Ana Sayfa Blog Sayfa 6333

Erdoğan tehditte sınır tanımıyor

MHP lideri geçtiğimiz gün Nusaybin ile ilgili yaptığı bir açıklamada “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın” diye kükredi. 6 Nisan tarihinde ise Erdoğan yine muhtarlarla birlikte yaptığı saray toplantısında “Türkiye’de yaşayan herkesin ‘Türk milleti mensubu’ olduğunu ileri sürerek, Kürdistan’da Nusaybin başta olmak üzere, direnişin sürdüğü yerlerin ‘boşaltılıp binaların uzaktan bombardımanla yıkılabileceğini’ söyledi. Erdoğan’ın her iki söyleminin de MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘iç savaş kışkırtıcısı ve ırkçı’ söylemleriyle birebir örtüşmesi, Erdoğan-MHP ittifakının açık işareti olarak görülüyor.

Erdoğan coştukça coşuyor, düne kadar “Kürt gerçeğini” kabul eden, çözüm masaları kuran Erdoğan, şimdi iktidarda kalmak için uzlaştığı ordu ile birlikte olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. Tekçi cumhuriyet zihniyetine bağlılıkta kusur etmiyor.

“Tek vatan diyoruz, bu ülkede 79 milyon insan var.” diye konuşan Erdoğan “Ben Kürdüm, ama ben Türk milletindenim, Boşnak’ım ama ben Türk milletindenim. Böyle denmeli. Tek vatan, bu vatanda kimse operasyona kalkışmasın, kalkışırlarsa şu anda ödedikleri bedelin kat be kat fazlasını ödeyecekler, bunu herkes kabullenecek. Biri çıkmış paralel, öteki çıkmış bilmem ne devleti. Türkiye Cumhuriyeti olarak ya varsın ya yoksun, bu olay böyle. Hep birlikte Türkiye olarak hedeflerimize ulaşacağız, onun için parçalanmayacağız. Birbirimizi Allah için seveceğiz, birilerine prim vermeyeceğiz” diye devam etti.

Hızını alamaya sultan çok sayıda asker kayıplarının önlenmesi için; “gerekiyorsa operasyon yürütülen yerlerin tamamen boşaltılması, kullanılamaz hale gelmiş binaların uzaktan yıkılması yoluna gidilebilir.” talimatı verdi.

Erdoğan tek kişilik iktidarı ile aslında AKP’den daha çok MHP zihniyetine yakın duruyor. Artık tekçi cumhuriyetçilerin çizgisi ortaktır. CHP’nin başına bela olmuş ulusalcılar, Vatanperver Doğu ve avenesi, MHP ve AKP’liler omuz omuza Kürt halkına, Alevilere, devrimcilere, emekçilere “teröre” karşı mücadele adı altında soykırım uygulamada ittifak içindeler.

Erdoğan artık geçmişte gizlediği İslamo faşist programını uygulamaya sokmuş görünüyor. Türk ırkçılığında MHP’yi sollamış bulunmaktadır. Bu zihniyet ile nereye varmak istediğini kestirmek zor olsa da, kendince kurduğu sisteme engel olarak gördüğü Kürt halkını, demokratik-devrimci örgütlenmeleri ve Alevileri tehlike olmaktan çıkarmayı amaçladığı aşikardır.

Siyasetten nasibini almış herkes bilir ki bir ülkede farklı anlayışlar, farklı ideolojik akımlar, ulusal, sınıfsal, inançsal örgütlenmeler olacaktır. Ancak sarayın sultanı hiçbir farklılığa tahammül edememektedir. Kendisi gibi düşünmeyenleri yok etmeyi kendine hak saymaktadır.

Kürt şehirlerini yok etme talimatı verirken sığındığı argümanlar da giderek renklilik gösteriyor. Efendileri “daha çok şehit vermemek için önce kentleri boşaltın, sonra da uzaktan yıkın,  zaten buraların alt yapısı yok daha iyisini kurmak için zaten yıkılmalıdır” emri veriyor. Burada duramıyor, geçtiğimiz günlerde şöyle diyor; “gerekirse teröre destek verenler vatandaşlıktan çıkarılır.”

Kimlerin teröre destek verdiğini zaten kendileri belirlediğine göre, herhalde Erdoğan, tüm AKP muhaliflerini vatandaşlıktan atar ve tekçi devletin tepesinde ölünceye kadar kalır. Zaten amaçta budur ve diktatörlük özlemlileri için; amaca giden yolda her türlü uygulama, insani olsun olmasın, silahlı veya silahsız olsun, toplu katliam veya kültürel soykırım olsun, demokrasi olsun, faşizm olsun mubahtır.

14 yıla yaklaşan AKP iktidarları süresinde Erdoğan, gün oldu en ileri demokrat oldu, gün oldu Kürt kimliğini tanıdı, gün oldu Dersim katliamı için devlet özür dilemelidir dedi.  Anlaşılan o ki, bütün bunlar amaca giden yolda araç olsun diye söylendi.

Erdoğan Kürt sorununu çözme oyununun kendisine artı getirmediğini gördüğü 7 Haziran seçimlerinde yaşadığı yenilgiden sonra bütün bu söylediklerini unuttu. Bugüne kadar yaptıklarının yanına kar kalmayacağını, iktidarı kaybettiğinde başına gelebilecek olanları bildiği için, kurulabilecek bir koalisyon hükümetini engelleyerek bir erken seçime yol açtı ve aynı anda Kürdistan’da toplu bir imha savaşı başlattı.

Geldiğimiz noktada artık savaşı başlatmanın sebepleri yerine tartışılması gereken, yapılan tahribattır, soykırımdır, zihinlerde bir arada yaşamanın ortadan kalkmasıdır. Artık gelinen noktada Kürt-Türk kardeştir, bin yıllık birliğimizi kimse bozamaz söylemleri anlamını yitirmiştir.

