Ana Sayfa Blog Sayfa 6364

Seçime doğru Aleviler

Haziran seçimleri şimdiden tüm kesimlerin gündemi olmuş gibi. Özelliklede HDP’nin seçimlere parti olarak girmesi, baraj tartışmaları eşliğinde devam ediyor. HDP’nin barajı aşıp aşmayacağı konusu en çokta AKP ve CHP’yi germişe benziyor. Ricaları; HDP parti olarak seçime girmesin!

Neden girmesin? AKP Kobani sürecinde yaşattıkları Kürtlerin hafızalarında canlılığını korurken, özellikle de bölgede kaybettiği oyların HDP’de toplanacağını bilmektedir. CHP ise, devrimci demokratların ?oylarınız boşa gider” üzerinden aldığı desteği kaybedecektir. Buna Türkiye genelinde seçime giren HDP’nin söylem ve politik duruşunun yaratmış olduğu umut da eklenince HDP sistem partileri için büyük bir tehdit olarak görülmektedir. Türkiye’de değişimin ve geleceğin partisi olarak HDP dışında bir aleternatifin olmadığı tüm kesimler tarafından görülmektedir.

Kobani’de ortaya çıkan devrimci dayanışma, enternasyonalist duruş ve hakikatin amansız savunulması toplumun tüm kesimlerine iliklerine kadar cesaret aşılamıştır. Ortadoğu gericiliğine karşı direnişin ve yaşamı korumanın tek umudununda Kürt Özgürlük Hareketi etrafında örüldüğünü kanıtlamıştır. Kürde, Aleviye, Süryaniye, Ermeniye, Müslümana düşman bir anlayışa karşı nasıl bir inanaçla durulması gerektiğini ortaya koyan Kobani direnişi, zaferi HDP için önü alınmaz bir alan açmış bulunmaktadır. Bu alan devrimci ve demokratik güçler gibi Alevi toplumunda yönünü belirleyen esas noktalardan biridir.

Haziran seçimleri böylesine bir direnç ve zafer sonrasında HDP’nin tüm devrimci ve demokratkları bünyesinde topaldığı bir inançla yol almaktadır. Bu yol almada biz Alevilerin tartışmasız yeri belidir. Şengal’den başlayan ve Kobani’de zaferla taçlanan halkların zafer çizgisine sahip çıkmada teredüt edilmemiştir. Tüm kesimden Aleviler Kobani sınırında cem olmuşlardır. Semah dönmüşlerdir. Direnen kahraman evlatlar için deyişler, nefesler söylemişlerdir. Yardım kampanyalarına katılımları, Alevi kurumları başta olmak üzere Alevi yöre derneklerinin kampanyada aldıkları röl takdire şayandır.

Bu yaklaşım Alevilerin yönünü ortaya koyan, seçimlerde beklentilerini dillendirme biçimidir.

Aleviler siyasal çatısı nasıl resm edilirse edilsin büyük uyanıştan en çok etkilenen ve içinde bulundukları durumu aşma konusunda en hızlı harekete geçen kesim olmaktadır. Bu seçim sürecinde başlayan tartışmalar, birlik adı altında atılan adımlar, siyasi partilerle yapılan görüşmeler ve destek arayışları Alevilerin kendilerini aramaları ve değişen Türkiye sürecine kendilerini dahil etme arayışları olarak okunmalıdır.

Kendini arayan Aleviler yıllardır destekledikleri partileri ve yapıları sorgular duruma gelmişlerdir. Özelikle CHP içinde görünen oluşumlar CHP merkezini Alevi politikaları konusunda gerekeni yapmadığını dile getirerek içerden bir baskı oluşturmayı hedeflemektedir. CHP ve benzeri partilerin Alevilik tartışamlarına ve Alevilerin taleplerine cevap olacak bir yapıları yoktur. Bundan dolayıdır ki; Alevileri geçmişteki gibi susturmayı, konuşturmamayı ve gayrı resmi bir ilişkilenmeyi esas almaktadır. Alevi kurumlarına, yöneticilerine karşı ciddi bir aymazlık içinde davranmaktadır. CHP ve onun genel başkanı Alevilerin taleplerini dillendirmek şöyle dursun Alevilerden aldığı oyla, Alevi katillerini öven cumhurbaşkanı seçtirmeyi düşünmüştür. Bu kadar rahat ve kendinden emin Alevileri aşağılamıştır. Aleviler bunu görmüş ve yaşamışlardır. IŞİD karşıdındaki tavrı devlet tavrı olmaktan ve AKP’yi eleştirmekten öteye gitmemiştir. Böylesine bir tehditin Kürtlere, Alevilere düşmanlığı ortada iken tek bir adım atmamıştır.

AKP’nin Alevilere yaklaşımıda bilinmektedir. Sivas Katliamında katillerin avukatlarını milletvekili, bakan yapacak kadar tavrı nettir. IŞİD ile ilişkileri dünya kamuoyunca bilimektedir. Aleviler açısından AKP’ye verilmiş her oy Alevilere ihanet anlamına gelmektedir.

Onun içindir ki; cumhuriyet tarihinde Aleviler açısından HDP en güçlü temsildir. HDP Alevi değerlerinin korunması, Alevilerin kendilerini özgürce ifade etme, örgütleme, inançlarını gelecek nesilere aktarmanın tehminatıdır. Aleviliğin kendisidir. Alevi taleplerinin hayat bulacağı yegane parti durumundadır.

Onun içindir ki; Alevi kurum, kuruluş ve Alevi inanç önderleri HDP bünyesinde seçimi karşılmak istemektedirler. HDP şahsında geleceklerini görmektedirler. HDP’nin parti olarak girdiği seçimlerde çok renkli bir aday listesinin çıkacağı bilinmektedir. Bu renklerden biride Aleviler olacağıda kesindir. Bu anlamda tüm devrimciler, demokratlar gibi Alevilerin tercihi HDP olacaktır. Alevilerin iktidar kültüründen uzak olmaları nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusunda zaaflara, kimi zaman yanlış yol ve yöntem gibi gözüken şeylere vesile olabilir. Bunun, Alevilerin bu alanda yeni olmalarından kaynaklandığı bilinmeldir. Fakat bilinmesi gerken başka bir şey vardır ki oda; emekle yol almış Kürt Özgürlük Hareketin tavrıdır. Onun yaratığı değerlerin eşitleyici güçüdür. Bu güç Alevilerin varlık tehminatırıdır.

