Ana Sayfa Blog Sayfa 6316

AKP, sekiz kanalı kapatmak için harekete geçti

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, “AKP iktidarı, perşembe günü, sekiz kanalı daha kapatmak için RTÜK aracılığıyla hamle yapacak. Türkiye’yi adeta çölleştirmek ve muhalif seslerin duyulmasını engellemek istiyorlar’’ şeklinde konuştu.

‘SARAY VE BAŞBAKANLIK YARIŞIYOR’

CHP Medyaya Yönelik Baskıları İzleme Komisyonu Üyesi – İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, sekiz TV kanalının daha RTÜK aracılığıyla kapatılmak istendiğini açıkladı. Can Erzincan TV’de katıldığı bir programda Erkan Akkuş’un sorularını yanıtlayan CHP’li Yarkadaş, “Saray ve AKP, kendilerini rahatsız eden tüm sesleri adeta yok etmek için yarışıyor’’ dedi.

Saray’da ‘Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ (CİMER) adlı bir birimin oluşturulduğunu söyleyen Yarkadaş, “Bu birim, adeta Paralel RTÜK gibi çalışıyor. Saray’ı rahatsız eden tüm yayınlar, RTÜK’e şikayet ediliyor ve gereğinin yapılması isteniyor’’ diye konuştu.

‘PARALEL RTÜK VAR’

CİMER’in, RTÜK’ün Yayın İzleme Birimi’ne ait tüm bilgilere erişebildiğini söyleyen Yarkadaş, konuyu TBMM gündemine taşıdığını da söyledi. Yarkadaş, sözlerine şöyle devam etti:

“CİMER adlı birim, RTÜK’ün işlem yapmadığı yayınları kayıt altına alıyor ve daha sonra kuruma yazılı bir talimat yolluyor. Şikayetçi oldukları yayına ilişkin işlem yapılmasını ve ceza verilmesini istiyor. RTÜK’te şu an böyle yüzlerce şikayet var. RTÜK üyeleri, hem AKP’nin hem de Saray’ın baskısı altında… Bir yanda Başbakanlık’ta oluşturulan İzleme Birimi, diğer yanda ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi var.. Buralardan sürekli şikayet geliyor. RTÜK üyeleri çifte baskı altında…’’

‘POLİSİ ELEŞTİRDİ DİYE…’

RTÜK’ün Perşembe günü yapacağı toplantıda, Can Erzincan, Van TV, Özgür Gün TV, Jiyan TV, Hayat TV ve Azadi TV’nin yayın lisanslarının iptalini gündeme alacağını belirten Yarkadaş, “RTÜK’ün AKP’li üyeleri, Can Erzincan TV’yi Nazlı Ilıcak’ın polisleri eleştiren bir konuşmasını gerekçe göstererek kapatmak istiyorlar’’ dedi.

İMC TV’nin kapatılmasının ardından Hit Bord adlı platforma taşındığını belirten Yarkadaş, “Edindiğim bilgiye göre, RTÜK’ün AKP’li üyeleri, İMC TV’nin buradaki yayınlarını sonlandırmak için de harekete geçmiş. HotBird adlı yayın platformuna başvurarak, İMC TV’nin yayınlarının sonlandırılmasını isteyecekler’’ ifadesini kullandı.

GAZETECİLERE KEYFİ YASAK

Sansür ve baskının artık ‘’uluslararası boyuta’’ taşındığına dikkat çeken Yarkadaş, “Sınır kapılarına, yasaklı gazeteciler listesi koyuyor, yabancı gazetecilerin Türkiye’ye girişini keyfi bir biçimde engelliyorlar. Bu, Türkiye’nin içe kapanması anlamına gelmektedir’’ dedi. Yasaklı gazeteciler listesini TBMM’ye taşıdığını da belirten Yarkadaş, “AKP, şu ana kadar bu listeyi yalanlamadı’’ şeklinde konuştu.

‘FOX TV DE TEHDİT ALTINDA’

Sansürün uluslararası boyutunun bir ayağının da Türkiye’de olduğunu belirten Yarkadaş, “FOX TV bunun için en uygun örnek… ABD sermayeli FOX TV’nin Türkiye yayınları da hedefte… AKP’li RTÜK üyeleri, FOX TV’ye, başarılı gazeteciler İsmail Küçükkaya ile Fatih Portakal’a sudan sebeplerle cezalar veriyorlar’’ hatırlatmasında bulundu.

CHP’li Yarkadaş, “Saray ve Başbakanlık, AKP’li RTÜK üyeleri aracılığıyla, FOX’a sudan sebeplerle peş peşe ceza verdirtiyor. RTÜK Kanunu’na göre, bir kanal aynı suçtan dolayı birkaç uyarı alırsa, lisans iptali gündeme geliyor. İktidar, FOX TV’yi, verilen uyduruk cezaları gerekçe göstererek susturmak istiyor’’ dedi.

‘ELEŞTİRİDEN RAHATSIZ OLMUYORUZ’

FOX TV’nin özellikle haber bültenlerinin iktidarı çok rahatsız ettiğini vurgulayan Yarkadaş, “Oysa ki; FOX TV, başta CHP olmak üzere HDP ve MHP’yi de çok ağır sözlerle eleştiriyor. Ancak eleştiriden rahatsız olan tek kurumun Saray ve AKP olduğu görülüyor’’ diye konuştu.

RTÜK’ün Perşembe günü yapacağı toplantıda, başta Can Erzincan TV olmak üzere, Van TV, Özgür Gün TV, Jiyan TV, Hayat TV ve Azadi TV’nin durumunun masaya yatırılacağını belirten Yarkadaş,“Güçleri yeterse, FOX TV’yi de sonraki toplantıda gündeme almak ve oldu bittiye getirmek istiyorlar’’ dedi.

