Ana Sayfa Blog Sayfa 6335

Kahramanmaraş’ta Kurulması Planlanan Sığınmacı Kampına Tepkiler Sürüyor Telefon Bağlantısı: Ali Öztunç, Chp Parti Meclis Üyesi

Bu video Adobe Flash Player’ın son sürümünü gerektirmektedir.

Kahramanmaraş’ta Kurulması Planlanan Sığınmacı Kampına Tepkiler Sürüyor Telefon Bağlantısı: Ali Öztunç, Chp Parti Meclis Üyesi başlığıyla izlediğiniz video Türkiye’nin önde gelen gelen haber kanalları arasında yer alan Cnn Türk kanalında 04 Nisan 2016 Pazartesi günü yayınlanan Bugün adlı programdan alınmıştır.
Cnn Türk

Li Mereşê ‘Kembera Erebî’

Hikûmeta Tirk di polîtîkayên xwe yên înkar û jiholêrakirina hebûna Kurdan û asîmîlekirin û talankirina nirxên Kurdewarî de bi israr e. Li bakurê Kurdistanê bajaran hildiweşînin, komkujiyan pêk tînin, bingehê jiyana xwezayî ya ku di nava sedan, an hezaran salan de pêk hatiye ji holê radikin…

Rêveberiya dewletê piştî şerê li Sûriyê bajarên Kurdan ên li ser xetê kir wek hêlîna hêzên hov ên selefîst ên mîna DAÎŞ, El Nûsra û hwd. Ji Dîlokê heta Çemê Dîcleyê, bi taybetî jî Dîlok, Mereş, Kîlîs û Riha kir wek navend û biryargehên çeteyên cîhadîst ên hov. Ji bo bicihbûna DAÎŞ’ê ya li binxetê û li serxetê zemîn hate vekirin, piştgirî hate dayîn. 

Bi şoreşa Rojava re, xeynî xeta Cerablûs – Ezazê, binxet bi giştî bikeve bin kontrola hêzên Kurdî û yên Sûriyeya Demokratîk jî, li serxetê, yanî li bakurê Kurdistanê rewş niha ji yê binxetê xirabtir e. 

Dewleta Tirk bi şerê ku ji havîna sala çûyî heta niha hatiye gurkirin re dixwaze him demografiya Kurdistanê biguherîne û him jî hebûn û nirxên Kurdewarî ji holê rake. Yanî Pilanê Şerq û Islahkirinê (1925) yê ji bo tunekirina hebûna Kurdî bi awayekî giştî cardin wek polîtîkaya sereke ya dewletê di rojevê de ye. Lê rejîma nijadperest a dijkurd di serdema xwe ya herî lewaztir de ye û li beramberî vê yekê Kurd ji her hêlan ve di serdema xwe ya herî bihêz de ne…

Wekî tê zanîn; ji havîna sala çûyî heta niha Gimgim, Farqîn, Sûr, Cizîr, Sîlopya, Nisêbîn, Şirnex, Hezex û Gever hatin wêrankirin. Niha jî li ser xirabeyên van bajar û navçeyan pilan û projeyên asîmîlasyonê û guhertina xwezahiya civakî û kulturî tê kirin. Gorî daneyên ku rayedarên dewletê bilêv dikin; dewlet her pilanê xwe ji bo guhertin û xirakirina xwezahiya civakî ya Kurdewarî amade dike.

Bahsa çêkirina bînayên mezin ên bi navê TOKÎ’yan, jiholêrakirina jiyana xwezahî a li kolanan û bicihkirina penaberên Ereb ên Sûriyeyî tê kirin. Yanî li serxetê jî bi çêkirina ‘Kembereke Erebî’ re dixwazin Kurdên Bakur û yên Rojava ji hev qut bikin, demografiya Kurdistanê biguherînin, hebûn û nirxên Kurdewarî ji holê rakin. Wekî tê zanîn; rejîma Baas a Sûriyê jî di salên 1960’yî bi şûn de di çarçoveya polîtîkaya ‘Kembere Erebî’ de aşîretên Ereb li cografya Kurdan bicihkirîbû û gund û bajarên Kurdan ji hev qut kiribû…

Niha ev plan, bi navê çêkirina kampên penaberan, li Mereşê di rojevê de ye. Dewlet dixwaze li Mereşê kampekî mezin ê penaberan di nava gundên Kurdên Elewî de çêke. Ji xwe gorî Pilanê Şerq û Islahkirinê, bi taybetî jî herêmên Kurdan ên li bakur û rojavayê Çemê Firatê, bi polîtîkayên dijwar ên qirkirin, sirgûnkirin û asîmîlasyonê re rû bi rû hatin. Siftê li Koçgîriyê, paşê li Dêrsim û Mereşê Kurdên Elewî rastî komkujiyan hatin û ên mayî jî hatin sirgûnkirin. Li van herêman nifûsa Kurdan hate kêmkirin, rengê Kurdî hate çilmisandin. Kurdên van deran him ji hêla etnîkî û him jî ji hêla baweriyê ve hatin asîmîlekirin û îro hejmara Kurdên ji van herêman çûne derveyî welat, ji yên ku li herêmê mane, zêdetir e. 

Niha jî bi plana çêkirina kampê penaberên Ereb, tê xwestin ku Kurdên li herêmê mayî jî şûn û warê xwe terk bikin û li diyasporayê him ziman, çand û têkiliyên xwe yên civakî û him jî baweriya xwe ji bîr bikin, bi giştî asîmîle bibin…

Lê Kurdên Mereşê li hemberî vê polîtîkayê li ber xwe didin û xwedî li şûn û warê xwe derdikevin. Gotinên jineke Kurd a Mereşî a ku tevlî protestoya kampê penaberan bûye, hişê Kurdên Elewî jî nîşan dide; “Em ê çitûlî ji vir herin û em ê çitûlî war û tirbên miriyên xwe biterîkînin?!.

Sinemilli Ocağı Kantarma köyü dedeleri – Ali Ekber Bakır

SEYİT RIZA BAKIR

(Tacim dede’nin oğlu Ali Ekber Bakır)

Emekli öğretmenim.Kocaeli-Uzunçiftlik’te ikamet ediyorum.Yaz aylarında memleketim olan Elbistan’ın Kantarma köyüne giderim.Kışın ortasında bile köyümü , insanlarını özlediğim çok olmuştur. Yazın o kavurucu sıcağında köyümün dağlarında, dere kenarı bahçelerinde gezmek ve insanlarıyla sohbet etmek çok hoşuma gidiyor.

