Ana Sayfa Blog Sayfa 6345

Sheffield Alevi Kültür Merkezi açılışı yapıldı

Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşen etkinliğe Türkiye ve Britanya nın dörtbir yanından davetliler ve sanatçılar katıldı.

Britanya Alevi Federasyonu çatısı altında faaliyet yürüten SAKM ve Cemevi gecesine yoğun ilgi vardı. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı etkinlik BAF başkan yardımcısı ve SAKM ve Cemevi eş başkanı İsmail Aslan ile yine eş başkan Eylem İşhubukçu’nun açılış konuşması ile başladı.

İsmail Aslan “geleceğimizi şimdiden şekillendirmek ve değerlerimize sahip çıkmak için mücadele ediyoruz ve bu nedenle gururluyuz” dedi.

Eylem İşhubukçu “Sheffield ve çevresindeki tüm canlarımızın ikinci evi olan cemevimizi açmış olmanın onurunu yaşıyoruz. Semahlarımızla, deyişlerimizle ve cem erkanlarımızla buluşmanın ve geleceğe umutla bakmanın heyecanını yaşıyoruz, burada bulunan tüm canlara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

BAF başkanı israfil Erbil, Mehmet Yüksel Dede, Hüseyin Gazi  Metin Dede, Bournemouth Akm ve Cemevi yöneticisi Elif Temel, Doncaster AKM ve Cemevi eş başkanı Gülay Dalkılıç, Edinburgh AKM ve Cemevi başkanı Zekeriya Armut, Hull AKM ve Cemevi başkanı Ali Ekber Aktepe, Nottingham AKM ve Cemevi eski başkanı Duran Aytaç, Glasgow AKM ve cemevi eski başkanı ve BAF başkan yardımcısı Aynur Akel, Leicester AKM ve Cemevi yöneticisi Hasan Şen, Northamptonshire AKM ve Cemevi başkanı Maksut Demir, Britanya Alevi Gençlik federasyonu adına Pınar Aksu, Britanya Alevi kadınlar Birliği adına Hanım Güldede, birer konuşma yaparak alevilerin birlik ve beraberliğinin önemini vurguladılar. Çok sayıda kurum temsilcilerinin hazır bulunduğu geceye çok sayıda BAF yöneticileri ve AKM kurum yöneticileri katıldı.

Deyişler ve semahlar icra edildiği gecede Tara Jaf, Özlem Taner ve Erol Parlak sahne aldı. Ayrıca orkestra ekibi unutulmaz eserler seslendirdi. Gecenin hazırlanmasında ve sunulmasında emeği geçen Ozan Toprak ve semah eğitmeni Saffet Yürükel’e teşekkür eden yöneticiler, banatçılara ve eğitmenlere gece sonunda birer pilaket takdim ettiler.

eurovizyon.co.uk

Alevi akademisyenlerden çalışma grubu

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu bünyesinde akademik çalışmaları başlatmak üzere akademisyenler bir araya gelerek, çalışma grupları oluşturdu. Çalışma grupları önümüzdeki süreçte ihtiyaçlarda göz önüne alınarak genişletilecek.

AABF Eski Eğitim Sorumlusu İsmail Kaplan, AABF Yönetim Kurulu Üyesi Dr.Hüseyin Akpınar, Hamburg Üniversitesi Alevilik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Handan Aksünger, BW Weingarten Eğitim Fakültesi Alevi Pedagojik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Hüseyin Ağucenoğlu, Bonn Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Hıdır Çelik, Dortmund Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Kemal Bozay, AABF Eğitim Sorumlusu Yılmaz Kahraman, AABF Genel Başkan Yardımcısı Aziz Aslandemir, AABF Eğitim Sorumlusu ve Genel Sekreter Yardımcısı Melek Yıldız, Almanya Alevi Gençler Birliği Eş Başkanı Umut Güzel, Almanya Üniversiteler Birliği Başkanı Cem Özcan, Pedagog Ayla Genç katıldı.

Rêya Heq Ocaklarının Pirler Çalıştayı

ERDOĞAN YALGIN

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), tarihsel ve toplumsal belleği güçlendirmek amacıyla 30 -31 Ocak 2016 tarihleri arasında Rêya Heq süreğinde “Pirler Çalıştayı”nı Dersim’de; gerçekleştirdi. 2 gün süren Pirler Çalıştayı’na, Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda Ocakzâdeler, Zakirler, Araştırmacı, Yazarlar katıldılar. Örgütsel düzeyde ise Türkiye ve Kürdistan’daki DAD şubelerinin yöneticileri, Avrupa’dan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Alevi Aktivistleri katılım gösterdiler.

Pirler Çalıştayı’na, Paris’ten Kurêşan Ocağının Dervêş ailesinden Pir Hasan Ulucan ile birlikte kaltıdık. Çalıştaya ilişkin bazı gözlemlerimi sizlerle, kısaca paylaşma gereği duydum. Çalıştay programına başlamadan önce uyandırılan cerağ ile, Pirler ve Analar tarafından verilen gulbanglarla (doğaçlama dua) saygı duruşu merasimi yapılarak, lokma dağıtıldı. Gulbangların ardından bağlama ile terenüm edilen nefeslerle, çalışmalara başlandı.

Rêya Haq “Pirleri Çalıştayı”nda; “Hak ve Hakyol, Hakikat yolunda dil ve doğamız, Rêya Heq inancında Kadın, İnanç kültürümüzün dünü bügünü” konulu üst başlıklar tartışıldı. Yoğun geçen tartışmalarla içsel ve dışsal sorunlar ele alındı. Otantik yol süreğinin ortak hafızalarda kalan bazı verilerinin, Kürtçe diliyle anlatılması çoğu zaman duygusal anların yaşanmasına vesile oldu. Rêya Heq itikatının ocaklar sisteminde yitip giden birçok köksel değerlerin derlenip-toparlanmaması halinde, bu kadim inançı büyük tehlikelerin beklediği, sözel anlatımlardan bir kez daha anlaşıldı. Dolayısıyla itikat süreğinde yer alan ocak Pirlerinin; bir an önce kendi talipleriyle buluşması, onlarla hasb-ı hal olmaları ve birlikte yol yürümeleri gerekmektedir. Ocak taliplerinin ise ocaklarına sahip çıkmaları, Pirlerini arayıp-bulmaları, atalarından kendilerine miras kalan bu antik değerler manzumesini ana dilleriyle yaşayarak geliştirmeleri elzemdir.

