Ana Sayfa Blog Sayfa 6319

TBMM ve Aleviler

18 Mart 1920’de İstanbul’daki Osmanlının “Meclis-i Mebusan”ı son toplantısını yaptı ve bir daha toplanmamak üzere dağıldı. Bu durum, Osmanlının da tarihe karışması anlamına geliyordu. 21 Nisan da “Heyet-i Temsiliye” adına, tüm illere meclisin açılışıyla ilgili 5 maddelik bir açılış programı yollandı. Genelgenin 1.Maddesi “Allahın lütfu keremiyle Nisan 23 Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.” Tanımı yer almıştı. İlgili genelgenin diğer maddelerinde ise bol bol Allah ve Kur’an ayetlerinden söz ediliyordu. Meclisin toplu açılışı, özellikle Cuma günü ve namazdan sonrası gerçekleşecekti. Ve o gün geldi. Hacı Bayram Veli camiinde M. Kemal’in öncülüğünde topluca kılınan Cuma namazından sonra, saat 13.45’te müftülerin dualarıyla yeni meclis açıldı.

Oysa kurtuluş savaşı vesilesiyle, Hacı Bektaş Dergahına bizatihi giden ve orada iyi karşılanan M. Kemal’e, Dergah’dan tahıl ürünleri, yatak-yorgan ve binlerce altın verilmişti. Dergah yöneticileri, Osmanlı’nın zulmünden kurtulmak için, çaresizce M. Kemal’e sarılmışlardı. Dolayısıyla 1. Meclis’te başkan M. Kemal’e, iki başkan vekili atanmıştı. Bunlardan birisi Konya milletvekili “Mevlana Çelebisi” olan, Abdulhalim Çelebi idi. İkinci başkan vekilliğine ise “Bektaşi Çelebisi” Cemalettin Çelebi Efendi atanmışlardı. Yeri gelmişken; “Çelebi” kavramının Kürtçe kökenli bir tanım olduğunu hatırlatalım! Fakat Bektaşi Çelebisi, hayatında bu meclise adımını bile atmadan, 1921’ de hayata gözlerini kapamıştı.

Tarih 30 Kasım 1925‘i gösterdiğinde, Kürtlerin Şeyh Sait isyanı akabinde Tekkeler ve Zaviyeler kapatıldı. 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun” ile tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştı. Buna göre şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesi de yasaklanmıştı. Dikkat edilecek olursa buradaki başat (şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık) kavramların tümü, Alevilik/ Bektaşilik kavramları olup, kapatılan yerler ise daha çok yine Alevilerin kutsadıkları mekanlardı. Görüldüğü gibi bu çıkarılan yasada kadim Alevi kavramları, hurafe (falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve muskacılık) tanımlarıyla eşdeğer görülmüştür. Dahası da vardır! Konya’daki Mevlevi tekkesi, müzeye çevrilirken, Bektaşi dergahının bütün malvarlığına el konarak, kapatılmıştı. 1927’de dergah yöneticisi Salih Niyazi Dedebaba, Arnavutluk’a sürgüne yollanmış, 1941 yılında Tiran’da kurşunlanarak şüpheli bir şekilde hakka yürümüştü.

TBMM kurulduğu tarihten beri; gerçek anlamda hiç bir zaman Alevilerin meclisi olmamıştır. O tarihten beri bu meclisin bünyesinde aktif faaliyet yürüten bir Alevi partisi hayat bulmamıştır. O günden beri bu meclisin içinde Alevilerin özgün sorunları tartışılmamış ve devasa sorunları için çözümler üretilmemiştir. Bu meclisin aldığı hiç bir kararda, yaptığı hiç bir yasada Alevi-Alevilik tanımlarına asla yer verilmediği gibi, dolaylı da olsa Alevi-Alevilik kavramlarına hiç temas edilmemiştir. Alevileri, Aleviliği gündeme getiren meclis oturumları gerçekleştirilmemiştir.

