Ana Sayfa Blog Sayfa 6332

Paris’ten Maraş’taki konteyner kent planına tepki

Fransa’nın başkenti Paris’te, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde, çetelerin örgütlenmesi için yapılacağı düşünülen konteyner kent planına ilişkin toplantı yapıldı.

Pazarcık Elbistan Halkevinde gerçekleşen toplantıya, Paris Pir Sultan Abdal Dergahı, FEDA, Drancy Demokratik Toplum Merkezi, ACTİT, Paris Demokratik Toplum Merkezi, ODAK dergisi temsilcileri de katıldı.

Toplantıda yapılan açıklamada, “Pazarcık’ta yapılmak istenen bu kamp, bölgede yaşayan halkımızın yaşam alanlarını daraltarak 1980 Darbesi sonrasında Pazarcık’ta yaşanan göç dalgasına bir yenisini ekleyecektir. Burayı Kürt Alevilerden temizlemek istiyorlar. Bu kampın Terolar köyüne yapılması tamamen politik bir durumdur; bununla birlikte ikinci bir Maraş katliamının önünü açıyorlar” denildi.

‘DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ’

Açıklamada “Avrupa’da yaşayan Maraşlılar, Kürtler ve tüm devrimci-demokrat çevreler olarak buna izin vermeyeceğiz. Zalimin karşısında diz çökmeyeceğiz” mesajı da verildi.

Toplantının sonunda, Pazar günü saat 12.00’de Gar de l’est’de yapılacak yürüyüşe katılım çağrısında bulunuldu.

Terolar’ın serüveni

/Mehmet BAYRAK
Bugünkü Master Plan’a kaynaklık eden Şark Islahat Planı, ön ve ard raporlarıyla bir bütündür. Bu raporlarda; Kürdistan “Fırat’ın doğusu ve Fırat’ın batısı” olmak üzere ikiye ayrılıyor ve Fırat’ın batısı “asimilasyona tabi tutulacak öncelikli bölge” olarak seçiliyor ki, burada tam da bugünkü Suriye göçmen yerleşkeleri akla geliyor…
Maraş’ın Terolar köyü çevresine Suriyelilerin yerleştirilme çabası, en az 150 yıllık bir “toplum mühendisliği” projesinin yeni bir halkası olarak gündemimizde. Osmanlı’nın geçmişteki çeşitli sürgün ve iskân politikalarını bir yana bırakırsak, özellikle 1860- 65 yılları arasında Osmanlı Islah Ordusu’nca gerçekleştirilen uygulamalar, bu dizaynın en önemli halkalarından biridir.
Nitekim, bu “Islahat Ordusu”nun karargâhı, Maraş’ın bitişiğindeki Antep’in İslahiye kazası olduğu için, bugün bu adla anılıyor. Bu çerçevede, dağlık alanlardan indirilip bataklık arazilere iskân edilen Alevi Kürt aşiretler, zorlu bir yaşam mücadelesine sürüklenmişlerdi. Çünkü, yeni doğa koşullarına ayak uydurmanın ötesinde, bu bataklık arazilerin yarattığı sıtma türü hastalıklar yüzünden de ölümcül bir mücadele içerisine girmişlerdi.
Bu acılı durum, dönemin resmi raporlarına yansıdığı gibi, yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında bölgeyi gezen Batılı araştırmacı ve gezginlerin de seyahatnamelerinde anlatılıyordu. Bunların en önemlilerinden biri, bizim yaklaşık 20 yıl önce Almanca’dan çevirtip, notlayarak yayımladığımız Alman bilimadamı ve gezgin Dr. Hugo Grothe’nin, sözkonusu yöreyi de kapsayan “Önasya Seyahatnâmesi “ idi. (Bkz. M. Bayrak: İçtoroslar’da Alevi – Kürt Aşiretler,Özge yay. Ank. 2006, s. 158- 173).
Grothe, burada resimler eşliğinde yöredeki Kızılbaş Kürtlerin nasıl amansız bir mücadeleye giriştiklerini ilginç anekdotlarla anlatır. 20. yüzyılın başlarında bile hâlâ sazlık kamışlarından yapılan kulübelerde yaşayan köylüleri resimler ve onların zorlu mücadelesine tanıklık eder. Kızılbaş Kürtlerin mecburi iskâna tâbi tutuldukları bu bataklık arazilerin, kısmen kendiliğinden kısmen de müdahale ile nasıl kurutulup verimli araziler hâline getirildiği de ilginç gözlemlerle anlatılır.
İşte, bugün Suriyeli göçmenlerin bir “politika” çerçevesinde yerleştirilmeye çalışıldıkları toprakların böylesi bir serüveni var.
Gerek 1895’teki Ermeni katliamı, gerekse 1915’teki Ermeni soykırımı ile bölgenin demografik yapısına büyük bir darbe daha vurulmuş ve bölgenin “Türk- İslâmlaştırılması” yolunda önemli bir kırılma yaşanmıştı. Öyle ki, Maraş’a ilişkin Tahrir Defterleri’nde, bölge insanının yaklaşık yüzde 40’ı Ermeni / Hıristiyan göründüğü halde, bugün bu yapı tümüyle değişmiş görünüyor. Zaten, bölgenin demografik yapısına en büyük darbe Ermeni soykırımıyla vurulmuş ve yerleşke isimleri dahil, tüm tabiat ve kültür varlıkları Türk-İslamlaştırılmaya çalışılmıştı…
Hatta, Elbistanlı tarihçi Prof. Dr. Refet Yinanç’ın Yrd. Doç. Dr. Mesut Elibüyük ile birlikte hazırladığı ve TTK’unca yayımlanan Maraş Tahrir Defteri (1563) konulu 2 ciltlik belgesel eser; bölgenin Hıristiyan nüfusu çok gösteriliyor gerekçesiyle 12 Eylül Askeri Yönetimi’nce yasaklanmıştı. Yani bir bilimsel çalışmada bile belgesel gerçeklerin konuşturulmasına tahammül edilememişti…

“Master Plan”a Evrilen “Şark Islahat Planı”
1915’te gerçekleştirilen Ermeni, Süryani ve Êzidî soykırımları ve Kürt sürgünleri, “Türk- İslamcı” İttihad ve Terakki Hareketi’nin bir toplum mühendisliği projesiydi. Zaten 1912’de Almanya’dan çağrılarak önce Milli Emniyet Teşkilatı’nda, ardından da özellikle bu konuda çalışma yürütmek üzere kurulan Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi yani Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü’nde Uzman olarak görevlendirilen Arnavut kökenli Naci İsmail (Pelister), takma isimlerle bir yandan Kürtler ve Kızılbaşlar konusunda -Alman bilimadamları adıyla- düzmece rapor- kitaplar hazırlarken; bir yandan da “Beynelmilel Usulü’t- Temsil/ İskân-ı Muhacirîn” yani (Uluslararası Asimilasyon Yöntemleri / Göçmenlerin Yerleştirilmesi), (İst. 1334/ 1918) adıyla bir rapor-kitap hazırlıyor ve bu, devlet tarafından yayımlanıyordu.
Enver ve Talat Paşa’ların yakın arkadaşı olan bu İttihatçı uzman-raportör, hem ülke dışından getirileceklere hem de ülke içinde göç ettirileceklere göre ikili bir plan yapıyordu. Başlıklar halinde plan şöyleydi:

Şube-1) Vatan dışındaki göçmenler
* Sömürgelerde yalnız tek bir topluluk oluşturmak,
* Sömürgelerdeki halkları asimile ederek, birleşik bir ulusal topluluk oluşturmak,
* Sömürgelerdeki halkı yok ederek yerleşmek.

Şube-2) Vatan içindeki göçmenler
* Ülke içindeki halkı ülke içinde başka bir yere yerleştirmek,
* Ülke dışından ülke içine göçmen getirtmek,
* Ekonomik kazanç için gelen ve kendi kendilerine yerleşen göçmenlere karşı uygun bir yönetim izlemek.
İttihad ve Terakki’nin başlatıp, bilinen nedenlerle bütünüyle hayata geçiremediği bu plan, kaldığı yerden, bunun devamı olan kemalist yönetimlerce hayata geçirilmeye çalışılıyordu.
Nitekim, 1925’te gizlice hazırlanıp uygulamaya konan ve bugünkü AKP Hükümetin “Master Plan”ına kaynaklık eden “Şark Islahat Planı”, Lozan’daki hakları da gaspeden son derece acı bir reçeteydi. Bu coğrafyanın kadim halklarından olan Hıristiyanlar, önemli ölçüde tasfiye edildikten sonra sıra bölgenin kadim halklarından olan Kürtlere ve kadim inançlarından olan Aleviliğe gelmişti. 1921’de Koçgiri’de 140 köy yerle yeksan edilirken, 1925 Direnme Hareketi’nin bastırılmasından sonra 15 bini aşkın, 1928-30 Ağrı- Zîlan katliamında 30 bini aşkın, 1937-38 Dersim Soykırımı’nda 40-50 bin arası insan katlediliyordu…
Gizli Şark Islahat Planı’nın yanısıra, açıktan buna eşlik edecek kanuni düzenlemeler yapılıyordu. Keza, 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu, 1927’de “Umumi Müfettişlik” rejimine geçilerek, Bazı Kişilerin Doğu İllerinden Batıya Nakline Dair Kanun, 1934’te 2510 Sayılı Mecburi İskân Kanunu, 1935’te Tunceli Kanunu çıkarılıyordu.
1936’da Ankara’da Umumi Müfettişler Toplantısı düzenlenerek, “Şark Vilayetlerinde ıslahat yapılması, ırk ve din meselelerinin halli, Türk kültürünün yaygınlaştırılması ve anasırın (etnik unsurların) temsili (asimilasyonu)” kararlaştırılıyordu.
Zaten, Şark Islahat Planı’nın 5. Maddesi, “Ermeniler’den boşalan topraklara Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan getirtilecek göçmenlerin yerleştirilmesini ve yerleşim giderlerinin Devletçe karşılanmasını; 9. Maddesi “Yönetimin Kürdistan’da kalmasını uygun bulmadığı Kürt ileri gelenleriyle akraba ve çevrelerinin Batı illerine yerleştirilmesini ve Devletle işbirliği yapmış ailelerin yerlerinde kalmalarını ve daha da güçlendirilmelerini”; 14, 15, 16 ve 17. Maddeler ise “Kürtçe’nin yasaklanmasını, Türk Ocakları, yatılı bölge okulları ve kız okulları açılarak propaganda ve eğitim yoluyla asimilasyonu” öngörüyordu.
Öte yandan, 1925’te ilk kez Türk Hava Kuvvetleri kullanılarak halkın üzerine zehirli gaz atıldığı gibi, benzeri uygulamalar 1928-30’da Ağrı- Zilan’da ve 1937/38’de Dersim’de de gerçekleştirilmişti. (Bu konuda bkz. M. Bayrak: Kürtler’e Vurulan Kelepçe/ Şark Islahat Planı, Özge yay. 2. Bas. Ank. 2013, s. 86).
Plan’ın Öncelikli Uygulama Bölgesi: Fırat’ın Batısı ve Maraş
Kuşkusuz, bugünkü Master Plan’a kaynaklık eden Şark Islahat Planı, ön ve ard raporlarıyla bir bütündür. Nitekim, bu raporlarda; Kürdistan “Fırat’ın doğusu ve Fırat’ın batısı” olmak üzere ikiye ayrılıyor ve Fırat’ın batısı “asimilasyona tabi tutulacak öncelikli bölge” olarak seçiliyor ki, burada tam da bugünkü Suriye göçmen yerleşkeleri akla geliyor…
Kürt kökenli İsmet Paşa’nın önerisiyle Şark Islahat Planı hazırlayan Kurul’a başkanlık eden Arnavut kökenli, dönemin önce Bayındırlık sonra Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, hazırladığı ön raporda Fırat’ın batısına tekabül eden Maraş/ Malatya hattı için şunları söylüyordu:
“Fırat’ın garbındaki (batısındaki MB) Malatya vilayeti ahalisinin yarıdan fazlası Kürt olduğu gibi, Maraş vilayetinde ve Pazarcık kazasında 22.000 kadar kayıtlı Kürt vardır. Bunların dışında Antep, Cebelibereket (Osmaniye ve çevresi), Sivas, Yozgat, Kırşehir, Çorum, Aksaray, Konya ve Ankara vilayetleri ile Kars ve Ardahan vilayetlerinde henüz Kürtlüklerini muhafaza eden ememmiyetli nüfus kütleleri vardır. (…) Fırat’ın şarkındaki Kürtler gibi Fırat’ın garbındaki Malatya vilayeti Kürtler’i de iktisaden ve lisanen tamamen hâkim mevkidedirler. Fırat’ın garbındaki vilayetlerimizdeki Kürtler’in erkekleri Türkçe öğrenmeğe macbur kalmışlarsa da kadınlar hâlâ Kürtçe konuşmakta ve cümlesi taassupla gördüklerini muhafaza etmekte ve kemâl-i gururla Kürt olduklarını söylemektedirler.” (Bkz. Age, s. 92-93).
Konuya ilişkin plan ile diğer raporlarda da; Fırat’ın batısında yaşayan Kürtlerin Türkler’le komşu olup göreceli olarak dağınık yaşadıkları; büyük bölümü Alevi inancına mensup olan bu Kürtlerin asimilasyonunun diğer Müslüman Kürtlere göre daha kolay olabileceği, bu nedenle asimilasyon konusunda bu bölgeye öncelik verilmesi öngörülmektedir.
Daha Selçuklu döneminde 1238/39 tarihli Alevi önderlikli Babaî Hareketi’ne sahne olan Elbistan/Maraş merkezli İçtoroslar bölgesi; sonraki Osmanlı döneminde de Şah Kalender Hareketi başta olmak üzere birçok halk hareketine ve Sinan Cemgil’lerin öncülüğündeki gençlik hareketlerine ev sahipliği yapmıştır. Zaten, burası kozmopolit yapısından dolayı Osmanlı Devleti’ne en son bağlanan Dulkadiroğulları Beyliğinin konuşlandığı bir bölgedir. Yine geçmişten beri bölgede birçok etnik ve dini topluluk yaşamıştır.
İşte, üstteki gizli belgelerde de vurgulandığı gibi; önüne Türk-İslam sentezci bir toplum dizaynını hedef olarak koyan yönetimleri rahatsız eden, bu kimliksel özelliklerdi. Osmanlı yönetiminin 19. yüzyıldaki uygulamalarıyla, 20. yüzyılın başlarında gerçekleştirilen soykırımın ve 1967- 1978 arası Alevi katliamları ile günümüzde uygulanmaya çalışılan acılı reçetenin esbab-ı mucibesi budur…