Gola Çetu’da basın açıklaması

Pirler Çalıştayı’nın 2. Gününde (31.01.16) çalıştay katılımcıları toplu olarak bir basın açıklaması yaptılar. Rêya Heq itikat ocaklarının Ocaxzâdeleri/ Pirleri; içinde bulunduğumuz Xizir (Xızır) ayı vesilesiyle, Xizir’ın göründüğüne inanılan Dersim girişindeki Gola Çetu’da, çıralar eşliğinde gulbanglarla (doğaçlama dua), yaptıkları ortak basın açıklamasında; Kürdistan‘da yürütülen katliamları kınadılar. AKP’nin, Kürt illerinde, Kürtlere karşı yürüttüğü sinsi-planlı yok etme politikalarını derhal durdurmalarını ve hemen müzakare masasına dönülmesini istediler.

Rêya Haq itikatının Ocaxzadeleri/ Pirleri; artık Kürt illerinin birer Kerbelâ’ya çevrilmemesini, aksi halde bu ülkenin bütün şehirlerinin Kerbelâ olup, Suriyeleşeceği uyarısında bulundular. Xizir’a niyaz ederek; Xizir’dan kötülerin-kötülüklerin def edilmesini, haklının yanında hazır ve nazır olmasıni temeni ettiler. Xizir için çıralar yakan analar; Kürt halkının haklı olan özgürlük mücadelesinin ve Rêya Heq bağlılarının yanında saf tutmasını, anaların ağlamaması için dilek ve temenilerini dile getirdiler.

Çalıştaya katılan başta Pirler olamak üzere bütün katılımcıların ortak bir istek ve temenileri vardı. O da; Kürt aşiretleri içinde Dersim merkezli gelişen Rêya Heq Aleviliğinin ocaklarına bağlı taliplerin ve Pirlerinin vicdanen ve ahlaken kendi atalarının yolunda yürümeleriydi. Atalarının hiç bir baskı ve zulüm karşısında eğilmeyen, zalime karşı direnen o vicdanlı duruşlarına sahip çıkılması gerektigine ilişkin vurgulu duygusal mesajları halen katılımcılar ve izleyiciler tarafından tartışılmaktadır. Meselâ Gola Çetu’da topluca yapılan basın açıklamasında itikat Pirleri; “Zalimin, zulmü karşısında sessiz kalırsak eğer; Dergahlarımız, Pirlerlerimiz, Ewliyalarımız, Wayirlerimiz (sahiplerimiz) bu sessizliğimizin hesabını bizden sorarlar! Bizler, haksızlıklara karşı sessiz kalarak, atalarımıza ihanet edemeyiz!” ortak temenilerinde buldular.

Vicdanımızın sesini dinleyelim, direnelim

Nuray Bayındır/İrfan Dayıoğlu

Son yılların en büyük katliamı Cizre’de yapıldı. AKP faşizmi bu katliamla ne kadar pervasızlaştığını, akıldışılaştığını bir kez daha gösterdi. Bizler günlerdir çığlık çığlığa yardım bekleyen bu insanlara ulaşılıp kurtarılmaları için elimizden geleni yapamadık.  Bu devleti yönetenlerde ar ve namus olmadığını bildiğimiz halde etkili eylem biçimleri hayata geçiremedik. Bundan dolayı istemeden de olsa işlenen bu insanlık suçuna ortak olduk.

Yaşanan büyük bir vahşettir. Katledilen insanlıktır, vicdandır. Vicdanımıza sahip çıkamadık. Ölenlerin bedenlerinde kurşun izi olmadığı söyleniyor. Yanmış ceset fotoları yayınlanıyor. 60 yaralı insanı diri diri yakarak öldürdükleri anlaşılıyor. Bu katliamı yapanlar dün Madımakta onlarca insanımızı yakanlarla aynı kişilerdir. Bunlar can almaya kodlanmış insan suretinde robotlardır. Bunlardan vicdanlı olmalarını beklemek gaflettir. Biz gaflete düştük. Sokakları süresiz işgal edemedik. Dünyaya bu insan çığlıklarını duyurmada yetersiz kaldık. Erdoğan faşizminin batılı emperyal güçlerin desteği ile hareket ettiğini göremedik.  Çılgınlaşan Erdoğan’ı durdurmak için etkili eylem biçimleri geliştiremedik.

Elbette bunları söylerken suçun sadece bizde olduğunu söylemiyoruz. Elbette suçlu faşist AKP devleti ve onun destekçisi sözde insani değer sahipleri batılı kapitalist devletlerdir. Onlar için önde gelen ülke çıkarlarıdır.  Onlar için insani değerleri savunmak eğer ekonomik çıkar getirecekse anlamlıdır.

Bu katliam bir milattır. Kürtler ile Türklerin arasındaki son bağı koparma eylemidir. Bundan sonrası tufandır. Bir halkı top yekün imhayı göze almış çakal sürülerine dur diyemezsek tarih bizi affetmez. Halkların birleşik gücü karşısında

Eyy AKP faşistleri devlet kere sizin vicdaniza tükürürüyoruz. Günlerdir iki bodrum katına sığınmış 60’a yakın yaralıyı katlettiniz. Buyrun Türklüğünüzle, büyüklüğünüzle, yenilmezliğinizle övünün çakal sürüleri, leş yiyiciler. Yaralı sivil insanları katledip PKK’li yaptınız. Sizde bir milim kadar ahlak, ar ve namus kalmamış, unutmayın bu yaptığınız son katliam ile Kürt halkı ile olan son bağı da kopardınız. Şimdi ne kadar sevinip, Kıvanç duysanız ve duvarlara ‘Ne mutlu Türküm diyene ‘ diye yazsanız azdır.

Katletmek belki size yetmez. Gidin o binalara Türk bayrağını da asın ki övüne övüne bitiremediğiniz bayrağınızın kırmızısının nereden geldiğini herkes görüp bilsin.