Buna karşın 1920 yılında kurulan TBMM’de, Aleviler aleyhine yüzlerce karar alınmış ve uygulamaya konmuştur. Bu mecliste alınan kararlarla, Alevi erenlerin Dersim’deki asırlık mekanları bombalanmış, ortadan kaldırılmıştır. Alevi köylerine camiler inşaa edilmiş, Hanefi mezhebine mensup imamlar atanmıştır. Bu mecliste alınan kararlarla Alevi gençleri idam edilmiş, zindanlara atılmıştır. Bu mecliste alınan kararlarla Alevi çocukları zorunlu din dersine tabi tutulmuş ve zorla Hanefi mezhebine entegreleri sağlanmıştır. Sonuç itibariyle bu mecliste, Aleviler ve inançları hakkında alınmış olumlu hiç bir karar, yasa çıkarılmamıştır. Uzun lafın kısası bu meclis, Alevilerin meclisi değildir!

Röportaj Necati Ogural Arap Alevi Der #Maraş

Samandağ Arap Alevi Halkı Dayanışma Derneği

ABF: Fikirleri neyse zikirleri de odur

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada “fikirleri neyse zikirleri de odur, şeriatçı ve halifeliğe dayalı Anayasa’ya hayır” denildi.

 

ABF Genel Başkanı Baki Düzgün’ün yaptığı açıklanın tam metni şöyle:

Günümüzde mevcut AKP hükümetin 15 yıllık iktidarı boyuncahalifelik, şeriat, tek adamlık ve bütünü ile mezhepçi ve tekçi teokratik devlet yapısı inşasını tamamlamak ve sürdürmelerinin odağında kendi sınırsız, doyumsuz çıkarlarını, kendi dünyalıklarına göre yaratma arzuları vardır.

Gün geçmiyor ki “Demokrasi, Hukukun üstünlüğü,İnsan haklarına aykırı bir vakaları çıkmasın!?

Bunların “Fikirleri neyse Zikirleri de odur”

AKP fikrini! Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın “Laiklik yeni Anayasada olmamalıdır” sözleriyle de Zikretmiştir. Şeriata ve hilafetliğe dayalı bir Anayasa ve rejim hedeflediklerinin beyanıdır bu.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre Türkiye “İşçi haklarına saygı duymayan ülkeler” listesindeyiz. Yine Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)ya göre, El Salvador ve Cezayir’in ardından ‘işçi ölümlerinde’ üçüncü sıradayız.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporlarında Türkiye gelir adaletsizliğinde dünya 3.cüsüyüz.

Çocuk istismarı % 699

Yolsuzluk % 200 artmış durumda

180 000 çocuk gelin(dünya 3.cüsüyüz)

İnsan hakları ihlalinde, yolsuzlukta dünya tarihine geçtik.

“Bu milletim .mına koyacağız” diyen yandaşlarıyla

“Doğru namazın yolu, doğru seksten geçer” diyen yaşam koçlarıyla

Ayda 600 bin lira alıp da asgari ücretle geçinenlere “şükretmeyi” öğreten profesörleriyle

“g.tünüze kına yakın” diyen bakanıyla

Vatandaşına “Gavat” diyen Valisiyle

Kız kardeşlerine tecavüz eden imamlarıyla

“Kadına şiddet erkeğin hakkı” diyen yazarlarıyla

“Haram parayla yapılan camide namaz kılmak caizdir” diyen diyanetiyle

“Yolsuzluğa hırsızlıktır demek iftiradır” diyen rektörleriyle

“Ölenlerin (Şehitlerin) ailesi fazla bağırmasın, cennete girme şansları olmaz” diyen müftüleriyle

“Babanın penisi oğluna takılırsa ilişki kime yazılacak”ı konuşan İslamcı tv’leriyle

Bir gün, sadece bir gün bir çirkeflik ve çirkef haberler gelmesin diyoruz. Yer-gök çirkeflik dolmuş, ölü, ya da diriye bakmadan, her canlıyı istismar, tecavüz paranoyasındalar…

Kastamonu’da bir İmam Hatip’li hoca, kanserden ölen genç bir kızı gece yarısı mezardan çıkarıp tam 23 gün boyunca tecavüz ediyor…

Bu nasıl bir cinnetlik halidir!?

İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere verilen addır. Ve bu haklar ırk, ulus, etnik köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların ve insanlığın yararlanabileceği haktır.

