Ana Sayfa Blog Sayfa 6348

Britanya Alevi Federasyonu Yeni Yönetimini Belirledi

Pazar günü İngiltere’nin Doncaster şehrindeki Alevi Kültür Merkezi-Cemevi salonunda 2. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştiren Britanya Alevi Federasyonu (BAF) yeni yönetimini belirledi. İsrafil Erbil yeniden BAF başkanı olarak seçildi.

Yoğun bir katılımın olduğu kongrede delegeler“devletin değil, vicdanın Alevisi kalmak için laiklik mücadelesine devam edeceğiz” mesajı verdi.

ÇERAĞ’IN IŞIĞI YOLUMUZA, GÜLBANGLARIMIZ VİCDANIMIZA VE SAYGI DURUŞUMUZA EŞLİK ETTİ

BAF İnanç Kurulu dedelerinden Mehmet Yüksel, Hüseyin Gazi Metin dede tarafından delil uyandırıldıktan sonra, insanlık, barış, emek, demokrasi, eşitlik, adalet ve laiklik için yitirdiklerimize gülbang eşliğinde saygı duruşu başlayan genel kurulun Divan Başkanlığını Turan Eser, Divan Üyeliklerini Semih Savaşel, İsmail İpek, NuralEkiztaş, Fatma Polat yaptı.

BAF Genel Başkanı İsrafil Erbil açılış konuşmasında “Britanya Alevi örgütlenmesinin ulusal sınırlar içine hapsolmayan, küresel bir hareket haline geldiğini” ifade ederek, “BAF’ın artık Avrupa’da, Türkiye’de verilen Alevi mücadelesinin her alanında olduğuna” vurgu yaptı. “BAF bileşenlerinin birlik ve beraberlik içindeki mücadelesi sonucu iki yıllık çalışmalarına bakıldığında, her güne bir ya da bir kaç faaliyetin ve çalışmanın konulduğuna” işaret etti. Erbil “tüm bu kazanımlar ve çalışmalar BAF üyesi AKM-Cemevlerininin ve üyelerinin eseridir” değerlendirmesi yaptı.

İsrafil Erbil İki yıllık kazanımların korunması, geliştirilmesi için, önümüzdeki sürece daha güçlü ve kararlılıkla yürümek zorunda olunduğunu ifade etti.

Tüm AKM Başkanları, Britanya Alevi Kadınlar Birliği, Britanya Alevi Gençlik Federasyonu, Britanya Alevilik Çalışmalar Grubu adına yapılan konuşmalarda birliğin, Alevi mücadelesine sahip çıkılmasının, cemevlerindeki eğitim, kültür, kadın ve gençlik çalışmalarına önem verilmesi gerektiğine vurdu yapıldı.

İSRAFİL ERBİL GÜVEN TAZELEDİ

İkinci Olağan Genel Kurulu oy birliği ile Yönetim, Denetim ve Disiplin kurullarını seçti.İlk toplantısını Genel Kurulun ardından Doncaster Alevi Kültür Merkezi-Cemevi’nde yapan yeni seçilmiş yönetim kurulu üyeleri görev paylaşımını gerçekleştirdi.

BİRLİKTE AKP ASİMİLASYON PAKETİNİ VE SALDIRILARINI DURDURABİLİRİZ

BAF Genel Kurulu Türkiye’de yaşanan şiddet ortamındaki gelişmelerden dolayı yaşanan endişelerin arttığını ve ülkenin kritik bir süreçten geçtiğine vurgu yaptı.

Bu kritik süreçte özellikle Alevilerin büyük bir baskı, yaşam endişesi ve tehlike altında olduğunu belirtildi.

Genel Kurulda yapılan konuşmalar ve verilen mesajlarda, Aleviliği bitirmek, cemevlerini ve dedeleri devletleştirmek isteyen AKP’nin yeni saldırı paketlerini geri püskürtmek için Alevi hareketinin Türkiye ve Avrupa çapında birlikte mücadele zeminlerini yaratması talep edildi.

AKP hükümetinin tek taraflı asimilasyon dayatmalarına karşı etkili ve sonuç alıcı bir mücadele yöntemleri ve ortak mücadele sağlanmadığı taktirde, Alevi toplumun ciddi kayıplara ve tahribatlara maruz kalacağı belirtildi.

AKP’nin Türkiye’de yarattığı bu şiddet ortamında, radikal İslamcı cihadistlerin Alevilerin yerleşim birimlerine, cemevlerine kadar girip tehdit ettiği ortamda daha katılımcı, kararlı, uyumlu ve samimi bir mücadele ortamının yaratılmasına ve bunu birlikte hayata geçirerek, kavgamızın hane içinde birbirimiz tüketerek değil, mücadele enerjimizi hane içine rekabetlere boşaltarak değil, kavgamızın Aleviliği yok etmeye adamış zalimlerin zulmüne karşı vermemiz ve enerjimizi ise eşit yurttaşlık ve eşit haklar için sokakta direneceğimiz demokratik mücadele alanına taşınmasının gerekliliği ifade edildi.

