Ana Sayfa Blog Sayfa 6347

Sinemilli Ocağı Kantarma köyü dedeleri – Abuzer Erdoğan

SEYİT RIZA BAKIR

ÖNSÖZ

Elbistan-Kantarma Köyü; alevi kültürünün yoğun olarak yaşandığı bir kültür mirası mekânıdır.  Alevi halkı ve dedeleri yüzyıllardır ait oldukları bu kadim inancı; sazına, sözüne özünü de katarak dilden dile, gönülden, gönülle günümüze kadar taşımışlardır. Ancak ne Osmanlı döneminde, ne Cumhuriyet döneminde Alevilik inanç olarak kabul görmediği gibi yok sayılmış, baskı görmüştür.

Bu nedenle Kantarma Köyü alevi kültürünü yaşatan dedelerle ilgili yazılı kaynak, bilgi, belge ne yazık ki yok.  Ben emekli öğretmenim. Bu kadim kültürü günümüze taşıyan dedelerimizin yaşamını, duygu ve düşüncelerini naçizane yazmak ve sizlerle paylaşmak istedim. Bilgi, belge ve kaynak olmadığı için doğru ve anlamlı kaynaklara ulaşmak oldukça güç. Bunu daha öncede yaşamıştım. Tanrının rahmetine kavuşan babam Büyük Tacım Dede’nin yaşamını konu edinen bir yazı kaleme almıştım. Bilgi ve yazılı kaynak çok yetersiz. Tüm çabalarımla ve çevremdeki bir kaç kişiden aldığım bilgilerle bir-kaç sayfalık yaşamını ve deyişlerini derleyip Sayın İsmail Güner’in sitesinde yayınlamıştım. İsmail bey Tacım Dede’ye ait bir yada iki kasetini eklemişti. Ayrıca,  hatırladığım kadarı ile babamla ilgili yazım, Sayın Haşim Kutlu’nun bir kitabında bir-kaç sayfa ile yer almıştı.

Geçmişten aldığım Alevi kültürünün bilgi dağarcığımda bıraktığı izleri izlenimlerime kattım.   Kantarma Köyü Alevi Dedelerinin,  İstedim ki yaşamları ve felsefeleri gelecek kuşaklara ışık olsun.  Bilgi, belge olmadığı gibi çevreden ve akrabalarından, en yakınlarından yeterli bilgi almakta zorlandım. Bazılarına hiç ulaşamadım. Ulaşabildiklerimi zamanla yazmayı elbette düşünüyorum. Bu yüzden yazdıklarım ve yazacaklarımda eksik ve hatalı yönler olabilir.   Tamamen iyi niyetle yola çıktım.  Ait olduğum bu kadim kültüre azda olsa bir katkım, bir hizmetim olsun istedim. Amacıma ulaşabildiğim ölçüde kendimi mutlu hissedeceğim.

2015 – KANTARMA KÖYÜ

 

SİNEMİLLİ OCAĞI KANTARMA KÖYÜ DEDELERİ

ABUZER ERDOĞAN

Yaz aylarında memleketim olan Elbistan’ın Kantarma köyüne giderim. Kışın ortasında bile köyümü, insanlarını özlediğim çok olmuştur. Yazın o kavurucu sıcağında köyümün dağlarında,  dere kenarı bahçelerinde gezmek ve insanlarıyla sohbet etmek çok hoşuma gidiyor.

2015 yılı yaz mevsimi, yine sıcak günlerden bir gün öğlene doğru defterimi kalemimi yanıma alıp dedem Sayın Abuzer Erdoğan’ın evine gittim. Evin bahçeye bakan kısmında, gölgelikte sedire uzanmış dinleniyordu.  Eşi, Şehriban yenge beni görmüş olmalı , içerden çıktı ve Abuzer Dede’ye seslendi.: “Lo,lo rava nıfan hat”(herif kalk misafir geldi.) diyerek eşini saygıyla uyardı.  Abuzer  Dede yerinden  doğruldu. Yüzünde eksik olmayan gülümsemeyle ” Ooo Seydim sen hoş geldin” dedi.  Saygıyla eğilip elini öptüm ve birbirimize niyaz ettik.  Traş olmuş yüzüyle ilerlemiş yaşına rağmen onu genç ve dinamik gördüm.

Abuzer Dede’ye kısaca asıl niyetimi ve düşüncelerimi açıkladım. Kantarma kültürünü yaşatan Alevi dedelerinin yaşamlarını kısaca yazıya dökmek istediğimi söyledim.   Sevinci, mutluluğu yüzünden okunuyordu. Eşi Şehriban yenge kolonya ve şeker ikram etti. Sonra ne içeceğimizi sordu. Bu sıcak yaz gününde ayranda mutabık kaldık.

Abuzer Dedem’e sordum o anlattı ben not aldım. Ağzından, dilinden, yüreğinden çıkanları yazdım. Anlattıklarına kulak verelim. Baştan söyleyim. Sürçü lisan eylersek affola…

BİR YAŞAM – ABUZER DEDE

Horasan topraklarından dağılan halkın bir kısmı Erzincan topraklarına yerleşmişler. Atalarımız Erzincan’nın Birestik Köyünden gelmedir.  Dedelerimiz Koca Seyit aşiretindendir. Ağuçen ocağına bağlıdır.  Daha yaşanabilir bir yurt amacıyla bir kısım dedelerimiz ve talipleri, çok yıllar öncesi, uzun bir göç ve arayış sonunda bu günkü Kantarma topraklarına gelip yerleşmişler.

Kantarma Köyü’ne geldikten sonra,  tahminim 8-9 kuşak sonra ben doğmuşum. Ben Kantarma toprağında dünyaya gözlerimi açtım, burada yaşadım, burada hakka yürüyeceğim.  Babam Hüseyin Dede doğum tarihimi

07-07-1932 olarak kütüğe kaydeder.  Dedemin adı da Hüseyin’dir.  Annem; Süleyman’i  Mame’nin  torunu Aşe’dir. Halk arasında “Aşıka Mame” derlerdi.

Yıl 1951 , artık   hem evlenme çağı hem  askerlik çağı gelmiş bir delikanlıydım.    1951 yılında Ğaçça   ( Hatice ) ile evlendim. Eşim Ğaçça;  Şıği Gogış’ın kızı Alibek Dede’nin torunu idi. Mutlu bir evliliğimizden Hüsniye adında bir kızım, Doğan ve Mazlum adında iki oğlum oldu. Eşim son yıllarında hastalandı. O zamanki tıp olanaklarıyla çare bulunamadı. 1968 yılının 7. ayında eşim Ğaçça hakkın rahmetine kavuştu. Yaklaşık 18 yıl süren mutlu bir evliliğimizin ardından onu hala saygı ile anıyorum.

1969 yılında ikinci evliliğimi Şariban ( Şehriban ) ile yaptım. Şariban; Gücük Köyü’nden Boybacı’ların kızıdır. Türkiye’de tanınmış Avukat ve aynı zamanda siyasetçi saygıdeğer İbrahim Sinemilli’nin ablasıdır. Yaklaşık 47 yıllık evliyiz. Şehriban, bana, ailesine, çevresine çok saygılı bir eştir. Bu mutlu giden evliliğimizden dört oğlan bir kızımız oldu. Çocuklarım sıra ile Ali, Tacim, İbrahim, Seyit ve kızımız Zahide oldu.  Çocuklarımdan İbrahim evli, işyeri var ve Elbistan’da ikamet ediyor. Kızım Zahide ise akraba ile evli ve İstanbul’da ikamet ediyor. Diğerleri yurt dışında kalıyorlar. Zaman-zaman yaz aylarında tatile gelince görüşüyorum,  torunlarımı seviyorum. Bazen kış aylarında ben ve eşim yurtdışı gezi ve ziyaretlere gidiyoruz. Avrupa’nın birçok ülkesini ve şehirlerini gezdik.  Yaz aylarında yaklaşık altı ay kadar köyümüz Kantarma’da kalıyoruz. Kış aylarında ise Elbistan’daki evimizde kalıyoruz.

