Ana Sayfa Blog Sayfa 6337

İblis’in talim ettiği yol İslam’la sıvanıyor

CELAL FIRAT

Çocuklar susuyor, peygamberde 13 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlendi deniliyor. Bu olayların başlıca sebebi din kisvesi altında çocuklara sunulan sapıklıktır. Özellikle son zamanlarda vicdanımızda infial yaratan sapıklık, gizli ahlaksızlık ve kompleksi sapık kişilikler toplumun yaşadığı tramvayı göstermektedir. Aptallaşan ahlaksızlaşan bireyler hızla dindarlaşıyor bunu görmemek imkânsız.

Çocukları suçlayarak cinsel istismarı onların suçuymuş gibi gösteriyorlar, dil becerileri, zekâ seviyeleri hiçe sayılıyor çocuklar sapıkların seksüel oyunlarıyla büyüyor.

BU ÜLKENİN ÇOCUKLARI ARTIK SUSKUN ÇÜNKÜ

– Kendilerine inanılmayacağını düşünüyorlar SUSUYORLAR çünkü bu sapıklar ailelerin gözünde ulema görünüyorlar.

– Başlarının belaya gireceğini Allah’ın onları cezalandıracağına inandırıldıkları için SUSUYORLAR

– Tehdit edildikleri için SUSUYORLAR

– Bu iğrenç sapıklığı oyun içinde öğrendiğinden ya da din eğitimi sandığından dolayı SUSUYORLAR

– Kendilerine yapılanı engellemeye çalışmadıklarından suçluluk duygusuna kapılıp SUSUYORLAR

– Yapılan eylemin aşağılayıcı, baskılayıcı niteliğinden dolayı utandıklarından SUSUYORLAR

Ancak biz Aleviler susmayacağız

Onlar bizim de çocuklarımız

Bizim de geleceğimiz

Bize atılan iftiraları beleyerek o çocukları kindar ve dindar yetiştirenlerin gerçek yüzü pazara çıkıyor karma eğitimi tehdit olarak gören şahsiyetlere de duyurulur “sapıkların cinsiyet ayırımı yok “karma eğitimi, Cumhuriyeti tehdit olarak görmek demek bu olaylara açık kapı bırakmak demektir.

Maraşlı Alevilere destek büyüyor

HDP’li vekiller ve Alevi örgütleri, Terolar Mahallesi’ne yapılacak Mülteci Kampı’na karşı nöbet eylemini sürdüren Maraşlı Alevileri ziyaret etti. Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde merkez Dulkadir ilçesine bağlı Sivrice Höyük (Terolar) Mahallesi’nde mülteciler için yapılmak istenen konteynır kente karşı başlatılan çadır nöbeti 8’inci gününde devam ediyor. Demokratik Alevi Derneği, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve çok sayıda parti ile sivil toplum örgütü yöneticileri, Alevileri ziyaret etti. Burada açıklama yapan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, daha kamp yapılmadan meclise soru önergesi verdiklerini ve hala bu soru önergesine hükümet yetkililerinin bir cevap vermediğini söyledi. Karşı oldukları şeyin mülteciler olmadığını ifade eden Toğrul, “Bu toprakların insanları mülteciliği çok iyi biliyorlar. Bu nedenle karşı olduğumuz mültecilerin buraya getirilmesi değil, yanlış alan seçimidir” dedi. Devletin halkın iradesini kabul etmekle mevzi kaybetmeyeceğini aktaran Toğrul, yetkilileri durumu tekrar gözden geçirmeye çağırdı. Toğrul, mülteci kampı yapılması dahilinde alanda çıkacak sorunlardan hükümetin sorumlu olacağını kaydetti.

‘Yakıp yıkıp TOKİ’ye teslim ediyorlar’

HDP Dersim Milletvekili Ali Can Önlü ise, “DAIŞ ile işbirliği yapılarak bu insanlar mağdur edildi. Bu halkı nasıl mağdur ettiyseler mağduriyetlerini öyle gidersinler. Tank, top ile mağduriyet giderilmeye çalışılıyor” dedi. Devletin ilçeleri yakıp yıkarak TOKİ’ye teslim ettiğinin altını çizen Önlü, “Suriye’de nasıl yakıp yıktıysalar; Sur, Silopi’de de onu yaptılar. Önce yakıp yıktılar, sonra TOKİ’ye teslim ediyorlar” diye konuştu.

DİHA

Baki Düzgün “Konu kapatılıp, üstü örtülmek isteniyor”

ABF Genel Başkanı Baki Düzgün, Ensar Vakfı’nda 45 çocuğa tecavüz edilmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yaparak olayı kınadıklarını belirtti. Düzgün’ün “çocuklar geleceğimizdir” dediği açıklamada, bunun örtülemeyeceğini savundu. İşte o açıklama;

ENSAR VAKFINDA 45 ÇOCUĞA TECAVÜZ EDİLMESİ VE BU KONUNUN KAPATILIP ÜSTÜNÜN ÖRTÜLME ÇABASI

“Ensar Vakfında 45 çocuğa tecavüz edilmesi Akp iktidarının 14 yıl da geldiği utanç tablosunun tam özetidir.”

“Cesaretli 8 öğrenci ailesi 6 Mart tarihinde Karaman Devlet Hastanesi’nde kontrolden geçen çocuklarına tecavüzü raporla belgelemişlerdir”

Yeryüzünde hiç bir insan, hiç bir inançlıya, inandığı için kin beslemez. Beslememeli de.

Birçok Dindar insanın inandıkları dinlerinin kendilerini iyi bir insan olma konusunda motivasyon sağladığını biliyoruz.