Erdoğan iktidarını sürdürmenin biricik yolu olarak korku toplumu yaratmayı ve bu vesileyle toplumsal biatı dayatıyor. Konuşurken artık bin yıllık kardeşlik edebiyatı yerine,  “başkaldırarak bir şeyler elde etmeyi düşünenler bu toprakların altına baksınlar, kendileri gibi hak isteyenleri göreceklerdir” diyor.

Geçmişte yapılan zulümleri kutsayarak, ötekileştirilenlere karşı tarihte uygulanan zulmü örnek göstererek toplumsal korku psikolojisi yaratmaya çalışıyor.

Erdoğan’a hatırlatmak isteriz, sende dön tarihe bak senin gibi ali kıran baş kesenlerin esemesi bile okunmazken, zulüm yapanlara başkaldıranlar kahraman olarak yüreklerde, beyinlerde yaşamaya devam ediyor.

Bu durumu gördüğümüz halde itiraz edilemezse, onların yarattığı sahte gündemlerin yerine halkların çıkarına doğru gündemler yaratılamazsa, topyekün bir yıkım savaşı yürüten AKP iktidarına karşı topyekün bir direniş cephesi örülemezse, Erdoğan’ın diktatörlük yolunda hızla ilerlemesine engel olunamaz.

Erdoğan 1 Kasım’da Devlet Bahçeli sayesinde güçlenerek çıktı.  Şimdi de Kürdistan’da yürüttüğü yıkım savaşında tam desteğini almış görünüyor. Halklara ve ezilen tüm kesimlere karşı yeni bir Milliyetçi Cephe kurulmuş görünüyor. Bize düşen bu gerici, faşist halk düşmanı cepheye karşı yeni bir Direniş Cephesi kurmaktır.

Başını HDP ve CHP’nin çektiği devrimci, demokrat, sosyal demokrat, Türk, Kürt, Alevi, Roman, Ermeni, Asuri örgütlenmeler, örgüt hesaplarını bir kenara bırakarak, arkalarına tüm ötekileştirilen toplumsal kesimleri, sivil toplum kurumlarını alarak, Erdoğan diktasına son verecek bir direniş cephesi kurabilirler.  Bunun dışında bir başka alternatif bulunmuyor.

Bu yapılamazsa, tek başına direnişe devam eden Kürt halkı, kendisini bu kanlı hesaplaşmada yalnız bırakanlara bir kez daha el uzatmayacak ve birlikte yaşamak dışında arayışlar içine girecektir. Oysa Türkiye’nin çıkarı birlikte özgür ve eşitçe yaşamaktan geçiyor. Türkiye’nin çıkarı bölgede ve ülkede barışın tesis edilmesinden geçiyor.

Ancak Erdoğan Kürt halkının temsilcilerinin kendisine sunduğu fırsatları da heba ederek halklar arasına aşılmaz duvarlar örmeye devam ediyor. Bize düşen bu diktatörü adaletin karşısına çıkaracak bir mücadeleyi geliştirmektir.

 

Sinemilli Ocağı Kantarma köyü dedeleri Tacım Bakır (Büyük Tacım)

SEYİT RIZA BAKIR

TACİM BAKIR DEDE (Büyük Tacim)

Sinemilli Ocağına bağlı dede Tacim Bakır , rumi takvime göre  1321 tarihinde Kantarma Köyün de doğdu. Kantarma ; Kahraman Maraş ili Elbistan ilçesine bağlı alevi köyüdür. Atalarının; Güneşin doğduğu yer anlamında Horasan’dan geldiğini söylerdi. Tacim Dede burada doğdu ve burada hakka yürüdü. Türkiyenin çeşitli il , ilçe ve köylerinde alevi kültürünü yaymak için dolaştı, dedelik yaptı. Eski  arapça okur ve yazarlığı olduğu gibi, yeni türkçe okur ve yazarlığı vardı. Aleviler arasında cem bağlar, saz çalar ve hoş sedasıyla deyişler ve gülbenkler okurdu.

Babasının adı Şığo dede, annesinin adı Güley anadır. Kardeşlerden en büyüğü İbrahim (İBO DEDE=KAÇİ İBİK) dededir. 1968 yılında Kantarma Köyü’nde hakka yürüdü. Ondan sonra abisi Şeyğo dede gelir. Hakka yürüdü. Sonra ablası Hatice ana (ĞACE ANA) gelir. Gücük Köyü’nde hakka yürüdü.Diğer ablası;  Mehmet Mustafa Dede ve Mehmet Yüksel Dede’nin anneleri Selver(Save) anadır. Kantarma Köyü’nde hakka yürüdü. Kendisinden sonra Güle Ana gelir. Hakka yürüdü. Daha sonra Kardeşi Bektaş Dede gelir. 1959 yılında hakka yürüdü. Daha sonra kardeşi AliGül Dede gelir. AliGül Dede ; 23 Ağustos 1999 günü K.Maraş Elbistan yolunda geçirdiği bir trafik kazası sonucu, eşi Save Ana ile birlikte hakka yürüdü.

Tacim Dede’nin eşinin adı Fadime Ana’dır. Rıza Dede’nin kızı Fadime ana 18 Nisan 2002 yılında Kantarma Köyünde hakka yürüdü. Yaşamı boyunca hiç türkçe konuşmadı.Çünkü kürt kızı idi, türkçe bilmiyordu.

Tacim Dede  ve Fadime ana dokuzu erkek, beşi kız olmak üzere on dört evlat sahibi idiler. Şu an evlatlardan beş erkek ve üçü kız olmak üzere sekiz  evladı hayattalar. Evlatlardan Ali Ekber Bakır , babasından el alarak alevi erkanını ve kültürünü devam ettiriyor.Ali Ekber Dede halen Kantarma’da ikamet etmektedir.

Tacim Dede; yaşamı boyunca örnek kişiliği , önderliği ve aleviliği yayma ve tanıtarak geliştirmede büyük çapta çalışmaları ile isim yapmıştır. Aleviliği yaşatmak , halka ve hakka olan inancını şu sözlerle özetlerdi: «  Kapun terkeylemek yoktur, eğer hak canım almazsa, Kapunda ölmektir kastım, felek bir yana salmazsa”.

