Ana Sayfa Blog Sayfa 6316

Pazarcık’ta, Alevilik inancında yol, erkân panelleri…

Alevi Kültür Dernekleri Pazarcık Şubesi bünyesinde “ Alevilik inancında yol, erkân” konulu paneller serinin ilki 30 Nisan 2016, cumartesi günü, saat 18:30 ile 21:00 arasında gerçekleştirilecek.

Ercan Kazım Özer dedenin rehberliğinde toplantı, cem salonunda yapılacak. Yönetim adına yapılan açıklama şöyle;

 “ Değerli üyelerimiz, tüm canlarımızın beklentisi olan ALEVİLİK İNANCINDA YOL, ERKAN konusunda düzenli ve sıralı olarak yapılacak olan konferans söyleşilerin 1.si Sn. ERCAN KAZIM ÖZER Dedenin rehberliğinde 30.04.2016 ( bu hafta cumartesi akşam ) 18:30 – 21:00 saatleri arasında Pazarcık Cem Evi 1. Kat Cem salonunda yapılacaktır. Tüm üyelerimizin ve gönüllü ilgili canlarımızın ailece katılımı önemle beklenmektedir. ” Saygılarımızla Alevi Kültür Dernekleri Pazarcık Şubesi Yönetim Kurulu. 
akdpaz@gmail.com
Tel-fax + 90 344 311 29 00

Alevi kurumları: Laiklik kırmızı çizgimizdir

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Laiklik ve sistem karşıtı sözlerine yönelik olarak; Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri ve Alevi Bektaşi Federasyonu ortak bir açıklama yayınladı.

 

TBMM Başkanı Kahraman’ın sözlerine tepkiler devam ediyor. Dün tüm yurtta sokağa çıkan halk AKP’nin saldırısıyla karşılaştı. “Şeriat istemiyoruz” diye soka çıkanlara sert müdahale edilirken pek çok kişide gözaltına alındı.

Bu süreci yakından takip eden Aleviler’den de sert açıklamalar geldi. Ortak basın açıklaması yapan Alevi kurumları “Laiklik kırmızı çizgimizdir” dedi.

 

Açıklamanın tam metni şöyle;

25 Nisan 2016 tarihinde, İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği’nin (AY-BİR) İstanbul’da düzenlediği “Yeni Türkiye Konferansları”nın altıncısında konuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı İsmail Kahraman’ın; “Laiklik yeni anayasada olmamalıdır” beyânıyla açığa çıkardığı ve mevcut sisteme yönelik ideolojik hesaplaşmalarının bir getirisi olduğunu düşündüğümüz sözleriyle, kamuoyunun yoğun tepkisini toplamıştır.

Türkiye’deki tüm halkların, kendi vekillerini seçerek gönderdiği Türkiye Cumhuriyeti’nin meclisinde; o meclisin başkanlığı görevini yürüten bir kişinin; Cumhuriyet rejiminin temel taşlarından biri olan Laiklik ile ilgili “yıkıcı” tâbirler kullanması, kabul edilebilir değildir. Bu tavır; bilinmelidir ki; bizler tarafından Laikliğe, Demokrasiye ve Cumhuriyete karşı sergilenen bir karşı duruş olarak kabul edilmektedir. TBMM Başkanı ağzındaki baklayı çıkararak, esasen; halen vekili bulunduğu AKP iktidarının zihninde yatan gerçekliği gün yüzüne çıkarmıştır. AKP’nin 14 yıldır sürdürdüğü politikalarıyla ve çeşitli şekillerde beyânlarıyla zuhur ettiği “hilafet” isteğini ve halifelik hayallerini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Meclis başkanı Kahraman’ın yoğun tepki getiren Laiklik ve sistem karşıtı sözlerinden dolayı haklı tepkilerini; TBMM önünde, sokaklarda veya okudukları üniversitelerin bahçelerinde duyurmak ve anayasal haklarını kullanarak protesto etmek isteyen vatandaşlarımıza, gençlerimize karşı gösterilen polis şiddeti, gözaltılar ve fiziki yaralamalar; ülkenin içerisinde bulunduğu kaotik günlerde ülke yönetiminin çaresizliklerini tekrar tekrar gözler önüne sermektedir.

Bilinmelidir ki; Laiklik, olmazsa olmazımızdır. Bizler için hava, su ve ekmek kadar yaşamsal bir öneme sahiptir.

Bilinmelidir ki; bugün “Laiklik” üzerine yapılan bu tartışma, bir DİN TARTIŞMASI değildir. Farklı inançlara ait ve bu ülkede yaşayan herkesi ve tüm azınlıkları ilgilendiren bir “varlık tartışması” halidir. Anayasadan Laiklik maddesinin çıkarılması hayâli; muktedirin, bundan sonraki süreçte “kendi dini adına” yapacağı zorbalıkların önünü yasal olarak, kendi elleriyle sonuna kadar açması hayâlidir.

Meclis başkanlığı gibi hassas bir görevi olan ve Türkiye Cumhuriyeti kanunları dâhilinde, siyasi bir partinin milletvekilliği ile meclise giren meclis başkanının, kat’i sûrette kabul edilemez bu sözleri; üstelik toplumun tümünü ilgilendirecek ve bu hassasiyeti üzerinden hezeyana getirecek böylesi bir söylemi; konumu gereği “fikir özgürlüğü” temelinde değerlendirildiğinde abes; ancak, -yine konumu gereği- Türkiye Cumhuriyeti Kanunları’na göre değerlendirildiğinde; TCK’nın 216. Maddesine göre, suç teşkil etmektedir.

Kendi Meclis Başkanını seçimle göreve getiren Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni; İsmail Kahraman’ın yapmış olduğu mevcut sistem ve Laiklik karşıtı açıklamasından dolayı, gerekli hukuki süreçleri başlatması için derhal göreve çağırıyoruz.

Herkes bilmelidir ki; kaçak saray hâlifeliğin ve Türkiye’de hilafetin merkezi olmayacaktır.

Kamuoyuna duyurulur,

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ

HACIBEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEKLERİ

Fransa Alevi Federasyonu #Maraş Çağrısı

#Maraş Sivricehöyük (aşağı Terolar) köyü merasında yapılmaya devam eden ‘Mülteci’ kampına karşı Alevilerin direnişi sürüyor. 34 gündür süren mücadele Alevi kurumlarının desteği ile devam ediyor. Bu güne kadar yüzlerce sivil toplum örgütü, siyasetçi ve aydın tarafından ziyaret edilen çadır direnişine desteğin büyütülmesi yönünde bir çağrı da Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından yapıldı.  27-28 Nisan tarihleri arasında Terolar direnişine destekte bulunan FUAF heyetinin çağrı metni şöyle .

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) delegasyonu, yürütmeyi durdurma kararının açıklanacağı gün, Terolar‘daki direniş çadırında yerini aldı. Fransa’daki canlardan, Maraş’ta direnen canlara destek ! Maraş‘ta Alevi köylerine yakın mera alanı üzerine yapımı devam eden konteyner kentten dolayı tedirginiz. Bunun ülkedeki demografik yapıyı bozmaya yönelik AKP projesinin bir parçası olduğunu biliyoruz. Yöre halkının onayı alınmadan, yaşam alanlarına yönelik bu mudahale ve istilayı onaylamıyoruz.
Bundan dolayı ; Bölgede yaşayan Alevi-Sunni, Türk-Kürt, Sağcı-Solcu yurttaşlar kampı istememelerine rağmen, kamp yeri seçiminde başka amaçların olduğunu bildiğimizi göstermek, Bölge halkının tarım ve hayvancılıkle geçinmesine rağmen, mera alanlarının gasp edilmesine, tarım arazilerinin yok edilmesine onay vermediğimizi belirtmek, 1978’de Kahramanmaraş’ ta yaşanan Maraş Katliamı benzeri acıların yeniden yaşanabileceğine dair endişelerimizi dillendirmek, 14 yıllık hükümet deneyimine dayanarak, AKP’nin projelerine güvenmediğimizi bir kez de bölgede söylemek, Fransa’nın farklı şehirlerinde yapılan protesto yürüyüşlerinde AKP hükümetinin sesimizi duymamış olabileceği endişesi ile, birkez de bölgeden sesimizi haykırmak, Maraş’taki canlarımızın yalnız olmadığını göstermek, “Alevi köylerinden ve kutsal mekanlarından ellerinizi çekin” demek, Türkiye’de Aleviler için özgürlük ve adalet istedigimizi göstermek, Direniş çadırında tutulan nöbete destek vermek için, Maraş’tayız.
Maraş’ta direnen canlara destek olalım!
Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF)
Tel : 00 33 (0)9 81 23 17 43
Mail : fuaf.alevi@gmail.com
Facebook : Ovama Dokunma Fransa
Tweeter : #OvamaDokunmaFransa

Siyaset ve Alevilik

SÜLEYMAN DEPREM

Alevi toplumunda ezber durumuna gelmiş bir kavram dillerde dolaşır. O da şudur.

” Bizim işimiz siyaset değil.”

Dayatılan bu yanlış ezberle aleviler toplumsal örgütlenmeden ve toplumsal muhalefetten uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Oysa, toplumsal var olmanın, örgütlü birlikteliğin inşası siyasi projelerle mümkündür.

Siyaset, kaba anlamıyla herhangi bir konuda “Siyasi saplantı ” ile yapılmaz. Yapılırsa da ona siyaset denmez. Bu durum kişi ve kişileri ırkçı, Ulusalcı, Dinci saplantılara sürükler. Diğer halkları, İnançları ve görüşleri ret eden totaliter yöntemlere sevk eder.

SİYASET, bir toplumsal birlikteliği var etme projesidir. Bilim içerir. Mantık içerir. Tarih içerir. Bir bütün olarak toplumun ortak değerlerde birlikte yaşamasını esas alır. Bu birlikteliği dile getirirken Dinsel,İnançsal,Kültürel ve Ulusal değerlerinden vaz geçmeden birlikteliğin yaratılması esas alınırsa ancak gerçek Siyaset olur. Bir siyasi partiyi ,Ulusal kimliği yada bir toplumsal projeyi savunmak Siyaset değildir. Taraftarlıktır. Siyaset kavramını bunlarla tarif etmek “TEKÇİ” anlayışlara götürür. Siyaset kavramının bu şekilde daraltılması doğru değildir.

ALEVİLİK

Yukarıda izah etmeye çalıştığım açıdan baktığımız zaman, Alevilik; Bilimsel,Sosyal,Kültürel,Tarihsel,Ekonomik, İnançsal ve Ahlaksal bütünlüğü ile Siyasal bir Projedir.

