Ana Sayfa Blog Sayfa 6377

İmam Hüseyin’i mürşit bilenler

Muaviye soylu, Yezit huylu zihniyetin oyunlarına gelmeyelim! Yolunuzu Hak; Erenlerinizi pir û pak bilelim. Kerbela için yapılacak en anlamlı ibadet; Yurdumuzda ve bölgemizde katliam yapan cani sürüsüne ve bunların destekçilerine karşı onurluca direnmek ve mücadele etmektir! Şahı Şehidan İmam Hüseyin’in Yezit’le davası bitmedi! Ne zaman HALKLAR ÖZGÜR, İNANÇLAR EŞİT OLUR ve EMEK HAKKINI ALIRSA Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri şad û handan olacak!

Kerbela Katliamını yapan zihniyetin güncel temsilcileri Şengal’de, Ninova’da, Kobanê’de, Türkiye’de Gezi elemlerindeki katliamda iş başındalar! Yezitler iş başındaysa, zulüm ve katliama karşı Şah Hüseyni Kerbela’nın yolunda Paramaz Kızılbaş olan Suphi Nejat Ağrınaslı gibi canlara aşk olsun! Hak ve hakikat yolunda can baş verenler Şahı Şehidan İmam Hüseyin’e yoldaş olsun. İmam Hüseyin’i mürşit bilen erenler, canlar, yarenler; Kutbül Hakikat İmam Hüseyin istese saltanatın, zevk û sefanın alasını yaşardı. Ama o Hakkın ve hakikatin aşığıydı. Hak aşkıyla esrik olanlar zalime biat etmezler. Mazluma yaren olurlar.

Hakikatte Aleviler yas tutar

Yası Kerbela Hak, adalet, eşitlik, özgürlük için Hak ile Hak olanlar aşkına tutulan bir yastır. Kerbela; himmet ve kerametin erdeminden alınan cesaretle zulmat ordusuna karşı durabilmektir! Kerbela Katliamı İslam tarihindeki en büyük kırılmadır. Kerbela katliamı Muaviye düzeninin Ortadoğu’da İslam’ı kullanarak emirlikler, şeyhlikler şeklinde devletleşmesine giden yolu açmıştır.

Yası Kerbela’nın adı “Muharrem Ayı” Değildir. Muharrem Ayı içinde 12 günlük bir matem dönemidir. “Muharrem Ayı“ tabiri “Ramazan Ayı”na benzetmek amacıyla İslam/Sünnileştirme için söylenen bir kavramdır. Hakikatte Aleviler YAS TUTAR ve yasın bir gereği olarak; Yemek, içmekten, ve eğlenceden uzak dururlar. Ki dört yanımız kan emici çetelerle çevrilmişken eğlence neyimize! Yası Kerbela; Şahı Şehidan İmam Hüseyin’in Kerbela’da sır olması aşkına, Hak için Hakka Yürüyen Yarenleri aşkına tutulan bir yastır. Hakikat aşkına Kerbela şehitleri gözyaşı dökenlere aşk olsun! Lakin Yası Kerbela; Dövünme, yırtınma, ağlayıp, sızlama gösterisi değil, zalimin zulmüne karşı erdemli bir bilinçle direnme gerçeğidir. Yası Kerbela; Mazlum, masum ve mağdurların, zulüm ve tecavüz tehdidi altında inleyen kadınların; açlığa, susuzluğa, yokluğa ve yoksulluğa mahkum edilen çocukların ve bütün bu zulüm, katliam alemine karşı direnen, ben insanım, haklarım var! İnsanca eşit ve özgür yaşamak istiyorum diyenlerin ibadetidir! Yası Kerbela himmet, keramet, merhamet aşkına adalet özlemi için tutulan yastır.

Kobanê’, Şengal, Ninova, