Ana Sayfa Blog Sayfa 6327

Maraş Narlı esnafından boykot kararı

Maraş’ta yapılması planlanan kapma karşı tepkiler sürüyor. Çadır nöbetinin devam ettiği bölgede Narlı esnafı da 12 Nisan’da kepenklerini kapatarak direnişe destek verecekerini duyurdu.

Maraş’ta yapılmak istenen kampa karşı günlerdir devam eden çadır eylemi 22. gününe girdi. Kampın yapılmaması konusunda kararlılık devam ederken, alınan boykot kararıyla 12 Nisan Salı günü saat 11.00’den sonra tüm gün Maraş/Pazarcık/Narlı’da eş zamanlı olarak esnaflar dayanışma amacıyla kepenk kapatma eylemi yapacak.

Bu boykot kararıyla tepkilerini dile getirecek olan Pazarcık halkı hala yapımı devam eden kampın yapılmaması için direnişi her geçen gün artıracaklarını da ifade ediyorlar.

Öte yandan karşı oluşlarının mülteci kampına değil Alevi köylerinin ortasına kurulan cihatçı gruplar için yapılan kampa karşı olduklarını da her fırsatta dile getirerek, “bir kez daha 78 katliamını yaşamak istemiyoruz, daha kaç kez sürgün edileceğiz…” diyorlar.

 

 

 

Türk-İslam sentezinin devamı projesi!

Baki Düzgün, Maraş’ta mülteci kampının Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenmesinin yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor sorusunu akla getirdiğini belirtti.

ZEYNEP KURAY/BirGün

zeynokuray@gmail.com/ @zeynokuray

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün, Maraş’ta Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Pazarcık’ta AFAD Mülteci kampının yapılmasının Sünnileştirme projesi olduğuna dikkat çekti. BirGün’e konuşan Düzgün, konunun Cizre, Sur, İdil, Nusaybin, Yüksekova’da yaşanan gelişmelerden bağımsız olmadığına vurgu yaptı. Düzgün, Bölge’de uygulamaya konulan acele kamulaştırmalar ve ilçelerin boşatılmasıyla dayatılan zorunlu göç politikasının aynısının Alevilerin oturduğu bölgeler için de geçerli olduğunu söyledi. Bu zihniyetin 12 Eylül’de yürürlüğe konulan Türk-İslam sentezi bir devam projesi olduğuna dikkat çeken Düzgün, “ Muhalefeti bastırarak, Kürt bölgelerini Kürtsüzleştirip , Alevi bölgelerini ise Sünnileştirmeyi amaçlıyorlar. Böylece yıllarca başaramadıkları asimilasyon politikalarını sistematik olarak uygulamaya sokacaklar. Zaten Türkiye genelinde kamplara yerleştirilen toplam 3 milyon Suriye mülteci Türkiye vatandaşı yapılmak isteniyor ki bu hazır oy deposu potansiyeli demek , o zaman bu vesileyle proje de hayata geçirilmiş olacak” diye konuştu.

Yeni bir katliam mı?

Maraş’ta 1978 yılında büyük bir katliamın yaşadığını hatırlatan Düzgün, bu katliamın sorumluları henüz yakalanmamışken, yaşanan yoğun travma atlatılmamışken, ssbugün aynı zihniyeti taşıyan ve mülteciler kamplarını bir araç olarak kullanan IŞİD’cilerin Alevi köylerine yerleştirilmesinin kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Kampın yapılacağı Pazarcık’ta tam 3 bin Alevi yurttaşın yaşadığını belirten Düzgün, kampa yerleştirecek mültecilerin sayısının ise 27 bin olduğuna dikkat çekti. Mülteci kamplarının yapımın sadece Maraş ile de sınırlı olmadığını, Sivas Divriği ve Zara ilçelerinde , yine Tokat’ta Alevilerin yaşadığı bölgelerini de kapsadığına işaret eden Düzgün, bu kampların özellikle Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılmak istenmesinin yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor sorunu akla getirdiğini belirti.

