Ana Sayfa Blog Sayfa 6332

Mat: Maraş’daki operasyon Sivas’a sıçradı

Maraş’tan sonra Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Alevi köyleri de tehdit altında. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat sosyal medya hesabından olaya ilişkin kısa bir bilgi paylaştı Mat, “Erdoğan ve AKP Kürtlereden sonra Alevilere de topyekun savaş başlatmış durumda.” Dedi.

 

Maraş’ta yaşanılan kamp gerginliğinin ardından gözler yeniden Alevilere çevrildi. AKP’nin böl-parçala-yok et politikası hızla ilerlerken Maraş’tan sonra Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Alevi köylerini kaymakam ve jandarmanın gezdiği bilgisi geldi.

Bu bilgiyi Hüseyin Mat sosyal medyada hesabından paylaştı. Mat paylaşımında, “Maraş’daki operasyon Sivas’a sıçradı” dedi

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat’ın paylaşımı şu şekilde:  Sivas Zara İlçesi’ne bağlı Alevi köylerini kaymakam ve jandarmanın gezdiği bilgisi geldi. Özellikle köylerde boş olan evlere mültecilerin yerleştirileceği söylenmiş. Özellikle yurtdışında yaşayan Alevilerin boş evleri hedef konumunda. Erdoğan ve AKP Kürtlerden sonra Alevilere de topyekun savaş başlatmış durumda.

İkinci bir Maraş Katliamı nı yaşamak istemeyenlerin direnişi

Maraş’ta Alevi nüfusunun yaşadığı bölgede yapılmak istenen AFAD kampına karşı birebir 38 yıl önce Alevilere dönük gerçekleştirilen Maraş Katliamı tanıkları, ikinci bir Maraş Katliamı’na karşı başlatılan direnişte ön saflarda yer alıyor.
Maraş’ta Alevi nüfusunun yaşadığı bölgede yapılmak istenen ve bölge halkının nüfusunun sayısından on kat daha fazla mülteci yerleştirilmek istenen AFAD kampına karşı birebir 38 yıl önce Alevilere dönük gerçekleştirilen Maraş Katliamı tanıkları, ikinci bir Maraş Katliamı’na karşı başlatılan direnişte ön saflarda yer alıyor.
AKP rejimi tekçi ve menfaatçi politikaları sonucu izlemiş olduğu yol haritasıyla Maraş merkez Dulkadiroğlu İlçesine bağlı Sivricehöyük (Aşağı Terolar) mahallesinde, Alevi nüfusun üzerinde baskı oluşturarak, göçertilmesine dönük devreye koyduğu kirli planlarını hızlı bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyor. Bu kapsamda söz konusu bölgede AFAD eliyle 7 Alevi köyünün ortasına denk gelecek bir şekilde 360 dönümlük mera üzerine mülteci kampı yapılmak isteniyor. Hukuksuz bir şekilde hazineye devredilen ve yapımıyla Alevi nüfusunda huzursuzluğa yol açarak tedirgin eden girişim karşısında başlatılan direniş ise “Ovama dokunma” şiarıyla ikinci haftasını da geride bırakmak üzere.
Her geçen gün direnişe yurt dışında yaşayan Aleviler de bölge sakinlerine destek olmak için gelmeye devam ediyor. AFAD kampı için inşaat çalışmalarının hızlandırılması ve mera üzerinde çalıştırılan yüzlerce iş makinesinin hareketliliğine karşı bölge halkı direnişlerine hem destek hem de katılım bekliyor. Aşağı Terolar köyünde sürdürülen direniş ve yapılmak istenen kampa ilişkin ANF’ye konuşan direnişçiler, Aleviler üzerinde yapılmak istenen kamp ile 2’nci bir Maraş Katliamı’na imza atılmaya çalışıldığını dile getirdi. 19-24 Aralık 1978 tarihinde resmi rakamlara göre; 150 kişinin vahşice katledildiği binlerce kişinin yaralandığı, yine katliam saldırısında 552 ev 289 iş yerinin yakılıp yıkıldığı ve Kürt Alevi toplumunun yüzde 80’nin zorla göç ettirildiği Maraş Katliamı‘na tanık olan yaşlılar, Alevi nüfusun yaşadığı alanda yapılmak istenen kamp ile Alevi toplumun bir kez daha katledilmek istendiğini vurguladı.
‘KAMP İLE KATLİAMDAN GEÇİRİLMEK İSTENİYORUZ’
27 bin mültecinin yerleştirileceği belirtilen ve yapımı Alevi köyü olan Sivricehöyük (Aşağı Terolar) mahallesine yaklaşık bir kilometre mesafede sürdürülen kampı istemediklerini belirten Terolar köyünden 84 yaşındaki Mehmet Günay, “Bizim buraya yerleştirilecek olan Suriyeliler ile anlaşabilmemiz mümkün değil. İnancımız nedeniyle zaten bizi sevmiyorlar. Bizi ilk fırsatta buradan kaçırtmaya çalışacaklar. Bu kampın asıl amacı da budur. Biz zaten inancımız nedeniyle 40 yıl önce katliamdan geçirildik. Şimdi de bu şekilde bizi katletmenin yolunu arıyorlar. Bu kamp ile tek bildiğim bizi bir kez daha katletmek istemeleridir. Buraya Arapları yerleştirecekler. Bizim yaşam alanımızın içerisine. Bunların çoğu çeteci. Başka yer mi kalmadı da Alevilerin içerisine mülteci kampı yapıyorlar” diyerek kaygılarını paylaştı.
‘BİZE İKİNCİ BİR MARAŞ KATLİAMI YAŞATILMAK İSTENİYOR
Bir diğer Maraş Katliamı tanığı olan ve katliamda oğlunu kaybeden 76 yaşındaki Safiye Yıldız ise, “Bizim tüm hayatımız, yaşantımız burada. Biz şimdi buradan nereye gideriz” diyerek, AFAD kampının yapımına dair duyduğu kaygıyı dile getirdi. “Suçumuz nedir bizim, bize bunu yapıyorlar. Suçumuz Alevi olmak mı? diye soran Yıldız, “Aleviler size ne yaptı. Cumhurbaşkanına sesleniyorum. Senin çocuğun yok mu? Bize bunu reva görüyorsun. Maraş Katliamı’nda benim oğlumu ‘Bu Alevidir’ diyerek katlettiler. Ben daha onun yasını çekiyorum. Şimdi bize bunu bir kez daha neden yaşatmak istiyorsun. Bu kadar milleti mağdur edeceksin. Sizin vicdanınız nasıl bunu kabul edebiliyor. Evet, onlar da insan. Ama başka bir yer bulamadılar mı da bizim içimize onların kamplarını yapıyorlar. Ben şimdiden akşamları korkudan yatamıyorum” diyerek yaşadıklarını özetledi.
‘İNANCIMIZ NEDENİYLE ÜZERİMİZDE OYUN OYNAMAKTAN VAZGEÇİN’
AFAD mülteci kampına karşı çıkan bir diğer Maraş Katliamı tanıklarından 85 yaşındaki Alevi köy sakini Selman Kaçmaz da bu kampın bölgede yaşayan Alevilerin sonlarını getirmek için yapıldığını belirterek, “Biz istemiyoruz buraya kamp yapılmasını. Bize sordular mı bizim meramızın içerisine kamp yapmak için. Sormazlar çünkü niyetleri farklı. Bizin buradan koparmak ve kim oldukları dahi bilinmeyen bu Arapları yerleştirmek istiyorlar. Biz buna karşıyız. İstemiyoruz. Bizi bir kez katlettiniz yetmiyor mu? İnancımız nedeniyle üzerimizde oyun oynamaktan vazgeçin. Ne biz inancımızdan vazgeçeriz ne de bizi yaşadığımız yerlerden koparabilirler. İsteğimiz bizden vazgeçsinler” diye konuştu.
MARAŞ / ANF

