Ana Sayfa Blog Sayfa 6336

Alevilerin tepkisi Suriyelilere değil halka yapılan dayatmaya!

Maraş Sivricehöyük (Aşağı Terolar) köyünde 27 bin mülteci için yapımına başlanan AFAD kampı için köylülerin mücadelesi sürüyor. Alevi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgede köylüler “Bizi muhatap alıp sorma gereği bile duymadan ve bunca yer varken neden burada ısrar ediliyor?” diye kamp yapımına itiraz ediyorlar.

NEYE İTİRAZ EDİLİYOR?
Maraş-Narlı arasında onlarca Alevi köyün ortasında kalan kamp alanı için belirlenen 380 dönümlük arazi, Sivricehöyük köyünün merası. 27 bin mültecinin barınması planlanan AFAD kampı için düşünülen 16 nokta arasında burada karar verildiği duyulduktan hemen sonra köy muhtarları ve Alevi dernekleri temsilcileri hem itiraz hem de bilgi edinme talepleriyle Valiliğe dilekçe yazdı. Henüz hiçbirine cevap verilmemişken, iş makinelerinin çalışmaya başlamasıyla sürecin köylülerden habersiz tamamlandığı, tüm devir ve ihale işlerinin hızlıca yapıldığı ortaya çıktı.
Köylerinde kendilerinden habersiz karar alınarak yapımına başlanan kamp için mücadele eden köylülere HDP ve CHP’li milletvekillerinden de destekler gelmeye devam ediyor. Önceki günlerde HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul hem alana gelerek hem de Mecliste yaptığı konuşmayla konuyu gündeme taşımıştı. Yine destek için gelen CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Hatay Milletvekili Birol Ertem ve CHP PM Üyesi Ali Öztunç da hem TBMM’de hem de hukuki alanda konunun takipçisi olacaklarını belirtti.

HAZİNEDEN TOKİ’YE, TOKİ’DEN KALYON İNŞAAT’A
İşin başlatıldığı gün köylülerin yanında olan Öztunç ve beraberindeki CHP Heyeti, Vali ile yaptıkları görüşmenin ardından alana gelerek bilgi verdi. Valinin kamp yapımının kesinlikle durmayacağı konusunda açıklama yaptığını belirten Öztunç ve milletvekilleri Valiye de ilettikleri itirazı şu sözlerle aktardı: “Mera vasfı taşıyan arazinin hızla Hazineye devri, oradan da TOKİ aracılığıyla Kalyon İnşaat’a ihalesi sürecinde en başta atlanan bir durum var. Alanın mera vasfından çıkarılırken köylüye haber verilmesi, imza alınması gerekmekteydi. Bu yapılmamışken, üstüne bir de alan tespitini duyan köy muhtarlarının dilekçeleri de yanıtsız bırakılmış, avukatların ‘idari karar’ talepleri de işin başladığı bu tarihte bile halen verilmemiştir.”

‘BİZ MÜLTECİLERE KARŞI DEĞİLİZ’
Söz konusu kamp alanının köylerinde yapılacağının duyulmasının ardından Maraş Yaşam Platformu olarak bir araya gelen köylüler, Alevi dernekleri ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri, uzun bir süredir çeşitli etkinlik ve açıklamalarla dertlerini anlatmaya çalışmış ve bölgedeki hassasiyetlerinin dikkate alınmasını istemişti. Platform avukatlarından Mustafa Torun, “Buradaki halkın Suriyeli mültecilere karşı olduğu” gibi bir algının kesinlikle doğru olmadığını belirtti ve itirazın gerekçelerini şu sözlerle anlattı: “Burada yaşayan insanların kendi düzenlerini ve huzurunu tehdit edeceğini düşündükleri bir işe itiraz etmeleri en doğal hakları. Neden huzurun bozulacağına inanıyorlar? Çünkü örnekler var.” Maraş’ta Sanayi Mahallesi’nde 20 bin kişilik AFAD kampı yapılırken de her türlü güvenlik tedbirinin alınacağının söylendiğini belirten Torun, “Geçen zamanda görüldü ki; mahallede yaşanan olaylara artık güvenlik güçleri müdahale bile etmiyor” dedi. “Uyuşturucudan, fuhşa ve silah kaçakçılığına” kadar birçok suç unsurunun bu alanda yoğunlaştığını ifade eden Torun, bu kamplar için söylendiği gibi gerekli tüm tedbirlerin alınmadığına dikkat çekti.

TEDİRGİNLİĞE SEBEP AKP POLİTİKALARI!
Platform bileşenlerinden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı Salman Akdeniz de “Bölge halkının Suriyelilerle bir karşıtlığı olduğu” algısına itiraz ediyor. Akdeniz de halkın tedirginliğini şu sözlerle anlattı: “Maraş’ta yaşayan Alevilerin bu hassasiyetlerinin kaynağı, yaşanan katliamlar ve yıllardır gerçek bir yüzleşmenin olmayışıdır. Bu duyguları yıllardır taşımak zorunda olan Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bu köylerin ortasında yapılmak istenen kamp da bu yüzden tepki topluyor aslında. AKP İktidarının ülkeyi sürüklediği noktada, sadece burada değil, tüm bölgede halkları tedirgin eden gelişmeler yaşanıyor. Her gün bir yerlerde yakalandığı söylenen cihatçı teröristler, patlayan bombalar yeterince endişe verici. Diğer bir mesele de bu unsurlarla, gerçekten yardım edilmesi gereken, savaştan kaçarak insani bir hak olarak bu ülkeye sığınan mültecileri ayırt etme meselesi. Bu konuda da hükümetin uyguladığı politikalar hiç güven vermiyor. Şu ana kadar AFAD kamplarıyla ilgili hiçbir iddia tatmin edici yanıtlarla açıklanamadı. Sivil toplum örgütlerinin buralarda denetimine izin verilmiyor. Hal böyleyken 27 bin kişilik bir kampın köylerinin ortasında yapılacağını duyan herkes tedirgin oldu. Bu konuda yapmış olduğumuz itirazlar da cevapsız bırakılınca işte bugünkü tablo ortaya çıktı. Hem köy muhtarlarının hem de bizim kamp alanının tespitine yönelik sorularımız yanıtlanmadan iş makineleriyle birlikte polis ve askeri karşımızda gördük. Ayrıca çalışmanın başladığı gün dahi Valilik ‘idari karar’ı bizimle paylaşamadı.”