Artık uzlaşarak, ortak paydalar bularak, temel mutabakatlar sağlanarak birlikte-bir arada yaşamanın yolarının arandığı bir çağda yaşıyoruz. Bunun en önemli yolu demokratik ülke, özgür yaşam, eşit yurttaşlıktan geçmektedir.

Demokratik ülke, özgür yaşam ve eşit yurttaşlıkta çoğulculuk ve çeşitlilik bir zenginlik olup günümüz dünyasında kültürel, dilsel ve dinsel açıdan değişim ve gelişme insanın, toplumun ve devletin demokratikleşmesi ve demokrasi kültürünün içselleştirilmesine bağlıdır bunu her zaman söylemekteyiz. Ve söylemeye de devam edeceğiz.

Bunun çözüm yollarından biri 93 yıllık Cumhuriyet’in günümüzde geçerliliğini yitirmiş tekçi anlayışının, kurumlarının ve yapısının toplumsal ve tarihsel gerçekler doğrultusunda Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesinden geçmektedir.

İnsan hakları evrensel bildirgesinden Kopenhag Kriterlerine geliş sürecinde temel sorun, erki elinde bulunduran siyasal örgütlenme olan devlet karşısında “insanın nasıl korunacağı ve özgürleşeceği” olmuştur.

(Demokrasi),(Hukukun üstünlüğü),(İnsan hakları),(Azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasıyla bu hakları güvence altına alan kurumların istikrarının sağlanması) oluşturulması istenen “İnsanlığın Ortak Değerleri”nde bu 4 temel öğeden biri olmazsa, diğerlerinin de hiçbir anlam ifade etmediğini bilmekteyiz.

Türkiye’de din ve inanç özgürlüğü açısından hukuki-fiili çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. Din ve inanç özgürlüğü, gerçek ‘laiklik’ çok inançlı, çok kültürlü ve çok dilli bir toplumun bir arada eşit koşullarda, eşit haklarla bir arada yaşamasının garantisidir.

Günümüzde mevcut AKP hükümetin 15 yıllık iktidarı boyuncaGerçek laiklik karşıtı gerici Anayasa arzularının odağında, halifelik, şeriat, tek adamlık ve bütünü ile mezhepçi ve tekçi teokratik devlet yapısı inşasını tamamlamak ve sürdürmek vardır.

Biz Alevi örgütleri olarak yaptığımız etkinliklerde, toplantılarda ve TBMM Anayasa Uzlaşı Komisyonu’nda taleplerimizi her zaman dile getirmişizdir.

—Yeni anayasa toplumsal ayrımları değil, Demokratik ülke, özgür yaşam ve eşit yurttaşlık gibi ortak noktaları öne çıkaran “Toplumsal Barış Projesi” olmalıdır.

—Yeni Anayasa insanı merkeze alan, tekçi anlayışlar yerine çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı zenginliğin olduğu bir toplum yaratmalıdır.

—Yeni Anayasa, temel hak ve özgürlükler konusunda uluslar arası sözleşmeler ve yargı kararlarıyla güvence altına alınmış, evrensel normlara uygun olmalıdır.

—Yeni Anayasa, bireysel ve kolektif hak ve özgürlüklerin önündeki hukuki ve fiili tüm engelleri kaldıran bir nitelikte olmalıdır.

—Yeni Anayasa da “Anayasal vatandaşlık” kavramı öne çıkmalı, kültürel çoğulculuk bu ülkenin zenginliği, değişim ve gelişmenin dinamiği olarak algılanmalı ve “Eşit Yurttaşlık” anlayışı temelinde farklılıkların birlikte, barış içinde yaşamalarını sağlayacak ortamı yaratmalıdır

 

Alevilerden sert tepki: AKP’yi şiddetle kınıyoruz

TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözleri dünya kamuoyunda büyük tepkilere neden olurken Alevilerden de tepkiler geldi. Sosyal medya hesabından tepkisini dile getiren Gani Kaplan, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi olarak demokrasi güçlerini bu mücadeleyi ortaklaştırmaya çağırıyor ve Meclis Başkanı başta olmak üzere AKP hükümetini şiddetle kınadığımızı ilan ediyoruz” dedi.

