Ana Sayfa Blog Sayfa 6313

Maraş halkının direnişi Almanya basınının gündeminde

Almanya’daki ARD Televizyonu, 26 Nisan tarihindeki haberlerinde, Maraş’a yapılmak istenen mülteci kampını ve Alevilerin Türkiye’de yaşadığı hak ihlallerini gündemine taşıdı.
Haberde Türkiye’de İslamlaştırma politikalarının güçlendiği ve Sünni inanca ağırlık verildiği belirtildi. Türkiye’de Alevi inancına yönelik hak ihlalleri de ARD kanalının gündemindeydi. Haberde Maraş’ta yapılmak istenen mülteci kampı, 1978 yılında yaşanan Maraş katliamına atıf yapılarak anlatıldı. Yapılmak istenen mülteci kampına karşı bölgedeki Alevi halkın direniş nöbetlerinden de görüntüler yayınlandı.

AİHM’in Cemevleri kararına kanun teklifi

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Alevilere ayrımcılık uygulandığına hükmeden kararının ardından, Cemevlerinin ibadethane olarak düzenlenmesi için kanun teklifi hazırladığını söyledi.

Çakırözer, “Kanun teklifimizin yasalaşmasıyla, iktidarın ipe un seren yaklaşımı son bulacak, Alevi yurttaşların en doğal talebi karşılanmış olacak” dedi.

Milletvekili Utku Çakırözer, Eskişehir’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı İsmail Kılıç ile Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Kamer Ali Durur’u ziyaret etti. Çakırözer AİHM’in temyiz organı olan Büyük Daire’nin geçtiğimiz günlerde verdiği önemli karara dikkat çekti. Kararda, Türkiye’de Alevilere ayrımcılık uygulandığı ve düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmedildiğini hatırlatan Çakırözer, yine kararda Alevilerin kamunun sunduğu dini hizmetlerden yararlanamadığı, dini ayrımcılık uygulandığına yönelik değerlendirmelerin yer aldığını söyledi.

“Alevi paketi” Alevileri sisteme bağlama tuzağıdır

“Kendini nasıl tanımlıyor olurlarsa olsunlar, tüm Alevi kurumlarının 25 yıldır dile getirdikleri ortak talepleri var. Aleviler Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olarak kabul edilmesini istiyor. Aleviler, zorunlu din derslerinin tüm okullardan kaldırılmasını veya seçmeli olmasını istiyor. Aleviler İslam’ı devlet dini haline getiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesini istiyor. Aleviler devletin tüm inançlardan elini eteğini çekmesini ve gerçek laikliğin gereği olarak dini hizmetlerin inanç topluluklarının kendilerine bırakılmasını istiyor. Yine Aleviler devlet tarafından cami imamlarına da, Alevi dedelerine de maaş ödenmesine karşı çıkıyor.”

 

AKP Hükümeti, Alevi hareketini bölüp-parçalamak ve Aleviliği Sünni inanç cenderesine alarak asimile etmek için sıklıkla sonu belli olmayan “Alevi Açılımı” adı altında sayısız çalıştaylar ve toplantılar yaptı.

Ne ki bunlardan bir sonuç çıkmadı. Fakat tüm bu yapılanlardan istediği sonucu alamayan AKP, bir kez daha Alevi hareketini sisteme bağlamak ve asimilasyonu hızlandırmak için Başbakan Davutoğlu’nun ağzından “Alevi Reformu” yapacağını ilan etti.

Yapılan açıklamalara göre AKP’nin asimilasyon paketi şunları içeriyor:

1- Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor, “irfan merkezi” olarak görülüyor. Bir başka deyişle Cemevleri onlara göre cahil Alevi kitlesinin devlet eliyle eğitileceği, ya da daha açık bir deyimle imana(!) getirileceği asimilasyon merkezileri olarak görülüyor.

2- Cemevlerinin elektrik parasının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ödenmesi, su paralarına ise sabit fiyat uygulaması yapılması için yasal düzenlemeler yapılacak.

3- Belediyeler imar planlarında arsa tahsisi konusunda çeşitli dini kurumlara olduğu gibi Cemevlerine de arsa tahsisi yapacak.

4- Kimlerin “dede” olup olmadığına karar verecek, Alevilerin sorunlarını tartışacak(!) bir ”Sertifikasyon Kurulu” oluşturuluyor. 12-13 kişiden oluşacak bu kurulda devletin 4 temsilcisi olacak, geri kalan üyeler ise Alevi konfederasyonları ve dedelerin temsilcilerinden oluşturulacak. Bu kurul vasıtasıyla AKP iktidarı sözde Aleviler arasındaki görüş ayrılıklarını da halletmiş(!) olacak. AKP yine bu kurulla aslında Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir Alevi Diyaneti kurmuş olmaktadır.

5- “Zorunlu din dersleri müfredatında Alevilik dersleri “Ehlibeyt Yolu” adı altında verilecek!

AKP yukarda adı geçen Alevileri Asimilasyon Kurulu (Sertifikasyon Kurulu) eliyle Aleviliği de bir devlet inancı haline getirerek, biz Alevilerin yıllardır halledemediği(!) Aleviliği de tarif ederek, Aleviliği Ali severlik, Ehlibeyt severlik derecesine indirip özünden boşaltarak, Sünni İslam anlayışı içinde sıradan bir tarikata indirgemiş olacak ve yok edecektir.

Oysa aynı AKP çok iyi biliyor ki, İslam içinde de yüzlerce yorum farkı, anlayış farkı, uygulama farkı bulunmakta, binlerce cemaat yaşamaktadır. Ancak bunların böyle olması İslam’ın birliğine halel getirmemektedir. Çünkü öz aynıdır.

