Ana Sayfa Blog Sayfa 6336

Sur’dan Maraş’a ıslah olmayan Kentler

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Maraş’ı şöyle anlatır:”Bir söylentiye göre Sultan Dahhâk’ın şehri idi. Dahhâk, bu şehir halkından günahlı günahsız insanları öldürüp, omuzlarındaki iki büyük yılanı bunların beyinleri ile beslerdi. Sonunda, halk çaresiz kalıp, demirci Gâve ile birlikte Dahhâk’ı öldürdü. Halkı yılanlara yem olduğu için, Mâr-ı îş’den (yılan yemeği) bozarak, kentin adına da Maraş dediler.”

On bin yıl önceye kadar tarihlenen bu kadim kent, Asurlar döneminde Marakasi, daha sonra Grugum, MÖ 650 ile 550 yılları arasında da 100 yıl Medlerin şehri olarak anılır. Zerdüşt ve Mitra inanışlarının etkisi altında kalan, sonrasında Persler, Mekodanlar, Komagene, Romalılar ve Osmanlılar olmak üzere birçok kez farklı güçler ve farklı inançlarla tanışan bu bölge Ermenilerin, Rumların, Asurların, Kürtlerin yaşadığı ortak topraklardı.

Devletin zulmüne karşı Celali, Kalender Çelebi, Baba İshak gibi büyük ayaklanmaların bir parçası olan bu kadim kent zulüm kadar büyük direnişleri de tarihine not düştü. 1915 yılına doğru geldiğimizde ise, Ermeni ve Asuri halklarının soykırımına tanıklık etti. Sonrasında yaşanan ise kesintisiz olarak devam eden bir katliam ve direniş zinciri oldu.

Tarih kitapları böyle takvimlendirir Maraş’ı. Yakın tarihin doksan beş yıllık zaman dilimine şahitlik yapan nenem ise oraya halen “Mare Raş” der. Nenem bu topraklardaki binlerce yıla dayalı tarihi gözünün görebildiği kısmıyla aktarırken geçmişten seslenen bilgelikle dile getiriyordu yüreğindekileri. O, elli yıl önceye kadar kıl çadırlarda yaşadıklarını, hayvancılık ve tarımla uğraştıklarını, toprak evlere ise yakın zamanda yerleştiklerini anlatır. Pazarcık olarak bilinen “Markaz” ovasının ise sazlıklardan, sivrisineklerden ve balçıktan ibaret olduğunu ifade ederken, yılların verdiği vakurlukla, Kürt Kızılbaşlar’ı özellikle bataklıktan çıkamasınlar, sıtmadan ölsünler diye yerleştirildiklerini söyler…

Bataklığı kurutarak kendisi için yaşam alanları açan Kürtler, zozanlarda yarı yerleşik yarı göçebe bir tarzda yaşadılar. Özellikle de Osmanlı ve cumhuriyetin ilk kurulduğu dönemlerde devletin zulmüne ve baskılarına karşın yaygın bir “eşkıyalık” kültüründen bahsedilir. Zamanın “eşkıyalığı” devletin zulmü karşısında askere gitmek, vergi vermek istemeyen insanların bir tür isyanı, bir itiraz biçimi olarak gelişir.

Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak’ın “Kürtlere Vurulan Kelepçe, Şark Islahat Planı” adlı kitabında Kızılbaş Kürtler, 1920’lerden sonra devletin yayın organlarında ‘ıslah’ edilmeye uğraşılan ‘vahşi’ dağ toplulukları olarak geçer. Kürtleri “ıslah” ve devlete entegre etmek için bölgelerin demografik yapısının değiştirilmesi temelinde Türkleştirme ve Sünnüleştirme politikaları dayatılır. Bu anlamda Şark Islahat Planı ile sürekli eritilmeye çalışılan bir coğrafyanın adıdır Maraş…

1978’lere doğru geldiğimizde ise bu planların sonuç almak istediği bir kıyımlar kenti, günümüzde vahşette sınır tanımayanların ilham aldığı bir katliam biçimidir Maraş. Zamanın eşkıyalarıyla, devrimcileriyle, pirleri, erenleriyle, analarıyla, ziyaretleri ve delileriyle Kızılbaşların kültürel bir sentez olarak yaşamak istediği bir diyarın adı…
Geçmişten bu güne gelen ortak yaşam, kadına dayalı gelişen toplumsal yapı Ate Elif’te(Elif Ana) kutsanarak devam etmiş, toprağıyla insanıyla, doğasıyla, zulmün olduğu yerde direngenliğiyle bir kimliğin adı olmuştur. Şimdilerde ise başka bir kıyım biçimiyle gündemimizde Maraş. Köylere ait meralara devletin el koyup sonrasında ise üzerine “Mülteci kampı” kurmak istemesiyle başlayan süreç tarihsel gerilimlerin yeniden vücut bulmasıyla devam ediyor. ‘Yaşam alanıma, kimliğime, inancıma, toprağıma dokunma!’ diyen yöre halkı nöbet eylemi başlatarak kendi toprakları üzerinde “mülteci kampını” istemediğini söylüyor. Sorun havuz medyasının çarpıttığı biçimiyle bir mülteci karşıtlığı değil, Alevi ve Kürt coğrafyada nice katliamlar yaşamış bir topluluğun kendi toprakları üzerinde geliştirilmek istenen politikaları toplumsal hafızayla deşifre ediyor oluşunun yarattığı kaygıdır esasında. Toprak, kendisi üzerinde yaşayanlar için ortak tarihin, kültürün, yaşamın adıyken, egemenler için göz dikilen ve kaba ya da ince yöntemlerle egemenlik alanı haline getirilmesi gereken iktidarın inşa aracıdır.

Katliam, insansızlaştırma ve toprağından sürmenin sosyolojik bütün vakalarını yaşayan Maraş nüfusunun yüzde yetmişinin yurt dışında yaşadığı bir gerçekliktir bahsedilen. Tarihsel travmaları derin yaşayan Kızılbaş Kürtler, çetelerin üzerinde yakalanan Alevi köy haritalarından, adı sanı belli olmayan kişilerin köy köy dolaşıp “neden bu köylerde cami yok” demelerinden nasıl bir sürecin onları beklediğinin farkındalar.