“Her biri bir parça vatan”

IŞİD çetelerine karşı bedenini siper eden kahramanlarımızın ölümsüzlük kervanına Argeş Engizek (Başar ALAGÖZ-GÜMÜŞ) yoldaşın katıldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisinden önce bizleri onure etmiş, Alxas’ın güzel çocuklarına, yiğit evlatlarına liak bir görevi yerine getirirken Şengali Özgürleştirme Hamlesinde hak ile hakikat olmuştur. Biz Aleviler gibi 74 katliamdan geçirilmiş Ezidilerin ayakta kalma mücadelesinde bir nefer olmuştur. Pirimiz, Mürşidimiz, Rehberimiz olmuştur. Mücadelesi önünde saygıyla eğiliyoruz…

Eğitim Sen’den iş bırakma eylemi

Eğitim Sen 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakma eylemine gidiyor. Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “13 Şubat tarihinde laik, bilimsel, anadilinde eğitim ve demokratik bir yaşam talebimizle gerçekleştirilecek olan boykota destek veriyor, taleplerimizdeki kararlılığımızın ifadesi olarak 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz” denildi.

“AKP’nin eğitimi ve toplumsal yaşamı dini kurallara göre biçimlendirme, ‘tek din, tek mezhep’ dayatması ile farklı inanç ve kimlikleri yok sayma politikaları hızla artmaktadır” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“4+4+4 düzenlemesi, zorunlu/seçmeli din dersleri dayatması, TEOG, YGS ve LYS’de din dersleri içeriğinden öğrencilere sorular sorulması, öğrencileri imam hatiplere yönlendirme uygulamaları, normal ortaokullar içinde imam hatip sınıflarının açılması, reşit olmayan kız çocuklarının başının kapatılması, öğretmen atamalarındaki branş dağılımı, okullara ibadethane (mescit) açılmasının zorunlu tutulması; karma eğitimin kaldırılması girişimleri, eğitim kurumları yöneticilerinin tek tipleştirilmesi, kadrolaşma, eğitim programının oluşturulması ve son olarak 19. Milli Eğitim Şurasında alınan kararlar gibi saymakla bitmeyecek birçok konu başlığında, eğitimin Sünni İslam doğrultusunda yeniden yapılandırılmasına tanık oluyoruz. Atılan bu adımlarla bir taraftan ‘dindar nesil’ hedefine doğru ilerlenirken, diğer taraftan toplumun tüm kesimlerine ‘muhafazakâr yaşam tarzı’ uygulamaları dayatılarak ‘Tek Din, Tek Dil, Tek Mezhep’ projesiyle yeni bir toplum inşa edilmeye çalışılıyor. Üstelik bu dinselleştirme politikaları ve söylemleri her türlü adaletsizliğe, zulme ve zorbalığa ortak koşuluyor.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki AKP hükümetinin eğitimden sağlığa, hukuktan toplumsal yaşama kadar izlediği siyasal İslamcı politikalar, yıllardır adım adım hayata geçirilen parti-devlet bütünleşmesi uygulamalarıyla tehlikeli bir aşamaya gelmiştir. Bu nedenle Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADF), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile 8 Şubat tarihinde İstanbul Kadıköy`de yapacağımız mitingin ardından, 13 Şubat tarihinde laik, bilimsel, anadilinde eğitim ve demokratik bir yaşam talebimizle gerçekleştirilecek olan boykota destek veriyor, taleplerimizdeki kararlılığımızın ifadesi olarak 13 Şubat Cuma günü bir günlük iş bırakacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.”

hürriyet

Kobanê artık özgür!

Nice koçyiğitleri gördü bu kent. Kaç yiğidi amansız bir savaşın ortasında kucakladı, kaç yiğitle sırdaş olup göğsüne bastırdı. Şu kentin bir dili olsaydı da anlatsaydı, görülüp, duyulmayan, şahidi olmayan efsanevi direnişlerin kahramanlarını…

Kobanê Kanton Merkezi, 134 gün süren direnişin ardından IŞİD’den tamamen temizlenerek özgürlüğüne kavuştu. 15 Eylül 2014’te başlayan IŞİD saldırılarına karşı direnişin sürdüğü Kobanê’de, 134 gün sonra YPG/YPJ güçleri IŞİD’i kent merkezinden söküp attı ve özgürlüğün bayrağı semalarında dalgalanmaya başladı.

IŞİD’in ilerleyişini hiç bir Müslüman devlet engelleyemezken ya da engellemezken, Kürtler ve dostları hayatları pahasına engellediler. Radikal islamın ve onun karanlık çetelerin durdurulmasının Kürtlerde özgürlük arayışının ne kadar önemli olduğunu göstermiş oldular. Bölgede oluşan çok  kültürlü yaşamına kast eden bu DAİŞ çetelerinine karşı herkes için bir direniş kaynağı olması gerektiğini göstermiş oldular .

IŞİD, Ortadoğu çoğrafyasında kazandığı güç ve hakimiyetine aldığı bölgelere bakarak, önünde hiç bir gücün duramayacağını düşünerek çoşa gelmiş ve aldığı bu güçle Ortadoğu’nun tümüne hakim olabileceğini hesaplıyordu. Kobaniye saldırırken çok kısa zamanda burayıda hakimiyetine alacağını düşündü. Ortadoğuda tüm devletlerin önemli ordularını yenen DAİŞ çeteleri eğer Kobanî düşürseydiler kesinlikle yeni bir hedefi de Türkiye yakın bölgeleri olurdu. Maraş, Antep ve Hatay hedef olurdu. Bu bölgeler aynı zamanda önemli Alevi bölgeleridir. DAİŞ çetelerin de en örgütlü olduğu bölgelerdir.Dolaysıyla Kobanî direniş bir Alevi direniş ve kazanımı olmuştur. Son durum, kentin düşmemesi aynı zamanda Alevilerin de güvenliğinin sağlamış olduğu manasına gelmektedir.

Diğer önemli bir konu Kobani’deki direnişi başından beri küçümseyenlerin, kentin düşmemesini esas olarak koalisyonun müdahaleleri ve hatta peşmergelere bağlamaya çalıştıkları görülmektedir. Kuşkusuz bunların hepsinin etkisi olmuştur ancak Kobanî’de esas olarak direniş belirleyici olmuştur. Koban’i direnişine bedenini yatıran binlerce genç evladı olmuştur.

Diğer önemli bir konu  ise cesareti kadar görselliği de çarpıcı olan Kobanîli kadın savaşçılardır. Biz onları elleri kalaşnikoflu, saçları örgülü, güler yüzlü, parlak gözlü, genç, güzel, cesaretli kadınlar olarak tanıdık. Kobani kadınlar bu direnişi içinde kendi hikayesini yarattı, türkülerini söyletti, sloganlarını yükselti. Kobane direnişi hem bir dünya devrimi ve aynı zamanda bir kadın devrimi olmuştur. Bu öykünün içinde binlerce iç öyküler vardır. En önemlisi de direnen kadınların öyküsüdür. Çünkü egemenlerin yazmak istediği ve yazarak kendilerine mal etmek istedikleri esas öykü, kadınların öyküsüdür.