GÖREV PAYLAŞIMI

BAF’ın 20 kişilik Yönetim Kurulu’nun kendi arasında yaptığı görev paylaşımı ile görev dağılımları şu şekilde oldu:

BAF – BRITANYA ALEVI FEDERASYONU YONETIM KURULU

GENEL BAŞKAN
Israil Erbil (Genel Başkan)
GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI
Zeynep Demir (Bşk.Yardımcısı) Aynur Akel (Bşk. Yardımcısı)
Tugay Hurman ((Bşk. Yardımcısı) İsmail Aslan (Bşk. Yardımcısı)
Mahmut Aydoğan ((Bşk. Yardımcısı)
GENEL SEKRETERLER
Savaş Hurman (Gen. Sekreter) Haydar Ulus (Gen. Sekreter)
GENEL SAYMANLAR
Nadide Köroğlu (Gen. Sayman) Canan Yeşiltepe (Gen. Sayman)
KÜLTÜR VE SANAT SEKRETERLİĞİ
Savaş Hurman
CENAZE FONU
Hüseyin Üzüm
EĞİTİM SEKRETERLERİ
Tugay Hurman Haydar Ulus
Canan Kaya
DİPLOMASİ-DIŞ İLİŞKİKLER VE HUKUK
Haydar Ulus Savas Hurman
PROJE VE KAYNAK YARATMA
Mahmut Aydoğan
BASIN VE YAYIN
Başkan ve BaşkanYardımcılar
YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Adil Sipar Zekeriya Armut
Kenan Ekiztaş Mehmet Sağ
Mehmet Durna Maksut Demir
Ali Ekber Aktepe Salman Macit

 

DENETLEME KURULU ÜYELERİ
Fatma Opan Reyhan Resul
Ali Demir Özcan Işık
Sabit Kurnaz

 

DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ
Elvan Akın İsmail İncedal
Erdal Pehlivan Haydar Yılmaz
Ali Polat

Sinemili Ocağı dedesi Deprem: Öz yönetim Aleviliğin özüdür

Alevilik üzerine araştırmalar yapıp makaleler yazan Sinemili Ocağı dedesi Süleyman Deprem Alevilerin tarihsel olarak öz yönetim anlayışına yabancı olmayan, bizzat tarihte bu sistemi yaşayan ve halende bazı bölgelerde yaşatan bir toplum olduğunu söyledi.

Sinemili Ocağı dedesi Süleyman Deprem ile öz yönetimin Alevilikteki yerini ve Alevi inancında barışık düzen diye ifade edilen Alevilikteki Rızalık Şehrini konuştuk.

Aleviler tarihsel olarak öz yönetim anlayışına yabancı olmayan, bizzat tarihte bu sistemi yaşayan ve halende bazı bölgelerde yaşatan bir toplum.

Deprem, özerkliğin toplumların yabancı olmadığı bir yönetim biçimi olduğuna dikkat çekerek, öz yönetim isteğini iktidarın bilinçli çarpıttığını ve onun dışında ele alınması gerektiğini belirtti.

Deprem, şöyle devam etti: “Öz yönetim, devlet olgusunu fazla halka hissettirmez. Devletin ceberut yapısını halktan uzak tutan bir yaşam biçimdir. Öz yönetimde as olan; belirli sınırlar ve ortak bir kültür içerisinde yaşayan halkın bütün sorunlarını devletten önce kendi birliği ve bütünlüğü içerisinde çözme ve paylaşma anlayışıdır. Özerk bölgelerde üretilen her şey fazlasıyla yine o bölgeye harcanır, devletinde asıl istemediği budur. Çünkü devlet ülkedeki en büyük payı alır. Bunun kesilmesini istemiyor.”

‘DERSİM KATLİAMININ ANA SEBEBİ ÖZERKLİĞİYDİ’

1938 Dersim Katliamında binlerce insanın soykırımdan geçirilmesinin asıl sebebinin Dersim’in özerk bölge olmasından kaynaklandığı vurgulayan Deprem, “Dersim bölgesi, Alevi yol ve erkanı aynı zamanda Rızalık Şehri felsefesi doğrultusunda devletle hiç bir bağı olmadan kendi öz yapısını korumaya yönelik bir yaşam biçimi vardı. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken Dersim’in ileri gelenleri mektuplarla yetkililere özerk yönetimi sürdürmek istediklerini söylediler. Ama devlet bunu kabul etmedi. Sonrasında büyük bir kıyım yaşattılar bölge halkına. Yaşanan soykırımın temel nedenlerinden birisi öz yönetimde ısrardır” diye ifade etti.

‘ALEVİLİK ÖZ YÖNETİM İÇERİR’

Aleviliğin başlı başına öz yönetim ve özerkliği içerdiğine dikkat çeken Deprem, öz yönetimin sınıflı toplum ilişkilerinden azade bir yaşam biçimi olduğunu söyleyerek, şunları aktardı: “Biz bu yönetim biçimine Alevilikte Rızalık Kenti diyoruz. Komünal bir yaşamdır bu. Özel mülkiyet doğmadan önce bütün yaşam biçimleri ortaktı ve kadınların idaresi söz konusuydu. Özellikle biz buna Alevice bir yaşamda diyoruz. Rızalık Kentinde hiç kimsenin özel mülkiyeti yoktur. Her şey herkesindir. Ancak burada bir başıboşluk yoktur, öz yönetim vardır. Bütün toplum bireyleri belirli kurumların kanalıyla görevli ve yetkilidir. Alevilikteki Cem törenleri karar alma yerleriydi. Burada ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel kararların hepsi topluma aktarılırdı. 1960’lı yıllara kadar bir çok Alevilerin yaşam alanında muhtar ve aza heyeti bile seçilmez Cem erkanında kararlaştırılırdı ve devlete bildirilirdi. Alevilik devletsiz bir yaşam biçimidir aynı zamanda.”

‘SINIFSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR YAŞAM’

Rızalık şehrinde herkese yeteneğine göre iş, ihtiyacına göre de ürün verildiğini belirten Deprem, “Bu konular esastır. Herkesin rızası alındığı için Rızalık Şehri denmektedir, sınıfsız ve sömürüsüz bir yaşam biçimidir. Öz yönetimin tam anlamıyla yaşandığı alanlar buralardır. Halkın bütün gelir ve ihtiyaçları kentin idaresi tarafından belirlenir ve dağılırdı. Hiç kimsenin bir malı yoktur ama her şey herkesindir, temel kural budur. Rızalık Kentinde en değerli kesim çocuklardır. Çocuk sadece anne ve babanın değil bütün topluma aittir. Herkes çocukları sahiplenmek zorundadır” şeklinde konuştu.