O , aynı zamanda bir doğa aşığı idi. Ağaç diker, ağaçların aşısını bizzat eliyle yapardı. Arta kalan zamanlarında Kızılkandil köyündeki tarla ve bahçe işleriyle uğraşırdı. İçinde kin-nefret barındırmazdı. Kendine ait bazı deyişleri Aşık Mahzuni ve ozan Arif Sağ tarfından derlenip seslendirilmiştir. 1988 yılının Ekim ayının 6. günü bir öğlen vakti Kantarma Köyü’ nde kendi mekanında hakka yürüdü. Türbesi Kantarma Köyü mezarlığındadır.Eşi Fadime ana ile yanyana öteki yaşamlarını sonsuza kadar sürdürmekteler…
GÜZEL   SÖZLERİ
-Yoldaki taşları temizle, bu bile bir hizmettir.
-Yarım kalan duvara bir taş ekle, boş oturmaktan iyidir.
-Kendin yapacağın işleri, başkasına yaptırma.Bir yükten farkın kalmaz.
-Alçak gönüllü ol, insanları sev, iyi anlat, iyi dinle.
-Sevgi en büyük hizmettir.
-Büyüklerine saygıda kusur etme, saygıyı sende hak edersin.
-Boşta gezmek, tespih çekmek, zaman harcamaktır, avareliktir.
-Bir ağaç dik, gölgesi bile faydadır.
-Kötüye gaybet olmaz, iyi ol, iyilik yap.
-Boş oturan , hoş olmaz. Dedikodudan başın kaldırmaz.
-İyi bildiğini sakınma, başkalarınada anlat, faydan olsun.

DOST SENMİ GELDİN

Hasretin beni hasta eyledi
Halimi sormaya dost senmi geldin
Bu garip gönlümün bağı bostanı
Ayva turuncu dost senmi geldin

Bülbüller ötüyor dostun bağında
Arzumanım kaldı göğsun dağında
Ellerim kelepçe cellat uğrunda
Kollarım çözmeye dost senmi geldin

Abdal Pir Sultanım seni sen düşün
Güzelsin sultanım bulunmaz eşin
Giyinmiş kuşanmış türlü kumaşın
Bezenmiş bedestan Şah senmi geldin ( kaynak:  Tacim Dede)

SÖZÜNDEN BELLİ
Güruh-ı Naciye ereyim dersen
Bu yola girenleriİzinden belli
Can verip cemalin göreyim dersen
Cemalin görenler gözünden belli-efendim tabibim

Kamildir mürşidin gerçek haberi
Al-i Abanın çoktur hüneri
İşi sağ yüzü ak erlerin eri
Gezdiği yerlerde izinden belli -efendim tabibim

Beden aleminden ruha erişen

Sırr-ı hakikata katıp karışan
Güruh-ı Naciye yetip yetişen
Muhabbet ehlini nazından belli
Yüzünden belli sözünden belli

Turabi Babanın sözüne inan
Zülfikar kuşanıp düldüle binen
Hazırdır nazırdır gönülde her an
O gönül sahibi yüzünden belli -efendim tabibim

kaynak:  Tacim Dede

SENDEN AYRILALI

Senden ayrılalı ağlar gezerim
Hamdu selam olsun gelip kavuştuk
Hasretin bağrımı ezdi ezeli
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk

Senin nur cemalin bana cennettir
Ayrılıp kavuşmak büyük nimettir
Niyaz alıp niyaz vermek murattır
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk

Yarinden ayrılan gülemez olur
Gözünün yaşını silemez olur
Mecnun gibi karar kılamaz olur
Hamdu selam olsun artık kavuştuk, gelip görüştük

Yari arz eyleyen hey dost kuş gibi uçar
Ah ettikçe gözden kanlı yaş saçar
Hal pazarı edip yar yar badeler içer
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk

Dosta teslim olan namus ar etmez
Meyli ağlayanların yanına gitmez
Yardan ayrılana ilaç kar etmez
Hamdu selam olsun artık kavuştuk, gelip görüştük

Ey pirlerim ben yar ile buluştum
Arzulayıp ne güzelce kavuştum
Güzel güzel tatlı tatlı konuştum
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk

Yürü Tacim Dede çareni ara
Gönülden sevenler hiç düşmez dara
Tatlı muhabbetin söylersin yara
Hamdu selam olsun artık görüştük , gelip kavuştuk,

Tacim Dede

GÖZLEYİ GÖZLEYİ

Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu.
Alim ne yatarsın car günün geldi.
Karalar kalmadı kara yurt oldu.
Pirim ne yatarsın car günün geldi.

Yezit lahnet gömleğini giydiler.
Sene tamam olduğunu bildiler.
Güzel dostlarıma nasıl kıydılar.
Alim ne yatarsın car günün geldi.

Kızıl ırmak gibi bendinden boşan.
Düldül eğerlensin Zülfükâr kuşan.
Halep’ ten Mardin’ den Sivas’a döşen.
Alim ne yatarsın car günün geldi.

Sancak kalksın kaz ovaya dikilsin.
Mümün olan kullar şaha çekilsin.
Mazlumlar zalımdan hakkını alsın.
Alim ne yatarsın car günün geldi.

Abdal PİR Sultan’ım nefesim haktır.
Hak diyen kullara şüpemiz yoktur.
Şimdi ki talibin înkârı çoktur.
Alim ne yatarsın car günün geldi.

kaynak: Tacim Dede

                                BÜLBÜL OLUP

Bülbül olup beni derde düşüren.
Derdimin dermanı sensin ya Ali.
Yolcu edip beni yola düşüren.
Derdimin dermanı sensin ya Ali.

Mahrum etme bizi güle eriştir.
Yolda koyma bir menzile ulaştır.
Bir kadreyim bir ummana kavuştur.
Derdimin dermanı sensin ya Ali.

Pervaz edip oda yandıran sensin.
Gene bu devranı döndüren sensin.
Susuz olanları kandıran sensin.
Derdimin dermanı sensin ya Ali.