Fatma KESKİNTİMUR
Maraş – Evrensel

AFAD’ın, mayası DAİŞ-IŞİD olan mülteci kampını istemiyoruz

MARAŞ’DA  YÜZYILDIR DEVAM  EDEN  KATLİYAM ,SÜRGÜN  VE SİNDİRME  POLİTİKASININ SON  UYGULAMASI

Maraş’ın Merkez Dulkadiroğlu içesine bağlı Kürt ve Alevi Aşağı Terolar/Sivricehöyük  mahallesi/köyü mücavir alanı içinde kurulmak istenen Suriyeli mülteci kampı, aynı zamanda  Bölgede yaşayan yaklaşık 20 den fazla Alevi Köy/Mahallenin tam orta yerindedir.

Bölge halkının hiç bir görüş ve rızasına başvurmadan, devletin zor ve cebir gücüyle kurulmak istenen AFAD’ın,  suriyeli Arapların yerleştirileceği söylenen mülteci kampı , insani yardım amacının çok ötesinde ,bölgeye yönelik uzun vadeli bir planın kamuflajıdır. Son bin yıldır bu bölgede devam eden, bir Yurt yaratma planının,karşıtı olarak bölgenin kadim halklarının etnik ve inançsal kimliklerden arındırılması devam etmektedir. Daha beşyüz yıl önce, DULKADİROĞLU devleti /beyliği Bölgede Kızılbaş/Alevi kimliğine sahipti. Yavuz dönemi Osmanlı politikaları ile başlayan kıyım katliyam ve sindirme politikasından sonra, şimdi yediden yetmişe, Sünni islamın mensubudur. Daha Yüzyıl önce Maraş bölgesinde yaşayan nüfusun  3/1 i  Ermeni-Süryani lerden oluşurken, şimdi derde derman bir  ermeni bulunmaz olmuştur. Sıra bölgede yaşayan Kürt ve Alevi’yi bitirmeye gelmiştir. T.C nin resmi politikası olan Türk/ İslam politikasını bölgeye hakim kılmak için ,yürütülen asimilasyon politikaların istenen sonuçları hızlı verememesi, 1978 Maraş katliyamı ile başlayan yeni bir  süreç başlatmıştır. Bu süreç  çok çeşitli politik uygulamalarla devam ediyor. Maraş katliyamı ile şehir merkezinden ve bölgeden Yurt dışına ve diğer bölgelere sürülen/göçertilen Kürt ve Alevi nüfus, en az  iki yüzbin civarındadır. Son 40 yıllık Kürtlerin özgürlük ve kültürel kimlik mücadelesi ,bu bölgede  çok ciddi bir karşılık bulmuştur. Gerek bölgede kalan Kürtler ,gerekse sürgün ile göçertilenler gittikleri yerlerde ,Kültürel kimlik mücadelesini aktif destekleyerek ruhta gerçekleştirilmek istenen Asimilasyonu ret etmişlerdir. Süreç içinde İnançsal kimlikleri etrafındaki örgütlenme bilinci ve cesareti ,devletin resmi politikası olan Türkleştirme ve islami asimilasyonu artık uygulanamaz hale getirmiştir.

Bu nedenle , Ortadoğuda ve Türkiyede öne çıkan dini kimlikler üzerinden halkı kamplaştırmak ve düşmanlaştırmaya dayalı bir devlet politikasının sonucu olarak ,Irak,Suriye  ve Türkiye gibi ülkelerde Sünniler ile  ,Şii,Alevi,Hıristiyan;Ezidi, v.s.  çatıştırarak , katliyama dayalı bir sindirme ve teslim alma politikası devam etmektedir. Bu  nedenle MARAŞ ,SİVRİCEHÖYÜKTE  kurulmak istenen AFAD  Mülteci kampı, masumane bir insani yardım ve doğal bir mülteci topluluğunun barınma merkezi değildir.Buraya getirilecek mülteciler Ezidi mi, Kürt mü , süryani mi , suriyeli alevi mi , Dürzi mi, Şii mi,?  Yada karışık halk ve kültürlere mensup mu ? Hayır.

Bunlar, AKP/Devletin  uzun vadede bölgede iskana tabi tutacağı Arap Kemeri olarak belirtilen bölgedeki toplumsal demografiyi bozmaya ve değiştirmeye dönük bir sinsi politikadır.

Mayasında DAİŞ/İŞİD’in örgütlenip kullanılacağı Arap sünni Vahabiliğinin Alevi ve Kürt düşmanlığında kin ve nefreti ayuka çıkmış , devletin her fırsatta kullandığı bu (geçici olmayan) mülteciler artık bölge halkı olarak kısa zamanda nüfusa kaydedilerek  AKP nin oy potansiyeline katılacaktır. Maraşın büyük şehir edilmesiyle birlikte ,bir çok köy ve kasabanın idari planlanması ile  oynanarak ,Narlı, Evirli ,Barış gibi beldelerde kürt ve alevi nufusun ağırlıkta olduğu  belediyeler ortadan kaldırılmış veya  Pazarcık köylerinin yarısı şehir merkezine bağlanarak ,yönetsel iradesi kotrol altına alınmak istenmiştir.