Bir diğer konuda Kobaniden Suruca sığınan mültecilerin tradejisidir. Bu trajedinin başladığı günden beri eylemleriyle direnişi sahiplenen Türkiye ve Avrupa’daki Aleviler ve dostları, göç etmek zorunda kalan Kobanîleri yanlız bırakmadılar. Maddi ve manevi yardımlarını eksik etmediler. Baştan beri mültecilerin ihtiyaçların karşılanması ve Kobanî’ye destek vermek için Alevi hareketin birleşenleri orada oldular. Yapılan kampanyalarla gelen yardımların yüzde elisinden fazlasını karşıladılar. Bizzat gelip çadır kurmaktan tutalım gelen aileler ilgilenmeye kadar orada oldular. Kerbela için tuttukları orucu ardında lokmalarını kobani ve dostlarıyla paylaştılar. Başta Maraş, Adıyaman, Antep, Mersin Alevileri yanlız maddi değil bizzat evlerine alıp onlara sahip çıktılar. Çünkü Kerbela Alevi hafısasında halen canlı bir yer tutar. Kobani modern çağın Kerbalasıydı. Bunun içindirki en çok Aleviler sahip çıktı. Kobaninin bir diğer destekçileri Kobaniye sahip çıkarak Aleviler oldu.

Pir Feyzullah Efendi asıldı mı?

ORAL ÇALIŞLAR

Hamdullah Çelebi olarak da bilinen bu Alevi Pir’i; Osmanlı mahkemesinde yaptığı dik başlı, inançlarının arkasında duran ve Osmanlı zulmünü eleştiren savunmasıyla ünlüdür. Geçen hafta hikayesini yazmıştım. Gelin bu hafta da Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Efendi’nin hikayesini dinleyelim.

Bir toplantı için geçen hafta gittiğim Amasya’da, Alevi Pirlerinden Pir Hamdullah Efendi ve eşinin yattığı türbeyi de ziyaret etmiştim.

“Pir Hamdullah Efendi’nin Türbesi’nde” başlıklı yazımda şunları ifade etmiştim: “Dönemin Hacıbektaş Dergahı Piri, Çelebi Feyzullah Efendi, bu girişimlerin(Yeniçeriliğin kaldırılması ve Bektaşi dergahlarının kapatılması) bir parçası olarak İstanbul’a getirildi, yargılandı ve asıldı. Yerine geçen oğlu ise, bizim Amasya’da türbesini ziyaret ettiğimiz Hamdullah Efendi idi. Onu da Kırşehir’de yargıladılar, idama mahkum ettiler. Cezası, Padişah’ın son anda yetişen fermanıyla Amasya’da, sürgüne dönüştürüldü(1827)… 1836’ya kadar sürgünde yaşayan Hamdullah Efendi, Amasya’da yaşamını yitirdi.

Hamdullah Çelebi olarak da bilinen bu Alevi Pir’i; Osmanlı mahkemesinde yaptığı dik başlı, inançlarının arkasında duran ve Osmanlı zulmünü eleştiren savunmasıyla ünlüdür. Bu savunma, sonradan arşivlerden bulundu ve günümüz Türkçesiyle basıldı.”

OSMANLI BELGELERİ

Amasya’dan bir telefon aldım. Bize türbeyi gezdiren Adıgüzel Erbaş, kendi büyüklerinden Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Efendi’nin hikayesini dinlemişti. Konuyu araştırmamı istedi. Onun bilgisine göre idam söz konusu değildi.

Hacıbektaş Postnişini Veliyettin Ulusoy’dan da bir mektup aldım. ” Bir noktayı düzeltmek istiyorum. Yazınızın 3. Paragrafında; “Dönemin Hacıbektaş Dergahı Piri, Çelebi Feyzullah Efendi, bu girişimlerin bir parçası olarak İstanbul’a getirildi, yargılandı ve asıldı ….” diyorsunuz.

Bu doğru değil, doğrusu; Feyzullah Çelebi, Hamdullah Çelebi’nin babasıdır. Bu olaylardan çok daha önce İstanbul’da bulunduğu bir sırada vadesiyle Hakk’a yürümüştür. Mezarı İstanbul Şahkulu Dergahındadır. Feyzullah Çelebi Hakk’a yürüdükten sonra geleneğe göre Hamdullah Çelebi Hacıbektaş Dergahı postnişini olmuştur. Düzeltirseniz sevinirim.Saygılarımla.. Veliyettin Ulusoy”

Bu uyarılar üzerine, kaynakları yeniden taradım. Ve benim yazımdaki “Feyzullah Efendi yargılandı ve asıldı” bilgisinin yanlış olduğunu anladım.

Baki Öz’ün derlediği “Alevilik ile ilgili Osmanlı Belgeleri”, (Can yayınları, İstanbul 1995, 1.baskı) kitabında yer alan iki belge, Feyzullah Efendi’nin idam edilmediğini ortaya koyuyor.

II. MAHMUT’UN FERMANLARI

Kitapta yer verilen “Belge 72″de II.Mahmut’un bir fermanı dikkati çekiyor : “Hacıbektaş Dergahı postnişinliğinin Mürsel oğullarından Muhammet Hamdullah Efendi’ye verilmesi hakkında Padişah II.Mahmut’un beratı: (…) ‘Anadolu illerinde Hacıbektaş Zaviyesi Vakfının yetkili olan Mürseloğullarından Şeyh Bektaş Çelebi oğlu Feyzullah Efendi vefat edince, yeri boşalmakla büyük oğlu olup bu göreve yakıştığı için meşihat (şeyhlik, postnişinlik) görevine bakmak üzre Padişah beratının verilmesi konusunda Yeniçeri Ağası Emir Hasan’a bildirmekle…”

Yine aynı kitapta “Belge 73″te Feyzullah Efendi’nin ölümü II.Mahmut’un bir başka fermanında da geçiyor: “(…)Hacı Feyzullah Çelebi, bazı görüşmeler için benim onurlu evime gelmişken ve şu anda Üsküdar bölgesinde Merdivenli semtine konuk iken, Allah’ın emri ile öbür dünyaya göçmüştür.”

Bu iki belge gösteriyor ki, Hamdullah Efendi’nin babası Feyzullah Çelebi, İstanbul’da yargılanıp asılmamıştı. 1824 yılında eceliyle ölmüş, Göztepe Merdivenköy’deki Şahkulu dergahına gömülmüştü.

Uyarıları için Veliyettin Ulusoy’a ve Adıgüzel Erbaş’a teşekkür ediyorum…

Doğan Demir: Çocuklarımız Katledilirken Niye Yas İlan Etmedin?

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, hayatını kaybeden Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulaziz Al Suud için Türkiye’de bir günlük yas ilan edilmesine tepki gösterdi. Demir, ’Türkiye’de bir günlük yas ilan etmiş. Adama sormazlar mı vicdansız; sen 16 yaşında Berkin Elvan ölürken anasını yuhalatmadın mı? Sen, Ali İsmail Korkmaz tekmelerle öldürülürken bunlar teröristtir demedin mi? Peki bu çocuklarımız katledilirken neredeydin? Niye bir günlük yas ilan etmedin? Bırak yas ilan etmeyi analarını niye yuhalattın?’ dedi.