Kan hiç durmadı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sevdası uğruna kutuplaşmayı derinleştirerek ülkeyi bir iç savaşa sürüklediğini ifade eden Düzgün, “Dolmabahçe ‘de 10 maddelik barış deklarasyonu açıklandıktan hemen sonra masa birden devrildi. Ne oldu? O gün bugündür kan hiç durmadı. Gerek asker, gerek gerilla, gerek polis ülkenin dört bir yanına her gün cenazeler gidiyor. Hepsi bu coğrafyanın insanı. Bundan kim, nasıl kazanç sağlayabilir?” diye sordu.

**********

Maraş’ın Terolar bölgesinde, özellikle Alevilerin yaşadığı mahalleye mülteci kampı yapılacak olmasına karşı bölgede yaşayan Alevilerin başlattığı çadır nöbetini sürüyor. Direnen bölge halkına, jandarma gazla saldırmış, çok sayıda çocuk ve yaşlı gazdan etkilenmişti. Gazdan etkilenen 82 yaşında bir yurttaş da gece rahatsızlanarak hayatını kaybetmişti. Çok sayıda insan da gözaltına alınmıştı.

Servet Demir: Dava insanlık davasıdır

Alevilerin ve ‘öteki’ konumuna dönüştürülmek istenilenlerin sesi olan alevigazetesi.com Maraş’ın nabzını tutmaya devam ediyor. Yazı dizimizin 3. Bölümünde Servet Demir değerlendirmelerini aktardı. Demir,  “korkuyu yenmek insani bir görevdir, dava insanlık davasıdır” diyor.

 

Maraş Terolar’da yaşanan dünya gündemine otururken alevigazetesi.com olarak çadırdaki nöbete destek olmak için orada bulunanlarla konuştuk. Alevi önderlerinden Servet Demir nöbet sırasındaki gözlemlerini aktarırken AKP’nin hukuksuzluğuna değindi. Demir, “ Pek çok açıdan değerlendirmek mümkün, birincisi Türkiye Cumhuriyeti  devleti buradaki yöre halkına karşı bir adaletsizlik ve hukuksuzluk içindedir. Danışmadan, paylaşmadan köyün mal varlığına el koymuş, satmış,özelleştirmiş sonrada rant elde etmiştir” diyor.

AKP’nin iflas eden Suriye politikasını kullanarak mazlum halkların dramını kullandığını ifade eden Servet demir;  “Türkiye devleti  Suriye politikasından iflas eden siyasetini  buradaki savaştan zulüm gören insanların göçe zorlanmasından dolayı bu dramı da kullanarak kendi iç politikalarından, diğer mazlum haklar  üzerine baskı kuran bir siyaset geliştirmek istiyor. Bunu Kürtlere yönelik yapıyor, Alevi toplumuna yönelik yapıyor,  kendisine uygun olmayan toplumlar üzerine yapıyor. Burada da bir adaletsizlik var.  Hoşgörüsüzlük ve haksızlık var” diye konuştu.

Demir mağdur olan insanların sorunu çözme yerine onların yaşam alanlarının olmadığı, gettolaşan, açıkhava hapishanesine dönüşmüş, sosyal hayattan uzak bir alana yerleştirilmeye çalışıldığını ifade ederken,  bunun üzerinden de dram politikası yaptığını söylüyor.

Servet Demir, savaştan dolayı yardım etmek insanidir, devletlerin de görevi olduğunu savunurken şunları ifade ediyor:   “Sonuç olarak burada bir yandan sorunu çözmüyor, toplum dışına sosyal  hayattan uzaklaştırıyor,  bir yandan da  sosyal gruplara karşı bir baskı aracı olarak kullanıyor. Dolayısıyla burada bu halk toprak alanlarını sahipleniyor. Mağdur olan halka karşı bir eylem değil bu… AKP’nin ayrımcı politikasına karşı bir eylemdir. Haksızlığa karşı bir eylemdir. Bu direniş kendi haklarını savunmak içindir ve bu yüzden de anlamlıdır. Direnirse bu halk kazanır.