MEDYAMA DOKUNMA

Muhalif kanalların kapatılmasının halkın haber alma ile kamuoyunun özgürce oluşturulması hakkının gaspı anlamına geleceğini belirten CHP’li vekil, “Kamuoyu buna itiraz etmeli ve (Medyama Dokunma) demelidir’’ şeklinde konuştu.

Yarkadaş, aynı TV programında TRT’deki yolsuzluklara da değindi. CHP’li vekil, “TRT’de tam bir yağma var. 12 bin TL’ye alınabilecek bir cihazla yapılacak olan işlem için, 800 bin TL’lik ihale açıp yandaşa vermişler. Bu halkın parasının yağmalanmasıdır’’ dedi.

TRT’nin reklam ihalesine ilişkin açıklamalar da yapan Yarkadaş, “Buradaki yolsuzluk ve kamunun kaybı ise milyon dolarlarla anlatılabilir’’ diye konuştu.

cumhuriyet

Çîroka Bavê Qurban

Haşim Kutlu, nivîskarekî Kurd û Alawî ye. 15 sal li zindanên dagirkerên Tirk de ma. Piştî zindanê dest bi nivîskariyê kir. 20 sal in taybetî li ser Alawîtiyê dinivîse. Lê li ser xwe gelek agahî tune. Lomo min xwest ku ez pêre roportajek bikim. Çîroka bavê kekê Haşîm balkeş bû. Ez dixwazim vê çîrokê parve bikim…

Haşîm Kutlu ji kuderê ye û kuderê hatiye dinyayê?

Ez li Afşînê (Yorpûz) gundê Axcaşar e me, lê li Hacibektaş hatime dine.

Dema serdanê?

Na xêr. Bavê min zarokatiya xwe de diçe dergahê û xwe qurbana dergahê dike. Li wêderê mezin dibe û dizewice.

Xwe qurban kirin çiye?

Berê zarok diçûn dergahan û wederê mezin dibûn. Xizmeta wê dikirin. Ji bo vê wan re digotin “qurban”.

Qurbaniya bavê we çawa bûye?

Bavê min bi cewikê xwe re hatiye dine. Bi salnameya Hicrî di sala 1327an de (bi Mîladî 1910)… Cewikê xwe liserxwe, bavê min jî bîçek nixweş bûye. Dapîra min Perîxan dibêje, “Eger bijî ezê qurbana dergahê bikim.” Dema 10 saliya xwe murşîdê dergahê Veliyeddîn Hurrem Çelebî te gundê me. Dapîra min dibêje, “Pîro, ev qurbana we ye. Zarok bi xwere bibe.” Ew jî serê bavê min mist dide û dibêje: “Dayê, ew hîn zarok e. Hewcedariya te pêre heye. Dema xwe hat ewê bi xwe were.”

Piştî du salan rojeke sibê radibin ku bavê min tûne ye. Digerin lê nabînin. Dapîra min Perîxan dibêje, “Pêwîstiya telaşê tune ye. Xwediyê wî hilgirt û bir.” Bi îtîqat e û wisa difikire.

Axcaşar kudere Hacibektaş kudere?

Navbera wan de sînorên Mereşê, wilayetê Kayserî û Kirşehîrê heye. Herî taybet jî rê û ziman nizane. Lê bavê min piştî çend mehan dergahê dibîne.

Dema ku dergahê dibîne çidike?

Hacıbektaş wê demê gundek bûye. Kopmleksekê qonaxê hebûye. Ew qonax jî yê malbata Hunkar –Malbata Ulusoy– bû. Dorê xwe bi dîwar bû. Tam li nîvçeyê gund e. Ew der navenda dergahê ye. Deriyêkê mezin yê bisêtelik (çatal) heye.

Nobetdar li ber derî ne. Bavê min te û wan re dibêje: “Ez tem, ez qurbanim. Ez hatim.” Li wêderê Kurd, Ermenî, Laz û Turkmen hebûne. Lê nobetdarên wê rojê ne Kurd bûne. Xeber dişînin ji qonaxê re… Veliyeddîn Çelebî derhal nasdike. Dibêje, “Zarokê dayê Perîxan e. Jê re xizmet bikin û xeber bişînin gund ku mina mirax nekin.”

Musahîbê bavê min Ermenî bû. Jê re digotin Memedê Şivan. Jina wî jî Donê Meletî bû. Dayîka min a musahîb vê meselê min re gotibû. Ew jî derwîşên xizmetkar bûn.

Navê bavê min Husên e. Lê jê re digotin “Bavê Qurban.” Bavê min li dergahê di sala 1962an de çû ye haq. Ez jî hetanî 26 saliya xwe li dergahê de mam. Min hemû sistem, jiyan û perwerdeya dergahê dît. Ew jî ji bo min tecrube ya herî mezin bû.

Laikliğe dokunmak

AHMET ALTAN

Fıkra eski ama bizim siyasetçilerin yeni fıkraya da ihtiyacı yok, eski fıkralar onlara her zaman uyuyor.

Temel, Fransa’da giyotinle idama mahkum olmuş.

Vakit gelmiş, şafak vakti ensesini traş etmişler, gömleğinin yakasını kesmişler, ellerini arkasından bağlayıp avluya çıkarmışlar.

Avluda iki idam mahkumu daha varmış.

Birinci mahkumu alıp giyotinin altına uzatmışlar.

Cellat bıçağı bırakmış… Bıçak yarı yolda takılıp durmuş.