1989 yılında Kantarma Köyü Muhtarı oldum. Üç dönem seçildim.  Yaylalarımız olan BireKale’ye ve BireViri’ye ilk araba yolunu ben yaptırdım. Çok zorlu bir aşamaydı o dönem. Köye içme suyu şebekesi yapıldı, her eve su bağlandı.  Kızılkandil Köyü’nden Colbana borularla su bağlantısı yapıp çeşme kurdum. Köye giriş toprak yolu genişlettim.  Elektirik kurumuna defalarca müracaatımız sonucunda köyümüz elektiriğe kavuştu. İçme suyu deposu bakım ve onarımdan geçirildi.  Sanırım 1994 yılıydı. Benim evde bir toplantı yaptık ve köyle ilgili önemli kararlar aldık. Her evin önü; 5x10m. (yaklaşık 50 M.kare ) bahçe olarak imar edilecekti. Çoğunlukla buna uyuldu. Halkın isteklerine yetişmeye çalıştım.

2003 yılında kendi isteğimle muhtarlık görevini bıraktım, emekli oldum.

GÜZEL SÖZLER

” İnanç; insanı ruhen ve vicdanen geliştirir.”

“En büyük ibadetim topluma hizmet etmektir.”

“Çocuklarını, eşini, çevreni sev, mutlaka karşılığını alırsın.”

“Saygıda kusur etme, hatalı olsanda.”

“Eline, beline, diline her zaman sahip olacaksın.”

ASKERLİK

1953 yılında askere gittim. Kocaeli – Köseköy Askeri Birliğinde Yurt içi Işıldak Bölümü’nde yaptım askerliğimi. (Yazarın Notu:  Bu askeri birlik oturduğum Uzun Çiftlik’e çok yakın. İşe giderken, şehir merkezine giderken önünden geçiyoruz. Büyük bir yeşil alana konumlanmış durumda hala faaliyetlerine devam ediyor.)   Eski ve yeni yazı biliyordum. Okumam yazmam iyi idi.  Olumlu davranışlarım dikkat çekmiş olmalı ki, bir gün bölük komutanı beni çağırdı ve şöyle bir soru sordu :” Söyle bakayım Abuzer, din nedir? Ne anlam ifade eder?” Hemen cevap verdim. ” Komutanım din; insanları insani yönden ruhen terbiye eden bir inanç biçimidir.” Komutan bu cevaptan memnun olmuştu. Bana döndü ve hitaben;”  Bundan sonra sen onbaşı olarak görev yapacaksın.” dedi. Onbaşı olmuştum. Sevinçliydim. Bu olanlar birim komutanımız Binbaşının kulağına gitmiş olmalı ki,  Bir gün beni yanına çağırdı ve aynı soruyu sordu. Bende aynı şekilde cevap verdim. Memnundu. Sırtımı sıvazladı ve postasını çağırdı. “Abuzer’i Gelibolu’daki çavuşluk kursuna yazın. Onu çavuş olarak görmek istiyorum.”  Bu terfi olayı beni çok mutlu etmişti. Tabi ki askerliğimi çavuş olarak bitirmiştim.  1955 yılında teskere alarak Köyüme aileme döndüm.

ALEVİ KÜLTÜRÜNE OLAN İNANCIMIZ VE KATKIMIZ

Kantarma Köyü ezelden beri halkla iç içe alevi kültürünü yoğun yaşamıştır.  Babam dâhil bende ilim ve irfanımızı Kantarma cemiyetinden aldık. Cemlerimizi köylünün evinde yapardık. Bazen yaya, bazen at sırtında köyleri dolaşırdık. Sazımızı yanımızdan ayırmazdık. Saz çalarak, hem söyleyerek, sohbet ederek, sözümüzü özümüze katarak büyüdük. Toplumumuz, cemiyetimiz bize insanı kâmil mektebi oldu. Deyişlerimizi atalarımızdan, dedelerimizden ezbere öğrendik. Edep-erkânımızı içimizde taşırdık. Mümkün mertebe bu ilim-irfan yuvasını hep birlikte taşıdık, geliştirdik.

Alevilik kültüründe yaradılış hiç bir zaman hor görülmez. Edebi olmayanın erkanı olmaz. Yeryüzünde her mekan, her canlı baş tacımızdır. O yüzden dirki;  dil, din, ırk ayrımı yapmayız.  Kürdü, türkü, arabı, afrikalı, asyalı, amerikalıyı ayırım yapmadan severiz. Sevgi inancımızın temelidir. Barış içerisinde kardeşçe yaşamak hedefimizdir. Cennet denilen bir güzelliği ötelerde değil, var olan bu cenneti güzel yaşamaktır aslolan.

BİR ANIM :Bir gün İbo dedenin oğlu, nur içinde yatsın,  Mamo Dede ile  KaraHasan Uşağı mevkiinde , Tahtali Dağına gittik. Çok eskilerde odunlarımızı dağdaki  ağaç kırıntılarından odun kesip eşeklere yükler  getirirdik. Odunumuzu hazırladık. Hayvanlara yükledik.  Köye doğru sohbet ede-ede yola koyulduk. Epey yol almıştık.  Üç Kuyular mevkiine gelince Mamo Dede ceketini ve yeleğini  hatırladı. Birden çok heyecanlı bir sesle bana doğru  bağırdı:” Eyvaaaahhh, Abuzer ben ceketimi, yeleğimi unuttum.” dedi telaşla. Ben istifimi bozmadım. Mamo Dede’ye döndüm. „Sen dua etki kendini orada unutmamışsın.” Gülüştük. Ertesi gün yeniden yola koyulduk ve ceketi, yeleği bulduk, alıp köye döndük.

HİMMETİden

Kalmışız gam vadisinde, bir hadi rehber gerek.

Bizi bu zelaletten kurtarmaya, bir ulu er gerek.

Yok iken nam-ı  nişanı alemi adem henüz,

Lifi hurma ile devi bağlayan server gerek.

Pençeyi hayber kuşağı yedi illahu gafur,

Maht içinden ejderhayı şek eden Haydar gerek.

Alimin ilmi le dunni , halli-kulli muşkülat,

Kadıyu badu, kebu ter meftui ezder gerek.

Yari Ehmet,  Zevci Zehra , babi şebberi – şubbe,

Miri Malik, Şahi Selman hocayı Kamber gerek.

Üstümüzde  bi musibet, zulmetin defetmeye,

Şahi Merdan, şiri  Yezdan, Husrevi haber gerek.

Bu seda sizden bana ehsan ediptir Himmeti,

Vermeyi Fethi Necati Haydari Seftar gerek. (Kaynak Abuzer Dede)

Seyit Rıza Bakır

(emekli öğretmen)

seyitriza@gmail.com

 

Arap Alevileri hedef gösterildi: Yaşadıkları mahalller listelendi

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Akit gazetesi, Arap Alevileri hedef gösterdi. Nefret söylemi içeren haberde Esad Ailesi’nin Müslüman olmadığını, Suriyeli Alevilerin esas amacının Sünnileri yok etmek olduğunu yazıldı.

Haberde Arap Aleviler dualarının yer aldığı Kitab’ül Mecmu-u adlı kitapta yer alan duaların Türkçeleri yayınlandı.

Haberde IŞİD çetelerine ve cihatçı çetelere adres gösterircesine, Türkiye’de Arap Alevilerin yaşadığı iller, ilçeler ve mahalleler listelendi.  Haberde ‘‘Nusayri Aleviliği, Ali tanrısallığına dayalı batınî bir ekoldür’’ denildi.

Haberin devamında Arap Aleviliği ve Anadolu Aleviliği arasındaki farklılıklara vurgu yapılarak, bütün Aleviler hedef gösterildi. Haberin sonunda ‘‘Arap Alevilerin Kitabu’l Mecmu’u adlı kitabı, Türk ve Kürt Alevilerin inanç ve erkan kitabı olan “Buyruk”a benzetilebilir. Ancak, burada daha fazla İsmailî etki karşımıza çıkıyor. Kitap, Nusayri Aleviliğinin, doğrudan 10. ya da 11. imama kadar uzan bir silsile içinde ve belli dönemlerde yapılan reformlarla bugünkü şeklini aldığını gösteriyor.’’ denildi.

