Ana Sayfa Blog Sayfa 6335

İsrafil Erbil: AKP’nin faşizan tavrını kınıyoruz

Maraş Narlı Ovasında Alevi köylerinin merasına yapılmak istenen Suriyeli Mülteci kampına karşı yürütülen direnişe destek olmak için İngiltere’nin başkenti Londra’da , İngiltere Pazarcıklılar Derneği’nin çağrısı ve Britanya Demokratik Güçbirliği’nin desteğiyle basın açıklaması yapıldı.

 

PAZ-Der lokalinde yapılan açılış konuşmasından sonra kurumlar adına basın açıklaması metnini BAF (Britanya Alevi Federasyonu) Başkanı İsrafil Erbil okudu.

Okunan basın açıklamasında şunlara değinildi:

“Maraş/Terolar Köy sınırları içinde yapılması planlanan ve Maraş Valiliği tarafından çalışmaları başlatılmış olan ‘yirmi yedi bin kişilik Mülteci Kampı’ projesi derhal durdurulmalıdır.

Savaş mağduru Suriye halkları için Türkiye sınırları içinde daha uygun alanların olduğu bilinmesine rağmen köylerin ortasına denk gelecek şekilde ve bölgede yaşayan insanları mağdur edecek bir konumda bu kampın yapılması kesinlikle iyi niyetli bir girişim değildir.

Maraş/Terolar köyü sınırları içinde planlanan kamp alanı, hiçbir açıdan 27 bin kişinin fazladan yerleşebileceği bir alan değildir. Bölge halkının sosyal yaşam tarzı, inancı, arazinin yetersizliği, tarımsal kaynakların yetersizliği, alt yapı yetersizliği ve hayvancılık imkanlarının yetersizliği göz önüne alındığında bu projenin bu alana dayatılması kabul edilemez.

Türkiye başta olmak üzere emperyalist ve işbirlikçi ülkelerin savaş politikaları yüzünden yerinden yurdundan olan ve zorunlu olarak göç eden Suriye halklarının acılarını paylaşıyoruz. Fakat yapılacak ilk yardım onlar için bir kamp kurmak olmamalıdır. Suriye halkına yapılacak en acil yardım Türkiye nin Suriye’den elini çekmesidir. Türkiye devletinin Suriye halkı için en başta atması gereken adım Suriye üzerindeki de savaş politikalarını durdurmak ve Suriye’deki iç savaşa silah göndermekten vazgeçmek olmalıdır.

Türkiye devletinin siyasal ve ekonomik politikaları yüzünden İngiltere ye göçmen olarak gelmiş ve yaklaşık 30 yıldır İngiltere de yaşayan Türkiyeli halklar olarak;

Türkiye Devleti ve AKP Hükümeti’nin gerici, ırkçı, faşizan ve savaş yanlısı tavrını kınıyoruz!

Türkiye içinde ve Suriye başta olmak üzere sınır ötesindeki tüm komşu ülkelere karşı düşman tavrını ve savaş çığırtkanlığını lanetliyoruz!”

Basın metninin okunmasının ardından kurum temsilcileri ve dinleyiciler görüşlerini açıkladılar. Yapılan konuşmalarda Maraş’taki direnişe destek olunması çağrısı yapıldı.

Destek veren kurumlar: Paz-Der, BAF, El-Com, Tohum Kültür Merkezi, Nurhak Kültür Evi, Kırkısraklılar, Bozca-Der, Alxas-Kistik, Dersim-Der, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer,Kaşanlılar Dernegi, Tilkililer, Gik-Der, Koçgirililer

KCK, AKP’nin soykırım politikalarına karşı mücadele çağrısı yaptı

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, AKP faşist iktidarının Kürdistan’ın her yerinde Şark Islahat Planı’nı güncelleyen soykırım politikalarını devreye soktuğunu belirtti.

Sur, Cizre ve Silopi’de uygulamaya koyulan demografik yapıyı bozma ve soykırım politikalarını hatırlatan KCK, bu politikanın şimdi de Maraş Pazarcık’ta gündeme konulduğuna dikkat çekti.

Davutoğlu’nun bugün Amed’e gideceğini hatırlatan KCK, Amed halkının soykırım politikalarına karşı çıkması gerektiğine dikkat çekti.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ‘’Pazarcık’taki Alevi Kürt köylerinin ortasına Suriyeli mültecileri yerleştirerek Maraş katliamıyla boşalttığı Pazarcık’ı, şimdi de bu yolla Alevi Kürtlerden arındırmak istemektedir. I. Dünya Savaşı ortamında İttihat Terakki eliyle Ermenileri, Süryanileri soykırıma uğratan Türk devleti, şimdi de Ortadoğu’da yaşanan 3. Dünya Savaşı ortamında AKP iktidarı eliyle Kürtleri ve Alevileri bu topraklardan silmek istemektedir. Zamana yaydırılmış soykırım politikası 2016 yılında hızlandırılmış bulunmaktadır’’ denildi.

AKP iktidarının modernleşme kılıfı altında Kürt halkını kültürel soykırıma uğratacak toplumsal mühendislik faaliyetine girişmiş bulunduğunu belirten KCK, AKP’nin şehirlerin ilk önce yıkıp sonra kültürel soykırımı hızlandıracak biçimde yapılandırmaya çalıştığı, Sur’u modernleştirme ve altyapıya kavuşturma adı altında Amed’in ruhunu beton yığını altında yok etmek istediği ve bu politikasını yıktığı tüm şehirlerde uygulamayı hedeflediği vurguladı.