‘EŞ BAŞKANLIK ALEVİCE BİR UYGULAMADIR’

Kadının Rızalık Şehrinde erkekle aynı haklara sahip olduğunu ifade eden Deprem şöyle devam etti: “Eş başkanlık sistemi gerçek bir Alevice uygulamadır. Devletsiz toplumlarda kadınının ortak olmadığı hiç bir karar kabul edilir bir nitelik taşımaz. Alevilikte Cem yapılırken postta kadın oturur yani karar verici bir yerdedir. Ama yozlaştırılmış Alevilikte kadın da posttan indirilmiştir. Alevilikte musahiplik kültürü ile oluşacak kan davaları ve ayrışmaların önüne geçilmiştir. Toplumda musahiplik kültürü ile otokontrol sistemi geliştirilmiştir. Herhangi bir askeri sisteme gerek yoktur. 1950’li yıllara kadar adli olaylar Alevi toplumlarında devlete intikal ettirilmemiştir. Bütün sorunlar pirler divanı ve halk mahkemeleri tarafından çözülürdü. Rızalık Kentinde adli olay olmaz diyecek kadar azdı.”

‘ÖZ YÖNETİM ALEVİLİĞİN ÖZÜNDE VARDIR’

Aleviliğin ekolojik yapı içerisinde canlıları esas aldığını aktaran Deprem, bireysel istek doğrultusunda hiç bir canlıya hükmedilmeyeceğini ifade ederek, ”Bireysel istek doğrultusunda herhangi bir canlıya zarar veremezsiz, hükmedemezsin ve saldıramazsın, bunlar kati süratte yasaktır. Buna kimsenin hakkı yoktur. Tahtacı Aleviler ağacı kesmeden önce önünde dururlar ve ağaçlardan rızalık isterler, çünkü o bir candır. İhtiyaçları kadar keserler. Doğal dengeyi korumak temel bir esastı Rızalık Kentinde. Sevgi esastır, kötü emsal görülmez. Sadece iyilik ve güzellik anlatılır. İkilik yoktur sadece birlik vardır. Cehenneme gitmemek için iyilik yapılmaz. Yaşamda güzellikler esas alınır. Öz yönetim Rızalık Kenti’nin yaşam biçimidir. Bütün finansal kaynaklar komünal yaşam esasına dayanır. Alevilikte devletsiz yaşam biçimine dayanır. Öz yönetim Aleviliğin özünde olan bir şeydir. Lokma geleneği, tamamen komünal yaşamın sembolüdür. Alevilikte sadaka yoktur. Ortak paylaşım ve yaşam vardır. Özel mülkiyet yoktur” diye konuştu.

2 Şubat 2016
İZMİR / ANF – ÖZGÜR AYDIN

Doğan: Aleviler, Dedelerin Maaş Alarak Devletle İlişkilendirilmesini İstemiyor

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi dedelerinin maaşa bağlanmasını alevilerin istemediğini söyledi.

HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Alevi dedelerinin maaşa bağlanmasını alevilerin istemediğini söyledi. Alevilerin inançların özgürlüğünü savunduğunu söyleyen Doğan, “Özgür olsun herkes ama devlette devletin dini olmaz. Devletin dini olduğu zaman iş bu noktaya geliyor. Alevi dedelerine maaş bağlanmasını aleviler istemiyor. Ben bir milletvekili olarak yaptığım çalışmayı sunmak istiyorum. Hiçbir alevi derneği, alevi dedelerinin maaş almasını istemiyor. Devletle ilişkilendirilmelerini istemiyor. İnançlar kendi ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kendi dedelerine kendileri maaş vermeli. Kendi imamlarına da aslında cemaatler maaş vermelidir.” dedi.

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) basın toplantısı düzenledi.

Aleviler ile ilgili yasal düzenlemeyi yapanlarla bir çalışma yürüttüklerini belirten Doğan, “Bürokrasi ile bir çalışma yapıldı. Bir Alevi Dairesi kuralım dediler. Bu yeni bir Alevi Diyaneti olur. Alevi Diyaneti kabul edilemez. Devlet için bu büyük yüktür. Devlet bu konuda hassas olmalı. Yeni bir diyanet yeni bir sorun demektir.” dedi.

Alevilerin inançların özgürlüğünü savunduğunu kaydeden Doğan, “Özgür olsun herkes ama devlette devletin dini olmaz. Devletin dini olduğu zaman iş bu noktaya geliyor. Alevi dedelerine maaş bağlanmasını aleviler istemiyor. Ben bir milletvekili olarak yaptığım çalışmayı sunmak istiyorum. Hiçbir alevi derneği alevi dedelerinin maaş almasını istemiyor. Devletle ilişkilendirilmelerini istemiyor. İnançlar kendi ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kendi dedelerine kendileri maaş vermeli. Kendi imamlarına da aslında cemaatler maaş vermelidir.” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çok ciddi bütçesinin olduğunu, 10 bakanlıktan fazla bir bütçeye sahip olduğunu ifade eden Doğan şöyle konuştu. “Sağlık Bakanlığı’ndan fazla bütçesi olan, Enerji ve Tabii Kaynaklardan 10 bakanlığın bütçesine tekabül eden bir bütçe Türkiye için bir yüktür. Bırakın insanlar kendi imamlarını, kendi papazlarını, kendi dedelerini kendi vergileri ile ücretlendirsinler. Siz eğer dedelere ücret verirseniz, maaş verirseniz, imam dede yapmış olursunuz onu. İmamlar var zaten, 130 bin civarında imam var. Buradaki temel sorun Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması. Burada görevli olan memurların, imamların, yetkililerin, uzmanların, hepsinin dağıtılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi gerekiyor. Başkanlık bu yapısı ile bir yere gidemez.”