İfan Merkezi Teklifinin Altında Başka Emeller Var

Kartal Cemevi Dedesi Mustafa Düzgün, Alevilerin ve cemevlerinin sorunlarının devam ettiğini söyledi. Alevi önderlerinin görüşmelerde hükümet yetkililerine 10 maddelik taleplerini içeren bir teklif sunduğunu anlatan Düzgün, “Aleviler dedelere maaş ve Diyanet’ten bütçe istemiyor. Devlet, genel bütçeden bize pay ayırsın. Bizi diyanete bağlamasın, Diyanet’in emrindeki bir kurum gibi olmayalım.” dedi. Kendilerine irfan merkezi teklifinde bulunulduğunu kaydeden Düzgün, “İrfan merkezleri ile cemevleri aynı statüde olmamalı. Hükümet sürekli ‘irfan merkezleri açalım’ diyor ya, bunun altında başka emeller var. Mesela, irfan merkezi adına birçok insana bedavaya para dağıtmak gibi.” ifadelerini kullandı.

Perşembe günü Anadolu yakasının en büyük cemevlerinden olan Kartal Cemevi’nde buluşan Alevi vatandaşlar, lokmalarını da birlikte getirdi. Dede Mustafa Düzgün’un önderliğinde ibadetlerini yapan Aleviler, poşetlenen lokmalarını alıp, bir sonraki cemde buluşmak üzere evlerine gitti. Cem öncesi Dede Mustafa Düzgün ve Kartal Cemevi Vakfı yönetiminde bulunan Turan Çiftçi, Alevilerin ve cemevlerinin sorunlarına, talep ve beklentilerine ilişkin Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın başvurusu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) cemevlerinin de ibadethane statüsünde kabul edilmesi yönünde karar aldığını hatırlatan Mustafa Düzgün, buna rağmen sorunlarının hala devam ettiğini söyledi. Cemevi ve vakıf olarak giderlerin yapılan bağışlarla karşılandığını vurgulayan Düzgün, şunları söyledi: “AİHM kararı ile zannettiler ki cemevleri artık bu işlerden kurtuldu. Kurtulamadık, biz o sorunları hala yaşıyoruz. Son olarak Adalet Bakanlığı’nın Alevileri çağırmasına Kartal Cem Vakfı Başkanı İsmail Saçlı da katıldı. Burada 10 maddelik bir bildiriyi hükümete sunduk”

‘İRFAN MERKEZLERİ İLE CEMEVLERİ AYNI STATÜTE OLMAMALI’

Düzgün, hükümete sunulan taleplerle ilgili de şunları paylaştı: “Aleviler, birinci olarak AİHM kararları uygulansın diyor, cemevlerinin ibadethane olduğu yönündeki karar. İki; irfan merkezleri ile cemevleri aynı statüde olmamalı. Hükümet sürekli ‘irfan merkezleri açalım’ diyor ya, bunun altında başka emeller var. Mesela, irfan merkezi adına birçok insana bedavaya para dağıtmak. Doğu’da ‘melle’ diye bir şey çıkardı. Hiç okuma yazması yok ama köylüler üzerinde etkisi var diye onlara maaş bağlamak için melle kanunu çıkardı. İrfan merkezi de deyip, tarikatları güçlendirmek amacıyla yapabilir. IŞİD de irfan merkezi olabilir, irfanla alakası yok aslında.

Alevi sorunu sadece dede maaşı değil. Biz maaş istemiyoruz. Biz cemevlerine bütçe istiyoruz. Bu sorunlara çözüm gelmeli. Temsilci olarak vakıf, federasyon ve dernek başkanları ve hizmet veren dedeler muhatap alınmalı. Birçok tabela derneği oluyor, onlar hizmet vermediği halde hükümet bizimle eş tutuyor.

‘DİYANET’İN EMRİNDEKİ BİR KURUM OLMAYALIM’

Aleviler dedelere maaş ve Diyanet’ten bütçe istemiyor. Devlet genel bütçeden bize pay ayırsın. Bizi diyanete bağlamasın, Diyanet’in emrindeki bir kurum gibi olmayalım. Diyanet resmi bir kurumdur. Onların emrindeki hocalara bir hutbe verilir, gidin bunu okuyun camilerde denir. Bize de yarın Perşembe günü şunu okuyun derse ne yapacağız? Diyanet’te bizi kabul etmiyor. Diyanetin bizi kabul etmesi için Alevilere yer vermesi lazım. Diyanet de bizi bir bakanlığa bağlayıp, oradan bize pay ayırmayı düşünüyor.”

KARTAL BELEDİYESİ’NE TEŞEKKÜR

Kendilerine ayrılan bütçenin nasıl dağıtılacağını ve cemevlerinin giderlerini de anlatan Düzgün, şöyle devam etti: “Bütçe ayrıldığı zaman elektrik, su, doğalgaz, bu hizmetleri vatandaşa sunacak olan zakiri var, aşçısı var, bekçi var, gece nöbet tutan bekçi var; yani burada biz 20’ye yakın personel çalıştırıyoruz. Bunların da hiç birisinin ücreti asgari ücretin altında değil. Biz bunu şu an bağışlarla ödüyoruz. Bir şeyin hakkını vermek lazım. Bugün bizim elektrik ve doğalgazımızı Kartal Belediyesi karşılıyor. Onun için de Belediye Başkanı’na teşekkür ediyorum.

Çözüm noktasında, Alevilerden oluşan özel bir yapı olmalıdır. Aleviler kendi üst kurulunu kurmalı, ödenek bu yapılar tarafından dağıtılmalı. Bizi bir yere bağlayacaksan, biz üst kurulumuzu kuracağız, müdürlüklere, divan kuruluna kadar gideceğiz. Hangi cemevinin ne kadar ihtiyacı varsa onu biz kendimiz dağıtacağız. Dede zakir okulları açılmalı, cemleri olan köyller de bu yapıya cemini kayıt ettirmeli.

Alevi Bektaşi Enstitüsü kurulmalı. Cemevlerine büyüklüğüne göre personel ve ödenek ayrılmalı. Köy Kanunu, Belediye Kanunu, İmar Kanunu düzeltilmeli. Zaten cemevlerini ibadethane kabul etmemelerinin nedeni bu Köy Kanunu. İbadethane yeri diye yer ayrılıyor ama o ibadethane kilise olabilir, sinagog olabilir, havra olabilir ama o ibadethane cemevi olamıyor. Bu kanuna cemevini koymamışlar. “

TURAN ÇİFTÇİ: DİYANET’E VERİLEN HAKLAR BİZE DE VERİLSİN

Kartal Cemevi Vakfı yönetiminden Turan Çiftçi de Aleviliğin Türkiye’deki önemine ve rolüne değindi. “Alevilikte barış ve kardeşlik var.” diyen Çiftçi, “Eğer Alevilerin barış içinde, kardeşçe planları olmasa, gözyaşlarımız olmasa, Allah korusun Türkiye uçurama gider. Biz buna müsaade etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Alevilerin sorunlarının tümüyle devam ettiğini vurgulayan Çiftçi, “21 Mart’a kadar AİHM’in hkümete bildirimi vardır. 21 Mart’a kadar çözün diyorlar, istemiyoruz ama ülkemize yaptırım uygulanırsa biz de üzülürüz. Bu yaptırımları ülke vatandaşları, bizler yine cebimizden ödeyeceğiz. Biz bunu barış içinde çözelim istiyoruz. “ dedi.