Kaba siyaset değildir. Toplumsal yaşamın temel ögelerini içerir. Özellikle içinde yaşadığımız coğrafyada bizleri yöneten “Siyasiler” alevileri toplumsal muhalefetten uzak tutmak için “Aleviler siyaset yapmaz” söylemiyle yozlaştırma gayretindeler. Bu oyuna gelmemek lazım ve bu oyunu bozmak zorundayız.

Özellikle bunu Alevilik adına dillendirenler en kaba siyaseti yapmaktadırlar.

Eski yargıç konuştu: Devlet Alevilerle ilgili sınırı aşıyor

Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, AİHM Büyük Daire’nin “Alevilerin tüm hakları yerine getirilmeli; cemevlerine yasal statü tanınmalı” kararına ilişkin olarak, “Devlet, bu kararı uygulamak zorunda” dedi.

 

Rıza Türmen, Hürriyet’ten Gamze Kolcu’ya yaptığı değerlendirmede Büyük Daire’nin kararıyla ilgili şunları söyledi:

“AİHM’nin diğer tüm kararları, Alevilerin spesifik sorunlarına değinirken, bu karar bütün Alevilerin sorunlarını kapsayan, Aleviliğin Türkiye’deki konumuyla ve özüyle ilgili Büyük Daire kararı. Devlet birtakım bilirkişi raporlarında, ‘Alevilik ayrı bir inanç, din değildir; Sufi tarikatıdır’ diyor. AİHM, bunun devletin tarafsızlığıyla bağdaşmadığını, tanımın ancak Aleviler tarafından yapılabileceğini söylüyor. Dinsel toplulukların otonom olarak var olma hakları vardır. Bunun reddedilmesinin devletin tarafsızlığıyla bağdaşmadığına vurgu yapılıyor.

“Devlet sınırını aşıyor”

Kararda, ‘Alevilerin inançlarını uygulamaları devletin keyfine bırakılmış’ diyor. Alevilerin ihtiyacının tolerans, hoşgörü değil devlet tarafından tanınmak olduğu vurgulandı. Kararda, ‘Birinci sorun devletin tarafsızlığı, ikincisi ise inançlarını serbestçe uygulayamamaları’ denildi. Üçüncü olarak ise devletin takdir yetkisi sınırını aştığını söylüyor. Devlet Türkiye’de sünni inanca sahip olanları maddi yardımlarıyla desteklerken aynısını Alevilere yapmıyor. Diyanet’ten hizmet alamıyorlar. Sünni insanlarla aynı statüde olmalarına rağmen farklı muamele görüyorlar.

“İhlal nedeni tanınmama”

Kararın uygulanması, ihlale yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. İhlale yol açan temel neden Aleviliğin ayrı bir din, inanç olarak devlet tarafından tanınmaması. Aleviliğin devlet tarafından ayrı bir inanç olarak tanınması gerekiyor. İkincisi, devlet diğer sünni inanca mensup insanlara ne yardımda, ne gibi hizmetlerde bulunuyorsa Alevi inancına mensup insanlara da aynı şekilde devlet bütçesinden kaynak ayırmalı, ibadethane olarak tanınmalı. Bu kararın uygulanması Alevilerin sorunlarını büyük ölçüde ortadan kaldırır. Devlet Alevilerle ilgili sayısız çalıştay yapıyor. Devletin bunların hiçbirini yapmasına gerek yok. Devletin tek yapması gereken bu kararları uygulamak. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesi, bu kararların bağlayıcı olduğunu ve devletin kararları uygulamakla yükümlü olduğunu söyler. Uygulamayı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler. Karar gelir, gündeme alınır oradaki büyükelçiye, ‘Devletin kararı uygulamak için neler yapıyor’ diye sorulur. Yapılması gereken yasa değişikliği ise yasa değiştirilmeli, uygulama eksikliğiyse bunun giderilmesidir. Devlet sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda.”

AİHM Türkiye’yi mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün (27 Nisan) açıkladığı dört kararın dördünde de Türkiye’yi mahkum etti

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün (27 Nisan) açıkladığı dört kararın dördünde de Türkiye’yi mahkum etti. AİHM’in incelediği dosyalarda davacılar Maoist Komünist Parti (MKP) gerillalarının aileleri, CHP, Aleviler ve öldürülen Aselsan mühendisinin ailesiydi.

17 gerilla ailesine tazminat

17 Haziran 2005’te Dersim kırsalında öldürülen 17 MKP üyesine ilişkin yürütülen soruşturmanın yeterli olmadığı, askeri raporların birbiriyle çeliştiği, gerillalara karşı ortantısız güç kullanıldığı şikayetlerini değerlendiren mahkeme, gerillaların yaşam hakkı ve sonrasında da etkili soruşturma haklarının çiğnendiğine hükmederek 17 MKP gerillasının ailelerine 77 biner avro (yaklaşık 240 biner TL, toplam 4 milyon TL) tazminata hükmetti.

‘Yasa açık değil’

CHP davasında ise 2007-09 yılları arasında “bazı harcamalarda usulsüzlük yapıldığı” gerekçesiyle CHP’nin bazı malvarlıklarına el konulması haksız bulundu. AİHM gerekçeli kararında, ”Türkiye’de siyasi partilerin harcamalarının denetimi ile ilgili yasanın yeteri kadar açık olmadığına” ve CHP’ye 1 milyon 90 bin avro (yaklaşık 3.4 milyon TL) tazminat verilmesine hükmedildi.