Şunu da biliyoruz AKP direnişleri zorla bastırma yöntemi kullanıyor, biliyoruz, Kürdistan’da ki durumlar, kadın hareketleri, akademisyenler vs… Ama korkuyu yenmek insani bir görevdir. Dava insanlık davasıdır. Herkesi bu onurlu mücadeleye davet ediyoruz.

Gülşen İşeri/alevigazetesi.com

Alevi Kurumları Garip Dede Dergahında #Maraş için toplandı

Maraş’ın terolar köyü merasında Alevi köylerinin ortasına kurulan Mülteci Kampına tepkiler sürüyor. Tüm çabalara rağmen ısrarla çalışmaları sürdürülen kamp için yurt içi ve yurt dışından durdurma kampanyaları devam ediyor. Bir çok kurumm kuruluş ve siyasal temsilcinin ziyaret ettiği Maraş Narlı ovası nöbet çadırında direniş sürerken İstanbul garip Dede Dergahında Maraş Girişimi’nin çağrısıyla geniş katılımlı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Maraş Girişimi ve Alevi Kurumlarının, Maraş’taki direniş için neler yapılabileceği noktasnda fikir alışverişi yaptığı toplantıda ortak bir deklerasyonla Alevi Asimilasyonu ve Alevileri yaşam alanlarından göçertme politikalarına karşı sonuna kadar direnileceği duyuruldu. Maraş Girişimi Türkiye sözcüsü Şükrü Yıldız, ‘ Bu zoraki kamp inşası durdurulana kadar her alanda ve dünyanın her yerinde eylem ve  etkinliklerimiz devam edecek’ dedi.

Celal Fırat : Hakkımızı sonuna kadar savunacağız

Terolar direnişi devam ederken alevigazetesi.com olarak yazı dizimizin 2. Bölümünü Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat ile gerçekleştirdik. Fırat, “Buralar kanımızın akıttırıldığı, acılar çektirildiği yerler.Kutsal topraklarımız, asla vazgeçmeyeceğiz…”

 

Maraş Terolar’da mücadele devam ederken alevigazetesi.com olarak yazı dizimizin 2. Bölümünü Celal Fırat ile gerçekleştirdik. Tanıklık ettiğimiz Maraş Terolar direnişini değerlendiren Fırat, “Bu bölgede yaşayan bu bölgenin insanları gerçekten acılar yaşadı. Osmanlı döneminde de günümüzde de yaşadı. Yerlerinden yurtlarından edildiler. Aynı şey bugünde yaşanıyor. Coğrafyalarından edilme gibi bir durum söz konusu… Buradaki halkı sürgün edip başka bir topluluğu getirme çabası var. Zihniyet geçmişte olduğu gibi aynı!” diyor.

Sur ve Cizre’yi de örnek veren Celal Fırat yapılan TOKİ konutlarının da bu amaca hizmet ettiğini vurguladı.

Bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini ise şöyle açıklıyor: Bizlerin yapması gereken çok şey var. Hep diyoruz ya gelenek göreneklere sahip çıkalım. Onurlu duruş diyoruz ama bunu hayata geçiremiyoruz. Bizler ezilen halklar olarak kol kola girmek zorundayız. Mücadele etmemiz gerekiyor. Burası kutsal yerler, kanımızın akıttırıldığı, acıların çektirildiği yerler. Türbeler var,  yağmur yağdığında toprak kokusunu içimize çekiyoruz… Bu toprakların belleğinde, hafızasında tarihimiz var. Bu tarihe bakıp ders çıkartmalıyız….  H.Z  Ali’nin bir sözü vardır, “geçmişinden ders alamayanlar yok olmaya mahkumdur. Biz geçmişimizden ders almak zorundayız.