ŞARK ISLAHAT PLANI GÜNCELLNEREK UYGULAMAYA KONULMUŞ

KCK açıklamasında şu ifadelere yer verildi: ‘’Pazarcık’ta bu politikayı Sünni Arapları yerleştirerek yapmak istemektedir. Pazarcık ovasının kültürü ve ruhu değiştirilmek amaçlanmaktadır. 1926 Şark Islahat Planının en temel hedefi, Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirmedir. Fırat’ın batısındaki bu politika 1978 Maraş Katliamıyla daha da yoğunlaştırılmış, Fırat’ın batısındaki Kürtlerin yüzde 80’den fazlası göçertilmiştir. Bugün Maraş, Malatya, Sivas, Dersim ve Erzincan’daki Kürtlerin çoğunluğunun ya Avrupa’ya ya da Türkiye’nin metropollerine göçertilmesi bu politikanın sonucudur. 1978 Maraş Katliamıyla hızlandırılan bu politika, şimdi Suriyeli mültecileri yerleştirme ile sürdürülmektedir.

Suriyeli mültecileri yerleştirecek yer kalmamış gibi inanç ve kültürel olarak doku uyuşmazlığı yaşayacak bir topluluğun Pazarcık’a yerleştirilmesi hem bir soykırım saldırısıdır, hem de Maraş Katliamı gibi olaylara yol açacak bir provokasyondur. 1978 yılında devletin IŞİD, El Nusra ve Ahrar El Şam zihniyetinde olanları kullandığı düşünülürse Pazarcıklıların neden bu yerleşmeye karşı oldukları daha iyi anlaşılır. Pazarcıklıların mültecilerin yerleştirilmesine yönelik tutumu, protestosu ve direnişi haklıdır. Hangi ahlaka, vicdana ve hukuka vurulursa vurulsun Pazarcıklıların direnişi haklıdır ve herkes tarafından desteklenmelidir.

TÜM KÜRT HALKI VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ PAZARCIK’A SAHİP ÇIKMALI

Kürt halkına karşı yürütülen kültürel soykırım saldırısına en fazla maruz kalan Fırat’ın batısındaki Alevi Kürtler olmuştur. Kürdistan ve Türkiye sınırında yaşamaları onları soykırımın temel hedefi ve kolay lokma haline getirmiştir. Alevi Kürtler, Sünni Hanefi Türk yaratma politikası nedeniyle hem Kürt hem de Alevi olduklarından baskıya uğramışlardır. Kürt halkı içinde kültürel soykırımcı sömürgecilikten en fazla çeken topluluk olmuşlardır. Dersim soykırımı ve Maraş katliamıyla birlikte Fırat’ın batısının Alevi Kürtlerden arındırılması bunun en açık kanıtıdır.’’

KCK açıklamasının devamında tüm Kürt halkına ve demokrasi güçlerine şu çağrı yapıldı:

Tüm Kürt halkı ve demokrasi güçleri Maraş Pazarcık’taki Suriyeli mültecileri yerleştirme politikasını Sur, Cizre ve Silopi’de uygulanan soykırım politikasının bir parçası olduğu bilinciyle Pazarcık halkının direnişinin yanında yer almalı; 1978 Maraş Katliamının yeni yollarla sürdürülmesine izin vermemelidir.

AKP hükümeti faşist karakteri nedeniyle hiçbir biçimde, hiçbir yerde halkın iradesini dikkate almadan, halkın onayına başvurmadan kararlar almakta ve uygulamaktadır. İstanbul Gezi’de de, Artvin Cerattepe’de de; Sur, Cizre, Silopi’de de, Pazarcık’ta da bu zihniyetle hareket edilmektedir. Bu zihniyet geriletilmeden Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve özgür yaşama kavuşması mümkün değildir.

AMED HALKI SOYKIRIMA CEVAP VERMELİ

Türk başbakanı Davutoğlu’nun bugün Amed’e gideceğini hatırlatan KCK, Amed halkının soykırım politikalarına cevap vermesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, ‘’Ahmet Davutoğlu bakanlarıyla birlikte Amed’e giderek demagojiyle halkı aldatmak ve soykırım politikasını bu temelde pratikleştirmek istemektedir. Amed halkı ve sivil toplum örgütleri bu aldatma seferine kanmamalı, “Sur’u biz inşa edeceğiz” diyerek soykırım saldırısına cevap vermelidir. AKP iktidarı milyarlarca dolar tazminat verse dahi verdiği zararları karşılayamaz. AKP iktidarının Sur’a verdiği zarardan ve gerçekleştirdiği katliamlardan dolayı yargı önüne çıkmaktan başka bir yolu yoktur.

AKP iktidarı ancak demokrasi güçlerinin direnişiyle geriletilebilir. Bu temelde Türkiye’nin tüm demokrasi güçlerini her yerde Kürt halkının direnişinin yanında olmaya çağırıyoruz’’ denildi.

ANF

Maraş mala nivanan e!

“Maraş bize mezar olmadan, düşmana gülizar olmaz.”