Kantarma Köyü; alevi kültürünün yoğun yaşandığı kadim topraklardır. Alevi kültürünün yayılmasında önemli rol oynayan birçok dedeye ev sahipliği yapmıştır. Alevi dedelerinin her biri ayrı birer değerdir. Yüz yıllardır elinde “tamur” denilen sazı ile dilinde sözü ile belinde özü ile bu kültürü günümüze kadar taşıdılar. İstedim ki yaşamlarını ve hayata katkılarını bilelim, anlayalım, unutmayalım.

Bu amaçla 2015 yaz aylarında Kantarma Köyü’nde ikamet eden ve aynı zamanda ağabeyim olan Ali Ekber Dede ile konuşmak için evine gittim. Taş duvarlarla örülü büyük bir evde oturuyor. Evin altı zahire ambarı ve garaj, garajın üstü ise geniş bir balkona sahip. Manzarası ile ferahlık veriyor insana. Ön tarafta ise geniş bir bahçe bulunuyor.

Balkonda oturduk. Yemek faslından sonra hem çayımızı yudumladık, hem sohbet ettik. Ali Ekber Dede anlatırken, ben bir taraftan notlarımı alıyor, bir taraftan araya girerek sorular soruyor ve bazı bilgileri teyit ettiriyordum. Anlattıklarını kendi ağzından dinleyelim.

BİR YAŞAM: ALİ EKBER DEDE

Kantarma Köyü Kızılkandil Mezrası’nda 1941 yılı Mart ayında doğmuşum. Fadime Ana’dan doğma Büyük Tacim Dede’nin dokuz erkek evladının üçüncüsüyüm. Dört kız kardeşimden Selver genç yaşta vefat etti. Diğer üç kız hayattalar. Erkek olarak şu an beş kişi hayattayız.

Babamın babası yani Şığo Dedem Kantarma Köyü’nde ikamet ediyorken, babam evlendikten sonra Kızılkandil Mezrası’na göç eder ve yerleşir. Bizler Kızılkandil topraklarında dünyaya geldik ve bu topraklarda yaşantımıza devam ettik. Çocukluğumuz ve gençliğimiz; buradaki her taşın her karış toprağın izlerini taşır. Köyümüz 46 hane idi. Bir vadinin iki yamacına yaslanmıştı. Aşağı bölümü düz geniş araziye sahipti. Tarlalar, armut ağaçları, çeşitli yabani ağaçlar serpilmişti. Biz köylüler bu geniş araziye ” yazı” diyorduk. Ayrıca her köylünün bir-iki ineği, eşeği ve birazda koyun – keçisi vardı. Yaz aylarında köylülerin en büyük işi tarladaki ekinleri orakla biçerek hasat yapmaktı. Yaklaşık bir ay sürerdi. 3

Köyde en büyük ev bizim evimizdi. Evimizin büyük bir kaç odası, geniş bir ahırı, saman deposu, kiler, ev damı ve “ode jur” (yukarı oda), “ode dar” (dış oda) ,ode iç(iç oda) dediğimiz bölümlerden ibaretti. Kışın hayvanların bakımı, yaz aylarında ise tarla – hasad işleriyle uğraşırdık. Ayrıca 65-70 kadar kara kovan arılarımız vardı. Onların bakımı ile kendim ilgilenirdim. Tamamen doğal bal alırdık. Hakkın rahmetine kavuşmuş olan Hasan Abimle çok çalışırdık. Öküzleri kağnıya koşardık, ekinleri harmana taşırdık. Sonra at arabamız oldu. Bir-kaç sene bununla işlerimizi yürüttük. Daha sonra ilk traktörümüzü aldık. Sanırım yıl 1977 idi. Traktör büyük bir rahatlık ve güven sağlamıştı. İşten artan zamanlarımda kitap okur, saz çalar, deyiş söylerdim. Hem eski Arap yazısını, hem yeni yazıyı biliyor, yazıyor ve okuyordum. Kitaplarım, defter ve kalemlerim; “ode jur” yukarı oda dediğimiz merdivenle çıkılan odada, duvara gömülü bir dolapta duruyordu. Adeta bu bölüm kütüphanemizdi. Eski ve yeni yazı ile yazılmış kalın kitaplar aile için çok değerli idi. Benim yazdığım, İbrahim abimin yazdıkları, Mehmet Mustafa Dede’nin yazdıkları, babamın yazdıkları notlar ve defterlerde bu dolapta duruyordu. 12 Eylül 1980 darbesi ve köydeki büyük göç sonucu, bu kitapların bir kısmı ve çok değerli notlar kayboldu, ya da yok edildi.

SOSYAL YAŞANTIM

1964 yılında büyük bir sel felaketi yaşandı. Can kaybı olmadı, ama mal kaybı oldu. Evimiz dâhil birçok ev selden zarar gördü. Aileler yavaş-yavaş köyü terk etti. Ekonomik nedenler de bu göçü körükledi. Kimi aileler başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine çalışmaya gittiler. Kimi aileler İstanbul, İzmir, Mersin, Ankara, Hatay gibi büyük illere yerleştiler. Bir kısmı ise Elbistan İlçesi gecekondu bölgesine yerleştiler. Köyde kalanlar evlerin bakım ve onarımını yaparak eski düzende yaşamaya devam ettiler. Zarar gören köy çeşmesi ve suyolu yeniden İMC usulü onarıldı. Toprak yol, biraz güzergâh değişikliği ile eski hizmetine kavuştu. Devlet, Kantarma Köyü’nde afet evleri yapımına başladı. Zamanla Kızılkandil boşaldı, yaz aylarında köylüler bu mekânı artık yayla olarak kullanıyorlardı. Bizim baba ocağı evimiz hala ayaktaydı.