Alevilere ayrımcılık var

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın 201 Alevi yurttaş ile birlikte açıp kazandığı, fakat Türkiye’nin itirazıyla AİHM’in en üst kurulu olan Büyük Jüri’de görülen davada AİHM bir kere daha Türkiye’de Alevilerin yasal statüsünün ve cemevlerinin resmen tanınmamasını haksız buldu. AİHM Türkiye’nin Alevilere ayrımcılık yaptığını oybirliğiyle hükme bağlarken, davacılara 3 biner avro (yaklaşık 10 biner TL), toplamda 606 bin avro (2 milyon 200 bin TL) mahkeme masrafı ödemesine karar verdi.

Mühendis intiharında kayıp flash disk

2006 yılında arabasında boğazı ve bilekleri kesilmiş şekilde ölü bulunan Aselsan mühendisi Hüseyin Başbilen’in ailesi de, cinayetin ardından adil soruşturma yapılmadığı, içinde intihar notu bulunduğu iddia edilen flash diskin kaybolduğu gerekçesiyle 20 bin avro (yaklaşık 62 bin TL) tazminat kazandı.

AKP, sekiz kanalı kapatmak için harekete geçti

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, “AKP iktidarı, perşembe günü, sekiz kanalı daha kapatmak için RTÜK aracılığıyla hamle yapacak. Türkiye’yi adeta çölleştirmek ve muhalif seslerin duyulmasını engellemek istiyorlar’’ şeklinde konuştu.

‘SARAY VE BAŞBAKANLIK YARIŞIYOR’

CHP Medyaya Yönelik Baskıları İzleme Komisyonu Üyesi – İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, sekiz TV kanalının daha RTÜK aracılığıyla kapatılmak istendiğini açıkladı. Can Erzincan TV’de katıldığı bir programda Erkan Akkuş’un sorularını yanıtlayan CHP’li Yarkadaş, “Saray ve AKP, kendilerini rahatsız eden tüm sesleri adeta yok etmek için yarışıyor’’ dedi.

Saray’da ‘Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ (CİMER) adlı bir birimin oluşturulduğunu söyleyen Yarkadaş, “Bu birim, adeta Paralel RTÜK gibi çalışıyor. Saray’ı rahatsız eden tüm yayınlar, RTÜK’e şikayet ediliyor ve gereğinin yapılması isteniyor’’ diye konuştu.

‘PARALEL RTÜK VAR’

CİMER’in, RTÜK’ün Yayın İzleme Birimi’ne ait tüm bilgilere erişebildiğini söyleyen Yarkadaş, konuyu TBMM gündemine taşıdığını da söyledi. Yarkadaş, sözlerine şöyle devam etti:

“CİMER adlı birim, RTÜK’ün işlem yapmadığı yayınları kayıt altına alıyor ve daha sonra kuruma yazılı bir talimat yolluyor. Şikayetçi oldukları yayına ilişkin işlem yapılmasını ve ceza verilmesini istiyor. RTÜK’te şu an böyle yüzlerce şikayet var. RTÜK üyeleri, hem AKP’nin hem de Saray’ın baskısı altında… Bir yanda Başbakanlık’ta oluşturulan İzleme Birimi, diğer yanda ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi var.. Buralardan sürekli şikayet geliyor. RTÜK üyeleri çifte baskı altında…’’

‘POLİSİ ELEŞTİRDİ DİYE…’

RTÜK’ün Perşembe günü yapacağı toplantıda, Can Erzincan, Van TV, Özgür Gün TV, Jiyan TV, Hayat TV ve Azadi TV’nin yayın lisanslarının iptalini gündeme alacağını belirten Yarkadaş, “RTÜK’ün AKP’li üyeleri, Can Erzincan TV’yi Nazlı Ilıcak’ın polisleri eleştiren bir konuşmasını gerekçe göstererek kapatmak istiyorlar’’ dedi.

İMC TV’nin kapatılmasının ardından Hit Bord adlı platforma taşındığını belirten Yarkadaş, “Edindiğim bilgiye göre, RTÜK’ün AKP’li üyeleri, İMC TV’nin buradaki yayınlarını sonlandırmak için de harekete geçmiş. HotBird adlı yayın platformuna başvurarak, İMC TV’nin yayınlarının sonlandırılmasını isteyecekler’’ ifadesini kullandı.

GAZETECİLERE KEYFİ YASAK

Sansür ve baskının artık ‘’uluslararası boyuta’’ taşındığına dikkat çeken Yarkadaş, “Sınır kapılarına, yasaklı gazeteciler listesi koyuyor, yabancı gazetecilerin Türkiye’ye girişini keyfi bir biçimde engelliyorlar. Bu, Türkiye’nin içe kapanması anlamına gelmektedir’’ dedi. Yasaklı gazeteciler listesini TBMM’ye taşıdığını da belirten Yarkadaş, “AKP, şu ana kadar bu listeyi yalanlamadı’’ şeklinde konuştu.

‘FOX TV DE TEHDİT ALTINDA’

Sansürün uluslararası boyutunun bir ayağının da Türkiye’de olduğunu belirten Yarkadaş, “FOX TV bunun için en uygun örnek… ABD sermayeli FOX TV’nin Türkiye yayınları da hedefte… AKP’li RTÜK üyeleri, FOX TV’ye, başarılı gazeteciler İsmail Küçükkaya ile Fatih Portakal’a sudan sebeplerle cezalar veriyorlar’’ hatırlatmasında bulundu.