‘MESELE MEMLEKET MESELESİDİR’ -‘3 Maymun’ Aksu Tv

Maraş’tan yayın yapan yerel Televizyon Aksu Tv Twitter hesabından ‘Kahramanlık Madalyası‘ paylaşarak eleştirilere yanıt verdi;

@xeribe_ hesabının, ‘Bir yerel kanal düşünün, kendi yöresinde kıyametler kopuyor ama bu kanal üç maymunu oynuyor => @aksutv #OvamaDokunma’  şeklindeki eleştirel twitine yanıt olarak ‘Kurtuluş Madalyası’ fotografına yazılmış bir grafikle cevap verdi ;


@aksutv

‘Biz Vatanını Memleketini seven bir
televizyon kanalı olarak; Kendi
kurumumuz da çalışan dahil orda görev

yapan meslektaşlarımıza yapılan saldırıları
dahi gündeme getirmiyoruz..
Yoksa, o saldırıları ve arkasında ki zihniyeti
ve niyeti gündeme getirip rezil rüsva
etmesini çok iyi biliriz..
Suskunluğumuz Kahramanmaraş sevda-
sındandır.Meselemiz de sevdamızda
KAHRAMANMARAŞ’tır, şehrimizin nasıl
tanıtıldığına kasıtlı olarak hangi olaylarla
gündeme getirilmek istendiğine dikkat
etmek zorundayız…
MESELE MEMLEKET MESELESİDİR…’
(Aynen alınmış, Türkçe hatalar düzeltilmemiştir.)

Lüneburg AKM’de bir ilk

 

6 ay önce kurulan Lüneburg Alevi Kültür Merkezi`nde gençler Almanca Alevilik Dersleri ile yeni bir kapıyı aralıyor. Pazar günü başlayacak derslere ilgi ise oldukça yoğun. Bu yoğunluk Lüneburg AKM’de bir ilk olmasının da özelliği…

Avrupa Alevilik konusunda bir adım önde. Lüneburg Alevi Kültür Merkezi yeni açılmasına rağmen Alevilik dersleriyle adından söz ettiriyor. Pazae günü başlayacak derslerde gençler hem Alevi öğretisini öğreniyorlar, hem de Alevilik kavramlarının Almancalarını öğrenmekle Almanca olarak Alevilik üzerine Alevi olmayan arkadaşları ile diyalog yapabilme becerisini kazanıyorlar.

Ayrıca yetişkinlerle de Türkçe olarak aynı konular işleniyor.

Başta yönetim olmak üzere Lüneburg Alevi Kültür Merkezi`nin bu adımı Avrupa Alevileri arasında da takdirle karşılanıyor.

O artık direnişin bir sembolüdür!

Maraş Girişimi yazılı bir açıklama yaparak, Mor Ali Kabayel için “O artık direnişin bir sembolüdür” dedi. İşte Maraş Girişimi’nin açıklaması:

O artık direnişin bir sembolüdür!

Halkımızın, Pazarcık’ta, Terolar bölgesine yapılacak mülteci kampına karşı, 3 Nisan’da düzenlediği direniş nöbetine askerlerin gaz bombaları ile saldırması sonucu, gazdan etkilenerek hastaneye kaldırılan 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel, yaşamını yitirdi. Müdahale sırasında rahatsızlanarak hemen özel bir hastaneye kaldırılan, ancak doktor olmadığı için Kapıçam Necip Fazıl Kısakürek Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Kabayel, bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Kabayel’in cenazesi otopsi işlemlerinin ardından Terolar’daki morga getirildi. Cenaze yarın cemevinde düzenlenecek törenden sonra hakka uğurlanacaktır.

O artık direnişin bir sembolüdür!

Halkımıza karşı şiddet kullanmaktan çekinmeyen, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden saldıran zihniyeti kınıyoruz. Alevileri hedef alan bu anlayışı tanıyoruz. Bilinmesi gerekiyor ki; kendi topraklarımızda var olmaya devam edeceğiz. Atalarımız nasıl ki buraları bir yaşam bahçesine çevirdilerse, bizler de cehenneme çevirmek isteyenlere inat ovamıza sahip çıkacağız.

Ailesi ve sevenlerinin başı sağ olsun, toprağı bol, devri daim olsun…

Maraş Girişimi
05 Nisan 2016

Akdoğan ”Yoksa yeni kamp yapmıyoruz.”

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Suriyeli sığınmacılara yönelik yeni kampların kurulacağı iddialarına ilişkin, “Mevcut olan kampı, konteyner kente çevirmiş oluyoruz. Yoksa yeni kamp yapmıyoruz. Mevcut kamplarımızda da yerimiz var. YaniYunanistan’dan gelecek olanları da oralara yerleştireceğiz.” dedi.