Alevilerden sert tepki: AKP’yi şiddetle kınıyoruz

TBMM Başkanı Kahraman’ın “Yeni Anayasa’da Laiklil olmayacak” sözler, tüm kesimin tepkisini çekmeye devam ediyor.  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği 14. Olağan Genel Kurulu’nda yeniden başkan seçilen Gani Kaplan, hem Kahraman’ın sözlerine hem de son zamanlarda AKP’nin uyguladığı politikalara sert tepki gösterdi.  Kaplan, “Meclis başkanı sayın İsmail Kahraman’ın dünkü açıklaması akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Sayın başkan AKP’nin niyetini açığa çıkarmış ve ne kadar inkar ederlerse etsinler bütün çabalarının din ve şeriat eksenli bir yönetim şekli olduğunu ilan etmişlerdir. Bu açıklama bir tansiyon ölçme açıklamasıdır. Ülkeyi adım, adım şeriata ve hatta saltanata götürme planlarını başından beri bildiğimiz AKP hükümetinin bu hayalini kursaklarında bırakmak bütün demokrasi çevrelerinin boyunlarının borcudur”  dedi.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklmanın tam metni şu şekilde;

Zorunlu din dersleri ile yetinmediler yeni din dersleri eklediler. Çocuklarımızın başlarını bağladılar, okulları birer ibadethane çevirdiler. Her okul birer İmam Hatip okuluna döndü. Yetmedi ilkokul çağındaki çocukları dört gün okula bir gün camiye gönderecekleri protokoller imzaladılar. Ülkeyi gerici, dinci ve şeriatçı cemaat, dernek ve vakıf bahçesine çevirdiler. Buralarda kontrolsüz ve illegal faaliyetler yapılmasına göz yumdular. Çocuklarımıza taciz ve tecavüzleri sıradanlaştırdılar. Şimdi de zaten sorunlu olan laikliği tamamen ortadan kaldıracak anayasal düzenlemelere gideceklerini ilan ediyorlar. Bu Anayasa darbeci generallerin hazırladığı bir anayasadır. PSAKD örgütlülüğü bu anayasayı bir darbe anayasası olarak görmekte ve demokratik halkçı bir anayasa mücadelesi vermektedir. Ancak, AKP bu anayasanın daha da gerisinde bir anayasa hazırlamakta ve halkı bu hususta ikna etmeye çalışmaktadır. Öte yandan Suriye krizi ile iyiden iyiye açığa çıkan cihatçı çetelerin ellerini kollarını sallaya sallaya özgürce dolaştıkları bir ülke haline geldik. Patlayan bombalarla yüzlerce can verdik. Ülkemizin bir bölgesi kan revn içinde bırakılmış durumda. Bütün bunların yanı sıra sürekli gündem değiştiren ve dikkatleri başka yönlere çeken çıkışlarla tam anlamı ile bir kafa karışıklığı yaratılmaya çalışılmaktadır.

Alevi köylerinin yerleşkelerine mülteci kampları inşa edilmekte ve Alevi köylerinde boş olan evlere mültecilerin yerleştirilmesi planlanmaktadır. Hal böyleyken bir yandan asimilasyon, inkar ve imha siyaseti güdülmekte, bir yandan da ülke kısmi demokrasiden uzaklaştırılarak şeriatçı ve otoriter bir rejime sürüklenmektedir. Bütün bu gelişmelere sessiz kalmamız mümkün değildir. Demokrasiden, özgürlüklerden, emekten, halkların eşitliğinden, aydınlanmadan, laiklikten yana olan bütün güçler bir araya gelerek bu çılgın politikalara dur deme zamanıdır. Herkesin elini değil gövdesini taşın altına sokması gerektiği bir dönemdeyiz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği örgütlülüğü olarak biz üzerimize düşeni fazlası ile yapacağımızı ilan ediyoruz. Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri ile birlikte demokratik tepkimizi ortaya koyacak güçteyiz. Ülkesini seven, çocuklarının geleceğinden endişe duyan her kurum ve kişi bu mücadeleye omuz vermelidir. Bu mesele sadece Alevilerin meselesi değildir. Gerçek anlamda bir laikliği birlikte inşa edip kurumsallaşmasını sağlamalıyız. Demokrasi mücadelesi ile eş zamanlı bu gerici ve şeriatçı kalkışmayı birlikte durdurabileceğimize inanıyoruz. Tarihimiz ve mücadele geçmişimiz bu onurlu duruş ve mücadelelerle doludur. Alevilerin sabrı zorlanmamalı ve bu anlayış ve politikalar derhal terk edilmelidir.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi olarak demokrasi güçlerini bu mücadeleyi ortaklaştırmaya çağırıyor ve Meclis Başkanı başta olmak üzere AKP hükümetini şiddetle kınadığımızı ilan ediyoruz. Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin söylediği “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”. Düsturuna bağlı olduğumuzu ve bu yoldan asla dönmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Başta hükümet olmak üzere herkes aklını başına devşirmelidir.