CHP’li Yarkadaş, “Saray ve Başbakanlık, AKP’li RTÜK üyeleri aracılığıyla, FOX’a sudan sebeplerle peş peşe ceza verdirtiyor. RTÜK Kanunu’na göre, bir kanal aynı suçtan dolayı birkaç uyarı alırsa, lisans iptali gündeme geliyor. İktidar, FOX TV’yi, verilen uyduruk cezaları gerekçe göstererek susturmak istiyor’’ dedi.

‘ELEŞTİRİDEN RAHATSIZ OLMUYORUZ’

FOX TV’nin özellikle haber bültenlerinin iktidarı çok rahatsız ettiğini vurgulayan Yarkadaş, “Oysa ki; FOX TV, başta CHP olmak üzere HDP ve MHP’yi de çok ağır sözlerle eleştiriyor. Ancak eleştiriden rahatsız olan tek kurumun Saray ve AKP olduğu görülüyor’’ diye konuştu.

RTÜK’ün Perşembe günü yapacağı toplantıda, başta Can Erzincan TV olmak üzere, Van TV, Özgür Gün TV, Jiyan TV, Hayat TV ve Azadi TV’nin durumunun masaya yatırılacağını belirten Yarkadaş,“Güçleri yeterse, FOX TV’yi de sonraki toplantıda gündeme almak ve oldu bittiye getirmek istiyorlar’’ dedi.

MEDYAMA DOKUNMA

Muhalif kanalların kapatılmasının halkın haber alma ile kamuoyunun özgürce oluşturulması hakkının gaspı anlamına geleceğini belirten CHP’li vekil, “Kamuoyu buna itiraz etmeli ve (Medyama Dokunma) demelidir’’ şeklinde konuştu.

Yarkadaş, aynı TV programında TRT’deki yolsuzluklara da değindi. CHP’li vekil, “TRT’de tam bir yağma var. 12 bin TL’ye alınabilecek bir cihazla yapılacak olan işlem için, 800 bin TL’lik ihale açıp yandaşa vermişler. Bu halkın parasının yağmalanmasıdır’’ dedi.

TRT’nin reklam ihalesine ilişkin açıklamalar da yapan Yarkadaş, “Buradaki yolsuzluk ve kamunun kaybı ise milyon dolarlarla anlatılabilir’’ diye konuştu.

cumhuriyet

Çîroka Bavê Qurban

Haşim Kutlu, nivîskarekî Kurd û Alawî ye. 15 sal li zindanên dagirkerên Tirk de ma. Piştî zindanê dest bi nivîskariyê kir. 20 sal in taybetî li ser Alawîtiyê dinivîse. Lê li ser xwe gelek agahî tune. Lomo min xwest ku ez pêre roportajek bikim. Çîroka bavê kekê Haşîm balkeş bû. Ez dixwazim vê çîrokê parve bikim…

Haşîm Kutlu ji kuderê ye û kuderê hatiye dinyayê?

Ez li Afşînê (Yorpûz) gundê Axcaşar e me, lê li Hacibektaş hatime dine.

Dema serdanê?

Na xêr. Bavê min zarokatiya xwe de diçe dergahê û xwe qurbana dergahê dike. Li wêderê mezin dibe û dizewice.

Xwe qurban kirin çiye?

Berê zarok diçûn dergahan û wederê mezin dibûn. Xizmeta wê dikirin. Ji bo vê wan re digotin “qurban”.

Qurbaniya bavê we çawa bûye?

Bavê min bi cewikê xwe re hatiye dine. Bi salnameya Hicrî di sala 1327an de (bi Mîladî 1910)… Cewikê xwe liserxwe, bavê min jî bîçek nixweş bûye. Dapîra min Perîxan dibêje, “Eger bijî ezê qurbana dergahê bikim.” Dema 10 saliya xwe murşîdê dergahê Veliyeddîn Hurrem Çelebî te gundê me. Dapîra min dibêje, “Pîro, ev qurbana we ye. Zarok bi xwere bibe.” Ew jî serê bavê min mist dide û dibêje: “Dayê, ew hîn zarok e. Hewcedariya te pêre heye. Dema xwe hat ewê bi xwe were.”

Piştî du salan rojeke sibê radibin ku bavê min tûne ye. Digerin lê nabînin. Dapîra min Perîxan dibêje, “Pêwîstiya telaşê tune ye. Xwediyê wî hilgirt û bir.” Bi îtîqat e û wisa difikire.

Axcaşar kudere Hacibektaş kudere?

Navbera wan de sînorên Mereşê, wilayetê Kayserî û Kirşehîrê heye. Herî taybet jî rê û ziman nizane. Lê bavê min piştî çend mehan dergahê dibîne.

Dema ku dergahê dibîne çidike?

Hacıbektaş wê demê gundek bûye. Kopmleksekê qonaxê hebûye. Ew qonax jî yê malbata Hunkar –Malbata Ulusoy– bû. Dorê xwe bi dîwar bû. Tam li nîvçeyê gund e. Ew der navenda dergahê ye. Deriyêkê mezin yê bisêtelik (çatal) heye.