Bir daha denemiş cellat… Bıçak gene takılmış.

Bir daha… Gene takılmış.

Fransız yasalarına göre giyotin üç kere düşmezse mahkum affediliyormuş…

“Affedildin, git” demişler mahkuma, adam gitmiş.

İkinci mahkumu çıkarmışlar.

Onda da bıçak üç kere takılmış… Onu da affetmişler.

Temel’i çıkarmışlar.

Cellat tam bıçağı bırakacak, Temel başını kaldırmış:

“Hatanın nerede olduğunu buldum, hemen düzelteyim” demiş.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “dokunulmazlıkların kaldırılması için oy vereceklerini” söylediğini duyunca aklıma “giyotini tamir eden” Temel geldi.

Kılıçdaroğlu da kendisinin, partisinin, ülkesinin boynunu kopartacak olan “bıçağın” nasıl tamir edileceğini bulmuş, cellatına yardım ediyordu.

Üstelik başına neler geleceğini de bildiği, “biz hapishaneye girmeye hazırız” demesinden belliydi.

Bütün saygımla Kılıçdaroğlu’na bir şey söylemek istiyorum:

“Siz ana muhalefet partisinin liderisiniz, sizden beklenen hapse girmeniz değil, haksız yere hapse giren insanları korumanız.”

Tabii, CHP bu dokunulmazlıkların kaldırılmasına yardım ederse sonunda olacağı bu, bütün Kürt milletvekillerini hapsettikten sonra CHP’lileri de hapsedecekler.

Siyaset sahnesinde AKP’lilerden başka kimseyi bırakmayacaklar.

Ve, “anayasaya uymayacağını” açıklayan cumhurbaşkanı bütün yönetimi tek başına eline geçirecek.

Şimdi karşımızda bir soru var…

Kılıçdaroğlu neden 7 Haziran’daki Devlet Bahçeli gibi davranarak hem kendisini, hem partisini, hem ülkesini bitirecek bir karar veriyor?

Bunun hiçbir mantığı yok.

Tam bir siyasi intihar.

Aynen Devlet Bahçeli’nin yaptıkları gibi tümüyle anlaşılamaz bir siyaset.

Herkes, “bunu neden yapıyor CHP” diye soruyor haklı olarak.

Çeşitli cevaplar dolaşıyor ortada ama bir tanesi çok ilgi çekici.

Genelkurmay’ın Kılıçdaroğlu’na, “Kürt politikacıları hapse attıracak” bu anayasa değişikliğini onaylamasını söylediği söylentileri var.

Doğru mu bilmiyorum ama CHP’nin dokunulmazlıklar konusunda izlediği siyaset öylesine manasız ve saçma ki bu iddia akla uygun gözüküyor.

Eğer durum buysa, CHP “Genelkurmay’ın talimatlarıyla” böylesine garip bir siyaset izliyorsa…

O zaman Kılıçdaroğlu’na, Genelkurmay eski başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşmalarına bir göz atmasını öneririm.

Generaller çoktan AKP’ye teslim olmuşlar.

Başbuğ, “17-25 Aralık’ın bir yargı darbesi” olduğunu söylüyor.

Emekli orgenerale göre AKP hırsızlık yapmadı… “Paralelciler” AKP’ye darbe yaptı.

Bakın size çok net söyleyeyim, birisi hukukta hiçbir karşılığı olmayan ve herkesin suçlanmasını sağlayabilecek “paralel” kavramını kullanıyorsa, o adam AKP’nin faşizm öğüttüğü değirmenine su taşıyor demektir.

Hiç unutmayın ki Can Dündar’la Erdem Gül bile “paralel” ile işbirliği yapmakla suçlandı mahkemede.

Bu suçlamanın içine herkesi sokabilir AKP ve kendisine bağlı yargıyla istediğini hapse atabilir.

AKP’nin hesabı da zaten bunu gerçekleştirmek.

Başbuğ açıklamalarıyla AKP’nin bu korkunç gidişatına yardımcı oluyor.

Onun konuşmaları Genelkurmay’ın görüşlerini de yansıtıyor herhalde.

Konuşan adam sıradan biri değil neticede, Genelkurmay’ın eski başkanı.

CHP, eğer Genelkurmay’ın talimatlarına uyuyorsa generallerin bu “teslimiyetçi” tavrını da göz önüne almalı.

Generaller iyice bir korkmuş gözüküyorlar.

Başbuğ, “anayasaya uymayacağını” söyleyen Erdoğan’dan korkuyor herhalde.

Bizim ülkemizde genellikle insanların “cesaretleri” yüreklerinden değil, bulundukları pozisyondan gelir.

Başbuğ genelkurmay başkanıyken esip gürlerken, o zaman başbakan olan Erdoğan da ondan korkup onun yanında yer alıyordu.

Şimdi korku tahtıravallisinde yer değiştirmişler.

AKP, parlamentodaki HDP’li milletvekillerini hapse atmak, o partiyi bitirmek, onların oylarını da kendine katıp anayasayı değiştirmek istiyor.

Sonra CHP’lileri de temizleyecek.

Planı bu.

Nasıl bir “anayasa” istediğini de açıkladı.

Laikliği kaldırıp “dindar” bir devlet kuracaklarmış.

Sonradan cumhurbaşkanı yalanlasa, kendisi “benim şahsi görüşüm” falan dese de AKP’li Meclis Başkanı “cini şişeden çıkardı” bir kere.

Anadolu’da o “yalanlamalar” değil, Meclis Başkanı’nın lafı dolaştırılacak.