Yanlış anlaşılan algıya da değinen Celal Fırat, “sanki Aleviler mültecileri istemiyor gibi bir algı yaratıldı. Oysa ki, biz bütün cemevilerimizi mültecilere açtık. Tırlar dolusu yardımlar yolladık. Çünkü biz de önce insandır. Kaldı ki biz de mülteci konumundayız. Bizi de topraklarımızdan sürdüler, Onları da kendi topraklarından sürdüler. O yüzden de onların yaşadığı acıları yüreğimizde hissediyoruz” diye konuştu.

Mücadeleye devam diyen Fırat, “sistem bizi eziyor, benim gibi düşüneceksin, benim gibi konuşacaksın diyor. Biz de buna karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Pirlerimizin önemli bir sözü vardır; “bir yerde haksızlık varsa, ses çıkartmıyorsan, hakkınla beraber şerefin ve namusunu da kaybedersin” der… Biz de sonuna kadar hakkımızı savunacağız. “

Gülşen İşeri/alevigazetesi.com

YARIN: SERVET DEMİR

 

Korkakların saldırganlığı inancımızadır

Terolarda 20. gününe giren direniş, gençlerimizin özverili çabaları, halkımızın derin inancı ile devam etmektedir. Her gün artarak devam eden bu kararlı duruş, dünyanın dört bir yanına dağıtılmış, göçertilmiş, topraklarından edilmiş Maraşlıları da kapsayarak uluslararası bir sorunsallığa doğru ilerlemektedir. Hakkın ve haklının duruşu, her yerde karşılığını bulmakta, demokrasi güçlerinin desteğini arkasına almaya devam etmektedir. Bu durum, varlığını selefist, cihatist güçlerin varlığıyla devam ettirmek, onların varlığı üzerinden şahsi geleceğini örgütlemek isteyen kesimleri ürkütmektedir. Korkakların saldırganlığı ve kiniyle saldırmaktadır.

Terolarda iki hafta önce yapılan, halkımızın büyük bir özveriyle katıldığı yürüyüşte, halkımızın güvenliğini, yürüyüşe katılanların düzenli bir şekilde demokratik taleplerini dile getirmelerini sağlayan, bu konuda kendisini sorumlu hisseden Maraş’ın güzel çocukları, gençlerimizden önce 6 tanesi önceki gün gözaltına alınmış, dün de birçok gözaltı olmuştur. Gözaltına alınan tüm gençlerimiz, şartlı denetim ile serbest bırakılmıştır.

Halkımızın yaşam alanını ortadan kaldırmaya yönelik devlet politikası karşısında halkımız sesini yükseltmiştir. Medyaya yansıdığı gibi, halkımıza, gençlerimize, kadın ve çocuklarımıza karşı, kin ve nefretle hareket edildiği görülmüştür. Gandi gibi alanda yatan, hiç bir durumda mukavemet göstermeyen gençlerimiz elleri kolları tutulup, yumruklanmışlardır. Hakarete, saldırıya maruz kalmışlardır. Bu saldırıların tümü medyaya yansıdığı gibi, iktidarın ve Saray’ın bekçilerinin halkımıza, insanımıza bakış açısını ortaya koymuştur.

1978’de mazlum, masum insanlarımızı hangi zihniyetin hedef aldığını gösteren bu kareler karşısında, halkımızın derinden gelen, geleneğinde var olan direniş devam edecektir. Bu anlaşılmalı bilinmelidir. Biz Aleviler o topraklarda evliyalarımız, pirlerimiz, derviş ve rehberlerimizle kendimiz olmak için binlerce can verdik.

Bir yanında Elif Ana’nın olduğu, bir yanında Ali Kute, Hemi Tazi, Mame Zilfe’nin yattığı bu mekan, aynı zamanda itikadımızın vazgeçilmez parçasıdır. Cemin, semahın, sazın yurdudur. Hüseyin Sadık dedenin, Mustafa Maniş Dede’nin, Mami Cure’nin, Mami Şakır’ın, Mamo Temiz’in, Mehmet Mustafa Yuksel’in nefes alıp, can verdikleri yerdir.