Direnişin ilk başlarında sembolleşen Eme ananın fotoğrafı aslında birçok şeyi resmediyor. Eme ana ve daha nice kadın Maraş katliamında karnı deşilen kadınların, doğmamış bebelerin parçalanıp duvara çivilenmesini, kaynar kazanlarda kaynatılmasını, kadınlara tecavüz edilmesinin halen canlı tanıkları iken, onları bekleyen ikinci bir Maraş katliamına sessiz kalmayacaklarını söylüyor.

Yerle bir edilen Cizre’de, Sur’da devletin yaptığı zulmü haykıran anaların çığlığı neyse Pazarcık’taki anaların çığlığı da odur. “Toprak giderse kimlik de gider” in bilincinde olan barbarlar, tam da bunun için Sur’a, Cizre’ye, Pazarcık’a saldırırken nihai hedefin köksüzleştirmek olduğunun bilincindedir. Bu diyarlar ki geçmişten günümüze binlerce yıllık tarım ve köy kültürünü, ana tanrıçalardan, Zerdüştlere kadar nice insanlık değerlerini sindirmiş ve taşımıştır.

Şimdilerde ise direngen bir ruhla sahip çıkılmayı bekliyor bu topraklar. Tam da şimdi yarınların artık bugün olduğu gerçeğini yaşıyoruz. Sayısız uygarlık ve topluluk belki de zamanın ruhuna uygun davranmadığı için aşıldı ve yok oldu. Mitolojide kudretin, ölümsüzlüğün, şifanın sembolü olan yılan yani Mare Raş son bir darbeyle yıkılmak isteniyor.

Tarihten günümüze süzülen tanrıçalara kulak verelim. Ahı yerde kalmış, katledilmiş, soykırımdan geçirilmiş toplulukların tarihten bize seslenen çığlıklarını dinleyelim. Eme ananın dediği gibi “bir avuç kaldık, bizi köyümüzle, bahçemizle, meralarımızla rahat bırakın. Bu topraklar bizim…”

Etnik arındırmaya karşı Maraşlılar direnişte kararlı

Maraş merkez Dulkadir ilçesine bağlı Alevilerin yaşadığı Sivrice Höyük (Terolar) Mahallesi’nde mülteciler için yapılmak istenen konteynır kente DAİŞ çetelerinin yerleştirilme endişesiyle başlatılan çadır nöbeti, 11. gününe girdi. Yurttaşlar tarafından başlatılan çadır nöbeti ve protestolara rağmen iş makineleri alana 15 metre uzaklıkta çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Jandarma direniş çadırının kurulduğu alana giden yolu şeritler çekerek, geliş gidişlere kapattı.

Çadır nöbetini ziyaret eden yurttaşlar, geceleri çadırın etrafında ateş yakıp, halaylar çekiyor. Narlı ve Pazarcık Ovası’nda yaşayan yurttaşlar, bölgede yapılmak istenen 27 bin kişilik konteyner kente çetecilerin yerleştirme ihtimali nedeniyle yine göç yollarına düşecekleri endişesi yaşıyor. Maraş Katliamı’na da dışarıdan getirilenlerin neden olduğu düşüncesiyle ‘tarihin tekerrürü’ olarak niteleyen yurttaşlar, kampın yapılmasına niye karşı olduklarını anlattı.

Halk kamp istemiyor

Kampın yapılacağı arazinin daha önce kamulaştırılarak ‘hazine malına’ dönüştürülmesi esnasında devletin köylüye bunu sorma gereği duymadığını söyleyen Veli Ertük (67), “Ne Mera Kooperatif başkanına ne muhtara herhangi bir resmi yazı gönderilmedi. Meranızın vasfını değiştiriyoruz, hazine malı olacak diye bilgilendirme yapılmadı. Kimse köylülerin ortak malı olan meraya el konulmasını bize sormadı” dedi. Kampın yapıldığı alanın Alevi köylerine yakın olduğunu söyleyen Fatma Caner Kaçmaz (33), “Mültecilerin getirileceği söyleniyor ama buraya masum insanları getirmezler” diye kaygılarını ifade etti. Veli Deliter (20) ise “Bizler bu kampı istemiyoruz ve yaptırmayacağız. Ne kadar sürerse sürsün bizler direnişimizden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Valiye ve yetkililere seslenen Emine Coşkun (79) isimli yurttaş ise “Biz ekmeğimizi herkesle paylaşmak isteriz. Acımız çoktur. Daha Maraş yaralarımız yeni kabuk tutuyor. Yaralarımızı kanatmayın” dedi. Alevi halkı olarak tedirginlik içinde olduklarını ifade eden Hüseyin Keloğlu (23), “Alevi topluluğunu bizzat yok etmek istiyorlar. Bizler direnişimizi sürdüreceğiz. Gelin bir olalım beraber olalım kazanalım” diye konuştu.

Maraş’ta Alevilik bir daha katlediliyor

FİKRET GÜNEŞ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin temelini Sünni İslam ve Türk Milliyetçiliği oluşturmaktadır.

İttihat ve Terakki’den devralınan bu tek millet yaratma prensibi, doksan üç yıldır devam ediyor. İttihat ve Terakki’nin son döneminde ve Cumhuriyetin başlangıcında kıyımdan geçirilip, sürgün edilen diğer milletlerden arda kalan Kürtler ve Aleviler, cumhuriyetin bütün döneminde baskı, zulüm ve sürgünden asla kurtulamadılar. Türk egemen sınıflarının bütün çabası, Kürtlerin bir ulus olarak varlığını kabul etmeme, ulusal birliğini engellemek oldu. “Kürt yoktur” denilerek, her şart altında, Kürt adına ortaya çıkan en küçük bir hareket dahi kanla bastırıldı. Aleviler ve Sünni İslam’ın dışındaki diğer inanç grupları zındık, sapık gösterildi ve Anadolu topraklarından söküp atılmak istendi.

Cumhuriyet tarihinde Kürtlere karşı 1920-1921’de Koçgiri’de başlatılan katliam, 1978’de Maraş ve günümüzde Cizre, Sur ve diğer Kürt şehirlerinde devam etmektedir.