1966 yılının 11. ayın 29 unda Şıği İviçe (Şeyho Dede) nin kızı Zöre ile evlendim. Dört oğlan üç kızımız oldu. Sırası ile Naci, Naciye, Tacettin, Kazım, Fadime, Yeliz, Aydın . Üçü hakkın rahmetine kavuştu. En büyük oğlum Naci Ankara yolunda bindiği otobüsün uğradığı trafik kazası sonucu 23 yaşında hayata veda etti. Kızımız Naciye çocukları ile Fransa’da yaşıyor. Tacettin Almanya’da yaşıyor. Fatoş eşi ve çocukları ile İsviçre’de yaşıyor. Aydın eşi Şaduman ve iki çocuğu ile İstanbul’da yaşıyorlar. 4

1981 yılında Kantarma Köyü’ne taşındım. 1982 yılında gomık evlerinin üst tarafında şimdiki bu oturduğum 7 dönüm kadar yeri belirledim. 1985 yılında evimin inşaatı bitti ve 1986 yılında evime taşındım. Kızılkandil tamamen boşalmış ve yalnız kalmıştı. Sadece yaz aylarında ekim ve ekin hasadı için Kızılkandil’e traktörüm ile günübirlik gidiyorum. 12 eylül 1980 darbesi sonucu askeri güçler köyde tek-tük ayakta kalan evleri de dozerle yıktılar. Zaman ve yıllar oraları viraneye çevirdi desem yeridir. Düşündükçe içim acıyor.

Babam Tacim Dede ölmeden birkaç yıl önce bir gün beni karşısına aldı ve dedi ki;” Oğlum Ali Ekber, biliyorum ki sen çalışkan birisin. Sazın, sözün, muhabbetin çok iyi. En az benim kadar bilgiye sahipsin. Ben yaşlandım. Artık talipler arasında dolaşıp cem erkânı bağlayacak gücü kendimde bulamıyorum. Sane el verdim. Benim yerime artık dede olarak bu erkânı cemleri sen yürüteceksin. Reke ta reka Xızır bı, hif-ro reka ta roni bıkın ( yolun Hızır yolu olsun, ay-güneş yolunda ışık olsun)”

Aşkı-muhabbetle görüştük. 1988 yılı sonbaharında babam Tacim Dede hakka yürüdü. Babam kadar yurdu dolaşmasam da, çevre köylerde gitmediğim yer, tanımadığım aile yoktur. Elimden geldiğince yöremde sazımla, sözümle ve özümle cem erkânı bağlayarak alevi kültürüne katkıda bulundum. İnsanları fikir yönünden aydınlatmaya çalıştım. Hurafelerden uzak durdum. İlim ve irfanımızı dilimin döndüğünce anlatmaya, yaymaya çalıştım. Elimdeki sazım atadan kalma, el yapımı curaya benzer tamburdur.(beş telli, az perdeli saz ) Hala evin bir köşesinde asılıdır.

Zaman – zaman kış aylarında Avrupa’ya eşimle gidiyorum. Çocuklarımı, torunlarımı ve sevdiklerimi ziyaret ediyorum. İki-üç ay kaldıktan sonra tekrar memleketime dönüyorum.

ALEVİLİK ANLAYIŞIM VE DÜNYADAKİ YERİ

Ben küçüktüm. Köyümüzde okul yoktu. “Hoca” dediğimiz bir kişi bir köy odasında topladığı gençleri eski yazı okuturdu. İlk eğitimim Arapça okur-yazarlıkla başladı. Dünya öküzün boynuzları üzerinde duruyordu. Öküz kımıldadıkça zelzele ( yer sarsıntısı) oluyordu. Yıllar sonra, okuyan kardeşlerim bunun böyle olmadığını bana anlattılar. Anladım ki bir alevi sorgulamalı, bilimsel düşünmelidir. Yeni yazıyı evde kendi çabamla öğrendim. Hem yeni, hem eski yazılı kitapları okuyordum, araştırıyordum, ezberliyordum ve bazı notlar alıyordum. Alevilik; bilimle iç içe olmalıdır. Dil, din, ırk ayrımı olmamalı. Bütün dünya insanlarını sevgiyle kucaklamalıdır. Her anlayış kendinden bir parça bulmalıdır. Alevilik birlik ve dirlik demektir. Sevgi; inancımızın temelidir. Çünkü inancımız esas gücünü doğadan almıştır. Yeryüzündeki her varlık, inandığımız o sevgi dolu Tanrı’yı temsil eder. O halde her varlık kutsaldır ve birbirini tamamlar. Sevgini, şefkatini her alanda göstereceksin. Kin ve nefret asla barınmamalı. Başka düşünce ve inançlara saygılı olmalıyız. Her kişi sözüne ve özüne sadık olmalıdır. Doğruların ve insani duyguların varış noktası sayılan dört kapı kırk makam anlayışına uygun eline, beline ve diline sahip olmalısın. Cenneti bulacağım diye insanlara cehennem hayatı yaşatılmamalıdır. Yarınlarımızın aydınlık ve mutlu insanların yaşadığı, bir dünya için katkıda bulunmalı, çok çalışmalıyız.

SAĞLIĞIM 5

Yetmiş beş yaşına geldim. Artık tarlada çalışmaya sağlığım el vermiyor.2008 yılında kısmi bir felç geçirdim. Sol elim ve sol bacağım işlevini tam yapmıyor. Bu yüzden son seneler artık saz çalamıyorum. Zaman zaman sağlık sorunlarım için İstanbul’a çocukların yanına gidiyorum. Kullandığım bazı ilaçlar var. Yine de bazı önemli toplantılara veya cenaze erkânlarına katılıyorum. Elimden geldiğince insanlarımıza yol-yordam konusunda yardımcı oluyorum. Son zamanlarda kültürümüze yakın bazı TV kanallarında konuşmacı olarak katılıyorum. Sağlığım elverdiği sürece, kültürümüze hizmet etmeye devam edeceğim.

VATAN BORCU

1961 yılında askere gittim. Zamanımızda askerlik 24 ay yapılıyordu. Siirt jandarma eğitim tugayında altı ay eğitim gördüm. Daha sonra Muş ili Malazgirt jandarma birliğine katıldım. Yüzbaşım Elbistan’lı idi. Beni çok severdi. Bir mahkumu Elbistan’a götürmem için 10 gün kadar izin verdi. Bir er arkadaşımı da yanıma verdi. Mahkum, Göksun ve Afşin yöresinde kaçakçılık yapan bir katilmiş. Yolda bizi saf dışı bırakıp kaçmayı planlıyormuş. Ancak Tacım Dede adını duyunca bunu yapmaktan vazgeçmiş. Bana itiraf etti ve elimi öpmek istedi. Göksun ceza evine teslim ettikten sonra, ben ve arkadaşım iznimizi Elbistan ve köyde geçirdik. Vatan borcu bitmişti. 01 Kasım 1963 yılında teskere aldım ve eve döndüm.