Tacim Dedem hey pir yola varınca.
Dost elinden nasibini alınca.
Gurbet diyarında dostlar görünce.
Derdimin dermanı sensin ya Ali.

Tacim Dede

NOT: Büyük Tacim Dede’ye ait başka deyişlerin olduğunu biliyorum. Bu kaynakları elde ettikçe bu sayfalara aktaracağım. Saygılarımla…

Seyit Rıza BAKIR=(oğlu)

emekli öğretmen

TACİM DEDE VE FADİME ANA KIZILKANDİL TOPRAKLARINDA

Her konan göçer bir gün, akıbet dünya fani.
Bakın şöyle etrafa,  ağalar beyler hani !
Zamansız bir veda ile ayrıldım aranızdan,
Üzmeyin insanları , unutun hırsı kini. (TACİM  DEDE=

 

 

 

Paris’ten Maraş’taki konteyner kent planına tepki

Fransa’nın başkenti Paris’te, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde, çetelerin örgütlenmesi için yapılacağı düşünülen konteyner kent planına ilişkin toplantı yapıldı.

Pazarcık Elbistan Halkevinde gerçekleşen toplantıya, Paris Pir Sultan Abdal Dergahı, FEDA, Drancy Demokratik Toplum Merkezi, ACTİT, Paris Demokratik Toplum Merkezi, ODAK dergisi temsilcileri de katıldı.

Toplantıda yapılan açıklamada, “Pazarcık’ta yapılmak istenen bu kamp, bölgede yaşayan halkımızın yaşam alanlarını daraltarak 1980 Darbesi sonrasında Pazarcık’ta yaşanan göç dalgasına bir yenisini ekleyecektir. Burayı Kürt Alevilerden temizlemek istiyorlar. Bu kampın Terolar köyüne yapılması tamamen politik bir durumdur; bununla birlikte ikinci bir Maraş katliamının önünü açıyorlar” denildi.

‘DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ’

Açıklamada “Avrupa’da yaşayan Maraşlılar, Kürtler ve tüm devrimci-demokrat çevreler olarak buna izin vermeyeceğiz. Zalimin karşısında diz çökmeyeceğiz” mesajı da verildi.

Toplantının sonunda, Pazar günü saat 12.00’de Gar de l’est’de yapılacak yürüyüşe katılım çağrısında bulunuldu.

Terolar’ın serüveni

/Mehmet BAYRAK
Bugünkü Master Plan’a kaynaklık eden Şark Islahat Planı, ön ve ard raporlarıyla bir bütündür. Bu raporlarda; Kürdistan “Fırat’ın doğusu ve Fırat’ın batısı” olmak üzere ikiye ayrılıyor ve Fırat’ın batısı “asimilasyona tabi tutulacak öncelikli bölge” olarak seçiliyor ki, burada tam da bugünkü Suriye göçmen yerleşkeleri akla geliyor…
Maraş’ın Terolar köyü çevresine Suriyelilerin yerleştirilme çabası, en az 150 yıllık bir “toplum mühendisliği” projesinin yeni bir halkası olarak gündemimizde. Osmanlı’nın geçmişteki çeşitli sürgün ve iskân politikalarını bir yana bırakırsak, özellikle 1860- 65 yılları arasında Osmanlı Islah Ordusu’nca gerçekleştirilen uygulamalar, bu dizaynın en önemli halkalarından biridir.
Nitekim, bu “Islahat Ordusu”nun karargâhı, Maraş’ın bitişiğindeki Antep’in İslahiye kazası olduğu için, bugün bu adla anılıyor. Bu çerçevede, dağlık alanlardan indirilip bataklık arazilere iskân edilen Alevi Kürt aşiretler, zorlu bir yaşam mücadelesine sürüklenmişlerdi. Çünkü, yeni doğa koşullarına ayak uydurmanın ötesinde, bu bataklık arazilerin yarattığı sıtma türü hastalıklar yüzünden de ölümcül bir mücadele içerisine girmişlerdi.
Bu acılı durum, dönemin resmi raporlarına yansıdığı gibi, yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başlarında bölgeyi gezen Batılı araştırmacı ve gezginlerin de seyahatnamelerinde anlatılıyordu. Bunların en önemlilerinden biri, bizim yaklaşık 20 yıl önce Almanca’dan çevirtip, notlayarak yayımladığımız Alman bilimadamı ve gezgin Dr. Hugo Grothe’nin, sözkonusu yöreyi de kapsayan “Önasya Seyahatnâmesi “ idi. (Bkz. M. Bayrak: İçtoroslar’da Alevi – Kürt Aşiretler,Özge yay. Ank. 2006, s. 158- 173).
Grothe, burada resimler eşliğinde yöredeki Kızılbaş Kürtlerin nasıl amansız bir mücadeleye giriştiklerini ilginç anekdotlarla anlatır. 20. yüzyılın başlarında bile hâlâ sazlık kamışlarından yapılan kulübelerde yaşayan köylüleri resimler ve onların zorlu mücadelesine tanıklık eder. Kızılbaş Kürtlerin mecburi iskâna tâbi tutuldukları bu bataklık arazilerin, kısmen kendiliğinden kısmen de müdahale ile nasıl kurutulup verimli araziler hâline getirildiği de ilginç gözlemlerle anlatılır.
İşte, bugün Suriyeli göçmenlerin bir “politika” çerçevesinde yerleştirilmeye çalışıldıkları toprakların böylesi bir serüveni var.
Gerek 1895’teki Ermeni katliamı, gerekse 1915’teki Ermeni soykırımı ile bölgenin demografik yapısına büyük bir darbe daha vurulmuş ve bölgenin “Türk- İslâmlaştırılması” yolunda önemli bir kırılma yaşanmıştı. Öyle ki, Maraş’a ilişkin Tahrir Defterleri’nde, bölge insanının yaklaşık yüzde 40’ı Ermeni / Hıristiyan göründüğü halde, bugün bu yapı tümüyle değişmiş görünüyor. Zaten, bölgenin demografik yapısına en büyük darbe Ermeni soykırımıyla vurulmuş ve yerleşke isimleri dahil, tüm tabiat ve kültür varlıkları Türk-İslamlaştırılmaya çalışılmıştı…
Hatta, Elbistanlı tarihçi Prof. Dr. Refet Yinanç’ın Yrd. Doç. Dr. Mesut Elibüyük ile birlikte hazırladığı ve TTK’unca yayımlanan Maraş Tahrir Defteri (1563) konulu 2 ciltlik belgesel eser; bölgenin Hıristiyan nüfusu çok gösteriliyor gerekçesiyle 12 Eylül Askeri Yönetimi’nce yasaklanmıştı. Yani bir bilimsel çalışmada bile belgesel gerçeklerin konuşturulmasına tahammül edilememişti…