“Kerbela çölünde, kandilde nurda”

Savaş her yerde kendisini hissettirmeye başlamıştır. Savaş üzerinden var olmak isteyenler ülkemizi bir cehenneme çevirmiştir. Ortadoğu’daki cihatist ve selefist katillerle ortak siyaset üretenler şimdi bunun bedelini halka ödettirmek istemektedir. Faşist mezhepçi ve ırkçı çete şahsi istikballeri için yetmiş milyonu, Türkiye’yi ateşe atmaktadır. Birisi “ne mutlu şehitlik mertebesine ulaştılar” derken, kendi çocuklarını savaşa göndermeyip, Avrupa’da güvenceye almaktadır. Diğer birisi “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın” diyerek Kürt halkına karşı düşmanlıkta, ondan önde olduğunu söylemektedir.

Tüm bunların hepsi dünyanın gözü önünde cereyan ederken, halklarında kendi umutlarını örgütlemeleri de kaçınılmaz bir sonuçtur. Bunun içindir ki; Sur’da Silopi’de, Şınak’ta Nusaybin’de, Cizre’de, Maraş’ta, Artvin’de halk direnişe geçmiştir. Bu direniş varlık yokluk direnişidir. Bu direnişlere karşı ırkçı-faşist iktidarın yaşam gibi yaşam alanını da hedef alındığı görülmektedir. Doğa, şehir, köy ve içinde yaşayanları ile birlikte katledilmektedir. Her yerde ölüm haberleri gelmektedir. En masum talep ölümle terbiye edilmek, bastırılmak suretiyle korku cumhuriyeti pekiştirilmek istenmektedir.

Manipülasyon, yalan hiç bu kadar örgütlendirilmemişti. Irkçılık ve katliam bu kadar meşru bir zemine oturtturulmamıştı. Medya bu kadar teslim alınamamış rant ve kirli ilişkiler bu kadar açıktan yürütülmemişti. Bu kadar kirlenme üzerinden iktidar yürütmek mümkün değildir. Halkalarında bir tahammül sınırı vardır. Kürtler bu tahammül sınırını aşmışlardır. Onun içindir ki büyük bir dirençle buna karşı durmaktadırlar. Diğer halk toplulukları kaçınılmaz bir şekilde ya bu dirence ortak olacaklardır ya da yok olup gideceklerdir. Çünkü Türkiye’ye dayatılan büyük bir teslimiyettir. Büyük bir ihanettir. Rüşvet yiyenlere, dağıtanlara, katillere, mezhepçilere, ırkçılara, çocuk tecavüzcülerine memleketi bırakmaktır. Bugün bu istenmektedir. Her ahlaksız işte birileri birinin önüne yatmaktadır.