Aynen havuz medyasının on beş dakikalığına, Zarrab’ın Amerikalı savcısının “paralellerden ödül aldığını” gösteren “sahte” resmini koyup kaldırması gibi…

“Lakliği anayasadan çıkarma” sözü öyle böyle bir söz değil, neredeyse yüz yıldır bu konuyla didişen Türkiye’nin toplumsal zihninde infilak edecek bir söz.

Ve bence fevkalade bilinçli bir şekilde piyasaya sürülmüş bir söz.

Eğer ben yanılıyorsam, Meclis Başkanı hakkında AKP grubu harekete geçer, onu makamından indirir ve partiden ihraç eder… Bu kadar hayati bir konuda böylesine dehşet verici bir laf etmesinin siyasi bedelini ödetir.

Ama hepimiz biliyoruz ki böyle bir şey olmayacak.

Meclis Bakanı görevine devam edecek, “laiklik kaldırılacak” lafı da, iskeleden ayrılan vapurun manevralarına benzer manevralarla bir yaklaşılıp bir uzaklaşılarak, halatı bir boşaltıp bir gererek siyasi gündemimizin içinde tutulacak.

Zaten, “namaz kılmayanı idam etmeli”, “Nişantaşı kaşarlarını vatandaşlıktan çıkarmalı” fetvaları da dolaşmaya başladı etrafta.

AKP, “laiklik” tartışmasıyla anayasa ve başkanlık referandumunun ana başlığını “din” yapmak istiyor belli ki.

Başkanlık, açıkça ya da el altından “dindarlarla dinsizlerin” kavgası biçiminde sunulacak ve bütün “dindarların” başkanlık için oy vermesi istenecek.

Sonra da laiklik kaldırılacak, başkan “halife” ilan edilecek, bütün muhalifler susturulacak ve memleket son kuruşuna kadar talan edilecek.

Türkiye’de, “demokrasi” için içsavaş çıkmaz.

Ama Türkiye’de “laiklik” nedeniyle içsavaş çıkar.

Bu ülke, demokrasinin ne olduğunu bilmiyor, demokrasiyi hiç görmedi, hiç hak kavgasına girmedi, fikirleri için hiç mücadele etmedi.

Üstelik neredeyse her kesim “demokrasinin olmaması” konusunda hemfikir.

Ama ülke “laikliği” biliyor, laik bir devletteki hayat tarzını biliyor, ülkenin büyük bir kesimi bu hayat tarzını benimsiyor ve bunun için kavga eder.

AKP, “başkanlık” için öylesine çıldırmış vaziyette ki “içsavaşı” da, laikliği kaldırmayı da, “dini” bir siyasi kavganın ekseni yapmayı da göze alıyor.

CHP de mi böyle bir içsavaşı istiyor?

CHP’nin tabanı, “Kürtler hapse atılsın” diye “laiklikten” vazgeçmeye hazır mı?

AKP’nin tek başına anayasayı değiştirecek, laikliği kaldıracak, hilafeti kuracak güce erişmesinin önündeki en büyük engel HDP’dir… HDP’yi ortadan kaldırdığınızda AKP’ye yol açılır… HDP olmadığında, onun aldığı 80 milletvekilliği AKP’ye geçer…

Matematik ortada… HDP olmazsa AKP tek başına her istediğini yapar.

Aniden ortaya çıkan bu “laikliği kaldıracağız” lafı Meclis Başkanı’nın yaptığı bir “şaka” mı değil mi hep beraber görürüz.

CHP’liler hiç kendilerini kandırmasınlar.

Önlerindeki seçenekler çok daralıyor.

Ya Kürtlere sahip çıkacaklar, Kürtlerle elbirliği yaparak “demokrasiyi ve laikliği” savunacaklar… Ya da Kürtler hapse girsin diye AKP’ye yardım edip onun oylarını artıracak ve “laikliğin” ortadan kaldırılacağı, bir adamın “halife” yapılacağı dehşet verici faşizmi yaşayacaklar.

CHP hangisini tercih ediyor?

AKP maskesini attı.

“Ya herru ya merru” siyasetini yürürlüğe koydu.

“Laikliği” de tartışma masasına özenle yerleştirdi.

CHP ne yapacak?

Laikliğin kaldırılmasına yardım edecek misiniz?

Kürt milletvekillerini tutuklattırıp AKP faşizminin ve “din devletinin” yolunu açacak mısınız

Eski alışkanlıkları sürdürüp gözünüzün ucuyla generallere bakıp durmaktan vazgeçin…

Şimdi siz varsınız, sizin hayatınız, sizin gücünüz ve sizin mücadeleniz var.

“Laikliği” kurtarmak için de demokrasiye muhtaçsınız.

AKP, CHP’yi öyle bir noktaya sıkıştırıyor ki “demokrasiden” vazgeçerseniz “laiklikten” de vazgeçeceksiniz.

Laikliği kurtarmak istiyorsanız “demokrat” olacak ve demokrasiyle laikliği, Kürtlerle omuz omuza koruyacaksınız.

CHP, “dokunulmazlıkların kaldırılması” için oy verdiğinde bilsin ki “laikliğin kaldırılması” için de oy vermiş olacak.

Kürtler hapse girsin, Kürt partisi kapatılsın diye “laiklikten” vaz geçecek misiniz?
Önünüzdeki soru bu.

Artık laiklikle demokrasiyi birbirinden ayıramazsınız.

İsterseniz laikliği ve demokrasiyi savunun…

İsterseniz, dokunulmazlıkların kaldırılması için oy verip “giyotini” tamir edin ve bıçak boynunuza insin.

/ HABERDAR

Laiklik: Çok tehlikeli bir oyun!