“Master Plan”a Evrilen “Şark Islahat Planı”
1915’te gerçekleştirilen Ermeni, Süryani ve Êzidî soykırımları ve Kürt sürgünleri, “Türk- İslamcı” İttihad ve Terakki Hareketi’nin bir toplum mühendisliği projesiydi. Zaten 1912’de Almanya’dan çağrılarak önce Milli Emniyet Teşkilatı’nda, ardından da özellikle bu konuda çalışma yürütmek üzere kurulan Muhacirin Müdüriyet-i Umumiyesi yani Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü’nde Uzman olarak görevlendirilen Arnavut kökenli Naci İsmail (Pelister), takma isimlerle bir yandan Kürtler ve Kızılbaşlar konusunda -Alman bilimadamları adıyla- düzmece rapor- kitaplar hazırlarken; bir yandan da “Beynelmilel Usulü’t- Temsil/ İskân-ı Muhacirîn” yani (Uluslararası Asimilasyon Yöntemleri / Göçmenlerin Yerleştirilmesi), (İst. 1334/ 1918) adıyla bir rapor-kitap hazırlıyor ve bu, devlet tarafından yayımlanıyordu.
Enver ve Talat Paşa’ların yakın arkadaşı olan bu İttihatçı uzman-raportör, hem ülke dışından getirileceklere hem de ülke içinde göç ettirileceklere göre ikili bir plan yapıyordu. Başlıklar halinde plan şöyleydi:

Şube-1) Vatan dışındaki göçmenler
* Sömürgelerde yalnız tek bir topluluk oluşturmak,
* Sömürgelerdeki halkları asimile ederek, birleşik bir ulusal topluluk oluşturmak,
* Sömürgelerdeki halkı yok ederek yerleşmek.