ANI -SU İLE İMTİHANIM 6

Yıl 1963 İlkbahar ayları. Malatya’da okuyan Hüseyin ve Mustafa kardeşlerimi ziyaret ettikten sonra köye dönüyordum. Sevdilli Köyü kavşağında otobüsten indim. Güneş yeni batmıştı. Önümde yaya yürüyeceğim 5 km. kadar patika yolum vardı. Sırtımda heybem, içinde bir-kaç parça eşyam ve “cusun” dediğimiz 17-18 kg ağırlığında karasaban ucu demir parçası, “varıs” dediğimiz kalın bir ip vardı. Yüküm ağırdı, ancak genç ve güçlü bir delikanlıydım. Sevdilli Köyü’nü, dereleri, tepeleri geride bıraktım. İki saat kadar sonra Kantarma Köyü yakınına gelmiştim. Karanlık çökmüştü. Yorgundum. Köyümüzün tek akarsuyu Söğütlü çayı hışırtılı seslerle akıyordu. Dinlenmek için suyun kenarına oturdum. Bahar mevsimi çay suyu kabarmıştı. Suyu geçmem gerekiyordu. Suyun içinde yıldızların parıltıları görünüyordu. Köy evleri yaklaşık 400 metre kadar ilerde tepede idi. Camlardan taşan lamba ışıkları bana göz kırpıyordu cılız ışıklar yaşam umudum olmuştu. Hava serindi. Karanlık ve su! Ürpermiştim! Dışarlarda yardım isteyebileceğim kimseciklerde yoktu. Cesaretimi topladım, elbiselerimi çıkarıp heybenin bir bölümüne koydum. Kalın ipi cusun demire bağladım. Yavaş yavaş suya girdim. Her adımda biraz daha derinleşiyordu. Su soğuktu. Nefes almakta güçlük çekiyordum. Ortalara doğru akıntı hızlanmıştı. Sular göğsüme kadar yükselmişti. Birden ayaklarım yerden kesildi ve sulara kapıldım. Ne olduğunu anlayamadım. Kontrol elden gitmişti. Bir ara başım sudan çıkınca can havliyle bağırmışım. Sonra yine ayaklarım yere değdi ve durabildim. Suyun hala orta yerlerinde idim. Olanca gücümle demir ağırlığı akıntı yönüne ve ileriye doğru fırlattım. Bir taraftan da bağırıyor yardım istiyordum. Ağrılık beni azda olsa akıntıdan korumuştu. İpe tutunarak demire kadar gittim. Toparlanmaya fırsat bulamadan yine ayaklarım yerden kesildi. Tüm gücümü toplayarak demiri fırlattım. Demirin sayesinde durup nefes alabiliyordum. Umudum demir olmuştu. Sonra bir kez daha, bir kez daha demiri aynı şekilde fırlattım… Yorgunluktan ve soğuktan Kendimi kaybetmek üzereydim. Gözlerimi köyün ışıklarından ayırmıyordum. Titriyordum. Elbiselerim ve heybe sudan nasibini almıştı. Bu esnada köylümüz Mamoy Hapuluç ve Rıza Çeliçe, Mısto Mamo da misafirler. “Bir ses” duyduklarını söylerler. Kulak kabartırlar. Mısti Mame onlara şunu der:” Bu ses sanki suyun oradan geliyor. Gidin bakın, kimse var ise yardımcı olun, değilse çekin gelin.” Rızay Çelıçe ve Mami Hapuluç hızla suyun kenarına doğru inerler. Karanlıkta suyla boğuşan bir insanın karartısını görürler. Hemen yardım edip beni çekip aldılar. Tacim Dede’nin oğlu Ali Ekber’i karşılarında görünce çok şaşırdılar. Öncelikle ceketlerini bana sararak korumaya aldılar. Beni eve götürdüler. Tüm elbiselerimi değiştirdiler. Kurtulduğum için çok sevindiler. Etrafımda dönerek bildikleri tüm iyi duaları okudular. Öperek cesaret verdiler. Isındım, karnımı doyurdum ve uyudum. Ertesi gün beni alıp eşeksırtında Kızılkandil’e getirdiler. Babam ve annem bu mucizevi kurtuluş için hemen bir adak yaptılar. Burukluk, acı ve hüznün ardından yaşadığım bu sevinci hiç unutmam.

ANADOLUDA ALEVİ OLMAK 7

Yukarıda değindiğim gibi Kızılkandil’deki evimizin iç kısımlarında yukarı bölümde bulunan “ode jur” hem yatakların konulduğu büyükçe bir dolaba, hem duvara gömülü bir kitaplığa sahipti. Eski yazıya sahip tarihi ve dini kitaplar vardı. yeni yazılı kitaplar ise Lenin, Daıl Carnegıe, Yaşar Kemal, Ömer Hayyam gibi bir çok yazara ait kitaplar vardı. El yazması notlarımız da vardı. Babam, ben ve kardeşlerim bu kitaplardan çok yararlandık.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kenan Evren döneminde alevi köyleri baskılara maruz kalmıştı. Zaten köy boşalmıştı ve bir-kaç ev ayakta kalabilmişti. Terör bahanesi ile o bir-kaç evde askerler tarafından harabeye çevrildi. Bir bizim baba ocağımız ayakta idi. 1981 yılında kantarma Köyü’ne göç etmeme rağmen yaz aylarını burada bu evde geçiriyordum. Çünkü ekinlerden başka kaysı, dut ve çokça armut ağaçlarımız vardı .