Aydın’da, Alevi Kültür Dernekleri tarafından ’Alevi Güç Birliği Gecesi’ düzenlendi. Geceye, Alevi dernek başkanlarının yanı sıra CHP’li bazı milletvekilleri de katıldı.

Akarsu Park’ta düzenlenen gecede bir konuşma yapan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Türkiye’de Alevilerin hala kendilerini ifade etmeye çalıştıklarını söyledi. Alevilerin, bu ülkenin temel taşlarından biri olduğunu belirten Demir, Alevilerin oluşturduğu güç birliğinin herhangi bir siyasi partiye karşı oluşturulmuş bir birlik olmadığını belirtti. Demir, ’Bu güç birliği sadece Aydın’da da oluşturulmuyor. Bu güç birliği Türkiye’nin birçok bölgesinde oluşturulan Alevi toplumunun kendi içerisindeki hiyerarşik yapısını, disiplini sağlamak, topluma hizmet etmek için oluşturulan katkı amaçlı kuruldur. Bizim derdimiz siyasiler değil. Bizim hiçbir siyasi partiyle derdimiz yok. Oy verdiğimiz ya da vermediğimiz herhangi bir siyasi parti olabilir. Tek derdimiz bizi yok saymasınlar, bizi olduğumuz gibi kabul etsinler. Her şeyden önce anlamak istemiyorlarsa bile ötekileştirmesinler. Başka bir şey istemiyoruz. Ne halleri varsa görsünler. Dedelerimizin cemevlerinde anlattıklarını anlattılar. Sevgiden, hoşgörüden, barıştan bahsettiler. Evet biz öyle insanlarız. Ama artık bir yanağımıza vurana öbür yanağımızı çevirecek durumda da değiliz. Herkes de haddini bilecek.” şeklinde konuştu.

Alevilerin cemevleri için belediyelere ihtiyacı olmadığını belirten Doğan Demir, ’Biz, analarımızın, bacılarımızın, öğrencilerin harçlıklarından biriktirdikleri paralarla cemevleri yapmak zorundayız. Bu devlet elbette bize hizmet edecek. Ama etmiyorsa bırakın. Dedelerimizi, inanç önderlerimizi hiçbir belediyenin kapısında bekletmeyin. Buna ihtiyaç da yoktur. Bırakın biz evlerimizde cem yapmayı da biliriz. Biz Anadolu’da hala evlerimizde cem yapıyoruz. O cemler daha iyidir. Çünkü cemevleri kent kültürüyle birlikte Alevilerin oluşturduğu toplulukların birçoğunda bu iş cemden ziyada kültürel bir şeye dönüşmeye başladı. Folklorist bir hal almaya başladı. O yüzden kendi özümüzle, kendi paramızla, kendi harçlıklarımıza yaptığımız cemevleri daha mukadderdir. Bizim için daha kutsaldır. Devlet o statüyü kabul etmese bile biz orada cem yapmaya devam edeceğiz. Bence siz de öyle bakın. Yarın siz, Alevileri kaybettiğiniz zaman kimseyi bulamayacaksınız. Çünkü bu ülkede her geçen gün insanlar yok sayılıyor. Aleviler her şeye rağmen inancından, modern yaşantısından taviz vermiyor. Her şeye rağmen inadına yaşamaya çalışıyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nın, ölen Kral Abdullah için bir günlük yas ilan etmelerini de eleştiren Demir, ’Türkiye’de bir günlük yas ilan etmiş. E, be adama sormazlar mı vicdansız; sen 16 yaşında Berkin Elvan ölürken anasını yuhalatmadın mı? Sen, Ali İsmail Korkmaz tekmelerle öldürülürken bunlar teröristtir demedin mi? Sen ne istiyorsun bu toplumdan? Adama vicdan sorarlar, ahlak sorarlar. Bir günlük yas ilan etmiş. Peki bu çocuklarımız katledilirken neredeydin? Niye bir günlük yas ilan etmedin? Bırak yas ilan etmeyi analarını niye yuhalattın? Hiç olmazsa bir geçmiş olsun, başınız sağ olsun deseydin. Sen değil miydin Kılıçdaroğlu’nu kimliğinden dolayı yuhalatan. E yazıktır. Ama bir şeyi çok iyi ayırt etmemiz lazım. Zaman zaman yerel yönetimlerde AKP’li, CHP’li ya da MHP’li hiç fark etmiyor. Alevi toplumun değer yargılarını, yaşamını, inancını yok saymayan, sahip çıkan herkes bizim dostumuzdur. Partisi hiç önemli değil. Ama bazı arkadaşlarımız tabuymuş gibi herhangi bir siyasi partiye yapışıp ’aman ha laf söylemeyin’ diyorlar. Biz artık söyleyeceğiz.” dedi.

Aleviler seçimlerin neresinde olmalı!

ALİ ÖZCAN – ABF Genel Başkan Yardımcısı

İmam Huseyin’den bu yana Aleviler atalarin yolunda gitmek istediler. iktidarlara talip olmadilar fakat iktidardakiler yolumuzu inanincimizi yasamayi bile bize cok gorduler, Kerbeladan bu yana katliamlarin ardi arkasi kesilmedi. iktidarda olan yonetimler hep bir şeyleri bahane ederek Alevileri katletiler. Yaklasik son yuz yilda Aleviler onlarca katliam yasadi. Kurtuluş savaşın temelleri anadoluda atildi, Aydinlanma adina Osmanliya karsi yola cikanlara ilk kucak acanlar ve ev sahipligi yapanlar Anedolu Alevileridir.

Aleviler yazili tarihlerinden bu yana bulunduklari alanlarda siyasi iktidara talip olmadiklarindan dolayi geniş bir örgütlenmesi soz konusu olmamistir. Dolaysiyla hep birilerinin arka bahcesi olmuslar. biz Alevilerin öncelikli gorevleri asimile edilmeye calisilan yolumuzun ve inancimizin gunluk yasamimizda yer almasini saglamak ve gelecegimiz olan cocuklarimiza iyi bir miras birakmaktir. Şunuda iyi biliyoruzki gunluk yasamimizi etkileyen ve Üzerimizde oynanan o kadar cok oyun varki bunlari boşa cikarmak ve kendi öz gucumuzu oluşturmak zorundayiz. Aleviler bir çok alanda örgütlülüğünü saglamalidir. Nufusumuz 20 bilyon civarinda bir çok siyasi kurum bu gucu kullanmak istiyor tipki yillardir oylarimizin bize soy kirimlarla, katliamlarla ve asimilasyonla geri döndüğü gibi. bunun onune gecmeliyiz.