Maraş’ta etnik temizlik tamamlanmak isteniyor. Kürdistan’ın diğer illerinde de bunun altyapısı hazırlanıyor. Cizre, Şırnak, Sur, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Hakkari yıkıntıları üstünde etnik yapıyı değiştirecek hazırlıklar yapılıyor. Kamulaştırma adı altında yapılan şeyin ne olduğu biliniyor. Maraş gibi bölgelerde zaten Büyükşehir yasası kapsamında Alevi köylerinin meraları devlet arazisi haline getirilmek suretiyle, yerleşim alanları arasına Truva atı gibi alanlar kuruluyor. Devletin el koyduğu alanların kimliksel dönüşümü için her şey deneniyor, yapılıyor. Bölgede kalanlara bile tahammül edilmiyor. Köylerine, arazilerine el konuyor. Yaşam alanları daraltılmak suretiyle Kürt Alevilerini Maraş’a gidemez hale getirmek isteniyor.

Maraş’ın Aşağı Terolar -Sivricehöyük- de yapılmak istenen kamp bu siyasetin bir parçası olarak kuruluyor. Etnik temizlik için savaş mağdurları kullanılıyor. Sahiplenme adı altında iç siyasetin malzemesi yapılıyor. Suriye’de savaşı derinleştirip, savaşı bitirecek adımların atılması engelleniyor. Göç üzerinden, girdiği çıkmazı aşmak istiyor. Avrupa’yı teslim aldığını sanıyor. Bölgeyi teslim almak istiyor. Bunu yaparken de hiçbir değere saygı duymuyor.

Maraşlılar mülteci karşıtı bir duruma düşürülmek isteniyor. Ki; Maraşlılar mülteciliği bilirler. Maraş Katliamı sonrası dünyanın dört bir yanına dağıtılmışlardır. Mülteci olarak gitmişlerdir, göçmen olarak gitmişlerdir. Evlerini, topraklarını geride bırakıp gitmişlerdir. Geldikleri yerlerde büyük acılar yaşamışlardır. Acıyı en iyi bilen topluluklardandırlar. İşte bu topluluğa karşı bir mülteci meselesi çıkarılıyor. Ve sanki bu topluluk mülteci karşıtı bir toplulukmuş gibi yansıtmaya çalışıyor. Kirli emellerinin görmediğimizi sanıyor.

Kürtlerde bir laf vardır “Av mala nivanan e”. Kürtler birisini övdükleri zaman bu cümleyi kullanırlar. “O misafir ağırlayan evdir”. Bunu en iyi şekilde yapmışlardır. Dışardan gelen topluluklarla iç içe yaşamasını bilmişlerdir. Misafirliklerinde kusur etmemişlerdir. İşgalci, talancı bir gelenekten gelenlerin bunu çarpıtarak, yandaş medyanın Maraşlıları hedef alması abesle işgal etmektir.

Maraşlıların tavrı savaşın önüne geçmek, çatışmanın önüne geçmek, sarayın onu siyasal ve sosyal olarak örgütlemek istediği o rejimsel duruşun karşısında duran demokratik bir harekettir. Bu kampların IŞİD’in alanı olmaktan çıkarılması mücadelesidir. IŞİD ve saray örgütlenmesine, planlarına karşı bir hareket olarak okumak gerekmektedir.

Maraş 1978’de viraneye çevrildi. İnsanlar yurtlarından edildi. Göçe zorlandı. Böylesine bir zemin oluşturuldu. Sonra sorumalarına sahip çıkanlara, böylesine bir zemin üzerinden “dışarıdan gelenler” diye yaygara koparılıyor. Utanılmadan, sıkılmadan Maraşlılara böyle deniyor. Topraklarına, atasının mezar taşına sahip çıkanlara yeniden çatışma dayatılıyor. Toplum çatışma zeminine çekiliyor. Geçmiş hatırlatılıyor. “Sizi nasıl kestik hatırlayın” deniyor. “Gene yaparız, yaptırırız” deniliyor.

Çatıştırılıyor, tanklarla, toplarla kentleri bombalıyor, kendisi de sanki barışın, istikrarın temsilcisiymiş gibi duruyor. Toplumu aşağılıyor, hakaret ediyor bunun üzerinden sanki değerlerin temsilcisiymiş, koruyucusuymuş gibi davranıyor.

Kürt bölgelerinin tümünde bir çatışma ve gerginliğin bir kırılma yaratacağı bilindiği halde bunlar yürütülüyor. Soruna sorun katılıyor. Soruna sorun katmak üzerinden bir beslenme yaratılıyor. Şu anda AKP iktidarı Türkiye’de sadece bir mekanizmanın ve birilerinin iktidarı biçiminde şekillenmiyor. Aslında yeni bir anlayışın, tarzın yerleştirilmesi biçiminde şekilleniyor.

Erbakan’ın “kanlı mı, kansız mı” noktasından, kanlı bir tercih üzerinden yürünüyor. Bu kanında, kimlerin kanı olduğu, görülüyor. Kurulmak istenen sistemin bütün verileri görülüyor. IŞİD ortaklığında yol alınmak isteniyor. Bunda, dünyaya rağmen direniliyor.

Bu klasik Türk-İslam sentezinin de ötesinde bir duruma tekabül ediyor. Bir kişinin iki dudağı arasında çıkacak kelimelere hapsedilirmiş bir ülke dayatılıyor. Tüm değersizliğin, kişiliksizliğin örgütlendirildiği bir Türkiye isteniyor. Muhalefet ne yapıyor. HDP kendi cephesinde direniyor. MHP, Kürt, Alevi düşmanlığı üzerinden AKP’ye kendisini yedekliyor. CHP ikirciklikten öteye geçemiyor.  Asıl düğüm de burada kilitleniyor. Saray, AKP, Kemalist’inden tutun, sosyal demokratına, liberalinden, muhafazakârına kadar, tüm kesimleri ortadan kaldırmayı hedefliyor. Muhafazakârlığında ötesinde bir gericiliği örgütlüyor.