Anayasa’nın 10. Maddesinde belirtilen hakların verilmesini istediklerini kaydeden Çiftçi, Diyanet’e verilen hakların verilmesini istiyoruz. Biz 1400 yıldır sema dönüyoruz. Hükümet bıraksa da bırakmasa da döneceğiz. Hak verse de vermese de bizim ibadethanemiz burasıdır. Diyanet’e verilen hakların bizim kuracağımız üst kurula versinler, özerk bir kurum olarak haklarımızı alalım, barışa, insan haklarına katkıda bulunalım. Bunu istiyoruz.” şeklinde konuştu.

haber.com

Raa Heqî de Xizir

Îtîqatî, qom be qom vurînê, hama pêro kî (zî) wertê qomanî de haştîye, birayîye û rindîye wazenê. Raa Heqî de Xizir, her dem qomê xo ra xeberdar o, qomê xo rê wayîr o. No ewro eskerawo ke hona karê Xizirî nêqedîyo. Çike hawar waştoxê xo, hona zaf ê. Hona her cayê Kirmancîye de bendan virazene ke Dêrsimîjan bixeneknê, ya kî wazenê ke caverdê şêrê. Koyê jîyar û dîyaran ewro kî binê bombayanî de jîvenê. Xortê welatê Kirmancîye qerqesunan ver de ewro kî nîşangahê. Oncîa kî Dêrsimîjî hona xora raver; der û cîrananê xo rê, dar û ber rê û tayr û tur rê, dima az û uzê xo rê wazenê.

Xizir, waxto verên ra hata na waxt, ebe(bi) zaf nameyan de name bîyo. Jêde nêçarêna însanîye ser o name gureto. Xizir; Misir de Hermet, Lykîa û Yunanîstan de Hermes, Kur’ane de Îlyas û Xizir ra name bîyo. Xizir, Mislimanîye de kî name bîyo, hama(labele) Raa Heqî de cayê Xizirî pêroyînê ra berz o. Xizir, Dêrsim de jêde wayîr o û mordemo (merdîmo) sata tengî yo. Çike ser rê dîna de, nêçarên û bêkesêna jê (sey) Dêrsimî zaf qom nêvejîyê. Çike Dêrsimîjî waxtê Abbasîyanî de, Selçukî de, Osmanî de û waxtê Cumratê Tirkîya de zaf onto. Her waxt hazaran ra qirrbîyê. Îtîqatê Raa Heqî de  cayê Xizirî, waxto nika ra kî berz bîyo, hama qirrimo peyên ra dima(1937-38) tayê, Xizir ra heredîyê. Înan ra gorê; Xizir endî ê caverdê. Çike Xizir tenga û hawarê Dêrsimî de nêreso.

Raa Heqî de Xizir, wertê ‘A(Heq) Dîna’ û ‘Na Dîna’ de fetelîno û tenga hometê de reseno. Cayê Xizirî, pêro Alewîyan de esto, hama cayê xo Raa Heqîye (Qizilbaşên) de zobîna (sewbîna) giran o. Dêrsim de 12 (des û di) warê (ocax) estê. Cayê Xizirî, na pêro warêyan de kî berz o. Cayê xo hen ke berzo namê xo minetan de heqî ra jêde vêreno. Xizir cansenik o. Kam ke tengîye de mendo hawarê înan de reso. O, Xizirê gavanan o. Xizir wertê ‘A Dîna’ û ‘Na Dîna’ de xeberdar o. Xizir ardimkarê sata tengî yo. Xizir ser rê dengiz û derya de wayîr o. Raa Heqî de Xizir her dem wayîrê kêrametî yo. Dêrsim de Xizir, jû kal û kokim o. Xizir bîlan o. Herdîsa xo hem derga, hem kî sipê ya. Xizir dest de uşîrê ra mordemo sipêla wo. O hem amadê yo hem nazir o. Dêrsimîjî domananê xo bavokê Xizirî kenê. “Bextê Xizirî der  ê”, vanê hen pê sa benê. Domananê xo rê her waxt alvozêna Xizirî wazenê. Dêrsim de Xizir, Asparê Astorê Qirrî yo. Kam ke Astorê Qirî vênit, tîvar kerdo ke Xizirî kî dorme der o.

Dêrsim de Xizir, wayîrê jîyar û dîyaran o  û na semed ra ebe Bimbarek name bîyo. Cawo ke Xizir biyo eskera, pêro bîyê jîyar. Namê pêroyanî de bimbarek vêreno. Vajîme; Kemerê Bimbarekî, Gola Bimbarekî, Tumê Bimbarekî ûêb. Dêrsim de Xizir sitar o. Mordemo saeta tenge yo. Donê feqir û donê kokimanî de fetelîno. Çê(key) be çê, vîjdanê Dêrsimîjan sinê(îmtîhan) keno. Na semed ra, Dêrsimîjî çêverê(keyberê) xo ra kokiman qe(qet) peyser nêçarnenê. Eke destêbere ke yeno, kenê meyman. Sareyê(sereyê) kamjî Dêrsimîjî ke kuto(kewto) tengîye, raver namê Xizirî vato.

Rocê Xizirî
Çimê Dêrsimîjan de cayê Xizirî; honde ke berz o, ebe name roce kî pêcênê. Çike Dêrsim de Xizir ke name kerd; Xiziro Xêlas, Xiziro Nebî û Xiziro Eylas vajîno. Hesabo kan ra asma çele de hewteyo verên(eke tam o) de dest pêkerîno. Serrnameyê mîladî de na asme, letê çele dima, hewtîyo tam ra, hata letê gujîge dewam kena. Çike wertê serrnameyo rumî  ve serrnameyo mîladî de 13 roz ferq esto. Dêrsim de rocê Xizirî, serva aşîran verên de jû  asme çerexîyo. Çike îtîqat de Xizir, her aşîrê rê kî beno meyman. Wertê na asme de hîre roz, na serranê peyênî jêde; rozê sêşeme, çarşeme û poncşeme pêcêrîno. Rocê Xizirî, jê rocê bînan sewelete saete 24.00îne de dest pêkerîno. Hama rocê bînan ra tenêna herey beno ra. Rocê bînan de, tîj ke ko ra şîye cêr fitare siknîna, hama Rocê Xizirî de hata tarî fitara nêsiknîna. Rocê Xizirî de jê Rocê Îmamanî tometeyî (qedexî) çîn ê. Asma rocê Xizirî de kam ke kam de heredînê benê haştî. Cîranî jûbînî rê benê meyman, nêwesanê jûbînî dîyar kenê. Meymanê feqirî na asme de jêdînê. Kam na asme de kam rê ke rindîye keno namê Xizirî keno berz.
Fejîrê çarsemeyo peyên de nîyaz pojîno. Serba no nîyaz, pesewe ra qile erjîna adir ser o. Na qile rê; “Qila Xizirî” vajîna. Tiramîya  ke na qile rê vejîna, naye rê; “Tirama Xizirî” vajîna. Jû murdose ardan kî pisknenê na tiramîye ser. Tayê kî leyê nîyazî de qawute pozenê. Qawutê zaf bowa rindeke dana. Hen înam beno ke bowa qawute hata meyîtan sona. Na roze, kêwaniya çêyi ebe destê xo, awe pisknena zerê çêyî ke domanî bijêdîyê. Rocê Xizirî de tayê  minetî kî vajînê: Roce gureto rocê Xizirî/Gul û cêmalî bîyê nurî/Roce gureto rocê Xizirî/Cem bîyê taliv û pîrî/Cevlan bide Astoro Qirî/Carê ma de endi bê mekuye durî.

Roza poncsemeyî “Xêrê Merdan” dayîno. Hardo dewres asmêno kêwe sima sahadê ke no xêre … (eke xêre kamî yo name ey/aye) vajîno/a. Î yê ke maldarê(dewlemendê) na roze Qirbanê Xizirî kenê. Qirbanê Xizirî jêde amnon ra name beno. Koz de wertê malî de kamjî kî hewlo, o name bîyo. Î yê ke besekenê roza poncseme Cemê Xizirî kî danê gîredayene. Sonê roza poncseme de çênekê ozebî û xortê ozebî, her çîyê xo solin wenê. Soj ser de genim qawarnenê û bêawe wenê. Awe nêsimenê ke hewnê xo de awe bivênê. Awe çêyê kamî de ya(yan) kî destê kamî ra ke simite, hen înam kenê ke qismetê xo uca ra vênenê. Tayê ca de vorê serî de, benê wela şîaye pisknenê dorme çêyî. Rêça Xizirî, ya kî rêça Astora Qirî ra fam kenê ke Xizir amo çêyê înan.