Bizler biliyoruz ki; saldırılan, vurulan, hırpalanan, hakarete uğrayan, inancımızdır.

Bizleri sindirmek, korkutmak ve teslim almak isteyenlerin, savaş mağdurlarını bahane ederek, cihatist, selefist kesimleri buraya yerleştirmesi, kimliğimize, varlığımıza ve inancımıza yönelik bir operasyondur. Üç yüz yetmiş dönümlük bir alana 27 bin kişinin yerleştirilmesi demek, kişi başına düşen alanın on üç metre kare olmasıdır. Hiçbir yaşam alanın olmadığı görülen böylesine bir kampın, askeri bir kamp olmaktan başkaca anlamı olmadığı netttir.

Arap kemeri kurma girişimi başkaca neyle izah edilebilinir. Maraş’ta uygun yer aranacaksa, çok yerin olduğunu söylemek mümkündür. Fakat coğrafyayı bilenler bilir ki, seçilen yer Suriye’ye açılan kapıdır. Koridorun parçasıdır. Onun için savaş politikalarının bölgeye taşınması, etnik arındırmadır. 1915’te yaşanan Ermeni Katliamı, göçünün tekrarlanmasıdır. Kürt Alevilerinin uzun yılardır Fırat’ın batısından asimilasyonla, göç ettirmek suretiyle bölgenin bizlerden temizlenmek istenmesidir.

Bilineni biliyoruz. Yapılmak istenileni biliyoruz. Şark Islahat Planı’nı ve sahiplerini tanıyoruz.

Buna karşı halkımızın direnişi anlamlıdır, umut vericidir. Avrupa’daki Maraşlıların örgütlüğünün görülmesi açısından da yeni bir dönemi haber vermektedir. Maraş güzeldir…

IŞİD Kampına karşı Garip Dede Dergahı’nda toplantı

21 gündür devam eden Terolar direnişine Alevi kurumlarının da desteği sürüyor.  ‘Maraş’ta IŞİD Kampı’na karşı Alevi kurumları bir araya gelerek İstanbul Garip Dede Dergahı’nda bir toplantı gerçekleştiridiler.

“Maraş’ta IŞİD kampı” na karşı Alevi Kurumları Garip Dede Dergahında bir toplantı gerçekleştirdi. Pek çok kurumun katıldığı toplantıda,  Veli Büyükşahin, Hüseyin Kelleci, Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat, Safiye Çakmak, Mehmet Kabadayı, Bayram Karabulut, köy ve yöre dernekleri de katıldı.

Yaklaşık 21 gündür devam eden Terolar direnişinin masaya yatırıldığı toplantıda herkes görüşlerini ve neler yapılması gerektiğini dile getirdi.

alevigazetesi.com

 

Maraşlılar Hagen’de Terolar direnişini konuştu

Maraş’ta Alevi Kürt köylerinin ortasına yapılmak istenen AFAD mülteci kampı’na karşı Avrupa’da yaşayan Maraşlılar da tepki gösteriyor.

Hagen Alevi Dergahı’nda biraraya gelen Maraşlılar topraklarına , sadece mültecileri barındırması şahibeli olan AFAD kampının derhal daha uygun bir alana taşınmasını istedi.