Nobetdar li ber derî ne. Bavê min te û wan re dibêje: “Ez tem, ez qurbanim. Ez hatim.” Li wêderê Kurd, Ermenî, Laz û Turkmen hebûne. Lê nobetdarên wê rojê ne Kurd bûne. Xeber dişînin ji qonaxê re… Veliyeddîn Çelebî derhal nasdike. Dibêje, “Zarokê dayê Perîxan e. Jê re xizmet bikin û xeber bişînin gund ku mina mirax nekin.”

Musahîbê bavê min Ermenî bû. Jê re digotin Memedê Şivan. Jina wî jî Donê Meletî bû. Dayîka min a musahîb vê meselê min re gotibû. Ew jî derwîşên xizmetkar bûn.

Navê bavê min Husên e. Lê jê re digotin “Bavê Qurban.” Bavê min li dergahê di sala 1962an de çû ye haq. Ez jî hetanî 26 saliya xwe li dergahê de mam. Min hemû sistem, jiyan û perwerdeya dergahê dît. Ew jî ji bo min tecrube ya herî mezin bû.

Laikliğe dokunmak

AHMET ALTAN

Fıkra eski ama bizim siyasetçilerin yeni fıkraya da ihtiyacı yok, eski fıkralar onlara her zaman uyuyor.

Temel, Fransa’da giyotinle idama mahkum olmuş.

Vakit gelmiş, şafak vakti ensesini traş etmişler, gömleğinin yakasını kesmişler, ellerini arkasından bağlayıp avluya çıkarmışlar.

Avluda iki idam mahkumu daha varmış.

Birinci mahkumu alıp giyotinin altına uzatmışlar.

Cellat bıçağı bırakmış… Bıçak yarı yolda takılıp durmuş.

Bir daha denemiş cellat… Bıçak gene takılmış.

Bir daha… Gene takılmış.

Fransız yasalarına göre giyotin üç kere düşmezse mahkum affediliyormuş…

“Affedildin, git” demişler mahkuma, adam gitmiş.

İkinci mahkumu çıkarmışlar.

Onda da bıçak üç kere takılmış… Onu da affetmişler.

Temel’i çıkarmışlar.

Cellat tam bıçağı bırakacak, Temel başını kaldırmış:

“Hatanın nerede olduğunu buldum, hemen düzelteyim” demiş.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “dokunulmazlıkların kaldırılması için oy vereceklerini” söylediğini duyunca aklıma “giyotini tamir eden” Temel geldi.

Kılıçdaroğlu da kendisinin, partisinin, ülkesinin boynunu kopartacak olan “bıçağın” nasıl tamir edileceğini bulmuş, cellatına yardım ediyordu.

Üstelik başına neler geleceğini de bildiği, “biz hapishaneye girmeye hazırız” demesinden belliydi.

Bütün saygımla Kılıçdaroğlu’na bir şey söylemek istiyorum:

“Siz ana muhalefet partisinin liderisiniz, sizden beklenen hapse girmeniz değil, haksız yere hapse giren insanları korumanız.”

Tabii, CHP bu dokunulmazlıkların kaldırılmasına yardım ederse sonunda olacağı bu, bütün Kürt milletvekillerini hapsettikten sonra CHP’lileri de hapsedecekler.

Siyaset sahnesinde AKP’lilerden başka kimseyi bırakmayacaklar.

Ve, “anayasaya uymayacağını” açıklayan cumhurbaşkanı bütün yönetimi tek başına eline geçirecek.

Şimdi karşımızda bir soru var…

Kılıçdaroğlu neden 7 Haziran’daki Devlet Bahçeli gibi davranarak hem kendisini, hem partisini, hem ülkesini bitirecek bir karar veriyor?

Bunun hiçbir mantığı yok.

Tam bir siyasi intihar.

Aynen Devlet Bahçeli’nin yaptıkları gibi tümüyle anlaşılamaz bir siyaset.

Herkes, “bunu neden yapıyor CHP” diye soruyor haklı olarak.

Çeşitli cevaplar dolaşıyor ortada ama bir tanesi çok ilgi çekici.

Genelkurmay’ın Kılıçdaroğlu’na, “Kürt politikacıları hapse attıracak” bu anayasa değişikliğini onaylamasını söylediği söylentileri var.

Doğru mu bilmiyorum ama CHP’nin dokunulmazlıklar konusunda izlediği siyaset öylesine manasız ve saçma ki bu iddia akla uygun gözüküyor.

Eğer durum buysa, CHP “Genelkurmay’ın talimatlarıyla” böylesine garip bir siyaset izliyorsa…

O zaman Kılıçdaroğlu’na, Genelkurmay eski başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşmalarına bir göz atmasını öneririm.

Generaller çoktan AKP’ye teslim olmuşlar.

Başbuğ, “17-25 Aralık’ın bir yargı darbesi” olduğunu söylüyor.

Emekli orgenerale göre AKP hırsızlık yapmadı… “Paralelciler” AKP’ye darbe yaptı.

Bakın size çok net söyleyeyim, birisi hukukta hiçbir karşılığı olmayan ve herkesin suçlanmasını sağlayabilecek “paralel” kavramını kullanıyorsa, o adam AKP’nin faşizm öğüttüğü değirmenine su taşıyor demektir.

Hiç unutmayın ki Can Dündar’la Erdem Gül bile “paralel” ile işbirliği yapmakla suçlandı mahkemede.

Bu suçlamanın içine herkesi sokabilir AKP ve kendisine bağlı yargıyla istediğini hapse atabilir.

AKP’nin hesabı da zaten bunu gerçekleştirmek.