Ey faşizme çanak tutan medya yalakaları, faşist çakallar, dönün tarihe bir bakın, sizden de başka kimse var mı , yaralı insanları katlettiği için övünen ?  Yaptığınız bu katliama bir sıfat bulmakta vicdanımız zorlanıyor.  Bölgedeki tek müttefikiniz IŞİD barbarlarının zalimliği bile sizin bu yaptıklarınız karşısında bir hiç kalır. Ey AKP faşistleri hele bir dönün tarihe bakın, hangi devlet kendi vatandaşı olan yaralıların etrafını onbinler ile sarıp, haftalarca sürdürdüğü bir şov ile katleder.

Öte yandan tüm Uluslararası kamuoyu , adeta canlı yayından an be an verilen bu katliama seyirci kaldı. Eyy batının sözde demokratik ülkelerinin yöneticileri, sizin sözde insani dediğiniz değerlerinizin içinin ne kadar boş olduğu bu olayla ortaya çıktı. Unutmayın ki sessizliğiniz onaylamak anlamına geliyor. ekonomik çıkarlara endeksli, tüm insani, ahlaki, vicdani değerlerden yoksun tutumunuzla TC faşistlerine destek oldunuz. Övüne övüne bitiremediğiniz insani değerlerinize yüz çevirdiniz. Siz de şimdi ne kadar kıvançlı olsanız azdır.

Dönüp düne baktığımızda arkamızda onurlu bir tarih, boyun eğmez bir duruş bırakmışız diyebilmek için, bugün bulunduğumuz her koşulda dik durmayı, zalimlere karşı mazlumların safında durmayı görev bilmemiz gerekiyor.

İnanıyoruz ki, başta Kürt halkı bölgenin tüm mazlum halkları, mazlum inançları ve mazlumlardan yana saf tutmayı bir yaşam gerekçesi yapmış devrimciler faşizme boyun eğmeyecek ve Erdoğan celladına gereken cevabı vermekte gecikmeyecektir.

Zalimin önünde diz çökmektense, hükmedenlere biat etmektense ölümü yeğ tutan bir geleneğin sürdürücüleri olarak bölgenin tüm ilerici güçleri el ele, omuz omuza vererek faşizmi döktüğü kanda boğacaktır. Yeter ki  vicdanı karartmayalım…

Sinemilli Ocağı Kantarma köyü dedeleri – Abuzer Erdoğan

SEYİT RIZA BAKIR

ÖNSÖZ

Elbistan-Kantarma Köyü; alevi kültürünün yoğun olarak yaşandığı bir kültür mirası mekânıdır.  Alevi halkı ve dedeleri yüzyıllardır ait oldukları bu kadim inancı; sazına, sözüne özünü de katarak dilden dile, gönülden, gönülle günümüze kadar taşımışlardır. Ancak ne Osmanlı döneminde, ne Cumhuriyet döneminde Alevilik inanç olarak kabul görmediği gibi yok sayılmış, baskı görmüştür.

Bu nedenle Kantarma Köyü alevi kültürünü yaşatan dedelerle ilgili yazılı kaynak, bilgi, belge ne yazık ki yok.  Ben emekli öğretmenim. Bu kadim kültürü günümüze taşıyan dedelerimizin yaşamını, duygu ve düşüncelerini naçizane yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim. Bilgi, belge ve kaynak olmadığı için doğru ve anlamlı kaynaklara ulaşmak oldukça güç. Bunu daha öncede yaşamıştım. Tanrının rahmetine kavuşan babam Büyük Tacım Dede’nin yaşamını konu edinen bir yazı kaleme almıştım. Bilgi ve yazılı kaynak çok yetersiz. Tüm çabalarımla ve çevremdeki bir kaç kişiden aldığım bilgilerle bir-kaç sayfalık yaşamını ve deyişlerini derleyip Sayın İsmail Güner’in sitesinde yayınlamıştım. İsmail bey Tacım Dede’ye ait bir yada iki kasetini eklemişti. Ayrıca,  hatırladığım kadarı ile babamla ilgili yazım, Sayın Haşim Kutlu’nun bir kitabında bir-kaç sayfa ile yer almıştı.

Geçmişten aldığım Alevi kültürünün bilgi dağarcığımda bıraktığı izleri izlenimlerime kattım.   Kantarma Köyü Alevi Dedelerinin,  İstedim ki yaşamları ve felsefeleri gelecek kuşaklara ışık olsun.  Bilgi, belge olmadığı gibi çevreden ve akrabalarından, en yakınlarından yeterli bilgi almakta zorlandım. Bazılarına hiç ulaşamadım. Ulaşabildiklerimi zamanla yazmayı elbette düşünüyorum. Bu yüzden yazdıklarım ve yazacaklarımda eksik ve hatalı yönler olabilir.   Tamamen iyi niyetle yola çıktım.  Ait olduğum bu kadim kültüre azda olsa bir katkım, bir hizmetim olsun istedim. Amacıma ulaşabildiğim ölçüde kendimi mutlu hissedeceğim.

2015 – KANTARMA KÖYÜ

 

SİNEMİLLİ OCAĞI KANTARMA KÖYÜ DEDELERİ

ABUZER ERDOĞAN

Yaz aylarında memleketim olan Elbistan’ın Kantarma köyüne giderim. Kışın ortasında bile köyümü, insanlarını özlediğim çok olmuştur. Yazın o kavurucu sıcağında köyümün dağlarında,  dere kenarı bahçelerinde gezmek ve insanlarıyla sohbet etmek çok hoşuma gidiyor.

2015 yılı yaz mevsimi, yine sıcak günlerden bir gün öğlene doğru defterimi kalemimi yanıma alıp dedem Sayın Abuzer Erdoğan’ın evine gittim. Evin bahçeye bakan kısmında, gölgelikte sedire uzanmış dinleniyordu.  Eşi, Şehriban yenge beni görmüş olmalı , içerden çıktı ve Abuzer Dede’ye seslendi.: “Lo,lo rava nıfan hat”(herif kalk misafir geldi.) diyerek eşini saygıyla uyardı.  Abuzer  Dede yerinden  doğruldu. Yüzünde eksik olmayan gülümsemeyle ” Ooo Seydim sen hoş geldin” dedi.  Saygıyla eğilip elini öptüm ve birbirimize niyaz ettik.  Traş olmuş yüzüyle ilerlemiş yaşına rağmen onu genç ve dinamik gördüm.