Şube-2) Vatan içindeki göçmenler
* Ülke içindeki halkı ülke içinde başka bir yere yerleştirmek,
* Ülke dışından ülke içine göçmen getirtmek,
* Ekonomik kazanç için gelen ve kendi kendilerine yerleşen göçmenlere karşı uygun bir yönetim izlemek.
İttihad ve Terakki’nin başlatıp, bilinen nedenlerle bütünüyle hayata geçiremediği bu plan, kaldığı yerden, bunun devamı olan kemalist yönetimlerce hayata geçirilmeye çalışılıyordu.
Nitekim, 1925’te gizlice hazırlanıp uygulamaya konan ve bugünkü AKP Hükümetin “Master Plan”ına kaynaklık eden “Şark Islahat Planı”, Lozan’daki hakları da gaspeden son derece acı bir reçeteydi. Bu coğrafyanın kadim halklarından olan Hıristiyanlar, önemli ölçüde tasfiye edildikten sonra sıra bölgenin kadim halklarından olan Kürtlere ve kadim inançlarından olan Aleviliğe gelmişti. 1921’de Koçgiri’de 140 köy yerle yeksan edilirken, 1925 Direnme Hareketi’nin bastırılmasından sonra 15 bini aşkın, 1928-30 Ağrı- Zîlan katliamında 30 bini aşkın, 1937-38 Dersim Soykırımı’nda 40-50 bin arası insan katlediliyordu…
Gizli Şark Islahat Planı’nın yanısıra, açıktan buna eşlik edecek kanuni düzenlemeler yapılıyordu. Keza, 1925’te Takrir-i Sükun Kanunu, 1927’de “Umumi Müfettişlik” rejimine geçilerek, Bazı Kişilerin Doğu İllerinden Batıya Nakline Dair Kanun, 1934’te 2510 Sayılı Mecburi İskân Kanunu, 1935’te Tunceli Kanunu çıkarılıyordu.
1936’da Ankara’da Umumi Müfettişler Toplantısı düzenlenerek, “Şark Vilayetlerinde ıslahat yapılması, ırk ve din meselelerinin halli, Türk kültürünün yaygınlaştırılması ve anasırın (etnik unsurların) temsili (asimilasyonu)” kararlaştırılıyordu.
Zaten, Şark Islahat Planı’nın 5. Maddesi, “Ermeniler’den boşalan topraklara Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan getirtilecek göçmenlerin yerleştirilmesini ve yerleşim giderlerinin Devletçe karşılanmasını; 9. Maddesi “Yönetimin Kürdistan’da kalmasını uygun bulmadığı Kürt ileri gelenleriyle akraba ve çevrelerinin Batı illerine yerleştirilmesini ve Devletle işbirliği yapmış ailelerin yerlerinde kalmalarını ve daha da güçlendirilmelerini”; 14, 15, 16 ve 17. Maddeler ise “Kürtçe’nin yasaklanmasını, Türk Ocakları, yatılı bölge okulları ve kız okulları açılarak propaganda ve eğitim yoluyla asimilasyonu” öngörüyordu.
Öte yandan, 1925’te ilk kez Türk Hava Kuvvetleri kullanılarak halkın üzerine zehirli gaz atıldığı gibi, benzeri uygulamalar 1928-30’da Ağrı- Zilan’da ve 1937/38’de Dersim’de de gerçekleştirilmişti. (Bu konuda bkz. M. Bayrak: Kürtler’e Vurulan Kelepçe/ Şark Islahat Planı, Özge yay. 2. Bas. Ank. 2013, s. 86).
Plan’ın Öncelikli Uygulama Bölgesi: Fırat’ın Batısı ve Maraş
Kuşkusuz, bugünkü Master Plan’a kaynaklık eden Şark Islahat Planı, ön ve ard raporlarıyla bir bütündür. Nitekim, bu raporlarda; Kürdistan “Fırat’ın doğusu ve Fırat’ın batısı” olmak üzere ikiye ayrılıyor ve Fırat’ın batısı “asimilasyona tabi tutulacak öncelikli bölge” olarak seçiliyor ki, burada tam da bugünkü Suriye göçmen yerleşkeleri akla geliyor…
Kürt kökenli İsmet Paşa’nın önerisiyle Şark Islahat Planı hazırlayan Kurul’a başkanlık eden Arnavut kökenli, dönemin önce Bayındırlık sonra Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, hazırladığı ön raporda Fırat’ın batısına tekabül eden Maraş/ Malatya hattı için şunları söylüyordu:
“Fırat’ın garbındaki (batısındaki MB) Malatya vilayeti ahalisinin yarıdan fazlası Kürt olduğu gibi, Maraş vilayetinde ve Pazarcık kazasında 22.000 kadar kayıtlı Kürt vardır. Bunların dışında Antep, Cebelibereket (Osmaniye ve çevresi), Sivas, Yozgat, Kırşehir, Çorum, Aksaray, Konya ve Ankara vilayetleri ile Kars ve Ardahan vilayetlerinde henüz Kürtlüklerini muhafaza eden ememmiyetli nüfus kütleleri vardır. (…) Fırat’ın şarkındaki Kürtler gibi Fırat’ın garbındaki Malatya vilayeti Kürtler’i de iktisaden ve lisanen tamamen hâkim mevkidedirler. Fırat’ın garbındaki vilayetlerimizdeki Kürtler’in erkekleri Türkçe öğrenmeğe macbur kalmışlarsa da kadınlar hâlâ Kürtçe konuşmakta ve cümlesi taassupla gördüklerini muhafaza etmekte ve kemâl-i gururla Kürt olduklarını söylemektedirler.” (Bkz. Age, s. 92-93).
Konuya ilişkin plan ile diğer raporlarda da; Fırat’ın batısında yaşayan Kürtlerin Türkler’le komşu olup göreceli olarak dağınık yaşadıkları; büyük bölümü Alevi inancına mensup olan bu Kürtlerin asimilasyonunun diğer Müslüman Kürtlere göre daha kolay olabileceği, bu nedenle asimilasyon konusunda bu bölgeye öncelik verilmesi öngörülmektedir.
Daha Selçuklu döneminde 1238/39 tarihli Alevi önderlikli Babaî Hareketi’ne sahne olan Elbistan/Maraş merkezli İçtoroslar bölgesi; sonraki Osmanlı döneminde de Şah Kalender Hareketi başta olmak üzere birçok halk hareketine ve Sinan Cemgil’lerin öncülüğündeki gençlik hareketlerine ev sahipliği yapmıştır. Zaten, burası kozmopolit yapısından dolayı Osmanlı Devleti’ne en son bağlanan Dulkadiroğulları Beyliğinin konuşlandığı bir bölgedir. Yine geçmişten beri bölgede birçok etnik ve dini topluluk yaşamıştır.
İşte, üstteki gizli belgelerde de vurgulandığı gibi; önüne Türk-İslam sentezci bir toplum dizaynını hedef olarak koyan yönetimleri rahatsız eden, bu kimliksel özelliklerdi. Osmanlı yönetiminin 19. yüzyıldaki uygulamalarıyla, 20. yüzyılın başlarında gerçekleştirilen soykırımın ve 1967- 1978 arası Alevi katliamları ile günümüzde uygulanmaya çalışılan acılı reçetenin esbab-ı mucibesi budur…

‘MESELE MEMLEKET MESELESİDİR’ -‘3 Maymun’ Aksu Tv

Maraş’tan yayın yapan yerel Televizyon Aksu Tv Twitter hesabından ‘Kahramanlık Madalyası‘ paylaşarak eleştirilere yanıt verdi;

@xeribe_ hesabının, ‘Bir yerel kanal düşünün, kendi yöresinde kıyametler kopuyor ama bu kanal üç maymunu oynuyor => @aksutv #OvamaDokunma’  şeklindeki eleştirel twitine yanıt olarak ‘Kurtuluş Madalyası’ fotografına yazılmış bir grafikle cevap verdi ;


@aksutv

‘Biz Vatanını Memleketini seven bir
televizyon kanalı olarak; Kendi
kurumumuz da çalışan dahil orda görev

yapan meslektaşlarımıza yapılan saldırıları
dahi gündeme getirmiyoruz..
Yoksa, o saldırıları ve arkasında ki zihniyeti
ve niyeti gündeme getirip rezil rüsva
etmesini çok iyi biliriz..
Suskunluğumuz Kahramanmaraş sevda-
sındandır.Meselemiz de sevdamızda
KAHRAMANMARAŞ’tır, şehrimizin nasıl
tanıtıldığına kasıtlı olarak hangi olaylarla
gündeme getirilmek istendiğine dikkat
etmek zorundayız…
MESELE MEMLEKET MESELESİDİR…’
(Aynen alınmış, Türkçe hatalar düzeltilmemiştir.)

Lüneburg AKM’de bir ilk

 

6 ay önce kurulan Lüneburg Alevi Kültür Merkezi`nde gençler Almanca Alevilik Dersleri ile yeni bir kapıyı aralıyor. Pazar günü başlayacak derslere ilgi ise oldukça yoğun. Bu yoğunluk Lüneburg AKM’de bir ilk olmasının da özelliği…

Avrupa Alevilik konusunda bir adım önde. Lüneburg Alevi Kültür Merkezi yeni açılmasına rağmen Alevilik dersleriyle adından söz ettiriyor. Pazae günü başlayacak derslerde gençler hem Alevi öğretisini öğreniyorlar, hem de Alevilik kavramlarının Almancalarını öğrenmekle Almanca olarak Alevilik üzerine Alevi olmayan arkadaşları ile diyalog yapabilme becerisini kazanıyorlar.