Yıl 1982 yaz ayı. Yine Kızılkandil baba ocağı. Sabah erken eşim Zöre ile beraber dışarıya çıktığımızda birde ne görelim. Onlarca asker etrafımızı çevirmişti. Silahlar eve doğrultulmuştu. Komutanları yüzbaşı bana yaklaştı. “Biz terörist arıyoruz. Ayrıca silahların varsa çabuk bize teslim et. Seni tutuklamaycam.” dedi. Biraz havayı yumuşatmak için yüzümde zoraki bir gülümseme ile ; “Komutanım bizde silah ne gezer, bir eski kırma tüfeğim var. Terörist burada ne gezer. Buyurun oturun dinlenin bir çayımızı için.” dedim. Yüzbaşı yüzünde sert bir ifade ile pek oralı olmadı. Askerlere döndü ” Evin her tarafını arayın” diye emir verdi. Askerlerin bir kısmı evin iç kısımlarında kayboldular. Güneş yükseliyordu. Hava sıcaktı. Uzak tarlaların yüzeyinden buharlar uçuşuyordu. Bu arada eşim bizim yöremizde ” çalğama” dediğimiz yoğurt-su karışımı ayranı ikram ediyordu. Evimizin ön tarafında ağaçların altında sabit duran tahta kanepelerimiz vardı. Minderleri koyduk ve yüzbaşı ile karşılıklı oturduk. Ayranlarımızı içerken sohbete başladık. Eşim askerlere de çalğama ikram etti. Yüzbaşı Alevi olduğumuzu öğrenmişti ve merak ediyordu. Konuşmalarımız çoğunlukla bu yönde idi. Ben konuştukça merakı daha da artıyordu. Bilgi birikimim ve kültürümüzün içeriği yüzbaşıyı hayrete düşürmüştü. Bu arada askerler kırma tüfeğimi bulup getirmişlerdi. Yüzbaşı onu tekrar yerine koymalarını söyledi. Bu arada eşim çay ve kahvaltılık türü şeylerin hazırlığına başlamıştı. Bizim içten davranışlarımız ve konuşmalarımız yüzbaşıyı olumlu etkilemişti. Yüzünden, böyle misafirperver bir şekilde karşılanmayı 8 beklemediğini okuyordum. Bir ara bana döndü ve şöyle sordu:” Alevilerin kestiği yenmez diyorlar. Hayvan keserken ne dersiniz?” Gülümsedim:” Yüzbaşım şimdi kalkıp bir koyun ya da kuzuyu keseyim. İsterseniz Arapça İslami kurallara göre okur- keserim, isterseniz bizim kültüre uygun hayvanı keserim. Bizim için fark etmez. İnsanoğlunun temiz duygularla kestiği hayvanı yeriz. İnanç ayrımı yapmayız. Amma ve lakin Müslüman anlayış maalesef biz insanoğlunun kestiğini yemez, ama dağda avlanırken hayvanın öldürdüğü, merminin düşürdüğü ve duası okunmayan hayvanı yer. Bu büyük çelişki bizleri üzüyor. Tamamen kötüleme ve dışlama mantığıdır.” Merak ettiği sorulara verdiğim cevaplar Yüzbaşıyı hayrete düşürmüş, mahcup olmuştu. Bu arada askerin biri sazımı bulup getirdi. Yüzbaşı bana döndü” Saz çalıyor musun?” dedi .”Evet” dedim. Sazı aldım ve bir deyiş okudum.

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Gönül senden özge yar bulamadım

Yaralandım al kanlara bulandım

Dosta el değmedik nar bulamadım

Güzellerin zülfü destedir deste

Erenler hak için oturmuş posta

Bir zaman sağ gezdim bir zaman hasta

Hasta halin nedir der bulamadım

Pir Sultan Abdal’ım bağlar ben olsam

Üstü mor sümbüllü dağlar ben olsam

Alem çiçek olsa arı ben olsam

Dost dilinden tatlı bal bulamadım

Yüzbaşı memnundu, mutlu olduğu her halinden belliydi. Askerlerinde hoşuna gitmişti. Bu arada askerler “ode jur” daki kitaplığı bulmuşlar. İçindeki kitapları, defter ve notları alıp dışarı getirmişlerdi. Yırtıp, parçalayıp etrafa dağıtıyorlardı. Bir kısmını ateşe vermişlerdi. Yüzbaşı bana döndü ve dedi ki. “Ali kardeş belli ki okumuş kültürlü, bilgi birikimi çok olan birisin. Ayrıca insani duygu ve 9 davranışların takdiri şayana laiktir. Bu dağın başında bu kültürü nasıl edindin?” Yüzbaşının gözlerinin içine baktım, sonra parçalanmış kitapları gösterdim. “Yüzbaşım bu kitaplardan öğrendim. Bizim çevremiz ve ailemiz okumayı sever. Araştırır, sorgularız. Bildiğimizi gelecek kuşaklara dilden dile, gönülden gönülle sazımızla, sözümüzle, özümüzle anlatırız, aktarırız.” dedim. Bunun üzerine yüzbaşım sert bir ifade ile askerlere döndü.”Ali Ekber Dede’nin kitaplarına dokunmayın. Toparlayın ve yeniden yerine yerleştirin.” dedi.

Kahvaltıdan sonra askerler helallik isteyerek ayrıldılar. Yüzbaşı ile gözgöze geldik.Teşekkür etti. Duygusal bir andı. Birbirimize sarılıp vedalaştık.

GÜZEL SÖZLERİM

“Nefsine düşkün olanın insanlığı eksik kalır.”

“Kötülüğe gıybet olmaz, iyiliği bağrına bas.”

“Sıve zu rawa, nifro la ta şirin hılat , efar la ta rahat dahat.” (Sabah erken kalk, öğlen gün tatlı olur, akşam gün güzel iner.”

“İnancımız, gücünü insanlar arasındaki bağlılıktan ve güçlü sevgiden alır.”

“Sevgi inancımızın temelidir. Bilim ise yolumuzun ışığıdır.”

KÜLTÜRMÜZÜ YANSITAN BAZI BEYİTLER

Hakkı bulmak istersen sureti insana bak

Arayıp gezme hakkı cismi içre cana bak

Aşkın mihracı derler dostun didarıdır

Yüze söze ispat dilersen defteri rahmana bak – NOKSANİ

İşittim ki babasız bir oğulmuşsun

Hem cennettte doğmuş hem kovulmuşsun

Hem keset istemişsin hem boğulmuşsun

Tanrının suçu ne isyan sendedir – RIZA TEVFİK

Gel derviş gel yabana gitme

Her ne arıyor isen inan sendedir

Nefsine beyhude eziyet etme

Kabe ise maksadın rahman sendedir – RIZA TEVFİK

Eğer aşık isen yara 10

Sakın aldanma ağ yara

Seyyid gibi düş nara

Bu gülşanda yanar olmaz – SEYYİD NİZAMOĞLU

Ya Rab yaramaza fırsat verme Behre sultan olmasın

Ayağın çarık sıksın asla rahat etmesin

Bin bir değnek ensesinden asla eksik olmasın

İt yesin cüfut yesin vatan yaramaza nasip olmasın – HACI BEKTAŞI VELİ

Tanrı ademdedir dedim inandın

Böylece Tanrıyı bulurum sandın

Hani bu niyetle kime dayandın

Teslimi oldunmu hep varınla – ALİYE KAMIKE

#Maraş ‘ta yapılmak istenen mülteci kampının perde arkası

SERCAN TAYLAN

Suriye’den kaçan cihatçılar için Maraş’ta bir mülteci kampı oluşturma kararı ile Alevilere yönelik sindirme girişimleri arasındaki ilişkiyi Sercan Taylan yazdı. Taylan, ‘Sesimizin yettiğince haykırmaya devam edeceğiz’ diyor: #OvamaOnurumaDokunma’