Bizler Alevi-Bektaşi ve bileşenleri olarak İnsanların inançlarını özgür bir biçimde yaşamak istemelerini ve buna da haklarının olduğuna inanıyoruz, anlıyoruz ve saygı duyuyoruz.

“Türbanlı bacılarımızı üniversiteye almadılar” diye yola çıkanlar, çocuk istismarlarına, tecavüzcülerine karşı çıkıp gerekli yasal işlemleri yapacaklarına, yasa ve kanunları uygulayacaklarına aksine ‘Savunma’ durumuna geçmiş pozisyondalar…

Bu olayın açığa çıkmasından sonra soruşturan savcıları görevlerinden alıp sansür uygulayanlar Adeta “Müslüman, Müslüman’ın ayıbını örter” mantığıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu Ensar Vakfındaki özellikle çocuklara yaşatılan Cinsel İstismarı “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için bir gerekçe olamaz.” diye savunmuştur.

İstismarın, tecavüzün adı! Din adı altında Kur’an kurslarında işlenmektedir.

“Bir kere rastlanmıştır..!”

“Abartmayın!”

“Bir kereyle bir şey olmaz mantığı..!”

Devletin bir bakanının ağzından çıkmaktadır.

Yani şunu mu anlamamız gerekiyor.

“Birkaç tane daha toplu tecavüz olsun, sonra karalarsınız. O zaman icabına bakarız!” demeye mi getiriyorlar.

Vatandaşlara “EDEP YAHU” diye seslenenlere aynı şekilde hitap etmek gerek “EDEP YAHU!”

Bunların kendini destekleyenlere de saygısı yok.

“Çocuk istismarı için verilen önergeyi elbirliği ve oy birliği ile ret ettiler.”

Temel bozuk ise bina çöker. Cehalet fazilet değildir. Bilinçli bir şekilde cahil bıraktırılmış halklardan Cehalet çıkar. 45 çocuğa aylarca tecavüz edilecek ve o vakfı yönetenler bunu bilmeyecek!?

Üstelik bu olayı ortaya çıkaran gazeteci de İl’in Mülki Amirinden, Emniyet Müdüründen ve Parti Yöneticilerine kadar hepsinin haberi olduğunu da söylemiştir.

Geçmişte Köy Enstitüleri, günümüzde Nesin Vakfı, Matematik Köyü, özellikle de sizin tarihin en karalama kampanyasıyla “mum söndü oynuyorlar “ diye iftira attığınız Alevilerin; Alevi Bektaşi Fedarasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği ve bunlar gibi Vakıf – Dernek bileşenlerinde Hele ki özellikle de çocuklara istismar, tecavüz yoktur.

Karaman’lılardan ses çıkmıyor… Müslüman’ız, Müslümanlık bu değil diyenlerden ses çıkmıyor… Yandaş Medya’dan, Başbakandan, meclisteki 317 AKP Milletvekillerinden özellikle Karaman Milletvekillerinden, Validen, Belediye Başkanından, Milli Eğitim Bakanından, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakandan, İl Milli Eğitim Müdüründen, ailelerden vs vs ses çıkmıyor… En çok da bu çocukların ailelerinden ses çıkmaması insanı üzüyor…

Ortada eşitsizlik, haksızlık ve adaletsizlik, istismar, tecavüz varsa inandığımızı söyleme hakkımızın da olduğunu savunuruz.

Onlar! Ne kadar üstünü örtmeye, unutturmaya, kanıksatmaya çalışırlarsa çalışsınlar, aksine unutmayıp, hatırlatıp ve hatta teşhir etmeye çalışırız.

Çünkü çocuklar bize insan olmamızı, masumiyetimizi, kirlenmemişliğimizi gösteren yegâne varlıklardır.

Çocuklarımıza sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır.

Çünkü çocuklar geleceğimizdir.

Alevi-Bektaşi Federasyonu

Genel Başkan

BAKİ DÜZGÜN

 

DAD “Son kalan varlığımız yok edilmek isteniyor”

Maraş’da Kürt Alevi yerleşim alanlarına yapılmak istenen IŞİD kamplarıyal ilgili bir açıklama yayınaladı. Alevileri desteğe çağıran DAD’ın açıklaması şöyle:

Son kalan varlığımız yok edilmek isteniyor

AKP hükümeti Maraş’ta 30 bin kişilik, mülteci kampı sekiz Alevi köyünün tam ortasına kurulmak isteniyor. Peki, bu durum karşısında sorular sormak gerekiyor.

Aleviler Bu Konuda Ne Düşünüyor?

Alevi toplumu için zor durumda kalana el uzatmak yardımcı olmak en temel düsturdur. Bu durum asla mülteciler ya da Suriye ve Arap halkına karşı değil. Tamamen AKP’nin bilinçli bir demografik dönüşüm gerçekleştirme( katliam hazırlığı yapma) ve halkları karşıtlaştırma planına karşı durmak ve gelecekte oluşacak daha derin meselelere karşı önlem almaktır. Yoksa Rıza ile gelen mihman başımız üzerinedir.

Neden Kürt Alevi Yerleşim Alanı seçiliyor?

Hedef Maraş hattını alarak burada son kalan Alevi varlığını silerek Adıyaman, Malatya hattını da demografik dönüşüme uğratmak ve nihai asimilasyon sürecini nüfus yapısıyla da sonlandırmak.

Alevi Toplumu Ne Yapmalı? Alevi toplumu Kızılbaşı, Bektaşi’si, Çepni’si, Tahtacı’sı, Nusayri’si topyekûn bir direnişe geçmeli. Evinde Sokağında şehrinde. Alevi Kurumları Ne Yapmalı? Tüm alanlarda yürüyüş, basın açıklamaları ve Maraş’a yürüyüşler yapmalıdırlar.

Alevi Gençliği Ne Yapmalı?