Dergahta bir konuşma yapan Maraş Girişimi Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı, kamp yapım süreci ve nedenleri hakkında bilgi verdi. Kampın Alevi-Kürt köylerinin ortasına yapılmak istenmesinin, asimilasyon politikalarının bir devamı niteliğinde olduğunu belirten Sonzamancı, ” Dizayn edemediği halkı, yavaş yavaş göçerterek bölgeyi insansızlaştırmaya, daha doğrusu Kürt Alevi kimliğinden temizlemeye çalışıyorlar. Oldu-bittiye getirip kampı inşa ederek, bölgede ayrıca nasıl bir rand elde edeceklerinin hesabını da yapıyorlar” şeklinde konuştu. Maraş halkının topraklarını sahipsiz bırakmaması gerektiğini söyleyen Sonzamancı, ”Zaten bir hesapları da bu. Kampın inşa edileceği köylerde yoğun bir göç yaşandığını, köylerin boş olduğunu hesaba katarak, direnişi daha rahat kıracaklarını hesap ediyorlar” dedi.

Maraş Girişimi üyelerinden Hüseyin Bakır ise, Maraş halkının direniş kültürünün olduğunu ve bunun devam etmesi gerektiğini söyledi.
Konuşmaların ardından halkın Terolar direnişi süreci hakkında soruları yanıtlandı.

Hilmi Yarayıcı: AKP’nin hedefinde Aleviler var

Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı Maraş’ta yapılmak istenen kamplarla ilgili alevigazetesi.com’a konuştu. Yarayıcı, “Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu alanlara bu tür kampların kurulmasının Kahramanmaraş’la sınırlı olmayacağını, daha şimdiden Sivas – Divriği’de de bu tür bir kamp kurulacağı duyumları alıyoruz” dedi.

Maraş Terolar’da direniş devam ederken kampa karşı tepkiler de gelmeye devam ediyor. CHP Hatay milletvekili Hilmi Yarayıcı alevigazetesi.com’a yaptığı açıklamada kampın Maraş’a kurulması  AKP iktidarının Aleviler üzerindeki bilinçli asimilasyon politikalarını hayata geçirme hedeflerinin bir sonucu olduğuna dikkat çekti.

Yarayıcı,  kampın sadece Maraş’la sınırlı olmayacağının da altını çizerken,  “Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu alanlara bu tür kampların kurulmasının Kahramanmaraş’la sınırlı olmayacağını, daha şimdiden Sivas – Divriği’de de bu tür bir kamp kurulacağı duyumları alıyoruz” İfadelerini kullandı.

Suriye’deki rejim değişikliği hedefi mezhep çatışmaları üzerinden sağlanmaya çalışıldığını söyleyen Yarayıcı, “bilinçli bir şekilde Suriye’de Aleviler kötülüğün kaynağı olarak gösterilerek, IŞİD, El Nusra gibi cihadçı çetelerin hedefi haline getirildiler. Bu propagandanın etkisinde kalan ve savaşta ülkesini terk etmek zorunda kalarak ülkemize sığınan  Suriyeli’ sığınmacıların bilinçli olarak Alevi vatandaşlarımızın ortasına yerleştirilmek istenmesi provakasyonlara uygun zemin hazırlama girişimidir” dedi.

Maraş’ta yaşanılan acıların hala taze olduğuna  ve yaraların kapanmadığına da değinen Hilmi Yarayıcı, “ Bu çetelere iktidarın bugüne dek yaptığı silah yardımları ve sağladığı olanaklara karşın, son zamanlarda Suriye yönetiminin cihatçı çetelere karşı üstünlük kurması sonucu, savaştan kaçanların sığınacağı tek güvenli liman Türkiye’dir. Alevi vatandaşlarımızda özellikle bu noktaya dikkat çekerek kampta kalacak kişilerin kimliklerinden dolayı endişelidir. Gelenlerin cihatçı savaşta rol alan IŞİD, El Nusra gibi katiller ve aileleri olması durumunda mezhep savaşı çıkartabileceklerini düşünüyorlar. Ki bu çok haklı bir endişedir bence” diye konuştu.