Bir gazetecinin, “Perşembe günü Anayasa Uzlaşma Komisyonu toplanacak. HDP hangi hassasiyetle oturacak masaya?” sorusuna Doğan, “Esas hassasiyeti eşit yurttaşlık temelinde olacak. Belki çok global gibi geliyor ama eşit yurttaşlık temelinde anayasal yurttaşlık herkesin kendi ifadesini bulabileceği bir anayasal yurttaşlık talebi var.” cevabını verdi.

FEDA: ‘İrfan Evleri’ düşkünlerin yeridir

Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu, AKP hükumetinin Alevileri hedef alan politikalarına ilişkin açıklama yaptı.

Yazılı açıklama yapan FEDA, AKP’nin uzun zamandır Alevilere dönük toplantı ve kurultaylar düzenlediğini ancak bunların ‘fiyasko’ ile sonuçlandığını belirtti. Açıklamada, AKP’nin bu kez de ‘İrfan Evleri’ ile Alevileri yanına çekmeye çalıştığına vurgu yapıldı.

Açıklamada, “Alevi-Kızılbaş inanç topluluklarının binlerce yıldır kendi ibadet yerleri, özgün ve özerk yerleri cemevidir.  Bunun dışında bir ibadet yerleri yoktur ve olmamıştır. AKP’nin son dönemlerde tekrardan gündemleştirmek istediği ‘İrfan Evleri’ asimilasyon ya da düşkün evleridir” denildi.

TALEPLER

AKP’den maaş talep etmediklerini, Alevilik üzerinden bu tür taleplerde bulunanları da ‘düşkün’ diye tanımlayan FEDA, AKP’nin Alevilerin öz ibadet yerlerini yozlaştırmak istediğine dikkat çekti.
Açıklamada, Alevilerin talepleri ise şöyle sıralandı: “Diyanet’in lağvedilmesi; din derslerinin kaldırılması; Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı inançlarını özgürce yapabilmesi ve bunları anayasal garantiye alması.”

FEDA Pirler Kurulu, açıklamasının sonunda da, tüm Alevi-Kızılbaşları ‘İrfan Evleri’ne karşı tavır almaya çağırdı.

‘Alevilerin ve Kürtlerin statü mücadelesi birbirinden ayrı değil’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi 8. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Kurulda, Alevilerin statü talepleri ile Kürt halkının statü taleplerinin ve mücadelelerinin birbirinden ayrı olmadığı vurgulandı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Pir Sultan Abdal Kültür ve Cemevi Konferans Salonu’nda yapılan kurulda konuşan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, devlet ve iktidarların Alevileri yok saydığını belirterek, “Halklar birbirinden ayrıştırılıyor, düşmanlaştırılıyor. Bugün coğrafyamızda yaşanan savaş konseptinde de halkın bir araya gelmesi önleniyor. Hem Kürt hem Alevi halkının statü talepleri birbirinden bağımsız değildir. Kürt halkının mücadelesini Aleviler de yüzyıllardır sürdürmüştür. Kendi mahkemeleri, ibadethaneleriyle öz yönetimleriyle bugün ayaktadırlar. Bugün bu taleplere yönelik şiddet ve savaş ortamında bizim tavrımız ve tarafımız nettir. Halkları ayrıştırılmaya çalışılıyor. Biz bir arada olacağız. Birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Batıda yaşayan Alevilere seslenen Koluman, “Ezilenler olarak ezilenin yanında olmamız bizim inancımızın gereğidir. Yaşananlara bu inançla sessiz kalmayalım” dedi.

Konuşmaların ardından yeni yönetim belirlendi. Yönetim Kurulu üyeliğine, Cafer Koluman, Sakine Avlak, Nursen Akbal, Sırdaş Adıgüzel, Sema İrfan, İmdat Aksoy, Hüseyin Mayda seçildi. (Diyarbakır/EVRENSEL)

Alevilere yeni oyun

HÜSEYİN ALİ

Türk devleti muhaliflerini ezmek için her zaman yalnızlaştırma politikası izlemiştir. Özellikle Kürtleri içeride ve dışarıda yalnızlaştırıp ezme ve kontrol etmeyi temel politika haline getirmiştir. İç ve dış politikasını esas olarak bu temelde oluşturmuştur. Cumhuriyet kuruluşunda Kürtleri, sosyalistler ve siyasal İslamcıları dışlamıştı. Ancak Kürtler 1980 öncesi önemli bir örgütlenme ve mücadele içine girince 12 Eylül’le birlikte siyasal İslam sistem içine alınıp Kürtleri ve sosyalistleri ezme politikasına yönelmişlerdir. AKP’nin sistem içine alınması da Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmede kullanmak için gerçekleştirilmiştir.

Türk devletinin Kürtleri yalnızlaştırıp ezmek için kullandığı bir yol da Kürtleri kendi içinde bölmek olmuştur. Kürtler içindeki inanç farklılığını kullanmak bunların başında gelmiştir. Dimilkî-Kurmanc ayırımı yapsa da bu inanç ayırımı kadar tutmamıştır. Kürt halkının mücadelesiyle birlikte Türk devleti bu ayırımı daha fazla geliştirmek istese de istediği sonucu alamamıştır. Türk devleti özellikle Alevi Kürtleri diğer Kürtlerden koparmak ve üzerinde özel savaş yürütmek yanında hem topraklarından göçertmek hem de Türkleştirmek politikalarını yoğun biçimde yürütmüştür. Ancak PKK kuruluşundan itibaren bu oyunu bozmak için Alevi Kürtler içinde çalışma gerçekleştirmiştir. PKK çalışmasıyla Alevi ve Sünni Kürtleri birbirine karşı çıkarma politikasını önemli oranda boşa çıkarmıştır. Alevi Kürtlerin mücadeleye aktif katılımını sağlayarak Türkleştirme politikasına da büyük bir darbe vurmuştur. PKK mücadelesiyle sadece Alevi Kürtler içinde değil, Alevi Türkler içinde de özgürlük mücadelesinin tanınmasını sağlamıştır.