Maraş kırmızıçizgimizdir, Alevi yaşam alanlarında mutlak savunmalarını almak zorundadırlar. Tüm kentlerden toplu şekilde Maraş’a gitmelidirler. Bunun için kimseye danışmak zorunda değillerdir. Toplumları tehlikededir. İnançları tehlikededir. Sadece 12 hizmet görevi yürüterek bu topluma sahip çıkamazlar. Kimse kendini kandırmasın. Gün direnmek günüdür.

XIZIR CÜMLEMİZİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN…

DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ

 

Terolar’da direnişe destek ziyaretleri sürüyor

MEREŞ – Terolar köyünde halkın direnişi devam ederken, milletvekilleri halkı ziyaret etti. Maraş Yaşam Platformu öncülüğünde, Maraş Merkez Dulkadir ilçesine bağlı Alevilerin yaşadığı Sivrice Höyük (Terolar) Mahallesi’nde mülteciler için yapılmak istenen konteynır kentin yaşam alanlarını daraltacağı nedeniyle başlatılan çadır nöbeti devam ediyor. Direnişteki Maraşlı Alevileri, Demokratik Alevi Derneği, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü yöneticileri ziyaret etti. Burada HDP’li vekiller açıklama yaparken kitle sık sık “Direne direne kazanacağız” ve burası bizimdir bizim olacak” sloganları atıldı. İlk olarak konuşan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, daha kamp yapılmadan meclise soru önergesi verdiklerini ve hala bu soru önergesine hükümet yetkililerinin bir cevap vermediğini söyledi. Karşı oldukları şeyin mülteciler olmadığını ifade eden Mahmut, “Bu toprakların insanları mülteciliği çok iyi biliyorlar. Bu nedenle karşı olduğumuz mültecilerin buraya getirilmesi değil, yanlış alan seçimidir” dedi. Devletin halkın iradesini kabul etmekle mevzi kaybetmeyeceğini aktaran Mahmut, yetkilileri durumu tekrar gözden geçirmeye çağırdı.
JINHA

Türk Devletinin Pazarcık’taki Etnik Politikaları

Kürdistan’ı işgal eden Türk devleti, Kürdlerin dillerini, kültürlerini, tarihle­rini, inançlarını yasaklamıştır. Tüm bu politikalar Paz­arcık’ta da uygulanmıştır.

1- Devlet Pazarcık’ta ırkçılık yapmıştır.

* Pazarcıklı Kürdler kendi dilleriyle değil, sömürgecilerin diliyle okullar­da eğitim görmüşlerdir.

* Alevi olarak inançlarını serbestçe yaşayamamışlardır.

* Köylerinin, dağlarının, ailerinin adları zorla ve kanunla türkçe yapılmış; bu isimlerin kürdçe olması yasaklanmıştır.

2- Türk devleti Pazarcık’ta klasik sömürgecilik yürüttü ve yürütüyor.

* Pazarcık, kromuyla zengin bir yerdi. Çokmox köyünden Dî Şakoke‘ye kadar uzanan 40 km‘lik alanda krom yatakları vardı. Krom 7 ayrı demir­de kullanılan ve adeta altınla eşdeğerde bir madendir. 1947’de işe koyulan ve Pazarcıklı olmayan Çanakçı Şirketi 800 bin ton krom götürdü. Ve bugüne kadar 2 milyon ton krom çıkarıldı. Bunun sadece 50 bin tonunu Pazarcıklı insanlar sattı. Diğerini Türk devleti ve Türk şirketleri sattı.

* Bugün de devlet iki çimento fabrikası kurdu. Çimentonun hammaddesi kil toprak, marn ve kireç taşıdır. Pazarcık dağları bu madenlerle örülüdür. Yılda 6 milyon ton çimento bu madenlerle üretiliyor ve satılıyor.

3- Sömürgeci devletin uyguladığı katliam ve zulüm politikası

* 1978’de Maraş Katliamı oldu. Maraş‘ta Kürd-Aleviler öldürüldü. Evleri ve işyerleri yakıldı. Sonra Kürdlerin çoğu oradan ayrıldı. Yani Kürdler bir şehir merkezini kaybettiler. Mağdurların önemli bir bölümü Pazarcıklıydı.

* 1980 askeri darbesinde Pazarcık‘ın her köyü askeri kışlaya çevrildi. Faşist ordu istediği köyü basıp, istediği kişiyi gözaltına aldı, işkence etti, hapse mahkum etti. Yüzlerce Pazarcıklı 6 ay, 8 ay işkencede kaldı. Sömürgeci askerler darbe ortamında her köyde yaşlılara çeşitli eziyetler yaptı. Pazarcıklı devrimciler zindanda ve dağlarda buna karşı mücadelelerini yükselttiler. Besey Anuş, Battal Evsan ve Mustafa Yön­dem bu örneklerden sadece bazılarıdır.

4- Yayla Yasağı ve Bağların Kuruması

* 1991‘de Pazarcık‘ta yayla yasağı başladı. Her köyde en az 10 aile hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Pazarcık köylerine ait 100‘den fazla yayla vardı. Gundî Mamiş gibi bazı köyler de tümüyle hayvancılık yapar ve sürü besler­lerdi. Hatta öyle ki Antep’in kurbanlarının yüzde 70’i Pazarcık‘tan giderdi. Yayla yasağı hem hayvancılık kültürünü, hem de çok önemli bir ekonomik faaliyeti yok etti.

Türk devleti adım adım Pazarcık‘ı ekonomik yönden de çökertmeye başladı.