Ali Kenanoğlu: Özgürlükçü bir laiklik tesis edilmeli

Aleviler TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın “Yeni Anayasa’da Laiklik olmayacak” sözlerine tepki gösterdi. Bu durumu alevigazetesi.com’a değerlendiren Ali Kenanoğlu,  “bu çakma laiklik terk edilip özgürlükçü bir laiklik tesis edilmelidir” dedi.

TBMM Başkanı Kahramn’ın sözlerine tepkiler devam ederken Ali Kenanoplu sitemize yaptığı açıklamada “Bizler hem Aleviler olarak hem de yaşamını dine endekslemeyen kişiler olarak tabii ki seküler – Laik bir toplum yaşam biçimini destekledik, desteklemeye devam edeceğiz.” Diye konuştu.

Türkiye’de her şeyin içi boşaltıldığı gibi laiklik kavramının da içi boşaltılmış durumdadır diyen Kenanoğlu; “Evrensel bir tanım olan laiklik ülkemizde amacı dışında sadece sembolik bir ifade olarak durmakta bazen de inanç özgürlüğünün önünde engel olarak konumlandırılmaktadır”   İfadelerine yer verdi.

Ali Kenanoğlu yaptığı açıklamada, “Bu ve benzeri nedenlerle öncelikle mevcut laiklik anlayışına itiraz ettiğimizi belirtmek isterim. Yapılması gereken laikliği ortadan kaldırmak değil, gerçek bir seküler Laikliği hakim kılmak olmalıdır.” Diye konuştu.

Özgürlükçü laikliğin tesis edilmesi gerektğini söyleyen Kenanoğlu; “Anayasada Laiklik daha geniş tanımıyla yapılmalı ve statükocu bu çakma laiklik terk edilip özgürlükçü bir laiklik tesis edilmelidir. “ dedi.

alevigazetesi.com

Turan Eser yazdı: Mülteciler ve İkiyüzlü siyaset

Turan Eser “Mülteciler ve İkiyüzlü Siyaset” adlı BirGün gazetesindeki köşesinde yeniden Maraş’ı hatırlatıyor.

 

Türkiye’de 2.6 milyon Suriyeli, 250 bin civarında ise Afgan ve Iraklı olmak üzere toplam 2.850.000 mülteci, geleceği belirsiz ve umutsuz şekilde yaşıyor. AKP ve AB hükümetleri ise mültecilerin umutlarını öldüren ve iktidarlarını koruyan politikalarla besleniyor.

“Mültecilere insani yardım” ile övünen AKP Türkiyesi’nde mültecilerin yüzde 90’ı devlet desteğinden mahrum.

Bugün 26 AFAD kampında 269.736 Suriyeli mülteci yaşıyor. Yani yüzde on bile değil!

Diğer yüzde doksan, yani 2.5 milyon mülteci ise kendi imkânları ya da imkansızlıkları içinde yaşıyor.

AFAD kampları şaibeli

AKP’nin, mülteci haklarına dayalı bir politikası yok. İktidar için iç ve dış politik kaygıları var. Bu nedenle Suriye’de savaş ve işgal politikalarının mağduru olan mülteciler, AKP iktidarı için ya şark usulü kurnazlıklarla sürdürülen “Kayseri pazarlığı” ya da mezhepçi politikalar derinliğindedir. AFAD kampları da bu mezhepçi politikaların projesidir.

Örneğin “Sığınmacıları’nda İzleme Platformu’nun 2013 Ekimi’nde yayınladığı rapora göre; AFAD kampları:

1- Güvenlik bakımından özellikle sınır illerindeki kamplar uluslararası kriterlere uygun değil.