FEDA’dan çağrı: Kürt halkıyla dayanışmak için ayağa kalkalım

Yazılı açıklama yapan FEDA, AKP’nin Cizre halkının iradesini kırmak için her türlü kirli aracı devreye soktuğuna dikkat çekti. “Bu saldırı, katliamcı ve barbar AKP faşizminin, DAİŞ çeteleriyle aynı zihniyete sahip olduğunu tüm dünyaya göstermiştir” vurgusunun yapıldığı açıklamada, “AKP’nin ‘Mastır Planı’ Kürdistan halkının onurlu direniş ve iradesi karşısında yerle bir olacaktır. Bu katliamcı plan Sur, Cizre direnişine çarpıp yenilmeye mahkumdur” denildi.

‘SOKAĞA ÇIKALIM’

FEDA, Alevi toplumuna da çağrıda bulunarak, şunları ifade etti: “Bu barbarlığa, katliamcı AKP ve Saray gladyosuna karşı onurlu Alevi-Kızılbaşlar ayağa kalkmalıdır. Sokağa çıkıp Erdoğan faşizmine karşı tavır almalıdır. Faşizme karşı mazlum Kürt halkının yanında olmak için harekete geçelim.”

Alevi kadınlar: Cizre-Botan halkının onurlu direnişine katılalım

Avrupa Demokratik Alevi Kadın Meclisi, Cizre katliamına karşı direnişi sahiplenme çağrısı yaptı.

Yazılı açıklama yapan Avrupa Demokratik Alevi Kadın Meclisi, AKP ve Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sivil ve savunmasuz insanların katledilmesi için talimat verdiğine dikkat çekildi.

AKP’nin DAİŞ zihniyetini temsil ettiğine vurgu yapılan açıklamada, şunlar ifade edildi:

“Alevi kadınlar olarak, katillerden sokaklara çıkarak hesap soracağız. Besêler’den, Zarifeler’den, Sakineler’den, Rojbinler’den, Zilanlar’dan; Kerbala’da Hüseyin’le yan yana direnen, biat etmeyen Hz. Zeynep’ten destur alıyoruz. Alevi-Kızılbaş kadınları AKP’nin Cizre’de gerçekleştirdiği katliama ve barbarlığa ‘dur’ demeye çağırıyoruz. Gün; Cizre-Botan halkının onurlu direnişinin yanında saf tutma günüdür.”

Alevi katillerini sevici iktidar

Ahlaksızlığın toplumsallaştığı bir süreci yaşıyoruz. Kelimelerin ölüm karşısında anlamsızlaştığı, her türlü yalanın ortalıkta kol gezdiği bir süreçten geçiyoruz. Kişi, toplum hiçleştikçe, kimliksizleştikçe diktatörler, diktatörlük özlemi içinde olanlar için zemin daha elverişli bir hal alıyor. Diktatörlüklerin ihtiyaç duyduğu toplumsal karaktere uygun bir şekillenmenin, tüm nüveleri kendisini çılgınca her alanda hissettiriyor.

Bu toplumsal yapının şekillendirdiği medya, diğerlerini de teslim alarak, etik değere sığmayacak bir şekilde kara propaganda üretiyor. Yalanın dibine vuruyor. Kim ne kadar çok yalan üretirim ve iktidara yaranırım endişesiyle güne uyanıyor. Mantığın almakta zorlandığı senaryolar ardı ardına diziliyor. At izi, it izine karıştırılmak isteniyor.

Ölümler, öldürmeler kanıksattırılıyor. “Şehit” haberleri Genel Kurmay’ın açıklamaları ile ara sütunlarda önemsizleştiriliyor. Kürt sivillerinin ölümleri ise “etkisizleştirilmiş terörist” diye haber aralarına sıkıştırılıp kalıyor.

Tayyip Erdoğan: “Üniter devlette başkanlık sistemi yoktur diye bir şey yok. Şuan zaten dünyada bunun örneği var geçmişten buyana da var. Yani Hitler Almanyası’na baktığınızda orada da bunu görürsünüz.”, Davutoğlu, “Tescilli Diyarbakır evleri, camiler, kiliseler, hanlar kentin mimari dokusuna zarar vermeden restore edilecek. Sur’u öyle inşa edeceğiz ki aynen Toledo gibi mimari dokusuyla herkesin görmek istediği bir yer haline gelecek.” diyor.

Biri eli milyon insanın ölümüne mal olmuş katili örnek veriyor. Diğeri faşist Franco tarafından yakılıp yıkılan şehirlerden bahsediyor. Bilinç altındakilerini dışa vuruyor. Yalaka medyası Hitler, Franco sevdalılarını demokrasi kahramanı ilan ediyor.

Düşmanlıklar üzerinden siyaset üreterek, sanki Türklük, İslamiyet saldırı altındaymış gibi yapıyor. Kürtlerin kendini var etme mücadelesini, Türklüğün karşısında bir olguymuş gibi yansıtırken, Alevilerin kendi kimliklerine sahip çıkmayı da İslam karşıtlığı, din düşmanlığı olarak topluma sunuyor. Ahlaksızlığın en derinine oynuyor. Toplumların birlikte yaşama, birlikte var olma özlem ve mücadelesine saldırıyor. Dinamitliyor.

İktidarda sanki başkaları varmış, 14 yıldır bu ülkeyi başkaları yönetiyormuş gibi yapıyor. Hayali düşmanlar yaratıyor. Oysaki Kürde, Alevi’ye, sol ve sosyaliste düşmanlık üzerinden tüm kesimleri esir alıyor. Ergenekoncular başta olmak üzere ulusalcı faşist kesimleri, devletçi faşist İslami kesimlerle ortaklaştırarak devleti yeniden şekillendiriyor. Kendi sınırlarıyla da kalmıyor AKP’nin bu düşmanlığı. Türkiye sınırlarını aşıyor. Suriye’de de aynı şey için kavgaya giriyor. Cenevre görüşmelerine, “Kürtler katılmasın” diye, devlet olmanın tüm imkanlarını, ilişkilerini kullanırken, aynı ilişkileri Alevi katliamlarına fetva vermiş, genç çocuk demeden Alevileri katleden grupların görüşmelerde yer alması için harcıyor. Düşmanlığının sınırlarını genişletiyor.

Aleviler, Alevi katillerini sevici iktidarın ve onun temsilcilerinin yaptıklarını görüyor. Bunu içindir ki; cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar demokrasi mücadelesine kendi kimlikleriyle dahil oluyor. Aleviler “Neden benim oğlum ölüyor, kimi öldürüyor, benim oğlum ölerek, öldürerek kimi kurtarıyor” diye soruyor. Ve bu sorunun asker, polis aileleri tarafından da sorulması gerektiğini vurguluyor.

Çocuklar ölmesin sloganı etrafında şekillenen Alevilerin direnişi demokrasi cephesindeki yerlerini giderek daha çok hissettiriyor. Aşk olsun bu direnişe turap olanlara…

Alevi Kadın Meclisi ilan edildi

Avrupa’nın değişik ülkelerinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) bünyesinde faaliyet yürüten Dergah Eşbaşkanları ve kadın komisyonları, Demokratik Alevi Kadın Meclisi’ni ilan etti.

Almanya’nın Leverkusen kentindeki Alevi Dergahı’nda bir araya gelen Avrupa’nın değişik ülkelerinde FEDA bünyesinde faaliyet yürüten Dergah Eşbaşkanları ve kadın komisyonları, Demokratik Alevi Kadın Meclisi’ni ilan etti.