Ayrıca yetişkinlerle de Türkçe olarak aynı konular işleniyor.

Başta yönetim olmak üzere Lüneburg Alevi Kültür Merkezi`nin bu adımı Avrupa Alevileri arasında da takdirle karşılanıyor.

O artık direnişin bir sembolüdür!

Maraş Girişimi yazılı bir açıklama yaparak, Mor Ali Kabayel için “O artık direnişin bir sembolüdür” dedi. İşte Maraş Girişimi’nin açıklaması:

O artık direnişin bir sembolüdür!

Halkımızın, Pazarcık’ta, Terolar bölgesine yapılacak mülteci kampına karşı, 3 Nisan’da düzenlediği direniş nöbetine askerlerin gaz bombaları ile saldırması sonucu, gazdan etkilenerek hastaneye kaldırılan 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel, yaşamını yitirdi. Müdahale sırasında rahatsızlanarak hemen özel bir hastaneye kaldırılan, ancak doktor olmadığı için Kapıçam Necip Fazıl Kısakürek Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Kabayel, bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Kabayel’in cenazesi otopsi işlemlerinin ardından Terolar’daki morga getirildi. Cenaze yarın cemevinde düzenlenecek törenden sonra hakka uğurlanacaktır.

O artık direnişin bir sembolüdür!

Halkımıza karşı şiddet kullanmaktan çekinmeyen, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden saldıran zihniyeti kınıyoruz. Alevileri hedef alan bu anlayışı tanıyoruz. Bilinmesi gerekiyor ki; kendi topraklarımızda var olmaya devam edeceğiz. Atalarımız nasıl ki buraları bir yaşam bahçesine çevirdilerse, bizler de cehenneme çevirmek isteyenlere inat ovamıza sahip çıkacağız.

Ailesi ve sevenlerinin başı sağ olsun, toprağı bol, devri daim olsun…

Maraş Girişimi
05 Nisan 2016

Akdoğan ”Yoksa yeni kamp yapmıyoruz.”

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Suriyeli sığınmacılara yönelik yeni kampların kurulacağı iddialarına ilişkin, “Mevcut olan kampı, konteyner kente çevirmiş oluyoruz. Yoksa yeni kamp yapmıyoruz. Mevcut kamplarımızda da yerimiz var. YaniYunanistan’dan gelecek olanları da oralara yerleştireceğiz.” dedi.

Akdoğan, Kartaltepe Kent Ormanı’nda “Çanakkale Ruhu Keçiören’de” programının ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) mutabakatı temelinde gerçekleşen sığınmacı geri kabulü ve değişimi çerçevesinde Türkiye’ye yarın 200 sığınmacının daha geleceği yönündeki iddialar ile yeni kampların nerede kurulacağına ilişkin sorusu üzerine Akdoğan, Maraş’ta mevcut bir çadır kentin bulunduğunu söyledi.

Yalçın Akdoğan, “Çadır kenti konteyner kente çeviriyoruz. Yani mevcut olan kampı, konteyner kente çevirmiş oluyoruz. Yoksa yeni kamp yapmıyoruz. Mevcut kamplarımızda da yerimiz var. Yani Yunanistan’dan gelecek olanları da oralara yerleştireceğiz.” diye konuştu.

“İhtiyaç olmayacak diyebilir miyiz?” sorusu üzerine Akdoğan, “Şu anda yok. Olursa ona göre planlama yapacağız” ifadesini kullandı.

KENT HALKI RAHATSIZ

Kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan Sivricehöyük Mahallesi’ndeki 37 hektarlık araziye kurulmaya başlanan 25 bin 40 kişilik konteyner kentine karşı çıkanlar geçtiğimiz pazar günü şantiyeye yürümek isteyince jandarmayla karşı karşıya gelmişti. Jandarma, yürüyüşe izin vermediği grubu, biber gazı sıkarak dağıtmış, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Bölge halkı Alevi köylerinin ortasına kurulacak göçmen kampının cihatçı çetelere eleman devşirecek yerler haline geleceğini söyleyerek kampa temkinli yaklaşıyor ve eylemlerini sürdürüyor.

 

Maraş Kürt Alevilerine selefist oyunlar!

ERDOĞAN YALGIN

Osmanlılar; kuruluşundan (1299) beri merkezileşerek, hep coğrafi yayılma politikaları gütmüştü. Bölgenin mazlum halk çocuklarını savaş meydanlarına sürerek, kendi saltanatları için onların yok olmasına neden olmuştu. Ve savaş zoruyla 600 yüz yıldan beri kazandığı toprakları, zaman içinde kaybetmişti. Derken, Osmanlı hayalleri; başından beri sürekli tartışılan önce misakı milli, daha sonra ise bugünkü sınırları içine hapsedildi. Dikkat edilecek olursa; Yavuz’la birlikte, 16. yüzyılda başlayan ve günümüze kadar devam ettirilen bir devlet politikası var! Bu politika; otokton/ yerleşik yaşayan Kürtlerin demografik yapısıyla planlı ve sistematik bir şekilde oynama politikasıdır!