Bugün gelinen aşamada Alevilerin hem demokrasi mücadelesine daha aktif katılmaları, hem de Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle dayanışmaları artmıştır. Kobanê Direnişi’nde bu dayanışma daha somutlaşmış ve boyutlanmıştır. Kobanê Direnişi’nin zaferinde Alevilerin desteğinin de önemli bir payı olmuştur. Başından sonuna kadar Kobanê Direnişi’ne desteklerini sürdürmüşlerdir. Hem de Kürt-Türk ayırımı olmadan tüm Aleviler bu dayanışma ve desteğin içinde olmuşlardır. Aleviler şimdi de Cizre, Sûr, Silopi, Nusaybin, Kerboran ve Gever’de süren direnişlerde dayanışma içindedirler. Alevi kurumlarının en büyük çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonu başta olmak üzere demokratik Alevi dernekleri ve diğer Alevi kurumları da Kürt halkının mücadelesiyle dayanışma içindedirler. Bu dayanışma ve destek gerçekten de çok anlamlıdır. Türk devletinin Kürtleri Alevi-Sünni olarak bölüp yalnızlaştırma politikasına büyük darbe olmaktadır. Bu derneklerin tutumu tabii ki Alevi toplumunun tutumu olarak görülmelidir.

Aleviler Kürt halkının mücadelesinin aynı zamanda Aleviler açısından da bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi olduğunu çok iyi anlamışlardır. Bu nedenle Kürtlerin özgürlük mücadelesine sahiplenmek kendi özgür ve demokratik yaşamlarını sahiplenme olmaktadır. Zaten gelinen aşamada Kürtlerin özgürlüğü temelinde radikal bir demokratikleşme gerçekleşmezse Alevilerin sorunlarının da köklü çözülmesi zor gözükmektedir.

Son zamanlarda devlet ve hükümet Aleviler üzerinde yeni oyunlar peşindedir. Aslında Aleviler ve Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ortaklaştıklarını görerek bunu parçalamak istiyorlar. AKP hükümetinin son zamanlarda Aleviler ve cemevleriyle ilgili yeni girişimleri esas olarak Alevilerin Kürtlerle ortaklaşmasını önlemeye yöneliktir. Ancak köklü bir zihniyet değişikliği olmadığında Alevilerin sorunlarını çözecek bir adım da atamıyorlar. Alevileri oyalamak, aldatmak, hatta bölmek için girişimlerde bulunuyorlar.

Cemevlerini İrfan evleri adı altında bir hukuki statüye kavuşturma çabaları gerçekten de bir skandaldır. Aslında Alevilere hakaret yapılmaktadır. Cemevini ibadet yeri olarak kabul etmemek için bin dereden su getiriyorlar, demagoji yapıyorlar. Aslında sorunu çözmek istiyorum derken bile gerçek yüzlerini açığa vuruyorlar. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı, cemevleri ibadet yeri olamaz diyerek tutumunu ortaya koymuştur. Utanmadan bir inancın ibadet yerinin neresi olup olmadığına karar verebiliyorlar. İrfan evleri ya da başka yaklaşımlarla Alevileri asimile etmekten vazgeçmediklerini ortaya koymaktadırlar.

Birkaç cümleyle sorun çözülebilecekken bunu yapmıyorlar. Bunu da bilerek yapmıyorlar. “Aleviler Türkiye’de bir inanç topluluğudur. İbadet yerleri de Cemevleridir” diyemiyorlar. Kendileri nasıl görmek istiyorlarsa Alevileri öyle tanımlamak istiyorlar. Aleviler kesinlikle bu tuzağa düşmemelidir. Kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa öyle görülmelerini istemelidir. Asimilasyona boşluk bırakacak hiçbir tanım ve ifadeyi kabul etmemelidirler. Çünkü AKP hükümeti Alevileri yeni koşullarda asimile etme politikası izlemektedir. Kürtlere karşı izlenen politikanın farklı bir biçimi Alevilere yönelik kullanılmaktadır.

Bazı Alevilere amiyane deyimle biraz ot uzatıp asimilasyon boyunduruğuna sokmak istiyorlar. Dedelere maaş ve benzeri şeylerin zaten kabul edilmesi mümkün değildir. Hatta en şiddetli karşı çıkılması gereken şeyler bu tür maddi tekliflerdir. Alevilerin varlığı olduğu gibi kabul edilip inancını ve ibadetini sürdürme özgürlüğü tanınırsa sonrasını Alevi toplumu kendi içinde çözer. Aslında devlet ve hükümetlerin şu bu hakkı tanıyorum demesinin hiçbir anlamı yoktur. Tam demokratikleşme ve özgürleşme olmadan hiçbir hakkın güvencesi de olamaz. Bu açıdan tam demokratikleşmeyle bu hakların tanınmasının iç içe ele alınması şarttır. Ancak bu yaklaşımla Kürtlerin, Alevilerin ve tüm toplumların sorunları çözülür.