Her katliamdan sonra Kürt ve Alevi yerleşim birimleri, yakılıp yıkılmıştır. İnsanlar zorunlu sürgüne yollanmıştır. Boşaltılan bu bölgeler, yasak bölge olarak ilan edilmiş ve devlet zorbaca insanların mal ve mülklerine el koymuştur. Bu bölgelere devlete bağlı başka güçleri korucu olarak getirtilip yerleştirilmiştir.

1925 Kürt İsyanı ve 1938 Dersim Katliamı’ndan sonra binlerce insan kıyımdan geçirildi, akabinde binlerce insan kara vagonlara doldurularak, Anadolu’nun batısına iskân ettirildi. Bu boşaltılan bölgeler, yasak bölge olarak ilan edildi. Dersim’in Kutuderesi ve Haydaran bölgesi, 1948 yılına kadar yasak bölgelerdi.

Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Silopi’de yaşanan vahşetin farklı bir biçimi de bugünlerde Maraş-Pazarcık’ta uygulanmaktadır. Yıllar önceki gibi  kıyımdan sonra bölgeyi yasak bölge olarak ilan etmek, göç ettirilenlerin malına, mülküne el koymak. Daha tamamlanmamış bu kıyımı başka bir şekilde devam ettirmektir.

Bütün bu yapılanlar devletin 1924 yılında oluşturduğu Şark Islahat Planı’nın kararlarıdır, uygulamalarıdır, devletin kuruluş felsefesinin hayata geçirilmesidir.

Kürtleri yerinden yurdundan etmek, boşalan Kürt bölgelerine Kürt olmayan unsurları yerleştirmek, bölgede yatılı bölge okullarını açmak, Kürtçe konuşmayı yasaklamak, Türkçe konuşmaya insanları özendirmek; kıyımdan arda kalan Kürtleri asimile etmenin çabalarıdır.

1978 yılında bizzat devletin planı ve eliyle gerçekleştirilen Maraş Katliamı’nda yüzlerce Alevi ve Kürt katledildi. Binlerce ev ve iş yeri yakılıp yıkıldı. Binlerce insan yerlerini terk ederek, göç yollarına düştü. Bir hafta boyunca sürdürülen kıyımda görev alanlar, planlayanlar boşaltılan ev ve iş yerlerine el koydular. Bu katiller iş adamı, milletvekili oldular. Bu uygulama devletin kasalarında sakladığı ve o gün uygulamaya koyduğu Şark Islahat Planı’ydı.

Bu plan gereği boşalan yerlere devlete bağlı, Kürt oluşumunu engelleyecek, Sünni İslam dışı inançlara yani Alevilere göz açtırmayacak bir güç getirilip yerleştirilecekti.

Bugün Pazarcık’ın Terolar Köyü’ne yapılması planlanan AFAD mülteci konutu, buna hizmet ediyor. Oraya yerleştirecek şeriatçı İŞİD militanlarıyla, Alevi inancı yok edilmek istenmektedir. Kürt nüfusu içerisine Arap nüfusu konumlandırılarak, Kürtlerin birliği engellenmeye çalışılmaktadır.

Doksanüç yıldır bu güzelim ülkeyi cehenneme çeviren, hakları birbirine boğazlatan, halklara baskı, zulüm ve göçü reva gören bu Şark Islahat Planı’nı çöpe atmanın zamanı gelmiş, hatta geçmiştir.

İslam toplumu içerisinde kavgaları körükleyen, insanları boğazlayan şeriat sevdalısı bağnaz Arap zihniyetine karşı, hoş görülü Alevi inancını bu topraklarda hakim kılalım ki Anadolu halkların ve inançların beraber yaşadığı bir cennet olsun.

Gerisi baskı, zulüm, göç ve kandır; cehennemdir.

Maraş’ta Eğitim Sen’li 5 öğretmen sürgün edildi

Maraş’ta Eğitim Sen’li 5 öğretmen çeşitli illere sürgün edildi. Bakanlığın keyfi uygulamasına karşı öğretmenler yürütmenin durdurulması için yargıya gidecekler

Maraş’ın Nurhak ve Afşin ilçelerinde Eğitim Sen üyesi 5 öğretmen çeşitli illere sürgün edildi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın keyfi uygulama ile sürgün ettiği Eğitim-Sen üyeleri yürütmenin durdurulması için yargıya gideceklerini belirtti.

ETHA’nın haberine göre; Eğitim Sen Maraş Şube yöneticisi Abdurahman Ebu Hamza Çelik Kütahya’ya, Eğitim Sen Nurhak Temsilcisi Hülya Yalçın Orak ile İHD Maraş Şube yöneticisi ve Eğitim Sen üyesi Ali Orak Çankırı’ya, Eğitim Sen Nurhak yöneticileri Mesut Bakır ve Çilem Sakine Bakır Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine sürgün edildi.

“Kadın ‘kardan’ da olsa ülkenin huzurunu bozar!”

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sürgün gerekçesinde eğitim emekçilerinin Gezi, 1 Mayıs, Soma, Özgecan, Berkin Elvan, 8 Mart ve Nurhak’ta kardan kadın yapan ve daha sonra ceza alan öğretmen arkadaşlarına destek eylemi yapmaları gerekçe gösterildi.

Gümüşhane Kelkit’e sürgün edilen Eğitim Sen Nurhak ilçe yöneticisi ve Nurhak Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Çilem Sakine Bakır’ın okul bahçesinde öğrencilerin yaptığı “Kardan kadın” ile fotoğraf çektirmesi gerekçe olarak gösterilerek, “Okulun ve ülkenin huzurunu bozduğu” belirtildi.

‘Tamamen siyasi bir karar’

Sürgün edilen eğitim emekçilerinin Nurhak’ta yaşıyor olması ve Eğitim Sen’li olmasına dikkat çeken İHD Maraş Şube yöneticisi ve Eğitim Sen üyesi Ali Orak, “Türkiye’deki birçok eyleme dava bile açılmamışken, açılan davalar da takipsizlik ve beraatle sonuçlanmış. Ama Nurhak’a özel bir yönelim var. Özellikle Nurhak’ta çalışan arkadaşlarımıza yönelik bir uygulama. Tamamen siyasi bir karar dedi.