Tarihsel geçişlerde; Kürt aşiretleri ve dahası Kürt Rêya/ Raa Heqî-Alevi inancına mensup topluluklar ana yurtlarından, topraklarından sökülerek başka uzak diyarlara hep sürülmüşlerdir. Kadim topraklarında yerleşik olan Kürt aşiretleri Batıda, Ege kıyılarında, Orta Anadolu’da zorunlu iskana tabi tutulmuştur. Bu devlet siyasetiyle milyonlarca Kürt nüfusu asimile edilerek, Türkleştirilirken; Rêya/ Raa Heqî inancına mensup Kürtler, buna ek olarak zorunlu ve sorunlu bir şekilde Müslüman/ Sünnileştirilmiştir. Göçertilen Kürt aşiretlerinin yerlerine; Balkanlardan, Arap yarımadasından ve Orta Asya steplerinden getirilen Muhacır, Arap, Çerkez, Türkmen, Yörük, Oğuz boylarından aileler yerleştirmiştir. Öncesini saymazsak; örneğin 1980 askeri darbesiyle Afganlar, Kırgız, Ahıska Türkleri getirilip başta Urfa, Muş, Kars, Van ve birçok Kürt merkezlerine yerleştirilmiştir. Bugün mevcut Kürt illerinde, bu etnik kimliklere mensup aileler-köyler bulunmaktadır. Yerleşik Kürtler, bu etnik kökenden ailelere asla dokunmamışlar, tek taraflı da olsa, onlarla dostluk ilişkileri geliştirmişlerdir!

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde; mesela 1925 tarihinde, 27 maddeden oluşan Şark Islahat Planı’yla; Fırat’ın batısı Kürtsüzleştirilmek istenmiştir. Bu eksende; Kürtlerin dilini ve o suretle etnik kimliklerini yoketme politikaları devreye sokulmuştur. Bütün bunlar yaşanmamışcasına, bundan bir kaç ay önce AKP Hükümeti; Rojava’da yaşanılanlar için, oradaki “Kürtlerin; Araplara ve Türkmenlere karşı bir etnik temizlik yaptığına, bölgedeki demografik yapının değiştirilmek istendiğine” dair demagojik söylemler geliştirdiğini biliyoruz! Oysaki Rojava’nın demografik yapısı, özellikle son yüz yıldan beri hep Kürtler aleyhine değiştirilmişti.

Günümüze gelindiğinde, Maraş iline 3 km. uzaklıkta olan Merkez ilçesi Dulkadiroğlu’na bağlı Aşağı Terolar/ Sivricehöyük mahallesinde; Suriye’den gelen 25 bin mülteci için özel kamp yapılmak isteniyor. Akdeniz’deki coğrafi konumuyla Dulkadiroğlu ilçesi, nüfus yoğunluğu bakımdan Maraş’ın 2. büyük ilçesi konumunda. Burada yaklaşık 20 köyde, Kürt Alevileri geleneksel kültürleriyle yaşamakta. Yapılmak istenen kamp ise tam da bu alanda inşa edilmekte. Asırlardan beri burada yerleşik olan Kürt Alevileri bu duruma karşı olduklarını belirterek, günlerden beri eylem halindedirler. Onlara göre burunlarının ucunda kurulmak istenen söz konusu bu kamp, Suriye’den gelecek olan El Nusra, Ahrar El Şam ve IŞİD benzeri teröristlerin merkez üssü yapılacak! Çünkü Maraşlı Kürt Alevileri; 1978 Maraş Katliamının travmasını hala yaşamakta ve nitekim bu kampa sıcak bakmamaktadırlar.

Terolar’da yapılmak istenen kampa; karşı çıkanlar sadece Maraşlı Kürtler‘de değil! Bütün Alevi, Kürt, demokratik kurumlarla birlikte Pirler, aydınlar da karşı çıkmaktalar! Çünkü bu kampın, böylesine stratejik ve siyasi-kozmopolitik yapıya sahip olan bir coğrafyada yapılmasını kaygı verici olarak görüyorlar. Sürekli “vatandaşlık bağını” gündeme getiren hükümet yetkilileri; askere aldığı, vergi topladığı Alevilerin bu taleplerini dikkate bile almamaktadır. Kamp alanında toplanan bölge sakinlerini, asker zoruyla darp ederek dağıtmak ve bir an önce kampı hizmete açmak istiyorlar!

Peki, AKP Hükümeti bu ısrarlı tutumuyla neyi hedeflemektedir? Bilindiği üzere son yapılan seçimlerde, gelişen siyasi bilinçle Maraş ilinde, HDP‘ye azımsanmayacak bir oy kayması yaşandı. Yine ülkede ve gerekse diasporaya dağılan Maraşlı Kürt-Aleviler; siyasi arenada varlığı hissedilir, aktif siyaset yapmakta ve tarihsel geçmişlerini sahiplenmektedirler! Kurmancî anadillerini, geleneksel folklorik-kültürel değerlerini yaşatmaktadırlar. Bundan dolayıdır ki; yapılacak olan bu kampa yerleştirilen Suriyeli mültecilerin arasında yetiştirilecek cihadist-selefist çeteler, bölgedeki Kürt-Alevileri üzerinde en azından psikolojik bir baskı aracı olarak kullanılacaktır. Dolayısıyla, zorunlu göçlerle bölgede etnik-inançsal bir temizliğin yapılması sağlanacaktır. Esas itibariyle Maraş’da; Kürt-Alevilerine karşı bir selef(-eski)ist oyun oynanmaktadır.

#Maraş ‘ta asker gazı can aldı

Pazarcık’a bağlı Terolar‘da yapılması planlanan mülteci kampına karşı 3 Nisan’da düzenlenen eylemde, askerin kullandığı gaz bombasından etkilenerek hastaneye kaldırılan Mor Ali Kabayel (82) adlı yurttaş yaşamını yitirdi.

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde Alevilerin yaşadığı Terolar bölgesine yapılacak mülteci kampına karşı 3 Nisan’da düzenlenen direniş nöbetine askerlerin gaz bombaları ile saldırması sonucu gazdan etkilenerek hastaneye kaldırılan 82 yaşındaki Mor Ali Kabayel, yaşamını yitirdi. Müdahale sırasında rahatsızlanarak hemen özel bir hastaneye kaldırılan, ancak doktor olmadığı için Kapıçam Necip Fazıl Kısakürek Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Kabayel, bu sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Kabayel’in cenazesi otopsi işlemlerinin ardından Terolar’daki morga getirildi. Cenazenin yarın cemevinde düzenlenecek törenden sonra mahalle mezarlığında defnedileceği belirtildi.
(DİHA)