Ana Sayfa Blog Sayfa 6346

Alevi katillerini sevici iktidar

Ahlaksızlığın toplumsallaştığı bir süreci yaşıyoruz. Kelimelerin ölüm karşısında anlamsızlaştığı, her türlü yalanın ortalıkta kol gezdiği bir süreçten geçiyoruz. Kişi, toplum hiçleştikçe, kimliksizleştikçe diktatörler, diktatörlük özlemi içinde olanlar için zemin daha elverişli bir hal alıyor. Diktatörlüklerin ihtiyaç duyduğu toplumsal karaktere uygun bir şekillenmenin, tüm nüveleri kendisini çılgınca her alanda hissettiriyor.

Bu toplumsal yapının şekillendirdiği medya, diğerlerini de teslim alarak, etik değere sığmayacak bir şekilde kara propaganda üretiyor. Yalanın dibine vuruyor. Kim ne kadar çok yalan üretirim ve iktidara yaranırım endişesiyle güne uyanıyor. Mantığın almakta zorlandığı senaryolar ardı ardına diziliyor. At izi, it izine karıştırılmak isteniyor.

Ölümler, öldürmeler kanıksattırılıyor. “Şehit” haberleri Genel Kurmay’ın açıklamaları ile ara sütunlarda önemsizleştiriliyor. Kürt sivillerinin ölümleri ise “etkisizleştirilmiş terörist” diye haber aralarına sıkıştırılıp kalıyor.

Tayyip Erdoğan: “Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şuan zaten dünyada bunun örneği var geçmişten buyana da var. Yani Hitler Almanyası’na baktığınızda orada da bunu görürsünüz.”, Davutoğlu, “Tescilli Diyarbakır evleri, camiler, kiliseler, hanlar kentin mimari dokusuna zarar vermeden restore edilecek. Sur’u öyle inşa edeceğiz ki aynen Toledo gibi mimari dokusuyla herkesin görmek istediği bir yer haline gelecek.” diyor.

Biri eli milyon insanın ölümüne mal olmuş katili örnek veriyor. Diğeri faşist Franco tarafından yakılıp yıkılan şehirlerden bahsediyor. Bilinç altındakilerini dışa vuruyor. Yalaka medyası Hitler, Franco sevdalılarını demokrasi kahramanı ilan ediyor.

Düşmanlıklar üzerinden siyaset üreterek, sanki Türklük, İslamiyet saldırı altındaymış gibi yapıyor. Kürtlerin kendini var etme mücadelesini, Türklüğün karşısında bir olguymuş gibi yansıtırken, Alevilerin kendi kimliklerine sahip çıkmayı da İslam karşıtlığı, din düşmanlığı olarak topluma sunuyor. Ahlaksızlığın en derinine oynuyor. Toplumların birlikte yaşama, birlikte var olma özlem ve mücadelesine saldırıyor. Dinamitliyor.

İktidarda sanki başkaları varmış, 14 yıldır bu ülkeyi başkaları yönetiyormuş gibi yapıyor. Hayali düşmanlar yaratıyor. Oysaki Kürde, Alevi’ye, sol ve sosyaliste düşmanlık üzerinden tüm kesimleri esir alıyor. Ergenekoncular başta olmak üzere ulusalcı faşist kesimleri, devletçi faşist İslami kesimlerle ortaklaştırarak devleti yeniden şekillendiriyor. Kendi sınırlarıyla da kalmıyor AKP’nin bu düşmanlığı. Türkiye sınırlarını aşıyor. Suriye’de de aynı şey için kavgaya giriyor. Cenevre görüşmelerine, “Kürtler katılmasın” diye, devlet olmanın tüm imkanlarını, ilişkilerini kullanırken, aynı ilişkileri Alevi katliamlarına fetva vermiş, genç çocuk demeden Alevileri katleden grupların görüşmelerde yer alması için harcıyor. Düşmanlığının sınırlarını genişletiyor.

Aleviler, Alevi katillerini sevici iktidarın ve onun temsilcilerinin yaptıklarını görüyor. Bunu içindir ki; cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar demokrasi mücadelesine kendi kimlikleriyle dahil oluyor. Aleviler “Neden benim oğlum ölüyor, kimi öldürüyor, benim oğlum ölerek, öldürerek kimi kurtarıyor” diye soruyor. Ve bu sorunun asker, polis aileleri tarafından da sorulması gerektiğini vurguluyor.

Çocuklar ölmesin sloganı etrafında şekillenen Alevilerin direnişi demokrasi cephesindeki yerlerini giderek daha çok hissettiriyor. Aşk olsun bu direnişe turap olanlara…

Alevi Kadın Meclisi ilan edildi

Avrupa’nın değişik ülkelerinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde faaliyet yürüten Dergah Eşbaşkanları ve kadın komisyonları, Demokratik Alevi Kadın Meclisi’ni ilan etti.

Almanya’nın Leverkusen kentindeki Alevi Dergahı’nda bir araya gelen Avrupa’nın değişik ülkelerinde FEDA bünyesinde faaliyet yürüten Dergah Eşbaşkanları ve kadın komisyonları, Demokratik Alevi Kadın Meclisi’ni ilan etti.

Toplantı Meryem Deprem’in okuduğu Gulbang ile start aldı. Daha sonra oy birliği ile toplantının gündem maddeleri belirlendi. Alevi kadınlarının örgütlenme sorunları, eşit temsiliyetin yakanlaması amacıyla yapılacak çalışmalar, Avrupa’da bulunan Alevi örgütleri içerisinde kadını daha da aktif hale getirilmesi konusu masaya yatırıldı.

Toplantıda açılış konuşmasını Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nden Songül Ömürcan yaptı. Kürdistan’daki son gelişmelere değinen Ömürcan, Kürtler uğradığı katliama Alevilerin sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı. Alevilerinde topun ağzında olduklarını belirten Ömürcan, “DAİŞ’in Alevileri katletme hedefleri vardı. Örneğin Antep ve Maraş’ta birçok Alevi köyünün dokümanı DAİŞ’ten elde edilen belgelerde ortaya çıktı. Birçok yerde Alevilere tehditler söz konusu. Böyle bir durumda Alevilerin kendilerini savunacak bir sistemleri olması gerekiyor. Aleviler kendi öğretileri doğrultusunda eylem planları gerçekleştirdiler. Öz yönetim modeli Alevilerin inanç değerleri ile de paralel giden bir modeldir” dedi.

Daha sonra söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Sözcüsü Hülya Yer ise Kürdistan’da son süreçte yaşanan baskıları özetleyerek Alevi Kadınları olarak Amed’de gerçekleştirdikleri eylemlerde gözlemlerini aktardı. Avrupa ve Türkiye’de Kürtlere yönelik katliamlara karşı bir sessizlik yaşandığını dile getiren Yer şunları ifade etti: “2005’ten bu yana sürecin bu şekilde geçebileceği tahmin ediliyordu. Bu zulüm karşısında öz savunma gerçekleştirildi. Alevilerin de bu sürece dahil olmaları gerekiyor. İnanç merkezlerimize de saldırdılar. Örgütlülüğümüz olsaydı bu kadar katliamı yaşamayacaktık. Bu zulme karşılık örgütlülük zorunludur.”

Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Bemal Özdemir de Alevi kadınlarının örgütlenme metodlarına yönelik bilgi verdi. Demokratik Alevi Kadın Meclisi’nin kurulmasıyla birlikte kadınların kendi sorunlarını kendilerinin çözeceğini dile getiren Özdemir, bütün Alevi kadın canlarını meclislere destek vermeye çağırdı. Özdemir ayrıca eğitim çalışmalarına daha da ağırlık veerceklerini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından komisyon sözcüleri de Alevi kadınların örgütlenme alanında yaşadığı sorunlara dile getirdi. Yapılan tartışmaların ardından Dergahlarda kadın çalışmalarının ilerletilmesi yönünde fikir alışverişlerinde bulunuldu.

Paris Alevi Dergahı’nda çalışmalara katılan Meryem Deprem Aleviliğin bir kadın inancı olduğunu belirterek çağımızda inancın bu yönünün görmezden gelindiğini ve kadınların arka planda tutulduğunu ifade etti. Alevilik ritüellerinin asimile edildiğine vurgu yapan Deprem “hepimiz birlik olalım ve geleceğimiz için birşeyler yapalım. Aleviler geçmişte de kendi sorunlarını çözmek için kendileri uğraşırlardı” şeklinde konuştu.

Çalışma yöntemleri için fikir alışverişlerinin ardından Demokratik Alevi Kadın Meclisi ilan edildi. Meclis sözcüleri olarakta Bedrana Yıldırım, Huri Kabayel, Bemal Özdemir seçildi. Demokratik Alevi Kadın Meclisi sözcüleri kongreleşme süreci için hazırlık çalışmaları yürütecek.

Toplantı sonunda Demokratik Alevi Kadın Meclisi Kürdistan’da ilan edilen öz yönetimleri selamlayarak Kürt halkının kendi kendisini yönetmesi ve demokratik haklarını kullanmasının meşru olduğunu belirtti. Ayrıca Avrupa’nın her yerinde sahiplenilmesi mesajı verilerek Alevi inancının da özünde kendi kendini yönetme olgusu olduğu vurgulandı.

Toplantıda son gündem maddesi olarak bundan sonraki süreçte eylem ve çalışma planlaması ele alındı. Toplantı Meryem Deprem’in okuduğu Gulbang ile son buldu.

ANF

Ali Kenanoğlu: Kürtlerin ve Alevilerin ortak mücadele hattı devleti ürküttü!

Ali Kenanoğlu, Kürtler ile Aleviler’in ortak mücadele hattının AKP hükümetinde büyük rahatsızlık yarattığını ifade etti.

Ali Kenanoğlu, Kürtler ile Aleviler’in yan yana durmaya başladıkları dönemlerde, hükümetin Alevilere mavi boncuklar dağıtarak devletin yanında yer almalarını sağladığına vurgu yaparak, özellikle 7 Haziran seçimleri ve sonrasında yoğunlaşan bu ortaklaşmanın, her zamanki gibi devleti rahatsız ettiğini belirtti.

Kenanoğlu, Devletin 1993 sonrasında Cemevlerinin yapılmasına el altından destekler sağlandığını hatırlatarak,  “Alevileri Devletin yanında tutmak için bazı Alevi kurumları doğrudan ve dolaylı desteklendiği gibi bu seferde aynı senaryoları göreceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin katmerleşmiş başlıca kimlik sorunlarından biri de Alevilik. AKP, seçim beyannamesinin  yanı sıra Hükümet Programı ve 64. Hükümetin Eylem Planı’nda yer alan “Geleneksel  irfan merkezleri ve cemevleri” konusunda bakanlıkça bir çalışma başlatıldı. Bu  kapsamda Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın talimatıyla, Müsteşar Yardımcısı  başkanlığında hukuki alt yapının oluşturulması için çalışma grubu oluşturuldu. Alevi sivil toplum örgütlerinin çatı kuruluşları ve önde gelen  temsilcileriyle görüşecek grubun 5 ayrı oturum halinde yapacağı çalışmalarla  görüş ve önerileri de alacağı bildirildi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ile Kürdistan’da yaşanan katliam da Alevilerin tutumunu, AKP Hükümetinin Alevi çalıştayını ve Diyanet Başkanlığı’nın son zamanlardaki Alevilere yönelik çıkışlarını konuştuk.

‘ALEVİLER, İNKAR VE İMHA POLİTİTKALARINI DEFALARCA YAŞADILAR’

Alevi derneklerinin, ‘savaşa hayır’ çağrısıyla başlattığı dönüşümlü açlık grevleri devam ediyor. Alevilerin  bu desteğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Abluka altında tutulan, inkara ve imhaya tabi tutulan ve bu yöntemle boyun eğdirilmeye çalışılan Kürt halkının halinden Aleviler iyi anlarlar. Tabi ki tarihini öğretisini bilen, asimilasyonlarla ve manipülasyonlarla kendi tarihine ve öğretisine uzaklaştırılmamış Aleviler bunu bilirler.  Çok şükür ki tarihini ve öğretisini unutmayan Aleviler varlığını koruyorlar. Bu anlamda Kürtlere uzanan elin Alevilerden olması son derece anlamlıdır. Aleviler yaşadığı topraklarda bu tür inkar, imha ve asimilasyon politikalarını defalarca yaşamışlardır.

Alevilerin eylemleri ve bu eylemlerin yaygınlaşması dara düşen ve yalnızlaştırılmaya çalışılan Kürt halkına moral olduğu gibi Alevi toplumuna da ciddi anlamda bir moral, motivasyon sağlamıştır.
Aleviler 1915’te nasıl Ermeni halkına evini barkını açmışsa bugün de Kürt halkına her türlü desteği sağlayacaktır.

‘ALEVİLERİN HAFIZALARI KATLİAMLARLA DOLUDUR’

Birçok kez katliamdan geçmiş Alevilerin,  Kürdistan’da yaşanan katliamları nasıl okuması lazım?

Aleviler yaşadıkları topraklardaki antidemokratik ortamların özellikle de çatışma, savaş ortamlarının dönüp dolaşıp kendilerini vuracağını çok iyi bilmektedirler. Bu tür antidemokratik zamanlarda faşizm artmakta, çeteler işbaşı yapmakta / yaptırılmaktadır. Alevilik gibi muhalif inanç sahipleri bu tür puslu zamanların her daim hedefi olmaktadırlar. Alevilerin hafızaları bu dönemlerde yaşanan katliamlarla doludur.

Hafızalarında sayısız şekilde bu tür uygulamalara maruz kalan bir toplumun, kimilerinin bilinçli uzaklaştırma ve düşmanlaştırma politikalarına rağmen Kürt halkının yaşadığı acılar karşısında yanlarında olduğunu göstermesi önemlidir.

7 Haziran seçimlerinde zalimlerin geriletilmesi konusunda umutlanan muhalif yapıların
1 Kasım seçimleriyle umutlarının kırılması sonrasında tüm muhalif kesimler abluka altına alınmış durumdadır.  Bu baskıcı dönemlerde boyun eğmek ve zalimlere karşı çıkış sergilemek toplumların moralini yükselttiği gibi zalimlerin de direncini kırmaktadır.