özgür gündem

Reya Haq Alevi Pirleri çalıştayı sona erdi

Reya Haq Alevi Pirleri Çalıştayı, “ReyaHaq inanç ve itikatında kadın” ile “Reya Haq inancında kültür, itikat ve yaşamın dünü bugünü” konulu oturumlarla son buldu. “Reya Haq inanç ve itikatında kadın” oturumunda konuşan Ankara Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Songül Çelik, Alevilik inancının katliamlara ve soykırımlara rağmen bugünlere kadar gelmesinde anaların inancı ve yaşam felsefesinin etkili olduğunu belirterek, Şu anki iktidarın, ülkeyi radikal Sünni İslam’ın hâkimiyetine hızla sürüklediğini ve daha çok mücadele etmeleri gerektiğini belirtti.

Dersim’de düzenlenen Reya Haq Alevi Pirleri Çalıştayı, Belediye Konferans Salonu’nda 2’inci gününde de devam etti. Dersim Belediyesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen çalıştayda bugün “Reya Haq inanç ve itikatında kadın” ile “Reya Haq inancında kültür, itikat ve yaşamın dünü bugünü” konuları tartışıldı. “Reya Haq inanç ve itikatında kadın” adlı oturumun moderatörlüğünü yapan Ayten Şimşir, kötülüğün ortadan kalkmasının yolunun ana Fatma düşüncesinden ve yolundaki kadından geçtiğini belirterek, “İnancımızda ki bu eşitliği korumak için eril zihniyete karşı mücadelenin sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

‘Alevi inancının bugünlere gelmesinde kadınların rolü büyük’

Ardından konuşan Ankara Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Songül Çelik, Alevilik inancının katliamlara ve soykırımlara rağmen bugünlere kadar gelmesinde anaların inancı ve yaşam felsefesinin etkili olduğunu söyledi. Alevilerde kadın ve erkeğin eşit olduğu söylemenin, var olan eşitsizliğe göz yummak anlamına geldiğini belirten Çelik, bu eşitsizliği sorgulamayan eril zihniyetin Alevi kurumlarında da gün geçtikçe arttığını aktardı. Şu anki iktidarın, ülkeyi radikal Sünni İslam’ın hâkimiyetine hızla sürüklediğini ifade eden Çelik, “Bunun için kaygılanıp kendi eksikliklerimizi görüp sorgulamamız gerekirken sistemin Sünni zihniyetinin sınırlarının dışına çıkamıyoruz ve mücadele etmiyoruz” diye konuştu.
Yeni anayasanın demokrasi ve özgürlükleri temel alan bir anayasa olması gerektiğini belirten Çelik, bunun için de Alevilerin birlik olarak hareket etmesi gerektiğini söyledi.

‘Alevi kültürü şehirlerde kayboluyor’

Ardından konuşan İzmir Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Meryem Çakmak ise, kapitalist sistemde Alevi kadınının ne kadar var olduğunu ve ne kadar Aleviliği tanıyıp çocuklarına aktardığını sorarak, Alevilik kültürünün şehirlerde kaybolduğunun altını çizdi. “Günümüzde yaşayan Alevi erkekler, sisteme katkı da bulunarak kadınlarımızı unutturmaya çalışıyorlar” diyen Çakmak, “Alevilerde kadınlar özgürdür diyerek kadınları kendilerine lanse edilen eril sistemle birlikte evlere hapsediyorlar. Alevi kurumları olarak metropollerde yaşayan kadınlarımıza, çocuklarımıza kendi kültürümüzü yansıtmalıyız” diye belirtti.

‘Alevilikte ayrılıkçı zihniyet yoktur ve herkes ‘can’dır’

“Reya Haq inancında kültür, itikat ve yaşamın dünü bugünü” konulu ikinci oturumda konuşan İstanbul Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Bülent Felekoğlu, Aleviliğin Xweza ve Zain kelimelerinden özünü aldığını söyledi. Ocak kültürünün en başının Pir yani güneşin olduğunu belirten Felekoğlu, “Alevilik, kusursuz bir modeldir. Alevilik’te ayrılıkçı zihniyet yoktur ve herkes ‘can’dır” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından çalıştay dualar ve yakılan çıralar ile okunan gülbanglarla son buldu.

DİHA

Dersim Pirler Çalıştayı sonuç bildirisi yayınlandı!

Dersimde 30-31 Ocak tarihinde yapılan ve değişik bölgelerden Alevi Pirlerinin katıldığı çalıştay bitti. Çalıştay sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesi;

PİRLER ÇALIŞTAYI (DERSİM) SONUÇ BİLDİRGESİ

Dersim ‘de Pirler cıvat olup cemal cemale geldiler. Cümlenin muradı Reya Heq – Hakyolu’nda birleşmektir. Yol cümleden uludur dediler. Toplumsal varlığımızı, yolumuzu ve erkanımızı yaşayabilmemiz ve geleceğe taşıyabilmemizin yolumuza ve onun temel kurumları olan ocaklar sistemine sahip çıkmakla mümkün olabileceğini tespit ettiler.
Reya Heq/Hak Yol varoluşun başlangıcında gizlidir, varoluştaki Hakikat Sırrı ( Xızır Hakikati) geçmişi ve geleceği şimdide bütünleştirir. Kadim tarihimiz Kal-u Beli’den( ervah-ı Ezelden) yani varoluştan itibaren anlaşılması, kavranılması gerektiği düsturuyla Reya Heq/Hak Yol inancı tarihsel belleğinin ve coğrafyasının daraltılması, günümüzde sorunlu bir tarih anlayışı ve sosyolojik yaklaşım olduğu tespit edildi.