Sürgünlerin Eğitim Sen’e yönelik özel bir uygulama olduğunu vurgulayan Orak, sürgünlerin durdurulması için yürütmeyi durdurma dahil olmak üzere tüm yasal yollara başvuracaklarını belirtti.

Yeni bir ‘Maraş Katliamı hazırlığına karşı’ eylem çağrısı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Kahramanmaraş’ta yapımına başlanan “mülteci” kampına karşı eylem çağrısı yaptı.

Kahramanmaraş’ta Alevi yurttaşların yaşam alanlarına yapılmaya başlanan “mülteci” kampına ilişkin tepkiler devam ediyor.

Günlerdir gerçekleştirilen protestolarda “Nursacıların” ya da “IŞİDlilerin” sızması halinde ikinci bir Maraş Katliamı’na davetiye çıkarak kampa ilişkin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yarın bir eylem düzenlencek.

Kampa karşı eylem çağrısı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yapılan açıklamada “AKP Hükümeti; Suriye’de Alevileri katleden cihatçıların ailelerinden oluşan 27 bin kişiyi; Kahramanmaraş’ta Alevi köylerinin ortasına inşa edeceği bir kasabaya yerleştirmek istiyorlar.Bu girişimi yeni bir Maraş Katliamının ön hazırlığı olarak algılıyoruz.Buna izin vermeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Sivrece Höyük halkının katılacağı eylem 03.04.2016 Pazar günü saat 13:00′da Kahramanmaraş Dulkadiroğlu İlçesi Sivrice Hüyük Mahallesi’nde gerçekleşecek.

Alevi örgütleri “Yeni bir Maraş katliamı istemiyoruz”

Ortak yazılı bir açıklamada bulunan  Alevi örgütleri, “yeni bir Maraş katliamı istemiyoruz” dedi. İşte Alevi kurumlarının açıklaması;

Yeni bir Maraş katliamı istemiyoruz

Emperyalist ülkelerin şekillendirdiği Ortadoğu haritasını en başından beri sorunluydu. Bu nedenle ne savaşlar eksik oldu, ne de katliamlar, sürgünler, göçler…

Bu bataklıktan uzak durmaya çalışan Türkiye; AKP iktidarı ile birlikte politika değiştirerek; gölün içine balıklama daldı. AKP’nin böyle davranmasının temel nedeni “mezhebi gaileler “di. Herkesle dost, herkesle komşu olması, kendi sınırları içinde tüm yurttaşlarının devleti-hükümeti olması gereken AKP; elindeki ”Mezhep” ayracı ile ne yazık ki herkese zarar verdi ve vermeye de devam ediyor. Savaştan, depremden, selden kaçanlar kim olursa olsun onlara herkes kapısını açar. Bu bir insanlık görevidir. Ancak bu durumdan insanlık dışı faydalar elde etmeye çalışmak ancak AKP gibi hükümetlere yakışır.

Sen şimdi savaşı kışkırt, taraf tut, tuttuğun tarafı besle, donat, sev, yücelt, cephede savaşanların ailelerini ülkene davet et, onların bakımını üstlen, barındır ve onları aynı zamanda hem Avrupa’ya hem de Alevilere karşı kullan. Biz Aleviler, bu topraklarda bu oyunu defalarca gördük, işin aslını biliyoruz.

Örneğin 1978 Maraş katliamını hiç unutmadık.

Maraş’ın şeriatçı-faşist zenginlerinin planlarıyla toprak vaadi ile kandırılmış Sünni köylüler, faşist milislerin önderliğinde Maraş’ta; devletin, polisin askerin gözleri önünde; denilebilir ki onların izniyle, Alevilerin işyerlerine, mahallelerine, sokaklarına, evlerine saldırdılar. Bu saldırlar günlerce sürdü. Yüzlerce Alevi, yaşlı –genç, hunharca katledildi.

Yaraları sarmak, bu derin travmayı atlatmak kolay olmadı.

Katliam öncesi il nüfusunun yaklaşık yüzde otuzu Alevi iken bu rakam katliam sonrası yüzde beşlere düştü. Aleviler şehri terk etti.

Antep’e, Adana’ya, Mersin’e büyük kentlere göç ettiler. Bir kısmı ise Kıbrıs’a Britanya’ya kadar uzandılar. Bu göç edenlerin iş yerleri, fabrikaları evleri, tarlaları, bağları, meraları kimlerin elinde kaldı?

Kimler yok pahasına kapattı? Maraş katliamının önemli amaçlarından biri de bu değil miydi?

Şimdi aradan 38 yıl geçtikten sonra aynı senaryo yeniden sahnelenmek isteniyor. AKP hükümeti, Suriye’de savaşmakta olan Cihatçılar, İŞİDciler, El-Nusracılar’ın ailelerini Alevi köylerinin ortasına yapacağı 27 bin kişilik bir kasabaya yerleştirecek. Bu ailelerin erkekleri Suriye’de Alevi köylerini yakıp yıkan, onları katleden ,ağızlarından ve ellerinden kan damlayan ve böylece Cennete gideceklerini sanan katillerdir. Şimdi bunları getirip Maraş’ta Aleviler ile kapı-komşu yapmanın anlamı nedir? Bu durum yeni bir Maraş katliamının habercisi değil midir. ?

1978 katliamına ,katılmamış, onaylamamış, hatta lanetlemiş Sünni komşularımızla aramızı açmanın, onları taraf olmaya zorlamanın bir işareti değil midir. ?

Biz Alevi kurumları olarak 25 milyon Aleviler adına burnumuzun dibinde böyle komşular istemiyoruz. Zaten her gün, her yerde bombaların patladığı, yüzlerce insanımızın katledildiği şu kaos ortamında, yeni çatışma alanlarının yaratılmasına izin vermeyeceğiz.

Hükümet cihatçıları çok seviyorsa, götürüp Rize’nin Güneysu kasabasına yerleştirsin. Biz istemiyoruz.
Saygı ile kamuoyuna duyurulur.

ABF – Alevi Bektaşi Federasyonu

PSAKD – Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri

AKD – Alevi Kültür Dernekleri

HBVAKV – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı

DAD – Demokratik Alevi Dernekleri

İsrafil Erbil: AKP’nin faşizan tavrını kınıyoruz

Maraş Narlı Ovasında Alevi köylerinin merasına yapılmak istenen Suriyeli Mülteci kampına karşı yürütülen direnişe destek olmak için İngiltere’nin başkenti Londra’da , İngiltere Pazarcıklılar Derneği’nin çağrısı ve Britanya Demokratik Güçbirliği’nin desteğiyle basın açıklaması yapıldı.

