Ana Sayfa Blog Sayfa 6328

Tarihte Pazarcık

Milattan Önce 6 bin yılında bölgenin ilk şehirlerinden biri bugünkü Keferdiz ve Girê Xinzîr’di.

Türkler burayı araştıran insanlara Keferdiz’in Sakçagözü, Girê Xinzîr’in de Domuztepe olduğunu söylediler. Haritalara, arkeolojik kazı araştırmalarına da o isimlerle girdiler.

Bugünkü Pazarcık’ın tarihteki adı ise Markasî idi. Markasî, döneminin önemli politik merkezlerinden biriydi. Fotoğrafını yayınladığımız haritada görüldüğü gibi Milattan Önce 1200 yılında çevresinde başka önemli şehir yoktu. Şu yanlışa düşülmemeli: Tarihteki Markasî bugünkü Maraş değildir.

Asur-Hitit sınırı da Pazarcık’tı. Zêtkon köyünde sınır taşı bulundu. Bu taşta Asur kralına ait yazı bulunuyor. Kral, buranın sınır olduğunu belirtiyor.

Son yıllarda yapılan araştırmalarla Pazarcık’ın arkeolojik haritası gittikçe netleşiyor. Geçmişte insanlarımız doğal ve yapay mağaralarda yaşıyordu. İnsanların ev olarak kullandığı yaklaşık 100 mağara tespit edildi. Ancak tümü daha araştırılmadı.

Sayısı 10’u geçen höyüklerden de sadece Girê Xinzîr araştırılıyor.

Tüm bu araştırmalar bittiğinde bölgenin tarihi daha da netleşmiş olacak.

Pazarcıklılar 8500 yıldır yerleşik bir şekilde yaşıyor. Bu uzun tarihin çoğunu sazlık evlerde geçirdik. 1954’te bataklığın kurutulmasıyla bu kültür de yok oldu.

Pazarcık’ın bu uzun tarihinde

Ermenilerin Alevilerle,

Asurilerin Kürdlerle,

sonu gelmez ormanların sonsuz bitki ve hayvan türleriyle,

bataklığın sazlarla hikayesi henüz yazılmadı.

Medler, Persler, İskender ve Roma’nın Pazarcık’taki anlamı mı? Onlar zaten çoktan unutuldu.

Kamp yapımını demokratik direniş durdurur.

MURAT IŞIK

Bir süredir Maraş’ın Pazarcık ilçesinde Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesi için Konteyner kent inşa ediliyor.

Pazarcık halkı tedirgin…

Halk AKP hükümetinin oyununu boşa çıkarmak için günlerdir direniyor.

Bu direnişte Mor Ali Kabayel devlet güçlerince katledildi.

Mor Ali Kabayel canın Devri daim, Xızır kılavuzu olsun. Mor Ali Kabayel’i katleden bu devlettir ve bir an önce alevi toplumuna hesap vermelidir.

Ceberut devlet göçmen kampı yaparken Pazarcık’a rızasız girmiştir. Rızasız ve bir ’işgal gücü’ gibi bölgeye giren Devlet güçleri, tepkileri bastırmak için her türlü baskıyı yapıyor.

Binlerce asker, polis bölgeye yığılmış durumda…

Halk İŞİD kampını yanı başında istemiyor ve direniyor. Bu direnişte bulunanlardan biride Mor Ali Kabayel canımızdı. Kuşkusuz ki Mor Ali Kabayel’in katledilmesi Alevilere verilmiş bir gözdağıdır.

Halkın boyun eğmesi isteniyor.

Fakat Pazarcık halkı yeni Maraşlar olacağından kaygılı, 1978 yılında olduğu gibi yeni bir katliam ve insansızlaştırma politikasıyla karşı karşıya kalacaklarından endişe ediyor.

Çünkü devletin sicili bozuk…

Kadim Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası, ittihatçı zihniyet tarafından adeta insanlık mezarlığına çevrildi.

Şark Islahat Planı Kürtler ve Aleviler üzerinde demeklesin kılıcı gibi sallandırıldı. Koçgiri, Dersim, Malatya, Çorum, Sivas ve Maraş’ta devlet Şark Islahat Planıyla tam anlamıyla etnik temizlik yaptı.

Bugün Dersim nüfusunun birkaç katı nüfus batıya yada Avrupa’ya dağılmış durumda. Malatya’da neredeyse Alevi kalmamış, ekonomik zenginlikler el değiştirmiştir. Keza Sivas’ta katliamlardan sonra yaşama şansı bulamayan aleviler göçertilmişlerdir.

1978 yılında Maraş’ta uygulanan kültürel ve fiziki soykırım tıpkı diğeri gibidir. Devlet Alevileri katletmiş, geri kalanlar ise batı metropollerine ve diasporaya göçertilmiş zenginliklerine el konulmuş Maraş’ın demografik yapısı değiştirilmiştir.

Hani “Hafıza-i Beşer nisyan ile maluldür” derler. Eğer hafızamızla bir sorunumuz yoksa devletin 27 bin göçmeni Alevi toplumunun içine neden yerleştirdiğinden elbette kuşku duymak gerekir. Üstelik mülteci Kampları’ sadece Maraş’ta Alevilerin arazilerine yapılmıyor. Sivas’ın Zara ve Divriği ilçelerinde de bu kampların inşa edileceği söyleniyor.

Dedik ya bunların sicili bozuk.