Bizler bu nedenle bu Kampı bir tehdit olarak algılıyoruz. Bu sıradan bir Mülteci kampı değil, İŞİD’in bir eğitim ve saldırı kampıdır. Bu kamp bölgede huzur bozan bir odak olacaktır. 25 bin kişiyi 300 dönümlük bir yere yerleştirmek ne mümkün ne de,asgari insani yaşama uygundur. Diğer tarafdan bölgede yaşayan Kürt ve Alevi halkın tarımsal çalışma ve yaşam alanını kullanması imkansız hale gelecektir.Kadınlar, kızlar,çocuklar büyük bir tehdit altında dışarı çıkamayacak,işine gidemez hale gelecektir. Adeta hapis hayatı yaşayacaklardır.Buna razı olmamız mümkün değildir. Devlet bu sorunu ,bölge halkının sesine ve taleplerine kulak vererek çözmelidir. Bu mülteciler daha az sayıda ve Göksun, Andırın, Maraş merkez Sünni bölgelerdeki kırsal alanlarda ikame edilebilinir.

Bu konuda verilecek mücadele başta biz bölgede yaşayan veya yurtdışında olan Maraşlı kürt ve alevilere düşmektedir. Bu mücadelede sonuç almak için örgütlü bir çalışma şarttır. Gerek bölgededeki halk tepkisinin direk alanda olması ve Pazarcık, Narlı, Nurhak,Elbistan, Afşin,Bariş ve benzeri, halkımızın yoğunca yaşadığı yerlerdeki ,başta alevi kurumları olmak üzere sivil toplum kurumları ve mümkünse belediyelerin de  desteğini alarak etkinlikler yapılabilinir. Avrupanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Maraşlılar başta olmak üzere Kürt ve Alevi kurumların da desteği ile çeşitli Avrupa kurumları  nezdinde ,bilgilendirme, hukuki girişim ve miting/yürüyüş gibi kamuoyu oluşturma etkinlikleri yapılabilinir. Bu çalışmaları planlayacak bir koordinasyona acil  ihtiyaç vardır.

Pazarcık’ta ‘Sünni Kemeri’ne hayır!

ÖZGÜR PAZARCIK

Türkiye’de tekçi ulus devlete giden yolun ilk pratik adımı 1915’te Ermeni soykırımıyla başladı. 1915 soykırımı sürecinde Maraş’taki Ermenilerin bir kısmı katledildi, kalanları ise başka coğrafyalara tehcir edildi. Bu soykırımcı zihniyet, 19-24 Aralık 1978’de Maraş’ta katliamcı yüzünü bir kez daha gösterdi. Kürt Alevilere yönelik gerçekleştirilen Maraş katliamında resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını kaybetti. Maraş katliamıyla devlet, Alevi Kürtleri ya göçertmek ya da sünnileştirerek asimile etmeyi hedefliyordu. Katliamların yanısıra devlet, göçertme ve sürgün politikasını da bölgede oldukça ince yöntemlerle uyguladı ve artık Kürt Alevi kimliklerini özgürce yaşayamaz duruma getirilen Maraşlılara sürgün yolunu açtı.

Maraş’ta katliam Alevilerin yoğun yaşadığı mahallerde gerçekleşti. Mahallerini terk eden Aleviler yeniden ovadaki köylerine yerleştiler ve katliamdan sonra Maraş’ı “Kara Maraş’’ olarak anmaya başladılar.

Bir keresinde annemle köyden Maraş’a gittiğimizde, şehire girer girmez annem derin nefes aldı ve boğazı düğümlenerek, “işte burası Kara Maraş. Burada yaktılar, burada kundaktan boğazı kesilmiş bebekler ve hamile kadınların karınlarını deştiler… Biz o günleri asla unutmayacağız’’ demişti.

Katliamların en trajik yönü, katliamdan kurtulanların yeni bir katliamla yüzleşmemek için korkudan devlete boğun eğmeleridir. Katliamın acısı bizi sessizleştirmişti.
Pazarcık’ta tahminen 56 Alevi köyü var. Devlet her köye bir okul inşaa etti. Bu okullara ise dinci ve Türk milliyetçisi öğretmenler atadı. Bizim köye de Trabzonlu bir milliyetçi öğretmen gelmişti.

1989-90 yıllarında bölgede Kürt özgürlük mücadelesine yoğun bir ilgi ve gerillaya katılım vardı. Katılımların önünü almak için devlet tarafından örgütlenmiş şebekeler türedi. Tabii devlete boğun eğen aileler bunu fırsat bilip şebekelere para vererek çocuklarını yurtdışına çıkarttı. Ama kurtuluş yolu sandıkları şey, onları kurtarmayacaktı. Giden gitmişti. Kendi toprakları üzerinde kalan bizler, Kürtçe’nin Kurmancî lehçesini konuşanlar ise, her sabah ‘okulda en iyi kim Türkleşir’ yarışına girmiştik. Aslında ilk dönemler öğretmenin bizi dövmesine ve küfür etmesine ailelerimiz tepki göstermiyor, hatta olumlu bakıyordu. Çünkü Türkçe’yi öğrenmezsek, memur olamayacaktık! Memur olamazsak, ailenin kurtarıcısı olamayacaktık…

Bunun için büyüklerimiz bile bizimle Kürtçe konuşmuyorlardı. Ama ne zaman ki din dersinde öğretmen bize namaz kılmayı öğretmeye başladı; işte o zaman ailerimizden derin bir uğultu yükseldi. Öfkelendiler; “olmaz böyle bir şey, biz Aleviyiz, namaz kılmayız’’ dediler. Ama kimse. “Biz Kürdüz Kürtçe konuşuyoruz, kimse bize Türkçe öğretemez“ diyememişti. Türkleşmeyi kabul ettiler, ama Sünnileşmeyi içlerine sindiremiyorladı. Cesaretsizlik ve çaresizlikten devlete boyun eğdiler.