Ancak sıra Alevilere gelince Alevilerin “yol bir, sürek binbir” deyişi ile izah ettikleri uygulama farklılıkları sanki Alevilikte farklı Alevilik anlayışı varmış gibi lanse edilerek, bu özgünlüğümüzü kabul etmemektedir. Bırakalım da Alevilerin kendileri nasıl yaşayacaklarına, nasıl ibadet edeceklerine, neye inanıp inanmamaya kendileri karar versin.

Kendini nasıl tanımlıyor olurlarsa olsunlar, tüm Alevi kurumlarının 25 yıldır dile getirdikleri ortak talepleri var. Aleviler Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olarak kabul edilmesini istiyor. Aleviler, zorunlu din derslerinin tüm okullardan kaldırılmasını veya seçmeli olmasını istiyor. Aleviler İslam’ı devlet dini haline getiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesini istiyor. Aleviler devletin tüm inançlardan elini eteğini çekmesini ve gerçek laikliğin gereği olarak dini hizmetlerin inanç topluluklarının kendilerine bırakılmasını istiyor. Eğer devlet inançlara destek verecekse de bunun tarafsız bir kurulca ve tüm inançlara eşitçe yapılmasını istiyor.

Yine Aleviler devlet tarafından cami imamlarına da, Alevi dedelerine de maaş ödenmesine karşı çıkıyor.

Ancak AKP Hükümetleri bugüne kadar Alevilerin bu taleplerini görmezden gelmiş, bunun yerine üstüne vazife olmayan işlere girişmiş, Aleviliği yeniden tarif etmeye kalkmış, Alevileri “ateist Aleviler”, “Alisiz Aleviler” veya “öz Müslüman” Aleviler olarak bölmeye çalışmış, bu tür tartışmaları körükleyerek sonuç almak istemiştir.

Yine AKP iktidarı Alevilik bir din mi, mezhep mi, kültür mü tartışmasına müdahil olarak, hatta bu tartışmayı kışkırtıp yönlendirmeye çalışarak, Alevileri karşıt gruplara bölmeye girişmiş, bu yöntemle ve bazı modern “Hızır Paşa”ları kullanarak bazı Alevi çevrelerini yanına çekmiştir. AKP kendisine biat etmeyen Alevileri dışlayacak manevralarla Alevilerin hiç olmazsa bir bölümünü yedeklemeyi amaçlayan bir “böl ve yönet” amaçlı asimilasyon politikasını benimsemiştir.

Meclise getirileceği belirtilen düzenleme de AKP hükümetlerinin önceki “alevi açılımı hamleleri” gibi bütünüyle Aleviliği tanımayan, onu kendi istediği gibi yeniden tanımlamayı, bu vesileyle de Alevileri bölmeyi amaçlayan bir inkar ve imha düzenlemesidir.

AKP Devleti, Türk – İslam sentezi içinde kalarak Aleviliği tanımlamaya çalışıyor. Ancak Alevilik bu tanımlama içine düşen bir inanç ya da din değil. İslam gömleği Aleviliğe dar gelir. Problem de buradan çıkıyor zaten. Kurulduğu günden bu yana TC’nin tutumu ayrımcıdır. Türk devleti, Türk İslam sentezinin parantezi içine düşmeyen bütün inançlara, bütün politik görüşlere, bütün cinsiyet tanımlamalarına ya da kültürel yaklaşımlara bir tavır alıyor ve onları “ehlileştirmeye” çalışıyor.

Çünkü AKP’nin öncülleri de, TC’nin öncülleri de bilinenin aksine Aleviliğin İslam dışı bir inanç olduğunu biliyorlardı ve tüm fetvalarda da Alevilik sapkın bir inanç olarak dile getirildi ve Alevilere buna göre muamele yapıldı.

Bugün ise her ne hikmetse AKP eliyle Alevilere bazı haklar verilmek isteniyor. Elbette soruna derinlemesine bakmazsak, böyle değerlendiririz. Ancak kazın ayağı hiç te öyle değil. Son 30 yıldır Kürt Özgürlük Hareketi vasıtasıyla gidişata yapılan itiraz sonrası işler değişmeye başladı.

Resmi ideoloji ne söylerse söylesin biliniyor ki Alevilerin büyük kısmı Kürt. Geçmişte Alevileri Kürtlük kimliğinden koparabilmek çeşitli girişimler yapıldı. “Biz Aleviyiz ama Türk’üz!” Ya da “Biz Aleviyiz, Kürt değiliz!” “Kürt’ten Alevi olmaz”. Bütün bunlardan amaç potansiyel itiraz dinamiği olarak Alevilerin Kürt hareketi ile ilişkisini kesebilmekti.

Şimdi Alevilik devlet eliyle İslam içi, hatta Hanefi mezhebinin bir alt versiyonu olarak tarif edilmeye çalışılıyor. Diyanet eliyle Aleviliği İslam içine monte etmek amacıyla akademik çalışmalar yapılıyor. Aleviliğin eski Kürt inançlarıyla bağları budanmaya çalışılıyor. Alevi İmam Hatip Liseleri kuruluyor. Cemevleri ise özellikle Cem Vakfı aracılığıyla minaresiz camilere çevriliyor.

AKP aslında bir kadın inancı olan Aleviliği, İslam’da olduğu gibi bir erkek inancına çevirmektedir. Nitekim düzen ile hiçbir sorunu olmayan Cem Vakfına bağlı cemevlerinde camilerdeki gibi haremlik selamlık bölümleri oluşturulmuş, peygamber efendimiz, 12 İmam Hazretleri ve benzeri deyimler inanç ritüellerine yerleştirilmiştir. Oysa Alevilik hiyerarşiye karşıdır.Alevilik rızalığa ve eşitliğe dayalı, özyönetime inanan ve yaşamında bunu uygulayan bir kardeşlik inancıdır. Literatüründe de efendilik kulluk yoktur. Aleviler için herkes eşit ve özgür candır.