Akdoğan, Kartaltepe Kent Ormanı’nda “Çanakkale Ruhu Keçiören’de” programının ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) mutabakatı temelinde gerçekleşen sığınmacı geri kabulü ve değişimi çerçevesinde Türkiye’ye yarın 200 sığınmacının daha geleceği yönündeki iddialar ile yeni kampların nerede kurulacağına ilişkin sorusu üzerine Akdoğan, Maraş’ta mevcut bir çadır kentin bulunduğunu söyledi.

Yalçın Akdoğan, “Çadır kenti konteyner kente çeviriyoruz. Yani mevcut olan kampı, konteyner kente çevirmiş oluyoruz. Yoksa yeni kamp yapmıyoruz. Mevcut kamplarımızda da yerimiz var. Yani Yunanistan’dan gelecek olanları da oralara yerleştireceğiz.” diye konuştu.

“İhtiyaç olmayacak diyebilir miyiz?” sorusu üzerine Akdoğan, “Şu anda yok. Olursa ona göre planlama yapacağız” ifadesini kullandı.

KENT HALKI RAHATSIZ

Kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan Sivricehöyük Mahallesi’ndeki 37 hektarlık araziye kurulmaya başlanan 25 bin 40 kişilik konteyner kentine karşı çıkanlar geçtiğimiz pazar günü şantiyeye yürümek isteyince jandarmayla karşı karşıya gelmişti. Jandarma, yürüyüşe izin vermediği grubu, biber gazı sıkarak dağıtmış, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Bölge halkı Alevi köylerinin ortasına kurulacak göçmen kampının cihatçı çetelere eleman devşirecek yerler haline geleceğini söyleyerek kampa temkinli yaklaşıyor ve eylemlerini sürdürüyor.

 

Maraş Kürt Alevilerine selefist oyunlar!

ERDOĞAN YALGIN

Osmanlılar; kuruluşundan (1299) beri merkezileşerek, hep coğrafi yayılma politikaları gütmüştü. Bölgenin mazlum halk çocuklarını savaş meydanlarına sürerek, kendi saltanatları için onların yok olmasına neden olmuştu. Ve savaş zoruyla 600 yüz yıldan beri kazandığı toprakları, zaman içinde kaybetmişti. Derken, Osmanlı hayalleri; başından beri sürekli tartışılan önce misakı milli, daha sonra ise bugünkü sınırları içine hapsedildi. Dikkat edilecek olursa; Yavuz’la birlikte, 16. yüzyılda başlayan ve günümüze kadar devam ettirilen bir devlet politikası var! Bu politika; otokton/ yerleşik yaşayan Kürtlerin demografik yapısıyla planlı ve sistematik bir şekilde oynama politikasıdır!

Tarihsel geçişlerde; Kürt aşiretleri ve dahası Kürt Rêya/ Raa Heqî-Alevi inancına mensup topluluklar ana yurtlarından, topraklarından sökülerek başka uzak diyarlara hep sürülmüşlerdir. Kadim topraklarında yerleşik olan Kürt aşiretleri Batıda, Ege kıyılarında, Orta Anadolu’da zorunlu iskana tabi tutulmuştur. Bu devlet siyasetiyle milyonlarca Kürt nüfusu asimile edilerek, Türkleştirilirken; Rêya/ Raa Heqî inancına mensup Kürtler, buna ek olarak zorunlu ve sorunlu bir şekilde Müslüman/ Sünnileştirilmiştir. Göçertilen Kürt aşiretlerinin yerlerine; Balkanlardan, Arap yarımadasından ve Orta Asya steplerinden getirilen Muhacır, Arap, Çerkez, Türkmen, Yörük, Oğuz boylarından aileler yerleştirmiştir. Öncesini saymazsak; örneğin 1980 askeri darbesiyle Afganlar, Kırgız, Ahıska Türkleri getirilip başta Urfa, Muş, Kars, Van ve birçok Kürt merkezlerine yerleştirilmiştir. Bugün mevcut Kürt illerinde, bu etnik kimliklere mensup aileler-köyler bulunmaktadır. Yerleşik Kürtler, bu etnik kökenden ailelere asla dokunmamışlar, tek taraflı da olsa, onlarla dostluk ilişkileri geliştirmişlerdir!

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde; mesela 1925 tarihinde, 27 maddeden oluşan Şark Islahat Planı’yla; Fırat’ın batısı Kürtsüzleştirilmek istenmiştir. Bu eksende; Kürtlerin dilini ve o suretle etnik kimliklerini yoketme politikaları devreye sokulmuştur. Bütün bunlar yaşanmamışcasına, bundan bir kaç ay önce AKP Hükümeti; Rojava’da yaşanılanlar için, oradaki “Kürtlerin; Araplara ve Türkmenlere karşı bir etnik temizlik yaptığına, bölgedeki demografik yapının değiştirilmek istendiğine” dair demagojik söylemler geliştirdiğini biliyoruz! Oysaki Rojava’nın demografik yapısı, özellikle son yüz yıldan beri hep Kürtler aleyhine değiştirilmişti.