24 Alevi köyünün nüfusunun 6 bin civarında olduğunu, ve bu köylerin ortasına 27 bin nüfusluk bir kamp kurulmak istenmesinin, 78 katliamına rağmen topraklarını terk etmeyen Alevi vatandaşların can güvenliği endişesiyle yaşadıkları toprakları terk etmesi sonucunu doğuracağını ifade eden Yarayıcı’nın dikkat  çektiği noktalardan biri de alanın mera alanı olması. Bu durumdan komşu Sünni köyleri de etkileneceğini söyleyen Hilmi Yarayıcı şunları ifade etti:  Geçim kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır. Zor durumda olan insanlara yardım edeyim diyerek kendi vatandaşlarını açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Gülşen İşeri-alevigazetesi.com

Pazarcık-Terrolar direnişi- cemevleri ve köy dernekleri

MUSTAFA KARA

2015 Yılın son aylarından itibaren Aşağı Terolar (Sivricehöyük) köyünde yapılmak istenen AFAD kampına karşı yürütülen mücadele son üç haftadır çadır nöbeti, basın açıklamaları ve miting gibi eylemlerle devam ediyor.

Pazarcık ve köyleri başta olmak üzere Avrupa ve Türkiyenin bir çok kentinden eyleme destek her geçen gün artıyor. Peki yanıbaşımızda aylardır süren bu direnişe Elbistan, Ekinözü, Nurhak, Afşin ve Göksun’daki Cemevleri ve köy dernekleri katkı sunuyorlar mı? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsi olarak herhangi bir kurum veya kurum üzerinden şahıslarla, her hangi bir problemim ve kişisel derdim elbette yoktur.

Ayrıca bu derece hayati önem taşıyan ve geleceğimizi ilgilendiren bir olayı şahsileştirmek, yapılmak istenen insansızlaştırma politikalarına hizmetten başka bir işe de yaramayacaktır. Ancak bu tarihi süreçte olan bitene seyirci kalan ve meseleye tek bir köyün sorunuymuş gibi yaklaşan kurumlarımızın yaklaşımını tartışmazsak tarih bizden hesap soracaktır.

Elbistan’da yaşadığım için özellikle Elbistan ve köyleri, Ekinözü’ne bağlı beş Kızılbaş Alevi köyü, Nurhak’a bağlı Kızılbaş Alevi köylerimizin Cemevi ve köy derneklerinin bu konudaki tutumlarını ve bu sürece yaklaşımlarını çok yakınen takip ediyorum.

Üzülerek belirtmeliyim ki, üç haftayı aşkın süredir devam eden çadır eylemine bu saydığım köy ve ilçelerimizden çok az sayıda kişi gidip desteklerini sunmuş ve bu giden kişilerin arasında bir kaç arkadaşın dışında hiç bir cemevi ve dernek yöneticisi yer almamıştır.

Peki her fırsatta Avrupa’daki kurumlarımıza ve çeşitli nedenlerle yerinden yurdundan olmuş halkımıza oralarda klavye başında yazmak kolay eleştirisi yapan bu kurum temsilcilerimiz üç haftayı aşkın bir süredir neden 100 km. mesafemizde bulunan ve toplumumuzun geleceği açısından ‘hayati’ önem taşıyan bu eylem çadırını ziyaret etmez, dönüşümlü nöbet tutmazlar?

Bu konunun bir çok yönüyle ele alınması, doğru temelde tartışılması ve bu tartışmalar sonucunda Maraşlı Alevilerin öze dönüşünün sağlanması artık bir zorunluluktur. Tek tek bireylerle görüşüldüğünde hepsinin kalben direnen insanların yanından olduğundan eminim fakat sorun şu; Bu duygusal birliktelik neden pratikte görülmüyor?

Mesela bu cemevlerimiz ve derneklerimiz başta yönetim, üye ve köy halkıyla birlikte direniş çadırını ziyaret edip dayanışma içinde olduklarını orada yaşayan halkımızın yalnız olmadıklarını belirtmiyorlar, hissettirmiyorlar?