Toplantı Meryem Deprem’in okuduğu Gulbang ile start aldı. Daha sonra oy birliği ile toplantının gündem maddeleri belirlendi. Alevi kadınlarının örgütlenme sorunları, eşit temsiliyetin yakanlaması amacıyla yapılacak çalışmalar, Avrupa’da bulunan Alevi örgütleri içerisinde kadını daha da aktif hale getirilmesi konusu masaya yatırıldı.

Toplantıda açılış konuşmasını Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nden Songül Ömürcan yaptı. Kürdistan’daki son gelişmelere değinen Ömürcan, Kürtler uğradığı katliama Alevilerin sessiz kalmaması gerektiğini vurguladı. Alevilerinde topun ağzında olduklarını belirten Ömürcan, “DAİŞ’in Alevileri katletme hedefleri vardı. Örneğin Antep ve Maraş’ta birçok Alevi köyünün dokümanı DAİŞ’ten elde edilen belgelerde ortaya çıktı. Birçok yerde Alevilere tehditler söz konusu. Böyle bir durumda Alevilerin kendilerini savunacak bir sistemleri olması gerekiyor. Aleviler kendi öğretileri doğrultusunda eylem planları gerçekleştirdiler. Öz yönetim modeli Alevilerin inanç değerleri ile de paralel giden bir modeldir” dedi.

Daha sonra söz alan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Sözcüsü Hülya Yer ise Kürdistan’da son süreçte yaşanan baskıları özetleyerek Alevi Kadınları olarak Amed’de gerçekleştirdikleri eylemlerde gözlemlerini aktardı. Avrupa ve Türkiye’de Kürtlere yönelik katliamlara karşı bir sessizlik yaşandığını dile getiren Yer şunları ifade etti: “2005’ten bu yana sürecin bu şekilde geçebileceği tahmin ediliyordu. Bu zulüm karşısında öz savunma gerçekleştirildi. Alevilerin de bu sürece dahil olmaları gerekiyor. İnanç merkezlerimize de saldırdılar. Örgütlülüğümüz olsaydı bu kadar katliamı yaşamayacaktık. Bu zulme karşılık örgütlülük zorunludur.”

Demokratik Alevi Federasyonu Eşbaşkanı Bemal Özdemir de Alevi kadınlarının örgütlenme metodlarına yönelik bilgi verdi. Demokratik Alevi Kadın Meclisi’nin kurulmasıyla birlikte kadınların kendi sorunlarını kendilerinin çözeceğini dile getiren Özdemir, bütün Alevi kadın canlarını meclislere destek vermeye çağırdı. Özdemir ayrıca eğitim çalışmalarına daha da ağırlık veerceklerini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından komisyon sözcüleri de Alevi kadınların örgütlenme alanında yaşadığı sorunlara dile getirdi. Yapılan tartışmaların ardından Dergahlarda kadın çalışmalarının ilerletilmesi yönünde fikir alışverişlerinde bulunuldu.

Paris Alevi Dergahı’nda çalışmalara katılan Meryem Deprem Aleviliğin bir kadın inancı olduğunu belirterek çağımızda inancın bu yönünün görmezden gelindiğini ve kadınların arka planda tutulduğunu ifade etti. Alevilik ritüellerinin asimile edildiğine vurgu yapan Deprem “hepimiz birlik olalım ve geleceğimiz için birşeyler yapalım. Aleviler geçmişte de kendi sorunlarını çözmek için kendileri uğraşırlardı” şeklinde konuştu.

Çalışma yöntemleri için fikir alışverişlerinin ardından Demokratik Alevi Kadın Meclisi ilan edildi. Meclis sözcüleri olarakta Bedrana Yıldırım, Huri Kabayel, Bemal Özdemir seçildi. Demokratik Alevi Kadın Meclisi sözcüleri kongreleşme süreci için hazırlık çalışmaları yürütecek.

Toplantı sonunda Demokratik Alevi Kadın Meclisi Kürdistan’da ilan edilen öz yönetimleri selamlayarak Kürt halkının kendi kendisini yönetmesi ve demokratik haklarını kullanmasının meşru olduğunu belirtti. Ayrıca Avrupa’nın her yerinde sahiplenilmesi mesajı verilerek Alevi inancının da özünde kendi kendini yönetme olgusu olduğu vurgulandı.

Toplantıda son gündem maddesi olarak bundan sonraki süreçte eylem ve çalışma planlaması ele alındı. Toplantı Meryem Deprem’in okuduğu Gulbang ile son buldu.

ANF

Ali Kenanoğlu: Kürtlerin ve Alevilerin ortak mücadele hattı devleti ürküttü!

Ali Kenanoğlu, Kürtler ile Aleviler’in ortak mücadele hattının AKP hükümetinde büyük rahatsızlık yarattığını ifade etti.

Ali Kenanoğlu, Kürtler ile Aleviler’in yan yana durmaya başladıkları dönemlerde, hükümetin Alevilere mavi boncuklar dağıtarak devletin yanında yer almalarını sağladığına vurgu yaparak, özellikle 7 Haziran seçimleri ve sonrasında yoğunlaşan bu ortaklaşmanın, her zamanki gibi devleti rahatsız ettiğini belirtti.

Kenanoğlu, Devletin 1993 sonrasında Cemevlerinin yapılmasına el altından destekler sağlandığını hatırlatarak,  “Alevileri Devletin yanında tutmak için bazı Alevi kurumları doğrudan ve dolaylı desteklendiği gibi bu seferde aynı senaryoları göreceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin katmerleşmiş başlıca kimlik sorunlarından biri de Alevilik. AKP, seçim beyannamesinin  yanı sıra Hükümet Programı ve 64. Hükümetin Eylem Planı’nda yer alan “Geleneksel  irfan merkezleri ve cemevleri” konusunda bakanlıkça bir çalışma başlatıldı. Bu  kapsamda Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın talimatıyla, Müsteşar Yardımcısı  başkanlığında hukuki alt yapının oluşturulması için çalışma grubu oluşturuldu. Alevi sivil toplum örgütlerinin çatı kuruluşları ve önde gelen  temsilcileriyle görüşecek grubun 5 ayrı oturum halinde yapacağı çalışmalarla  görüş ve önerileri de alacağı bildirildi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ile Kürdistan’da yaşanan katliam da Alevilerin tutumunu, AKP Hükümetinin Alevi çalıştayını ve Diyanet Başkanlığı’nın son zamanlardaki Alevilere yönelik çıkışlarını konuştuk.

‘ALEVİLER, İNKAR VE İMHA POLİTİTKALARINI DEFALARCA YAŞADILAR’

Alevi derneklerinin, ‘savaşa hayır’ çağrısıyla başlattığı dönüşümlü açlık grevleri devam ediyor. Alevilerin  bu desteğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Abluka altında tutulan, inkara ve imhaya tabi tutulan ve bu yöntemle boyun eğdirilmeye çalışılan Kürt halkının halinden Aleviler iyi anlarlar. Tabi ki tarihini öğretisini bilen, asimilasyonlarla ve manipülasyonlarla kendi tarihine ve öğretisine uzaklaştırılmamış Aleviler bunu bilirler.  Çok şükür ki tarihini ve öğretisini unutmayan Aleviler varlığını koruyorlar. Bu anlamda Kürtlere uzanan elin Alevilerden olması son derece anlamlıdır. Aleviler yaşadığı topraklarda bu tür inkar, imha ve asimilasyon politikalarını defalarca yaşamışlardır.

Alevilerin eylemleri ve bu eylemlerin yaygınlaşması dara düşen ve yalnızlaştırılmaya çalışılan Kürt halkına moral olduğu gibi Alevi toplumuna da ciddi anlamda bir moral, motivasyon sağlamıştır.
Aleviler 1915’te nasıl Ermeni halkına evini barkını açmışsa bugün de Kürt halkına her türlü desteği sağlayacaktır.

‘ALEVİLERİN HAFIZALARI KATLİAMLARLA DOLUDUR’

Birçok kez katliamdan geçmiş Alevilerin,  Kürdistan’da yaşanan katliamları nasıl okuması lazım?