Gazeteciler mafyaya dövdürülüp, çark ettirilerek, ekranlarda özür nameler okutulmaktadır. Yetmemektedir. Kürt siyasilerine yapılan saldırılar kanıksanmıştı. Şimdi kendi siyasilerine sıra gelmiştir. Milletvekilli, il başkanları sokak ortasında yumruklanmaktadır. Bunu yapan, yaptıran erk belidir. Vicdan ve tahammül sınırlarının en dibindedir. En küçük ses bile onu ürkütmektedir. Suçları ve günahları o kadar büyük ki; o kadar korkmaktadır. Korkunun derinliği kadar saldırmaktadır. Hiçbir şeyi gözü görmeyecek kadar korkmuştur. Devleti ve halkı korkularına esir hale getirmektedir.

Buna karşı büyük direnişin yanında yer almaktan başka çare yoktur. Bu gün geçtikçe daha net görülmektedir. Kürtler öldürülünce, gazeteci, siyasetçi dövülünce ses çıkarmayan, çıkaramayanlara sıra gelmiştir. Merkez medya diye bir şey kalmamıştır. Siyaset “ya bendensin, ya da düşman” denen bir çizgiye gelmiştir. Faşist bloklaşma, anlaşma sağlanmıştır. MHP, AKP’nin yanındaki uzun zamandır aldığı yerini artık beyan etmiştir. Bundan sonraki süreç; ya faşist cephede, ya da demokrasi cephesinde olunacaktır. Bunun ötesi kalmamış, bırakılmamıştır.

Kürt özgürlük hareketi bu bloklaşma karşısında halkların umudu olduğunu ortaya koymuştur. Korku duvarına karşı, umudun direnç noktası olduğunu göstermiştir. AKP faşizmine karşı tüm kesimlerin hakların temsilci olduğu görülmüştür.

AKP iktidarı kan ve ölüm üzerinde yükseltmekte olduğu, nereden geleceği beli olmayan savaş siyasetine karşı, barış ve demokrasi güçlerinin birliğini pekiştirmesi acil bir görevdir. Sorumluluk isteyen bir durumdur. Görünen köy kılavuz istemez. Alevi kurumlarına karşı saldırı süreci derinleştirilmiştir. Teslim olmayan, rant ile teslim alamadıklarına karşı çetelerini devreye sokmuştur. Şimdiden bu çeteler Alevi kurumlarını hedef alan propagandalara başlamış bulunmaktadır. Alevi kurumlarının buna karşı hazırlıklı olması gerekmektedir. Saldırının hedefinde olan, savunmasız büyük bir Alevi nüfusu vardır. Alevilerin haklarını bir yana bırakın, yaşam hakkının güvenceye kavuşturulması gereken bir süreçteyiz.

Pir Sultan’ım eydür erenler nerde / Çalısız kayasız bir sahra yerde / Kerbela çölünde kandilde nurda / Gel dinim imanım İmam Hüseyin /Yetiş carımıza İmam Hüseyin

Haq eyleye, iyi eyleye…

Gün ortasında geceyi yaşıyoruz

NURAY BAYINDIR

Uzun bir süredir elim kaleme gitmedi. Bazen insan tanık olduklarına, yaşanmakta olan yoksunluklara, adaletsizliklere, katliamlara ve sürekli çatışma, savaş ve kaostan beslenen dünyanın şu haline anlam verememekten yoruluyor. Evrensel bir yok olma durumuyla, (yoklukla) karşı karşıya olduğunuzu hissettiğiniz nokta tam da burası. Sesiz kalırsınız… Yaşanan acıların geride kalanlara bıraktıkları karşısında nutkunuz tutulmuş gibi kalırsınız. Anlamını yitirmiş anlar zincirlemesidir ki bu durum, sadece olmakta olanı düşünür, uzun bir süre düşünme eylemine isteseniz de ara veremezsiniz.

Neyin, nasıl var olduğunun önemini yitirdiği bir süreci yaşıyoruz. Öyle ki, zihnimiz, anlamını yitirmiş kavramlar kargaşasının sürüp gittiği, sürekli bir altüstlüklerin, yaşama sinmiş her türlü şiddetin, kişiliksizleştirilme ve nefessiz bırakılmanın yaşandığı bu dünyayı kavrayamıyor.

Gün ortasında geceyi yaşıyoruz. Sanki ‘’ortadan kaldırılamaz olana’’ katılmamızı isteyen gerçek anlamda dünya olmaktan çoktan çıkmış bir dünya ile karşı karşıyayız. İnsanı kendi cenderesine sıkıştırmış bu kayboluş çağında sürekli yinelenen iktidar mekanizmalarıyla duygularımız, hayallerimiz, iç dünyalarımız yok olup gidiyor. Çoğumuz dışımızdaki hayatın bize değen yanlarından habersiz, siyasal gelişmelerden bihaber, sokaktan, gündelik hayattan kopuk, dakikada bir güncellenen şiddet atmosferi etkisinde kendi içine kapalı bir hayat sürdürüyoruz.

İnsanlar bu kayboluşun çağında imajlar gibi yaşıyor. Bir yanıp bir sönüyor. Kürt illeri ve ilçelerinde yaşanan insanlık dışı katliamlar karşısında insani duyarlılıkları olan kesimler dışında çoğunluğun olan bitene çok az tepkilerinin bile bazen yön değiştirerek bir yanıp bir sönmesi belki de onları zamanla zamanın da imaj gibi algılanmasına götürecek.