Nitekim Alevi kadınlarda AKP’nin ve modern “hızır paşa”ların yaratmak istedikleri erkek egemenliğine dayalı, devlet himayesine girmiş ve dolayısıyla kendisi olmaktan çıkmış bir Aleviliğe yol açacak “Alevi Paketine” itiraz ediyorlar.

17+ Alevi Kadınlar, AKP’nin nisan ayında meclise sunacağı ‘Alevi Paketi’ne itiraz ederek “AKP ve devlet, kadıncıl inanç olan Aleviliği cinsiyetçi müdahalelerle kadınlardan uzaklaştırarak erkeklerin, devletin ve İslam’ın gölgesinde şekillendirerek cinsiyetçi asimilasyonla erkekleştirmeye çalışmakta. Buna izin vermeyeceğiz” dedi.

17+ Alevi Kadınlar örgütü AKP döneminde Aleviliğe ve Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının arttığının belirtildiği açıklamasında “AKP’nin aynı zamanda Aleviliği muhafazakarlaştırmaya, erkekleştirmeye” çalıştığı vurgulandı.

Yazının girişinde belirtiğimiz gibi Hükümetin 1 Kasım seçimi vaatleri arasında yer alan Alevilere yönelik yeni düzenlemeler içeren paketin tamamlandığı söyleniyor. Geçtiğimiz haftalarda Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında, ilgili bakanların da katılımıyla uzun süren bir toplantı yapıldığı basında yer aldı. Hükümet yetkilileri “Gelinen noktada Alevilere ilişkin yapılacak düzenleme aşağı yukarı netleşmiş durumda ve önümüzdeki en geç 15 gün içinde tasarı TBMM’ye sunulacak” diyorlar.

Yukarda izah etmeye çalıştık, devletin asıl amacı Kürt hareketi ile ilişkilenebilecek, onlarla ortak davranabilecek tüm toplumsal dinamikleri kontrol altına almaktır. Bunu gerekirse rüşvet vererek, gerektiğinde de zoru kullanarak yapmaya çalışıyor. Bugün gündeme getirilen “Alevi Paketi”nin amacı da budur. Kısaca AKP devleti diyor ki; “bizimle olursanız, bizim gibi düşünür, bizim gibi yaşarsanız size bazı kapılar açarız. Yok eğer bize karşı çıkanların, hak arayanların, özgürlük arayanların safında yer alırsanız size dünyayı zindan ederiz”.

Aleviler ve Alevi kurumları oynanmakta olan bu oyunu deşifre etmek için harekete geçmelidir. Bir yandan bize hak vereceğini söyleyen AKP, öte yandan Kürdistan’da demografiyi değiştirecek adımlar atıyor. Alevi köylerinin ortasına İŞİD kampları kuruyor. Kürdistan’ın insansızlaştırılmış ilçelerine Sünni Arap’ları yani Selefileri yerleştirme planları yapıyor.

AKP’nin bu “Alevi Paketi” bir aldatmacadır. Asıl paket yukarda söylediklerimizdir. Bugün dünden daha çok Kürt ve Alevi ittifakına ihtiyaç vardır. Bu ittifakla AKP’nin Türkiye’yi bir Selefist cennetine çevirmesine engel olabiliriz ancak.

Alevilere hak verme adı altında hayata geçirilmeye çalışılan ve yukarda içeriğini izah etmeye çalıştığımız bu paket Aleviliği bitirme paketidir. Bu paketle Alevilik kendine özgü ayrı bir inanç olmaktan çıkarılıyor. Bu paketle Alevilik devlet eliyle İslam inancı içinde eritilerek yok edilmek isteniyor.

İşin en acı verici yanı da, bu paket Aleviler arasına, Alevi kurumları arasına aşılmaz duvarlar örmek istiyor. Kendi yanına çektiği devşirme, zalimin sofrasından beslenen yol düşkünleri eliyle bizi bölüp, parçalayıp yok etmeye çalışıyorlar. Bizi dün topraklarımızdan sürenler şimdi de inancımızı elimizden almaya çalışıyorlar.

Bize düşen AKP’nin oynadığı bu sinsi oyunu bozmaktır. Bu oyunu bozmanın yolu ise mazlum Kürt halkıyla, Türkiye’nin gerçekten laikçi, devrimci, demokrat kesimleri ile birlikte HDP ve HDK öncülüğünde bir muhalefet hareketi yaratmaktan geçiyor. Bu oyunu bozmak için Aleviler de kendi öz savunmalarını hazırlamalı, devletin tüm baskı ve yıldırma politikalarına direnişle cevap olmalıdır.

Eğer direnişimizi yükseltmez ve AKP devletine karşı mücadele etmezsek; bugün Maraş’ta Alevi köylerinin ortasına İŞİD kampları kuranlar yarın Dersime, Sivas’a, Tokat’a, Malatya’ya, Antep’e kısacası Alevilerin yaşadığı her bölgeye aynı terör kamplarını kurarlar. Bu bilinçle bize düşen sahte açılım paketlerini elimizin tersiyle iterek safımızı direnenlerin yanında belirlemektir.

Terolar’da kamp değil şehir kuruyorlar

Gurgum ( #Maraş ) Terolar bölgesinde halkın karşı çıkmasına rağmen mülteci kampı için altyapı çalışmaları AFAD tarafından sürdürülüyor. Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Şube Başkanı Nusret Tunç, kamp diye gösterilen çalışmaların şehir planlaması olduğunu söyledi. Pir Sultan Abdal Derneği Semsûr Şube Başkanı Mahmut Yapıcı da, kampa çetecilerin yerleştirileceğinden endişe ediyor.