HASAN CEMAL

Ama aynı çerçevede benim de eleştiri hakkım vardır.
Türkiye’de cumhuriyet devletinin kuruluşundan itibaren geçerli olan laiklik anlayışını ve uygulamalarını ben de eleştiriyorum.
Otoriter laiklik anlayışının demokrasiyle bağdaşmadığını söylüyorum.
Mecburi din dersi’ne karşı çıkıyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı’yla dinin kontrol altına alınmasını da, sadece Sünniliğin empoze edilmesini de, Aleviliğin dışlanmasını da eleştiriyorum.
Bu uygulamaların din ve vicdan özgürlüğüne darbe olduğunu söylüyorum.
Bu laiklik anlayışı çerçevesinde, yıllar yılı uygulanmış olanbaşörtüsü ve türban yasağı fırsat eşitliğine de, vicdan özgürlüğüne de aykırıydı diye düşünüyorum.
Bütün inanç ve inançsızlıklara saygılı ve eşit mesafede duran yeni bir demokratik laiklik anlayışının demokrasiyle bağdaşacağını düşünüyorum.
İşte bu noktada ayrılıyorum Meclis Başkanı’ndan.
O, laiklik çıksın anayasadan diyor.
O, dindar anayasa istiyor.
O, Allah sözü geçen anayasa istiyor.
O, mecburi din dersine devam diyor.
O, Sünni inanç adına dini kontrol altında tutacak -ve Alevileri dışlamayı sürdürecek-  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını savunuyor.
Böyle bir kafa bu.
Bu kafada demokratik laiklik yok.
Bu kafada demokrasi yok.
Bu kafada farklı inançlara da, farklı inançsızlıklara da saygı yok.
Peki ne var?
Bu kafa yasakçı bir kafa.
Bu kafada İslami düzen var.
Bu kafada dinci devlet özlemi var.
Uzun lafın kısası:
Bu kafada cumhuriyeti demokratikleştirmek yok, cumhuriyet parantezini kapatmak var.
Çok ilginç.
TBMM Başkanı Kahraman’ın bu sözleri, Tayyip Erdoğan’ın uzunca zamandır çektiği çizgiyle uyumlu.
Erdoğan sırtını Batı’ya dönmüyor mu?
Demokrasi ve hukukun üstünlüğünü çoktan beri boşlamadı mı?
İslam aleminin sularında yol almıyor mu?
Evet öyle.
Bu yüzden Meclis Başkanı’nın çıkışı şaşırtıcı değil, Erdoğan’la uyumlu…
Ama yine de epeyce cesur bir çıkış…
Acaba Erdoğan’dan icazetli mi?
Bilemiyorum.
Saray’daki Sultan’ın Meclis Başkanlığı’na uygun bulduğu İsmail Kahraman bir gün çıkıyor, dindar anayasa diyor.
Anayasada laiklik istemiyor.
Anayasada Allah sözü de geçsin diyor.
Belki de iyi ediyor.
Nasıl bir devlet ve toplum düzeni istediklerini olanca açıklığıyla söylüyor.
Gizlemiyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?..
Bu soru işaretinin çengelinde çok şey düğümleniyor.
Bir nokta kesin.
Saray iktidarı, anlaşılan, Türkiye’yi biraz daha germek ve kutuplaştırmak istiyor.
Bu oyun, son derece tehlikeli bir oyun!
Yineliyorum:
Çok tehlikeli bir oyun, ‘laiklikle oynamak’!

t24.com.tr

TBMM ve Aleviler

18 Mart 1920’de İstanbul’daki Osmanlının “Meclis-i Mebusan”ı son toplantısını yaptı ve bir daha toplanmamak üzere dağıldı. Bu durum, Osmanlının da tarihe karışması anlamına geliyordu. 21 Nisan da “Heyet-i Temsiliye” adına, tüm illere meclisin açılışıyla ilgili 5 maddelik bir açılış programı yollandı. Genelgenin 1.Maddesi “Allahın lütfu keremiyle Nisan 23 Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.” Tanımı yer almıştı. İlgili genelgenin diğer maddelerinde ise bol bol Allah ve Kur’an ayetlerinden söz ediliyordu. Meclisin toplu açılışı, özellikle Cuma günü ve namazdan sonrası gerçekleşecekti. Ve o gün geldi. Hacı Bayram Veli camiinde M. Kemal’in öncülüğünde topluca kılınan Cuma namazından sonra, saat 13.45’te müftülerin dualarıyla yeni meclis açıldı.

Oysa kurtuluş savaşı vesilesiyle, Hacı Bektaş Dergahına bizatihi giden ve orada iyi karşılanan M. Kemal’e, Dergah’dan tahıl ürünleri, yatak-yorgan ve binlerce altın verilmişti. Dergah yöneticileri, Osmanlı’nın zulmünden kurtulmak için, çaresizce M. Kemal’e sarılmışlardı. Dolayısıyla 1. Meclis’te başkan M. Kemal’e, iki başkan vekili atanmıştı. Bunlardan birisi Konya milletvekili “Mevlana Çelebisi” olan, Abdulhalim Çelebi idi. İkinci başkan vekilliğine ise “Bektaşi Çelebisi” Cemalettin Çelebi Efendi atanmışlardı. Yeri gelmişken; “Çelebi” kavramının Kürtçe kökenli bir tanım olduğunu hatırlatalım! Fakat Bektaşi Çelebisi, hayatında bu meclise adımını bile atmadan, 1921’ de hayata gözlerini kapamıştı.