Günümüze gelindiğinde, Maraş iline 3 km. uzaklıkta olan Merkez ilçesi Dulkadiroğlu’na bağlı Aşağı Terolar/ Sivricehöyük mahallesinde; Suriye’den gelen 25 bin mülteci için özel kamp yapılmak isteniyor. Akdeniz’deki coğrafi konumuyla Dulkadiroğlu ilçesi, nüfus yoğunluğu bakımdan Maraş’ın 2. büyük ilçesi konumunda. Burada yaklaşık 20 köyde, Kürt Alevileri geleneksel kültürleriyle yaşamakta. Yapılmak istenen kamp ise tam da bu alanda inşa edilmekte. Asırlardan beri burada yerleşik olan Kürt Alevileri bu duruma karşı olduklarını belirterek, günlerden beri eylem halindedirler. Onlara göre burunlarının ucunda kurulmak istenen söz konusu bu kamp, Suriye’den gelecek olan El Nusra, Ahrar El Şam ve IŞİD benzeri teröristlerin merkez üssü yapılacak! Çünkü Maraşlı Kürt Alevileri; 1978 Maraş Katliamının travmasını hala yaşamakta ve nitekim bu kampa sıcak bakmamaktadırlar.

Terolar’da yapılmak istenen kampa; karşı çıkanlar sadece Maraşlı Kürtler‘de değil! Bütün Alevi, Kürt, demokratik kurumlarla birlikte Pirler, aydınlar da karşı çıkmaktalar! Çünkü bu kampın, böylesine stratejik ve siyasi-kozmopolitik yapıya sahip olan bir coğrafyada yapılmasını kaygı verici olarak görüyorlar. Sürekli “vatandaşlık bağını” gündeme getiren hükümet yetkilileri; askere aldığı, vergi topladığı Alevilerin bu taleplerini dikkate bile almamaktadır. Kamp alanında toplanan bölge sakinlerini, asker zoruyla darp ederek dağıtmak ve bir an önce kampı hizmete açmak istiyorlar!

Peki, AKP Hükümeti bu ısrarlı tutumuyla neyi hedeflemektedir? Bilindiği üzere son yapılan seçimlerde, gelişen siyasi bilinçle Maraş ilinde, HDP‘ye azımsanmayacak bir oy kayması yaşandı. Yine ülkede ve gerekse diasporaya dağılan Maraşlı Kürt-Aleviler; siyasi arenada varlığı hissedilir, aktif siyaset yapmakta ve tarihsel geçmişlerini sahiplenmektedirler! Kurmancî anadillerini, geleneksel folklorik-kültürel değerlerini yaşatmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki; yapılacak olan bu kampa yerleştirilen Suriyeli mültecilerin arasında yetiştirilecek cihadist-selefist çeteler, bölgedeki Kürt-Alevileri üzerinde en azından psikolojik bir baskı aracı olarak kullanılacaktır. Dolayısıyla, zorunlu göçlerle bölgede etnik-inançsal bir temizliğin yapılması sağlanacaktır. Esas itibariyle Maraş’da; Kürt-Alevilerine karşı bir selef(-eski)ist oyun oynanmaktadır.

#Maraş ‘ta asker gazı can aldı

Pazarcık’a bağlı Terolar‘da yapılması planlanan mülteci kampına karşı 3 Nisan’da düzenlenen eylemde, askerin kullandığı gaz bombasından etkilenerek hastaneye kaldırılan Mor Ali Kabayel (82) adlı yurttaş yaşamını yitirdi.

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde Alevilerin yaşadığı Terolar bölgesine yapılacak mülteci kampına karşı 3 Nisan’da düzenlenen direniş nöbetine askerlerin gaz bombaları ile saldırması sonucu gazdan etkilenerek hastaneye kaldırılan 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel, yaşamını yitirdi. Müdahale sırasında rahatsızlanarak hemen özel bir hastaneye kaldırılan, ancak doktor olmadığı için Kapıçam Necip Fazıl Kısakürek Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Kabayel, bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Kabayel’in cenazesi otopsi işlemlerinin ardından Terolar’daki morga getirildi. Cenazenin yarın cemevinde düzenlenecek törenden sonra mahalle mezarlığında defnedileceği belirtildi.
(DİHA)

BAF: AKP Alevileri imha etmek istiyor

Bir grup gencin AKP’nin savaş politikalarına karşı başlattığı şiddet içermeyen en etkili kampanyalardan birisi olan ‘Türkiye’de Tatile Boykot’ eylemini eleştirenlere ve bunun üzerinden Alevi karşıtlığı yapanlara Britanya Alevi Federasyonundan çok sert cevap geldi. BAF yaptığı yazılı açıklamada ‘Türkiye’de Tatile Boykot’ eylemine karşı çıkanların AKP’nin cihatçı politikalarına sessiz kaldıklarını ifade ederek, bunun üzerinden Alevilere saldıranlar sert bir dille kınandı.