Abuzer Dede’ye kısaca asıl niyetimi ve düşüncelerimi açıkladım. Kantarma kültürünü yaşatan Alevi dedelerinin yaşamlarını kısaca yazıya dökmek istediğimi söyledim.   Sevinci, mutluluğu yüzünden okunuyordu. Eşi Şehriban yenge kolonya ve şeker ikram etti. Sonra ne içeceğimizi sordu. Bu sıcak yaz gününde ayranda mutabık kaldık.

Abuzer Dedem’e sordum o anlattı ben not aldım. Ağzından, dilinden, yüreğinden çıkanları yazdım. Anlattıklarına kulak verelim. Baştan söyleyim. Sürçü lisan eylersek affola…

BİR YAŞAM – ABUZER DEDE

Horasan topraklarından dağılan halkın bir kısmı Erzincan topraklarına yerleşmişler. Atalarımız Erzincan’nın Birestik Köyünden gelmedir.  Dedelerimiz Koca Seyit aşiretindendir. Ağuçen ocağına bağlıdır.  Daha yaşanabilir bir yurt amacıyla bir kısım dedelerimiz ve talipleri, çok yıllar öncesi, uzun bir göç ve arayış sonunda bu günkü Kantarma topraklarına gelip yerleşmişler.

Kantarma Köyü’ne geldikten sonra,  tahminim 8-9 kuşak sonra ben doğmuşum. Ben Kantarma toprağında dünyaya gözlerimi açtım, burada yaşadım, burada hakka yürüyeceğim.  Babam Hüseyin Dede doğum tarihimi

07-07-1932 olarak kütüğe kaydeder.  Dedemin adı da Hüseyin’dir.  Annem; Süleyman’i  Mame’nin  torunu Aşe’dir. Halk arasında “Aşıka Mame” derlerdi.

Yıl 1951 , artık   hem evlenme çağı hem  askerlik çağı gelmiş bir delikanlıydım.    1951 yılında Ğaçça   ( Hatice ) ile evlendim. Eşim Ğaçça;  Şıği Gogış’ın kızı Alibek Dede’nin torunu idi. Mutlu bir evliliğimizden Hüsniye adında bir kızım, Doğan ve Mazlum adında iki oğlum oldu. Eşim son yıllarında hastalandı. O zamanki tıp olanaklarıyla çare bulunamadı. 1968 yılının 7. ayında eşim Ğaçça hakkın rahmetine kavuştu. Yaklaşık 18 yıl süren mutlu bir evliliğimizin ardından onu hala saygı ile anıyorum.

1969 yılında ikinci evliliğimi Şariban ( Şehriban ) ile yaptım. Şariban; Gücük Köyü’nden Boybacı’ların kızıdır. Türkiye’de tanınmış Avukat ve aynı zamanda siyasetçi saygıdeğer İbrahim Sinemilli’nin ablasıdır. Yaklaşık 47 yıllık evliyiz. Şehriban, bana, ailesine, çevresine çok saygılı bir eştir. Bu mutlu giden evliliğimizden dört oğlan bir kızımız oldu. Çocuklarım sıra ile Ali, Tacim, İbrahim, Seyit ve kızımız Zahide oldu.  Çocuklarımdan İbrahim evli, işyeri var ve Elbistan’da ikamet ediyor. Kızım Zahide ise akraba ile evli ve İstanbul’da ikamet ediyor. Diğerleri yurt dışında kalıyorlar. Zaman-zaman yaz aylarında tatile gelince görüşüyorum,  torunlarımı seviyorum. Bazen kış aylarında ben ve eşim yurtdışı gezi ve ziyaretlere gidiyoruz. Avrupa’nın birçok ülkesini ve şehirlerini gezdik.  Yaz aylarında yaklaşık altı ay kadar köyümüz Kantarma’da kalıyoruz. Kış aylarında ise Elbistan’daki evimizde kalıyoruz.

1989 yılında Kantarma Köyü Muhtarı oldum. Üç dönem seçildim.  Yaylalarımız olan BireKale’ye ve BireViri’ye ilk araba yolunu ben yaptırdım. Çok zorlu bir aşamaydı o dönem. Köye içme suyu şebekesi yapıldı, her eve su bağlandı.  Kızılkandil Köyü’nden Colbana borularla su bağlantısı yapıp çeşme kurdum. Köye giriş toprak yolu genişlettim.  Elektirik kurumuna defalarca müracaatımız sonucunda köyümüz elektiriğe kavuştu. İçme suyu deposu bakım ve onarımdan geçirildi.  Sanırım 1994 yılıydı. Benim evde bir toplantı yaptık ve köyle ilgili önemli kararlar aldık. Her evin önü; 5x10m. (yaklaşık 50 M.kare ) bahçe olarak imar edilecekti. Çoğunlukla buna uyuldu. Halkın isteklerine yetişmeye çalıştım.

2003 yılında kendi isteğimle muhtarlık görevini bıraktım, emekli oldum.

GÜZEL SÖZLER

” İnanç; insanı ruhen ve vicdanen geliştirir.”

“En büyük ibadetim topluma hizmet etmektir.”

“Çocuklarını, eşini, çevreni sev, mutlaka karşılığını alırsın.”

“Saygıda kusur etme, hatalı olsanda.”

“Eline, beline, diline her zaman sahip olacaksın.”