Faşizmin klasik eylemidir. Korku toplumu yaratılarak diğerlerinin yaşadıklarına duyarlılık törpüleniyor.

Daha fazla kar hırsıyla sistemin genelinde yaşanan kayboluş sadece şeylerin değişim ve dönüşümündeki doğal özelliklerin deforme edilmesinde yaşanmıyor, bu kayboluş aynı zamanda insanlığın gerçeklik bilinci kendi varoluşsal içeriğinden deforme edilerek bütün toplumsal yaşam kesitlerine empoze ediliyor.

İnsanın maddeleşme süreci işte böyle yüzyıllarca sinsice işletildi. Halk direniş odakları dışında erdemin alaya alındığı, gerçek dostlukların, yoldaşlıkların mumla arandığı, çürümenin, yozlaşmanın diz boyu yaşandığı ve hiç ironi yapmadan söyleyebiliriz ki, Sinop’lu Diyojen’in, ‘’Günün aydınlığında niye elinde fenerle dolaşıyorsun?’’ diye soran İskender’e ‘’gölge etme başka ihsan istemem ‘’ diye seslendiği çağdır bu çağ.

Bilincin önemini vurgulamaya gerek duymuyoruz. Bilinçli olmak, olmakta olanın içinden çıkma becerisini gösterme bir yana, öznel bir varoluşa sahip olmayı da gerekli kılar. Öznellik, özne olma, yani yaşamında kendi olmadır. Sürüklenmediğimiz, kişisel var olma gücümüzü kullandığımız alandır bu alan. Özgürlüğün alanıdır. ‘’Ve bu, diyor Macbeth, cinayetin kendisinden daha gariptir.’’ Cinayetin yarattığı hiçlikte, olmak(insanı) soluksuz bırakırcasına yoğunlaşır ve bilinci sığındığı yerden çekip çıkarır.’’ Böyle bir sürece girmek Gordon Childe’nin ‘’insan tarihini yaparken nasıl kendini yapabilir?’’ sorusuna cevap olmakla mümkün gibi görünüyor.

Peki toplumsal ve bireysel yaşamı egemenliği altında tutan, bunca kurumsallaşmış geleneksel iktidarlar silsilesi altında özneliği nasıl kurabiliriz?

Hiç şüphesiz işe yolunda gitmeyen her şeye resti çekmekle başlamak en uygunudur. Edinilmiş kimlikleri bir tarafa bırakıp hayatımızı yeniden özgürlükçü temelde kurmalıyız. Politikamız da bu içerikte olmalı. ‘’Arendt’e göre politik varoluş, veri olan halden çıkılması, içine doğulan niteliğin değil, kurulan edinilen bir niteliğin yaratılması demek’’. Demek ki politika insanın özgürlükçü varoluşunu engelleyen, onu tali durumda bırakıp işlevsiz kılan temelde olmamalı.

Politika insanın kendini geliştirdiği içinde kendini bulduğu bir eylem durumu yaratmalıdır. Sistemin insanı cenderesine alan kalıpları ancak böyle kırılır. Özgürleştirici olmayan ve insanı araç olarak kullanan ‘’politika’’nın insani olmadığını kanıtlayan yeterince veri varken sisteme karşı mücadele verdiğimiz alanlarda ortaya çıktığında da aynı direnci göstermek varoluş hakkımız olmalı.

Özgürlükçü politika mücadele verdiğimiz alanlarda herhangi bir soruna el çabukluğu ile el atmak değil onu hayatımızla bağını kurarak ele almaktır. Başka türlü özne olmak, özgürleşmek ve özgürleştirmek mümkün olmamaktadır.

Yüzyıllardır siyaset sahnesinde verili kalıplar içinde yapılan‘’politika’’yı onların elinden alarak hayatın içine taşımak, kadın erkek hepimizin varlıksal görevidir. Gelenekçi siyaset, iktidarcı siyesetten radikal bir şekilde kopulmadığı sürece karşıtına dönüşme riski her zaman vardır.

Hayatın dışından sürdürülen ataerkil siyasetle bağlarını hakikatçi temelde kesmeden özgürlükçü mücadele sürdürmek olası değildir.

Geleneksel kalıpların dışına çıkıldıkça özgürlük alanları genişliyor. Rojava deneyimi incelendiğinde bunun bariz örneklerini bulabiliriz.

Frankfurt’tan Maraş için çağrı

Maraş Girişimi 9 Nisan Cumartesi günü Frankfurt Türk Konsolosluğu önünde saat 13:00’de “Pazarcık’a IŞİD kampı istemiyoruz” sloganıyla bir araya gelecek. 10 Nisan’da da yine  Paris’te Maraşlılar Gare Del Est RÉPUBLIQUE meydanında toplanarak saat 12:00-ile 15:00 arası bir miting düzenleyecekler.

Avrupa Maraş için ayağa kalkıyor. Paris’te Maraşlılar büyük yürüyüşe hazırlanıyor. Pazar günü Gare Del Est’te,  Cumartesi ise Frankfurt’ta miting yapılacak. Maraş Girişimi’nin çağrısıyla yapılacak olan Frankfurt’taki miting saat 13:00’de Frankfurt Türk Konsolosluğu önünde gerçekleşecek.