Britanya’da yaşayan bir grup Türkiyeli ülkede son dönemlerde yaşanan çatışma sürecine tepki olarak ‘Türkiye’de Tatile Boykot’ kampanyası başlatmıştı. Kampanya birçok farklı kesim tarafından destek görmüş ve Britanya’nın tüm kentlerine yayılmıştı. Kampanya büyüyerek devam ediyor.

Britanya Alevi Federasyonu (BAF) kampanyaya karşı çıkanlara ve bunun üzerinden Alevi kurumlarına saldıranlara yaptığı yazılı açıklama ile sert bir cevap verdi. BAF yaptığı yazılı açıklamada, ‘Boykotu bahane ederek doğrudan İakm ve Cemevi başta olmak üzere Alevileri hedef alan ve AKP yandaşlığında sınır tanımayan bu hadsizler, katliamları durdurmak için bugüne kadar ne yaptılar?’ diye sordu.

BAF tarafından yapılan yazılı açıklamanın tam metni;

‘‘AKP hükümeti yıllardır Cihatçı çetelere açıktan yardım ve yataklık ediyor. Çok özel devlet toplantılarında dahi kamuoyuna sızan konuşmalarda istihbaratın başındaki isimler ve şimdiki başbakan ‘’Suriye tarafına dört adam gönderir, Türkiye’ye sekiz füze atarız, savaşı başlatırız’’ diyecek kadar açıktan Suriye’yi parçalama planları yaptılar. Cumhurbaşkanı ‘’Emevi cami’inde namaz kılacağız’’ diyerek Suriye yi hedef gösterdi.

AKP SURİYE’DE ÇETELERİ SİLAHLANDIRDI

AKP yetkilileri Suriye de çeteleri silahlandırarak toplu katliamlar ve tek tek cinayetlerin işlenmesini sağladı. Bu politikalar sonucu Suriye de yüzbinlerce insan katledildi, sakat bırakıldı, tacizler, tecavüzler ve işkencelere maruz kaldılar. Milyonlarca insan göç etti. Gittiği yerlerde ya denizlerde boğuldu ya da sefalet içinde, hastalıklarla, yoksullukla ve yok olma ile karşı karşıya kaldılar.

Suriye de başarısız olan AKP, güney doğuda Kürt halkına karşı bir savaş ilan etti. Onbinlerce asker, polis ve özel harekatçı tarafından binlerce insan katledildi, onbinlerce insan sakat bırakıldı, yüz binlerce insan göç ettirildi, yuvasız ve umutsuz bırakıldı. İnsanlar tanklarla ezildi, akrep tipi araçların arkasında sürüklendi, kadınların cansız bedenleri sokaklarda çıplak teşhir edildi ve daha birçok insanlık dışı uygulamalar yapıldı.

ÇOCUKLARIMIZI KATLETTİLER

Aynı zihniyet tarafından, Okmeydanı, Gazi mahallesi, Küçük Armutlu, Gülsuyu başta olmak üzere Adıyaman, Antep ve birçok bölgede Aleviler hedef alındı. Gezi direnişinde ve sonraki saldırılarda Alevi halkı, çocukları sokaklarda, evlerde ve Cemevlerinde katledildi.

Suruç, Ankara ve İstanbul gibi şehirlerde, masum canlar yok ediliyor, sakat bırakılıyor ve ocaklar söndürülüyor. Paris ve Brüksel gibi avrupa başkentlerinde sivillerin hedef alındığı katliamlar yaşanmaya devam ediyor.

DİYANET İŞLERİ ALEVİLERE HAKARET ETMEYE DEVAM EDİYOR

Diyanet işleri başkanlığı ve eğitim sistemi aracılığı ile Alevilere en ağır hakaretler yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Alevilerin hakları dünya ülkeleri tarafından verilirken, Türkiye devleti ve AKP, Alevileri inkar ve imha etmeye, Aleviliği ortadan kaldırmak için yeniden uydurmasyon bir tanımlama yapmaya, kendi Aleviliğini oluşturmak gibi ahlaki ve etik olmayan çalışmalar yürütmeye devam ediyor.

Britanya ve dünyadaki Alevi örgütleri olarak, defalarca protestolar, yürüyüşler, mitingler, siyah çelenk eylemleri ve basın açıklamaları ile bu vahşetleri kınadık.

Sivil, masum ve mazlum insanların ölümüne, yaralanmasına ya da her hangi bir zarar görmesine neden olan şiddet eylemlerini kınıyoruz ve kınamaya devam edeceğiz.

HAKSIZLIK KARŞISINDA MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ

Bugüne kadar hiçbir şiddet eylemine başvurmamış olan Aleviler olarak şiddet içermeyen eylemlerimize ve haksızlık karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz.