MARAŞ’TA YAPILMAK İSTENEN MÜLTECİ KAMPININ PERDE ARKASI…

Ocak ayında Gaziantep’te IŞİD hücre yapılanması kısmen deşifre edilmiş ve bölgenin ‘Emiri’ Yunus Durmaz’ın bilgisayarından, civardaki Alevi köyleri ile ilgili detaylı bir rapor ele geçirilmişti. Birkaç hafta sonra da, Pazarcık’ta Alevi köylerinin etrafında sarıklı, cübbeli ve uzun sakallı birkaç gencin dolandığı bilgisi gelmişti. Şimdi de Maraş ve Pazarcık arasına, tam da Alevi köylerinin bulunduğu yere, 25 bin kişilik ‘mülteci’ kampı yapılacağı söyleniyor. Bunların hepsi tesadüf mü?

Anadolu’da Aleviler, kıyımdan ve zulümden kaçabilmek adına, köylerini dağ başlarına kurmak zorunda bırakılmışlardır. Maraş-Pazarcık’ta ise bunun aksi bir durum söz konusudur. Pazarcık bölgesindeki Alevi köyleri, Maraş-Antep-Malatya-Adana bölgesinin tam ortasındaki sulak ve verimli araziler üzerine kurulu. Dolayısıyla,Pazarcık bölgesindeki Aleviler, İç Anadolu’daki Alevilerin aksine, genel olarak ekonomik anlamda iyi durumdalar.

Ekonomik ve sınıfsal bir açıdan bakacak olursak, 1978’de Maraş’ta yaşananAlevi katliamının ardında yatan temel sebeplerden biri de bölgedeki Alevi halkının yerel sermayenin büyük kısmını kontrol altında tutuyor oluşuydu. 1978 katliamından sonra Alevilerin neredeyse tamamına yakını bölgeden göç etti ve bölgedeki Alevi tüccarlığının yerel sermaye üzerindeki hakimiyeti bir bakıma kırılmış oldu; yine de,katliamın ve Avrupa’ya büyük işçi göçünün ardından, şu an çoğunlukla Londra, Paris, Berlin ve Köln’de yaşamakta olan Maraş Alevilerinin aktarımlarıyla Maraş bölgesine ‘sıcak para’ akışı ve bu kaynak üzerinde Alevi kimlikli yerel sermaye birikimi devam etmekte. Bu durum, bölge halkının Alevi kimlikli kısmını,çoğunluklaştırılan ve devletin ideolojik kimliğini de belirleyen Sünni İslâm inancı ve nüfusu lehine asimile etme projelerini zorlaştırmakta. Örneğin, son dönemlerde sıklaştığı gözlenen “Alevi köyüne cami yapıldı” şeklindeki haberleri, İslâmcı yapıların oldukça güçlü olmasına karşın, Maraş’ta pek duyamazsınız. Peki, bu ‘sorun’un önüne geçebilmek adına dinci  iktidarı ve Devlet tarafından yönlendirilen sözde sivil oluşumlar eliyle uygulanan yeni ‘projeler’ neler?

Bunlardan ilki, özellikle Pazarcık ve köylerinde yaşayan az sayıdaki Alevi yurttaşın bölgeden ‘gönüllü’ göç etmesini ‘sağlamak’ amacıyla, Alevi kitlesinin başlıca üretim biçimi ve dolayısıyla geçim kaynağı olan kırsal tarımı etkisizleştirme politikalarıdır. Maraş’ın doğal yollarla sulanabilir neredeyse tek ve bu nedenle verimli bir ovası olan Pazarcık bölgesine 2006’da kurulması planlanan, ancak açılan davalar sonucunda, çevre ve insan sağlığını olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle bir süreliğine ‘askıya’ alınan “Katı Atık Düzenli Atık Depolama Tesisi Projesi” ile 2008’de, Narlı’ya, bölge halkının büyük çaptaki protestolarına rağmen,‘kapkaççı şark kapitalizmi’ normlarına uygun şekilde kurulan “dünyanın en büyüğü” denilen iki çimento fabrikası bunun en güzel örnekleridir. Narlı Ovasına gittiğiniz zaman sizi puslu ve kirli bir hava bekliyor artık. “Ne güzel işte, fabrika kurulmuş, işsiz gençler için iş kapısı olur” diyenler çıkar belki.Oysa, bu fabrikalardan birinin, işçilerinin tamamına yakınını yaklaşık 35 km. uzaklıktaki Maraş’tan getirdiği biliniyor. Ne ilginç tesadüf, değil mi?

Diğer yandan, Alevileri azınlık haline getirme amaçlı olarak bölgedeki Alevi ağırlıklı demografik yapıyı değiştirme ve bu kapsamda göç ettirme ve beraberinde yerleştirme (iskân) politikası da, Osmanlı’dan bu yana çok uzun zamandır sürdürülen ve güncelliğini günümüzde de koruyan bir başka asimilasyon projesi. Yaklaşık 15 yıl önce, Maraş’ın diğer yörelerinden getirilerek yerleştirilen birkaç bin baraj mağduru için Narlı’nın hemen yanına kurulan yeni bir ‘yerleşim birimi’, bir örnek olarak değerlendirilebilir. ‘Birkaç bin’ denilip geçilmesin, çünkü bölgedeki Alevi nüfusu da ancak o civarda. Maraş-Pazarcık halkı, bu demografik operasyon sürekliliğininbaşka bir örneği ile karşı karşıya şimdi de. 20’ye yakın Alevi köyünün bulunduğu bölgede, köylülerin ortak mera alanı olarak kullandığı 360 dönümlük araziye 600 konutluk ve 25 bin kişilik konteynır kentin kurulması planlanıyor.