“Terolar yalnız değildir, ovama ve onuruma dokunma, Pazarcık’a IŞİD kampı istemiyoruz” sloganıyla yapılan çağrıya Avrupa’daki Maraşlıların geniş katılımı bekleniyor.<

***********

Avrupa’da yaşayan Maraşlılar bu hafta sonu bir dizi etkinlik gerçekleştirerek Pazarcık’ta uygulanan devlet politikalarını protesto edecek. Maraş’ın Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Aşağı Terolar olarak bilinen Sivricehöyük Mahallesi sınırları içerisinde, 27 bin mültecinin barındırılması planlanan AFAD Mülteci Kampını istemeyen bölge halkı, AKP’nin mülteci kampı adı altında DAİŞ çetelerini yerleştirmek istediğine dikkat çekerek herkesi eylemlerine katılmaya çağırdı. Avrupa Maraş Girişimi ve Birçok kurumun desteğiyle yapılacak olan mitin ve yürüyüşler “Kimliğime, onuruma, toprağıma dokunma, Sur’dan Maraşa Soykırıma hayır” şloganıyla yapılacak.
Etkinliklerin tarihleri şöyle:

Etkinlik: miting
Tarih:9 Nisan 2016
Yer: Frankfurt
Yer: Frankfurt Türk Konsolosluğu önü
Saat: 13:00

Etkinlik: yürüyüş ve miting
Yer: Zürich
Adres: Helvetiaplatz
Tarih: 9 Nisan Cumartesi
Saat: 14:00

Etkinlik: yürüyüş ve miting
Yer: Paris
Tarih: 10 Nisan 2016
Adres: Gare de L’est
Saat: 12:00

Etkinlik: halk toplantısı
Yer:Strasbourg
Tarih: 10 nisan 2016
Saat: 14:00
Adres: sahin events vogensenstra.43
77933 Lahr
#Maraş #OvamaDokunma

Maraşlılar, itirazlarını anlattı: Aleviler mültecilerden değil, IŞİD’den korkuyor

Kahramanmaraş’ta 24 Alevi köyünün bulunduğu Sivricehöyük mevkine Suriyeliler için konteyner kent yapılmasına Aleviler tepki gösterdi. Aleviler mültecilere karşı olmadıklarını, ancak olası mezhepsel çatışmanın güvenliklerini tehlikeye atacağını söylüyor.

Cumhuriyet tarihinin en büyük Alevi katliamının yaşandığı Maraş’ta, 1978’te yedi gün süren olaylar sırasında 105 Alevi öldürüldü. Yüzlerce dükkan yakıldı, Aleviler göçe mecbur bırakıldı. Bölgede o günün anıları hala diri ve mültecilerin yerleştirilmesi için neden Maraş’ın seçildiği merak konusu. Yeni bir mezhep çatışması hem Alevi hem de Sünnileri ürküten temel neden.

Geçtiğimiz günlerde konuyu gündeme taşıyan ve kamp önünde eylem yapan Alevilere jandarma gazla saldırmıştı. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, çıkan tartışmayı savuşturmak için ‘yeni kamp yapılmadığını, mevcut kampın konteyner kente çevrildiğini’ söylemişti.

Dulkadiroğlu ilçesine bağlı mevkide yapılacak konteyner kent 27 bin kişi kapasiteli olacak.

Hürrriyet gazetesinden İdris Emen’in görüştüğü Sivricehöyük Köyü Muhtarı Mehmet Caner, itirazlarının nedenini şöyle anlattı: “Biz Suriyeli mültecilere karşı değiliz. Hatta köyümüzde bir Suriyeli aile yaşıyor. Ancak çoğu mülteci Suriye’de yaşanan iç savaştan Alevileri sorumlu tutuyor. Mezhepsel çatışmalar yaşanabilir. Kampa daha sonraları IŞİD, Nusra benzeri örgütlere bağlı kişiler yerleşirse ne olacak? O zaman ne güvenliğimiz ne huzurumuz kalır. Buradaki 24 Alevi köyünün nüfusu 6 bin civarında. 27 bin nüfusluk bir kamp kurulursa asıl biz kendimizi kampta hissederiz. IŞİD’liler yerleşirse can güvenliğimiz kalmaz.”

Köylüler bu kaygılarını yetkililerle paylaşmış, ancak kendilerine kamp için 16 farklı noktada keşif yapıldığı, en uygun yerin burası olduğu söylenmiş. ‘Neden 16 bölge içerisinde Alevilerin yoğun yaşadığı bir bölgede kamp kurulduğu’ köylülerin cevabını aradığı sorduğu sorulardan biri.

Kampın amacı ucuz işgücü

Kamp inşaatının durdurulması için 24 Mart’ta çadır kurduklarını, jandarma tarafından yapılan müdahale sonucu çadırlarının kaldırıldığını ve bu nedenle cemevinde nöbet tuttuklarını söyleyen Sivricehöyük sakinlerinden Hasan Yıldız ise “Suriyelilere karşıymışız gibi bir algı oluşturuldu. Oysa biz Suriyelilere elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Biz sadece huzurumuzun kaçmasını istemiyoruz” dedi.

Yıldız’a göre, kampın yakınında ikinci bir organize sanayi bölgesi kurulacak ve asıl amaç burası için ucuz işgücü temin etmek.

Sünni köyleri de karşı

Alevi Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı İbrahim İnçoğlu ise, ilde Alevi ve Sünnilerin barış içinde yaşamayı öğrendiğini, bunu tehdit edecek faaliyetlerden kaçınılması gerektiğini söyledi: “Mültecilere karşı değiliz. IŞİD ve El Nusra militanlarının kampa sızıp bölgedeki Alevilere zarar vermesinden korkuyoruz.”