* Bu dönemde vahşet düzeyindeki bir gelişme de bağcılık alanında yaşandı. Neredeyse bütün köylerin bağları bir yıl içinde kurudu. Kimisi buna iklimi gerekçe gösterdi. Kimisi bazı böcekleri… Kimisi de bağların yaşını… Kimse doğru dürüst bir araştırma da yapmadı. 10 ayrı üzümün yetiştiği Pazarcık, bir anda bağsız, üzümsüz, pekmezsiz, mûjsuz (kuru üzüm), pastıksız kaldı.

5- Avrupa’ya Göç Ettirme Politikası

Pazarcık ekonomik olarak yok edilmekle karşı karşıya bırakılırken Av­rupa‘ya göçler 1990‘la birlikte yoğunlaştı. 1990-1995 arasında Pazarcık‘ta şebekeciler tarafından dolandırılmayan köy kalmadı. İnsanlarımızın yüz­lerce milyon Mark parası şebekecilere kaptırıldı. Devlet, Türklere pasaport vermezken Kürdlere çok kolay bir şekilde verdi ve Pazarcık‘ı insansız­laştırmanın son adımlarını atmış oldu.

Milone Soqî köyünden aile dostum Hasan Kanat‘ın söylediği gibi „bugün Pazarcık‘taki mezarlıklar köylerin büyüklüğünü geçti.“ Çünkü, Pazarcık nüfusunun önemli bir kesimi Avrupa‘ya geldi. Bugün Avrupa‘da tahminen 100 bin Pazarcıklı bulunmaktadır.

Devlet bu göçler sayesinde önemli bir muhalif kesimden kurtulurken, Avrupalı sağcı partilere de „Size yabancı gönderiyorum. Bol bol sağcılık yapabilirsiniz“ dedi.

İşgalci, faşist, ırkçı Türk devleti kendi işini yapıyor. Sömürüyor, öldürüyor, yok ediyor. Ama biz de her zaman onun baş ağrısı olmaya devam edeceğiz. Taa ki özgürlük bizim olana dek… Binlerce şehidimiz ve mahpusumuz bunun kanıtıdır.

Alevilerin tepkisi Suriyelilere değil halka yapılan dayatmaya!

Maraş Sivricehöyük (Aşağı Terolar) köyünde 27 bin mülteci için yapımına başlanan AFAD kampı için köylülerin mücadelesi sürüyor. Alevi nüfusun yoğunlukta olduğu bölgede köylüler “Bizi muhatap alıp sorma gereği bile duymadan ve bunca yer varken neden burada ısrar ediliyor?” diye kamp yapımına itiraz ediyorlar.

NEYE İTİRAZ EDİLİYOR?
Maraş-Narlı arasında onlarca Alevi köyün ortasında kalan kamp alanı için belirlenen 380 dönümlük arazi, Sivricehöyük köyünün merası. 27 bin mültecinin barınması planlanan AFAD kampı için düşünülen 16 nokta arasında burada karar verildiği duyulduktan hemen sonra köy muhtarları ve Alevi dernekleri temsilcileri hem itiraz hem de bilgi edinme talepleriyle Valiliğe dilekçe yazdı. Henüz hiçbirine cevap verilmemişken, iş makinelerinin çalışmaya başlamasıyla sürecin köylülerden habersiz tamamlandığı, tüm devir ve ihale işlerinin hızlıca yapıldığı ortaya çıktı.
Köylerinde kendilerinden habersiz karar alınarak yapımına başlanan kamp için mücadele eden köylülere HDP ve CHP’li milletvekillerinden de destekler gelmeye devam ediyor. Önceki günlerde HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul hem alana gelerek hem de Mecliste yaptığı konuşmayla konuyu gündeme taşımıştı. Yine destek için gelen CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Hatay Milletvekili Birol Ertem ve CHP PM Üyesi Ali Öztunç da hem TBMM’de hem de hukuki alanda konunun takipçisi olacaklarını belirtti.

HAZİNEDEN TOKİ’YE, TOKİ’DEN KALYON İNŞAAT’A
İşin başlatıldığı gün köylülerin yanında olan Öztunç ve beraberindeki CHP Heyeti, Vali ile yaptıkları görüşmenin ardından alana gelerek bilgi verdi. Valinin kamp yapımının kesinlikle durmayacağı konusunda açıklama yaptığını belirten Öztunç ve milletvekilleri Valiye de ilettikleri itirazı şu sözlerle aktardı: “Mera vasfı taşıyan arazinin hızla Hazineye devri, oradan da TOKİ aracılığıyla Kalyon İnşaat’a ihalesi sürecinde en başta atlanan bir durum var. Alanın mera vasfından çıkarılırken köylüye haber verilmesi, imza alınması gerekmekteydi. Bu yapılmamışken, üstüne bir de alan tespitini duyan köy muhtarlarının dilekçeleri de yanıtsız bırakılmış, avukatların ‘idari karar’ talepleri de işin başladığı bu tarihte bile halen verilmemiştir.”

‘BİZ MÜLTECİLERE KARŞI DEĞİLİZ’
Söz konusu kamp alanının köylerinde yapılacağının duyulmasının ardından Maraş Yaşam Platformu olarak bir araya gelen köylüler, Alevi dernekleri ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri, uzun bir süredir çeşitli etkinlik ve açıklamalarla dertlerini anlatmaya çalışmış ve bölgedeki hassasiyetlerinin dikkate alınmasını istemişti. Platform avukatlarından Mustafa Torun, “Buradaki halkın Suriyeli mültecilere karşı olduğu” gibi bir algının kesinlikle doğru olmadığını belirtti ve itirazın gerekçelerini şu sözlerle anlattı: “Burada yaşayan insanların kendi düzenlerini ve huzurunu tehdit edeceğini düşündükleri bir işe itiraz etmeleri en doğal hakları. Neden huzurun bozulacağına inanıyorlar? Çünkü örnekler var.” Maraş’ta Sanayi Mahallesi’nde 20 bin kişilik AFAD kampı yapılırken de her türlü güvenlik tedbirinin alınacağının söylendiğini belirten Torun, “Geçen zamanda görüldü ki; mahallede yaşanan olaylara artık güvenlik güçleri müdahale bile etmiyor” dedi. “Uyuşturucudan, fuhşa ve silah kaçakçılığına” kadar birçok suç unsurunun bu alanda yoğunlaştığını ifade eden Torun, bu kamplar için söylendiği gibi gerekli tüm tedbirlerin alınmadığına dikkat çekti.