Sulak ve verimli arazilerinin ve otlaklarının ellerinden alınacağı kaygısından öteye, bölge halkının projeyle ilgili asıl endişe kaynağı, IŞİD’in en önemli insan kaynağını AFAD kamplarından sağladığı ‘bilgisi’ ve bölgenin Adıyaman-Antep-Kilis üçgeninde Suriye’ye geçiş için kilit nokta olduğu ‘gerçeği’.Bu bağlamda, Maraş’tabazı özel hastanelerde cihatçılarla ve onlara refakat eden ‘asker’ elbiseli sivillerin görüldüğüne ve hatta hastanelerin cihatçılarla dolu olduğuna dair gözlemlere sahip bölge halkı, arazilerine‘mülteci’ kampı yapılmasına bu nedenle de şiddetle karşı çıkıyor.

1978 katliamını unutmamış olan bu halkın yaşam alanına mülteci kampı yapmak, AKP iktidarının Alevilere “defolup gidin” demesinin ‘Devletçe’sidir. Bu kamp, ilk eyleminde 30 kadar Aleviyi katlettiği bilinen ve kendine “El Nusra Cephesi” diyen vahşi terörist örgüte ‘eğitim alanı’ açmaktır. Bu kamp, yeni Alevi katliamlarına davetiye çıkarmaktır. Bu kamp, binlerce yıldır kan içen Anadolu topraklarında sesi hep kendi kanıyla susturulmuş Alevilere dönük yeni bir soykırım projesidir.

Ve tam da bu yüzden, gücümüz yetmese de, sesimizin yettiğince haykırmaya devam edeceğiz: #OvamaDokunma

Maraşlılar eylemlerine cemevinde nöbetle devam edecekler

Etnik arındırma politikalara karşı eyleme geçen Maraşlılar’a, Alevi kurumların çağrısıyla bugün verilen destek sonrasında çıkan çatışmada, nöbet çadırı kaldırıldı.

Askerin saldırıdığı kitele maheleye çekildi.  Maraş’ın Terolar Mahallesi’nde mülteci kampına karşı direniş nöbeti başlatan Aleviler, eylemlerini cemevinde sürdürme kararı aldı.

Maraş’ın Terolar Mahallesi’nde yapımı planlanan mülteci kampına karşı direniş nöbeti başlatan Aleviler, ortak karar ile eylemi mahalledeki cemevine taşıdı. Mahalleye geçen yurttaşlar, nöbet eylemleri sonuç alıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

Aleviler nöbeti cemevinde sürdürecek

Maraş’ın Terolar Mahallesi’nde mülteci kampına karşı direniş nöbeti başlatan Aleviler, eylemlerini cemevinde sürdürme kararı aldı.

MARAŞ- Maraş’ın Terolar Mahallesi’nde yapımı planlanan mülteci kampına karşı direniş nöbeti başlatan Aleviler, aldıkları kararla eylemi mahalledeki cemevine taşıdı. Mahalleye geçen halk, nöbet eylemleri sonuç alıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

AKD: Yeni Alevi katliamlarına meydan vermeyeceğiz

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı Ali Aktaş yazılı bir açıklama yaparak, “Yeni Alevi katliamlarına meydan vermeyeceğiz” dedi. İşte o açıklama;

Yeni Alevi katliamlarına meydan vermeyeceğiz

Maraş’ta 27.000 Kişilik Mülteci Kampı yapılmasın ,deyip Maraş’a giden canlarımıza Emniyet Güçleri, çoğu çocuk ve yaşlılardan oluşan canlarımıza saldırdı, bazı canlarımızı göz altına alındı. Hak aramanın bedeli bu olmamalı.

Maraş’ta kurulacak Mülteci kampına dünde karşıydık, bu günde karşıyız, yarında karşı olacağız.

Maraş’ta Hükümet eliyle Asimilasyona ve y.Yeter artık biz Alevilerden uzak durun.Yaptığınız katliamlar yetmedi mi ?
Eğer illede bir kamp kuracaksanız,Arap Sünni mültecilerin kültürlerinin uyuştuğu Rize’nin Güneysu ilçesi,Karaman ve Konya da kurun.

Yeter artık,bu ülke bizim dır.Bizi yerimizden yurdumuzdan uzaklaştırmanıza müsade etmeyeceğiz.Topraklarımızı size bırakmayacağız.Canımızın son damlasına kadar savunacağız.Yeter artık sabrında bir sınırı vardır.Bizi tahrik edip,alanlara çekmeye kalkışmayın.

Yeni Maraş,Sivas,Çorum,Gazi,Gezi katliamları istemiyoruz.Alevilere faydanız yok,barı zarar vermeyin.Türkiye’deki 20 Milyon Alevi’yi yok saymaya gücünüz yetmez.Bu kafanıza iyice sokun.


Gnl.Bşk.Yrd. Ali AKTAŞ

Maraş’ta halka saldırı başladı..

Alevi kurumlarının çağrısı ve sivil toplum örgütlerinin desteğiyle, Maraş’ta etnik arındırmayı amaçlayan kamplaşmayı protesto eden halka asker saldırdı.

Bir çok aydın, yazar, sanatçı, milletvekilinin katıldığı eylemi dağıtmak isteyen askerler, halka gazla müdahale etti. Çatışmaların yaşandığı bölgede, birçok kişi yaralı. Müdahale devam ediyor.

Bölgeden alınan bilgiye göre çok sayıda gözaltı var…

Direnişteki Maraşlı Alevilere asker saldırısını kınayan KJA Üyesi Sabahat Tuncel, “Seyit Rıza’dan Mazlumlara ‘Teslimiyet ihanete direnmek zafere götürür’ şiarını öğrendik. Mücadeleye ve nöbete devam edeceğiz” dedi.

Maraşlı Alevilerin yaşadığı Terolar Mahallesi’nde düzenlenen miting sonrası askerin halka saldırısını kınayan KJA Üyesi Sabahat Tuncel, askerin terör estirdiğini ve direnişi provoke ettiğini söyleyerek, “Direnişçilere sonuna kadar destek vereceğiz. Bize bugün müdahale edenlere diyoruz ki Seyit Rıza’dan Mazlumlara ‘Teslimiyet ihanete direnmek zafere götürür’ şiarını öğrendik. Mücadeleye ve nöbete devam edeceğiz” dedi.