Dedemin, her hatırladığımda hala üzerimde büyük etkisi olan o sözleri aklıma geliyor; “Bakın çocuklar, sizin kiminle uğraştığınızı bilmiyorsunuz. Bu devlettir; tankı var, silahı var, ordusu ve uçağı var. Ya sizin neyiniz var? Neyinize güveniyorsunuz? Ne yapacaksınız? Bu topraklarda kimseye karışmayın, yalnızca yaşamaya bakın; o size yeter!..’’ Bu yenilmiş ruh hali ova köyleri üzerine kara bulutlar gibi çökmüştü.

Uzun zaman oldu. Köylerine cami yapmalarına, çocuklarını Türkleştiren ve Sünnileştiren devlet politikalarına karşı hiç ses çıkarmayan Pazarcık ova halkı, AFAD’ın ‘Sünni Kemeri’ne karşı direniyor. Ancak bölgeye binlerce insanın toplanması gerekirken, çevre köylüler seyirci olarak izlemeyi tercih ediyor. Eğer bugün birlik olunmazsa, Pazarcıklılar evlerini ve köylerini de kaybedecek. Çünkü, kampın yanısıra Valiliğin tüm muhtarlara mektup gönderdiği ve boş evlere mültecileri yerleştirmeyi planladığı bilgisi de ortalıkta dolaşıyor.

Pazarcık Alevileri yaşam felsefeleri gereği, hoşgörü, yardımseverlik ve misafirperverlikleriyle her zaman mültecilere ve savaş mağduru insanlara her tür yardımı yapmışlardır. Ama AKP’nin mülteci maskesiyle bölgedeki Kürt Alevi nüfus yapısını değiştirme, Kürt Alevileri göç ettirmeye zorlayarak Maraş’ı tamamen Kürtsüzleştirme ve Alevisizleştirme çabasına karşı da direneceklerdir. Maraş Alevileri köyüne, yurduna sahip çıkarak, bölgenin bir DAİŞ yuvası haline getirilmesine izin vermeyecektir.
Bu tür süreçlerde bir çadır, büyük bir direnişin sembolü ve kalesi olur. Maraş’taki Kürt Alevi köylerine Êzîdî kadınları köleleştiren, Rojava’da katliam yapan ve Suriye’de AKP’nin vekalet savaşını yürüten DAİŞ çeteleri için alan açılmaya çalışılmasının tek sebebi; katliamlarla tamamlanamayan inkar, imha, göçertme ve asimilasyonun DAİŞ eliyle tamalanmak istenmesidir…

Pazarcıklıların, başlarına gelen felaketin tesadüfü olmadığını bilmesi gerekiyor. Bugüne kadar “devletin yanında duralım, devletin tepkisini, dikkatini çekmeyelim’’ söylemi bu halkı savunmasız ve örgütsüz bıraktı. Tüm gençleri sadece ekonomik ve para kazanmak için Avrupa’ya gönderdiler. Yaşadıkları toprakları nasıl sahipsiz bıraktıklarının artık farkına varmaları gerekiyor. Gün; yurda, köye geri dönüş, toprağını savunma günüdür. Eğer bugün kendi köyümüzü, toprağımızı, coğrafyamızı, dilimizi, kültürümüzü, inancımızı savunmazsak, yarın kimse bize yaşam hakkı tanımaz. Pazarcıklılar bundan sonra da ancak Kürt ve Alevi kimliklerine sahip çıkarak, onurluca yaşayabilirler.

Avrupa’da yaşayan tüm Pazarcıklıların, akraba ve ailelerini seferber ederek Terolar’da (Teron) yapılacak AFAD kampını engellenme kampanyasına destek vermeleri gerekiyor. Dün Türkleşen bizler, yarın DAİŞ’leşen bir Pazarcık’ı arkamızdan bırakmayalım. Devletin bizi koparmaya çalıştığı Kürt ve Alevi kimliğimiz ile köyümüze, yurdumuza sahip çıkmalıyız. Onun için gün Cizre, Sur ve Nusaybin’deki gibi direnme günüdür.

Eğer bugün jandarma barikatlarının önünde şalvarlı kadınlarımız oturma eylemi yapıyor ve çadır kuruyorlarsa, Pazarcık ovasında direniş ruhu büyüyerek, mutlaka kazanacaktır.

Onlar ki Erdal’ları, Şıxo’ları ve diğer nice şehitlerimizi büyüten kadınlardır. Eğer bir yerde anneler direniyorsa orada zafer yakındır.

Katliamcı devlete karşı, kimliğimizi, kültürümüzü, inancımızı, dilimizi ve toprağımızı savunarak onurlu ve dik durmasını bilelim.

politika gazetesi

Bir Alevi devrimcinin hapishane firarları

Hüseyin Torun Pazarcıklı. Kürd ve Alevi bir devrimci. Dört kez tutuklandı ve dört kez de firar etti. Torun, bu firarlarını bir kitapta anlattı.