 

PAZ-Der lokalinde yapılan açılış konuşmasından sonra kurumlar adına basın açıklaması metnini BAF (Britanya Alevi Federasyonu) Başkanı İsrafil Erbil okudu.

Okunan basın açıklamasında şunlara değinildi:

“Maraş/Terolar Köy sınırları içinde yapılması planlanan ve Maraş Valiliği tarafından çalışmaları başlatılmış olan ‘yirmi yedi bin kişilik Mülteci Kampı’ projesi derhal durdurulmalıdır.

Savaş mağduru Suriye halkları için Türkiye sınırları içinde daha uygun alanların olduğu bilinmesine rağmen köylerin ortasına denk gelecek şekilde ve bölgede yaşayan insanları mağdur edecek bir konumda bu kampın yapılması kesinlikle iyi niyetli bir girişim değildir.

Maraş/Terolar köyü sınırları içinde planlanan kamp alanı, hiçbir açıdan 27 bin kişinin fazladan yerleşebileceği bir alan değildir. Bölge halkının sosyal yaşam tarzı, inancı, arazinin yetersizliği, tarımsal kaynakların yetersizliği, alt yapı yetersizliği ve hayvancılık imkanlarının yetersizliği göz önüne alındığında bu projenin bu alana dayatılması kabul edilemez.

Türkiye başta olmak üzere emperyalist ve işbirlikçi ülkelerin savaş politikaları yüzünden yerinden yurdundan olan ve zorunlu olarak göç eden Suriye halklarının acılarını paylaşıyoruz. Fakat yapılacak ilk yardım onlar için bir kamp kurmak olmamalıdır. Suriye halkına yapılacak en acil yardım Türkiye nin Suriye’den elini çekmesidir. Türkiye devletinin Suriye halkı için en başta atması gereken adım Suriye üzerindeki de savaş politikalarını durdurmak ve Suriye’deki iç savaşa silah göndermekten vazgeçmek olmalıdır.

Türkiye devletinin siyasal ve ekonomik politikaları yüzünden İngiltere ye göçmen olarak gelmiş ve yaklaşık 30 yıldır İngiltere de yaşayan Türkiyeli halklar olarak;

Türkiye Devleti ve AKP Hükümeti’nin gerici, ırkçı, faşizan ve savaş yanlısı tavrını kınıyoruz!

Türkiye içinde ve Suriye başta olmak üzere sınır ötesindeki tüm komşu ülkelere karşı düşman tavrını ve savaş çığırtkanlığını lanetliyoruz!”

Basın metninin okunmasının ardından kurum temsilcileri ve dinleyiciler görüşlerini açıkladılar. Yapılan konuşmalarda Maraş’taki direnişe destek olunması çağrısı yapıldı.

Destek veren kurumlar: Paz-Der, BAF, El-Com, Tohum Kültür Merkezi, Nurhak Kültür Evi, Kırkısraklılar, Bozca-Der, Alxas-Kistik, Dersim-Der, Kürt Halk Meclisi, Day-Mer,Kaşanlılar Dernegi, Tilkililer, Gik-Der, Koçgirililer

KCK, AKP’nin soykırım politikalarına karşı mücadele çağrısı yaptı

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, AKP faşist iktidarının Kürdistan’ın her yerinde Şark Islahat Planı’nı güncelleyen soykırım politikalarını devreye soktuğunu belirtti.

Sur, Cizre ve Silopi’de uygulamaya koyulan demografik yapıyı bozma ve soykırım politikalarını hatırlatan KCK, bu politikanın şimdi de Maraş Pazarcık’ta gündeme konulduğuna dikkat çekti.

Davutoğlu’nun bugün Amed’e gideceğini hatırlatan KCK, Amed halkının soykırım politikalarına karşı çıkması gerektiğine dikkat çekti.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, ‘’Pazarcık’taki Alevi Kürt köylerinin ortasına Suriyeli mültecileri yerleştirerek Maraş katliamıyla boşalttığı Pazarcık’ı, şimdi de bu yolla Alevi Kürtlerden arındırmak istemektedir. I. Dünya Savaşı ortamında İttihat Terakki eliyle Ermenileri, Süryanileri soykırıma uğratan Türk devleti, şimdi de Ortadoğu’da yaşanan 3. Dünya Savaşı ortamında AKP iktidarı eliyle Kürtleri ve Alevileri bu topraklardan silmek istemektedir. Zamana yaydırılmış soykırım politikası 2016 yılında hızlandırılmış bulunmaktadır’’ denildi.

AKP iktidarının modernleşme kılıfı altında Kürt halkını kültürel soykırıma uğratacak toplumsal mühendislik faaliyetine girişmiş bulunduğunu belirten KCK, AKP’nin şehirlerin ilk önce yıkıp sonra kültürel soykırımı hızlandıracak biçimde yapılandırmaya çalıştığı, Sur’u modernleştirme ve altyapıya kavuşturma adı altında Amed’in ruhunu beton yığını altında yok etmek istediği ve bu politikasını yıktığı tüm şehirlerde uygulamayı hedeflediği vurguladı.

ŞARK ISLAHAT PLANI GÜNCELLNEREK UYGULAMAYA KONULMUŞ

KCK açıklamasında şu ifadelere yer verildi: ‘’Pazarcık’ta bu politikayı Sünni Arapları yerleştirerek yapmak istemektedir. Pazarcık ovasının kültürü ve ruhu değiştirilmek amaçlanmaktadır. 1926 Şark Islahat Planının en temel hedefi, Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirmedir. Fırat’ın batısındaki bu politika 1978 Maraş Katliamıyla daha da yoğunlaştırılmış, Fırat’ın batısındaki Kürtlerin yüzde 80’den fazlası göçertilmiştir. Bugün Maraş, Malatya, Sivas, Dersim ve Erzincan’daki Kürtlerin çoğunluğunun ya Avrupa’ya ya da Türkiye’nin metropollerine göçertilmesi bu politikanın sonucudur. 1978 Maraş Katliamıyla hızlandırılan bu politika, şimdi Suriyeli mültecileri yerleştirme ile sürdürülmektedir.

