatê Du Çeman), yönetmeni Kudbettin Cebe’nin katılımıyla gösterilecek. Film, Rojava Devrimi’ni Kürt, Arap Süryani halklarının yaşadıkları ve mücadelesi üzerinden anlatırken, bugünün tartışması “Demokratik Özerkliğin” de ne olduğunu anlatıyor.

İzmir

İzmir’de Fuar Gençlik Tiyatrosu’nda saat 17.45’te gösterilecek “Çoban Ateşlerinin Yandığı Yerde KAVEL’de” filminin özel gösteriminin ardından, yönetmeni Zafer Aydın ile söyleşi gerçekleştirilecek. İzmir Halkevi’nde saat 19.00’da Araştırmacı, Yazar Mesut Kara’nın katılımı ve Mazlum Vesek’in moderatörlüğüyle, “Yeşilçam’dan Çıkan Umut: Yılmaz Güney” söyleşisi gerçekleştirilecek.