Tarih 30 Kasım 1925‘i gösterdiğinde, Kürtlerin Şeyh Sait isyanı akabinde Tekkeler ve Zaviyeler kapatıldı. 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” ile tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştı. Buna göre şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesi de yasaklanmıştı. Dikkat edilecek olursa buradaki başat (şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık) kavramların tümü, Alevilik/ Bektaşilik kavramları olup, kapatılan yerler ise daha çok yine Alevilerin kutsadıkları mekanlardı. Görüldüğü gibi bu çıkarılan yasada kadim Alevi kavramları, hurafe (falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve muskacılık) tanımlarıyla eşdeğer görülmüştür. Dahası da vardır! Konya’daki Mevlevi tekkesi, müzeye çevrilirken, Bektaşi dergahının bütün malvarlığına el konarak, kapatılmıştı. 1927’de dergah yöneticisi Salih Niyazi Dedebaba, Arnavutluk’a sürgüne yollanmış, 1941 yılında Tiran’da kurşunlanarak şüpheli bir şekilde hakka yürümüştü.

TBMM kurulduğu tarihten beri; gerçek anlamda hiç bir zaman Alevilerin meclisi olmamıştır. O tarihten beri bu meclisin bünyesinde aktif faaliyet yürüten bir Alevi partisi hayat bulmamıştır. O günden beri bu meclisin içinde Alevilerin özgün sorunları tartışılmamış ve devasa sorunları için çözümler üretilmemiştir. Bu meclisin aldığı hiç bir kararda, yaptığı hiç bir yasada Alevi-Alevilik tanımlarına asla yer verilmediği gibi, dolaylı da olsa Alevi-Alevilik kavramlarına hiç temas edilmemiştir. Alevileri, Aleviliği gündeme getiren meclis oturumları gerçekleştirilmemiştir.

Buna karşın 1920 yılında kurulan TBMM’de, Aleviler aleyhine yüzlerce karar alınmış ve uygulamaya konmuştur. Bu mecliste alınan kararlarla, Alevi erenlerin Dersim’deki asırlık mekanları bombalanmış, ortadan kaldırılmıştır. Alevi köylerine camiler inşaa edilmiş, Hanefi mezhebine mensup imamlar atanmıştır. Bu mecliste alınan kararlarla Alevi gençleri idam edilmiş, zindanlara atılmıştır. Bu mecliste alınan kararlarla Alevi çocukları zorunlu din dersine tabi tutulmuş ve zorla Hanefi mezhebine entegreleri sağlanmıştır. Sonuç itibariyle bu mecliste, Aleviler ve inançları hakkında alınmış olumlu hiç bir karar, yasa çıkarılmamıştır. Uzun lafın kısası bu meclis, Alevilerin meclisi değildir!

Röportaj Necati Ogural Arap Alevi Der #Maraş

Samandağ Arap Alevi Halkı Dayanışma Derneği

ABF: Fikirleri neyse zikirleri de odur

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada “fikirleri neyse zikirleri de odur, şeriatçı ve halifeliğe dayalı Anayasa’ya hayır” denildi.

 

ABF Genel Başkanı Baki Düzgün’ün yaptığı açıklanın tam metni şöyle:

Günümüzde mevcut AKP hükümetin 15 yıllık iktidarı boyuncahalifelik, şeriat, tek adamlık ve bütünü ile mezhepçi ve tekçi teokratik devlet yapısı inşasını tamamlamak ve sürdürmelerinin odağında kendi sınırsız, doyumsuz çıkarlarını, kendi dünyalıklarına göre yaratma arzuları vardır.

Gün geçmiyor ki “Demokrasi, Hukukun üstünlüğü,İnsan haklarına aykırı bir vakaları çıkmasın!?

Bunların “Fikirleri neyse Zikirleri de odur”

AKP fikrini! Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın “Laiklik yeni Anayasada olmamalıdır” sözleriyle de Zikretmiştir. Şeriata ve hilafetliğe dayalı bir Anayasa ve rejim hedeflediklerinin beyanıdır bu.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre Türkiye “İşçi haklarına saygı duymayan ülkeler” listesindeyiz. Yine Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)ya göre, El Salvador ve Cezayir’in ardından ‘işçi ölümlerinde’ üçüncü sıradayız.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporlarında Türkiye gelir adaletsizliğinde dünya 3.cüsüyüz.

Çocuk istismarı % 699

Yolsuzluk % 200 artmış durumda

180 000 çocuk gelin(dünya 3.cüsüyüz)

İnsan hakları ihlalinde, yolsuzlukta dünya tarihine geçtik.

“Bu milletim .mına koyacağız” diyen yandaşlarıyla

“Doğru namazın yolu, doğru seksten geçer” diyen yaşam koçlarıyla

Ayda 600 bin lira alıp da asgari ücretle geçinenlere “şükretmeyi” öğreten profesörleriyle

“g.tünüze kına yakın” diyen bakanıyla

Vatandaşına “Gavat” diyen Valisiyle

Kız kardeşlerine tecavüz eden imamlarıyla

“Kadına şiddet erkeğin hakkı” diyen yazarlarıyla

“Haram parayla yapılan camide namaz kılmak caizdir” diyen diyanetiyle

“Yolsuzluğa hırsızlıktır demek iftiradır” diyen rektörleriyle

“Ölenlerin (Şehitlerin) ailesi fazla bağırmasın, cennete girme şansları olmaz” diyen müftüleriyle

“Babanın penisi oğluna takılırsa ilişki kime yazılacak”ı konuşan İslamcı tv’leriyle

Bir gün, sadece bir gün bir çirkeflik ve çirkef haberler gelmesin diyoruz. Yer-gök çirkeflik dolmuş, ölü, ya da diriye bakmadan, her canlıyı istismar, tecavüz paranoyasındalar…

Kastamonu’da bir İmam Hatip’li hoca, kanserden ölen genç bir kızı gece yarısı mezardan çıkarıp tam 23 gün boyunca tecavüz ediyor…

Bu nasıl bir cinnetlik halidir!?

İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere verilen addır. Ve bu haklar ırk, ulus, etnik köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların ve insanlığın yararlanabileceği haktır.

Artık uzlaşarak, ortak paydalar bularak, temel mutabakatlar sağlanarak birlikte-bir arada yaşamanın yolarının arandığı bir çağda yaşıyoruz. Bunun en önemli yolu demokratik ülke, özgür yaşam, eşit yurttaşlıktan geçmektedir.

Demokratik ülke, özgür yaşam ve eşit yurttaşlıkta çoğulculuk ve çeşitlilik bir zenginlik olup günümüz dünyasında kültürel, dilsel ve dinsel açıdan değişim ve gelişme insanın, toplumun ve devletin demokratikleşmesi ve demokrasi kültürünün içselleştirilmesine bağlıdır bunu her zaman söylemekteyiz. Ve söylemeye de devam edeceğiz.

Bunun çözüm yollarından biri 93 yıllık Cumhuriyet’in günümüzde geçerliliğini yitirmiş tekçi anlayışının, kurumlarının ve yapısının toplumsal ve tarihsel gerçekler doğrultusunda Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesinden geçmektedir.

İnsan hakları evrensel bildirgesinden Kopenhag Kriterlerine geliş sürecinde temel sorun, erki elinde bulunduran siyasal örgütlenme olan devlet karşısında “insanın nasıl korunacağı ve özgürleşeceği” olmuştur.

(Demokrasi),(Hukukun üstünlüğü),(İnsan hakları),(Azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasıyla bu hakları güvence altına alan kurumların istikrarının sağlanması) oluşturulması istenen “İnsanlığın Ortak Değerleri”nde bu 4 temel öğeden biri olmazsa, diğerlerinin de hiçbir anlam ifade etmediğini bilmekteyiz.

Türkiye’de din ve inanç özgürlüğü açısından hukuki-fiili çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. Din ve inanç özgürlüğü, gerçek ‘laiklik’ çok inançlı, çok kültürlü ve çok dilli bir toplumun bir arada eşit koşullarda, eşit haklarla bir arada yaşamasının garantisidir.

Günümüzde mevcut AKP hükümetin 15 yıllık iktidarı boyuncaGerçek laiklik karşıtı gerici Anayasa arzularının odağında, halifelik, şeriat, tek adamlık ve bütünü ile mezhepçi ve tekçi teokratik devlet yapısı inşasını tamamlamak ve sürdürmek vardır.

Biz Alevi örgütleri olarak yaptığımız etkinliklerde, toplantılarda ve TBMM Anayasa Uzlaşı Komisyonu’nda taleplerimizi her zaman dile getirmişizdir.

—Yeni anayasa toplumsal ayrımları değil, Demokratik ülke, özgür yaşam ve eşit yurttaşlık gibi ortak noktaları öne çıkaran “Toplumsal Barış Projesi” olmalıdır.

—Yeni Anayasa insanı merkeze alan, tekçi anlayışlar yerine çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı zenginliğin olduğu bir toplum yaratmalıdır.

—Yeni Anayasa, temel hak ve özgürlükler konusunda uluslar arası sözleşmeler ve yargı kararlarıyla güvence altına alınmış, evrensel normlara uygun olmalıdır.

—Yeni Anayasa, bireysel ve kolektif hak ve özgürlüklerin önündeki hukuki ve fiili tüm engelleri kaldıran bir nitelikte olmalıdır.

—Yeni Anayasa da “Anayasal vatandaşlık” kavramı öne çıkmalı, kültürel çoğulculuk bu ülkenin zenginliği, değişim ve gelişmenin dinamiği olarak algılanmalı ve “Eşit Yurttaşlık” anlayışı temelinde farklılıkların birlikte, barış içinde yaşamalarını sağlayacak ortamı yaratmalıdır

 

Alevilerden sert tepki: AKP’yi şiddetle kınıyoruz

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözleri dünya kamuoyunda büyük tepkilere neden olurken Alevilerden de tepkiler geldi. Sosyal medya hesabından tepkisini dile getiren Gani Kaplan, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi olarak demokrasi güçlerini bu mücadeleyi ortaklaştırmaya çağırıyor ve Meclis Başkanı başta olmak üzere AKP hükümetini şiddetle kınadığımızı ilan ediyoruz” dedi.

Alevilerden sert tepki: AKP’yi şiddetle kınıyoruz

TBMM Başkanı Kahraman’ın “Yeni Anayasa’da Laiklil olmayacak” sözler, tüm kesimin tepkisini çekmeye devam ediyor.  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 14. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden başkan seçilen Gani Kaplan, hem Kahraman’ın sözlerine hem de son zamanlarda AKP’nin uyguladığı politikalara sert tepki gösterdi.  Kaplan, “Meclis başkanı sayın İsmail Kahraman’ın dünkü açıklaması akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Sayın başkan AKP’nin niyetini açığa çıkarmış ve ne kadar inkar ederlerse etsinler bütün çabalarının din ve şeriat eksenli bir yönetim şekli olduğunu ilan etmişlerdir. Bu açıklama bir tansiyon ölçme açıklamasıdır. Ülkeyi adım, adım şeriata ve hatta saltanata götürme planlarını başından beri bildiğimiz AKP hükümetinin bu hayalini kursaklarında bırakmak bütün demokrasi çevrelerinin boyunlarının borcudur”  dedi.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklmanın tam metni şu şekilde;