Hepinizin bildigi gibi Aleviler kurumlaşmaya basladiklarinda citti sorunlar yaşadılar, teke ve zaviyeler yasası kurumlaşmamız önünde citti sorunlar yarati ve hala sorundur. Dolaysiyla örgütlülüğümüz oldukca daginiktir. Bir araya gelmekten zorluk yaşıyoruz, daginik olmamiz sistemin işine geliyor böl parcala anlayisi yaşam buluyor. Bu örgütlenmeye yurt dişındaki örgütlerimizde eklersek işimiz bir hayli zorlaşıyor, ondandir bu birlik çalışmasında sancili bir dönem yaşıyoruz. Her alandaki örgütlerimiz cesitli eksikler ve zaflar yasadilar, şimdi bunlari onarmak hepimizin belini bukuyor. Eksiklerimizi ve zaflarimizi onaralim, bir birimize karşı yikici ve yipratici davranmaktan ziyade yapici ve onarici davranarak guc birgi yapalimki her alanda söz sahibi olalim kimsenin arka bahcesi olmayalim.

Önümüzde bir genel secim var her kesim secime odaklanmiş, dolaysiyla Alevilerde ilgi alaninda ilkler arsindadir. kendi aramizda didişerek bu gucu dagitmak yerine, kendi lehimize cevirebiliriz. Kimseye alet olmadan mecliste Alevilerin hak mudafasina yapacak canlarimiza ihtiyacimiz yokmu? peki bunun icin ne yapmaliyiz? En küçük kurumlarimiz bile cok kiymetlidir dolaysiyla gerek yurt ici gerekse yurt disindaki kurumlarimiz olmasa olmazlarimizdir. bu gereksiz ic tartismalar bizi yipratiyor ve daginik durmamiza sebep oluyor. Bu gereksiz tartismalarda uzak duralim enerjimizi birlikte hareket etme konusunda hatcayalim. mevcut eksiklerimizi, zaflarimizi ve yanlislarimizida onarmak buynumuzun borcudur. Tun canlarimiz yanlislari eşeleyerek parcalanmak yerine onarmayi ve nasil bir arada durulur konusunda düşünmeli ve birbirimizin gucune nasil guc katacagimiz konusunda düşünmeliyiz. Önümüzdeki secimlerin saginda, solunda, arkasinda degil bizzat yerimizi almaliyiz alanımızın başkaların kullanmasina musade etmemeliyiz; kendi alanimizi alehimize degil lehimize cevirmeliyiz. Bunu tabiki kurum yoneticilerizle degil ama temsilcilerimizle yapabiliriz.

Alevi kurumlarında kadın

Alevi asimilasyonu tartışmalarının en yoğun yaşandığı bir süreçte vurgulamak lazım ki; bu asimilasyona karşı en direngen noktayı Alevi kadınları oluşturmaktadır. Bugün Alevi itikatının en yoğun olarak şahsında temsil eden kesimler Alevi kadınları olmaktadır. Pirine, mürşidine, inanç ve itikatına her alanda bağlılığını ortaya koyabilmekte, Alevi kurum ve kuruluşlarında inancı yaşatmaktadır.

Onların olmadığı hiçbir yer yoktur.

Onlar; cemde gözyaşı, semahta pervane, hizmete her zaman amade bir emek içindedirler. Yaratıcıdırlar, koruyucu ve kollayıcıdırlar. Giyimleri, edep, erkanları ile tarihin derinliklerinden gelen inancımızı bugüne taşıyan, Alevilerin eşitlikçi, ortak paylaşımcı felsefesinin vicdanıdırlar.

Onun içindir ki; Alevilere saldırmak kadınına saldırmaktır. Alevileri yok etmek kadınını yok etmektir, onun geçmişle olan, inançla olan bağını koparmaktır. Bütün asimilasyon politikaları bugün bunun üzerinde şekillenmiştir.

Alevi erkeğine kolayca ulaşan sistem, direnen kendisinde ısrar eden Alevi kadınını, erkekleri üzerinden vurmaya başlamıştır. Erkek egemen bir Alevilik yaratılarak Aleviliğin özüne, eşitlikçi paylaşımcı yapısına karşı saldırıya geçmiştir. Benzeştirmeye oradan başlatmıştır.

Alevi kadını üzerinde egemenlik kurmaya çalışan bir sistem her alanda doğal bir hale getirilmiştir. Kadınlar ve erkeklerin ayrı oturtulduğu cemler yapılmaya ve bunların ‘gerekçeleri’ üretilmeye çalışılmaktadır.

Her toplantıda kadın ve erkek eşitliği konusunda dem vuran yapılar, kadının farklı kapılardan girdiği ‘cemevleri’ bile kurmuşlardır. Cemlerde posta anaların oturması geleneği özellikle metropollerdeki cemevlerinde yasaklanmış, bunun köylere kadar yansıtılması için şehirlerdeki cem modelleri köylere taşınmaya başlanmıştır.

Alevi asimilasyonun tavan yaptığı en temel noktalardan biri de bu durum olmaktadır. Kadının aklının katılmadığı bir çalışma Alevilere dayatılmaktadır. Bu kendisini Alevi kurumlarının kongrelerinde de göstermekte, Alevi kadınları yönetimlerde temsili olarak bile yer almamaya başlamış bulunmaktadır.

Şubelerden, genel merkeze, genel merkezlerden federasyon, konfederasyonlara kadar tüm Alevi kurumlarını üst üste koysak yönetim düzeyinde bir elin parmakları kadar sayıya ulaşamadığımız görülecektir. Bu, hak içinde haksızlık, hakikat içinde bir utançtır.

Hiçbir açıklama, gerekçe böylesine bir durumu kabullenmeyi gerektirmez. Bu durum Alevi asimilasyonunun Aleviler tarafından yapılmasından başkaca bir anlam ifade etmez. Alevi asimilasyonuna karşı mücadele ettiklerini söyleyenlerin samimiyetlerini sorgular. Aleviliklerini sorgular.

Kadının olmadığı bir Alevi kurumu nasıl Aleviliği temsil etiğini söyleyebilir ki!

Alevi kadınlarının bu gidişe dur demesinin zamanı gelmiştir. Görev alma, sorumluluklarına sahip çıkma, Aleviliği koruyup kollama görevi onların omzundadır. Erkeklerin büyük teslimiyeti görülmelidir. Buna karşı sesini yükseltmeli, hakkın ve hakikatin tescili için ısrarcı olmalıdır.

Alevilerle özgürlük buluşması

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, İstanbul’da Garip Dede Dergahı’nda Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Alevi Federasyonu temsilcileriyle bir araya geldi. “Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız” diyen Demirtaş, “Çok mücadele ettik kimliğimizi ispatlamak ve ayakta kalmak için. Ağır bedeller ödedik. Biz artık varız, tüm ezilenler olarak bu ilkenin sahibiyiz. Bu ülkeyi kuran ve var eden bizleriz. Şimdi madem ki bu ülkenin gerçeğiyiz, haklarımızın artık anayasasal güvence altına alma zamanı geldi. Biz devleti hep birlikte yöntebilirsek o zaman herkes rahat bir nefes alcak” dedi.