Kampa Sünni köylerinde yaşayanlar da karşı. Nitekim köy sakinlerinden Halil İbrahim Tara “Kamp kurulması planlanan bölge yedi köyün merası. Ekonomik sıkıntılar çıkacak” derken Yeniyurt sakinlerinden Hasan Taramış ise “Alevi, Sünni yıllardır huzur içinde yaşıyoruz. Ufak bir provokasyonla huzurumuz kaçabilir” diye konuştu.
diken.com.tr

 

‘Mağdur edebiyatı’ bahane rant şahane

#Maraş ’ta inşası için ısrar edilen konteyner kentin arka planından rant çıktı. Kampın yanına kurulacak sanayi bölgesi ile mülteciler ucuz işgücü olarak kullanılacak.

‘Kamp oyununu’ sadece demografik yapının bozulması ve bölgenin Alevilerden arındırılmak istenmesiyle değerlendirmek eksik kalıyor. Maraş’ın, Aşağı Terolar (Sivrice Höyük) köyünde 13 gündür ”Cihatçı kampı istemiyoruz” haykırışıyla eylemler sürerken, 25 bin kişilik konteyner kentin, neden bölgeye yapılmak istendiğine dair ayrıntılar da bir bir ortaya çıkıyor. Bölgede, Alevi nüfusunu bitirmeye yönelik olduğu düşünülen projenin öncelikle rant amacı taşıdığı da anlaşılıyor. İnşası planlanan kampın sadece bin 500 metre karşısında bir organize sanayi bölgesi kuruluyor. 4 bin 200 dönüm alan içerisinde tamamlanacağı iddia edilen sanayi bölgesi için önce büyük bir alan istimlak edildi. Ardından da 3 bin 200 dönümü büyük sermayeye yok pahasına satıldı. Şimdi yakına kurulması planlanan sığınmacı kampıyla bölgenin ucuz işçi cennetine dönüştürülmesi hedefleniyor. Kamptan, hemen yanı başında faaliyette olacak sanayi bölgesine ucuz işçi taşınacak. Böylece hem servis masrafı ortadan kalkacak hem de mağdur durumdaki sığınmacı karın tokluğuna çalıştırılacak.

TOKİ’den Kalyon’a

Bilgi aldığımız Maraş Yaşam Platformu üyeleri konuyu şöyle özetliyor: “Ranta doymuyorlar. Olayı sadece demografik yapının bozulması ve bölgenin Alevilerden arındırılmak istenmesiyle değerlendirmek eksik kalır. Ova üzerinde daha büyük ve çıkara dayalı planlar var. Maraş Ticaret Odası temsilcileri bölgeyi ziyaret edip yöre halkına, ‘kampa karşı çıkmayın, bizlere, iş insanlarına destek olun‘ diyerek hayata geçirilmesi düşünülen büyük projeyi ağızlarından kaçırdılar.

“Burada sığınmacı kampı istemiyoruz” diyen köylülere destek veren hukukçular da kamp pojesinin yasal olmadığını şu ifadelerle dile getiriyorlar: Mera alanı, köylüye bildirilmeden, usülsüz olarak hazineye devredildi. Hazine ise ihale sürecinde kamuoyu ile veri paylaşmadan yine kanunsuz bir biçimde kamp alanını TOKİ’ye devretti. TOKİ ise ihale kanunu ve yönetmeliğine aykırı şekilde konteyner kentin yüklenici firması olarak Kalyon İnşaat‘ı görevlendirdi.”

Dalga geçiyorlar

Kamp alanı ile ilgili olarak 18.03.2016 tarihinde Maraş Valiliği‘nin imzaladığı belge adeta köylülerle alay edildiğini de ortaya koydu. Maraş Valisi Mustafa Hakan Güvençer tarafından imzalanan belgede, ‘Mera Kanunu ile Mera Yönetmeliği hükümleri aksine hareket edilmesi durumunda işlemlerin iptali’ isteniyor. Yani önce “Mera amacına uymayan şekilde kullanılamaz” deniliyor sonrasında ise projede ısrar ediliyor.

Sadece Aleviler değil

Ova köylülerinin direnişi sürerken, bölgede büyük bir algı operasyonu da yapılıyor. Şöyle ki, projeye sadece, ‘kamp cihatçı merkezi olacak‘ diyen Aleviler değil Maraş’ın geneli de karşı çıkıyor. Ova, hali hazırda Türkiye’nin bir arada yaşayan en büyük Alevi nüfusunu barındırıyor. Merkezler, gurbetçi köyü niteliği taşıyor. Alevi yakınları, “Buraya bir kamp yapılırsa bir daha Maraş’a adımımızı atmayız” diyor. Bu, şehirde özellikle yaz döneminde turizmin tamamen biteceği anlamına geliyor. Sadece Pazarcık’a yakın köyler değil, Maraş esnafı da kampa tepki gösteriyor. Hatta bunun için Kapalıçarşı esnafının imza topladığı biliniyor.