Değerli dostlar, başta da belirttiğim gibi buradaki amacım kimseyi rencide veya tenkit etmek değil. Ancak bölgede yaşayan bir yurttaş olarak olup bitene sadece seyirci olmak ve defalarca bu kurumlardaki arkadaşları, ziyaret edip, çağrı ve davet yapılmasına rağmen hala ben duymadım, ben görmedim, tarzında yaklaşımlar bireysel olarak beni üzmektedir. Bu son Terrolar direnişi bize göstermiştir ki;

1– Avrupa’ya veya ülkenin başka metropolüne göç etmemiş olmak, bu topraklarda yaşıyor olmak, tek başına bu topraklarda dilini, kültürünü, nihayetinde kimliğini özgürce yaşama mücadelesi veriyor anlamına gelmemeli.
2-Çeşitli sebeplerle Maraş’tan göç etmiş uzaklaşmış insanlarımıza uzaktan konuşmak kolay gibi toptancı bir ön yargıyla suçlamak doğru değildir.
3-Pazarcık Terrolar direnişi de göstermiştir ki bu güne kadar yaşadığımız topraklar ve coğrafyamızdaki her olaya maddi manevi büyük destek sunan sürgündeki halkımıza özür borçluyuz.
4-Maraş’ın kuzey ilçeleri dediğimiz beş ilçemizin sınırları içerisinde yirmiye yakın cemevi ve derneğimiz bulunmakta ve bu kurumlarımızın hemen hemen hepsinin kendilerine ait, büyük bir bölümü Avrupa’dan karşılanan bütçelerle yapılmış binaları var. Bu yüksek meblağlarla inşa edilen binala r”cemevleri” içinde en çok cem ibadeti yapılan yer, kış ayları döneminde ayda iki defa Elbistan cemevidir. Yani demek ki düzenli olarak cem’de yapılmıyor.Burada şu soruyu sormak gerekiyor
a-Cemevleri ve derneklerde siyaset yapılmaz anlayışı hakim kılınarak Alevi Kızılbaş yaşam felsefesi olan zalimin karşısında mazlumun yanında durma direniş ruhu yok edilmek mi isteniyor?
b-Sivas Madımak Katliamı, Maraş Katliamı vb. durumlarda Alevi vakıf ve federasyonların çağrılarına rağmen eylemlere katılmayan bu kurumları kim denetliyor?
c-Bu kurumlar siyaset yapma yeri değildir söyleminin arkasına gizlenip dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yaşamamıza ve geliştirmemize ne gibi katkı sunuyorlar?
d-Bu kurumlarımızın tek görevi cenaze hizmetleri ve toplu yemek yapmak mıdır? Kaldı ki her köyümüzde ayrıca mezarlık (taziye) evleri mevcuttur.
e-Bu kurumlarımız neden maddi bakımdan dayanışma geceleri, bağış vs. gibi durumlarda Avrupa’daki insanlarımızla hareket edebiliyor da, neden karar almada Avrupa buraya karışamaz diyor?
Bu liste daha uzatılabilinir, fakat bunların çözümü yok mu?

Bir kaç başlık altında kısaca kendimce çözüm önerisi verecek olursam;
1-Bütün dernekler Maraş Yaşam Platformu adı altında bir araya gelmeli ayda bir defa tüm dernek başkanlarının katılımıyla değerlendirme toplantıları yapılmalı
2-Maraş Yaşam Platformu bünyesindeki toplantılarda alınan kararlar Türkiye’nin farklı illerindeki Maraş dernekleri ve yine ülke dışındaki dernek ve vakıflarımızla paylaşılıp ortaklaşma sağlanılmalı.
3-Her kurumumuzda eş başkanlık sistemi uygulanmalı eş başkanlardan biri mutlaka Avrupa’dan seçilmeli.
4-Her sene sonu büyük bir kongreyle tüm kurum başkanlarımız veya temsilcileri mutlaka yıl içerisinde yaptıkları çalışmaları kürsüye çıkıp halka anlatmalı.
Evet değerli dostlar şimdilik bu konuda yazacaklarım bu kadar…