Kürdistan’da yaşanan katliamlar bir toplumun topyekün direncini kırmaya ve boyun eğdirmeye yönelik bir operasyondur. Aleviler bu tür operasyonları tarihleri boyunca çokça yaşamışlardır.

‘BARIŞ SESİ DAHA GÜR ÇIKMALI’

Savaş karşısında Alevi toplumunun pozisyonuna ilişkin sizin gözleminiz nedir? Daha neler yapılabilir?

Yapılan açlık grevlerinin yaygınlaştırılmasıyla birlikte özellikle önümüzdeki günlerde yaşayacağımız olan Hızır inancı ve Hızır Orucu günlerinde bu dayanışmayı arttırıcı eylem ve etkinlikler yapılabilir.

Cemevlerinde imza kampanyaları başlatılıp, Türkiye genelinde “barış” diyenlerin terörist ilan edildiği ve baskılandığı bir ortamda barış diyenlerin sesinin “savaş” diyenlerden daha gür çıkmasını sağlayabilirler.

Alevi kurumları özellikle güçlü ve yaygın örgütlenmelere sahip oldukları Avrupa’da sokak eylemleri ile Avrupa kamuoyunun dikkatini bu yöne çekebilirler.

‘ALEVİLER YENİ ANAYASADA BİR ŞEY BEKLEMEMELİ’

Yeni anayasa tartışmaları anayasanın ele alınış biçimini ve yapılan tartışmaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Aleviler yeni anayasadan bir şey beklemeli mi sizce?

Devleti yönetenler çok demokratik tavır sergilerde Anayasa onları daraltırsa, bir çok konudaki özgürlükçü yaklaşımları karşısında elleri kollarını bağlarsa o zaman yasa ve Anayasayı özgürlükçü hale getirecek değişiklik zorunlu hale gelir. Veya tersinden ele alırsak Anayasa ve yasalar çok özgürlükçü olup, ülkeyi yönetenler bu özgürlükleri kısıtlamak isterse o zaman yine kendilerine göre Anayasa değişikliği zorunlu hale gelebilir. Ancak bizim durumumuz bunun iki haline de uygun değil. Ne Devleti yönetenler özgürlükçü, demokrat ne de Anayasamız özgürlükçü bir Anayasadır. Devleti yönetenlerin tarzı ile Anayasamız hemen hemen örtüşmektedir. Tek eksik Başkanlık sistemidir. Anayasa değişikliğinin gündeme alınmasının tek nedeni de budur. Ne Aleviler nede başka topluluklar, onların yaşadıkları kimsenin umurunda değil. Ancak değiştirecekleri Anayasaya toplumsal destek sağlamak İçin Alevileri okşayacak bazı değişiklikler gündeme gelebilir.

‘ALEVİLER YEDEĞE ALINMAYA ÇALIŞILIYOR’

Hükümetin Alevilerle ilgili  planında cemevlerinin birer “irfan merkezi” olması ve  Alevileri temsil eden bazı dernek ve vakıflar yerine cemevleri ve dedelerin ön plana çıkartılması var. Bu çerçevede hükümetin Alevilerle ilgili planını nasıl okuyorsunuz?

Ne zaman Kürtler ile Aleviler yan yana durmaya başlamışsa o zaman Alevilere mavi boncuklar dağıtarak Devletin yanında yer almaları sağlanmıştır. Özellikle 7 Haziran seçimleri ve sonrasında yoğunlaşan bu ortaklaşma, bir araya gelip ortak mücadele hattı oluşturmaları her zaman olduğu gibi T.C. Devletini rahatsız etmiştir. Tıpkı 1993 sonrasında Cemevlerinin yapılmasına el altından destekler sağlanıp Alevileri Devletin yanında tutmak için bazı Alevi kurumları doğrudan ve dolaylı desteklendiği gibi bu seferde aynı senaryoları göreceğiz.

Özellikle 1 Kasım seçimlerine doğru Başbakanın Alevi kurumları ile görüşmeleri ve yeni kurulan Hükumetin Alevilerin sorunlarını ele alacağını açıklaması, Hükumet programına koyması ne tesadüfidir ne de Alevileri çok sevdiklerindendir. Bu yaklaşım tam da söylediğim gibi Alevileri Devletin yedeğine alma girişimidir. Kürtlerden uzak tutma operasyonudur.

Bu nedenle Cemevleri gibi temel birkaç konuda adım atılacaktır. Ancak bu adımlar Alevilerin istediği şekilde olmayacak Hükumetin istediği şekilde olacaktır. Bu durum menfaate hazır halde olan Alevileri memnun edebilir ancak Alevilerin yıllardır dile getirdikleri talepleri karşılayamaz. Demokratikleşmeyi sağlayamadığı gibi Aleviliğide tıpkı Sünniliğe yapıldığı gibi Devlete yedeklemekten öteye gitmez.

Hükumetin istediği Alevilerin ağzına bal sürmek ama bu sürülen balın karşılığı olarak da Devlete yedeklenmektir.

‘İBADETHANEMİZ CEMEVİDİR’

Diyanet başkanı Görmez, ikinci kırmızı çizginin ‘cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi’ olduğunu söyledi.  Nasıl yorumluyorsunuz?

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri, Devlet – Hükümetler, Diyanet’in görüşünü alarak Alevi politikası belirliyorlar. Hatta mahkemeler Alevilikle ilgili konularda Diyanete görüş sorup oradan gelen cevapla karar veriyorlar.

Diyanet, Aleviliği İslam’ın içinde bir tarikat olarak görüyor. Bu nedenle İbadethanesi cami, ibadeti namaz, orucu Ramazan olarak görülüyor. Cemevleri bir zikirhane, Cem de bir zikir olarak kabul ediliyor. O nedenle Aleviler Camide Namazını kılıp daha sonra Cemevine gidip zikirlerini yapabilirler şeklinde bakılıyor.

Oysa Aleviler İbadethane olarak Cem evini, ibadet olarak Cem’i, Oruç olarak Hızır ve Muharrem Orucunu kabul ediyorlar. Bu Aleviliğe teolojik olarak başka bir İnanç olarak tanımlanmasına neden oluyor, Devlet ise bunu uzun vadede güvenlik nedeniyle çok tehlikeli kırmızı çizgi olarak kabul ediyor. Diyanet işleri Başkanının söylediği de budur.

Nitekim Alevilik kendine özgü bir inançtır denildiği zaman buna şiddetle karşı çıkanlar muhafazakar mütedeyyin Müslümanlar değil, milliyetçi, Ulusalcı, Kemalist kimseler olmuştur.

‘DİYANETİN FETVALARI YENİ DEĞİL’

Diyanet’in skandal fetvalarında meselenin özünde ne var? Alevilerin Diyanet’e nasıl bakıyor?

Diyanet İşleri Başkanlığı Devletin bir dini kurumudur. Aleviler 1950 – 60 lı yıllarda bu kurumda temsil edilmek istediklerinde şiddetle karşı çıkılıyor. Bugün ise Aleviler buna şiddetle karşı çıkıyorlar.