Zorunlu din dersleri ile yetinmediler yeni din dersleri eklediler. Çocuklarımızın başlarını bağladılar, okulları birer ibadethane çevirdiler. Her okul birer İmam Hatip okuluna döndü. Yetmedi ilkokul çağındaki çocukları dört gün okula bir gün camiye gönderecekleri protokoller imzaladılar. Ülkeyi gerici, dinci ve şeriatçı cemaat, dernek ve vakıf bahçesine çevirdiler. Buralarda kontrolsüz ve illegal faaliyetler yapılmasına göz yumdular. Çocuklarımıza taciz ve tecavüzleri sıradanlaştırdılar. Şimdi de zaten sorunlu olan laikliği tamamen ortadan kaldıracak anayasal düzenlemelere gideceklerini ilan ediyorlar. Bu Anayasa darbeci generallerin hazırladığı bir anayasadır. PSAKD örgütlülüğü bu anayasayı bir darbe anayasası olarak görmekte ve demokratik halkçı bir anayasa mücadelesi vermektedir. Ancak, AKP bu anayasanın daha da gerisinde bir anayasa hazırlamakta ve halkı bu hususta ikna etmeye çalışmaktadır. Öte yandan Suriye krizi ile iyiden iyiye açığa çıkan cihatçı çetelerin ellerini kollarını sallaya sallaya özgürce dolaştıkları bir ülke haline geldik. Patlayan bombalarla yüzlerce can verdik. Ülkemizin bir bölgesi kan revn içinde bırakılmış durumda. Bütün bunların yanı sıra sürekli gündem değiştiren ve dikkatleri başka yönlere çeken çıkışlarla tam anlamı ile bir kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılmaktadır.

Alevi köylerinin yerleşkelerine mülteci kampları inşa edilmekte ve Alevi köylerinde boş olan evlere mültecilerin yerleştirilmesi planlanmaktadır. Hal böyleyken bir yandan asimilasyon, inkar ve imha siyaseti güdülmekte, bir yandan da ülke kısmi demokrasiden uzaklaştırılarak şeriatçı ve otoriter bir rejime sürüklenmektedir. Bütün bu gelişmelere sessiz kalmamız mümkün değildir. Demokrasiden, özgürlüklerden, emekten, halkların eşitliğinden, aydınlanmadan, laiklikten yana olan bütün güçler bir araya gelerek bu çılgın politikalara dur deme zamanıdır. Herkesin elini değil gövdesini taşın altına sokması gerektiği bir dönemdeyiz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlülüğü olarak biz üzerimize düşeni fazlası ile yapacağımızı ilan ediyoruz. Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri ile birlikte demokratik tepkimizi ortaya koyacak güçteyiz. Ülkesini seven, çocuklarının geleceğinden endişe duyan her kurum ve kişi bu mücadeleye omuz vermelidir. Bu mesele sadece Alevilerin meselesi değildir. Gerçek anlamda bir laikliği birlikte inşa edip kurumsallaşmasını sağlamalıyız. Demokrasi mücadelesi ile eş zamanlı bu gerici ve şeriatçı kalkışmayı birlikte durdurabileceğimize inanıyoruz. Tarihimiz ve mücadele geçmişimiz bu onurlu duruş ve mücadelelerle doludur. Alevilerin sabrı zorlanmamalı ve bu anlayış ve politikalar derhal terk edilmelidir.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi olarak demokrasi güçlerini bu mücadeleyi ortaklaştırmaya çağırıyor ve Meclis Başkanı başta olmak üzere AKP hükümetini şiddetle kınadığımızı ilan ediyoruz. Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin söylediği “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”. Düsturuna bağlı olduğumuzu ve bu yoldan asla dönmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Başta hükümet olmak üzere herkes aklını başına devşirmelidir.

Ali Kenanoğlu: Özgürlükçü bir laiklik tesis edilmeli

Aleviler TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Yeni Anayasa’da Laiklik olmayacak” sözlerine tepki gösterdi. Bu durumu alevigazetesi.com’a değerlendiren Ali Kenanoğlu,  “bu çakma laiklik terk edilip özgürlükçü bir laiklik tesis edilmelidir” dedi.

TBMM Başkanı Kahramn’ın sözlerine tepkiler devam ederken Ali Kenanoplu sitemize yaptığı açıklamada “Bizler hem Aleviler olarak hem de yaşamını dine endekslemeyen kişiler olarak tabii ki seküler – Laik bir toplum yaşam biçimini destekledik, desteklemeye devam edeceğiz.” Diye konuştu.

Türkiye’de her şeyin içi boşaltıldığı gibi laiklik kavramının da içi boşaltılmış durumdadır diyen Kenanoğlu; “Evrensel bir tanım olan laiklik ülkemizde amacı dışında sadece sembolik bir ifade olarak durmakta bazen de inanç özgürlüğünün önünde engel olarak konumlandırılmaktadır”   İfadelerine yer verdi.

Ali Kenanoğlu yaptığı açıklamada, “Bu ve benzeri nedenlerle öncelikle mevcut laiklik anlayışına itiraz ettiğimizi belirtmek isterim. Yapılması gereken laikliği ortadan kaldırmak değil, gerçek bir seküler Laikliği hakim kılmak olmalıdır.” Diye konuştu.

Özgürlükçü laikliğin tesis edilmesi gerektğini söyleyen Kenanoğlu; “Anayasada Laiklik daha geniş tanımıyla yapılmalı ve statükocu bu çakma laiklik terk edilip özgürlükçü bir laiklik tesis edilmelidir. “ dedi.

alevigazetesi.com