Alevi halkının yaşadığın Gurgum’ın (Maraş) Terolar Mahallesine yapılmak istenen mülteci kampı, halkın karşı çıkmasına rağmen AFAD altyapı çalışmalarını sürdürüyor. Gurgum’dan İstanbul’a kadar tüm Alevi toplumunu endişelendiren kamp yapımına ilişkin konuşan Pir Sultan Abdal Derneği Semsûr (Adıyaman) Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, “Kampın yapılacağı yer oradaki köylülerin mera alanıdır. Kanun gereği köylerin meralarına kimse karışamaz. El koyamaz. Ama ne yazık ki devlet orayı kamulaştırmış. Köylülere danışmadan kamulaştırmış ve orayı kamp yeri olarak da hazırlamakta” diye tepki gösterdi. Bölge halkının yerini yurdunu terk etmek zorunda kalan mültecilerden rahatsız olmadığını da vurgulayan Yapıcı, kampın çeteci grupların eğitim ve barınma alanı olarak kullanılmasından rahatsızlık duyuyor. Yapıcı “Yapılacak olan bu kampın daha sonra farklı şekilde kullanılmasından çekiniyoruz. Oraya çetelerin yerleştirileceğinden ve yetiştirileceğinden korkuyoruz” diyerek Alevi toplumunun hafızasında canlı olan 78 Gurgum (Maraş) Katliamını hatırlattı.

‘Çeteciler yerleştirilecek’

Alevilerin tarihten yola çıkarak şimdiden bunun önlemini almak için yapılan kampa karşı mücadele etiğine dikkat çeken Yapıcı, “Eğer biz gerçekten bilsek ki Suriye’den gelecek olan mülteciler buraya yerleştirilecek ve onların dışında her hangi bir gurup getirilip yerleştirilmeyecek biz de yanlarında oluruz, buradaki Alevi halkı da destek verir. Fakat biz çok iyi biliyoruz ki böyle bir şey olmayacak, orayı tamamen çetelerin kampı haline dönüştürecekleri için bu halk bunlara karşı çıkmaktadır” dedi.

Demokrasi anlayışları bu kadar

Yapıcı, demokrasilerde halkın talepleri önemsenir diyerek, iktidarın vurdumduymaz tavrına tepki gösterdi: “Devlet halkın tüm karşı duruşuna rağmen kendi çalışmalarına devam etmektedir. Hâlbuki demokrasinin olduğu ülkelerde böyle şeyler olamaz. Eyer halk istemiyorsa halkın istemediği şey yapılmaz. Demokrasilerde başta halk gelir. Halkın karşı duruşuna rağmen yapılıyorsa o ülkede demokrasinin olmadığını gösteriyor.”

‘Kamp değil, yerleşik yaşam alanı kuruyorlar’

Yapılan çalışmanın bir kampı aştığına dikkat çeken Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Şube Başkanı Nusret Tunç da, “Şimdi buda gösteriyor ki Maraş’ta kurulma süreci devam eden konteynır kentin normal bir kamp değil, içinde cami ve okulun da olduğun yerleşik bir kent haline dönüştürülecektir” bilgisini verdi.
Yeni kamp yeri Semsûr mu?

AKP İktidarının mülteciler üzerinden AB’den alacağı 6 milyar Euro’yı hatırlatan Tunç, bir yandan da Alevi halkı asimilasyon ve sürgüne zorlayarak bir taşla birden çok kuş vuruluyor, diye konuştu.
Tunç, kampın Gurgum’le sınırlı kalmayacağını, aldıkları duyumlara göre Semsûr’da (Adıyaman) Alevilerin yaşadığı bölgeye de kamp yapılacağını, söyledi.
/DIHA

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar İLKNUR KAPLAN

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir…  Pablo Neruda

Öğüt veren yazılar yazmayı sevmem. Tercihim gerçekleri görmek adına cümleler kurabilmektir. Yıllarımı köşe yazısı yazarak geçirmememe rağmen bugüne kadar yazdığım tüm bireysel yazılarda buna dikkat etmeye çalıştım. Çünkü insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine içinde bulundukları durumu göstermeye çalışmak daha doğru geliyor. Tabi anlayabileceklere.

Hayatın akışına kapıldığım ve durma gereksinimi hissettiğim zamanlarda, bir kılavuz yazısı gördüğüm Pablo Neruda cümleleriyle başladım. Özellikle “Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar” cümlesini sürekli tekrarlarım. Sizlerde bilirsiniz başımıza ne gelirse vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımızdan gelir.

Tembelleşiriz, umursamayız, harekete geçemeyiz, benim yerime biri yapar, söyler, uygular diye düşünürüz. Birileri de sizin için öyle düşünür. Yoksa yıllardır aynı insanlar tarafından yönetilmek bu kadar kolay olur muydu? Aynı yüzleri görmekten tiksinmeyenler, aynı sözleri duymaktan bıkmayanlar, hakarete maruz kalmayı içine sindirenler, yanı başında öz kızına taciz eden kocasına, oğluna, kardeşine, komşusuna susanlar, çocuklar ölürken göbek atanlar, eğitim almaya gönderdikleri çocuklarına tecavüz ederlerken vicdanına gömülenler, dindar ve kindar nesiller yetiştirenlere ses çıkarmayanlar, toplumsal huzurun bireysel özgürlüklerden geçtiğini bilmeyerek “dindar anayasa” çığırtkanlığına alkış tutanlar yani ağır ağır ölenler… Üç maymunu oynamaya alıştıklarından ölecekler!