ASKERLİK

1953 yılında askere gittim. Kocaeli – Köseköy Askeri Birliğinde Yurt içi Işıldak Bölümü’nde yaptım askerliğimi. (Yazarın Notu:  Bu askeri birlik oturduğum Uzun Çiftlik’e çok yakın. İşe giderken, şehir merkezine giderken önünden geçiyoruz. Büyük bir yeşil alana konumlanmış durumda hala faaliyetlerine devam ediyor.)   Eski ve yeni yazı biliyordum. Okumam yazmam iyi idi.  Olumlu davranışlarım dikkat çekmiş olmalı ki, bir gün bölük komutanı beni çağırdı ve şöyle bir soru sordu :” Söyle bakayım Abuzer, din nedir? Ne anlam ifade eder?” Hemen cevap verdim. ” Komutanım din; insanları insani yönden ruhen terbiye eden bir inanç biçimidir.” Komutan bu cevaptan memnun olmuştu. Bana döndü ve hitaben;”  Bundan sonra sen onbaşı olarak görev yapacaksın.” dedi. Onbaşı olmuştum. Sevinçliydim. Bu olanlar birim komutanımız Binbaşının kulağına gitmiş olmalı ki,  Bir gün beni yanına çağırdı ve aynı soruyu sordu. Bende aynı şekilde cevap verdim. Memnundu. Sırtımı sıvazladı ve postasını çağırdı. “Abuzer’i Gelibolu’daki çavuşluk kursuna yazın. Onu çavuş olarak görmek istiyorum.”  Bu terfi olayı beni çok mutlu etmişti. Tabi ki askerliğimi çavuş olarak bitirmiştim.  1955 yılında teskere alarak Köyüme aileme döndüm.

ALEVİ KÜLTÜRÜNE OLAN İNANCIMIZ VE KATKIMIZ

Kantarma Köyü ezelden beri halkla iç içe alevi kültürünü yoğun yaşamıştır.  Babam dâhil bende ilim ve irfanımızı Kantarma cemiyetinden aldık. Cemlerimizi köylünün evinde yapardık. Bazen yaya, bazen at sırtında köyleri dolaşırdık. Sazımızı yanımızdan ayırmazdık. Saz çalarak, hem söyleyerek, sohbet ederek, sözümüzü özümüze katarak büyüdük. Toplumumuz, cemiyetimiz bize insanı kâmil mektebi oldu. Deyişlerimizi atalarımızdan, dedelerimizden ezbere öğrendik. Edep-erkânımızı içimizde taşırdık. Mümkün mertebe bu ilim-irfan yuvasını hep birlikte taşıdık, geliştirdik.

Alevilik kültüründe yaradılış hiç bir zaman hor görülmez. Edebi olmayanın erkanı olmaz. Yeryüzünde her mekan, her canlı baş tacımızdır. O yüzden dirki;  dil, din, ırk ayrımı yapmayız.  Kürdü, türkü, arabı, afrikalı, asyalı, amerikalıyı ayırım yapmadan severiz. Sevgi inancımızın temelidir. Barış içerisinde kardeşçe yaşamak hedefimizdir. Cennet denilen bir güzelliği ötelerde değil, var olan bu cenneti güzel yaşamaktır aslolan.

BİR ANIM :Bir gün İbo dedenin oğlu, nur içinde yatsın,  Mamo Dede ile  KaraHasan Uşağı mevkiinde , Tahtali Dağına gittik. Çok eskilerde odunlarımızı dağdaki  ağaç kırıntılarından odun kesip eşeklere yükler  getirirdik. Odunumuzu hazırladık. Hayvanlara yükledik.  Köye doğru sohbet ede-ede yola koyulduk. Epey yol almıştık.  Üç Kuyular mevkiine gelince Mamo Dede ceketini ve yeleğini  hatırladı. Birden çok heyecanlı bir sesle bana doğru  bağırdı:” Eyvaaaahhh, Abuzer ben ceketimi, yeleğimi unuttum.” dedi telaşla. Ben istifimi bozmadım. Mamo Dede’ye döndüm. „Sen dua etki kendini orada unutmamışsın.” Gülüştük. Ertesi gün yeniden yola koyulduk ve ceketi, yeleği bulduk, alıp köye döndük.

HİMMETİden

Kalmışız gam vadisinde, bir hadi rehber gerek.

Bizi bu zelaletten kurtarmaya, bir ulu er gerek.

Yok iken nam-ı  nişanı alemi adem henüz,

Lifi hurma ile devi bağlayan server gerek.

Pençeyi hayber kuşağı yedi illahu gafur,

Maht içinden ejderhayı şek eden Haydar gerek.

Alimin ilmi le dunni , halli-kulli muşkülat,

Kadıyu badu, kebu ter meftui ezder gerek.

Yari Ehmet,  Zevci Zehra , babi şebberi – şubbe,

Miri Malik, Şahi Selman hocayı Kamber gerek.

Üstümüzde  bi musibet, zulmetin defetmeye,

Şahi Merdan, şiri  Yezdan, Husrevi haber gerek.

Bu seda sizden bana ehsan ediptir Himmeti,

Vermeyi Fethi Necati Haydari Seftar gerek. (Kaynak Abuzer Dede)

Seyit Rıza Bakır

(emekli öğretmen)

seyitriza@gmail.com

 

Arap Alevileri hedef gösterildi: Yaşadıkları mahalller listelendi

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Akit gazetesi, Arap Alevileri hedef gösterdi. Nefret söylemi içeren haberde Esad Ailesi’nin Müslüman olmadığını, Suriyeli Alevilerin esas amacının Sünnileri yok etmek olduğunu yazıldı.

Haberde Arap Aleviler dualarının yer aldığı Kitab’ül Mecmu-u adlı kitapta yer alan duaların Türkçeleri yayınlandı.

Haberde IŞİD çetelerine ve cihatçı çetelere adres gösterircesine, Türkiye’de Arap Alevilerin yaşadığı iller, ilçeler ve mahalleler listelendi.  Haberde ‘‘Nusayri Aleviliği, Ali tanrısallığına dayalı batınî bir ekoldür’’ denildi.

Haberin devamında Arap Aleviliği ve Anadolu Aleviliği arasındaki farklılıklara vurgu yapılarak, bütün Aleviler hedef gösterildi. Haberin sonunda ‘‘Arap Alevilerin Kitabu’l Mecmu’u adlı kitabı, Türk ve Kürt Alevilerin inanç ve erkan kitabı olan “Buyruk”a benzetilebilir. Ancak, burada daha fazla İsmailî etki karşımıza çıkıyor. Kitap, Nusayri Aleviliğinin, doğrudan 10. ya da 11. imama kadar uzan bir silsile içinde ve belli dönemlerde yapılan reformlarla bugünkü şeklini aldığını gösteriyor.’’ denildi.