Aleviler yaşadıkları topraklardaki antidemokratik ortamların özellikle de çatışma, savaş ortamlarının dönüp dolaşıp kendilerini vuracağını çok iyi bilmektedirler. Bu tür antidemokratik zamanlarda faşizm artmakta, çeteler işbaşı yapmakta / yaptırılmaktadır. Alevilik gibi muhalif inanç sahipleri bu tür puslu zamanların her daim hedefi olmaktadırlar. Alevilerin hafızaları bu dönemlerde yaşanan katliamlarla doludur.

Hafızalarında sayısız şekilde bu tür uygulamalara maruz kalan bir toplumun, kimilerinin bilinçli uzaklaştırma ve düşmanlaştırma politikalarına rağmen Kürt halkının yaşadığı acılar karşısında yanlarında olduğunu göstermesi önemlidir.

7 Haziran seçimlerinde zalimlerin geriletilmesi konusunda umutlanan muhalif yapıların
1 Kasım seçimleriyle umutlarının kırılması sonrasında tüm muhalif kesimler abluka altına alınmış durumdadır.  Bu baskıcı dönemlerde boyun eğmek ve zalimlere karşı çıkış sergilemek toplumların moralini yükselttiği gibi zalimlerin de direncini kırmaktadır.

Kürdistan’da yaşanan katliamlar bir toplumun topyekün direncini kırmaya ve boyun eğdirmeye yönelik bir operasyondur. Aleviler bu tür operasyonları tarihleri boyunca çokça yaşamışlardır.

‘BARIŞ SESİ DAHA GÜR ÇIKMALI’

Savaş karşısında Alevi toplumunun pozisyonuna ilişkin sizin gözleminiz nedir? Daha neler yapılabilir?

Yapılan açlık grevlerinin yaygınlaştırılmasıyla birlikte özellikle önümüzdeki günlerde yaşayacağımız olan Hızır inancı ve Hızır Orucu günlerinde bu dayanışmayı arttırıcı eylem ve etkinlikler yapılabilir.

Cemevlerinde imza kampanyaları başlatılıp, Türkiye genelinde “barış” diyenlerin terörist ilan edildiği ve baskılandığı bir ortamda barış diyenlerin sesinin “savaş” diyenlerden daha gür çıkmasını sağlayabilirler.

Alevi kurumları özellikle güçlü ve yaygın örgütlenmelere sahip oldukları Avrupa’da sokak eylemleri ile Avrupa kamuoyunun dikkatini bu yöne çekebilirler.

‘ALEVİLER YENİ ANAYASADA BİR ŞEY BEKLEMEMELİ’

Yeni anayasa tartışmaları anayasanın ele alınış biçimini ve yapılan tartışmaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Aleviler yeni anayasadan bir şey beklemeli mi sizce?

Devleti yönetenler çok demokratik tavır sergilerde Anayasa onları daraltırsa, bir çok konudaki özgürlükçü yaklaşımları karşısında elleri kollarını bağlarsa o zaman yasa ve Anayasayı özgürlükçü hale getirecek değişiklik zorunlu hale gelir. Veya tersinden ele alırsak Anayasa ve yasalar çok özgürlükçü olup, ülkeyi yönetenler bu özgürlükleri kısıtlamak isterse o zaman yine kendilerine göre Anayasa değişikliği zorunlu hale gelebilir. Ancak bizim durumumuz bunun iki haline de uygun değil. Ne Devleti yönetenler özgürlükçü, demokrat ne de Anayasamız özgürlükçü bir Anayasadır. Devleti yönetenlerin tarzı ile Anayasamız hemen hemen örtüşmektedir. Tek eksik Başkanlık sistemidir. Anayasa değişikliğinin gündeme alınmasının tek nedeni de budur. Ne Aleviler nede başka topluluklar, onların yaşadıkları kimsenin umurunda değil. Ancak değiştirecekleri Anayasaya toplumsal destek sağlamak İçin Alevileri okşayacak bazı değişiklikler gündeme gelebilir.

‘ALEVİLER YEDEĞE ALINMAYA ÇALIŞILIYOR’

Hükümetin Alevilerle ilgili  planında cemevlerinin birer “irfan merkezi” olması ve  Alevileri temsil eden bazı dernek ve vakıflar yerine cemevleri ve dedelerin ön plana çıkartılması var. Bu çerçevede hükümetin Alevilerle ilgili planını nasıl okuyorsunuz?

Ne zaman Kürtler ile Aleviler yan yana durmaya başlamışsa o zaman Alevilere mavi boncuklar dağıtarak Devletin yanında yer almaları sağlanmıştır. Özellikle 7 Haziran seçimleri ve sonrasında yoğunlaşan bu ortaklaşma, bir araya gelip ortak mücadele hattı oluşturmaları her zaman olduğu gibi T.C. Devletini rahatsız etmiştir. Tıpkı 1993 sonrasında Cemevlerinin yapılmasına el altından destekler sağlanıp Alevileri Devletin yanında tutmak için bazı Alevi kurumları doğrudan ve dolaylı desteklendiği gibi bu seferde aynı senaryoları göreceğiz.

Özellikle 1 Kasım seçimlerine doğru Başbakanın Alevi kurumları ile görüşmeleri ve yeni kurulan Hükumetin Alevilerin sorunlarını ele alacağını açıklaması, Hükumet programına koyması ne tesadüfidir ne de Alevileri çok sevdiklerindendir. Bu yaklaşım tam da söylediğim gibi Alevileri Devletin yedeğine alma girişimidir. Kürtlerden uzak tutma operasyonudur.

Bu nedenle Cemevleri gibi temel birkaç konuda adım atılacaktır. Ancak bu adımlar Alevilerin istediği şekilde olmayacak Hükumetin istediği şekilde olacaktır. Bu durum menfaate hazır halde olan Alevileri memnun edebilir ancak Alevilerin yıllardır dile getirdikleri talepleri karşılayamaz. Demokratikleşmeyi sağlayamadığı gibi Aleviliğide tıpkı Sünniliğe yapıldığı gibi Devlete yedeklemekten öteye gitmez.

Hükumetin istediği Alevilerin ağzına bal sürmek ama bu sürülen balın karşılığı olarak da Devlete yedeklenmektir.

‘İBADETHANEMİZ CEMEVİDİR’

Diyanet başkanı Görmez, ikinci kırmızı çizginin ‘cemevlerinin caminin alternatifi, başka bir inancın mabedi gibi gösterilmesi’ olduğunu söyledi.  Nasıl yorumluyorsunuz?

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri, Devlet – Hükümetler, Diyanet’in görüşünü alarak Alevi politikası belirliyorlar. Hatta mahkemeler Alevilikle ilgili konularda Diyanete görüş sorup oradan gelen cevapla karar veriyorlar.

Diyanet, Aleviliği İslam’ın içinde bir tarikat olarak görüyor. Bu nedenle İbadethanesi cami, ibadeti namaz, orucu Ramazan olarak görülüyor. Cemevleri bir zikirhane, Cem de bir zikir olarak kabul ediliyor. O nedenle Aleviler Camide Namazını kılıp daha sonra Cemevine gidip zikirlerini yapabilirler şeklinde bakılıyor.

Oysa Aleviler İbadethane olarak Cem evini, ibadet olarak Cem’i, Oruç olarak Hızır ve Muharrem Orucunu kabul ediyorlar. Bu Aleviliğe teolojik olarak başka bir İnanç olarak tanımlanmasına neden oluyor, Devlet ise bunu uzun vadede güvenlik nedeniyle çok tehlikeli kırmızı çizgi olarak kabul ediyor. Diyanet işleri Başkanının söylediği de budur.

Nitekim Alevilik kendine özgü bir inançtır denildiği zaman buna şiddetle karşı çıkanlar muhafazakar mütedeyyin Müslümanlar değil, milliyetçi, Ulusalcı, Kemalist kimseler olmuştur.

‘DİYANETİN FETVALARI YENİ DEĞİL’

Diyanet’in skandal fetvalarında meselenin özünde ne var? Alevilerin Diyanet’e nasıl bakıyor?