Başbuğ açıklamalarıyla AKP’nin bu korkunç gidişatına yardımcı oluyor.

Onun konuşmaları Genelkurmay’ın görüşlerini de yansıtıyor herhalde.

Konuşan adam sıradan biri değil neticede, Genelkurmay’ın eski başkanı.

CHP, eğer Genelkurmay’ın talimatlarına uyuyorsa generallerin bu “teslimiyetçi” tavrını da göz önüne almalı.

Generaller iyice bir korkmuş gözüküyorlar.

Başbuğ, “anayasaya uymayacağını” söyleyen Erdoğan’dan korkuyor herhalde.

Bizim ülkemizde genellikle insanların “cesaretleri” yüreklerinden değil, bulundukları pozisyondan gelir.

Başbuğ genelkurmay başkanıyken esip gürlerken, o zaman başbakan olan Erdoğan da ondan korkup onun yanında yer alıyordu.

Şimdi korku tahtıravallisinde yer değiştirmişler.

AKP, parlamentodaki HDP’li milletvekillerini hapse atmak, o partiyi bitirmek, onların oylarını da kendine katıp anayasayı değiştirmek istiyor.

Sonra CHP’lileri de temizleyecek.

Planı bu.

Nasıl bir “anayasa” istediğini de açıkladı.

Laikliği kaldırıp “dindar” bir devlet kuracaklarmış.

Sonradan cumhurbaşkanı yalanlasa, kendisi “benim şahsi görüşüm” falan dese de AKP’li Meclis Başkanı “cini şişeden çıkardı” bir kere.

Anadolu’da o “yalanlamalar” değil, Meclis Başkanı’nın lafı dolaştırılacak.

Aynen havuz medyasının on beş dakikalığına, Zarrab’ın Amerikalı savcısının “paralellerden ödül aldığını” gösteren “sahte” resmini koyup kaldırması gibi…

“Lakliği anayasadan çıkarma” sözü öyle böyle bir söz değil, neredeyse yüz yıldır bu konuyla didişen Türkiye’nin toplumsal zihninde infilak edecek bir söz.

Ve bence fevkalade bilinçli bir şekilde piyasaya sürülmüş bir söz.

Eğer ben yanılıyorsam, Meclis Başkanı hakkında AKP grubu harekete geçer, onu makamından indirir ve partiden ihraç eder… Bu kadar hayati bir konuda böylesine dehşet verici bir laf etmesinin siyasi bedelini ödetir.

Ama hepimiz biliyoruz ki böyle bir şey olmayacak.

Meclis Bakanı görevine devam edecek, “laiklik kaldırılacak” lafı da, iskeleden ayrılan vapurun manevralarına benzer manevralarla bir yaklaşılıp bir uzaklaşılarak, halatı bir boşaltıp bir gererek siyasi gündemimizin içinde tutulacak.

Zaten, “namaz kılmayanı idam etmeli”, “Nişantaşı kaşarlarını vatandaşlıktan çıkarmalı” fetvaları da dolaşmaya başladı etrafta.

AKP, “laiklik” tartışmasıyla anayasa ve başkanlık referandumunun ana başlığını “din” yapmak istiyor belli ki.

Başkanlık, açıkça ya da el altından “dindarlarla dinsizlerin” kavgası biçiminde sunulacak ve bütün “dindarların” başkanlık için oy vermesi istenecek.

Sonra da laiklik kaldırılacak, başkan “halife” ilan edilecek, bütün muhalifler susturulacak ve memleket son kuruşuna kadar talan edilecek.

Türkiye’de, “demokrasi” için içsavaş çıkmaz.

Ama Türkiye’de “laiklik” nedeniyle içsavaş çıkar.

Bu ülke, demokrasinin ne olduğunu bilmiyor, demokrasiyi hiç görmedi, hiç hak kavgasına girmedi, fikirleri için hiç mücadele etmedi.

Üstelik neredeyse her kesim “demokrasinin olmaması” konusunda hemfikir.

Ama ülke “laikliği” biliyor, laik bir devletteki hayat tarzını biliyor, ülkenin büyük bir kesimi bu hayat tarzını benimsiyor ve bunun için kavga eder.

AKP, “başkanlık” için öylesine çıldırmış vaziyette ki “içsavaşı” da, laikliği kaldırmayı da, “dini” bir siyasi kavganın ekseni yapmayı da göze alıyor.

CHP de mi böyle bir içsavaşı istiyor?

CHP’nin tabanı, “Kürtler hapse atılsın” diye “laiklikten” vazgeçmeye hazır mı?

AKP’nin tek başına anayasayı değiştirecek, laikliği kaldıracak, hilafeti kuracak güce erişmesinin önündeki en büyük engel HDP’dir… HDP’yi ortadan kaldırdığınızda AKP’ye yol açılır… HDP olmadığında, onun aldığı 80 milletvekilliği AKP’ye geçer…

Matematik ortada… HDP olmazsa AKP tek başına her istediğini yapar.

Aniden ortaya çıkan bu “laikliği kaldıracağız” lafı Meclis Başkanı’nın yaptığı bir “şaka” mı değil mi hep beraber görürüz.

CHP’liler hiç kendilerini kandırmasınlar.

Önlerindeki seçenekler çok daralıyor.