Diyanetin kapatılması ve yerine bu tür yetkilere ve bütçeye sahip olmayan daha özgün bir kurumun oluşturulması gerekir. Bu yeni kurumun işlevi dinler, inançlar arasındaki ilişkiler ve bu inançların, dinlerin Devletle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla tüm inançların temsilcilerinden oluşan bir kurul olarak görev yapmalıdır.

Bu tür skandal fetvalar yeni değildir, Diyanet’i oluşturan zihniyetlerin zaman zaman dile getirdikleri görüşlerdir.

 www.ozgurlukcusol.com
İZMİR – ÖZGÜR AYDIN

Alevilerin onurlu duruşu

CAN KASAPOĞLU

”Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..”
Analar ve Çocuklar Ölmesin, Gençler, yaşlılar ve hiç bir İnsan öldürülmesin,
Kürdistan’da Katliamlar son bulsun, Sokağa çıkma yasağı ve ablukalar kaldırılsın,
Özgür basın ve siyasetçlier üzerindeki baskılar kadırılsın,
Tutuklu Belediye başkanları ve akademisyenler, aydınlar derhal serbest bırakılsın,
Ve; AKP TC‘sinin Diyaneti, iki de bir Aleviler aleyhinde fetvalar vermesin diyerek;
Türkiye’de başlatmış oldukları ‘Açlık grevleri’ni Avrupa kıtasına da taşıdılar..
Bir başka deyişle Aleviler, AKP devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları, Kürdistan’da yaşanan katliamları kınamak ve direnişleri selamlamak amacıyla açlık grevlerine başladılar.
Bununla birlikte Aleviler, sürekli olarak “Diyanet’in lağvedilmesi; din derslerinin kaldırılması; Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı inançlarını özgürce yapabilmesi ve bunları anayasal garantiye alması” taleplerinide birleştirerek açlık grevlerini sürdürmeyye devamm ediyorlar.
Alevilerin bu onurlu ve anlamı duruşu başta Silopi, Cizire, Sur, Nusaybin vb merkezlere ise TV 10, Med Nüçe ve İMC gibi muhalif basın-yayın aracılığı ile ulaştı ve nerede direniş var ise adeta moral verdi.
Her şeyden önce Alevilerin bu süreçte duyarlı olmaları, akan kanın durması ve mazlum Kürt halkı ile dayanışma içinde olmasının iki önemli nedeni bulunmaktadır.
Bunlardan biri, Aleviler inanç olarak, bir sevgi, bir doğa, bir arada yaşamak, birlikte üretmek ve ortak paylaşımı esas alan bir toplum olması ve bu inancı gereği de İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler dahil doğamızdaki bütün canlıların yaşam hakkı olduğuna inanır olmasıdır. Diğer bir deyimle savaşa, şiddete ve başka bir gücün tahakkümüne karşı olmasıdır.
Ne kendisi bir başka inancı yada kimliği etkisi, tahakkümü altına almaz ve ne de bir başka egemen inancın, kimliğin yada gücün, kendisini etki altına aalmasını kabullenmez. Ne bir devletin parçasıdır, himayesi altındadır ve ne de bir devletin himayesi altına veya onun (devletin) sistemi içine sığdırılamaz. Çünkü Aleviliğin kendisi öz itibarı ile zaten bir ‘özerklik’ konumundadır. Ocak, Mürşid, Pir, Rayber, Talip, Musayip, Cem-Dergah işleyiş tarzında ‘yasaması, yürütmesi ve yargısı’ mevcut olan bir yapılanmaya sahiptir Alevilik.
Alevilerin bu süreçte duyarlı davranıp ‘açlık gerevleri’ne yatmasının bir diğer ikinci ve önemli nedeni ise yaklaşan tehlikenin (işid) kendileri açısından da çok derin bir endişe yarattığıdır. Zaten mevcut AKP hükümetinin politikası, diyaneti ve besleyip büyüttüğü cemaatler vs emniyet güçleri eişliğinde Alevileri korkutmaya, ‘imana gelin’ diyebilecek kadar işi ileri götürdükleri bilinmektedir. Emniyetin(!) iki de bir Alevilere, ‘dikkat edin, elimizde sizlere saldırı yaaılacaına dair bilgiler var, kendinizi koruyun’ demesi bununn en bariz örneklerinden biridir. Görevi, vatandaşı korumak olan bir kurumun ‘kendinizi koruyun’ demesi Alevileri oldukça rahatsız etmiştir.
Ayrıca basında sıkça, ‘uyuyan işid hücreleri’ diye haberler yapılmaktadır. Antep, Adıyaman vb merkezlerde güpe gündüz ‘uyanmış’ hücreler görüntüleniyor.
Yine Avrupa’da durum hiç farklı değil.. Aleviler diyasora dahil hiç bir yerde güvencede değildirler.
Alevilerin bu süreçte gösterdikleri onurlu ve anlamlı duruşun işte, yukarıdaki bu iki sebepten kaynaklandığı tespiti hiçte abartı olmaz sanırım..
Kaldıki 93 yıldır İnancımızın yasak olduğu, yok sayıldığı, inkar, soykırım ve katliamlardan geçirildiği TC’de adeta bir devlet terörü ile karşı karşıyayız ve cemeverimiz, kutsal mekanlarımız, ziyaretlerimiz bombalanmaktadır.
Ankara’nın ‘tek dil, tek din, tek ırk‘ gibi gerici, baskıcı ve faşist politikası 93 yıldır halklarımız ve inançlarımız üzerinde kan, acı, gözyaşı, süürgün, soykırım ve katliamlar getirmiştir. AKP gibi aynı zihniyetin temsilcileri ise bugün Kürdistan’da kürt halkına karşı bir ‚Kürt Soykırımı‘ süreci başlatmıştır.
Gasp edilmiş meşru haklarını isteyen, dili, kimliği ve insan olmak kaynaklı en asgari kültürel talepleri kanla bastırılan Kürt halkı ve Kürt kentleri bir abluka altına alınmıştır. Sokağa çıkma yasakları’nın iki ayı bulan süreçlerde yaşanan çatışmalar bölgeyi bir kan gölüne çevrilmiştir.
Aleviler burada hem Suruç, Ankara, Paris ve İstanbul’da patlatılan bombalar, Kürdistan da sürdürülen ‘devlet terörü’ sonucu yaşamını yitirenleri iir kez daha anıyor ve hemde bu barbarlığı yapanları şiddetle, nefretle kınamaktadırlar.
Yine diyasporada yaşayan Aleviler, başta Almanya olmak üzere yaşadıkları ülkelerin kamuoyuna, basınına, STK’larına ve ve en önemliside hükümetlerine, siyasal partilerine sesleniyorlar.
‘Salt mülteciler AB’ye gelmmesin diyerek Erdoğan ve AKP ile olan ilşkilerinize Kürdistanı ve Kürt halkını bir kez daha kurban etmeyin.’ Diyor Aleviler..
Özelliklede ‘Almanya ile TC devleti arasındaki ekonomik çıkarlarınızı, ortadoğunun en kadim, mazlum Kürt halkının ve inançlarıımızın değerlerinin önüne alarak devlet terörüne destek olmayın’ diyerek hala Almanyanın bir çok merkezinde açlık grevleri, çadır eylemleri, yürüyüşler yapmaktadırlar..
Ellbette Aleviler bununla yetinmemelidirler.
Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..
İçinden geçtiğimiz kutsal günlerde, Hz Xızır yardımcımız ve yoldaşımız olacaktır..
Tarih ise, ‘zalimlere karşı Alevilerin mazlumlar cephesinde onurlu duruşu’nu yazacaktır..

Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

Pazar günü İngiltere’nin Doncaster şehrindeki Alevi Kültür Merkezi-Cemevi salonunda 2. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştiren Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yeni yönetimini belirledi. İsrafil Erbil yeniden BAF başkanı olarak seçildi.

Yoğun bir katılımın olduğu kongrede delegeler“devletin değil, vicdanın Alevisi kalmak için laiklik mücadelesine devam edeceğiz” mesajı verdi.

ÇERAĞ’IN IŞIĞI YOLUMUZA, GÜLBANGLARIMIZ VİCDANIMIZA VE SAYGI DURUŞUMUZA EŞLİK ETTİ

BAF İnanç Kurulu dedelerinden Mehmet Yüksel, Hüseyin Gazi Metin dede tarafından delil uyandırıldıktan sonra, insanlık, barış, emek, demokrasi, eşitlik, adalet ve laiklik için yitirdiklerimize gülbang eşliğinde saygı duruşu başlayan genel kurulun Divan Başkanlığını Turan Eser, Divan Üyeliklerini Semih Savaşel, İsmail İpek, NuralEkiztaş, Fatma Polat yaptı.

BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil açılış konuşmasında “Britanya Alevi örgütlenmesinin ulusal sınırlar içine hapsolmayan, küresel bir hareket haline geldiğini” ifade ederek, “BAF’ın artık Avrupa’da, Türkiye’de verilen Alevi mücadelesinin her alanında olduğuna” vurgu yaptı. “BAF bileşenlerinin birlik ve beraberlik içindeki mücadelesi sonucu iki yıllık çalışmalarına bakıldığında, her güne bir ya da bir kaç faaliyetin ve çalışmanın konulduğuna” işaret etti. Erbil “tüm bu kazanımlar ve çalışmalar BAF üyesi AKM-Cemevlerininin ve üyelerinin eseridir” değerlendirmesi yaptı.

İsrafil Erbil İki yıllık kazanımların korunması, geliştirilmesi için, önümüzdeki sürece daha güçlü ve kararlılıkla yürümek zorunda olunduğunu ifade etti.

Tüm AKM Başkanları, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, Britanya Alevi Gençlik Federasyonu, Britanya Alevilik Çalışmalar Grubu adına yapılan konuşmalarda birliğin, Alevi mücadelesine sahip çıkılmasının, cemevlerindeki eğitim, kültür, kadın ve gençlik çalışmalarına önem verilmesi gerektiğine vurdu yapıldı.

İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

İkinci Olağan Genel Kurulu oy birliği ile Yönetim, Denetim ve Disiplin kurullarını seçti.İlk toplantısını Genel Kurulun ardından Doncaster Alevi Kültür Merkezi-Cemevi’nde yapan yeni seçilmiş yönetim kurulu üyeleri görev paylaşımını gerçekleştirdi.

BİRLİKTE AKP ASİMİLASYON PAKETİNİ VE SALDIRILARINI DURDURABİLİRİZ

BAF Genel Kurulu Türkiye’de yaşanan şiddet ortamındaki gelişmelerden dolayı yaşanan endişelerin arttığını ve ülkenin kritik bir süreçten geçtiğine vurgu yaptı.

Bu kritik süreçte özellikle Alevilerin büyük bir baskı, yaşam endişesi ve tehlike altında olduğunu belirtildi.

Genel Kurulda yapılan konuşmalar ve verilen mesajlarda, Aleviliği bitirmek, cemevlerini ve dedeleri devletleştirmek isteyen AKP’nin yeni saldırı paketlerini geri püskürtmek için Alevi hareketinin Türkiye ve Avrupa çapında birlikte mücadele zeminlerini yaratması talep edildi.

AKP hükümetinin tek taraflı asimilasyon dayatmalarına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yöntemleri ve ortak mücadele sağlanmadığı taktirde, Alevi toplumun ciddi kayıplara ve tahribatlara maruz kalacağı belirtildi.

AKP’nin Türkiye’de yarattığı bu şiddet ortamında, radikal İslamcı cihadistlerin Alevilerin yerleşim birimlerine, cemevlerine kadar girip tehdit ettiği ortamda daha katılımcı, kararlı, uyumlu ve samimi bir mücadele ortamının yaratılmasına ve bunu birlikte hayata geçirerek, kavgamızın hane içinde birbirimiz tüketerek değil, mücadele enerjimizi hane içine rekabetlere boşaltarak değil, kavgamızın Aleviliği yok etmeye adamış zalimlerin zulmüne karşı vermemiz ve enerjimizi ise eşit yurttaşlık ve eşit haklar için sokakta direneceğimiz demokratik mücadele alanına taşınmasının gerekliliği ifade edildi.

GÖREV PAYLAŞIMI

BAF’ın 20 kişilik Yönetim Kurulu’nun kendi arasında yaptığı görev paylaşımı ile görev dağılımları şu şekilde oldu:

BAF – BRITANYA ALEVI FEDERASYONU YONETIM KURULU

GENEL BAŞKAN
Israil Erbil (Genel Başkan)
GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI
Zeynep Demir (Bşk.Yardımcısı) Aynur Akel (Bşk. Yardımcısı)
Tugay Hurman ((Bşk. Yardımcısı) İsmail Aslan (Bşk. Yardımcısı)
Mahmut Aydoğan ((Bşk. Yardımcısı)
GENEL SEKRETERLER
Savaş Hurman (Gen. Sekreter) Haydar Ulus (Gen. Sekreter)
GENEL SAYMANLAR
Nadide Köroğlu (Gen. Sayman) Canan Yeşiltepe (Gen. Sayman)
KÜLTÜR VE SANAT SEKRETERLİĞİ
Savaş Hurman
CENAZE FONU
Hüseyin Üzüm
EĞİTİM SEKRETERLERİ
Tugay Hurman Haydar Ulus
Canan Kaya
DİPLOMASİ-DIŞ İLİŞKİKLER VE HUKUK
Haydar Ulus Savas Hurman
PROJE VE KAYNAK YARATMA
Mahmut Aydoğan
BASIN VE YAYIN
Başkan ve BaşkanYardımcılar
YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Adil Sipar Zekeriya Armut
Kenan Ekiztaş Mehmet Sağ
Mehmet Durna Maksut Demir
Ali Ekber Aktepe Salman Macit

 

DENETLEME KURULU ÜYELERİ
Fatma Opan Reyhan Resul
Ali Demir Özcan Işık
Sabit Kurnaz

 

DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ
Elvan Akın İsmail İncedal
Erdal Pehlivan Haydar Yılmaz
Ali Polat

Sinemili Ocağı dedesi Deprem: Öz yönetim Aleviliğin özüdür

Alevilik üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan Sinemili Ocağı dedesi Süleyman Deprem Alevilerin tarihsel olarak öz yönetim anlayışına yabancı olmayan, bizzat tarihte bu sistemi yaşayan ve halende bazı bölgelerde yaşatan bir toplum olduğunu söyledi.