Zamanı doğru kavramak bundan hareketle geleceğe yön vermek Reya Heq/Hak Yol Siyasallığı bakımından bizlere derin bir sorumluluk yüklemektedir. Reya Heq tarihi yaşamın her evresinde Hakkın Haklanması( Na Hakkın açığa çıkarılması ve buna karşı tavır belirlenmesi) gerekliliği dile getirildi.
Bu nedenle Reya Heq Tarihi Na Haklara (Firavuni, Nemrudi ve Yezit zihniyetlere ) karşı Hakkı Haklamak düsturu ile bir direnişler tarihidir. Reya Heq İnancının süreği Evliyaların, Enbiyaların, Hakikat Arayışçılarının ve Serdengeçtilerin kadim yoludur ve Bin bir süreği vardır. 72 milletin bahçesidir. Bu anlamda Reya Heq/Hak Yol Tarihi ve Siyasallığı birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayandır. Reya Heq/Hakyol Hak ve Hakikat yolunu yürütenlerin gerçeğini sahiplenen ahlaki politik Ana Kadın düsturlu kadim insanlık nehridir.
Na Hak inkarcı Devlet aklının katliam, baskı ve asimilasyon politikaları kadının sosyal ve inançsal yaşam içerisinde ikinci plana itilmesine neden olmuştur. Reya Heq / Hak Yol inancında yolun özü olan kadının durumu bu baskılanmalardan dolayı inanç, sosyal yaşam, ekonomi, demokratik temsiliyet alanlarında geri plana itilmesine neden olmuştur. İnanç düsturumuza uymayan bu yaklaşımın tüm Ocak ve Örgütlenmelerimiz de mutlaka inancımızın kadim değerleri ilke alınarak düzenlenmelidir. Yolun özü olan kadın eşitlik ve öncülük özellikleri ile rol almalıdır.
Reya Heq / Hak Yol Tarihselliğini, yaşam, inanç bütünselliğini, varlığını anlamayan ve tanımayan bir siyasetle Reya Heq / Hak Yol toplumsal inanç meseleleri çözülemez. Mesele varlık yokluk meselesidir. Şu an Türkiye’de ki ağır siyasi tablo içerisinde Alevilere Tarihsel Devlet aklından gelen alışkanlıkla lütufkar davranıp Reya Heq -Alevi sorununu ”İrfan evleri” elektrik, su, Pirlere maaş gibi nihai asimilasyon projesine indirgeyen Akp – Devlet Reya Heq toplumsallığını Demokrasi ve Özgürlük hattından koparmak ve yalnızlaştırmak amacındadır. Lakin; Tekçi Devlet aklı Türkiye halklarının hiçbir sorununu çözmediği gibi Alevi sorununu da çözmeyecektir.
Ayrıca bugün vahşet derecesinde Akp-Devleti Kürt halkına karşı katliam başlatmış bu şekilde de tüm iç ve dış politik başarısızlıklarını bu yolla örterek Na Haklığını gizlemeye çalışmakta Ortadoğu ve Türkiye halkları arasında tarih ve coğrafya ortaklığının oluşmasına da engel olmak amacındadır. Aylardır hukuksuz bir şekilde sokağa çıkma yasakları uygulayıp insanların her hakkını elinden alan ve kutsal yaşam hakkını ihlal eden anlayışın son olarak Cizre de bir evin bodrum katında sivil yurttaşlara reva gördüğü uygulama bize tekrar Kerbela’da susuz bırakılıp katledilen masumu pakları hatırlatıyor. Bu zulüm ve katliam uygulamasından derhal vazgeçilmelidir.

Reya Heq – Alevi siyasallığı şunu öngörmektedir. Ocak kültürümüzün yansıması ve öğretisi olan kendi toplumsal form, inanç ve sosyal gereklerini kendi içerisinde çözme meziyet ve karalılığına sahiptir. Binyılların tarihsel Hakikatini Merkezi İktidar aklına ihtiyaç duymadan kendi rıza ve ikrarlaşmasıyla bu günlere kadar gelmiştir. Bu anlamda bu kadim inancın tekrar Ocak kültürü ile bütünleşerek kendi kendini yönetir ve tüm sorunlarını toplumsal rızalık ilkesi çerçevesinde çözümleyebilir olması var olma gerekçemizdir. Bu anlamda Reya Heq / Hak Yol taliplerine Ocakların etrafında kenetlenmeye, toplumsal varoluş ve hakikatimizin bir gereği olarak yola ve erkana sahip çıkmaya davet ediyoruz.

AKP devleti yarattığı şiddet ve çatışma ortamının baskıcı havasına sığınarak çözüm adı altında hakikati geçiştiriyor. Bu nedenle tüm toplumsal kesimlerin özgür ve eşit iradesiyle tartışmaya katılıp belirleyen olmadığı bir süreçte geleneksel ırkçı ve inkarcı yapı devam edecektir. Özellikle “Yeni anayasa” yapımından söz eden ama çoğulculuğu inkar edip dışlayan AKP/Devlet tekçi ırkçılığı devletin temel olgusu olarak sürdürme peşindedir. “Yeni Anayasa” süreci bir barış ortamından sonra çoğulcu ve katılımcı bir yöntemle düzenlenmeli, tüm inanç, kimlik, kültür ve siyasal çözümlere Reya Heq/Hak Yol temsiliyetleri dahil etmeyi kabul eden demokratik bir yapıya kavuşmalıdır.

Avrupa Maraş Girişimi dernekleşiyor

Almanya, Belçika ve İsviçre’den Maraşlıların katılımı ile gerçekleştirilen kongrede, Avrupa genelinde yaşayan 250 bin Maraşlı’nın olduğu ve bunların örgütlenme ihtiyacı olduğu vurgulandı.

Kongrede konuşan Gazeteci Şükrü Yıldız, Türkiye’de Maraş Girişimi’ne bağlı olarak Maraşlıların bir girişim kurduğunu dile getirdi. Maraş’ta takkiyeciliğin en büyüğünün uyguladığını söyleyen Yıldız, “Maraşlılar yıllarca kendilerini saklayarak yaşadı. Maraş Katliamı’ ile hiç bir zaman gerçek bir anlamda yüzleşmedi” dedi.