Tekçiliğe karşı birlikte direniş

“Bizim tarihimiz direniş tarihidir. Eğer ki Kaypakkaya Diyarbekir zinanlarında ser vermeyip sır verseydi kendi yaşıyor olabilirdi. Ya da Denizler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar… yani bunların her biri toplumsal bir değişim yaratabildilerse devrimci fedai kültürden kaynaklıdır” diyen Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti: “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz. IŞİD barbarlığı bu halkın karşısında yenilmeye mahkumdur. Bu topraklara onlar yabancıdır; yerlisi biziz. Bu barabarlar daha önce de tarihi boyunca istila seferi düzenlediler. Ancak biz bakiyiz. Alevi toplumu da duruşuyla demokrasi mücadelesine güç katıyor. Alevilerin başına getirilenler tarihte yazılmadı bile. Bu gidişatı durdurmalıyız”

Cizîr’e çöreklenmişler…

Gazetecilerin gündeme ilişkin Cizîr’de gelişmeleri sorması üzerine Demirtaş, “Cizîr, 1990’lı yıllardakine benzer bir duruma gelmeyecek. Hiçbirimiz buna asla izin vermeyiz. Cizîr’de devlet içerisine çöreklenmiş bir ekip var. Hükümet de bunun kim olduğunu, ne olduğunu biliyor. Onları koruyor. Onları oradan alsalar, Cizîr’de sorun bitecek. Orada devlet içerisine çöreklenmiş, ciddi bir provokasyon üreten ekip var” dedi.

Cemevleri sorunu çözülmeli

Toplantıda Alevi temsilcileri de söz aldı. Garip Dede Dergahı Genel Başkanı Celal Fırat, “Nerde bir haksızlık ve zalimlik varsa biz o haksızlıkların karşısında durduk” diyerek zalimlerin karşısında durmaya devam edeceklerini söyledi. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Baki Düzgün de, “Alevi federasyonlarımız ülkemizde demokarasinin yerleşmesi, bütün kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşulların oluşturulması, Alevi toplumumuzun talepleri için birlikte çalışma ve ortak eylemde bulunma ikrarını verdiler” dedi. Düzgün, son olarak Alevilere çağrıda bulunarak HDP’nin 8 Şubat’ta Maltepe’de yapacağı “Birlik ve Dayanışma Mitingi”ne katılmalarını istedi. Alevi Federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut ise, “Cemevlerimizin yasal sorunu var. Cemevlerini ibadet sayılması için ve zorunlu din dersleriyle ilgili desteklerinizi bekliyoruz” dedi. Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Rıza Eroğlu da, Kerbela’da bitirilmeyen Alevi inancı bugün eğitimle bitirilmek isteniyor” dedi.

ÖZGÜR GÜNDEM

Alevilerin yapmacık birlikteliği

Her Alevi ve Alevi dostu Alevilerin birlikteliğinden bahseder ve Alevilerin mutlaka birleşmesini talep eder. Bu birleşme Alevi kurumlarının birleşmesi talebidir.

Elbette Alevilerin kurumlarının bir araya gelmesi kadar doğal bir harekete kimse karşı gelemez ama bundan önce Aleviler niçin bu kadar fazla dernek,vakıf,federasyon kurma gereği duydular. Bu oluşum nasıl başladı nerelere kadar ve kimlere kadar uzanıyor,bunları irdelemeden, çözüm yollarını tartışmadan beklenti içerisine girmek ve çözüm yolu bulmak çok da inandırıcı yada samimi olmaz.
Geçtiğimiz günlerde üç Federasyon Başkanı bir araya geldiler ve 8 Şubat 2015 tarihinde İstanbul’da bir miting yapma kararı aldıklarını açıkladılar.
Her şeyden evveli bu hareket, tabanda belli bir kesimde olumlu tepki toplayabilir ama bu birliktelik samimi bir birliktelik değildir.
Doğrudan doğruya yapmacık,samimiyetten uzak,hatta kendi içlerindeki kavgada taraftar toplama hesaplarından başka bir şey değildir.
Öncelikle üç federasyondan bahsedilmektedir.
ABF ve AVF öyle yada böyle gerekçelerle kurulmuş Federasyonlarken AVF destekli ve ABF nin gücünü kırma adına kurulan ADF nin gücü nedir, kaç bileşeni var ki bu kadar kendini güçlü gösteriyor ve ABF yöneticileri de büyük güçmüş gibi göstermektedir.
Aslında bunu bu kadar büyüten de ABF nin bu günkü yöneticileri olmalı.
Alevi Bektaşi Federasyonu büyük bir güçken ve büyük bir tabana sahip ve Demokratik Alevi Hareketi olarak kabul görürken şimdilerde mevcut yöneticiler sayesinde payanda durumuna düştü.
Kendi tabanından kopuk,bileşenleri ile bağı kalmadığı gibi yöneticiler dahi birbirleri ile barışık değiller.
ABF ve yöneticilerinin bulundukları durumsa ayaklar altında bir noktadadır.
Her fırsatta Televizyonlara çıkan yöneticiler var ki bir taraftan dedelik kisvesi altında, diğer taraftan siyasi kimlikle ön plana çıkmaya çalışan, danışmanlığı bir aracı makam olarak gören ve Alevilik adına ne dediği belli olmayan birileri ile bir Federasyon yönetilemez. Alevi kurum yöneticisinin özü ile sözü bir olmalı.
Bileşenlerin başkan ve yönetimlerine gelince bir ikisi dışında diğerlerinin üzerlerime ölü toprağı serpilmiş.
Adını Pir Sultan Abdal’dan alan bir kurumun başkanı ne yaptığını bilmez bir havada.
Yoldaş,haldaş sözleriyle durumu kurtarmaya çalışmak gerilerde kalmıştır.
Üç Federasyon Başkanlarından sormak gerekir.
Bu kararları alırken kendi Yönetim Kurullarınız içerisinde tartışarak mı bu kararları aldınız.
Bileşenlerinizin bu kararlardan haberleri var mıdır.
Başkanlar kurulu toplantıları yaptınız mı?
Aldığınız kararların arkasında kimler ne kadar duracaktır.
Bu soruların cevabını verecek kimseleri ne yazık ki göremiyoruz.
Üç federasyon Başkanı bir araya geldiklerini söylerlerken hangi konularda birlikte hareket ettiklerini söyleyebilirler mi?
Sadece görüntüyü kurtarmak için,kısa vadede küçük çıkar hesabı yaparak bir araya gelmekten başka bir şey değildir.
Bir başka yanı ise, Kimi Federasyon Başkanları birilerinden aldıkları direktifler doğrultusunda bu birlikteliğe evet demektedirler. Kimileri de birilerine şirin gözükmek ve milletvekili olabilmek adına kurumu adeta peşkeş çekerek bir şeyler yaptığını sanmaktadır.
Aleviler adına konuşacakların öncelikle Alevi edebini,Alevi dilini bilmeleri gerekir. Alevilerin gerçek taleplerini bilmeleri gerekir ki insanları arkalarından yürütebilmeliler.
Aleviler duyarlı insanlardır.
Alevilik adına bir şeyler yapıldığını duyduklarında yada gördüklerinde bütün imkanlarını kullanarak destek vermek isterler. İşte bu zihniyette bunu kullanmaya başladılar.
8 Şubatta yapılacak mitingden bir şey çıkmayacağını sananlardan birisi olarak seslenmek isterim.
Üç federasyon demeye dilim varmıyor ama iki federasyon şimdiye kadar birbirlerine yapmadıkları hakaret kalmamışken şimdilerde nasıl bir araya gelebildiler. Hangi şartlar buları bu kadar zorladı.
Mitingde bir arada olacaklar ve miting sonrasında Cami Cemevi projesinin bir an önce bitmesi için Ankara’ya mı yürüyecekler.
Alevi inanç önderlerine ve Alevi kanaat önderlerine bundan önce iki defa çağrıda bulunmuştum.
Bu yanlışa dur deyin diye ama yeterli desteği görememiştim.
Bir kez daha seslenmek istiyorum.
Birazcık Alevi öğretisi ve o duyguyu yaşayan Aleviler;
Artık davanıza ve örgütlerinize sahip çıkınız.
Bu anlayış sizleri biryerlere götürmeyeceği gibi biryerlere tıkayacaklar ve üzerinizi kapatacaklar.
Bin yıllardır Devlet güçlerinin yapmadığını,yapamadığını şimdiki Alevi kurum yöneticileri yapmaya çalışıyorlar.
Alevi örgütlülüğü yerlerde yada iftar sofralarının etrafında sürünüp dürüyor.
Buna ayaklar altında sürünme denir.
Yazık oluyor yazık.
Hem Aleviler,hem de Alevi kurumlarına ümit bağlamış insanlara yazık oluyor.
9 Şubatta okullar açıldığında Din dersleri boykot edilecekmiş.
Kurum yöneticilerinin ve yakınlarının çocuklarından kaç tanesi şu an Dindersine girmemek için okuluna başvurdu, kaç tanesi dindersine girmiyor.
9 şubattan sonra kaç yöneticinin çocuğu veya yakını kaç derse girmeyerek mücadele verecektir.
Bu yalanlara,aldatmalara doyduk artık.
Düne kadar Madımak, Maraş, Ankara,Kadıköy mitinglerine katılmayarak üstelik katılanlara hakaret edenlerle, Madımak,Maraş olaylarının sorumluları ile omuz omuza yürüyenlerle hiçbir şey olmamış gibi yürümek ne kadar onurlu bir duruş olur acaba?
Bu mitingin amacı Alevilere hizmet etmek değildir.
Bitme noktasına gelmiş birkaç kişiyi yeniden diriltmek, birkaç kişiyi de acaba sanal gücü göstererek,pazarlık ederek bir yerlere taşıyabilirmiyiz hesaplarından başka bir şey değildir.
Şayet bunlara aldanarak saydığım bu talepleri karşılama hesabı yapacak siyasi parti varsa onlara da yazıklar olsun.
Onların siyasetleri de onların olsun. Hatta onların sonu da bunların ki gibi olur.
Tabanı olmayan birlikteliğin ne Alevilere nede kendilerine bir yararı olmayacaktır. 16.01.2015