Sinemili Ocağı dedesi Süleyman Deprem ile öz yönetimin Alevilikteki yerini ve Alevi inancında barışık düzen diye ifade edilen Alevilikteki Rızalık Şehrini konuştuk.

Aleviler tarihsel olarak öz yönetim anlayışına yabancı olmayan, bizzat tarihte bu sistemi yaşayan ve halende bazı bölgelerde yaşatan bir toplum.

Deprem, özerkliğin toplumların yabancı olmadığı bir yönetim biçimi olduğuna dikkat çekerek, öz yönetim isteğini iktidarın bilinçli çarpıttığını ve onun dışında ele alınması gerektiğini belirtti.

Deprem, şöyle devam etti: “Öz yönetim, devlet olgusunu fazla halka hissettirmez. Devletin ceberut yapısını halktan uzak tutan bir yaşam biçimdir. Öz yönetimde as olan; belirli sınırlar ve ortak bir kültür içerisinde yaşayan halkın bütün sorunlarını devletten önce kendi birliği ve bütünlüğü içerisinde çözme ve paylaşma anlayışıdır. Özerk bölgelerde üretilen her şey fazlasıyla yine o bölgeye harcanır, devletinde asıl istemediği budur. Çünkü devlet ülkedeki en büyük payı alır. Bunun kesilmesini istemiyor.”

‘DERSİM KATLİAMININ ANA SEBEBİ ÖZERKLİĞİYDİ’

1938 Dersim Katliamında binlerce insanın soykırımdan geçirilmesinin asıl sebebinin Dersim’in özerk bölge olmasından kaynaklandığı vurgulayan Deprem, “Dersim bölgesi, Alevi yol ve erkanı aynı zamanda Rızalık Şehri felsefesi doğrultusunda devletle hiç bir bağı olmadan kendi öz yapısını korumaya yönelik bir yaşam biçimi vardı. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken Dersim’in ileri gelenleri mektuplarla yetkililere özerk yönetimi sürdürmek istediklerini söylediler. Ama devlet bunu kabul etmedi. Sonrasında büyük bir kıyım yaşattılar bölge halkına. Yaşanan soykırımın temel nedenlerinden birisi öz yönetimde ısrardır” diye ifade etti.

‘ALEVİLİK ÖZ YÖNETİM İÇERİR’

Aleviliğin başlı başına öz yönetim ve özerkliği içerdiğine dikkat çeken Deprem, öz yönetimin sınıflı toplum ilişkilerinden azade bir yaşam biçimi olduğunu söyleyerek, şunları aktardı: “Biz bu yönetim biçimine Alevilikte Rızalık Kenti diyoruz. Komünal bir yaşamdır bu. Özel mülkiyet doğmadan önce bütün yaşam biçimleri ortaktı ve kadınların idaresi söz konusuydu. Özellikle biz buna Alevice bir yaşamda diyoruz. Rızalık Kentinde hiç kimsenin özel mülkiyeti yoktur. Her şey herkesindir. Ancak burada bir başıboşluk yoktur, öz yönetim vardır. Bütün toplum bireyleri belirli kurumların kanalıyla görevli ve yetkilidir. Alevilikteki Cem törenleri karar alma yerleriydi. Burada ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel kararların hepsi topluma aktarılırdı. 1960’lı yıllara kadar bir çok Alevilerin yaşam alanında muhtar ve aza heyeti bile seçilmez Cem erkanında kararlaştırılırdı ve devlete bildirilirdi. Alevilik devletsiz bir yaşam biçimidir aynı zamanda.”

‘SINIFSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR YAŞAM’

Rızalık şehrinde herkese yeteneğine göre iş, ihtiyacına göre de ürün verildiğini belirten Deprem, “Bu konular esastır. Herkesin rızası alındığı için Rızalık Şehri denmektedir, sınıfsız ve sömürüsüz bir yaşam biçimidir. Öz yönetimin tam anlamıyla yaşandığı alanlar buralardır. Halkın bütün gelir ve ihtiyaçları kentin idaresi tarafından belirlenir ve dağılırdı. Hiç kimsenin bir malı yoktur ama her şey herkesindir, temel kural budur. Rızalık Kentinde en değerli kesim çocuklardır. Çocuk sadece anne ve babanın değil bütün topluma aittir. Herkes çocukları sahiplenmek zorundadır” şeklinde konuştu.

‘EŞ BAŞKANLIK ALEVİCE BİR UYGULAMADIR’

Kadının Rızalık Şehrinde erkekle aynı haklara sahip olduğunu ifade eden Deprem şöyle devam etti: “Eş başkanlık sistemi gerçek bir Alevice uygulamadır. Devletsiz toplumlarda kadınının ortak olmadığı hiç bir karar kabul edilir bir nitelik taşımaz. Alevilikte Cem yapılırken postta kadın oturur yani karar verici bir yerdedir. Ama yozlaştırılmış Alevilikte kadın da posttan indirilmiştir. Alevilikte musahiplik kültürü ile oluşacak kan davaları ve ayrışmaların önüne geçilmiştir. Toplumda musahiplik kültürü ile otokontrol sistemi geliştirilmiştir. Herhangi bir askeri sisteme gerek yoktur. 1950’li yıllara kadar adli olaylar Alevi toplumlarında devlete intikal ettirilmemiştir. Bütün sorunlar pirler divanı ve halk mahkemeleri tarafından çözülürdü. Rızalık Kentinde adli olay olmaz diyecek kadar azdı.”

‘ÖZ YÖNETİM ALEVİLİĞİN ÖZÜNDE VARDIR’

Aleviliğin ekolojik yapı içerisinde canlıları esas aldığını aktaran Deprem, bireysel istek doğrultusunda hiç bir canlıya hükmedilmeyeceğini ifade ederek, ”Bireysel istek doğrultusunda herhangi bir canlıya zarar veremezsiz, hükmedemezsin ve saldıramazsın, bunlar kati süratte yasaktır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Tahtacı Aleviler ağacı kesmeden önce önünde dururlar ve ağaçlardan rızalık isterler, çünkü o bir candır. İhtiyaçları kadar keserler. Doğal dengeyi korumak temel bir esastı Rızalık Kentinde. Sevgi esastır, kötü emsal görülmez. Sadece iyilik ve güzellik anlatılır. İkilik yoktur sadece birlik vardır. Cehenneme gitmemek için iyilik yapılmaz. Yaşamda güzellikler esas alınır. Öz yönetim Rızalık Kenti’nin yaşam biçimidir. Bütün finansal kaynaklar komünal yaşam esasına dayanır. Alevilikte devletsiz yaşam biçimine dayanır. Öz yönetim Aleviliğin özünde olan bir şeydir. Lokma geleneği, tamamen komünal yaşamın sembolüdür. Alevilikte sadaka yoktur. Ortak paylaşım ve yaşam vardır. Özel mülkiyet yoktur” diye konuştu.