Kitabın adı: Özgürlüğe Kaçış. Ceylan Yayınları arasında çıkan kitap 158 sayfa.

Kitapta ayrıca 1976-1980 arasında Maraş, Antep ve Kayseri’de yaşanan bazı önemli olaylar da anlatılıyor. Yine 1980 sonrası Konya Cezaevi’nin durumu da analiz ediliyor.

Önce ilk iki firarı özetleyerek anlatalım…

Firar 1: Adana

Hüseyin Torun, 1976 yılında Maraş’ta haftalık Halkın Kurtuluşu gazetesini sokakta propaganda yaparak satıyor. Bu nedenle tutuklanıyor ve sorgudan sonra Adana DGM’de yargılanması için götürülüyor. Bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

“Adliyede jandarmaya tuvalete gideceğimi söyledim. Kelepçemi çözdü, tuvalete girdim. Pencereden dışarı baktım. Adliyede tamirat yapılıyordu. Pencerenin önüne sıva ve inşaat kumu yığmışlardı. Baktım kimse gözükmüyor, ikinci kattan kum yığınının üzerine atladım. Adliyenin arkasıydı. Duvardan atlayıp ana caddeye çıktım. İlk sokağa kadar yürüdüm. Sokağa girince koşmaya başladım. Yarım saatten fazla koştum. Sürekli sokak ve cadde değiştiriyordum.” (Sy. 19)

Hüseyin Torun, firardan sonra izini kaybettiriyor ve devrimci çalışmalara devam ediyor.

Firar 2: Pazarcık

Hüseyin Torun, 1977 yılında Antep’te yakalanıyor. Firardan dolayı arandığı için Pazarcık Jandarma Komutanlığına iade ediliyor. Sonra neler yaşandığını Torun anlatıyor:

“Beni bir jandarmayla beraber karşıdaki adliye binasına gönderdiler. Jandarma saf birine benziyordu. Kapıda dosyayı içeri verdi. Beklememizi söylediler. Epeyce bekledik, çağırmadılar. Bir fırsat bulsam da yine kaçsam diye tasarlıyordum. Jandarmaya kelepçemi açmasını, içeri girip ne olup bittiğini sormak istediğimi söyledim. O da beklemekten sıkılmıştı. Kelepçeyi açtı, içeri girdim. Hakim, “Ne var, ne istiyorsun” diye sordu. Dosyamın içeri verildiğini, ancak çağrılmadığımı söyledim. “Dışarı çık, çağıracağız” dedi. “Ne oldu” diye sordu jandarma. “Tamam her şey bitti, serbest bırakıldım ve sen gidebilirsin” dedim. Jandarma ön kapıya yönelince ben de arka kapıdan dışarı çıkarak koşmaya başladım ve bir tanıdığın evine gittim. Normalde tutuklu birisi tahliye edilince karakolda bırakılıyor. Bir saate yakın çarşıda sağı solu aradıktan sonra vazgeçiyorlar.” (Sy. 24)

Hüseyin Torun, yine 12 Eylül öncesi Kayseri’de de yakalanıyor ve karakolda kaçıyor. Kitapta esas olarak dördüncü firar anlatılıyor. Torun ve iki arkadaşı 6 Eylül 1982 günü Konya’daki hapisaneden kaçıyor. 12 Eylül’ün o karanlık günlerinde bu eylem devrimcilere büyük moral oluyor.

Hüseyin Torun, 20 Temmuz 1981’de tutuklandı ve 8 ay işkenceli sorguda kaldı. Toplam 10 yıl çeşitli hapisanelerde kaldı. Dördüncü firarını da bu süre içinde yaptı.

Onbinlerce insanımız 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl hapisanelerde tutuklu kaldı. Çok azı yaşadıklarını kitaplaştırdı. Kitaplaştırmak belgelemektir. Kitaplaştırmak şarkılara, yeni araştırmalara, belgesellere, filmlere yol açar. O nedenle de Hüseyin Torun’a çok teşekür ediyoruz yaşadıklarını güzel ve akıcı bir dille bize anlattığı için… İnanıyorum ki, ileride kurulacak özgür yarınlarda Torun’un bu öyküsü filmlere konu olacaktır.

Pazar Günü Maraş’tayız!

Maraş Narlı Ovasında Alevi köylerinin merasına yapılmak istenen Suriyeli Mülteci kampına karşı yürütülen direniş sürüyor. PSAKD ve ABF bir dayanışma çağrısı yaptı. Alevi kurumları 3 Nisan 2016 Pazar günü şubeleriyle birlikte Maraş’ta olacaklarını duyurdu.

İsteğimiz barış, ötesi değil!

İstediğimiz, ülkemizde barış olmasından başka bir şey değil. Bu istemin şaşılacak, korkulacak, sağında solunda kulp arayacak bir nedeni de yok. İstem çok açık, çok net. Her gün TC Kimliği taşıyan çocuklarımızın ölüm haberini duymak istemiyoruz. Analar, babalar ağlasın istemiyoruz, çocuklar öksüz kalmasın “öksüzlük bir çocuk için çok acı dramdır” diyor isek barış istemek zorundayız. Elimizde sihirli değneğimiz yok, gücümüzden öte dayanacağımız yer de yok.

Acıların yaşandığı yıllar unutulmuyor, insan kanının aktığı mekanlar da unutulmuyor. İnsanlık yaşatıyor derin iç acılarını, korkunç iç yanmalarını. Dedelerimiz nasıl Kerbela’yı, Necef’i unutmadılar tüm canlılığıyla bir kanlı tarih olarak bizlere ulaştırmışlarsa, bizler de 12 Eylülleri, 6 Mayısları, Kızıldereleri, Sivas’ı, Maraş’ı, Çorum’u, Madımak otelindeki yangını unutamadığımız gibi çocuklarımız da bu günleri unutamayacak.