***

Susuz kalacaklar

Pazarcık Ovası köylüleri ortak bir depodan hem tarım alanlarını suluyor hem de günlük su ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Ancak müstakbel kampın su ihtiyacını karşılamak için 8 kuyu açılması hedefleniyor. Bu kuyulardan biri açıldı ve inşaat alanında kullanılıyor. Yeni kuyular halkın susuz kalması ve tarım alanlarının kuruması demek. Öte yandan sığınmacı kampının içine bir askeri alan da inşa edilmesi düşünülüyor. Proje gerçekleşirse bölge kültürel, ekonomik, manevi bir erozyona uğrayacak. Bunula birlikte Habitat Bölgesi olan Pazarcık aynı zamanda birinci dereceden de deprem alanı. Aşağı Terolar köyüne kurulan çadırlar jandarma tarafından iki kez sökülüp atıldığı için yurttaşlar direnişi, cemevi çevresinde sürdürüyor.

Çobana yurt dışı yasağı

Pazarcık’ın Demirciler Köyü çobanı Zeynel İ., önceki gün direnişe katıldığı ve jandarmaya saldırdığı gerekçesiyle savcılık tarafından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Direniş sırasında koyunları otlatmaktan gelen Demirciler köyü çobanı, kalabalığın arasına karıştı. Üzerinde kırmızı bir kazak vardı. Başka bir kırmızı kazaklı eylemci zannedilerek gözaltına alındı. Sonunda mahkeme kırmızı kazaklı kişinin ‘o çoban’ olmayabileceğine karar verdi. Buna rağmen mahkeme, çobana haftada üç gün en yakın karakolda imza atması koşuluyla denetimli serbestlik verdi. Çobana aynı zamanda yurt dışı yasağı da getirdi.
ERK ACARER / birgun.net

Aleviliğin bilinmeyen yönleri bu etkinlikte

Alevi Kültür Dernekleri Beylikdüzü Şubesi, ‘Bilinmeyen Yönleriyle Alevilik ve Kültürlerarası Kardeşlik’ etkinliği düzenliyor. Etkinlikte, ‘Bilinmeyen yönleriyle Alevilik ve Kültürlerarası Kardeşlik’ anlatılırken Eda Alakuş’un müzik dinletisi de etkinliğe katılanları farklı bir yolculuğa çıkaracak.

 

10 Nisan pazar günü Beylikdüzü Kültür Merkezi’nde yapılacak etkinlik saat 18:00’deki kokteylin ardından başlayacak. Etkinlikte,Yön Radyo Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Mansur Kılınç, siyasi, sosyal ve kültürel yönleriyle  Aleviliği anlatacak.

Nurtepe Cemevi  Dedesi Zeynel Şahan ise Aleviliğin inanç yönünü anlatan bir konuşma yapacak. Konuşmalardan sonra Alevi inancının önemli bir yönünü temsil eden “semah” dönülecek.

Etkinlik Eda Alakuş’un müzik dinletisiyle son bulacak.

AAGB: Kirli oyunlarınıza gelmeyeceğiz

Maraş’la ilgili tepkiler gelmeye devam ediyor. Dünyanında gündeminde olan ve Maraş’ta yapılması planlanan kampla ilgili bu kez Avrupa Alevi Gençler Birliği tepki gösterdi. Gençler tepkilerinde, “Bir Maraş katliamına daha izin vermeyeceğiz!” dedi.

Avrupa Alevi Gençler Birliği bu kez de Maraş Terolar köyünde yapılmak istenen mülteci kampı ile ilgili bir basın açıklaması yayımladı. Daha önce de pek olayla ilgili tepkileri dile getiren gençler Maraş’ta yapılmak istenen kampa da sessiz kalmadı.

Dünyanın gündemine oturan ve Alevileri imha politikası olarak değerlendirilen kampla ilgili gençler, “Sizi tanıyoruz.. kirli oyunlarınıza gelmeyeceğiz.. Bir Maraş katliamına daha izin vermeyeceğiz!” dedi.

Meclis Araştırma Önerisi Reddedildi! #Maraş

#Maraş’taki kamp için HDP’li Baluken’in Meclis Araştırma Önerisi Reddedildi!
Maraş’ta Alevi köylerinin merasına 27 bin kişilik mülteci kampı kurulmasına tepkiler sürerken HDP MV.  Baluken‘in Meclise verdiği  araştırma önerisi reddedildi.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Maraş’ta yapımına başlanan AFAD kampıyla ilgili bölgedeki Alevi halkının talepleriyle birlikte bölgenin yapısının araştırılması için Meclis Araştırması açılmasını istedi. Baluken’in önerisi reddedildi.
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Maraş’ta yapımına başlanan 25-27 bin kişilik AFAD kampının, yapım amacının, bölgenin ekolojik, etnik, mezhepsel ve demografik yapısına etkilerinin ve böge halkının kamp ile ilgili taleplerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istedi.

Tüm denetim mekanizmalarına kapalı olan ve IŞİD, El Nusra ve diğer selefi cihatçı çetelerle anılan AFAD kamplarından birinin Maraş’ta Alevi yurttaşların yoğun yaşadığı köylerin  ortasına yapılmak istenmesinin halkta büyük bir tedirginliğe neden olduğunu belirten Baluken, Meclis Araştırması gerekçesinde, “Kampın şehir merkezine yakın boş dağlık alanlara değil de, verimli tarım alanları olan Alevi köylerinin arasına yapılıyor olması, Silopi’den Maraş’a ve Antep’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada Selefi Kemeri oluşturulmak istendiği yönündeki iddiaları desteklemektedir” dedi.