Sur, Cizre, Silopi, Yüksekova gibi binlerce yıllık kadim kentleri; tarihi, kültürü, inancıyla birlikte yerle yeksan eden AKP’nin nesine güveneceksin?

Dahası Ortadoğu da ve Suriye de giderek kaybeden ve kaybettiği alanlardan kaçarken en sadık müttefiki Türkiye’ye sığınan İŞİD ve El Nusra çetelerinin, Kürt ve Alevi toplumunu bu kamplardan hedef almayacaklarının garantisini kim verebilir?

Suruç, Ankara, İstanbul patlamalarını bu çeteler yapmadı mı?

Hal böyleyken zift medyası Alevi coğrafyasına ‘İŞİD Kent’ inşasına karşı çıkan Alevi toplumunu göçmen düşmanlığı ile ırkçılıkla suçluyor.

Peki, sormak gerekmez mi, başka yer mi kalmadı, Alevilerin yanı başına İŞİD canilerinin olabileceği bir kamp yapılıyor?

Sonuç olarak Pazarcık-Terolar ve Sivas’ın ilçelerinde yapılan kamplar, yeni Alevi katliamlarının habercisidir.

Katliamlara karşı demokratik direniş yükseltmelidir. Bundan başka seçenek yoktur.

Öte yandan son zamanlarda Suriye de yaşanan gelişmelerden kaynaklı olarak Alevi toplumu tehdit altındadır.

Fakat Alevi toplumu gerek Asimilasyon politikalarına, gerekse de fiziki saldırılara karşı koyacak bir örgütlülüğe sahip değildir. Yani savunmasız ve güçsüzdür. Bu durum Alevi toplumunu saldırılara açık hale getirmektedir.

Alevi örgütleri ise seyirci konumda süreci izlemekte ve sürece müdahale edememektedir

Alevi toplumu üzerinde ki kara bulutların dağıtılması için olması gereken bir an evvel kongre atmosferinden ve örgütsel ataletten kurtulmaktır.

Ayrıca Alevi toplumu üzerinde tehditler sadece Maraş’la sınırlı değildir.

Maraş’tan başlayarak Adana, Mersin, Hatay- Antakya, Urfa, Adıyaman gibi illeri de içerisine alan bir hat ’ta Aleviler üzerinde bir tehdit söz konusudur.

Alevi örgütleri fotoğrafın bütününü görmeli ve Maraş başta olmak üzere tüm sınır hattında, halklarla, inançlarla şimdiden demokratik direniş cephesi oluşturmalıdır.

Maraş’ta yıldırma operasyonu: Eyleme katılanlar gözaltına alınıyor, işten atılıyor

Terolar’da 5’i çocuk 8 kişi gözaltına alındı
Alevi mahallelerinin arasına yapılmak istenen mülteci kampına karşı Gurgum’un (Maraş) Terolar bölgesinde verilen direnişe katılan 5’i çocuk 8 kişi gözaltına alındı. İfadeleri alınan çocuklar savcılığa sev edildi.
Gurgum’un (Maraş) merkez Dulkadir ilçesi Terolar bölgesinde 8 Alevi mahallesinin ortasına yapılamak istenen mülteci kampının başka bir yere inşa edilmesini isteyen yurttaşların Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde başlattıkları direniş 22’inci gününe ulaştı. Başlatılan direniş Terolar Cemevi’nde devam ederken, geçtiğimiz günlerde jandarmanın müdahale ettiği protestolara katıldıkları belirlenen 5’i çocuk 8 kişi bugün gözaltına alındı.
Jandarma birimleri tarafından Çokyaşar, Çiğil, Çınarlı, Hevekeli ve Zeynepuşağı mahallelerinde yapılan baskınlarda H.K., İ.Y., S.Ü., S.A. ve M.Ç. isimli çocuklar ile Ali Çiftçi, Alper Sarıçam ve Ahmet Kocar isimli kişiler gözaltına alındı.
Gözaltına alınan 5 çocuk, alınan ifadelerinin ardından savcılığa sevk edilirken, diğerleri ise serbest bırakıldı.

Maraş‘a bağlı Sivricehöyük’te 3 Nisan’da AFAD kampına karşı düzenlenen mitinge katıldıkları ve ‘jandarmaya taş attıkları’ iddiasıyla 6 genç gözaltına alındı. 5 genç dün sabah, 1 genç ise bu sabah erken saatlerde evlerinden alınarak, öğleye kadar alıkonuldu. Gençler ‘adli kontrol’ şartıyla serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlardan biri çalıştığı Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından işten çıkarıldı.

Sivricehöyük Cemevi yanında açtıkları çadırda direnişlerini sürdüren Maraş Yaşam Platformu sözcüleri ve aileler gözaltılara tepki gösterdi. Platform üyeleri, “O gün, ‘dışarıdan gelerek kışkırtanlar var’ diye kara propaganda yapıyordu birileri. Ne oldu, alınanların hepsi buradaki köylerin çocukları. Bunların hepsi, yıldırma amaçlı girişimler ama biz gençlerin suç işlemediğini de, bu meselede haklı olduğumuzu da biliyoruz” dedi.

GÖZALTIDAN SONRA İŞİNDEN DE OLDU

Dün gözaltına alınanlardan Duran Kabak adlı genç, bugün işinden oldu. Kabak, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nde otopark görevlisi olarak çalışıyordu. Bugün kendisine, ‘adli işlem’ gerekçe gösterilerek işine son verildiği iletildi. Kabak’ın da diğer gençler gibi adli kontrol şartı nedeniyle haftanın iki günü imza atması gerekiyor.