2 Şubat 2016
İZMİR / ANF – ÖZGÜR AYDIN

Doğan: Aleviler, Dedelerin Maaş Alarak Devletle İlişkilendirilmesini İstemiyor

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi dedelerinin maaşa bağlanmasını alevilerin istemediğini söyledi.

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi dedelerinin maaşa bağlanmasını alevilerin istemediğini söyledi. Alevilerin inançların özgürlüğünü savunduğunu söyleyen Doğan, “Özgür olsun herkes ama devlette devletin dini olmaz. Devletin dini olduğu zaman iş bu noktaya geliyor. Alevi dedelerine maaş bağlanmasını aleviler istemiyor. Ben bir milletvekili olarak yaptığım çalışmayı sunmak istiyorum. Hiçbir alevi derneği, alevi dedelerinin maaş almasını istemiyor. Devletle ilişkilendirilmelerini istemiyor. İnançlar kendi ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kendi dedelerine kendileri maaş vermeli. Kendi imamlarına da aslında cemaatler maaş vermelidir.” dedi.

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) basın toplantısı düzenledi.

Aleviler ile ilgili yasal düzenlemeyi yapanlarla bir çalışma yürüttüklerini belirten Doğan, “Bürokrasi ile bir çalışma yapıldı. Bir Alevi Dairesi kuralım dediler. Bu yeni bir Alevi Diyaneti olur. Alevi Diyaneti kabul edilemez. Devlet için bu büyük yüktür. Devlet bu konuda hassas olmalı. Yeni bir diyanet yeni bir sorun demektir.” dedi.

Alevilerin inançların özgürlüğünü savunduğunu kaydeden Doğan, “Özgür olsun herkes ama devlette devletin dini olmaz. Devletin dini olduğu zaman iş bu noktaya geliyor. Alevi dedelerine maaş bağlanmasını aleviler istemiyor. Ben bir milletvekili olarak yaptığım çalışmayı sunmak istiyorum. Hiçbir alevi derneği alevi dedelerinin maaş almasını istemiyor. Devletle ilişkilendirilmelerini istemiyor. İnançlar kendi ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kendi dedelerine kendileri maaş vermeli. Kendi imamlarına da aslında cemaatler maaş vermelidir.” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çok ciddi bütçesinin olduğunu, 10 bakanlıktan fazla bir bütçeye sahip olduğunu ifade eden Doğan şöyle konuştu. “Sağlık Bakanlığı’ndan fazla bütçesi olan, Enerji ve Tabii Kaynaklardan 10 bakanlığın bütçesine tekabül eden bir bütçe Türkiye için bir yüktür. Bırakın insanlar kendi imamlarını, kendi papazlarını, kendi dedelerini kendi vergileri ile ücretlendirsinler. Siz eğer dedelere ücret verirseniz, maaş verirseniz, imam dede yapmış olursunuz onu. İmamlar var zaten, 130 bin civarında imam var. Buradaki temel sorun Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması. Burada görevli olan memurların, imamların, yetkililerin, uzmanların, hepsinin dağıtılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi gerekiyor. Başkanlık bu yapısı ile bir yere gidemez.”

Bir gazetecinin, “Perşembe günü Anayasa Uzlaşma Komisyonu toplanacak. HDP hangi hassasiyetle oturacak masaya?” sorusuna Doğan, “Esas hassasiyeti eşit yurttaşlık temelinde olacak. Belki çok global gibi geliyor ama eşit yurttaşlık temelinde anayasal yurttaşlık herkesin kendi ifadesini bulabileceği bir anayasal yurttaşlık talebi var.” cevabını verdi.

FEDA: ‘İrfan Evleri’ düşkünlerin yeridir

Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu, AKP hükumetinin Alevileri hedef alan politikalarına ilişkin açıklama yaptı.

Yazılı açıklama yapan FEDA, AKP’nin uzun zamandır Alevilere dönük toplantı ve kurultaylar düzenlediğini ancak bunların ‘fiyasko’ ile sonuçlandığını belirtti. Açıklamada, AKP’nin bu kez de ‘İrfan Evleri’ ile Alevileri yanına çekmeye çalıştığına vurgu yapıldı.

Açıklamada, “Alevi-Kızılbaş inanç topluluklarının binlerce yıldır kendi ibadet yerleri, özgün ve özerk yerleri cemevidir.  Bunun dışında bir ibadet yerleri yoktur ve olmamıştır. AKP’nin son dönemlerde tekrardan gündemleştirmek istediği ‘İrfan Evleri’ asimilasyon ya da düşkün evleridir” denildi.

TALEPLER

AKP’den maaş talep etmediklerini, Alevilik üzerinden bu tür taleplerde bulunanları da ‘düşkün’ diye tanımlayan FEDA, AKP’nin Alevilerin öz ibadet yerlerini yozlaştırmak istediğine dikkat çekti.
Açıklamada, Alevilerin talepleri ise şöyle sıralandı: “Diyanet’in lağvedilmesi; din derslerinin kaldırılması; Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı inançlarını özgürce yapabilmesi ve bunları anayasal garantiye alması.”

FEDA Pirler Kurulu, açıklamasının sonunda da, tüm Alevi-Kızılbaşları ‘İrfan Evleri’ne karşı tavır almaya çağırdı.

‘Alevilerin ve Kürtlerin statü mücadelesi birbirinden ayrı değil’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi 8. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Kurulda, Alevilerin statü talepleri ile Kürt halkının statü taleplerinin ve mücadelelerinin birbirinden ayrı olmadığı vurgulandı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Pir Sultan Abdal Kültür ve Cemevi Konferans Salonu’nda yapılan kurulda konuşan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, devlet ve iktidarların Alevileri yok saydığını belirterek, “Halklar birbirinden ayrıştırılıyor, düşmanlaştırılıyor. Bugün coğrafyamızda yaşanan savaş konseptinde de halkın bir araya gelmesi önleniyor. Hem Kürt hem Alevi halkının statü talepleri birbirinden bağımsız değildir. Kürt halkının mücadelesini Aleviler de yüzyıllardır sürdürmüştür. Kendi mahkemeleri, ibadethaneleriyle öz yönetimleriyle bugün ayaktadırlar. Bugün bu taleplere yönelik şiddet ve savaş ortamında bizim tavrımız ve tarafımız nettir. Halkları ayrıştırılmaya çalışılıyor. Biz bir arada olacağız. Birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Batıda yaşayan Alevilere seslenen Koluman, “Ezilenler olarak ezilenin yanında olmamız bizim inancımızın gereğidir. Yaşananlara bu inançla sessiz kalmayalım” dedi.