Diyanet İşleri Başkanlığı Devletin bir dini kurumudur. Aleviler 1950 – 60 lı yıllarda bu kurumda temsil edilmek istediklerinde şiddetle karşı çıkılıyor. Bugün ise Aleviler buna şiddetle karşı çıkıyorlar.

Diyanetin kapatılması ve yerine bu tür yetkilere ve bütçeye sahip olmayan daha özgün bir kurumun oluşturulması gerekir. Bu yeni kurumun işlevi dinler, inançlar arasındaki ilişkiler ve bu inançların, dinlerin Devletle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla tüm inançların temsilcilerinden oluşan bir kurul olarak görev yapmalıdır.

Bu tür skandal fetvalar yeni değildir, Diyanet’i oluşturan zihniyetlerin zaman zaman dile getirdikleri görüşlerdir.

 www.ozgurlukcusol.com
İZMİR – ÖZGÜR AYDIN

Alevilerin onurlu duruşu

CAN KASAPOĞLU

”Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..”
Analar ve Çocuklar Ölmesin, Gençler, yaşlılar ve hiç bir İnsan öldürülmesin,
Kürdistan’da Katliamlar son bulsun, Sokağa çıkma yasağı ve ablukalar kaldırılsın,
Özgür basın ve siyasetçlier üzerindeki baskılar kadırılsın,
Tutuklu Belediye başkanları ve akademisyenler, aydınlar derhal serbest bırakılsın,
Ve; AKP TC‘sinin Diyaneti, iki de bir Aleviler aleyhinde fetvalar vermesin diyerek;
Türkiye’de başlatmış oldukları ‘Açlık grevleri’ni Avrupa kıtasına da taşıdılar..
Bir başka deyişle Aleviler, AKP devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları, Kürdistan’da yaşanan katliamları kınamak ve direnişleri selamlamak amacıyla açlık grevlerine başladılar.
Bununla birlikte Aleviler, sürekli olarak “Diyanet’in lağvedilmesi; din derslerinin kaldırılması; Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı inançlarını özgürce yapabilmesi ve bunları anayasal garantiye alması” taleplerinide birleştirerek açlık grevlerini sürdürmeyye devamm ediyorlar.
Alevilerin bu onurlu ve anlamı duruşu başta Silopi, Cizire, Sur, Nusaybin vb merkezlere ise TV 10, Med Nüçe ve İMC gibi muhalif basın-yayın aracılığı ile ulaştı ve nerede direniş var ise adeta moral verdi.
Her şeyden önce Alevilerin bu süreçte duyarlı olmaları, akan kanın durması ve mazlum Kürt halkı ile dayanışma içinde olmasının iki önemli nedeni bulunmaktadır.
Bunlardan biri, Aleviler inanç olarak, bir sevgi, bir doğa, bir arada yaşamak, birlikte üretmek ve ortak paylaşımı esas alan bir toplum olması ve bu inancı gereği de İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler dahil doğamızdaki bütün canlıların yaşam hakkı olduğuna inanır olmasıdır. Diğer bir deyimle savaşa, şiddete ve başka bir gücün tahakkümüne karşı olmasıdır.
Ne kendisi bir başka inancı yada kimliği etkisi, tahakkümü altına almaz ve ne de bir başka egemen inancın, kimliğin yada gücün, kendisini etki altına aalmasını kabullenmez. Ne bir devletin parçasıdır, himayesi altındadır ve ne de bir devletin himayesi altına veya onun (devletin) sistemi içine sığdırılamaz. Çünkü Aleviliğin kendisi öz itibarı ile zaten bir ‘özerklik’ konumundadır. Ocak, Mürşid, Pir, Rayber, Talip, Musayip, Cem-Dergah işleyiş tarzında ‘yasaması, yürütmesi ve yargısı’ mevcut olan bir yapılanmaya sahiptir Alevilik.
Alevilerin bu süreçte duyarlı davranıp ‘açlık gerevleri’ne yatmasının bir diğer ikinci ve önemli nedeni ise yaklaşan tehlikenin (işid) kendileri açısından da çok derin bir endişe yarattığıdır. Zaten mevcut AKP hükümetinin politikası, diyaneti ve besleyip büyüttüğü cemaatler vs emniyet güçleri eişliğinde Alevileri korkutmaya, ‘imana gelin’ diyebilecek kadar işi ileri götürdükleri bilinmektedir. Emniyetin(!) iki de bir Alevilere, ‘dikkat edin, elimizde sizlere saldırı yaaılacaına dair bilgiler var, kendinizi koruyun’ demesi bununn en bariz örneklerinden biridir. Görevi, vatandaşı korumak olan bir kurumun ‘kendinizi koruyun’ demesi Alevileri oldukça rahatsız etmiştir.
Ayrıca basında sıkça, ‘uyuyan işid hücreleri’ diye haberler yapılmaktadır. Antep, Adıyaman vb merkezlerde güpe gündüz ‘uyanmış’ hücreler görüntüleniyor.
Yine Avrupa’da durum hiç farklı değil.. Aleviler diyasora dahil hiç bir yerde güvencede değildirler.
Alevilerin bu süreçte gösterdikleri onurlu ve anlamlı duruşun işte, yukarıdaki bu iki sebepten kaynaklandığı tespiti hiçte abartı olmaz sanırım..
Kaldıki 93 yıldır İnancımızın yasak olduğu, yok sayıldığı, inkar, soykırım ve katliamlardan geçirildiği TC’de adeta bir devlet terörü ile karşı karşıyayız ve cemeverimiz, kutsal mekanlarımız, ziyaretlerimiz bombalanmaktadır.
Ankara’nın ‘tek dil, tek din, tek ırk‘ gibi gerici, baskıcı ve faşist politikası 93 yıldır halklarımız ve inançlarımız üzerinde kan, acı, gözyaşı, süürgün, soykırım ve katliamlar getirmiştir. AKP gibi aynı zihniyetin temsilcileri ise bugün Kürdistan’da kürt halkına karşı bir ‚Kürt Soykırımı‘ süreci başlatmıştır.
Gasp edilmiş meşru haklarını isteyen, dili, kimliği ve insan olmak kaynaklı en asgari kültürel talepleri kanla bastırılan Kürt halkı ve Kürt kentleri bir abluka altına alınmıştır. Sokağa çıkma yasakları’nın iki ayı bulan süreçlerde yaşanan çatışmalar bölgeyi bir kan gölüne çevrilmiştir.
Aleviler burada hem Suruç, Ankara, Paris ve İstanbul’da patlatılan bombalar, Kürdistan da sürdürülen ‘devlet terörü’ sonucu yaşamını yitirenleri iir kez daha anıyor ve hemde bu barbarlığı yapanları şiddetle, nefretle kınamaktadırlar.
Yine diyasporada yaşayan Aleviler, başta Almanya olmak üzere yaşadıkları ülkelerin kamuoyuna, basınına, STK’larına ve ve en önemliside hükümetlerine, siyasal partilerine sesleniyorlar.
‘Salt mülteciler AB’ye gelmmesin diyerek Erdoğan ve AKP ile olan ilşkilerinize Kürdistanı ve Kürt halkını bir kez daha kurban etmeyin.’ Diyor Aleviler..
Özelliklede ‘Almanya ile TC devleti arasındaki ekonomik çıkarlarınızı, ortadoğunun en kadim, mazlum Kürt halkının ve inançlarıımızın değerlerinin önüne alarak devlet terörüne destek olmayın’ diyerek hala Almanyanın bir çok merkezinde açlık grevleri, çadır eylemleri, yürüyüşler yapmaktadırlar..
Ellbette Aleviler bununla yetinmemelidirler.
Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..
İçinden geçtiğimiz kutsal günlerde, Hz Xızır yardımcımız ve yoldaşımız olacaktır..
Tarih ise, ‘zalimlere karşı Alevilerin mazlumlar cephesinde onurlu duruşu’nu yazacaktır..