NE OLMUŞTU?

Maraş Yaşam Platformu çağrısıyla 3 Nisan’da Sivricehöyük Mahallesi’nde miting düzenlenmiş, mitinge Maraş ve bölge illerinden binlerce kişi katılarak ‘Burada yapılacak AFAD kampına karşıyız’ demişti. Etkinliğin sonunda jandarma kitleye gazla saldırmış, çok sayıda çocuk ve yaşlı gazdan etkilenmişti. Gazdan etkilenen 82 yaşında bir yurttaş da gece rahatsızlanarak hayatını kaybetmişti.
Diha

İmam Balsever; ‘Sur’dan Cizre’ye, Terolara kadar direneceğiz’

Maraş Terolar’da devam eden direnişe destek gün geçtikçe büyüyor. Biz de alevigazetesi.com olarak hem bölge halkının hem de Alevilerin görüşlerini aldık. DAD Eski Başkanı İmam Balsever: Sur’a ve Cizre’ye ses verirsek, Maraş’a da sesimiz ulaşır. Bu halkların ortak mücadelesidir” diyor.

AKP sürgün politikasına Maraş’la devam ediyor. Yaklaşık 21 gündür Maraş Terolar köyü nöbete devam ediyor. Tek istekleri var: Yaşam alanlarını korumak.

Soğuğa, yağmura rağmen çadırı terk etmiyorlar. Polisin baskısına, saldırısına rağmen “ovama dokunma” diyebiliyorlar. Dernekler, STK’lar, siyasiler… Herkes Maraş için ayaklanırken bir yandan kampın yapımı devam ediyor.

Biz de Terolar köyünde her şeyi yerinde görelim istedik.  Kampın önünde geçtiğimizde sayamadığım kadar iş makinası ve hafriyat kamyonları duruyordu. Yangından mal kaçırır gibi yapımı devam eden bir kamp, bu kampın insanlara vereceği, doğaya vereceği zararı anlatmak için günlerce, gecelerce çadırda nöbet tutan bir halk vardı.

Biz de alevinet olarak Terolar’da nöbet tutan, onları ziyaret edenlerle konuştuk. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eski Başkanı İmam Balsever bugün yaşanan sürece değinirken tanıklık ettiği 3 günü şöyle özetliyor:  Bir kaç gündür buradayız. Halkın durumunu gördük.  Buraya gelip görmek önemli çünkü uzaklardan bakıp değerlendirmek yersiz oluyor çoğu zaman.  Şunu gördük ki, burada yaşayan toplumun kaygıları ve korkuları vardı. Bu korkular ve kaygılar bir kaç bin Suriyeli yerleşecek kaygısı değil…

İmam Balsever sadece mültecilere karşı bir Alevi toplumu algısı yaratılmaya çalışılmasına tepki gösteriyor. Alevi toplumunun birleştirici unsuruna da değinen Balsever;  “ Tarih boyunca bu inanç bu toplum, bu kadim inanç, bir sürü toplumlarla kader birliği yapmış, rıskını paylaşmış,  bir arada yaşamayı becermiştir. Can boyutu, insani boyutuyla bakmıştır. O yüzden de kaygıları sadece buraya mülteciler gelecek kaygısı değildir. Kaygılar şudur,  AKP’nin Suriye politikası, Ortadoğu’da geliştirmiş olduğu politikanın kaygısıdır, korkusudur.  27 bin insanın buraya gelmesi demek Ortadoğu’da kelle kesen, Işid ve Selefileri görmüş, bu topraklarda aynı şeylerin yaşanacağı korkusudur” diye konuştu.

Böyle bir sürecin yaşanmasından endişe edildğini dile getiren Balsever, insanların evlerinde yaşama korkusunu, ovalarını nasıl koruyacağını, 2 bin kişilik bir ilçeye 27 bin hiç tanımadıkları bir grubun geliyor olması elbette ciddi bir korku kültürünün oluşmasına neden olduğunu dile getiriyor.

Bunun temelinde AKP’nin 2-3 yıldır, El_Nusra, IŞİD gibi çetelerle işbirliği içinde olmasından dolayı olduğunu söyleyen İmam Balsever, “Suriye üzerinden onları besliyor. Bunu biliyoruz. Orada zihniyet açısından baktığımızda selefi anlayışını yerleştirmek istiyor.   Sadece Maraş’ta değil, Antep ve Sivas Zara’da da kamplar yapılıyor ve o hattın üzerinden insansızlaştırma, nufüs kaybına uğratma hedefleriyle  ağırlıklı  olarak kendi yaratmak istediği nüfusu yerleştirecek “ diyor.

Bugün yaşanan bu süreç sadece Alevilerin sorunu olmadığını, bu topraklarda yaşayan herkesin sorunu olduğunu ifade eden Balsever,  yaşam alanına müdahale edildiğinde herkesin bu toplumu rahatsız etme demeli demesi gerektiğini söylüyor.

AKP’nin inançlara da saldırdığını, Dersim coğrafyasında yaptığını, bu toprak üzerinde de yapmaya çalıştığını söyleyen İmam Balsever, “Sur’a ve Cizre’ye ses verirsek, Maraş’a da sesimiz ulaşır. Bu halkların ortak mücadelesidir. Başka da şansımız yok. “ diyor.

Kilikya’daki Ermenilerin kıyımı, ‘Türk popu’na nasıl malzeme oldu?