Unutmayın! Yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir…

Ağbaba, işçilerin sorunu için meclise araştırma önergesi sundu

CHP’nin İşçi Sendikaları ve STK’lardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli AĞBABA, 1 Mayıs öncesinde işçi ve emekçilerin yaşadığı sorunların çözümü için TBMM’den araştırma komisyonu kurulmasını istedi.

 

Veli Ağbaba, TBMM Başkanlığına verdiği teklifte; ” TÜİK verilerine göre Türkiye’de toplam istihdamın %33,47’si kayıt dışıdır. Türkiye’de tüm işçi ve emekçilerin yaşadıkları sorunlar, istihdama katılım oranının düşüklüğü, sendikalaşma ve toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranının düşüklüğü, haftalık çalışma saatlerinin uzunluğu sonucu gerçekleşen iş kazaları, kayıt dışı istihdamın engellenememesinin ve kayıt dışı çalıştırılanların karşılaştıkları problemlerin tespit edilerek gerekli çalışmaların yapılması amacıyla Anayasanın 98. TBMM İç tüzüğünün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz” denildi.

Teklifin tam metni şu şekilde; 

Ülkemizde işçi ve emekçiler birçok sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. TÜİK 2015 verilerine göre Türkiye’de toplam istihdamın %33,47’si kayıt dışıdır. 17 milyon 827 bin ücretli, yevmiyeli veya maaşlı çalışanlar içerisinde 3 milyon 269 bin kişi (%18,33) kayıt dışı çalışmaktadır. Kayıt dışı çalıştırılan işçi ve emekçilerin hiçbir sosyal güvenlik hakları bulunmamaktadır.

Bugün birçok ülkede haftalık çalışma süreleri 35 saate kadar inmiştir. OECD ortalaması ise 36,7’dir. Türkiye’de haftalık çalışma süresi yasal olarak 45 saat olmasına karşın ortalama çalışma süreleri 49 saati aşar durumdadır. Birçok işçi ve emekçi insan onuruna yaraşmayacak şekilde çok uzun saatler çalıştırılmaktadır. İş kazalarının ana sebeplerinden biri de uzun çalışma saatleri olarak belirmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporuna göre 2015 yılında, tespit edilebilen, 1730 işçi hayatını kaybetmiştir. 2016 yılının ilk üç ayında ise 415 işçi çeşitli iş kazalarında hayatlarını kaybetmiştir.

Ocak 2016 verilerine göre gerçek sendikalaşma oranı %9,9 iken toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranı %6’dır. OECD örnek ülkelerinin hepsinde (Türkiye hariç) toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranları sendikalaşma oranlarından fazladır. Örneğin, Fransa’da sendikalaşma oranı %7,7 iken toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranı ise %96,9’dur. Bu örnekler göz önüne alındığında Türkiye hem sendikalaşma oranı olarak hem de toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranı bakımından dünya ölçeğinde çok gerilerde kalmaktadır.

Genel-İş sendikasının yaptığı araştırmaya göre, AB ortalamasında istihdama katılım oranı % 65,7, OECD ortalamasında ise % 66,3’dür. Örneğin İsveç, Hollanda, Avusturya, Japonya ve Almanya gibi ülkelerde istihdama katılım oranları % 70’in üzerindedir. Yine Şili, Belçika, Fransa, Portekiz ve Macaristan gibi ülkelerde ise % 60’ın üzerindedir. Türkiye’de ise bu oran AB ve OECD ortalamalarından düşük olup % 50, 4’dür.

Tüm bu nedenlerle, Türkiye’de tüm işçi ve emekçilerin yaşadıkları sorunlar, istihdama katılım oranının düşüklüğü, sendikalaşma ve toplu sözleşme kapsamındaki işçi oranının düşüklüğü, haftalık çalışma saatlerinin uzunluğu sonucu gerçekleşen iş kazaları, kayıt dışı istihdamın engellenememesinin ve kayıt dışı çalıştırılanların karşılaştıkları problemlerin tespit edilerek gerekli çalışmaların yapılması amacıyla Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104. ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

AİHM’nin Aleviler ile ilgili kararı Diyanet İşleri Başkanı Görmez’e soruldu!

AİHM’nin Alevilik kararına Diyanet yorumu: “Bizim kararlarımız daha yüce”

AİHM’nin “Türkiye’de Alevilere dini ayrımcılık yapıldığına hükmetmesi” kararı sorulan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “Millet olarak birbirimizin hakkına ve hukukuna saygı konusunda vereceğimiz ortak kararın, bütün mahkemelerin kararlarından çok daha yüksek ve yüce olduğuna inanırım” dedi
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiği yönündeki kararıyla ilgili, “Millet olarak birbirimizin hakkına ve hukukuna saygı konusunda vereceğimiz ortak kararın bütün mahkemelerin kararlarından yüce olduğuna inanırım” dedi.
Mehmet Görmez, Karabük Üniversitesi Camii’nin açılış törenine katılmak için geldiği Karabük’te, Vali Orhan Alimoğlu’nu makamında ziyaret etti. Burada gazetecilerin sorularını cevaplandıran Görmez, AİHM‘nin Alevilerin din özgürlüğü hakları konusunda verdiği kararı değerlendirdi. Görmez şöyle konuştu:

Diyanet İşleri Başkanı olarak, bizim millet olarak birbirimizin hakkına ve hukukuna saygı konusunda vereceğimiz ortak kararın bütün mahkemelerin kararlarından çok daha yüksek ve yüce olduğuna inanırım. Bütün inanç farklılıklarımızla birlikte bizi bin yıldır millet kılan değerlerle birlikte birbirimize karşı vereceğimiz kararın çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim daha çok millet olarak birbirimize karşı verdiğimiz ortak kararların önemli olduğunu ifade etmek isterim sadece.”