TEDİRGİNLİĞE SEBEP AKP POLİTİKALARI!
Platform bileşenlerinden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Maraş Şube Başkanı Salman Akdeniz de “Bölge halkının Suriyelilerle bir karşıtlığı olduğu” algısına itiraz ediyor. Akdeniz de halkın tedirginliğini şu sözlerle anlattı: “Maraş’ta yaşayan Alevilerin bu hassasiyetlerinin kaynağı, yaşanan katliamlar ve yıllardır gerçek bir yüzleşmenin olmayışıdır. Bu duyguları yıllardır taşımak zorunda olan Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bu köylerin ortasında yapılmak istenen kamp da bu yüzden tepki topluyor aslında. AKP İktidarının ülkeyi sürüklediği noktada, sadece burada değil, tüm bölgede halkları tedirgin eden gelişmeler yaşanıyor. Her gün bir yerlerde yakalandığı söylenen cihatçı teröristler, patlayan bombalar yeterince endişe verici. Diğer bir mesele de bu unsurlarla, gerçekten yardım edilmesi gereken, savaştan kaçarak insani bir hak olarak bu ülkeye sığınan mültecileri ayırt etme meselesi. Bu konuda da hükümetin uyguladığı politikalar hiç güven vermiyor. Şu ana kadar AFAD kamplarıyla ilgili hiçbir iddia tatmin edici yanıtlarla açıklanamadı. Sivil toplum örgütlerinin buralarda denetimine izin verilmiyor. Hal böyleyken 27 bin kişilik bir kampın köylerinin ortasında yapılacağını duyan herkes tedirgin oldu. Bu konuda yapmış olduğumuz itirazlar da cevapsız bırakılınca işte bugünkü tablo ortaya çıktı. Hem köy muhtarlarının hem de bizim kamp alanının tespitine yönelik sorularımız yanıtlanmadan iş makineleriyle birlikte polis ve askeri karşımızda gördük. Ayrıca çalışmanın başladığı gün dahi Valilik ‘idari karar’ı bizimle paylaşamadı.”

Fatma KESKİNTİMUR
Maraş – Evrensel

AFAD’ın, mayası DAİŞ-IŞİD olan mülteci kampını istemiyoruz

MARAŞ’DA  YÜZYILDIR DEVAM  EDEN  KATLİYAM ,SÜRGÜN  VE SİNDİRME  POLİTİKASININ SON  UYGULAMASI

Maraş’ın Merkez Dulkadiroğlu içesine bağlı Kürt ve Alevi Aşağı Terolar/Sivricehöyük  mahallesi/köyü mücavir alanı içinde kurulmak istenen Suriyeli mülteci kampı, aynı zamanda  Bölgede yaşayan yaklaşık 20 den fazla Alevi Köy/Mahallenin tam orta yerindedir.

Bölge halkının hiç bir görüş ve rızasına başvurmadan, devletin zor ve cebir gücüyle kurulmak istenen AFAD’ın,  suriyeli Arapların yerleştirileceği söylenen mülteci kampı , insani yardım amacının çok ötesinde ,bölgeye yönelik uzun vadeli bir planın kamuflajıdır. Son bin yıldır bu bölgede devam eden, bir Yurt yaratma planının,karşıtı olarak bölgenin kadim halklarının etnik ve inançsal kimliklerden arındırılması devam etmektedir. Daha beşyüz yıl önce, DULKADİROĞLU devleti /beyliği Bölgede Kızılbaş/Alevi kimliğine sahipti. Yavuz dönemi Osmanlı politikaları ile başlayan kıyım katliyam ve sindirme politikasından sonra, şimdi yediden yetmişe, Sünni islamın mensubudur. Daha Yüzyıl önce Maraş bölgesinde yaşayan nüfusun  3/1 i  Ermeni-Süryani lerden oluşurken, şimdi derde derman bir  ermeni bulunmaz olmuştur. Sıra bölgede yaşayan Kürt ve Alevi’yi bitirmeye gelmiştir. T.C nin resmi politikası olan Türk/ İslam politikasını bölgeye hakim kılmak için ,yürütülen asimilasyon politikaların istenen sonuçları hızlı verememesi, 1978 Maraş katliyamı ile başlayan yeni bir  süreç başlatmıştır. Bu süreç  çok çeşitli politik uygulamalarla devam ediyor. Maraş katliyamı ile şehir merkezinden ve bölgeden Yurt dışına ve diğer bölgelere sürülen/göçertilen Kürt ve Alevi nüfus, en az  iki yüzbin civarındadır. Son 40 yıllık Kürtlerin özgürlük ve kültürel kimlik mücadelesi ,bu bölgede  çok ciddi bir karşılık bulmuştur. Gerek bölgede kalan Kürtler ,gerekse sürgün ile göçertilenler gittikleri yerlerde ,Kültürel kimlik mücadelesini aktif destekleyerek ruhta gerçekleştirilmek istenen Asimilasyonu ret etmişlerdir. Süreç içinde İnançsal kimlikleri etrafındaki örgütlenme bilinci ve cesareti ,devletin resmi politikası olan Türkleştirme ve islami asimilasyonu artık uygulanamaz hale getirmiştir.