/Sait Çetinoğlu
Adana’da 1909’da Ermenilere yönelik gerçekleştirilen katliamın ardından, öldürülenlerin anısına yakılan, Ermeni halkının duyduğu acıların bir feryadı olan Adana Ağıdı, bir Türk pop şarkıcısının elinde neye dönüştü?
1909 yılı Jön Türkler için bir dönüm noktasıdır. 31 Mart olaylarıyla Jön Türkler gerçek ajandalarını ortaya koymada eşsiz şans yakalamışlardır. Bu olaylarla diktatörlüklerini ortaya koyma fırsatının yanında, Kilikya’da katliam provası yapma fırsatını da yakalamışlardır. Kilikya’daki katliamda, (1894–96 katliamlarında olduğu gibi) büyük devletler seyirci kalmış, ordu da amaca uygun olarak ‘mükemmel’ bir şekilde kullanılmıştır. Bu katliam, 1915 trajedisi öncesi olağanüstü bir deneydir . Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırım Tarihi – Balkanlardan Anadolu ve Kafkasya’ya Etnik Çatışma 1 adlı önemli çalışmasında, Kilikya olaylarını, “soykırım provası olarak gerçekleştirilen eylemler” olarak niteler:

“Jön Türkmeşrutiyetçi devrimin aldatıcı niteliği, yaklaşık 25.000 Ermeni’nin kurban gittiği 1/14 Nisan – 1/27 Nisan 1909 dönemindeki iki aşamalı katliamın başlatılmasıyla ayan beyan ortaya çıktı. Osmanlı başkentinde karşı-devrime kalkışan kalabalıkların tersine, Adanalı Ermeniler İttihatçıların meşrutiyet özgürlükleri ilkelerinin açık ve kimi zaman ateşli savunucuları olarak tanınıyorlardı. Onlar, kimi Jön Türk liderliğine diş bileyen Abdülhamid’in sadık yandaşları, kimi koltuklarını kaybetme endişesi taşıyan eski rejimin bürokratları ve çoğu ‘gâvur’ tebaanın, eski reayanın kendileriyle eşit olması fikrini sindiremeyen öfkeli pek çok Türk’ü kışkırtma noktasına varıncaya kadar, yeni elde ettikleri özgürlüklerini kendilerinden geçerek kutluyorlardı.
Ayrıca, Adana ve havalisi 1894–96 Abdülhamid devri katliam ve yıkımlarından kurtulmuş olan ender yerler arasındaydı. Şehrin yerlisi Ermeni ahalinin nispi zenginliğiyle birleşen bu olgu, onları fırsat düştüğünde imha edilecek uygun bir hedef haline getiriyordu… 1909 katliamı iki aşamalıydı. İlkinin saldırgan güçler için az çok başarısız olduğu kanıtlanmıştır. Saldırı ihtimalini kestiren birkaç yüz Ermeni genci öz-savunma için silah sağlayıp, strateji geliştirmişti. Sonuçta, sadece saldırıları savuşturup Adana şehrinin Ermeni mahallelerinde oturan çok sayıda Ermeni’yi korumakla kalmamış, süreçte saldırgan güçlere ağır kayıplar de verdirmişlerdi. Bu olgu amansız düşmanlar tarafından imha hedefi seçilen gruplar için örgütlü öz-savunma yoluyla caydırıcılığın ya da yumuşatmanın mümkün olduğunu göstermiştir.
Ne var ki, bu gibi girişimlerin başarı ihtimallerinin sınırları da vardır. Silahlı direniş kaynaklarını tüketip mecalsiz kaldıklarında, Ermeniler Mersin yakınlarında İngiltere Konsolosu’nun aracılığında ateşkese mecburen sıcak bakarak silahsızlanmayı kabul etmişlerdi. Bu arada, Türk ordusuna bağlı yeni müfrezeler sözde ‘huzur ve sükûnu’ yeniden tesis etmek için bölgeye intikal etmişti. Bunun arkasından kan gövdeyi götürmüş, insanlık tarihinin en korkunç ve acımasız kıyımlarından biri yaşanmıştı. Cehennemi felaketin ilk raundunda verdikleri kayıpların büyüklüğü karşısında öfkelenen Türkler, yeni intikal eden askeri müfrezelerin doğrudan desteğiyle, tamamen silahsızlanıp savunmasız kalan Ermenilere hücum ederek, binlercesini kılıçtan geçirip diri diri yakmışlardı. Bu amaçlarla özellikle seçilen yerler okul, hastane ve kiliselerdi.
Adana katliamının yirmi beş bin Ermeni kurbanının ezici çoğunluğu, aslında kitlesel cinayetin bu ikinci aşamasında öldürülmüştü… Kurban ahalinin iç savunmasızlığı dış savunmasızlık faktörüyle örtüşmüştü. İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, Rusya, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere yedi ülkenin savaş gemileri, Adana’ya bağlı liman şehri Mersin açıklarına geldiler. Bunlar harekete hazır muharip deniz piyade birlikleri taşıyan kruvazör ve firkateynlerdi. Ama kurbanların Osmanlı uyrukları olması nedeniyle, bu savaş gemilerinin koruma görevi dışında kaldığından hiçbir müdahale emri verilmedi. Beklenen ve kimi zaman çekinilen müdahalenin gerçekleşmeyişi, faillere sadece rahat nefes aldırmakla kalmayıp, kıyımı daha büyük şiddetle tırmandırmalarını da teşvik etmiştir.”