Suriyeli mültecileri yerleştirecek yer kalmamış gibi inanç ve kültürel olarak doku uyuşmazlığı yaşayacak bir topluluğun Pazarcık’a yerleştirilmesi hem bir soykırım saldırısıdır, hem de Maraş Katliamı gibi olaylara yol açacak bir provokasyondur. 1978 yılında devletin IŞİD, El Nusra ve Ahrar El Şam zihniyetinde olanları kullandığı düşünülürse Pazarcıklıların neden bu yerleşmeye karşı oldukları daha iyi anlaşılır. Pazarcıklıların mültecilerin yerleştirilmesine yönelik tutumu, protestosu ve direnişi haklıdır. Hangi ahlaka, vicdana ve hukuka vurulursa vurulsun Pazarcıklıların direnişi haklıdır ve herkes tarafından desteklenmelidir.

TÜM KÜRT HALKI VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ PAZARCIK’A SAHİP ÇIKMALI

Kürt halkına karşı yürütülen kültürel soykırım saldırısına en fazla maruz kalan Fırat’ın batısındaki Alevi Kürtler olmuştur. Kürdistan ve Türkiye sınırında yaşamaları onları soykırımın temel hedefi ve kolay lokma haline getirmiştir. Alevi Kürtler, Sünni Hanefi Türk yaratma politikası nedeniyle hem Kürt hem de Alevi olduklarından baskıya uğramışlardır. Kürt halkı içinde kültürel soykırımcı sömürgecilikten en fazla çeken topluluk olmuşlardır. Dersim soykırımı ve Maraş katliamıyla birlikte Fırat’ın batısının Alevi Kürtlerden arındırılması bunun en açık kanıtıdır.’’

KCK açıklamasının devamında tüm Kürt halkına ve demokrasi güçlerine şu çağrı yapıldı:

Tüm Kürt halkı ve demokrasi güçleri Maraş Pazarcık’taki Suriyeli mültecileri yerleştirme politikasını Sur, Cizre ve Silopi’de uygulanan soykırım politikasının bir parçası olduğu bilinciyle Pazarcık halkının direnişinin yanında yer almalı; 1978 Maraş Katliamının yeni yollarla sürdürülmesine izin vermemelidir.

AKP hükümeti faşist karakteri nedeniyle hiçbir biçimde, hiçbir yerde halkın iradesini dikkate almadan, halkın onayına başvurmadan kararlar almakta ve uygulamaktadır. İstanbul Gezi’de de, Artvin Cerattepe’de de; Sur, Cizre, Silopi’de de, Pazarcık’ta da bu zihniyetle hareket edilmektedir. Bu zihniyet geriletilmeden Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve özgür yaşama kavuşması mümkün değildir.

AMED HALKI SOYKIRIMA CEVAP VERMELİ

Türk başbakanı Davutoğlu’nun bugün Amed’e gideceğini hatırlatan KCK, Amed halkının soykırım politikalarına cevap vermesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, ‘’Ahmet Davutoğlu bakanlarıyla birlikte Amed’e giderek demagojiyle halkı aldatmak ve soykırım politikasını bu temelde pratikleştirmek istemektedir. Amed halkı ve sivil toplum örgütleri bu aldatma seferine kanmamalı, “Sur’u biz inşa edeceğiz” diyerek soykırım saldırısına cevap vermelidir. AKP iktidarı milyarlarca dolar tazminat verse dahi verdiği zararları karşılayamaz. AKP iktidarının Sur’a verdiği zarardan ve gerçekleştirdiği katliamlardan dolayı yargı önüne çıkmaktan başka bir yolu yoktur.

AKP iktidarı ancak demokrasi güçlerinin direnişiyle geriletilebilir. Bu temelde Türkiye’nin tüm demokrasi güçlerini her yerde Kürt halkının direnişinin yanında olmaya çağırıyoruz’’ denildi.

ANF

Maraş mala nivanan e!

“Maraş bize mezar olmadan, düşmana gülizar olmaz.”

Maraş’ta etnik temizlik tamamlanmak isteniyor. Kürdistan’ın diğer illerinde de bunun altyapısı hazırlanıyor. Cizre, Şırnak, Sur, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Hakkari yıkıntıları üstünde etnik yapıyı değiştirecek hazırlıklar yapılıyor. Kamulaştırma adı altında yapılan şeyin ne olduğu biliniyor. Maraş gibi bölgelerde zaten Büyükşehir yasası kapsamında Alevi köylerinin meraları devlet arazisi haline getirilmek suretiyle, yerleşim alanları arasına Truva atı gibi alanlar kuruluyor. Devletin el koyduğu alanların kimliksel dönüşümü için her şey deneniyor, yapılıyor. Bölgede kalanlara bile tahammül edilmiyor. Köylerine, arazilerine el konuyor. Yaşam alanları daraltılmak suretiyle Kürt Alevilerini Maraş’a gidemez hale getirmek isteniyor.

Maraş’ın Aşağı Terolar -Sivricehöyük- de yapılmak istenen kamp bu siyasetin bir parçası olarak kuruluyor. Etnik temizlik için savaş mağdurları kullanılıyor. Sahiplenme adı altında iç siyasetin malzemesi yapılıyor. Suriye’de savaşı derinleştirip, savaşı bitirecek adımların atılması engelleniyor. Göç üzerinden, girdiği çıkmazı aşmak istiyor. Avrupa’yı teslim aldığını sanıyor. Bölgeyi teslim almak istiyor. Bunu yaparken de hiçbir değere saygı duymuyor.

Maraşlılar mülteci karşıtı bir duruma düşürülmek isteniyor. Ki; Maraşlılar mülteciliği bilirler. Maraş Katliamı sonrası dünyanın dört bir yanına dağıtılmışlardır. Mülteci olarak gitmişlerdir, göçmen olarak gitmişlerdir. Evlerini, topraklarını geride bırakıp gitmişlerdir. Geldikleri yerlerde büyük acılar yaşamışlardır. Acıyı en iyi bilen topluluklardandırlar. İşte bu topluluğa karşı bir mülteci meselesi çıkarılıyor. Ve sanki bu topluluk mülteci karşıtı bir toplulukmuş gibi yansıtmaya çalışıyor. Kirli emellerinin görmediğimizi sanıyor.