Selahattin Demirtaş Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi

Alevi örgütlerinin temsilcileri ile bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Selehattin Demirtaş, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmişler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar ve Pir Sultanlardan gelen tarihi direnişlerinin olduğunu belirterek, “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz ” dedi. Cizre’deki olaylara ilişkin de Demirtaş, Cizre’de devlet içerisinde çöreklenmiş bir ekip olduğunu ve bunların kim olduğunun bilindiğini söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Alevi Federasyonu temsilcileriyle bir araya geldi. Demirtaş’ın Dergah’ta bulunan yurttaşlarla selamlaşmasının ardından açılış konuşmasını yapan Garip Dede Dergahı Genel Başkanı Celal Fırat, “Nerde bir haksızlık ve zalimlik varsa biz o haksızlıkların karşısında durduk. Çünkü biz bunu pirlermizden öğrendik” diyerek zalimlerin karşısında durmaya devam edeceklerini söyledi.

‘Kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşullar oluşturulmalı’ 

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yrd. Baki Düzgün ise, Alevi toplumunun çözümü için yapılan görüşmelerin muhatabının Alevi federasyonları olduğunu belirterek, “Alevi federasyonlarımız ülkemizde demokrasinin yerleşmesi, bütün kimliklerin özgürce yaşayacağı toplumsal koşulların oluşturulması, Alevi toplumumuzun talepleri için birlikte çalışma ve ortak eylemde bulunma ikrarını verdiler” dedi. “Alevi toplumunun sorunları için muhatap alınacaklar biziz. Çakma Alevi örgütleriyle sorunlar çözülemez” diyen Düzgün, Alevilere yönelik inkarcı politikaların AKP hükümeti döneminde arttığına dikkat çekti. Düzgün, “Ülkemizin en temel sorunlarında biri Alevi toplumunun inanç kimlik sorunudur. Bu sorun, politik, ekonomik, sosyal, kültürel, inançsal ve günlük yaşamın tüm alanlarını kapsıyor. Sorunun çözümü devleti, siyasi partileri, STK’lar ve diğer inanç kesimlerini ilgilendirmektedir” diye konuştu. Alevilerin taleplerine de dikkat çeken Düzgün, “AİHM’in aldığı kararların yaşama geçmesi sağlanmalı. Katliamların araştırılması için Hakikatlerle Yüzleşme Komisyonu kurulmalı. Devlet tarafından el konulan Alevi dergahları ve mal varlıkları Alevilere iadesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçenin bireysel inanç özgürlüğü açısından tüm inançlara eşit ayrılmalı. Alevi toplumunun inanç merkezi olan Cemvelerine kavuşmalıdır” dedi. Düzgün, Alevilere çağrıda bulunarak HDP’nin 8 Şubat’ta Maltepe’de düzenleyeceği “Birlik ve Dayanışma Mitingi”ne katılmalarını istedi.

‘Aleviler topluma onurlu bir miras bırakmıştır’

Alevi temsilcilerine kendisini Dergah’ta kabul ettikleri için teşekkür ederek konuşmasına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, “Kendi yaşamı için bedeller ödemiş tüm halklar erdemli ve onurlu bir miras bırakmıştır. Alevi toplumu da erdem ve onurlu bir miras bırakmıştır topluma. Alevi toplumuna asimliasyona rağmen bu erdemli duruşlarından dolayı teşekkür ederiz” dedi.