Adana olayları Ermeni toplumu içinde geniş yankı bulmuş, olayların içyüzünü açıklayan yayınlar yapılmış, birçok inceleme hazırlanmıştır. Bunlar içinde Garabet Çalyan’ın Adana Vakası Hakkında Rapor (İstanbul 1911) ve Artin Arslanyan’ın Adana’da Adalet Nasıl Mahkûm Oldu (İstanbul 1909) da vardır.

Kilikya katliamından şans eseri olarak kurtulan; Haçin’de konuşlanmış bulunan Elbistan Redif Taburu Fahri Eczacısı olarak üstün hizmetleri dolayısıyla 1907 tarihinde Sanayi Madalyası’yla taltifi edilen 2; 24 Nisan 1915’de birçok Ermeni milletvekili, yazar, sanatçı ve düşünür gibi evlerinden alınarak tehcire tabi tutulan, önce Çankırı’ya oradan da Halep’e dogru yola çıkarılan, daha sonra kendisinden bir daha haber alınamayan (Dersaadet’ten [Başkent] Çankırı’ya teb’id edilen [sürgünle cezalandırılan] Eczacı Agop Terziyan’ın menfasının [sürgün yerinin] Haleb’e tebdili [değiştirilmesi] talebi 24/N /1333 (Hicrî) tarihlidir3) Hagop Terziyan’ın, “İzmiryants” ödülünü kazanan, ancak İttihat ve Terakki hükümeti tarafından toplatılan Kilikya Faciası (İstanbul 1912) kitabı da önemlidir. Piskopos Museg’in Ermenilere Vurulan Darbe (Boston 1916), Suren Bartevyan’ın Kilikya Vurgunu (İstanbul 1910), Arsaguhi Teotik’in Bir Ay Kilikia’da (İstanbul 1909), 24 nisan 1915’te tutuklanan Ermeni aydınları arasındaki tek kadın olup mucizevi şekilde katliamdan kurtulan, Zabel Esayan’ın Yıkıntılar Arasında (İstanbul 1911) başlıca incelemeler arasındadır.

Adana faciasi aynı zamanda edebiyat, şiir ve ağıtlarda işlenmiştir. Bunlardan biri de Simpad Pürad’in Ermeni halkı arasında Adana Ağıtı olarak bilinen Adana Kıyımı ağıdıdır. Aslı Ermenice olan Ağıt’ın Türkçesi:

ADANA KIYIMI
Ağlasın Ermeniler bu acı kıyıma,
Çöle döndü, görkemli Adana.
Ateş ve kılıç vicdansız talan,
Rupen’in evi ah oldu viran.
Verme artık ışığını ey yüce güneş,
Etrafında sakla yüce yasını.
Güney rüzgarı geçti ülkeden,
Soldu, kurudu çiçek ve ağaç.
Zavalli Ermeniler bir dakikada,
Düştüler vicdansız kılıc altına.
Kilise ve okul alevler içinde,
Binlerce Ermeni öldü hunharca.
Kanunsuz duygusuzlar, yetim bıraktı,
Evladı anasından, gelini damadından,
Alcak Adil ile duygusuz Cavit,
Doydular içip Ermeni kani.
Görkemli Adana boşaldı bitti,
Küllere boğuldu bütün Kilikya.
Sevgili Hacın yaşadı yalnız,
Dondu kaldi Zeytun, bir kaya gibi.
Ateşler içinde üç gün üç gece,
İçerden kılıç, dışardan topla,
Sildiler Ermeniyi dünya yüzünden,
Kanlar akıyor berrak sulardan.
Yetmez mi artık bu adilikler,
Ağlayıp sızlayıp taşıdık sonsuz,
Yabancının evinde güven kayboldu,
Şerefimizle ölelim bu topraklarda.

Adana’da vahşice öldürülen 30 bine yakın kişinin anısına yakılan, Ermeni halkının duyduğu acıların bir feryadı olan bu ağıt, Seden Gürel adlı bir pop şarkıcısı tarafından melodisine kendi kafasından bir söz yazılıp Sebebim Aşk adlı bir aşk şarkısına dönüştürülmüştür.
Agaphi Ghazaryan – Adanayi Voghperke

Millet Meclisinde #Maraş

Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un Genel Kurul’da gündem dışı söz alarak yaptığı konuşma

Görünen Köy, bilinen gerçek!

Terolar’da direniş sürerken alevigazetesi.com olarak Maraş’taydık. Alevi önderleri ve yöre halkıyla konuştuk. Direnişin önemini, bundan sonra ne olacağını yazı dizisi olarak hazırlarken üç gün boyunca orada bizlerin de orada neler yaşadığını anlatmaya çalıştık.

Haftalardır Maraş’a yapılmak istenen kampı tartışıyoruz… Maraş sadece görünen yüzdü belki, kamp ise bilinen gerçek. Adı Maraş’tı, hani şu çok yara alan Maraş, hani şu günlerce Alevi katliamının yapıldığı Maraş… Kanlı Maraş’tı.

Yine kana bulanmasın diyeydi her şey! Gördüğmüz köy, bildiğimiz gerçekti. Çünkü tarih boyunca ne çok deneyimledik, ne çok öldük, ne çok öldürüldük… Tarih boyunca tarihe de tanıklık ettik.