Tüm kesimlere yönelik bir operasyonel durum söz konusu iken, CHP’nin hala arada kalıyor olması, hala ilkel refleksler içerisine giriyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Yapılanlara zemin oluşturmak, güçlendirmek ve desteklemek anlamına geliyor ki, bugüne kadar yapılanlar bunun böyle olduğunu gösteriyor. Eren Erdem’in meselesinde ortaya konan şey doğrunun bile arkasında duramayacak kadar basiretsizliktir. Bu ikircikli politika demokrasi cephesini zayıflattığı gibi, CHP’nin var olan varlık zeminini de giderek ortadan kaldırıyor. CHP’de devlet refleksi derinlemesine işlemiş durumda. Kendisini devlet sanıyor. Samanın altından çok suyun yürüdüğünü görmek istemiyor. Hapsedildiği yerden çıkamıyor.

Maraş bir daha yıkıma doğru sürüklenirken, herkes sorumluluğunu görmek zorundadır. Kürt Alevilerin yalnızlığı aşılmıştır. Kendisine sahip çıkan bir noktada direnişe geçmiştir. Kendince bir dili vardır. Tüm demokrasi güçlerini birliğe davet eden, yaşlı bedenlerin polis, asker dipçiklerinin önünde Gandi gibi oturdukları, mazlum bir harekettir. Masum bir tavırdır.

Görenlere Allah eyvallah…

Maraş Katliamı sürdürülüyor

HÜSEYİN ALİ

Maraş’ta Pazarcık’ın Terolar Köyü’ne Suriyeli mülteciler yerleştirilecekmiş. Sanki Türkiye sınırları içinde başka yer kalmamış! Pazarcık’ta Alevi Kürt köylerinin arasına Suriye’deki mezhep çatışmasının bir tarafı olan Sünni Arapları yerleştirme uygulaması tam bir provokasyon olduğu gibi, Maraş Kürtlerine uygulanan planlı soykırım parçasının devamı niteliğindedir.

Neden Pazarcık sorusuna verilecek tek bir mantıklı cevap yoktur. Eğer bu mülteciler yerleştirilecekse kültür olarak, yaşam olarak uyum sağlayacağı bir toplumsal çevreye yakın yer olabilirdi. Böyle yapılacağına tersi yapılıyor. Bu uygulamada iyi niyet aranabilir mi? Tabii ki hayır! Burası bilinçli seçilmiştir. Maraş Kürtlerine yönelik soykırımı bir adım daha ileri götürmek istemişlerdir. Zaten 1978 Maraş Katliamı’ndan sonra Alevi Kürtler Avrupa ve Türkiye metropollerine kaçırtılarak demografik yapısı bozulmuştur. Kürtlerin yüzde 90’ı devlet tarafından örgütlendirilmiş insan kaçakçıları tarafından göçertilmişti. Şimdi Pazarcık köylerinin nüfusu kadar, belki de daha fazla sayıda Suriyeli mülteci yerleştirilerek bu topraklar Kürtlerin elinden alınmak istenmektedir.

Maraş Alevileri 1978 katliamıyla bir travma yaşamışlardır. Hala bu katliam için Maraş’ta bir özür bile dilenmemiştir. Hatta bu katliamı kınamak ve ölenleri anmak isteyenler Maraş’a sokulmamaktadır. Anma yapmak isteyenlere polis sert biçimde müdahale etmektedir. Aleviler hala kendi topraklarında kendi inanç ve kültürleriyle özgür yaşama kavuşmamışlardır. Hem Alevi, hem Kürt olarak asimilasyon politikasıyla karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla Sünni Arapları yerleştirme politikaları hem inanç, hem de etnik kimliklerine yönelik bir saldırıyı ifade etmektedir.

Maraş Alevi Kürtleri 1978 travmasını atlatmamışken, Suriye’de Alevi düşmanlığı ortamından gelen, hatta Suriye Alevilerine yönelik acımasız katliamlar yapan IŞİD, El Nusra ve Ahrar El Şam gibi örgütlerin içinden çıktığı bir toplumu Alevilerin yaşadığı Pazarcık köylerinin arasına sokmak yeni bir travma yaşatmak değil de nedir? Pazarcıklılar şimdi de bu yolla topraklarından koparılmaya çalışılıyor. Maraş’ın tümden Alevisizleştirilmesi, Kürtsüzleştirilmesi politikası ısrarla sürdürülmüş oluyor. 1926 Şark Islahat Planı’nda var olan özellikle Fırat’ın batısının Kürtsüzleştirilmesi politikasının sürdürülmesi oluyor.

Şark Islahat Planı’ndan bu yana nereden bir topluluk Türkiye’ye getirilirse Kürtlerin içine yerleştirilmiştir. Elazığ’a, Bitlis’e dışarıdan birçok topluluk getirilip yerleştirilmiştir. 1980 askeri faşist darbesinden sonra Kırgız Türkleri getirilip Urfa’ya ve Van’a yerleştirilmiştir. Yakın zamanda getirilen Ahıska Türkleri de Kürdistan’a yerleştirilmiştir. Şimdi de Sünni Araplar getirilip Maraş Alevilerinin içine yerleştiriliyor. Halbuki bu tür yerleştirmelerde kültürel, sosyal ve doğaya uyuma dikkat edilir. Pazarcık’a yerleştirilmek istenen mülteciler konusunda bu hiç dikkate alınmamıştır. Çünkü amaç gelenlerin huzurunu düşünmek değil; yerleştirilen yerin toplumunun huzurunu bozup kaçırtmaktır.