Konuşmaların ardından yeni yönetim belirlendi. Yönetim Kurulu üyeliğine, Cafer Koluman, Sakine Avlak, Nursen Akbal, Sırdaş Adıgüzel, Sema İrfan, İmdat Aksoy, Hüseyin Mayda seçildi. (Diyarbakır/EVRENSEL)

Alevilere yeni oyun

HÜSEYİN ALİ

Türk devleti muhaliflerini ezmek için her zaman yalnızlaştırma politikası izlemiştir. Özellikle Kürtleri içeride ve dışarıda yalnızlaştırıp ezme ve kontrol etmeyi temel politika haline getirmiştir. İç ve dış politikasını esas olarak bu temelde oluşturmuştur. Cumhuriyet kuruluşunda Kürtleri, sosyalistler ve siyasal İslamcıları dışlamıştı. Ancak Kürtler 1980 öncesi önemli bir örgütlenme ve mücadele içine girince 12 Eylül’le birlikte siyasal İslam sistem içine alınıp Kürtleri ve sosyalistleri ezme politikasına yönelmişlerdir. AKP’nin sistem içine alınması da Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede kullanmak için gerçekleştirilmiştir.

Türk devletinin Kürtleri yalnızlaştırıp ezmek için kullandığı bir yol da Kürtleri kendi içinde bölmek olmuştur. Kürtler içindeki inanç farklılığını kullanmak bunların başında gelmiştir. Dimilkî-Kurmanc ayırımı yapsa da bu inanç ayırımı kadar tutmamıştır. Kürt halkının mücadelesiyle birlikte Türk devleti bu ayırımı daha fazla geliştirmek istese de istediği sonucu alamamıştır. Türk devleti özellikle Alevi Kürtleri diğer Kürtlerden koparmak ve üzerinde özel savaş yürütmek yanında hem topraklarından göçertmek hem de Türkleştirmek politikalarını yoğun biçimde yürütmüştür. Ancak PKK kuruluşundan itibaren bu oyunu bozmak için Alevi Kürtler içinde çalışma gerçekleştirmiştir. PKK çalışmasıyla Alevi ve Sünni Kürtleri birbirine karşı çıkarma politikasını önemli oranda boşa çıkarmıştır. Alevi Kürtlerin mücadeleye aktif katılımını sağlayarak Türkleştirme politikasına da büyük bir darbe vurmuştur. PKK mücadelesiyle sadece Alevi Kürtler içinde değil, Alevi Türkler içinde de özgürlük mücadelesinin tanınmasını sağlamıştır.

Bugün gelinen aşamada Alevilerin hem demokrasi mücadelesine daha aktif katılmaları, hem de Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışmaları artmıştır. Kobanê Direnişi’nde bu dayanışma daha somutlaşmış ve boyutlanmıştır. Kobanê Direnişi’nin zaferinde Alevilerin desteğinin de önemli bir payı olmuştur. Başından sonuna kadar Kobanê Direnişi’ne desteklerini sürdürmüşlerdir. Hem de Kürt-Türk ayırımı olmadan tüm Aleviler bu dayanışma ve desteğin içinde olmuşlardır. Aleviler şimdi de Cizre, Sûr, Silopi, Nusaybin, Kerboran ve Gever’de süren direnişlerde dayanışma içindedirler. Alevi kurumlarının en büyük çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere demokratik Alevi dernekleri ve diğer Alevi kurumları da Kürt halkının mücadelesiyle dayanışma içindedirler. Bu dayanışma ve destek gerçekten de çok anlamlıdır. Türk devletinin Kürtleri Alevi-Sünni olarak bölüp yalnızlaştırma politikasına büyük darbe olmaktadır. Bu derneklerin tutumu tabii ki Alevi toplumunun tutumu olarak görülmelidir.

Aleviler Kürt halkının mücadelesinin aynı zamanda Aleviler açısından da bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi olduğunu çok iyi anlamışlardır. Bu nedenle Kürtlerin özgürlük mücadelesine sahiplenmek kendi özgür ve demokratik yaşamlarını sahiplenme olmaktadır. Zaten gelinen aşamada Kürtlerin özgürlüğü temelinde radikal bir demokratikleşme gerçekleşmezse Alevilerin sorunlarının da köklü çözülmesi zor gözükmektedir.

Son zamanlarda devlet ve hükümet Aleviler üzerinde yeni oyunlar peşindedir. Aslında Aleviler ve Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ortaklaştıklarını görerek bunu parçalamak istiyorlar. AKP hükümetinin son zamanlarda Aleviler ve cemevleriyle ilgili yeni girişimleri esas olarak Alevilerin Kürtlerle ortaklaşmasını önlemeye yöneliktir. Ancak köklü bir zihniyet değişikliği olmadığında Alevilerin sorunlarını çözecek bir adım da atamıyorlar. Alevileri oyalamak, aldatmak, hatta bölmek için girişimlerde bulunuyorlar.

Cemevlerini İrfan evleri adı altında bir hukuki statüye kavuşturma çabaları gerçekten de bir skandaldır. Aslında Alevilere hakaret yapılmaktadır. Cemevini ibadet yeri olarak kabul etmemek için bin dereden su getiriyorlar, demagoji yapıyorlar. Aslında sorunu çözmek istiyorum derken bile gerçek yüzlerini açığa vuruyorlar. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı, cemevleri ibadet yeri olamaz diyerek tutumunu ortaya koymuştur. Utanmadan bir inancın ibadet yerinin neresi olup olmadığına karar verebiliyorlar. İrfan evleri ya da başka yaklaşımlarla Alevileri asimile etmekten vazgeçmediklerini ortaya koymaktadırlar.

Birkaç cümleyle sorun çözülebilecekken bunu yapmıyorlar. Bunu da bilerek yapmıyorlar. “Aleviler Türkiye’de bir inanç topluluğudur. İbadet yerleri de Cemevleridir” diyemiyorlar. Kendileri nasıl görmek istiyorlarsa Alevileri öyle tanımlamak istiyorlar. Aleviler kesinlikle bu tuzağa düşmemelidir. Kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa öyle görülmelerini istemelidir. Asimilasyona boşluk bırakacak hiçbir tanım ve ifadeyi kabul etmemelidirler. Çünkü AKP hükümeti Alevileri yeni koşullarda asimile etme politikası izlemektedir. Kürtlere karşı izlenen politikanın farklı bir biçimi Alevilere yönelik kullanılmaktadır.

Bazı Alevilere amiyane deyimle biraz ot uzatıp asimilasyon boyunduruğuna sokmak istiyorlar. Dedelere maaş ve benzeri şeylerin zaten kabul edilmesi mümkün değildir. Hatta en şiddetli karşı çıkılması gereken şeyler bu tür maddi tekliflerdir. Alevilerin varlığı olduğu gibi kabul edilip inancını ve ibadetini sürdürme özgürlüğü tanınırsa sonrasını Alevi toplumu kendi içinde çözer. Aslında devlet ve hükümetlerin şu bu hakkı tanıyorum demesinin hiçbir anlamı yoktur. Tam demokratikleşme ve özgürleşme olmadan hiçbir hakkın güvencesi de olamaz. Bu açıdan tam demokratikleşmeyle bu hakların tanınmasının iç içe ele alınması şarttır. Ancak bu yaklaşımla Kürtlerin, Alevilerin ve tüm toplumların sorunları çözülür.

özgür gündem