Vali Orhan Alimoğlu, Görmez’e divan kitabı, Görmez de Alimoğlu’na Kuran-ı Kerim hediye etti.
DHA

AİHM’in Alevileri haklı bulması samimi değil

İsrafil Erbil ile alevigazetesi.com  için bir söyleşi gerçekleştirdik. AİHM’in cemevleri ile ilgili verdiği kararı değerlendiren Erbil, “AİHM  Alevilerin Türkiye’de ki hakları ile  ilgili verdiği kararlarda samimi değil.” Dedi.

1 Mayıs’a az bir zaman kaldı. Bir yandan laiklik tartışmaları bir yandan AİHM’in Alevileri haklı bulduğu açıklaması, diğer yandan da  sendikların 1 Mayıs’ı Bakırköy’de kutlama kararı….

Tüm bu meselelerin için de Alevilerin yaşam alanlarında çihatçı gruplar için kamp açılması da sorunları başka bir boyuta taşırken Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil ile alevigazetesi.com için bir araya geldi. Türkiye’nin gündemine oturan laiklik tartışmasına Aleviler ne diyor?  AİHM’in kararını nasıl değerlendiriyor? Aleviler gerçekten ne istiyor? Maraş Terolar’da neler oluyor ve 1 Mayıs’ı nasıl değerlendiriyorlar…? Bu soruları Erbil’e sorduk…

GÜLŞEN İŞERİ/alevigazetesi.com

-İlk olarak AİHM’nin cemevileriyle ilgili kararını nasıl yorumluyorsunuz?

AIHM’in Aleviler için verdiği son karar, sanki Alevilere verilen bir mükafat gibi algılandı. Oysa AİHM Alevilerin bu sorunlarını yıllardır biliyor olmasına rağmen ve hatta benzeri kararları daha  once vermiş olmasına ragmen Türkiye’de hiçbir değişiklik olmadığı gibi Aleviler üzerindeki baskı ve sünnilik dayatması kat be kat arttı. Cumhurbaşkanı,  politikacılar,  eğitim sistemi,  Diyanet sürekli Alevileri aşağıladı. Fakat  AİHM ve Avrupa tüm bunları görmezden gelmeye devam etti veTürkiye’ye övgüler yağdırdı. AİHM  Alevilerin Türkiye’de ki hakları ilei lgili verdiği kararlarda samimi değil.

Çünkü bu davalar AİHM’e geldiğinde Alevilerin taleplerinin Avrupa’da zaten doğal haklar olduğunu bildiği halde mahkeme yolu ile kazanılacak bir hakmış gibi Alevileri yıllarca oyaladıktan sonar verdiği kararların Türkiye’de  uygulanmadığını bilmesine rağmen Türkiye’ye yönelik en ufak bir yaptırım uygulamadı. Bu  nedenle son verilen kararı da sanki Türkiye ile arasındaki danışıklı bir karar gibi algılıyoruz. Bu karar gereği  AKP kendi tarifi olan Aleviliği uygulamaya koyacak ve AİHM’de bu uygulamaya göz yumacak diye düşünüyoruz. Yanılmayı çok isteriz…

-Aleviler yıllardır cemevileriyle ilgili mücadele veriyor… Mevcut iktidar Alevilerin haklarını yok sayıyor… Bu noktadan bakarsak Alevilerin net taleplerini buradan bir kez daha söyleyebilir misiniz?

Avrupa’da yaşayan Aleviler olarak Alevilerin Türkiye’de ki taleplerini Avrupa ile karşılaştırdığımızda, Türkiye’de ki taleplerimizin ne kadar kutsal ve mütevazi talepler olduğu daha net görünüyor. Örneğin Avrupa ülkelerinde her hangi bir inanç gurubu kimseden onay almadan ibadet hanesini oluşturuyor ve devletin sadece resmi olarak tanıması için prosüdür gereği başvuruda bulunuyor. Fransa gibi laik ülkelerde zaten her inanca eşit koşullar da yaklaşılıyor. Britanya ve Almanya gibi okullarında inanç dersleri olan ülkelerde ise diğer inançlar gibi Alevilik ders olarak genel kültür bilgisi kapsamında tüm öğrencilere temel bilgi seviyesinde anlatılıyor.

Bu nedenleTürkiye de Alevilerin;

Cemevleri İbadethane olsun,

Diyanet kaldırılsın,

Alevi Katliamları ile devlet yüzleşsin, Madımak utanç müzesi olsun,

Dergahlarımız iade edilsin,

Köylerimize cami yapılmasın,

Zorunlu sünnilik dersleri iptal edilsin,

Alevi asimilasyonuna son verilsin,

Laiklik gerçek anlamda uygulansın

Taleplerimiz kutsal, haklı, demokratik ve insane taleplerdir. Bunların 21.Yüzyılda halen talepedilmesi Türkiye için utançtır.

-Öte yandan Alevilerle ilgili ayrımcı politikada da devam ediyor. Son olarak yaşadığımız Maraş Terolar köyünde yapılmak istenen ve hatta yapımı süren kamp… Avrupa’daki Aleviler bu duruma nasıl bakıyor?