Kürtlerde bir laf vardır “Av mala nivanan e”. Kürtler birisini övdükleri zaman bu cümleyi kullanırlar. “O misafir ağırlayan evdir”. Bunu en iyi şekilde yapmışlardır. Dışardan gelen topluluklarla iç içe yaşamasını bilmişlerdir. Misafirliklerinde kusur etmemişlerdir. İşgalci, talancı bir gelenekten gelenlerin bunu çarpıtarak, yandaş medyanın Maraşlıları hedef alması abesle işgal etmektir.

Maraşlıların tavrı savaşın önüne geçmek, çatışmanın önüne geçmek, sarayın onu siyasal ve sosyal olarak örgütlemek istediği o rejimsel duruşun karşısında duran demokratik bir harekettir. Bu kampların IŞİD’in alanı olmaktan çıkarılması mücadelesidir. IŞİD ve saray örgütlenmesine, planlarına karşı bir hareket olarak okumak gerekmektedir.

Maraş 1978’de viraneye çevrildi. İnsanlar yurtlarından edildi. Göçe zorlandı. Böylesine bir zemin oluşturuldu. Sonra sorumalarına sahip çıkanlara, böylesine bir zemin üzerinden “dışarıdan gelenler” diye yaygara koparılıyor. Utanılmadan, sıkılmadan Maraşlılara böyle deniyor. Topraklarına, atasının mezar taşına sahip çıkanlara yeniden çatışma dayatılıyor. Toplum çatışma zeminine çekiliyor. Geçmiş hatırlatılıyor. “Sizi nasıl kestik hatırlayın” deniyor. “Gene yaparız, yaptırırız” deniliyor.

Çatıştırılıyor, tanklarla, toplarla kentleri bombalıyor, kendisi de sanki barışın, istikrarın temsilcisiymiş gibi duruyor. Toplumu aşağılıyor, hakaret ediyor bunun üzerinden sanki değerlerin temsilcisiymiş, koruyucusuymuş gibi davranıyor.

Kürt bölgelerinin tümünde bir çatışma ve gerginliğin bir kırılma yaratacağı bilindiği halde bunlar yürütülüyor. Soruna sorun katılıyor. Soruna sorun katmak üzerinden bir beslenme yaratılıyor. Şu anda AKP iktidarı Türkiye’de sadece bir mekanizmanın ve birilerinin iktidarı biçiminde şekillenmiyor. Aslında yeni bir anlayışın, tarzın yerleştirilmesi biçiminde şekilleniyor.

Erbakan’ın “kanlı mı, kansız mı” noktasından, kanlı bir tercih üzerinden yürünüyor. Bu kanında, kimlerin kanı olduğu, görülüyor. Kurulmak istenen sistemin bütün verileri görülüyor. IŞİD ortaklığında yol alınmak isteniyor. Bunda, dünyaya rağmen direniliyor.

Bu klasik Türk-İslam sentezinin de ötesinde bir duruma tekabül ediyor. Bir kişinin iki dudağı arasında çıkacak kelimelere hapsedilirmiş bir ülke dayatılıyor. Tüm değersizliğin, kişiliksizliğin örgütlendirildiği bir Türkiye isteniyor. Muhalefet ne yapıyor. HDP kendi cephesinde direniyor. MHP, Kürt, Alevi düşmanlığı üzerinden AKP’ye kendisini yedekliyor. CHP ikirciklikten öteye geçemiyor.  Asıl düğüm de burada kilitleniyor. Saray, AKP, Kemalist’inden tutun, sosyal demokratına, liberalinden, muhafazakârına kadar, tüm kesimleri ortadan kaldırmayı hedefliyor. Muhafazakârlığında ötesinde bir gericiliği örgütlüyor.

Tüm kesimlere yönelik bir operasyonel durum söz konusu iken, CHP’nin hala arada kalıyor olması, hala ilkel refleksler içerisine giriyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. Yapılanlara zemin oluşturmak, güçlendirmek ve desteklemek anlamına geliyor ki, bugüne kadar yapılanlar bunun böyle olduğunu gösteriyor. Eren Erdem’in meselesinde ortaya konan şey doğrunun bile arkasında duramayacak kadar basiretsizliktir. Bu ikircikli politika demokrasi cephesini zayıflattığı gibi, CHP’nin var olan varlık zeminini de giderek ortadan kaldırıyor. CHP’de devlet refleksi derinlemesine işlemiş durumda. Kendisini devlet sanıyor. Samanın altından çok suyun yürüdüğünü görmek istemiyor. Hapsedildiği yerden çıkamıyor.

Maraş bir daha yıkıma doğru sürüklenirken, herkes sorumluluğunu görmek zorundadır. Kürt Alevilerin yalnızlığı aşılmıştır. Kendisine sahip çıkan bir noktada direnişe geçmiştir. Kendince bir dili vardır. Tüm demokrasi güçlerini birliğe davet eden, yaşlı bedenlerin polis, asker dipçiklerinin önünde Gandi gibi oturdukları, mazlum bir harekettir. Masum bir tavırdır.

Görenlere Allah eyvallah…

Maraş Katliamı sürdürülüyor

HÜSEYİN ALİ

Maraş’ta Pazarcık’ın Terolar Köyü’ne Suriyeli mülteciler yerleştirilecekmiş. Sanki Türkiye sınırları içinde başka yer kalmamış! Pazarcık’ta Alevi Kürt köylerinin arasına Suriye’deki mezhep çatışmasının bir tarafı olan Sünni Arapları yerleştirme uygulaması tam bir provokasyon olduğu gibi, Maraş Kürtlerine uygulanan planlı soykırım parçasının devamı niteliğindedir.