Geçmişte asimilasyonu hızlandırmak maksadıyla demografik yapı ile oynanarak Koçgiri, Dersim, Maraş gibi coğrafyalarda benzer politikaların izlendiğini belirten Baluken,“Maraş’ta şimdilerde yapılan da bu politikaların devamı şeklinde yorumlanabilir”dedi. Baluken’in önerisi reddedildi.

Araştırma önerisinin tam metni şu şekilde:
Suriye’de yaşanan iç savaştan dolayı yaşam alanlarını terk eden milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Birleşmiş Milletler Yüksek Mülteciler Komiserliği (BMMYK) veri tabanı 2.715.789 Suriyeli mültecinin Türkiye makamları tarafından kayıt altına alındığını göstermektedir. Geri Kabul Anlaşması’yla birlikte Türkiye’ye gönderilmesi planlanan, yaklaşık 1 milyon göçmeni de ilave ettiğimizde bu sayı 4 milyona yaklaşacaktır.

Türkiye’nin mülteciler konusunda Avrupa ile yaptığı anlaşmaya dönük yoğun eleştiri ve tepkiler güncelliğini korurken, mültecilerin dış politikada olduğu gibi iç politikada da hükümet tarafından araçsallaştırıldıkları yönünde iddialar gündeme gelmektedir. Bu iddialar; Suriyeli mültecilerin, AB fonları ve yerli kaynaklarla yapılacak yerleşim planlamalarında, ağırlıkla Doğu-Güneydoğu illerinde yerleştirilmelerinin düşünüldüğü yönündedir. Her ne kadar gerekçe olarak, mültecilerin yaşam tarzı, kültür, dil vb. konularda, bu illerde daha kolay uyum sağlayabilecekleri yönünde söylemler geliştirilse de, bu yerleşim planlamasının ardındaki asıl amaç, bölge illerindeki Kürt nüfusunun dengelenmesi, demografik yapıyla oynanarak, Suriyeli- Iraklı, Arap mültecilerle, Kürt il ve ilçelerinde yeni bir iskân politikasının hedeflendiği açıkça görülmektedir. Yaşanan savaş ve çatışmalardan kaynaklı Sur, Cizre ve Silopi gibi ilçelerde, az hasarlı yapıların dahi ağır hasarlı olarak kaydedilerek yıkılması planlanmaktadır. Acil kamulaştırma ile söz konusu tüm yapıların yıkılıp yerine TOKİ konutlarının yapılacağı hükümetin diğer yetkilileri tarafından da sıkça dile getirilmektedir. Ayrıntısı açıklanmayan bu tarz bir iskan politikası, kamuoyunda var olan kaygıları derinleştirmektedir.

Hükümetin bu yeni yerleşim planı yani iskân politikası ile Suriyeli ve diğer mültecileri dağıtarak demografik değişime gitmeyi amaçladığı, yerleşik yurttaşları göç etmeye zorlayacağı ve yerleşik nüfustan daha fazla sayıda mülteciyi yerleştirerek Türkiye’de yeni bir asimilasyon politikasını uygulamaya başladığı yönündeki kaygıları artırmaktadır.

Bunun son örneği Maraş’ta yirmiye yakın Alevi köyünün bulunduğu, aynı zamanda Maraş’ın en verimli mera alanı ve Habitat Koruma alanı olan bölgeye 360 dönümlük araziye, 600 konutluk, 25 ila 27 bin kişilik bir AFAD kampı/ konteyner kent kurulmak istenmesidir. Türkiye’de tüm denetim mekanizmalarına kapalı olan ve IŞİD, El Nusra ve diğer selefi cihatçı çetelerle anılan AFAD kamplarından birinin Maraş’ta Alevi yurttaşların yoğun yaşadığı köylerin ortasına yapılmak istenmesi, halkta büyük bir tedirginliğe neden olmuştur. Çünkü bölgede yaşayan 3 bin civarında Alevi yurttaşa karşın 25-27 bin arası mülteci adı altında selefi grubun yerleştirilmesinin yeni iskân politikasından bağımsız olmadığı ve tıpkı Sur, Nusaybin, Silopi, İdil ve Cizre gibi diğer ilçelerde olduğu gibi kampla niyetlenenin Maraş’ın ilgili bölgesinde demografinin değiştirilmek istendiğini göstermektedir.

Kampın şehir merkezine yakın boş dağlık alanlara değil de, verimli tarım alanları olan Alevi köylerinin arasına yapılıyor olması, Silopi’den Maraş’a ve Antep’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada Selefi Kemeri oluşturulmak istendiği yönündeki iddiaları desteklemektedir.

Geçmişte asimilasyonu hızlandırmak maksadıyla demografik yapı ile oynanarak Koçgiri Dersim, Maraş gibi coğrafyalarda benzer politikalar izlendiği düşünüldüğünde, Maraş’ta şimdilerde yapılan da bu politikaların devamı şeklinde yorumlanabilir.

Bu politikalar geçmişte olduğu gibi bugün de etnik ve mezhepsel çatışmaları derinleştirmekten başka bir sonuç üretmeyecek, coğrafyamıza hükümetin sosyal mühendislik projesi olarak acıdan başka bir şey getirmeyecektir.

Bu bağlamda; Maraş’ta yapımına başlanan 25-27 bin kişilik AFAD kampının, yapım amacının, bölgenin ekolojik, etnik ve demografik yapısına etkilerinin ve bölge halkının kampla ilgili taleplerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.