2- Mülteciler için bir izolasyon ve hareket özgürlüğünü engellemektedir.

3- Etnik ve dini kökene dayalı ayrımcılık yapılıyor: Hıristiyanlar, Kürtler, Romanlar Çerkezler, ve Aleviler bu kamplarda yok!

4- Cinsiyete yönelik ayrımcılık ve şiddet: Kamp ortamının kadınlar ve kız çocukları bakımından cinsel istismar, taciz, tecavüz ve şiddete uğrama risklerine açık olması.

5- Kampların tarafsızlığına dair çekinceler: Birçok aile, çocuklarının kamplardaki politik grupların baskısı altına kalması endişesi ve politik olarak taraf seçmek zorunda bırakılma kaygısı taşıyor.

Sömürülen mültecilik

Ölüme ve belirsizliğe terk edilmiş mülteciler her gün ayrımcılık, ötekileştirme ve dışlanma ile karşı karşıya yaşıyor. Devletin ekonomik ve sosyal desteğinden ve her türlü güvencesinden yoksunlar.

İş pazarının vicdansız ve sömürücü tezgâhlarında “modern köleler” olarak düşük ücretle, uzun çalışma saatleriyle çalıştırılıyorlar.

Umuda yolculukları, ölümle sonuçlanıyor!

Mezarlıkları, denizin binlerce metre derinliğinde.

Kefensiz ve mezarsızlar..

Mezarı olan kurtarılmış cesetlerin ise “kimsesizler mezarlığında” sadece numaralanmış ve isimsiz çukurlara dolduruluyor!

Sonuç sömürülmüş ve ölüme terk edilmiş insanlık!

Vicdanı kurumuş siyasetin yaşam ve ölüm hakkına uygun gördüğü politika bu!

Çünkü onlar devletlerin, kimsesizleştirdikleridir.

AB “Mülteci Krizini” Türkiye’ye taşıma derdinde

Türkiye ile AB arasında 18 Mart’ta varılan mutabakat, Suriyeli mültecilerin yaşamları ve hakları üzerindeki istismarı göz önüne sermiştir.

Bu mutabakat AB’nin “kriz” ve “sorun” olarak gördüğü Suriyeli mültecileri Türkiye’ye geri göndermeyi, bir yandan da sınır kontrolünü sağlayarak mülteci akımını sınırlandırmayı hedefliyor.

Almanya’da Merkel oylarını koruma derdinde

Almanya Başbakanı Merkel’in AKP taleplerine el uzatması ve gerçekleşmeyecek “Vizesiz Avrupa” gibi vaatlerde bulunması siyasi oy hesabıdır. Almanya’da siyasi istismara dönüşen mülteci politikaları ile oyunu artırarak yükselişe geçen Almanya İçin Alternatif (AfD) isimli sağcı partinin varlığı, diğer partilerdeki oy yükselişi ve Merkel’in Partisi CDU’nun ciddi oranda oy kaybettiğini gösteriyor.

Merkel, 2017 genel seçimler öncesi mültecilerin Almanya’ya gelişini durdurmak için mültecileri “para karşılığında” ve “AKP flörtü” ile “güvenilir ülke Türkiye’ye” geri göndermek istiyor.

Türkiye 3 Milyar Avro ve Vizesiz Avrupa derdinde

AKP, AB’den gelecek 3 milyar Avro ile “vizesiz serbest dolaşım hakkı” derdinde.

AB ise Türkiye’ye “vizesi Avrupa” hakkı vermeyecek. Zira Merkel’in AKP flörtü, 2017 yılına kadar Türkiye’yi bir oyalama taktiğidir. Çünkü Almanya genel seçimleri 2017’de!

Mülteciler can derdinde

AB ile 18 Mart’ta imzalanan mutabakat metninin ilk maddesi gereği, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen Suriyeli mültecilerin tekrar Türkiye’ye iadesi taahhüt edilmiş.

Bu mutabakata göre Türkiye AB tarafından “güvenli üçüncü ülke” olarak kabul edilmiş! Çünkü AB Sığınma Prosedürü Yönetmeliği’nin 33. Maddesi gereği mültecilerin “kabul edilemez” denilerek, geri iade edebilmesi için, iade edilecek ülkeyi, “güvenli üçüncü ülke” olarak kabul etmesini zorunlu kılıyor.