Bugün Maraş yeniden gündemde, yeniden ölümle sınanmaya çalışılıyor. Yeniden katliama davetiye çıkartılmaya çalışılıyor… İşte bu yüzden “patırtı-gürültü”… Bu yüzden öyle dağların başından bağırmamız, önüne geçmek için, bu katliamlara dur demek için.  Bir daha ölmemek için…

İnsana dair nerede ne varsa, oradaydık ya; bu kez yolumuz Maraş’a düşmüştü. Tv 10’da Gündeme Bakış programını hazırlayıp sunan Şükrü Yıldız, Alevi önderlerinden Servet Demir, Demokratik Alevi Dernekleri eski başkanı İmam Balsever ile  Aşağı Terolar köyüne geldik.  Dağlardan, yollardan yeşil ovalardan geçerken iş makinaları, dozerler, yeşil alanı çöle çeviriyor, kamp için çalışmalar yapılıyordu.

Sanki doğaya saplanmış dozerler ciğerleri delmiş… Öyleydi de. Kampın önünden geçip Terolar köyüne geldiğimizde çadırın önünde onlarca kadın, erkek, çocuk, genç nöbetteydi. Cemevinde yemekler veriliyor, ziyaretler kabul ediliyordu.

Halk basından kimi görse derdini anlatmaya başlıyordu… Tıpkı Emine teyze gibi… Emine teyze terolar köyünden. 65 yaşında. Gözleri doluyor ben soru sorarken, önce derin bir iç çekiyor sonra da “çok çektik be kızım” diye söze giriyor: 78 katliamında hepimizi kırdılar. Öldürdüler, geöç ettik. Sürgün aslında. Pek çoğumuzu köyümüzü bırakıp Almanya’ya gittik. Ama hep içimiz memleketti. Geri döndük . Şimdi de ovamıızın ortasına kamp kuruyorlar. Yeniden mi sürgün edileceğiz? Yeniden mi terk edeceğiz memleketimizi?

Emine teyzenin ve diğer kadınlar hep en önde mücadele ediyor. Nöbetin ilk günüden başlayarak çadırdalar.

Hep söyledikleri gibi yine aynı şeyi yineliyorlar: Biz mültecilere karşı değiliz. Ama buraya 27 bin kişi gelecekmiş, 360 dönümlük yere ve köylerimizin ortasına. Başka bir sürü boş arazi varken en verimli topraklara kamp yapması devletin bizi açıkça göz çıkartması demek. Biz buna karşıyız. Biz ovamıza, meramıza, dağımıza sahip çıkıyoruz. Çıkacağız…

Bölge halkı dertlerini anlatırken biz de nöbete desteğe gelen Alevi önderleri, dernet yöneticileriyle alevigazetesi.com için yazı dizisi başlattık.

Sur’dan Artvin’e, Maraş’a uzanan rant projelerine karşı çözüm ne olmalı, ne yapılmalı? Maraş Terolar köyü yarına nasıl bakıyor?  Daha da yaygınlaştırmak için nasıl bir örgütleme gerek?

14 Nisan itibariyle alevigazetesi.com’da….

Gülşen İşeri/alevigazetesi.com

Maraş’taki kampın koordinatörü Akdoğan

Maraş’taki kampın koordinatörünün Yalçın Akdoğan olduğu ortaya çıktı.  Kültür Bakanı Mahir Ünal, projenin başında Yalçın Akdoğan olduğunu söyledi.

Özgür Politikada Erdal Alıçpınar’ın haberine göre, Alevilerin yaşadığı en verimli toprak olan Pazarcık ovasında AKP’nin yapmak istediği AFAD kampında hukuksuzluk ve rant diz boyu olduğu ortaya çıkıyor. Terolar’a yapılmak istenilen AFAD kampının yapılmasının nedenlerinden bir tanesininden Maraş’ta bulunan Organize Sanayi’nin, Çınarlı (yukarı Terolar) ile Fituşağı mevkiyi arasında yapılacak. 5 bin dönüm arazi üzerine yapılmak istenilen organize sanayinde iş gücünü de düşünen AKP, AFAD kampı ile hem bölgede yaşayan Kızılbaşları denetimine almak istiyor hem de sanayide ucuz işçi çalıştırma planları yapıyor.

Önceki gün Kültür bakanı ile görüşen Maraş Yaşam Platformu, Bakan Ünal’ın, ‘Sorumluluk Yalçın Akdoğan’da’ olduğunu söylese de kendilerine başka bilgilerinin geldiğini belirtiyorlar. Mevcut durumda Maraş merkezde bulunan AFAD kampı Maraş’tan taşınarak Sivrecehöyük köyüne getirilmek isteniliyor.

Tezgah kılıfına uydurulmuş

Kamp olarak yapılmak istenilen yerin eskiden mera vakfına ait olup köylünün fikri alınmadan hazineye devredilmesinin hukuksuz bir durum olduğunu söyleyen Av. Mehmet Çarman, her şeyi istedikleri gibi götürmeye çalıştıklarını söyledi.