‘ Türkiye’deki gerilimin nedeni hükümettir’

Konuşmasına Paris’te Charlie Hebdo katliamına ilişkin yapılan yürüyüşte Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılıp derginin 4 sayfasını yayınlayan Cumhuriyet gazetesine yönelik yaptığı, “Gelin bize saldırın” açıklamasını eleştirerek devam eden Demirtaş, “Bu ülkenin Başbakanı hükümet sözcüleri ve milletvekilleri günlerdir büyük bir provokasyon faaliyeti yürütüyorlar. Bu gerilimi yaratan onlardır. Başbakan’ın kendisi Paris’te ‘katliamı lanetliyorum’ iddiası ile yürüyüşe katılıyor, buraya döndüğünde de o dergiyle dayanışma gösteren Cumhuriyet gazetesine teşekkür etmeliydi. Gazetede de Paris’teki katliama karşı bir dayanışma vardı. Buna rağmen Başbakan’ın çıkıp ‘bize saldırın’ demesi bir utanç vericiydi” diye konuştu. Hükümete seslenen Demirtaş, “Bugüne kadar sizler bu ülkede insanların mezhebinden dolayı bu kadar ayrıştırma yapmasaydınız toplumda gerilim de olmayacaktı. Bu gerilimin nedeni sizsiniz. Senin köşe yazarların çıkıp ‘cemevi cümbüş evidir’ dedi. Kaç tane Alevi çıkıp silahla camii bastı. Başbakan bu hedef gösteren tutumundan derhal vazgeçmelidir” dedi. Türkiye’de hükümetin Charlie Hebdo dergisiyle dayanışma gösterenleri hedef göstermekten vazgeçmesi gerektiğinin altını çizen Demirtaş, “Hz. Peygamber küçük bir grubun malı değildir. AKP, çıkıp IŞİD işbirlikçiliğinin hesabını versin. Tüm militanları Türkiye üzerinden geçti. Bunların hesabını vermeyen bir hükümet başka çevreleri Paris katliamı üzerinden hedefe göstermeye çalışmasın” diye konuştu.

‘Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız’

Ezilenlerin her zaman bu ülkede demokrasi adına daha fazlasını isteyenler olduğunu belirten Demirtaş, “Bizleri besleyen dereler başka da olsa biz hepimiz aynıyız. Çok mücadele ettik ayakta kalmak için. Bizler, sadece varız, yaşıyoruz kimliğimizi ispatlamak için mücadele ettik, ağır bedeller ödedik. Biz artık varız, tüm ezilenler olarak bu ilkenin sahibiyiz. Bu ülkeyi kuran ve var edenleriz. Şimdi madem ki bu ülkenin gerçeğiyiz Haklarımızın artık anayasasal güvence altına alma zamanı geldi. Alevilik din midir mezhep midir, Kürtçe dil midir, Kürtçe dilinde roman mı yazılır, bu kimseyi ilgilendirmez” dedi.

‘Bizler muhalefet olarak bir arada durabilsek değişimin öncü gücü oluruz’

Türkiye’nin değişim ve dönüşüm sürecine girdiğine dikkat çeken Demirtaş, bu değişim ve dönüşümün AKP’den kaynaklanmadığını toplumsal bir ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı. Demirtaş, “Biz mücadele eden tüm toplumsal kesimler çok bedeller ödeyerek bu değişimi ortaya çıkardık. Bizler kendi anavatanlarımızı terk etmek zorunda kaldık ama bıkmadık, teslim olmadık. İşte, bunlar 12 yıldır bizlerin yarattığı mirası yiyorlar. Toplumdaki mirası kendi yelkenlerine doldurdular. Kendi değirmenlerine su taşıyan çarka dönüştürdüler. Bizler muhalefet olarak bir arada durabilsek değişimin öncü gücü bizler olacaktık. Şimdi 2015 bize tarihsel bir fırsat sunuyor. Biz devleti hep birlikte yönetebilirsek o zaman herkes rahat bir nefes alacak” dedi.

‘Devlet bizi memur yaparken bile 40 defa araştırıyor’

“Uğruna öldüğümüz devlet bugün bizi memur yaparken bile 40 defa hakkımızda araştırma yapıyor” diyen Demirtaş, bu şekilde devlette kendilerini güvende hissetmediklerini belirterek, bunun alternatifinin devletin herkesin olması olduğunu söyledi. Türkiye’de tek adam, tek parti ve tek mezhep sisteminin olduğunu dile getiren Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Türk devletini temsil eden askerle çekmiş olduğu fotoğraftan anlaşıldığını söyleyerek, “O fotoğrafta biz yokuz. O fotoğrafta kadının rengi yoktur. Orada tek bir Alevi inancı tek bir Türk olmayan yoktur. Ne yapacağız peki? Biz çalışacağız bunların tek bir kol saati bile bizim yüzlerce yıllık asgari ücretine denk gelecek. O yüzden burada radikal bir müdahaleye ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

‘Biz de direnişte yan yana durmalıyız’

“Bizim tarihimiz direniş tarihidir. Eğer ki Kaypakkaya Diyarbekir zindanlarında ser vermeyip sır verseydi kendisi yaşıyor olabilirdi. Ya da Denizler, Mazlum Doğanlar, Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar… yani bunların her biri toplumsal bir değişim yaratabildilerse devrimci fedai kültürden kaynaklıdır” diyen Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti: “Biz de direnişte yan yana durmalıyız. Bu sandık mevzusunu aşan bir ihtiyaçtır. Bizler birbirimize benzemek zorunda değiliz. Tam tersine biz bu tekçiliğe karşı direndiğimiz için rengarenk çiçek bahçesi gibiyiz. Bugün burayı ziyaret sebebimiz yoldaşlığın baki olduğunu dosta düşmana göstermektir. Bu ülkede hiç birmiz yalnız ve sahipsiz değiliz. IŞİD barbarlığı bu halkın karşısında yenilmeye mahkumdur. Bu topraklara onlar yabancıdır yerlisi biziz. Bu barbarlar daha önce de tarihi boyunca istila seferi düzenlediler Ancak biz bakiyiz. Alevi toplumu da duruşuyla demokrasi mücadelesine güç katıyor. Alevi toplumun başına getirilenler tarihte yazılmadı bile. Bu gidişatı durdurmamız lazım. Parti olarak hem 8 Şubat Maltepe mitinginde hem de Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebiyle yan yana olduğumuzu söylemek istiyorum.”

Demirtaş, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Cizre’de yaşanan olayların sorulması üzerine Demirtaş, “Cizre 90’lı yıllarda benzer bir duruma gelmeyecek. Biz buna izin vermeyeceğiz. Cizre’de devlet içerisinde çöreklenmiş bir ekip var. Devlet de bunların kim olduğunu biliyor. Devletin bunları bulması gerekiyor” şeklinde cevapladı.

(za-std/st/avt)