Maraş Terolarda Alevilerin yaşam alanları  AKP politikaları gereği işgal ediliyor. Suriye’de AKP’nin başını çektiği güçler tarafından çıkarılan iç savaştan kaçan sığınmacılar, Aleviler veTürkiye’de ki AKP muhalefetine karşı baskı aracı olarak kullanılmak isteniyor. Ortadoğu’da yaratılan Sünni-İslami rejimler emperyal devletlerin maşası olarak kullanılıyor. Afganistan ve Irak bunun örneğidir. Gerçek anlamda sünnilik ya da islam’la alakası olmayan uygulamaları gördüğümüz Işid sisteminin, emperyal devletlerin halkları ‘terbiye’ ederek kendilerine biat eden topluluklar yaratma projesi olduğu artık bir sır değildir.

Maraş Terolar da gördüğümüz şey bubüyük projenin görünen küçük bir kısmıdır. AKP bu projenin piyonu olduğu için Türkiye’yi de kötü günler bekliyor.

Yüzlerce yıldır birarada yaşayan Türkiye halkları buprojeler sayesinde birbirlerine düşman edileceklerdir.

-78 katliamında kentini terk etmek zorunda kalan Pazarcık halkının çoğunluğu Avrupa’da… Şimdi yeniden sürgün politikasıyla karşı karşıyalar. Bu süreci ve sürgün politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1978 yılında yapılan benzeri bir girişimle Maraş’ta yaşayan Aleviler ve Sünniler karşıkarşıya getirilmek istendi. Inanç değerleri istismar edilen sünnü toplumlar katliam da maşa olarak kullanıldı. Bugün suriyeli sünni inançlı toplumlar  AKP tarafından tekrar Alevilere karşı kullanılmak üzere bölgeye getiriliyor. Oysa daha uygun mekanlar olmasına rağmen AKP sığınmacıları bahane ederek cihatçı gurupları Alevilerin yaşadığı alanlarda yetiştirme niyetinde. 1978 katliamında sürgün edilen Maraş Alevileri aynı şekilde tekrar kendi topraklarında mülteci konumuna düşürülecek, istenmeyen halk ilan edilecek, Maraş Alevileri Avrupa kapılarına gönderilecek.

-Öte yandan medyaya ‘ırkçı’ bir izlenim yaratıldı. Aleviler mültecileri istemiyor algısı yayıldı. Bu bilinçli bir algı mıydı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aleviler olarak bizler Avrupa ülkelerinin suriyeli göçmenlere daha fazla yardım yapması için mücadele verirken ve Avrupalıların daha fazla mülteci Kabul etmesi gereğini söylerken birilerinin Alevileri Irkçı diye yaftalaması Kabul edilemez. AKP’nin Maraş’ta mültecileri kullanarak yapmaya çalıştığı istismarı açığa çıkarmak asla ırkçılık değildir. Bu suçlamayı Kabul etmiyoruz ve Alevilere bu suçlamayı yapan havuz medyasına iade ediyoruz.

-Tüm bu süreçler olurken Laiklik tartışması başladı. Yeni Anayasa’da Laiklik olmamalı sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? Aleviler nasıl bakıyor meseleye?

Aleviler 95 yıl once Cumhuriyet fikrine içinde Laiklik olduğu için destek verdiler. Bugün Türkiye’yi diğer islam ülkelerinden ayıran özellik yetersiz olsada yönetim biçiminin içinde laikliğin olmasıdır. AKP’ nin meclis başkanı laiklik kaldırılsın derken AKP’nin Işidi’le ortaklığını ispatlamıştır. Yıllardır meydanlarda AKP-Işid ortaklığını haykırıyoruz, basın açıklamalarında dile getiriyoruz fakat meclis başkanının bunu ilan etmesi endişelerimizin ne kadar yerinde olduğunu ispatladı.Sonuçolarak AKP, Işid’in uyguladığı yaşam biçimi olan emperyalistlere köle yetiştirme sistemini ülkemizde hayata geçirmek istiyor. Suriye’de Işid’in uyguladığı sistem ne sünnilik ne de islamdır. Bu yöntem müslümanların inancını istismar ederek halkları egemenlere köle etme yöntemidir.

AKP Türkiye’ye yeni anayasa aracılığı ile Işid rejimini dayatmak istiyor.

Toplumsal mutabakatla hazırlanan ve tüm Türkiye halklarının rızalığı ve onayı olan, demokratik, laik, katılımcı, bir anayasa Türkiye’nin ihtiyacıdır. Fakat AKP bu niyette değildir.

-1 Mayıs yaklaşırken ölümlerin olduğu bu dünyada 1 Mayıs için neler söylersiniz?

İşçi sınıfının ihtiyaçları ve çalışma koşulları dünyanın en önemli halledilmesi gereken mesele olması gerekirken neyazıkki savaş politikaları yüzünden katledilen insanların acılarında bu mesele öncelikli olarak konuşulamıyor.

Türkiye de yüzlerce binlerce insanımız işgüvenliği önemsenmediği için işverenler ve devlet tarafından katlediliyor. Gündemin yoğunluğu ve ağırlığından sadece satır aralarında kalan ve hayatın doğal bir haliymiş gibi algılanan bu iş katliamları görünür değildir. Her şeye rağmen işçi sınıfı kendi ihtiyaçları ve taleplerini en yüksek şekilde dile getirmeli ve başta Alevi kurumları olmak üzere tüm kesimler de destek olmalıyız.

Her alanda 1 Mayıs kitlesel olmalıdır. İstanbul’da 1 mayıs mutlaka Taksim meydanında kutlanmalıdır. Ülkemizde emekçilerin sendikal hakları ve örgütlenmesi için gerek siyasi,  gerekse ekonomik, kadro ve iş koşulları dahil tüm alanlarda haklı taleplerini savunmak hepimizin en önemli görevidir.