Neden Pazarcık sorusuna verilecek tek bir mantıklı cevap yoktur. Eğer bu mülteciler yerleştirilecekse kültür olarak, yaşam olarak uyum sağlayacağı bir toplumsal çevreye yakın yer olabilirdi. Böyle yapılacağına tersi yapılıyor. Bu uygulamada iyi niyet aranabilir mi? Tabii ki hayır! Burası bilinçli seçilmiştir. Maraş Kürtlerine yönelik soykırımı bir adım daha ileri götürmek istemişlerdir. Zaten 1978 Maraş Katliamı’ndan sonra Alevi Kürtler Avrupa ve Türkiye metropollerine kaçırtılarak demografik yapısı bozulmuştur. Kürtlerin yüzde 90’ı devlet tarafından örgütlendirilmiş insan kaçakçıları tarafından göçertilmişti. Şimdi Pazarcık köylerinin nüfusu kadar, belki de daha fazla sayıda Suriyeli mülteci yerleştirilerek bu topraklar Kürtlerin elinden alınmak istenmektedir.

Maraş Alevileri 1978 katliamıyla bir travma yaşamışlardır. Hala bu katliam için Maraş’ta bir özür bile dilenmemiştir. Hatta bu katliamı kınamak ve ölenleri anmak isteyenler Maraş’a sokulmamaktadır. Anma yapmak isteyenlere polis sert biçimde müdahale etmektedir. Aleviler hala kendi topraklarında kendi inanç ve kültürleriyle özgür yaşama kavuşmamışlardır. Hem Alevi, hem Kürt olarak asimilasyon politikasıyla karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla Sünni Arapları yerleştirme politikaları hem inanç, hem de etnik kimliklerine yönelik bir saldırıyı ifade etmektedir.

Maraş Alevi Kürtleri 1978 travmasını atlatmamışken, Suriye’de Alevi düşmanlığı ortamından gelen, hatta Suriye Alevilerine yönelik acımasız katliamlar yapan IŞİD, El Nusra ve Ahrar El Şam gibi örgütlerin içinden çıktığı bir toplumu Alevilerin yaşadığı Pazarcık köylerinin arasına sokmak yeni bir travma yaşatmak değil de nedir? Pazarcıklılar şimdi de bu yolla topraklarından koparılmaya çalışılıyor. Maraş’ın tümden Alevisizleştirilmesi, Kürtsüzleştirilmesi politikası ısrarla sürdürülmüş oluyor. 1926 Şark Islahat Planı’nda var olan özellikle Fırat’ın batısının Kürtsüzleştirilmesi politikasının sürdürülmesi oluyor.

Şark Islahat Planı’ndan bu yana nereden bir topluluk Türkiye’ye getirilirse Kürtlerin içine yerleştirilmiştir. Elazığ’a, Bitlis’e dışarıdan birçok topluluk getirilip yerleştirilmiştir. 1980 askeri faşist darbesinden sonra Kırgız Türkleri getirilip Urfa’ya ve Van’a yerleştirilmiştir. Yakın zamanda getirilen Ahıska Türkleri de Kürdistan’a yerleştirilmiştir. Şimdi de Sünni Araplar getirilip Maraş Alevilerinin içine yerleştiriliyor. Halbuki bu tür yerleştirmelerde kültürel, sosyal ve doğaya uyuma dikkat edilir. Pazarcık’a yerleştirilmek istenen mülteciler konusunda bu hiç dikkate alınmamıştır. Çünkü amaç gelenlerin huzurunu düşünmek değil; yerleştirilen yerin toplumunun huzurunu bozup kaçırtmaktır.

AKP iktidarı demografik yapıyı bozmak için sadece Maraş’a el atmış değildir. Şimdi Amed, Mardin, Şırnak ve Hakkari için de benzer bir planlama yapıldığı söylenmektedir. Biz olmasına ihtimal vermiyoruz; çünkü toplumsal huzursuzluk kaynağı olur; ama Sur’a bile Arap göçmenlerin yerleştirilmesinden söz ediliyor. AKP iktidarı o kadar çılgınlaşmıştır ki, bu iktidardan her şey beklenir. Dünyanın gözü önünde sivil yerleşim yerlerini tankla, topla yıkan bir hükümetten her şey beklenir. Kadın, çocuk, yaşlı sivilleri katledip sonra da “biz hiç sivil öldürmedik” diyen bir hükümetten her şey beklenir.

AKP iktidarının toplumun karşı çıkmasına rağmen yaptığı dayatmalara ancak örgütlenip mücadele edilerek karşı çıkılabilir. Pazarcıklılar kesinlikle kendi içlerine bir hançer gibi sokulmak istenen mülteci yerleştirilmesine karşı çıkmaktadırlar. Bu, Pazarcıklıların hakkıdır. Karşısında devlet dahi olsa kendilerine sormadan böyle bir yerleşim yeri kuramaz. Pazarcıklılar kabul etmiyorsa o yerleşim yeri kurulamaz. Biz devletiz, karar alırız, oraya istediğimizi yerleştiririz diyemez. Hele hele 1978 travmasını hala üzerinden atmamış Pazarcıkların arasına içinde IŞİD, El Nusra, Ahrar El Şam ve diğer çete örgütlerinin cirit attığı, atacağı bir yerleşim yeri kurulamaz.

Pazarcıklılar karşı çıkmıştır, ama bu yetmez. Dünyanın her yerinde Maraşlılar bu soykırım saldırısına karşı harekete geçmelidir. Tüm Alevi örgütleri harekete geçmelidir. Pazarcık’a yerleştirilmek istenen mülteciler aynı zamanda Fırat’ın batısını Kürtsüzleştirme politikasının bir uygulamasıdır. Bu açıdan tüm Kürt kurum ve kuruluşları da Pazarcıklıların yanında olmalı ve sahip çıkmalıdırlar. Antep’ten Iğdır’a, Dersim’den Hakkari’ye kadar tüm Kürt halkı Pazarcık halkını yalnız bırakmamalıdır. HDK ve HDP daha aktif biçimde Pazarcık halkının yanında yer almalı, bu yerleşkenin kuruluşunu engelleme direnişine katılmalıdır.

Türk devletinin ne Kürtler, ne Aleviler, ne de başka etnik ve dinsel topluluklar üzerindeki soykırım politikası son bulmuştur. Herkesi Sünni Türk yapma politikası sürdürülmektedir. Maraş’ta da, tüm Kürdistan ve Türkiye genelinde de izlenen temel politika budur. Bu bir ulusal strateji olarak uygulanmaktadır. Türkiye’nin tek maddelik anayasası budur.