AKP iktidarı demografik yapıyı bozmak için sadece Maraş’a el atmış değildir. Şimdi Amed, Mardin, Şırnak ve Hakkari için de benzer bir planlama yapıldığı söylenmektedir. Biz olmasına ihtimal vermiyoruz; çünkü toplumsal huzursuzluk kaynağı olur; ama Sur’a bile Arap göçmenlerin yerleştirilmesinden söz ediliyor. AKP iktidarı o kadar çılgınlaşmıştır ki, bu iktidardan her şey beklenir. Dünyanın gözü önünde sivil yerleşim yerlerini tankla, topla yıkan bir hükümetten her şey beklenir. Kadın, çocuk, yaşlı sivilleri katledip sonra da “biz hiç sivil öldürmedik” diyen bir hükümetten her şey beklenir.

AKP iktidarının toplumun karşı çıkmasına rağmen yaptığı dayatmalara ancak örgütlenip mücadele edilerek karşı çıkılabilir. Pazarcıklılar kesinlikle kendi içlerine bir hançer gibi sokulmak istenen mülteci yerleştirilmesine karşı çıkmaktadırlar. Bu, Pazarcıklıların hakkıdır. Karşısında devlet dahi olsa kendilerine sormadan böyle bir yerleşim yeri kuramaz. Pazarcıklılar kabul etmiyorsa o yerleşim yeri kurulamaz. Biz devletiz, karar alırız, oraya istediğimizi yerleştiririz diyemez. Hele hele 1978 travmasını hala üzerinden atmamış Pazarcıkların arasına içinde IŞİD, El Nusra, Ahrar El Şam ve diğer çete örgütlerinin cirit attığı, atacağı bir yerleşim yeri kurulamaz.

Pazarcıklılar karşı çıkmıştır, ama bu yetmez. Dünyanın her yerinde Maraşlılar bu soykırım saldırısına karşı harekete geçmelidir. Tüm Alevi örgütleri harekete geçmelidir. Pazarcık’a yerleştirilmek istenen mülteciler aynı zamanda Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirme politikasının bir uygulamasıdır. Bu açıdan tüm Kürt kurum ve kuruluşları da Pazarcıklıların yanında olmalı ve sahip çıkmalıdırlar. Antep’ten Iğdır’a, Dersim’den Hakkari’ye kadar tüm Kürt halkı Pazarcık halkını yalnız bırakmamalıdır. HDK ve HDP daha aktif biçimde Pazarcık halkının yanında yer almalı, bu yerleşkenin kuruluşunu engelleme direnişine katılmalıdır.

Türk devletinin ne Kürtler, ne Aleviler, ne de başka etnik ve dinsel topluluklar üzerindeki soykırım politikası son bulmuştur. Herkesi Sünni Türk yapma politikası sürdürülmektedir. Maraş’ta da, tüm Kürdistan ve Türkiye genelinde de izlenen temel politika budur. Bu bir ulusal strateji olarak uygulanmaktadır. Türkiye’nin tek maddelik anayasası budur.

İblis’in talim ettiği yol İslam’la sıvanıyor

CELAL FIRAT

Çocuklar susuyor, peygamberde 13 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlendi deniliyor. Bu olayların başlıca sebebi din kisvesi altında çocuklara sunulan sapıklıktır. Özellikle son zamanlarda vicdanımızda infial yaratan sapıklık, gizli ahlaksızlık ve kompleksi sapık kişilikler toplumun yaşadığı tramvayı göstermektedir. Aptallaşan ahlaksızlaşan bireyler hızla dindarlaşıyor bunu görmemek imkânsız.

Çocukları suçlayarak cinsel istismarı onların suçuymuş gibi gösteriyorlar, dil becerileri, zekâ seviyeleri hiçe sayılıyor çocuklar sapıkların seksüel oyunlarıyla büyüyor.

BU ÜLKENİN ÇOCUKLARI ARTIK SUSKUN ÇÜNKÜ

– Kendilerine inanılmayacağını düşünüyorlar SUSUYORLAR çünkü bu sapıklar ailelerin gözünde ulema görünüyorlar.

– Başlarının belaya gireceğini Allah’ın onları cezalandıracağına inandırıldıkları için SUSUYORLAR

– Tehdit edildikleri için SUSUYORLAR

– Bu iğrenç sapıklığı oyun içinde öğrendiğinden ya da din eğitimi sandığından dolayı SUSUYORLAR

– Kendilerine yapılanı engellemeye çalışmadıklarından suçluluk duygusuna kapılıp SUSUYORLAR

– Yapılan eylemin aşağılayıcı, baskılayıcı niteliğinden dolayı utandıklarından SUSUYORLAR

Ancak biz Aleviler susmayacağız

Onlar bizim de çocuklarımız

Bizim de geleceğimiz

Bize atılan iftiraları beleyerek o çocukları kindar ve dindar yetiştirenlerin gerçek yüzü pazara çıkıyor karma eğitimi tehdit olarak gören şahsiyetlere de duyurulur “sapıkların cinsiyet ayırımı yok “karma eğitimi, Cumhuriyeti tehdit olarak görmek demek bu olaylara açık kapı bırakmak demektir.