Bu nedenle , Ortadoğuda ve Türkiyede öne çıkan dini kimlikler üzerinden halkı kamplaştırmak ve düşmanlaştırmaya dayalı bir devlet politikasının sonucu olarak ,Irak,Suriye  ve Türkiye gibi ülkelerde Sünniler ile  ,Şii,Alevi,Hıristiyan;Ezidi, v.s.  çatıştırarak , katliyama dayalı bir sindirme ve teslim alma politikası devam etmektedir. Bu  nedenle MARAŞ ,SİVRİCEHÖYÜKTE  kurulmak istenen AFAD  Mülteci kampı, masumane bir insani yardım ve doğal bir mülteci topluluğunun barınma merkezi değildir.Buraya getirilecek mülteciler Ezidi mi, Kürt mü , süryani mi , suriyeli alevi mi , Dürzi mi, Şii mi,?  Yada karışık halk ve kültürlere mensup mu ? Hayır.

Bunlar, AKP/Devletin  uzun vadede bölgede iskana tabi tutacağı Arap Kemeri olarak belirtilen bölgedeki toplumsal demografiyi bozmaya ve değiştirmeye dönük bir sinsi politikadır.

Mayasında DAİŞ/İŞİD’in örgütlenip kullanılacağı Arap sünni Vahabiliğinin Alevi ve Kürt düşmanlığında kin ve nefreti ayuka çıkmış , devletin her fırsatta kullandığı bu (geçici olmayan) mülteciler artık bölge halkı olarak kısa zamanda nüfusa kaydedilerek  AKP nin oy potansiyeline katılacaktır. Maraşın büyük şehir edilmesiyle birlikte ,bir çok köy ve kasabanın idari planlanması ile  oynanarak ,Narlı, Evirli ,Barış gibi beldelerde kürt ve alevi nufusun ağırlıkta olduğu  belediyeler ortadan kaldırılmış veya  Pazarcık köylerinin yarısı şehir merkezine bağlanarak ,yönetsel iradesi kotrol altına alınmak istenmiştir.

Bizler bu nedenle bu Kampı bir tehdit olarak algılıyoruz. Bu sıradan bir Mülteci kampı değil, İŞİD’in bir eğitim ve saldırı kampıdır. Bu kamp bölgede huzur bozan bir odak olacaktır. 25 bin kişiyi 300 dönümlük bir yere yerleştirmek ne mümkün ne de,asgari insani yaşama uygundur. Diğer tarafdan bölgede yaşayan Kürt ve Alevi halkın tarımsal çalışma ve yaşam alanını kullanması imkansız hale gelecektir.Kadınlar, kızlar,çocuklar büyük bir tehdit altında dışarı çıkamayacak,işine gidemez hale gelecektir. Adeta hapis hayatı yaşayacaklardır.Buna razı olmamız mümkün değildir. Devlet bu sorunu ,bölge halkının sesine ve taleplerine kulak vererek çözmelidir. Bu mülteciler daha az sayıda ve Göksun, Andırın, Maraş merkez Sünni bölgelerdeki kırsal alanlarda ikame edilebilinir.

Bu konuda verilecek mücadele başta biz bölgede yaşayan veya yurtdışında olan Maraşlı kürt ve alevilere düşmektedir. Bu mücadelede sonuç almak için örgütlü bir çalışma şarttır. Gerek bölgededeki halk tepkisinin direk alanda olması ve Pazarcık, Narlı, Nurhak,Elbistan, Afşin,Bariş ve benzeri, halkımızın yoğunca yaşadığı yerlerdeki ,başta alevi kurumları olmak üzere sivil toplum kurumları ve mümkünse belediyelerin de  desteğini alarak etkinlikler yapılabilinir. Avrupanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Maraşlılar başta olmak üzere Kürt ve Alevi kurumların da desteği ile çeşitli Avrupa kurumları  nezdinde ,bilgilendirme, hukuki girişim ve miting/yürüyüş gibi kamuoyu oluşturma etkinlikleri yapılabilinir. Bu çalışmaları planlayacak bir koordinasyona acil  ihtiyaç vardır.

Pazarcık’ta ‘Sünni Kemeri’ne hayır!

ÖZGÜR PAZARCIK

Türkiye’de tekçi ulus devlete giden yolun ilk pratik adımı 1915’te Ermeni soykırımıyla başladı. 1915 soykırımı sürecinde Maraş’taki Ermenilerin bir kısmı katledildi, kalanları ise başka coğrafyalara tehcir edildi. Bu soykırımcı zihniyet, 19-24 Aralık 1978’de Maraş’ta katliamcı yüzünü bir kez daha gösterdi. Kürt Alevilere yönelik gerçekleştirilen Maraş katliamında resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını kaybetti. Maraş katliamıyla devlet, Alevi Kürtleri ya göçertmek ya da sünnileştirerek asimile etmeyi hedefliyordu. Katliamların yanısıra devlet, göçertme ve sürgün politikasını da bölgede oldukça ince yöntemlerle uyguladı ve artık Kürt Alevi kimliklerini özgürce yaşayamaz duruma getirilen Maraşlılara sürgün yolunu açtı.

Maraş’ta katliam Alevilerin yoğun yaşadığı mahallerde gerçekleşti. Mahallerini terk eden Aleviler yeniden ovadaki köylerine yerleştiler ve katliamdan sonra Maraş’ı “Kara Maraş’’ olarak anmaya başladılar.

Bir keresinde annemle köyden Maraş’a gittiğimizde, şehire girer girmez annem derin nefes aldı ve boğazı düğümlenerek, “işte burası Kara Maraş. Burada yaktılar, burada kundaktan boğazı kesilmiş bebekler ve hamile kadınların karınlarını deştiler… Biz o günleri asla unutmayacağız’’ demişti.