Barış isteyen insanları, savaş isteyenlerden daha tehlikeli göstermek insanlığı yanıltmaktır. İnsanları bir süre yanıltabiliriz ama tarihi yanıltmak mümkün değildir. Tarihin bu günleri defterine yazdığını unutmayalım.

Alevi inancı barış, kardeşlik inancıdır. Alevi inancıyla yetişenler başka bir şey isteyemezler, tarihi zorlasak da bunun tersini bulamayız. Tarihe bizim penceremizden baktığımızda çarmıha gerilen Hallacı Mansur parçalanıp katledilirken, Derisi yüzülen Nesimi, darağacına çıkarılan Pir Sultan kardeşlik, eşitlik “el ele, el hakka” demiştir. Nasıl ki onlar kendileri için değil, bizim için özgürlük, insanlık için demokrasi, kavgasız, dövüşsüz, eşit bir dünya istemişlerse, şimdi onların anısına sahip çıkma sırası bizdedir. Bu nedenle çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz demenin insanlık görevimiz olduğunu kabullenmeliyiz.

Çok geçmeyecek, bizim gibi yaşlılar görür mü görmez mi bilemem ama bu gün çocuklarımızın kanlarının aktığı yerler “Anıt” yerler olacak. Almanya’nın Dachau, Sachsenhausen, Buchenwald’da öldürülen Yahudiler, Solingen şehrinde yakılan Türkiyeli insanların evleri, Sivas Madımak oteli nasıl anıt oldu ise, bu insanlarımızın katledildiği yerler de anıt olacak. Dünyanın her yanından gelen insanlar bu anıtları gezecekler, savaş tacirlerinin ne kadar sinsi, kirli ve kanlı olduğunu göreceklerdir. Gelecek kuşaklara utanacakları bir tarih bırakmamak, torunlarımızı utandırmamak için barışı haykırmak gerekiyor.

2007 yılında Diyarbakır Sur’da yaşlı bir Kürt Ana yolumuzu kesmiş “Sizler okur yazar insanlarsınız, barış için neden hiç sesiniz çıkmaz. Çocukların ölmesini durdurun” diye gözyaşlarıyla ettiği sitem hala gözlerimin önünde.

On gün sonra Soma’dayız. Meşhur Soma helvasını satan iki aile kalmış, ailelerden birisi tanıdık yani baba dostu. Onlara uğradığımızda oğlu Şırnak’ta askerde olan Türk Ana’nın gözyaşları Diyarbakırlı anadan hiç farklı değil “Abi bu savaş ne zaman bitecek, kardeş kardeşi öldürmeye ne zaman son verecek, yapacağınız hiçbir şey yok mu?” sorusundaki çaresizlik de hala gözlerimin önünde.

Savaş tüccarları, kandan, ölümlerden büyük vurgunlar vuranlar korkar barıştan, gülen gözlerden. Gülen gözlerin olduğu ülkelerde ötekiler yaratmak çok zordur. Çabuk tahrik olan insanlar her zaman bulunmaz. Küçücük çocuklar, hamile anneler öldürülmez çünkü önce vicdanlarına, sonra gözlerine danışırlar. Gülen gözlü insanlarda vicdanlar konuşur, tatlı dil konuşur, dostluk konuşur. İşine gelmez kandan çıkar sağlayanların. Bu nedenle dünyayı bölmeyi, ülkeleri bölmeyi, insanları bölmeyi ister kan emici cehennem zebanileri.

Savaş isteyenlerin projeleri çok yönlü araçlarla çıkarılır insanların karşısına. Vatan derler, ülke bölünmesi derler, terör derler, bölücü derler, kökü dışarıda derler; hedeflerine varmak için kendilerine her türlü destek bulma yöntemlerini, olanaklarını kullanırlar. Yetmez; Bize çok farklı ideolojiler gibi görünen partilerle, kurumlarla gizli saklı, kirli pazarlıklar yaparlar. Ölümlere karşı çıkanları susturma, yıldırma yöntemleri denerler. Toplumlara korku salabilirler ama en sonunda kazanan yine barış isteyenler der tarih anamız.

Gerçek demokrasilerin yaşandığı ülkelerde kanlı ideolojik-akrabalıklar kolay bulunmaz, katiller kayırılmaz, hukuk boşluklarından yararlanmaları bizzat yönetenler tarafından sağlanmaz. „Onlar öfkeli çocuklar“ diye mazlum gösterilmez.

Korkmayalım; Şehirler yıkılabilir, ülkeler boşaltılabilir hatta topraklar da bölünebilir, tek bölünemeyen yüreklerin birlikteliğidir. Yürekleri bütünleşmiş insanlar ne bölünebilir nede parçalanır. Sadece sesimizi çoğaltmak gerekiyor bu konuda.

Gelin hayal kuralım; Ülkenin her yanına birer ağaç dikelim. Barış isteyenler dostluk ağacı, savaş isteyenler düşmanlık ağacı diksinler. Bir gül, bir nar, bir iğde, bir çınar ne bileyim bir başka ağaç olsun. Göreceğiz ki, savaş isteyenler bu ülkeye bir tek ağaç dahi dikmeyecektir. Polemikleri, tartışmaları bir kenara bırakıp, insanları birbirine düşürmek için kırk tilki kuyruğu bağlayanlara inat, yapalım bunu.