Maraş Girişimi üyesi Mehmet Demir ise, “Türk devleti nasıl ki daha önce Ermenileri Maraş’ta katlederek göç ettirmişse  37 yıl önce de Kürt Alevilerin göç etmesi için katliam yaptı” şeklinde konuştu. Devletin yeni yöntemlerle göçün yolunu açtığını söyleyen Demir “Çimento fabrikaları kurarak doğayı yok etmek istiyorlar. Bugün AFAD kampını gündeme getirerek DAİŞ vahşetini bölgeye yerleştirmek istiyorlar” dedi.

Kongrede 14 kişilik bir yönetim belirlenirken yönetim eşbaşkanlığına Elif Sonzamancı ile Mehmet Üstek seçildi.

Alevi asimilasyonu

ERDOĞAN YALGIN

1990’lı yılların içinde Alevi-Bektaşilik üzerine tamı tamına 1172 adet Türkçe kitap, 1311 Türkçe makale, 153 adet yabancı dilde kitap ve 269 adet yine yabancı dilde makale olmak üzere toplam 2905 yazılı kaynak oluşturulmuştu. Bunlar arasında sözde akademik çalışmalar (!) yapan Alevi ve Sünni kökenli yazarların toplamda, sadece 10 eserini inceleyen A. Yaşar Ocak, bunların hiçbirinin “bilimsel çalışmalar olmadığı” kanaatine varmıştı. Ocak, bu tespitinde haklıydı! Çünkü bu çalışmaların çoğu; sözde “Alevi-Bektaşilik” adı altında, aslında “Türk-İslam sentezli, sahte Turko-Şamanizm” uzantılı, uyduruk Ahmet Yesevili gayri çiddi çalışmalardı.

Yazılı bir külliyatı olmadığı için Alevik konularına yabancı olan ve bu kültüre büyük bir ilgi duyan özellikle Alevi gençleri, kendi tarihlerini, felsefi değerlerini maalesef bu Türk-İslam sentezli sözde yazılı kaynaklarda öğrendiler. Bu kuşağın ortak hafızası, düşmanları tarafından, acıdır fakat gerçektir kısmen de olsa kiralanmış oldu! Öte yandan bu yazılı külliyat temelinde Türkiye’de ve Avrupa’da; Aleviler arasında örgütsel çalışmalar başlatıldı. Alevi cenahında gelişen bütün bu çalışmalar; işin aslını sorarsanız iki ana sütun üzerinde inşaa ediliyordu. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

Antik değerlere sahip olan Mezopotamya Aleviliğini, Osmanlı Bektaşiliği potası içinde eriterek, Müslüman/Henefi fıkıhı çizgisine çekmek! Türk ırkçılığına bulaşmamış kıyı kesimindeki Tahtacı, Çepni ve diğer obalardan oluşan köylü Türkmen Alevilerini, Türk ırkçılığının can simidi haline getirmek! Aleviler arasında Türk olma ayidiyetini-algısını geliştirerek! Arap Alevileri arasında Türk ve Türkiye sevdalısı yeni genç dimaglar yaratmak ve güzergahta benzeri yeni doğmatik doktirinler  geliştirmek! İnşanın bir diğer sütunu ise Kürt cenahı üzerinden yükseltiliyordu. Ki bu alan, aslında devletin bekası için daha da önemli bir sürece işaret ediyordu.

Burada hedeflenen; gelişen Kürt uyanış hareketi karşısında, Kürt Alevilerini kendi inançsal, dilsel-etnik köklerinden koparıp başkalaştırmak! Kürt Alevileri arasında, gelişecek olan Kürt ulusal bilincini köreltmek! Kendine özgü inançsal dizgeleri olan Kürt Aleviliğini (İtiqat ê Rêya Heq), Hacı Bektaş Veli (1209-1271) ismi üzerinden, Türkistanlı Ahmet Yesevi’nin (1103-1166) uyduruk felsefesiyle aşılamak! Bir bütün olarak Kürt Alevilerini, Türk-İslam sentezi içine çekip, hem “Türkleştirmek” ve hem de ocaxzâdeler üzerinden “İslamın özü” söylemlerini geliştirmek! Dahası “Kürt’ün Alevisini” yok sayan politikalar devreye sokuldu.

Şimdi öyle bir noktaya gelinmiş ki; otantik Aleviliğinin içi boşaltılmış! Aleviler arasında inançsal ruhi şekillenmede bazı kırılmalar yaratılmış! Pir-talip ilişkileri zedelenmiş! Aleviler arasında derin ayrılıklar körüklenmiştir. İşte bütün bu olumsuz gelişmelerin asıl kaynağı, yukarıda sıraladığımız plan ve programlı asimilasyon politikalarıdır.

Peki bu katmerleşen asimilasyon dayatmaları karşısında Aleviler; hangi mekteb-i irfan’da vahdet-i mevcut olup, Hak’la yeksan olabilirler? Bu asimilasyon sürecinde kendilerini ve kurumsal örgütlenmelerini hangi bilimsel bir metodla koruyabilirler? Otantik Alevi geleneğini, sosyal yaşantılarında yeniden nasıl canlandırabilirler? Tarihsel düşmanları tarafından oluşturulan içsel sorunlarını, hangi hakikat anahtarıyla ve hangi dar-ı yöntemle çözebilirler? Bu türden sorularla ancak yeni düşünceler üreterek, gelecek kuşakların Ortadoğu’nun kör bataklığında cebelleşmesine engel olabilirler. Bilinmelidir ki; büyük kentlerde yaşayan Alevi ebeveyinler, sözde cemevlerinde halka bayram namazları kıldırırken, gençlere ise Cuma namazlarını ifa etmek için camileri dolaşmaktadırlar.