Çarman “Buralar eskiden mera vasfına sahipti. Sivrecehöyük köy tüzel kişiliği vardı. Daha önceden Bunlar mal edinebiliyordu. Tüzel kişiliğinin olduğu dönemde bu mera köye aitti. Şimdi Büyükşehir yasası ile birlikte köyler kaldırılıp mahalle olunca tüzel kişilikleri de kalktı. Bu mera her ne kadar köye ait olsada şöyle bir durum var; bu meralar ile ilgili işlem yapma ve değiştirme İl Tarım Müdürlüğüne ait. Burası için Maraş Valiliği İl Tarım Müdürlüğü’ne başvuruyor. Diyor ki; ‘Biz buraya geçici barınma merkezi yapacağız, bir kamu yararı var. Siz buranın mera vasfını değiştirin’ diyor. Bunu İl Tarım  onaylıyor. Buranın mera vasfını değiştiriyor, hazine adına kaydoluyor (milli emlak) tabusuz mal oluyor.’’ Çarman asıl hukuksuzluğun bundan sonra başladığını belirterek şunları söyledi: “Maraş Valiliği yapılacak kampa ilişkin ihaleyi TOKİ’ye devrediyor, TOKİ’de Kalyon şirketine veriyor. Yapılan ihale ile ilgili bütün masrafları AFAD üstleniyor. Normalde şudur; sen bunun ihalesini yapıyorsan, böyle bir ihale süresinin 4 ay gibi bir zamanı bulması lazım. Ama burdaki ihale süresi toplasan bir ay bile olmuyor ayrıca bir hukuksuzluk daha var normalde yapılan sözleşme tarihi 17 mart. Ama mera vasfından çıkarılan tarih 18. Mart. Normalde önceden mera vasfından çıkartılır. Ondan sonra ihale prosedürü başlatılır. Yani her şeyi önceden planlamışlar, eğer hukuk işlese nerden bilecekler İl Tarım Müdürlüğü’nün Sivricehöyük mıntıkasında bulunan alanın mera vasfından çıkarılacağını belki il tarım izin vermiyecek. yani her şey önceden planlanıyor ve tezgah, oyun hazır ve hayata geçiriliyor” dedi.

Av. Torun: AKP Bakan’ı üç maymunları oynuyor

Önceki gün Maraş’a gelen AKP Kültür Bakanı Mahir Ünal ile görüşen Maraş Yaşam Platformu’dan Av. Mustafa Torun Bakan Ünal’ın konuyu Başbakanlık ve Yalçın Akdoğan’a havele ederek işin içinden çıkmaya çalıştığını belirtti.

Torun, Kültür Bakanı’nın Maraş Yaşam Platformu ve köy muhtarları ile görüştüğünü ve bakanın ‘Elimden bir şey gelmez’ dediğini söyledi. Av. Torun, Bakan Ünal’ın toplantıda “Buraya ciddi yatırım yapıldı. Hükümet bu konuda kararlı. Yalçın Akdoğan ve AFAD’dan edindiğim izlenim bu. Kültür bakanı olarak bu konuda köprü olmaya çalışacağım. Bakanlara bu konuda bilgi vereceğim’ ifadelerinde bulunduğunu söyledi.

Muhtar Caner: Asıl mülteci biz olacağız

Burdaki köylerinin nüfusunu toplasan 27 bin kişi etmeyeceğini ifade eden Terolar köyünün Muhtarı Mehmet Caner asıl tehlikenin oluşacak kampdan sonra kendilerini beklediğini söyledi. “Biz burda mülteci konumuna düşeceğiz, köylerimizdeki yaşam huzurumuz kalmayacak. Bizler Maraş katliamını yaşayan bir toplumuz. Bugün bu kamplara ilişkin basına yansıyanları herkes biliyor. Aslında toplum olarak çok fazla bir tepki vermedik” diyen Caner, “Yaşadığımız alanlarda mülteci durumuna gelmemek için başta Avrupa’da yaşayan insanlarımız olmak şartıyla herkes bölgesine sahip çıkmalı” dedi.

 Dağdelen: Sunnileştirme politikası

Almanya Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen AKP hükümetinin Suriye’deki mülteci politikasını kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını belirterek, “Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı yere böylesi bir kampın yapılmasının Kürtler ve Alevilere yönelik baskı politikalarının bir devamı olduğunu ifade etti. Kürtlere ve Alevilere karşı Sunnileştirme ve Araplaştırma politikası giderek, Alevilerin yaşadığı bölgelerde Sunni ve Arap gücümü oluşturmak istediği doğrultusunda kaygılarımız var. Maraş’ta yapılmak istenileni kabul etmeyeceğiz” dedi.

Emekçi: Yöre halkı geçmişi ile yüzleşmeli

Yöre halkına tepki gösteren ozan Emekçi ise şunları söyledi: “Bu kadar zamandır Maraş Katliamı’na yönelik protestolara yöre halkı çok az katılım gösterdi. Bundan kaynaklı devletin eli güçlendi. ‘Nasıl olsa bunlar geçmişlerine sahip çıkmıyorlar diye, etkinliklere de katılmıyorlar’ diyerek böyle bir proje başlattılar. İnsan geçmişi ile yüzleşmeden geleceğini yaratamaz. Yöre halkı katliamı kınamak için oraya gidenlere bir de tepki gösteriyorlardı huzurları bozuluyor diye.”

 

Almanya, Maraş’taki soykırıma karşı yürüyecek

Almanya’nın tüm kentlerinde, Maraş’taki Alevilere dönük soykırım planına karşı 15-16 Nisan günlerinde yürüyüşler düzenlenecek.

Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM), AKP’nin Maraş’taki Alevileri hedef alan soykırımcı planına ilişkin açıklama yaptı.