Torunlarımıza ölüm kaygılı bir gelecek değil, kardeşliğin haykırıldığı bir gelecek bırakmak için, gerçek bir barışın hayat bulması için rengimize, kimliğimize bakmadan birbirimize şimdi el verme, dil verme zamanı, yarın çok geç olmadan…

TBMM’de #Maraş ‘ta yapılacak olan Suriyeliler kampı ile ilğili basın açıklaması;…

CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ, Kahramanmaraş’ın Dulkadiroğlu ilçesine sığınmacılar için kamp yapılmasının doğru olmadığını belirterek, “Huzur içinde olan bir bölgeye huzursuzluk ve tedirginlik yaratacak bir göçmen kampının kurulmasının sorumluluğu ağırdır. Bölge halkı göçmenlere karşı değil ancak kampın kurulacağı yere karşıdır” dedi.

&feature=youtu.be

Gökdağ, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Kahramanmaraş’ın Dulkadiroğlu ilçesinde yirmiye yakın Alevi köyünün bulunduğu bir bölgeye 30 bin Suriyeli sığınmacı için kamp yapılacağını belirterek bölge halkının bu kampa karşı olduğunu savundu.

Kampın kurulacağı bölgenin sosyolojik, kültürel ve inançsal yapısı dikkate alındığında kampın o bölgeye kurulmasında ısrar edilmesinin akılcı bir davranış olmadığını vurgulayan Gökdağ, “Huzur içinde olan bir bölgeye huzursuzluk ve tedirginlik yaratacak bir göçmen kampının kurulmasının sorumluluğu ağırdır. Bölge halkı göçmenlere karşı değil ancak kampın kurulacağı yere karşıdır.” diye konuştu.

Mehmet Gökdağ, Kahramanmaraş’ta vali ile görüştüklerini ve bütün olumsuzluklara rağmen kampın bu bölgede yapılmasında ısrarcı olunduğunu anlatarak, “Bu ısrar, bölge halkının ‘kampı özellikle buraya yapıyorlar. 30 bin Suriyeli göçmeni burada huzursuzluk çıkarmak için yerleştiriyorlar’ düşüncesine haklılık kazandıracak bir ısrardır.” ifadesini kullandı.
‘İş bu basın toplantısı’ / 30 03 2016

Maraş: Kendi topraklarında mülteci olmak

Yaşlı bir kadın elleriyle çekiyor mikrofonu, anlatmak istiyor. Muhtemelen  ilk kez bir televizyona konuşacak. Çok kısa konuşuyor ama çok uzun bir tarihi anlatıyor: “Alevilerin yeri yok ki, burayı da elimizden almak istiyorlar, nereye gidelim? Bizi öldürecekler.”

Yukarıdaki sözler, Pazarcık’ta yaşayan yaşlı bir kadına ait. Maraş’ın Pazarcık ilçesinde 25 bin Suriyeli mültecinin yerleştirileceği bir mülteci kampı kurulması planlanıyor. Halk bu kampa karşı ve günlerdir protesto ediyor. Peki halk bu kampa niye karşı?

Maraş 20. yüzyılın başına kadar, Ermeni, Kürt, Alevi, Süryani gibi birçok topluluğun yaşadığı kozmopolit bir kentti. 20.yüzyılla birlikte kentte büyük bir etnik temizlik başladı. Katliamlar ve baskılar nedeniyle önce Süryaniler ve Ermeniler kenti terketmek zorunda kaldı. Bu etnik temizlik sürecinde, Maraş’a birçok farklı bölgeden insanlar getirilip yerleştirildi ve kentin dokusu hızla değiştirilmeye başlandı. Kentin Ermeni ve Süryanilerden ‘arındırılması’nın ardından, Kürt Alevilere yönelen baskılar ve asimilasyon politikaları hız kazandı. 60’lı yıllarda başta Elbistan olmak üzere Kürt Alevilerin yaşadığı bölgelerde saldırılar artmaya başladı. Bölgede hep bir korku hakimdi.

1978 yılında günlerce süren Maraş Katliamı kentteki etnik temizliğin son halkasıydı.Yüzlerce insan öldürüldü, binlerce insan kenti terketti. Katliamın ardından kenti terkedenler yıllarca geri dönemedi. Büyük bir travma yaşandı. Maraş’ta kalanlar ise yıllarca içe kapalı yaşadı.

Peki neden Maraş? Neden Işid-Nusra saldırılarına en çok maruz kalan Alevilerin yaşadığı topraklarda bir kamp kuruluyor? Pazarcıklı Aleviler bölgenin önemli Alevi ocaklarından biri olan Sinemilli ocağına bağlı. Kürt ve Alevi kimliğini önemli oranda koruyorlar. Yaşlı kadının szölerine bir kez daha bakalım: ” Burayı da elimizden almak istiyorlar, nereye gidelim? Bizi öldürecekler.”

Mevzu tam olarak bu. Bu aynı zamanda bir yerinden etme projesi.  Asimilasyon politikalarının  ortadan kaldıramadığı Aleviler topraklarından sürülmek isteniyor. Evet, bölge halkı kampa karşı. Peki neden?

Hükümetin bir tampon bölge kurmak istediği herkesçe malum. Ve bunu Kürt Alevilerin yaşadığı Pazarcık bölgesinde oluşturmak istiyor. Bu son derece planlı. Bu nedenle halkın tepkisini kırmak ve kamuoyunun ilgisini azaltmak için Pazarcıklıların savaş mağdurlarının gelmesine karşı olduğu gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Bu büyük bir yalan…

Aleviler, kendi topraklarından defalarca sürgün edilmiş, sürgünlüğü  iyi bilen bir toplumdur. Bu nedenle savaşta toprağını terk etmek zorunda kalmış insanların gelmesine karşı olmak şöyle dursun, onları ağırlamak, yaralarını sarmak için çaba harcarlar.