Ya Kürtlere sahip çıkacaklar, Kürtlerle elbirliği yaparak “demokrasiyi ve laikliği” savunacaklar… Ya da Kürtler hapse girsin diye AKP’ye yardım edip onun oylarını artıracak ve “laikliğin” ortadan kaldırılacağı, bir adamın “halife” yapılacağı dehşet verici faşizmi yaşayacaklar.

CHP hangisini tercih ediyor?

AKP maskesini attı.

“Ya herru ya merru” siyasetini yürürlüğe koydu.

“Laikliği” de tartışma masasına özenle yerleştirdi.

CHP ne yapacak?

Laikliğin kaldırılmasına yardım edecek misiniz?

Kürt milletvekillerini tutuklattırıp AKP faşizminin ve “din devletinin” yolunu açacak mısınız

Eski alışkanlıkları sürdürüp gözünüzün ucuyla generallere bakıp durmaktan vazgeçin…

Şimdi siz varsınız, sizin hayatınız, sizin gücünüz ve sizin mücadeleniz var.

“Laikliği” kurtarmak için de demokrasiye muhtaçsınız.

AKP, CHP’yi öyle bir noktaya sıkıştırıyor ki “demokrasiden” vazgeçerseniz “laiklikten” de vazgeçeceksiniz.

Laikliği kurtarmak istiyorsanız “demokrat” olacak ve demokrasiyle laikliği, Kürtlerle omuz omuza koruyacaksınız.

CHP, “dokunulmazlıkların kaldırılması” için oy verdiğinde bilsin ki “laikliğin kaldırılması” için de oy vermiş olacak.

Kürtler hapse girsin, Kürt partisi kapatılsın diye “laiklikten” vaz geçecek misiniz?
Önünüzdeki soru bu.

Artık laiklikle demokrasiyi birbirinden ayıramazsınız.

İsterseniz laikliği ve demokrasiyi savunun…

İsterseniz, dokunulmazlıkların kaldırılması için oy verip “giyotini” tamir edin ve bıçak boynunuza insin.

/ HABERDAR

Laiklik: Çok tehlikeli bir oyun!

HASAN CEMAL

Ama aynı çerçevede benim de eleştiri hakkım vardır.
Türkiye’de cumhuriyet devletinin kuruluşundan itibaren geçerli olan laiklik anlayışını ve uygulamalarını ben de eleştiriyorum.
Otoriter laiklik anlayışının demokrasiyle bağdaşmadığını söylüyorum.
Mecburi din dersi’ne karşı çıkıyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı’yla dinin kontrol altına alınmasını da, sadece Sünniliğin empoze edilmesini de, Aleviliğin dışlanmasını da eleştiriyorum.
Bu uygulamaların din ve vicdan özgürlüğüne darbe olduğunu söylüyorum.
Bu laiklik anlayışı çerçevesinde, yıllar yılı uygulanmış olanbaşörtüsü ve türban yasağı fırsat eşitliğine de, vicdan özgürlüğüne de aykırıydı diye düşünüyorum.
Bütün inanç ve inançsızlıklara saygılı ve eşit mesafede duran yeni bir demokratik laiklik anlayışının demokrasiyle bağdaşacağını düşünüyorum.
İşte bu noktada ayrılıyorum Meclis Başkanı’ndan.
O, laiklik çıksın anayasadan diyor.
O, dindar anayasa istiyor.
O, Allah sözü geçen anayasa istiyor.
O, mecburi din dersine devam diyor.
O, Sünni inanç adına dini kontrol altında tutacak -ve Alevileri dışlamayı sürdürecek-  Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını savunuyor.
Böyle bir kafa bu.
Bu kafada demokratik laiklik yok.
Bu kafada demokrasi yok.
Bu kafada farklı inançlara da, farklı inançsızlıklara da saygı yok.
Peki ne var?
Bu kafa yasakçı bir kafa.
Bu kafada İslami düzen var.
Bu kafada dinci devlet özlemi var.
Uzun lafın kısası:
Bu kafada cumhuriyeti demokratikleştirmek yok, cumhuriyet parantezini kapatmak var.
Çok ilginç.
TBMM Başkanı Kahraman’ın bu sözleri, Tayyip Erdoğan’ın uzunca zamandır çektiği çizgiyle uyumlu.
Erdoğan sırtını Batı’ya dönmüyor mu?
Demokrasi ve hukukun üstünlüğünü çoktan beri boşlamadı mı?
İslam aleminin sularında yol almıyor mu?
Evet öyle.
Bu yüzden Meclis Başkanı’nın çıkışı şaşırtıcı değil, Erdoğan’la uyumlu…
Ama yine de epeyce cesur bir çıkış…
Acaba Erdoğan’dan icazetli mi?
Bilemiyorum.
Saray’daki Sultan’ın Meclis Başkanlığı’na uygun bulduğu İsmail Kahraman bir gün çıkıyor, dindar anayasa diyor.
Anayasada laiklik istemiyor.
Anayasada Allah sözü de geçsin diyor.
Belki de iyi ediyor.
Nasıl bir devlet ve toplum düzeni istediklerini olanca açıklığıyla söylüyor.
Gizlemiyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?..
Bu soru işaretinin çengelinde çok şey düğümleniyor.
Bir nokta kesin.
Saray iktidarı, anlaşılan, Türkiye’yi biraz daha germek ve kutuplaştırmak istiyor.
Bu oyun, son derece tehlikeli bir oyun!
Yineliyorum:
Çok tehlikeli bir oyun, ‘laiklikle oynamak’!

t24.com.tr