Maraş’ta Asker Halka Saldırdı

Maraş’ta konteyner kente karşı çıkan halka jandarma saldırdı
Maraş’ın Sivricehöyük Mahalle’sinde alevilerin yaşadığı köyün yakınına 27.000 Suriyeli göçmen için çadır kent kurma çalışmalarına karşı eylemde olan halka jandarma bugün öğlen saatlerinde saldırdı.

Maraş’ın Sivricehöyük Mahalle’sinde alevilerin yaşadığı köyün yakınına 27.000 Suriyeli göçmen için çadır kent kurma çalışmaları tüm tepkilere rağmen polis ve jandarma desteğiyle sürüyor. Buna karşından kampla birlikte bölgeye cihatçıların girmesinden şüphelenen halk, kurdukları çadırda direniyor.
Bu direnişe karşı inşaat çalışmaları devam ederken, bugün öğlen saatlerinde jandarma bölge halkına saldırdı.
Maraş’ta Alevilerin yaşadığı Terolar Mahallesi’ne mülteci kampı kurulmasına karşı başlatılan eylemde miting düzenlendi. Mitingde konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı Salman Akdeniz, ” dedi. Miting sonrası kamp alanına yürüyen kitleye müdahale eden askerler 2 kişiyi gözaltına aldı.

Maraş’ın Alevilerin yaşadığı Terolar Mahallesi’ne mülteci kampı yapılmasına karşı Yaşam Platformu öncülüğünde başlatılan çadır nöbetinde, miting gerçekleştirildi. HDP Antep milletvekilleri Mahmut Toğrul, Müslüm Doğan, KJA Üyesi Sebahat Tuncel, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, sanatçı Pınar Aydınlar, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği temsilcilerinin de katıldığı mitingde, “Rıza ile misafire eyvallah, katillere asla, Maraş’ta IŞİD kampı istemiyoruz” pankartı asıldı. “Ovama, köyüme, toprağıma dokunma”, “Direnişe devam Terolara bin selam” ve “Hem alanda hem hukukta direnişe devam” dövizleri taşıyan Alevi yurttaşlar, “Direne direne kazanacağız” ve “Terolar halkı yalnız değildir” sloganları attı.

‘Mülteciliği iyi biliriz’

Valilik ile görüşmeler yaptıklarını aktaran Sivrice Höyük muhtarı Mehmet Cem, Terolar Mahallesi dışında 16 yerin belirlendiğini belirtti. Köprüağızı Mahallesi Muhtarı Kenan Yılmaz ise bu alanın “ucuz iş gücüne duyulan ihtiyaçtan kaynaklı” seçildiğinin kendilerine aktarıldığını belirterek, “Bizim köyümüzde fabrika yok. Ama buna rağmen buraya kuruyorlar. Bizler direnişimizden vazgeçmeyeceğiz” dedi. Maraş Yaşam Platformu Yöneticisi Hasan Hüseyin Demirel ise ilk günden beri kendilerine karşı konulduğunu belirterek, “Bizler demokratik hakkımızı kullanıyoruz ve burada bu kampı istemiyoruz. Ellerini vicdanlarına koysunlar ve bu kampın yapılıp yapılmamasına karar versinler” dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı Salman Akdeniz de “Sesimizi duyun istiyoruz. Mültecilere karşı değiliz. Bizler mülteciliğin ne olduğunu iyi biliyoruz. Avrupa’ya mülteci olduk. Bizim derdimiz kampın yapılacağı yerin yanlışlığıdır” diye konuştu.

‘Göç ettirilerek halkları bitirmek istiyorlar’

Kampın yapılmasına yönelik hukuki süreçten bahseden köy Avukatı Mehmet Çarman, “Bu insanların barınma sorunu elbette ki devlet tarafından sağlanmalıdır. Bu yapılırken bölge halkının düşüncesini, can ve mal güvenliğini sağlamalıdır” vurgusu yaptı. Kampa 27 bin mültecinin yerleştirileceğini, ancak bölgenin nüfusunun bile bu kadar olmadığını söyleyen Çarman, “Bu kamplarda DAIŞ elemanları yetiştirildiğini biliyoruz. Tarihte olduğu gibi katlederek değil göç ettirilerek halkları bitirmek istiyorlar. Bizler bugün buradayız, yarın da her zaman da burada olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

“Neden özellikle Alevi köylerinin ortasına bu kampı kuruyorlar” diye soran köy sakinlerinden Döne Göksungur ise kadınlar olarak sonuna kadar direneceklerini ifade etti. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu adına konuşan Barış Yılmaz ise “25 yıl önce göçe maruz kalmış biriyim. Bizler savaş nedeniyle ülkelerinden göç ettirilenlere karşı değiliz. Bizim Kabe’miz insandır” ifadelerini kullandı.

‘Avrupa’daki mültecileri Türkiye’ye getiriyorlar’

Devletin halkın sesine kulak vermediğini ifade eden HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul ise “AKP Suriye’yi maalesef kan gölüne çevirdi ve yüz binlerce insanın buraya gelmesine neden oldu. Bir pazarlık yaptılar ve Avrupa’daki mültecileri buraya getirecekler. Maalesef Arap kemerini burada da kurmak istiyorlar. Bugün Maraş’ta nerede kamp yapılmaz diye sorarsanız size Sivricehöyük’ü gösterirler. Ankara, Suruç, Belçika, İstiklal Caddesi’nde kendilerini patlatan DAIŞ’çiler bu kamplardan yetiştiriliyor. Şengal’de Rojava’da insanlar DAİŞ tarafından katledildi. Şimdi sıra burada mı?” diye sordu.

Jandarma saldırdı

Öte yandan mitinge gelmek isteyenler Kapıçam Mahallesi girişinde engellenmeye çalışıldı. Asker engeli ile karşılaşan kitle burada oturma eylemi yaparak protesto ederken, konuşmaların ardından kampın yapılacağı alana yürümek isteyen yurttaşlara askerler gaz bombaları ile saldırdı. Müdahalede ismi öğrenilemeyen 2 kişi gözaltına alındı. Müdahale sonrası kitle direniş çadırına döndü.
MARAŞ (DİHA)