İfan Merkezi Teklifinin Altında Başka Emeller Var

Kartal Cemevi Dedesi Mustafa Düzgün, Alevilerin ve cemevlerinin sorunlarının devam ettiğini söyledi. Alevi önderlerinin görüşmelerde hükümet yetkililerine 10 maddelik taleplerini içeren bir teklif sunduğunu anlatan Düzgün, “Aleviler dedelere maaş ve Diyanet’ten bütçe istemiyor. Devlet, genel bütçeden bize pay ayırsın. Bizi diyanete bağlamasın, Diyanet’in emrindeki bir kurum gibi olmayalım.” dedi. Kendilerine irfan merkezi teklifinde bulunulduğunu kaydeden Düzgün, “İrfan merkezleri ile cemevleri aynı statüde olmamalı. Hükümet sürekli ‘irfan merkezleri açalım’ diyor ya, bunun altında başka emeller var. Mesela, irfan merkezi adına birçok insana bedavaya para dağıtmak gibi.” ifadelerini kullandı.

Perşembe günü Anadolu yakasının en büyük cemevlerinden olan Kartal Cemevi’nde buluşan Alevi vatandaşlar, lokmalarını da birlikte getirdi. Dede Mustafa Düzgün’un önderliğinde ibadetlerini yapan Aleviler, poşetlenen lokmalarını alıp, bir sonraki cemde buluşmak üzere evlerine gitti. Cem öncesi Dede Mustafa Düzgün ve Kartal Cemevi Vakfı yönetiminde bulunan Turan Çiftçi, Alevilerin ve cemevlerinin sorunlarına, talep ve beklentilerine ilişkin Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın başvurusu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) cemevlerinin de ibadethane statüsünde kabul edilmesi yönünde karar aldığını hatırlatan Mustafa Düzgün, buna rağmen sorunlarının hala devam ettiğini söyledi. Cemevi ve vakıf olarak giderlerin yapılan bağışlarla karşılandığını vurgulayan Düzgün, şunları söyledi: “AİHM kararı ile zannettiler ki cemevleri artık bu işlerden kurtuldu. Kurtulamadık, biz o sorunları hala yaşıyoruz. Son olarak Adalet Bakanlığı’nın Alevileri çağırmasına Kartal Cem Vakfı Başkanı İsmail Saçlı da katıldı. Burada 10 maddelik bir bildiriyi hükümete sunduk”

‘İRFAN MERKEZLERİ İLE CEMEVLERİ AYNI STATÜTE OLMAMALI’

Düzgün, hükümete sunulan taleplerle ilgili de şunları paylaştı: “Aleviler, birinci olarak AİHM kararları uygulansın diyor, cemevlerinin ibadethane olduğu yönündeki karar. İki; irfan merkezleri ile cemevleri aynı statüde olmamalı. Hükümet sürekli ‘irfan merkezleri açalım’ diyor ya, bunun altında başka emeller var. Mesela, irfan merkezi adına birçok insana bedavaya para dağıtmak. Doğu’da ‘melle’ diye bir şey çıkardı. Hiç okuma yazması yok ama köylüler üzerinde etkisi var diye onlara maaş bağlamak için melle kanunu çıkardı. İrfan merkezi de deyip, tarikatları güçlendirmek amacıyla yapabilir. IŞİD de irfan merkezi olabilir, irfanla alakası yok aslında.

Alevi sorunu sadece dede maaşı değil. Biz maaş istemiyoruz. Biz cemevlerine bütçe istiyoruz. Bu sorunlara çözüm gelmeli. Temsilci olarak vakıf, federasyon ve dernek başkanları ve hizmet veren dedeler muhatap alınmalı. Birçok tabela derneği oluyor, onlar hizmet vermediği halde hükümet bizimle eş tutuyor.

‘DİYANET’İN EMRİNDEKİ BİR KURUM OLMAYALIM’

Aleviler dedelere maaş ve Diyanet’ten bütçe istemiyor. Devlet genel bütçeden bize pay ayırsın. Bizi diyanete bağlamasın, Diyanet’in emrindeki bir kurum gibi olmayalım. Diyanet resmi bir kurumdur. Onların emrindeki hocalara bir hutbe verilir, gidin bunu okuyun camilerde denir. Bize de yarın Perşembe günü şunu okuyun derse ne yapacağız? Diyanet’te bizi kabul etmiyor. Diyanetin bizi kabul etmesi için Alevilere yer vermesi lazım. Diyanet de bizi bir bakanlığa bağlayıp, oradan bize pay ayırmayı düşünüyor.”

KARTAL BELEDİYESİ’NE TEŞEKKÜR

Kendilerine ayrılan bütçenin nasıl dağıtılacağını ve cemevlerinin giderlerini de anlatan Düzgün, şöyle devam etti: “Bütçe ayrıldığı zaman elektrik, su, doğalgaz, bu hizmetleri vatandaşa sunacak olan zakiri var, aşçısı var, bekçi var, gece nöbet tutan bekçi var; yani burada biz 20’ye yakın personel çalıştırıyoruz. Bunların da hiç birisinin ücreti asgari ücretin altında değil. Biz bunu şu an bağışlarla ödüyoruz. Bir şeyin hakkını vermek lazım. Bugün bizim elektrik ve doğalgazımızı Kartal Belediyesi karşılıyor. Onun için de Belediye Başkanı’na teşekkür ediyorum.

Çözüm noktasında, Alevilerden oluşan özel bir yapı olmalıdır. Aleviler kendi üst kurulunu kurmalı, ödenek bu yapılar tarafından dağıtılmalı. Bizi bir yere bağlayacaksan, biz üst kurulumuzu kuracağız, müdürlüklere, divan kuruluna kadar gideceğiz. Hangi cemevinin ne kadar ihtiyacı varsa onu biz kendimiz dağıtacağız. Dede zakir okulları açılmalı, cemleri olan köyller de bu yapıya cemini kayıt ettirmeli.