Küçüarmutlu’ya polis baskını

Devletin Alevilerin yoğunlukta yaşadığı mahallelere baskılar devam ediyor.  Polis bu sabaha karşı Küçükarmutlu Fatih Sultan Mahallesi’ne operasyon düzenledi.

 

1 Mayıs yaklaşırken devletin de Alevilerin yoğunlukta yaşadığı mahallelere de baskınlar sürüyor…Bu sabaha karşı Sarıyer Küçükarmutlu’ya özel harekat havadan ve karadan baskın düzenledi. Armutlu’da bulunan cemevi çevresini saran ve çevresine yapılan baskında 10 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri Sarıyer Küçük Armutlu’da birçok eve yönelik operasyon düzenledi.

Operasyona polis helikopteri de havadan destek verdi.

Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polis ekipleri, saat 04.00 sıralarına Küçük Armutlu’ya girerek mahalleyi abluka altına aldı.

AKP ‘dokunma’ işini kısa yoldan halledelim derdinde…

“Anayasa Komisyonu salonunda hava ağır mı ağır. HDP’yi Meclis’te ‘bitirmeyi’ planlamak yetmiyor olmalı ki, AKP bu ‘dokunma’ işini komisyona ve sonra savcılara, mahkemelere bırakmadan, yumruklarla dayakla filan kısa yoldan halledelim derdinde”
Mecliste dokunulmazlık tartışmaları sürerken HDP milletvekilleri saldırıya uğradı. Konuyla ilgili Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker‘in kavgalı oturum izlenimleri şu şekilde:

Üç kadın HDP’li milletvekilinin onlarca AKP’li erkek milletvekilince dövüldüğü bir gecenin sabahındayız.

Anayasa Komisyonu salonu, çoktan dolmuş. Hava ağır mı ağır.

On saat önce Genel Kurul’da “Kolluk kuvvetleri sivilleri katletti” dedi diye Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, AKP’li vekillerce yumruklanmış, Encü’yü bu saldırıdan korumak isteyen HDP’li iki kadın vekil de AKP’li vekillerin toplu saldırısının hedefi olmuş.

Komisyon üyesi HDP milletvekillerinin öfkesi yüzlerine yansımıştı.

Komisyon üyesi olmayan ve oturumu izlemeye gelen HDP’li vekiller, Burcu Çelik Özkan, Ayşe Acar Başaran, Feleknas Uca, Sırrı Süreyya Önder, Osman Baydemir, Garo Paylan hep ayakta.

Boş yerlerin tamamında çünkü, Komisyon üyesi olmayan ve oturumu izlemeye gelen AKPli milletvekilleri. Çok sayıda başörtülü milletvekili.

***

Dokunulmazlık toplantısı AKP’li vekillerin HDP’li vekillere gece yarısı Genel Kurul oturumunda yaşattığı şiddetin etki alanında başlıyor.

Aslında bir türlü başlayamıyor demek daha doğru.

Bir gece önce saldırıya uğrayan HDP’li kadın vekiller ile AKP’li vekillerin yakın olduğu bölge, zaten fokurdayan bir tencere gibi.

İlk arbede yer sıkıntısıyla başlayıp karşılıklı laf atmayla başladı. Meral Daniş Beştaş’ın “Burayı dağbaşı mı sandınız?” sözüne, AKP’linin “Dağbaşı olmadığı için buradasınız” yanıtı, gerilimin o kısa itiş kakışla sınırlı kalmayacağının habercisi.

İlk arbede birkaç pet şişe ve itiş kakışla atlatılır gibi oluyor.

Prof. Mithat Sancar Meclis içtüzüğünü anımsatmak ve yorumunu sunmak için söz istiyor. Beklediği söz bir türlü gelmeyince komisyonu izlemeye gelen sırrı Süreyya Önder “Ya bi söz verin Allahaşkına Hoca’ya. Adam dünyanın mektebini okumuş” diye takılıyor Başkan’a. Önder’in kendine has üslubuyla yaptığı bu çıkış kısacık da olsa gerilen sinirleri yatıştırıyor. Ama o kadar.

Prof. Sancar, kolay çözülecek bir meselenin çok uzadığını, danışmanların salonda bulunmasının teamül gereği mümkün olduğunu anlatıyor.

Sert bir konuyu görüşecek olan Komisyon salonuna üniversite amfisi havası veren şu sözleri söylüyor:

Parlamentoda emir olmaz

“Asıl olan en olgun şekilde konuşmak, anlatmaktır. Zaten Parlamento ‘parle’den yani ‘söz’den gelir. Bu 350 yıldır söyledir. Bazen sert, bazen yumuşak ama parlamentoda emir olmaz.”

Komisyon Başkanı Şentop’un HDP’nin taleplerini büyük bir sükunetle geri çevirmesi akşamki büyük kavganın da zeminini hazırlıyor.

Ne daha büyük bir salon, ne görüntülü kaydın alınması kabul ediliyor. Dahası bir gece önce Genel Kurul’daki saldırıyı hatırlatıp “istendiğinde periscope ile yayın yapıldığı” yanıtı, gizli bir alay barındırıyor içinde.

Saatlerce ayakta not aldığım o salondan çıktıktan kısa sonra o inanılmaz kavga patlıyor. Beş milletvekili yaralanıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, AKP üzerindeki baskı da, sokulduğu acele de sanıldığından çok büyük. HDP’yi Meclis’te “bitirmeyi” planlamak yetmiyor olmalı ki, bu “dokunma” işini Komisyon’a ve sonra savcılara, mahkemelere bırakmadan, yumruklarla dayakla filan kısa yoldan halledelim derdindeler.

Bu akıl almaz zorbalığın işleyip işlemeyeceğini birlikte göreceğiz.
/yarın