Maraşlı Alevilere destek büyüyor

HDP’li vekiller ve Alevi örgütleri, Terolar Mahallesi’ne yapılacak Mülteci Kampı’na karşı nöbet eylemini sürdüren Maraşlı Alevileri ziyaret etti. Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde merkez Dulkadir ilçesine bağlı Sivrice Höyük (Terolar) Mahallesi’nde mülteciler için yapılmak istenen konteynır kente karşı başlatılan çadır nöbeti 8’inci gününde devam ediyor. Demokratik Alevi Derneği, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve çok sayıda parti ile sivil toplum örgütü yöneticileri, Alevileri ziyaret etti. Burada açıklama yapan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, daha kamp yapılmadan meclise soru önergesi verdiklerini ve hala bu soru önergesine hükümet yetkililerinin bir cevap vermediğini söyledi. Karşı oldukları şeyin mülteciler olmadığını ifade eden Toğrul, “Bu toprakların insanları mülteciliği çok iyi biliyorlar. Bu nedenle karşı olduğumuz mültecilerin buraya getirilmesi değil, yanlış alan seçimidir” dedi. Devletin halkın iradesini kabul etmekle mevzi kaybetmeyeceğini aktaran Toğrul, yetkilileri durumu tekrar gözden geçirmeye çağırdı. Toğrul, mülteci kampı yapılması dahilinde alanda çıkacak sorunlardan hükümetin sorumlu olacağını kaydetti.

‘Yakıp yıkıp TOKİ’ye teslim ediyorlar’

HDP Dersim Milletvekili Ali Can Önlü ise, “DAIŞ ile işbirliği yapılarak bu insanlar mağdur edildi. Bu halkı nasıl mağdur ettiyseler mağduriyetlerini öyle gidersinler. Tank, top ile mağduriyet giderilmeye çalışılıyor” dedi. Devletin ilçeleri yakıp yıkarak TOKİ’ye teslim ettiğinin altını çizen Önlü, “Suriye’de nasıl yakıp yıktıysalar; Sur, Silopi’de de onu yaptılar. Önce yakıp yıktılar, sonra TOKİ’ye teslim ediyorlar” diye konuştu.

DİHA

Baki Düzgün “Konu kapatılıp, üstü örtülmek isteniyor”

ABF Genel Başkanı Baki Düzgün, Ensar Vakfı’nda 45 çocuğa tecavüz edilmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yaparak olayı kınadıklarını belirtti. Düzgün’ün “çocuklar geleceğimizdir” dediği açıklamada, bunun örtülemeyeceğini savundu. İşte o açıklama;

ENSAR VAKFINDA 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ EDİLMESİ VE BU KONUNUN KAPATILIP ÜSTÜNÜN ÖRTÜLME ÇABASI

“Ensar Vakfında 45 çocuğa tecavüz edilmesi Akp iktidarının 14 yıl da geldiği utanç tablosunun tam özetidir.”

“Cesaretli 8 öğrenci ailesi 6 Mart tarihinde Karaman Devlet Hastanesi’nde kontrolden geçen çocuklarına tecavüzü raporla belgelemişlerdir”

Yeryüzünde hiç bir insan, hiç bir inançlıya, inandığı için kin beslemez. Beslememeli de.

Birçok Dindar insanın inandıkları dinlerinin kendilerini iyi bir insan olma konusunda motivasyon sağladığını biliyoruz.

Bizler Alevi-Bektaşi ve bileşenleri olarak İnsanların inançlarını özgür bir biçimde yaşamak istemelerini ve buna da haklarının olduğuna inanıyoruz, anlıyoruz ve saygı duyuyoruz.

“Türbanlı bacılarımızı üniversiteye almadılar” diye yola çıkanlar, çocuk istismarlarına, tecavüzcülerine karşı çıkıp gerekli yasal işlemleri yapacaklarına, yasa ve kanunları uygulayacaklarına aksine ‘Savunma’ durumuna geçmiş pozisyondalar…

Bu olayın açığa çıkmasından sonra soruşturan savcıları görevlerinden alıp sansür uygulayanlar Adeta “Müslüman, Müslüman’ın ayıbını örter” mantığıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu Ensar Vakfındaki özellikle çocuklara yaşatılan Cinsel İstismarı “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için bir gerekçe olamaz.” diye savunmuştur.

İstismarın, tecavüzün adı! Din adı altında Kur’an kurslarında işlenmektedir.

“Bir kere rastlanmıştır..!”

“Abartmayın!”

“Bir kereyle bir şey olmaz mantığı..!”

Devletin bir bakanının ağzından çıkmaktadır.

Yani şunu mu anlamamız gerekiyor.

“Birkaç tane daha toplu tecavüz olsun, sonra karalarsınız. O zaman icabına bakarız!” demeye mi getiriyorlar.

Vatandaşlara “EDEP YAHU” diye seslenenlere aynı şekilde hitap etmek gerek “EDEP YAHU!”

Bunların kendini destekleyenlere de saygısı yok.

“Çocuk istismarı için verilen önergeyi elbirliği ve oy birliği ile ret ettiler.”

Temel bozuk ise bina çöker. Cehalet fazilet değildir. Bilinçli bir şekilde cahil bıraktırılmış halklardan Cehalet çıkar. 45 çocuğa aylarca tecavüz edilecek ve o vakfı yönetenler bunu bilmeyecek!?

Üstelik bu olayı ortaya çıkaran gazeteci de İl’in Mülki Amirinden, Emniyet Müdüründen ve Parti Yöneticilerine kadar hepsinin haberi olduğunu da söylemiştir.