İkiyüzlü AB, mültecileri geri iade etmek için Türkiye’yi “güvenilir ülke” olarak kabul ederken, kendi vatandaşları için Türkiye’yi “güvensiz ülke” olarak ilan edip AB yurttaşlarını geri çağırmış ve Türkiye’yi “tatil için güvensiz ülke” olarak resmi açıklamalar yapmışlardır.

AB ülkelerinde “alarm” veren “mülteci krizini” Türkiye’ye postalamak için “geri kabul” ile Türkiye’yi “güvenilir üçüncü ülke” kabul edebiliyor. Türkiye ve AB’nin insan haklarından yoksun ve vicdansız iç ve dış politik istismarı mülteciler üzerinden yapılıyor.

Belirsizlik ve umutsuzluk içinde “umuda yolculuğun” ölüme yolculuğa dönüştüğü mültecilerin dünyasından bize yansıyan haberlerin başında sadece ölümler, ayrımcılık, dışlanma, nefret, cinsel ve emek sömürüsü haberleri geliyor.

Geçen hafta 500 mültecinin boğulduğu ve Akdeniz mülteci mezarlığına kefensiz gömüldüğü haberi, son haber olmayacak. Çünkü herkes kendi derdinde..

Cem Özdemir: İktidar Maraş’ta farklı bir algı yaratıyor

Maraş’ta çoğunlukla Alevilerin yaşadığı bölgeye konteyner kent kurulması kararının sadece bölge insanını değil aynı zamanda kendilerini de tedirgin ettiğini söyleyen Cem Özdemir, Terolar Köyü’nün bilinçli bir şekilde seçilmesi hususunda kafaları karıştıran bir girişim olduğunu dile getirdi.
Maraş Katliamı’nı hatırlatan Özdemir şunları söyledi: “78’de yaşananlar hala hafızalarda iken, o dönemin acıları tam olarak sarılmamışken, bölge insanını tedirgin edeceğini bile bile bu kararın alınmasını ve karar üzerinde ısrar edilmesini anlamış değilim. Bölge insanının hassasiyetlerini ve karşı duruşunu anlamaya çalışmak yerine, zaten mağdur durumda olan ve türlü türlü acılar çekmiş sığınmacıları bu tartışmanın içine çekmek ve bölge insanı ile karşı karşıya getirmenin arkasında umuyorum başka hesaplar yatmıyordur.”

Farklı bir algı yaratılma çabası var
AFAD kampları hakkında hiç de yabana atılmayacak iddialarının olduğunu da ifade eden Özdemir şunları söyledi: “Bölge halkının haklı korkuları orta yerde duruyorken, böylesi verimli bir ovaya hangi mantıkla bu kampın kurulması kararının alındığını ben de sorguluyorum. Yine olayı saptırarak, bir kısım basın yayın organlarında Alevilerin sığınmacı ve göçmenlere sanki karşı olduğu algısının yaratılmaya çalışılması da zaten yeterince gerilim yaşayan ülkede, yeni bir gerilim alanı yaratmaktan başka bir şey getirmeyecektir. Yerinden edilmeyi, öteki kılınmayı ve ayrımcılığı en iyi bilenlerden olan Alevilerin, yerinden edilenlere sırt çevireceğini iddia etmek de tek başına tarihi bilmemektir.”

‘Canı gönülden destekliyorum’
Görünen köyün kılavuz istenmeyeceğini de ifade eden Özdemir son olarak şunları belirtti: “Alevilerin geçmişte yaşadıkları biliniyor ve günümüzdeki sorunları ise hala görmezden geliniyor. Yok sayılıyorken, bölgenin demografik yapısını değiştirmeye ve Aleviler üzerindeki baskılara yenisini eklemeye yönelik çabalardan bir an önce vazgeçilmesini umuyor ve gerek Maraş Yaşam Platformu, gerekse Avrupalı Alevi aktivistleri canı gönülden destekliyorum.”
ERDAL ALIÇPINAR/KÖLN

Diktatöre karşı inadına birlik!