Alevi Bektaşi Enstitüsü kurulmalı. Cemevlerine büyüklüğüne göre personel ve ödenek ayrılmalı. Köy Kanunu, Belediye Kanunu, İmar Kanunu düzeltilmeli. Zaten cemevlerini ibadethane kabul etmemelerinin nedeni bu Köy Kanunu. İbadethane yeri diye yer ayrılıyor ama o ibadethane kilise olabilir, sinagog olabilir, havra olabilir ama o ibadethane cemevi olamıyor. Bu kanuna cemevini koymamışlar. “

TURAN ÇİFTÇİ: DİYANET’E VERİLEN HAKLAR BİZE DE VERİLSİN

Kartal Cemevi Vakfı yönetiminden Turan Çiftçi de Aleviliğin Türkiye’deki önemine ve rolüne değindi. “Alevilikte barış ve kardeşlik var.” diyen Çiftçi, “Eğer Alevilerin barış içinde, kardeşçe planları olmasa, gözyaşlarımız olmasa, Allah korusun Türkiye uçurama gider. Biz buna müsaade etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Alevilerin sorunlarının tümüyle devam ettiğini vurgulayan Çiftçi, “21 Mart’a kadar AİHM’in hkümete bildirimi vardır. 21 Mart’a kadar çözün diyorlar, istemiyoruz ama ülkemize yaptırım uygulanırsa biz de üzülürüz. Bu yaptırımları ülke vatandaşları, bizler yine cebimizden ödeyeceğiz. Biz bunu barış içinde çözelim istiyoruz. “ dedi.

Anayasa’nın 10. Maddesinde belirtilen hakların verilmesini istediklerini kaydeden Çiftçi, Diyanet’e verilen hakların verilmesini istiyoruz. Biz 1400 yıldır sema dönüyoruz. Hükümet bıraksa da bırakmasa da döneceğiz. Hak verse de vermese de bizim ibadethanemiz burasıdır. Diyanet’e verilen hakların bizim kuracağımız üst kurula versinler, özerk bir kurum olarak haklarımızı alalım, barışa, insan haklarına katkıda bulunalım. Bunu istiyoruz.” şeklinde konuştu.

haber.com

Raa Heqî de Xizir

Îtîqatî, qom be qom vurînê, hama pêro kî (zî) wertê qomanî de haştîye, birayîye û rindîye wazenê. Raa Heqî de Xizir, her dem qomê xo ra xeberdar o, qomê xo rê wayîr o. No ewro eskerawo ke hona karê Xizirî nêqedîyo. Çike hawar waştoxê xo, hona zaf ê. Hona her cayê Kirmancîye de bendan virazene ke Dêrsimîjan bixeneknê, ya kî wazenê ke caverdê şêrê. Koyê jîyar û dîyaran ewro kî binê bombayanî de jîvenê. Xortê welatê Kirmancîye qerqesunan ver de ewro kî nîşangahê. Oncîa kî Dêrsimîjî hona xora raver; der û cîrananê xo rê, dar û ber rê û tayr û tur rê, dima az û uzê xo rê wazenê.

Xizir, waxto verên ra hata na waxt, ebe(bi) zaf nameyan de name bîyo. Jêde nêçarêna însanîye ser o name gureto. Xizir; Misir de Hermet, Lykîa û Yunanîstan de Hermes, Kur’ane de Îlyas û Xizir ra name bîyo. Xizir, Mislimanîye de kî name bîyo, hama(labele) Raa Heqî de cayê Xizirî pêroyînê ra berz o. Xizir, Dêrsim de jêde wayîr o û mordemo (merdîmo) sata tengî yo. Çike ser rê dîna de, nêçarên û bêkesêna jê (sey) Dêrsimî zaf qom nêvejîyê. Çike Dêrsimîjî waxtê Abbasîyanî de, Selçukî de, Osmanî de û waxtê Cumratê Tirkîya de zaf onto. Her waxt hazaran ra qirrbîyê. Îtîqatê Raa Heqî de  cayê Xizirî, waxto nika ra kî berz bîyo, hama qirrimo peyên ra dima(1937-38) tayê, Xizir ra heredîyê. Înan ra gorê; Xizir endî ê caverdê. Çike Xizir tenga û hawarê Dêrsimî de nêreso.

Raa Heqî de Xizir, wertê ‘A(Heq) Dîna’ û ‘Na Dîna’ de fetelîno û tenga hometê de reseno. Cayê Xizirî, pêro Alewîyan de esto, hama cayê xo Raa Heqîye (Qizilbaşên) de zobîna (sewbîna) giran o. Dêrsim de 12 (des û di) warê (ocax) estê. Cayê Xizirî, na pêro warêyan de kî berz o. Cayê xo hen ke berzo namê xo minetan de heqî ra jêde vêreno. Xizir cansenik o. Kam ke tengîye de mendo hawarê înan de reso. O, Xizirê gavanan o. Xizir wertê ‘A Dîna’ û ‘Na Dîna’ de xeberdar o. Xizir ardimkarê sata tengî yo. Xizir ser rê dengiz û derya de wayîr o. Raa Heqî de Xizir her dem wayîrê kêrametî yo. Dêrsim de Xizir, jû kal û kokim o. Xizir bîlan o. Herdîsa xo hem derga, hem kî sipê ya. Xizir dest de uşîrê ra mordemo sipêla wo. O hem amadê yo hem nazir o. Dêrsimîjî domananê xo bavokê Xizirî kenê. “Bextê Xizirî der  ê”, vanê hen pê sa benê. Domananê xo rê her waxt alvozêna Xizirî wazenê. Dêrsim de Xizir, Asparê Astorê Qirrî yo. Kam ke Astorê Qirî vênit, tîvar kerdo ke Xizirî kî dorme der o.

Dêrsim de Xizir, wayîrê jîyar û dîyaran o  û na semed ra ebe Bimbarek name bîyo. Cawo ke Xizir biyo eskera, pêro bîyê jîyar. Namê pêroyanî de bimbarek vêreno. Vajîme; Kemerê Bimbarekî, Gola Bimbarekî, Tumê Bimbarekî ûêb. Dêrsim de Xizir sitar o. Mordemo saeta tenge yo. Donê feqir û donê kokimanî de fetelîno. Çê(key) be çê, vîjdanê Dêrsimîjan sinê(îmtîhan) keno. Na semed ra, Dêrsimîjî çêverê(keyberê) xo ra kokiman qe(qet) peyser nêçarnenê. Eke destêbere ke yeno, kenê meyman. Sareyê(sereyê) kamjî Dêrsimîjî ke kuto(kewto) tengîye, raver namê Xizirî vato.