Tatil’i Boykot Eylemini Bahane Ederek Alevi Düşmanlığı Yapanlara Gelince;

Bilindiği kadarı ile şiddet karşıtları ve daha çok gençlerin sahiplendiği Türkiye boykot eylemi, AKP ve Türkiye devletinin dikkatini çekecek ve azda olsa maddi olarak devletin canını acıtacak bir tavır olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu eylem daha çok yakın geçmişte uygulanan ‘’sonsuz aydınlık için bir dakika karanlık’’ eylemi ile çok benzerlik içermekte. ‘’ülkemizde demokrasi ve barış sonsuz olsun diye, bu yıl tatile gitme’’ anlamını içerdiği görülmekte. Boykot broşürlerinde yapılan açıklama ‘’Türkiye’ye bu yaz tatile gitmeyin’’ ifadelerinde de bu anlaşılmaktadır.

Boykot eylemi şiddet içermediği, tatil kapsamında yapılacak olan ziyaretlerin bu yıl yapılmaması ve tüm çevrelerin AKP zulmüne karşı duyarlılık göstermesi için bir çok kurum ve kişiler tarafından desteklendi ve halen devam ediyor.

TATİL BOYKOTUNU ELEŞTİRENLERE SORULAR

Boykotu bahane ederek doğrudan İakm ve Cemevi başta olmak üzere Alevileri hedef alan ve AKP yandaşlığında sınır tanımayan bu hadsizler, yukarıdaki katliamları durdurmak için bugüne kadar ne yaptılar?

Bugüne kadar cihatçı çetelerin hangi insanlık dışı eylemini eleştirdiler?

Vatan, millet kavramlarını sadece ırkçı anlayışlarına kılıf olarak kullananlar ve vatan, millet felsefesi ile Alevileri hedef gösterenler vatanı, milleti soyanlara karşı hangi tepkiyi gösterdiler?

Alevileri vatan haini diye suçlayan bu yetersizlerin Kürecik, Maraş ve Adana da yerleştirilen Alman, Amerikan füze ve asker yerleşkelerine karşı ne yaptılar?

‘Hukuk tanımayın, Anayasayı boşverin gerekirse seçilmiş belediyelere el koyun’ diyen Cumhurbaşkanı ve AKP anlayışına karşı ne yaptılar?

Alevilere yönelik açıktan hakaret eden Diyanet işleri başkanlığına karşı bir tepkileri oldu mu?

Alevilere yönelik açıktan hakaret eden Cumhurbaşkanına karşı bir tepkileri oldu mu?

Alevilere yönelik açıktan hakaret eden eğitimci, din dersi hocalarına karşı bir tepkileri oldu mu?

AKP’nin desteklediği Ensar Vakfı’na tepkileri ne oldu?

Alevilerin yaşam alanlarına ‘Nusra Kampı’ yapılmasına karşı ne yaptılar?

Alevileri tanımayanlar, Alevilerin tarihsel bir direniş geleneği olduğunu bilmeyenler, Alevileri anlayamaz ve ancak sosyal medya üzerinde zavallı bir pozisyonda yaptıkları cahilliğin utancı ile kalırlar.

Alevilere yönelik yapılan haksız ve hadsiz eleştirileri nefretle kınıyoruz!’’

‘AKP hiçbir değere saygı duymuyor’

Malatya PSKAD Maraş Sivricehöyük’te inceleme yaptı: AKP hiçbir değere saygı duymuyor;

Maraş’ta, Suriyeli sığınmacılar için yapılması planlanan konteyner kente ilişkin incelemelrde bulunmak üzere Sivricehöyük’e giden PSAKD Malatya Şubesi heyeti engellemelere rağmen bölgeye giderek, incelemelerini tamamlayıp döndü.

Dernek binasında yapılan basın açıklamasında konuşan PSAKD Malatya Şube Başkanı Songül Tunçdemir, yeni bir Maraş katliamı istemediklerini belirterek, “Emperyalist ülkelerin şekillendirdiği Ortadoğu haritası, en başından beri sorunluydu. Bu nedenle bu bölgede ne savaşlar eksik oldu, ne katliamlar, ne de sürgünler ve göçler. AKP iktidarı Ortadoğu’da ve iç politikada savaş, katliam ve ölümler üzerine kurulu bir hat izliyor. Ve bunu da halklarımızın çıkarınaymış gibi sunuyor” dedi.

Sivricehöyük’te (Aşağı Terolar) yapılmak istenen kampın da bu siyasetin bir parçası olduğunu söyleyen Tunçdemir, “Etnik temizlik için savaş mağdurları kullanılıyor. Sahiplenme adı altında iç siyasetin malzemesi yapılarak Suriye’de savaşı bitirecek adımların atılması engelleniyor. AKP göç üzerinden, girdiği çıkmazı aşmak istiyor. Avrupa ile insan pazarlığı yaparak maddi çıkar sağlıyor. Bunu yaparken de hiçbir değere saygı duymuyor dedi.
(/EVRENSEL)