RECAİ AKSU

Yolsuzluğun, hırsızlığın, katliamların yaşandığı bir Türkiye’de Meclis Başkanı Kahraman, ‘Yeni ve dindar bir anayasa olmalı’ diyor…

Diktatör daha önce” Dindar nesil yetiştireceğiz.  Cerrahtepe’dekiler yavru gezicilerdir” demişti…

Meclis başkanı da diktatörün zihniyetini temsil ediyor…

Toplumu gericileştiren, kaos ortamı yaratan ve insanların can güvenliğini ön plana çıkararak, tehdit ederek bundan beslenen diktatör zihniyeti ‘hedefine’ doğru ilerliyor…

Ancak baskı rejimlerinde görülen ve dünyada örnekleri bulunan bu durumu değiştirebilmenin yolunun toplumun birliğinden, iriliğinden dirliginden geçtiğini unutmayalım…

Bugüne bakarak , yılgınlığa, umutsuzluğa, moral bozukluğuna yer yok!

Bizler barışı, kardeşliği, dostluğu, eşitliği, adaleti, insan haklarını, düşünce ve inanç özgürlüğünü savunmaya devam etmeliyiz…

Bizler tam demokratik ve laik Türkiye özlemimizi sürdürmeliyiz…

Bizler insan haklarını savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler Alevi-Sünni, Türk-Kürt tüm inanç ve etnik kökenlilerin bir arada barış içinde yaşamasını savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler kardeşlik ve dostluğu  savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler adaleti  savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler düşünce ve inanç özgürlüğünü  savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler hukukun üstünlüğüne inanmayı sürdürmeliyiz…

Bizler demokrasiyi  savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler Türk-Kürt, Alevi-Sünni farklı etnik köken ve inançlardan insanların bir arada barış içinde birarada yaşamasını dünden daha çok  savunmayı sürdürmeliyiz…

Bizler bu ülkede kalıcı barışın sağlanması için tam demokratik ve laik Türkiye özlemimizi sürdürmeliyiz…

Bugüne kadar Diktatör ve zihniyetinin yaptıkları, ülkenin kan gölüne çevirildiği, savaşın eşiğine getirildiği apaçık ortada…

Çözüm; Türkü, Kürdü, Alevisi,Sünnisi tüm farklı etnik köken ve inanca sahip insanların hak için, hukuk için, adalet için, insan hakları için, düşünce özgürlüğü için, evrensel değerler için, yani tam demokratik ve laik bir Türkiye için, ırkçı ve şeriatçı olmayanların el ele birlikte mücadele etmesidir…

Çözüm tam demokratik ve laik bir Türkiye için inadına birliktir..

Evet; inadına birlik!

Evet; diktatöre karşı inadına birlik!

AİHM Alevileri haklı buldu

AİHM Büyük Dairesi, cemevlerinin statüsü hakkında nihai kararını duyurdu. Strasbourg’daki mahkeme, cemevlerinin statüsü konusunda açılan davada Alevileri haklı buldu. Kararın bütün dini grupları ilgilendirdiği belirtildi.

AİHM Büyük Dairesi, Türkiye’de Alevilere dini ayrımcılık yapıldığına hükmetti.

AİHM, Türkiye’nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesini ihlal ettiğine karar verdi.

Kararda, devletin dini alanda kamu hizmeti verme yükümlülüğü olmadığını ancak kamu hizmeti verilmesi durumunda ise, bunun tüm dini grupları kapsaması gerektiğini belirtti.

11 YILLIK SÜREÇ SONA ERDİ

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan ve 202 Alevi vatandaş tarafından açılan davanın duruşması Haziran 2015’te yapılmıştı.Türkiye’de konuyla ilgili 11 yıl önce açılan davada iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından dosya 5 yıl önce AİHM’ye taşınmıştı.

Uygulamalarda ayrıcalık yapılmakta olduğu, eşit vatandaşlık kurallarının ihmal edildiği, bütçeden Alevilere de pay ayrılması gerektiği gibi iddia ve taleplerden AİHM’ye Prof. Dr. İzzettin Doğan önderliğinde 202 kişi tarafından dava açılmıştı.

AİHM 18 Aralık 2014’te aldığı bir karar ile davayı Büyük Daire’de tarafların katılımı ile görüşmeye karar verdi. Dava 3 Haziran 2015 günü Strasbourg’da Büyük Daire’de görüldü