Rocê Xizirî
Çimê Dêrsimîjan de cayê Xizirî; honde ke berz o, ebe name roce kî pêcênê. Çike Dêrsim de Xizir ke name kerd; Xiziro Xêlas, Xiziro Nebî û Xiziro Eylas vajîno. Hesabo kan ra asma çele de hewteyo verên(eke tam o) de dest pêkerîno. Serrnameyê mîladî de na asme, letê çele dima, hewtîyo tam ra, hata letê gujîge dewam kena. Çike wertê serrnameyo rumî  ve serrnameyo mîladî de 13 roz ferq esto. Dêrsim de rocê Xizirî, serva aşîran verên de jû  asme çerexîyo. Çike îtîqat de Xizir, her aşîrê rê kî beno meyman. Wertê na asme de hîre roz, na serranê peyênî jêde; rozê sêşeme, çarşeme û poncşeme pêcêrîno. Rocê Xizirî, jê rocê bînan sewelete saete 24.00îne de dest pêkerîno. Hama rocê bînan ra tenêna herey beno ra. Rocê bînan de, tîj ke ko ra şîye cêr fitare siknîna, hama Rocê Xizirî de hata tarî fitara nêsiknîna. Rocê Xizirî de jê Rocê Îmamanî tometeyî (qedexî) çîn ê. Asma rocê Xizirî de kam ke kam de heredînê benê haştî. Cîranî jûbînî rê benê meyman, nêwesanê jûbînî dîyar kenê. Meymanê feqirî na asme de jêdînê. Kam na asme de kam rê ke rindîye keno namê Xizirî keno berz.
Fejîrê çarsemeyo peyên de nîyaz pojîno. Serba no nîyaz, pesewe ra qile erjîna adir ser o. Na qile rê; “Qila Xizirî” vajîna. Tiramîya  ke na qile rê vejîna, naye rê; “Tirama Xizirî” vajîna. Jû murdose ardan kî pisknenê na tiramîye ser. Tayê kî leyê nîyazî de qawute pozenê. Qawutê zaf bowa rindeke dana. Hen înam beno ke bowa qawute hata meyîtan sona. Na roze, kêwaniya çêyi ebe destê xo, awe pisknena zerê çêyî ke domanî bijêdîyê. Rocê Xizirî de tayê  minetî kî vajînê: Roce gureto rocê Xizirî/Gul û cêmalî bîyê nurî/Roce gureto rocê Xizirî/Cem bîyê taliv û pîrî/Cevlan bide Astoro Qirî/Carê ma de endi bê mekuye durî.

Roza poncsemeyî “Xêrê Merdan” dayîno. Hardo dewres asmêno kêwe sima sahadê ke no xêre … (eke xêre kamî yo name ey/aye) vajîno/a. Î yê ke maldarê(dewlemendê) na roze Qirbanê Xizirî kenê. Qirbanê Xizirî jêde amnon ra name beno. Koz de wertê malî de kamjî kî hewlo, o name bîyo. Î yê ke besekenê roza poncseme Cemê Xizirî kî danê gîredayene. Sonê roza poncseme de çênekê ozebî û xortê ozebî, her çîyê xo solin wenê. Soj ser de genim qawarnenê û bêawe wenê. Awe nêsimenê ke hewnê xo de awe bivênê. Awe çêyê kamî de ya(yan) kî destê kamî ra ke simite, hen înam kenê ke qismetê xo uca ra vênenê. Tayê ca de vorê serî de, benê wela şîaye pisknenê dorme çêyî. Rêça Xizirî, ya kî rêça Astora Qirî ra fam kenê ke Xizir amo çêyê înan.

FEDA’dan çağrı: Kürt halkıyla dayanışmak için ayağa kalkalım

Yazılı açıklama yapan FEDA, AKP’nin Cizre halkının iradesini kırmak için her türlü kirli aracı devreye soktuğuna dikkat çekti. “Bu saldırı, katliamcı ve barbar AKP faşizminin, DAİŞ çeteleriyle aynı zihniyete sahip olduğunu tüm dünyaya göstermiştir” vurgusunun yapıldığı açıklamada, “AKP’nin ‘Mastır Planı’ Kürdistan halkının onurlu direniş ve iradesi karşısında yerle bir olacaktır. Bu katliamcı plan Sur, Cizre direnişine çarpıp yenilmeye mahkumdur” denildi.

‘SOKAĞA ÇIKALIM’

FEDA, Alevi toplumuna da çağrıda bulunarak, şunları ifade etti: “Bu barbarlığa, katliamcı AKP ve Saray gladyosuna karşı onurlu Alevi-Kızılbaşlar ayağa kalkmalıdır. Sokağa çıkıp Erdoğan faşizmine karşı tavır almalıdır. Faşizme karşı mazlum Kürt halkının yanında olmak için harekete geçelim.”

Alevi kadınlar: Cizre-Botan halkının onurlu direnişine katılalım

Avrupa Demokratik Alevi Kadın Meclisi, Cizre katliamına karşı direnişi sahiplenme çağrısı yaptı.

Yazılı açıklama yapan Avrupa Demokratik Alevi Kadın Meclisi, AKP ve Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sivil ve savunmasuz insanların katledilmesi için talimat verdiğine dikkat çekildi.

AKP’nin DAİŞ zihniyetini temsil ettiğine vurgu yapılan açıklamada, şunlar ifade edildi:

“Alevi kadınlar olarak, katillerden sokaklara çıkarak hesap soracağız. Besêler’den, Zarifeler’den, Sakineler’den, Rojbinler’den, Zilanlar’dan; Kerbala’da Hüseyin’le yan yana direnen, biat etmeyen Hz. Zeynep’ten destur alıyoruz. Alevi-Kızılbaş kadınları AKP’nin Cizre’de gerçekleştirdiği katliama ve barbarlığa ‘dur’ demeye çağırıyoruz. Gün; Cizre-Botan halkının onurlu direnişinin yanında saf tutma günüdür.”