Katliamların en trajik yönü, katliamdan kurtulanların yeni bir katliamla yüzleşmemek için korkudan devlete boğun eğmeleridir. Katliamın acısı bizi sessizleştirmişti.
Pazarcık’ta tahminen 56 Alevi köyü var. Devlet her köye bir okul inşaa etti. Bu okullara ise dinci ve Türk milliyetçisi öğretmenler atadı. Bizim köye de Trabzonlu bir milliyetçi öğretmen gelmişti.

1989-90 yıllarında bölgede Kürt özgürlük mücadelesine yoğun bir ilgi ve gerillaya katılım vardı. Katılımların önünü almak için devlet tarafından örgütlenmiş şebekeler türedi. Tabii devlete boğun eğen aileler bunu fırsat bilip şebekelere para vererek çocuklarını yurtdışına çıkarttı. Ama kurtuluş yolu sandıkları şey, onları kurtarmayacaktı. Giden gitmişti. Kendi toprakları üzerinde kalan bizler, Kürtçe’nin Kurmancî lehçesini konuşanlar ise, her sabah ‘okulda en iyi kim Türkleşir’ yarışına girmiştik. Aslında ilk dönemler öğretmenin bizi dövmesine ve küfür etmesine ailelerimiz tepki göstermiyor, hatta olumlu bakıyordu. Çünkü Türkçe’yi öğrenmezsek, memur olamayacaktık! Memur olamazsak, ailenin kurtarıcısı olamayacaktık…

Bunun için büyüklerimiz bile bizimle Kürtçe konuşmuyorlardı. Ama ne zaman ki din dersinde öğretmen bize namaz kılmayı öğretmeye başladı; işte o zaman ailerimizden derin bir uğultu yükseldi. Öfkelendiler; “olmaz böyle bir şey, biz Aleviyiz, namaz kılmayız’’ dediler. Ama kimse. “Biz Kürdüz Kürtçe konuşuyoruz, kimse bize Türkçe öğretemez“ diyememişti. Türkleşmeyi kabul ettiler, ama Sünnileşmeyi içlerine sindiremiyorladı. Cesaretsizlik ve çaresizlikten devlete boyun eğdiler.

Dedemin, her hatırladığımda hala üzerimde büyük etkisi olan o sözleri aklıma geliyor; “Bakın çocuklar, sizin kiminle uğraştığınızı bilmiyorsunuz. Bu devlettir; tankı var, silahı var, ordusu ve uçağı var. Ya sizin neyiniz var? Neyinize güveniyorsunuz? Ne yapacaksınız? Bu topraklarda kimseye karışmayın, yalnızca yaşamaya bakın; o size yeter!..’’ Bu yenilmiş ruh hali ova köyleri üzerine kara bulutlar gibi çökmüştü.

Uzun zaman oldu. Köylerine cami yapmalarına, çocuklarını Türkleştiren ve Sünnileştiren devlet politikalarına karşı hiç ses çıkarmayan Pazarcık ova halkı, AFAD’ın ‘Sünni Kemeri’ne karşı direniyor. Ancak bölgeye binlerce insanın toplanması gerekirken, çevre köylüler seyirci olarak izlemeyi tercih ediyor. Eğer bugün birlik olunmazsa, Pazarcıklılar evlerini ve köylerini de kaybedecek. Çünkü, kampın yanısıra Valiliğin tüm muhtarlara mektup gönderdiği ve boş evlere mültecileri yerleştirmeyi planladığı bilgisi de ortalıkta dolaşıyor.

Pazarcık Alevileri yaşam felsefeleri gereği, hoşgörü, yardımseverlik ve misafirperverlikleriyle her zaman mültecilere ve savaş mağduru insanlara her tür yardımı yapmışlardır. Ama AKP’nin mülteci maskesiyle bölgedeki Kürt Alevi nüfus yapısını değiştirme, Kürt Alevileri göç ettirmeye zorlayarak Maraş’ı tamamen Kürtsüzleştirme ve Alevisizleştirme çabasına karşı da direneceklerdir. Maraş Alevileri köyüne, yurduna sahip çıkarak, bölgenin bir DAİŞ yuvası haline getirilmesine izin vermeyecektir.
Bu tür süreçlerde bir çadır, büyük bir direnişin sembolü ve kalesi olur. Maraş’taki Kürt Alevi köylerine Êzîdî kadınları köleleştiren, Rojava’da katliam yapan ve Suriye’de AKP’nin vekalet savaşını yürüten DAİŞ çeteleri için alan açılmaya çalışılmasının tek sebebi; katliamlarla tamamlanamayan inkar, imha, göçertme ve asimilasyonun DAİŞ eliyle tamalanmak istenmesidir…

Pazarcıklıların, başlarına gelen felaketin tesadüfü olmadığını bilmesi gerekiyor. Bugüne kadar “devletin yanında duralım, devletin tepkisini, dikkatini çekmeyelim’’ söylemi bu halkı savunmasız ve örgütsüz bıraktı. Tüm gençleri sadece ekonomik ve para kazanmak için Avrupa’ya gönderdiler. Yaşadıkları toprakları nasıl sahipsiz bıraktıklarının artık farkına varmaları gerekiyor. Gün; yurda, köye geri dönüş, toprağını savunma günüdür. Eğer bugün kendi köyümüzü, toprağımızı, coğrafyamızı, dilimizi, kültürümüzü, inancımızı savunmazsak, yarın kimse bize yaşam hakkı tanımaz. Pazarcıklılar bundan sonra da ancak Kürt ve Alevi kimliklerine sahip çıkarak, onurluca yaşayabilirler.