Geçmişte Köy Enstitüleri, günümüzde Nesin Vakfı, Matematik Köyü, özellikle de sizin tarihin en karalama kampanyasıyla “mum söndü oynuyorlar “ diye iftira attığınız Alevilerin; Alevi Bektaşi Fedarasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği ve bunlar gibi Vakıf – Dernek bileşenlerinde Hele ki özellikle de çocuklara istismar, tecavüz yoktur.

Karaman’lılardan ses çıkmıyor… Müslüman’ız, Müslümanlık bu değil diyenlerden ses çıkmıyor… Yandaş Medya’dan, Başbakandan, meclisteki 317 AKP Milletvekillerinden özellikle Karaman Milletvekillerinden, Validen, Belediye Başkanından, Milli Eğitim Bakanından, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakandan, İl Milli Eğitim Müdüründen, ailelerden vs vs ses çıkmıyor… En çok da bu çocukların ailelerinden ses çıkmaması insanı üzüyor…

Ortada eşitsizlik, haksızlık ve adaletsizlik, istismar, tecavüz varsa inandığımızı söyleme hakkımızın da olduğunu savunuruz.

Onlar! Ne kadar üstünü örtmeye, unutturmaya, kanıksatmaya çalışırlarsa çalışsınlar, aksine unutmayıp, hatırlatıp ve hatta teşhir etmeye çalışırız.

Çünkü çocuklar bize insan olmamızı, masumiyetimizi, kirlenmemişliğimizi gösteren yegâne varlıklardır.

Çocuklarımıza sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır.

Çünkü çocuklar geleceğimizdir.

Alevi-Bektaşi Federasyonu

Genel Başkan

BAKİ DÜZGÜN

 

DAD “Son kalan varlığımız yok edilmek isteniyor”

Maraş’da Kürt Alevi yerleşim alanlarına yapılmak istenen IŞİD kamplarıyal ilgili bir açıklama yayınaladı. Alevileri desteğe çağıran DAD’ın açıklaması şöyle:

Son kalan varlığımız yok edilmek isteniyor

AKP hükümeti Maraş’ta 30 bin kişilik, mülteci kampı sekiz Alevi köyünün tam ortasına kurulmak isteniyor. Peki, bu durum karşısında sorular sormak gerekiyor.

Aleviler Bu Konuda Ne Düşünüyor?

Alevi toplumu için zor durumda kalana el uzatmak yardımcı olmak en temel düsturdur. Bu durum asla mülteciler ya da Suriye ve Arap halkına karşı değil. Tamamen AKP’nin bilinçli bir demografik dönüşüm gerçekleştirme( katliam hazırlığı yapma) ve halkları karşıtlaştırma planına karşı durmak ve gelecekte oluşacak daha derin meselelere karşı önlem almaktır. Yoksa Rıza ile gelen mihman başımız üzerinedir.

Neden Kürt Alevi Yerleşim Alanı seçiliyor?

Hedef Maraş hattını alarak burada son kalan Alevi varlığını silerek Adıyaman, Malatya hattını da demografik dönüşüme uğratmak ve nihai asimilasyon sürecini nüfus yapısıyla da sonlandırmak.

Alevi Toplumu Ne Yapmalı? Alevi toplumu Kızılbaşı, Bektaşi’si, Çepni’si, Tahtacı’sı, Nusayri’si topyekûn bir direnişe geçmeli. Evinde Sokağında şehrinde. Alevi Kurumları Ne Yapmalı? Tüm alanlarda yürüyüş, basın açıklamaları ve Maraş’a yürüyüşler yapmalıdırlar.

Alevi Gençliği Ne Yapmalı?

Maraş kırmızıçizgimizdir, Alevi yaşam alanlarında mutlak savunmalarını almak zorundadırlar. Tüm kentlerden toplu şekilde Maraş’a gitmelidirler. Bunun için kimseye danışmak zorunda değillerdir. Toplumları tehlikededir. İnançları tehlikededir. Sadece 12 hizmet görevi yürüterek bu topluma sahip çıkamazlar. Kimse kendini kandırmasın. Gün direnmek günüdür.

XIZIR CÜMLEMİZİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN…

DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ

 

Terolar’da direnişe destek ziyaretleri sürüyor

MEREŞ – Terolar köyünde halkın direnişi devam ederken, milletvekilleri halkı ziyaret etti. Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde, Maraş Merkez Dulkadir ilçesine bağlı Alevilerin yaşadığı Sivrice Höyük (Terolar) Mahallesi’nde mülteciler için yapılmak istenen konteynır kentin yaşam alanlarını daraltacağı nedeniyle başlatılan çadır nöbeti devam ediyor. Direnişteki Maraşlı Alevileri, Demokratik Alevi Derneği, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü yöneticileri ziyaret etti. Burada HDP’li vekiller açıklama yaparken kitle sık sık “Direne direne kazanacağız” ve burası bizimdir bizim olacak” sloganları atıldı. İlk olarak konuşan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, daha kamp yapılmadan meclise soru önergesi verdiklerini ve hala bu soru önergesine hükümet yetkililerinin bir cevap vermediğini söyledi. Karşı oldukları şeyin mülteciler olmadığını ifade eden Mahmut, “Bu toprakların insanları mülteciliği çok iyi biliyorlar. Bu nedenle karşı olduğumuz mültecilerin buraya getirilmesi değil, yanlış alan seçimidir” dedi. Devletin halkın iradesini kabul etmekle mevzi kaybetmeyeceğini aktaran Mahmut, yetkilileri durumu tekrar gözden geçirmeye çağırdı.
JINHA

Türk Devletinin Pazarcık’taki Etnik Politikaları

Kürdistan’ı işgal eden Türk devleti, Kürdlerin dillerini, kültürlerini, tarihle­rini, inançlarını yasaklamıştır. Tüm bu politikalar Paz­arcık’ta da uygulanmıştır.