Altını çizmek lazım, bölgede yaşayanlar savaş mağdurlarının gelmesine değil orada bir Nusra-Işid kampı kurulmasına karşı. Daha önce kurulan kamplardaki Işid varlığı düşünülürse, yıllarca katliamların travmasını atlatamayan bölge halkının gösterdiği tepki son haklı.

Özetle Maraşlılar, mültecilerin gelmesine karşı değil kendi topraklarında mülteci olmaya karşı direniyor. Coğrafya sadece dağ, taş, yollar değildir. Coğrafya orada yaşayan halkın tarihidir, hikayesidir, kaderidir. Bu proje Maraşlıları geçmişlerinden, topraklarından, ziyaretlerinden, mezarlarından koparmaya dönük bir projedir. Halk yüzlerce yıldır süren katliam ve asimilasyon politikalarına karşı, tarihini, toprağını ve inancını koruyor.

Ağbaba’dan ‘Maraş Mektubu’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Kahramanmaraş’ta kurulması planlanan mülteci kampı için mektup yazdı. Ağbaba mektubunda, Alevi vatandaşların yoğunlukta yaşadığı bir bölgeye kurulması planlanan kampın, yeni “Maraş olaylarına” sebebiyet verebileceğinden duyduğu endişesini dile getirdi.

IŞİD’LİLERİN ÜZERİNDE TÜRKİYE’DEKİ ALEVİ KÖYLERİNİN HARİTA BİLGİLERİNİN ÇIKTIĞINI KAMUOYU BİLMEKTEDİR”

Ağbaba’nın Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yazdığı açık mektup şu şekilde: “1978 yılında, Maraş’ta yaşayan Alevileri hedef alan büyük bir katliam yaşandı. Dönemin faşist ve gerici güçleri, devletin örtülü desteği ile bir hafta boyunca yağma, tecavüz ve insan öldürme suçlarını işledi. Sonrasında Maraş merkezindeki Alevilerin büyük bir bölümü fiili bir sürgünle şehri terk etti. Onlarca ölü, yüzlerce yaralı ve binlerce sürgüne rağmen tek bir kişi bile ceza almadı, adalet yerini bulmadı. Katliamın boyutu ve cezasız kalması nedeniyle o gün insan mezbahasına dönen Maraş, bugün hala hem ülkemizin hem insanlığın kanayan bir yarasıdır.

 

Hafızalarda tazeliğini koruyan bu katliam nedeniyle Maraş/Pazarcık‘ta Alevi köylerinin ortasına kurulmak istenen mülteci kampı yöre halkı tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Yakalanan IŞİD militanlarının üzerlerinden Türkiye’deki Alevi köylerinin liste ve harita bilgilerinin çıktığını bütün kamuoyu bilmektedir. Bu nedenle, ilerleyen süreçte cihatçı grupların söz konusu kampa sızmaları ihtimal dahilindedir. Cihatçı grupların kamplarda kamufle olarak yöre halkına yönelik şiddet eylemleri planlayabileceklerini göz önünde bulundurmak, son zamanlarda güvenlik açısından büyük sıkıntı yaşayan ülkemizin huzur ve güvenliği açısından bir zorunluluktur.

Yukarıda belirttiğim endişelerden hareketle, söz konusu mülteci kampının yerini seçerken öngörülü ve hassas davranılmaması halinde büyük bir felaketin fitilinin ateşleneceğini ve bunun sorumluluğunun sizin omuzlarınızda olduğunu vurgulamak isterim. Vatandaşlarımızın güvenliği, mültecilerin toplumumuza entegrasyonu ve bunların da ötesinde Orta Doğu halklarının huzur ve kardeşliğini düşünerek Maraş/Pazarcık’ta mülteci kampı kurma planının iptal edilmesini ülkemizin ve bölgemizin geleceği adına sizden talep ediyorum.”

FEDA’dan Maraş’taki kamp planına tepki

Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Divanı Yürtüme Kurulu’ndan Mustafa Deprem, Maraş’ta kurulması planlanan ve DAİŞ’in örgütlenmesinde kullanılma olasılığı bulunan “mülteci kampı”na ilişkin açıklama yaptı.

Maraşlı Alevilerin, 1978’den beri katliamın yaralarını henüz sarmadığını belirten Deprem, “Katliam mağdurları kayıplarının mezar yerlerini dahi henüz bulamamışken, devlet katliam yıl dönümlerinde demokratik anma taleplerini şiddetle bastırırken böyle bir uygulamayı halkımıza dayatması iyi niyetle açıklanmaz“ dedi.

‘BİLİNÇLİ BİR YAKLAŞIM’

Deprem, şunları kaydetti: “Bölge halkının hassasiyetleri hiçe sayılarak, 1978 Katliamı’nın Aleviler üzerinde yarattığı toplumsal travmaların varlığını bilinerek, alay edercesine ’Mülteci Kampı’ acındırması adı altında bölgenin demografik yapısını değiştirmeyi ve asimilasyonu amaçlayan bu uygulama kabul edilemez. DAİŞ ve El Nusra gibi cihatçı grupların AFAD kamplarını eğitim ve örgütlenme yeri olarak kullandığı daha önce defalarca basına yansıdı. Bu kampın da aynı işlevi göreceğine dair kaygılar oldukça fazladır. Bölge insanının, cihadist grupların hem Suriye hem de Türkiye’de özellikle hedef aldığı Kürt ve Alevi kimlikli oluşları, devletin bu bölgeyi seçmesinde bilinçli bir yaklaşım içinde olduğunu akla getirmektedir.”