Avrupa’da yaşayan tüm Pazarcıklıların, akraba ve ailelerini seferber ederek Terolar’da (Teron) yapılacak AFAD kampını engellenme kampanyasına destek vermeleri gerekiyor. Dün Türkleşen bizler, yarın DAİŞ’leşen bir Pazarcık’ı arkamızdan bırakmayalım. Devletin bizi koparmaya çalıştığı Kürt ve Alevi kimliğimiz ile köyümüze, yurdumuza sahip çıkmalıyız. Onun için gün Cizre, Sur ve Nusaybin’deki gibi direnme günüdür.

Eğer bugün jandarma barikatlarının önünde şalvarlı kadınlarımız oturma eylemi yapıyor ve çadır kuruyorlarsa, Pazarcık ovasında direniş ruhu büyüyerek, mutlaka kazanacaktır.

Onlar ki Erdal’ları, Şıxo’ları ve diğer nice şehitlerimizi büyüten kadınlardır. Eğer bir yerde anneler direniyorsa orada zafer yakındır.

Katliamcı devlete karşı, kimliğimizi, kültürümüzü, inancımızı, dilimizi ve toprağımızı savunarak onurlu ve dik durmasını bilelim.

politika gazetesi

Bir Alevi devrimcinin hapishane firarları

Hüseyin Torun Pazarcıklı. Kürd ve Alevi bir devrimci. Dört kez tutuklandı ve dört kez de firar etti. Torun, bu firarlarını bir kitapta anlattı.

Kitabın adı: Özgürlüğe Kaçış. Ceylan Yayınları arasında çıkan kitap 158 sayfa.

Kitapta ayrıca 1976-1980 arasında Maraş, Antep ve Kayseri’de yaşanan bazı önemli olaylar da anlatılıyor. Yine 1980 sonrası Konya Cezaevi’nin durumu da analiz ediliyor.

Önce ilk iki firarı özetleyerek anlatalım…

Firar 1: Adana

Hüseyin Torun, 1976 yılında Maraş’ta haftalık Halkın Kurtuluşu gazetesini sokakta propaganda yaparak satıyor. Bu nedenle tutuklanıyor ve sorgudan sonra Adana DGM’de yargılanması için götürülüyor. Bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

“Adliyede jandarmaya tuvalete gideceğimi söyledim. Kelepçemi çözdü, tuvalete girdim. Pencereden dışarı baktım. Adliyede tamirat yapılıyordu. Pencerenin önüne sıva ve inşaat kumu yığmışlardı. Baktım kimse gözükmüyor, ikinci kattan kum yığınının üzerine atladım. Adliyenin arkasıydı. Duvardan atlayıp ana caddeye çıktım. İlk sokağa kadar yürüdüm. Sokağa girince koşmaya başladım. Yarım saatten fazla koştum. Sürekli sokak ve cadde değiştiriyordum.” (Sy. 19)

Hüseyin Torun, firardan sonra izini kaybettiriyor ve devrimci çalışmalara devam ediyor.

Firar 2: Pazarcık

Hüseyin Torun, 1977 yılında Antep’te yakalanıyor. Firardan dolayı arandığı için Pazarcık Jandarma Komutanlığına iade ediliyor. Sonra neler yaşandığını Torun anlatıyor:

“Beni bir jandarmayla beraber karşıdaki adliye binasına gönderdiler. Jandarma saf birine benziyordu. Kapıda dosyayı içeri verdi. Beklememizi söylediler. Epeyce bekledik, çağırmadılar. Bir fırsat bulsam da yine kaçsam diye tasarlıyordum. Jandarmaya kelepçemi açmasını, içeri girip ne olup bittiğini sormak istediğimi söyledim. O da beklemekten sıkılmıştı. Kelepçeyi açtı, içeri girdim. Hakim, “Ne var, ne istiyorsun” diye sordu. Dosyamın içeri verildiğini, ancak çağrılmadığımı söyledim. “Dışarı çık, çağıracağız” dedi. “Ne oldu” diye sordu jandarma. “Tamam her şey bitti, serbest bırakıldım ve sen gidebilirsin” dedim. Jandarma ön kapıya yönelince ben de arka kapıdan dışarı çıkarak koşmaya başladım ve bir tanıdığın evine gittim. Normalde tutuklu birisi tahliye edilince karakolda bırakılıyor. Bir saate yakın çarşıda sağı solu aradıktan sonra vazgeçiyorlar.” (Sy. 24)

Hüseyin Torun, yine 12 Eylül öncesi Kayseri’de de yakalanıyor ve karakolda kaçıyor. Kitapta esas olarak dördüncü firar anlatılıyor. Torun ve iki arkadaşı 6 Eylül 1982 günü Konya’daki hapisaneden kaçıyor. 12 Eylül’ün o karanlık günlerinde bu eylem devrimcilere büyük moral oluyor.

Hüseyin Torun, 20 Temmuz 1981’de tutuklandı ve 8 ay işkenceli sorguda kaldı. Toplam 10 yıl çeşitli hapisanelerde kaldı. Dördüncü firarını da bu süre içinde yaptı.

Onbinlerce insanımız 5 yıl, 10 yıl, 20 yıl hapisanelerde tutuklu kaldı. Çok azı yaşadıklarını kitaplaştırdı. Kitaplaştırmak belgelemektir. Kitaplaştırmak şarkılara, yeni araştırmalara, belgesellere, filmlere yol açar. O nedenle de Hüseyin Torun’a çok teşekür ediyoruz yaşadıklarını güzel ve akıcı bir dille bize anlattığı için… İnanıyorum ki, ileride kurulacak özgür yarınlarda Torun’un bu öyküsü filmlere konu olacaktır.