1- Devlet Pazarcık’ta ırkçılık yapmıştır.

* Pazarcıklı Kürdler kendi dilleriyle değil, sömürgecilerin diliyle okullar­da eğitim görmüşlerdir.

* Alevi olarak inançlarını serbestçe yaşayamamışlardır.

* Köylerinin, dağlarının, ailerinin adları zorla ve kanunla türkçe yapılmış; bu isimlerin kürdçe olması yasaklanmıştır.

2- Türk devleti Pazarcık’ta klasik sömürgecilik yürüttü ve yürütüyor.

* Pazarcık, kromuyla zengin bir yerdi. Çokmox köyünden Dî Şakoke‘ye kadar uzanan 40 km‘lik alanda krom yatakları vardı. Krom 7 ayrı demir­de kullanılan ve adeta altınla eşdeğerde bir madendir. 1947’de işe koyulan ve Pazarcıklı olmayan Çanakçı Şirketi 800 bin ton krom götürdü. Ve bugüne kadar 2 milyon ton krom çıkarıldı. Bunun sadece 50 bin tonunu Pazarcıklı insanlar sattı. Diğerini Türk devleti ve Türk şirketleri sattı.

* Bugün de devlet iki çimento fabrikası kurdu. Çimentonun hammaddesi kil toprak, marn ve kireç taşıdır. Pazarcık dağları bu madenlerle örülüdür. Yılda 6 milyon ton çimento bu madenlerle üretiliyor ve satılıyor.

3- Sömürgeci devletin uyguladığı katliam ve zulüm politikası

* 1978’de Maraş Katliamı oldu. Maraş‘ta Kürd-Aleviler öldürüldü. Evleri ve işyerleri yakıldı. Sonra Kürdlerin çoğu oradan ayrıldı. Yani Kürdler bir şehir merkezini kaybettiler. Mağdurların önemli bir bölümü Pazarcıklıydı.

* 1980 askeri darbesinde Pazarcık‘ın her köyü askeri kışlaya çevrildi. Faşist ordu istediği köyü basıp, istediği kişiyi gözaltına aldı, işkence etti, hapse mahkum etti. Yüzlerce Pazarcıklı 6 ay, 8 ay işkencede kaldı. Sömürgeci askerler darbe ortamında her köyde yaşlılara çeşitli eziyetler yaptı. Pazarcıklı devrimciler zindanda ve dağlarda buna karşı mücadelelerini yükselttiler. Besey Anuş, Battal Evsan ve Mustafa Yön­dem bu örneklerden sadece bazılarıdır.

4- Yayla Yasağı ve Bağların Kuruması

* 1991‘de Pazarcık‘ta yayla yasağı başladı. Her köyde en az 10 aile hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Pazarcık köylerine ait 100‘den fazla yayla vardı. Gundî Mamiş gibi bazı köyler de tümüyle hayvancılık yapar ve sürü besler­lerdi. Hatta öyle ki Antep’in kurbanlarının yüzde 70’i Pazarcık‘tan giderdi. Yayla yasağı hem hayvancılık kültürünü, hem de çok önemli bir ekonomik faaliyeti yok etti.

Türk devleti adım adım Pazarcık‘ı ekonomik yönden de çökertmeye başladı.

* Bu dönemde vahşet düzeyindeki bir gelişme de bağcılık alanında yaşandı. Neredeyse bütün köylerin bağları bir yıl içinde kurudu. Kimisi buna iklimi gerekçe gösterdi. Kimisi bazı böcekleri… Kimisi de bağların yaşını… Kimse doğru dürüst bir araştırma da yapmadı. 10 ayrı üzümün yetiştiği Pazarcık, bir anda bağsız, üzümsüz, pekmezsiz, mûjsuz (kuru üzüm), pastıksız kaldı.

5- Avrupa’ya Göç Ettirme Politikası

Pazarcık ekonomik olarak yok edilmekle karşı karşıya bırakılırken Av­rupa‘ya göçler 1990‘la birlikte yoğunlaştı. 1990-1995 arasında Pazarcık‘ta şebekeciler tarafından dolandırılmayan köy kalmadı. İnsanlarımızın yüz­lerce milyon Mark parası şebekecilere kaptırıldı. Devlet, Türklere pasaport vermezken Kürdlere çok kolay bir şekilde verdi ve Pazarcık‘ı insansız­laştırmanın son adımlarını atmış oldu.

Milone Soqî köyünden aile dostum Hasan Kanat‘ın söylediği gibi „bugün Pazarcık‘taki mezarlıklar köylerin büyüklüğünü geçti.“ Çünkü, Pazarcık nüfusunun önemli bir kesimi Avrupa‘ya geldi. Bugün Avrupa‘da tahminen 100 bin Pazarcıklı bulunmaktadır.

Devlet bu göçler sayesinde önemli bir muhalif kesimden kurtulurken, Avrupalı sağcı partilere de „Size yabancı gönderiyorum. Bol bol sağcılık yapabilirsiniz“ dedi.

İşgalci, faşist, ırkçı Türk devleti kendi işini yapıyor. Sömürüyor, öldürüyor, yok ediyor. Ama biz de her zaman onun baş ağrısı olmaya devam edeceğiz. Taa ki özgürlük bizim olana dek… Binlerce şehidimiz ve mahpusumuz bunun kanıtıdır.