Yazılı açıklama yapan NAV-DEM, AKP’nin Şengal ile Rojava’da ve seçimlerde aldığı yenilginin ardından özel savaş konseptini devreye koyduğuna dikkati çekti. Kuzey Kürdistan’daki savaş ve çökertme politikalarının boşa çıkarıldığına vurgu yapılan açıklamada, AKP ve Saray’ın ülkedeki hak ihlallerine de atıfta bulunuldu

‘ALEVİLER KÜRDİSTAN’DAKİ KATLİAMLARA SESSİZ KALMADI’

Alevilerin, Kürdistan’daki katliamlara ilk çıkan kesim olarak açlık grevine başladığına değinilen açıklamada, buna karşılık olarak kirli bir politikanın devreye konulduğuna işaret edildi. “Maraş’taki DAİŞ çetelerinin yerleştirileceği AFAD kampları büyük planın küçük parçasıdır” denilen açıklamada, şunlar belirtildi:

‘ALEVİLER SOYKIRIMA TABİ TUTULMAK İSTENİYOR’

“Asıl amaç, Urfa’dan Antep’e kadar Kürt Kızılbaş Alevileri Koçgiri’de, Dersim’de, yine Maraş’ta olduğu gibi katliamdan geçirmektir. Demokratik yapı bozulmak ve Aleviler soykırıma tabi tutulmak isteniyor. Hem Alevileri bertaraf etme, hem Rojava’nın özgürlükçü sistemini tehdit etme, hem de Ortadou’da kendi güdümündeki çeteleri Halep’te olduğu gibi Kürtlere ve diğer halklara karşı kullanmak isteniyor.

Bizler savaş mağduru tüm insanlarla ekmeğimizi ve evimizi paylaşmayı bir insanlık görevi olarak biliyoruz. Ancak Maraş’ta DAİŞ için diğer yerlerde kurulan kamplar gibi bir kamp oluşturulmak istenmektedir.”

YÜRÜYÜŞ VE MİTİNGLERE KATILIM ÇAĞRISI

Maraş’taki işgal planına karşı çıkılmasının insanlık görevi olduğuna vurgu yapılan açıklamada, şunlar ifade edildi:

“NAV-DEM olarak, başta Avrupa Maraş Girişimi, Güç Birliği ve ABDEM bileşenleri ile ‘Ovamıza, Onurumuza Dokunma’ şiarıyla Almanya’da 15-16 Nisan’da tüm şehirlerde yürüyüş ve mitingler yapacağız. Tüm toplum merkezlerimize ve bileşenlerimize çağrımız; Maraş’ı sahiplenme yürüyüş ve mitinglerini güçlü organize etmeleridir.”

DUSSELDORF – ANF

Maraş Girişimi: Kirli ellerinizi bölgemizden çekin

Maraş Girişimi Maraş’ta yapılmak istenen kampla ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Maraş Girişimi Türkiye Sõzcüsü Şükrü Yıldız, açıklamada; “Bilineni biliyoruz. Yapılmak istenileni biliyoruz. Kirli ellerinizi bölgemizden çekin….” dedi.

 

Açıklamanın tam metni şöyle:

Gençliğimize yönelik saldırılar, bize duyulan kin ve nefretin göstergesidir!

Terolarda 20. Gününe giren direniş, gençlerimizin özverili çabaları, halkımızın derin inancı ile devam etmektedir. Her gün artarak devam eden bu kararlı duruş, dünyanın dört bir yanına dağıtılmış, göçertilmiş, topraklarından edilmiş Maraşlıları da kapsayarak uluslararası bir sorunsallığa doğru ilerlemektedir. Hakkın ve haklının duruşu her yerde karşılığını bulmakta, demokrasi güçlerinin desteğini arkasına almaya devam etmektedir.

Bu durum, varlığını selefist, cihatist güçlerin varlığıyla devam ettirmek, onların varlığı üzerinden şahsi geleceğini örgütlemek isteyen kesimleri ürkütmektedir. Korkakların saldırganlığı ve kiniyle saldırmaktadır.

Terolarda iki hafta önce yapılan, halkımızın büyük bir özveriyle katıldığı yürüyüşte, halkımızın güvenliğini, yürüyüşe katılanların düzenli bir şekilde demokratik taleplerini dile getirmelerini sağlayan, bu konuda kendisini sorumlu hisseden Maraş’ın güzel çocukları, gençlerimizden 6 tanesi gözaltına alınmıştır.

O gün medyaya yansıdığı gibi, halkımıza, gençlerimize, kadın ve çocuklarımıza karşı, kin ve nefretle hareket edildiği görülmüştür. Gandi gibi alanda yatan, hiç bir durumda mukavemet göstermeyen gençlerimiz elleri kolları tutulup, yumruklanmışlardır. BU yumruklar medyaya yansıdığı gibi, görüldüğü gibi halkımıza, insanımıza bakış açısını ortaya koymaktadır.

1978’de mazlum masum insanlarımızı hangi zihniyetin hedef aldığını gösteren bu kareler karşısında, halkımızın derinden gelen, geleneğinde var olan, pasif direniş devam edecektir. Bu anlaşılmalı bilinmelidir.

İktidar güçleri 6 kişiyi gözaltına almak suretiyle, bizleri sindirmek, korkutmak ve teslim almak istemektedirler.

Bilineni biliyoruz. Yapılmak istenileni biliyoruz. Şark ıslahat planını ve sahiplerini tanıyoruz.

Buna karşı halkımızın direniş devam edecektir. Halkımızı, gençlerimizi, annelerimizi provoke etmekten vazgeçin diyoruz. Kirli ellerinizi bölgemizden çekin….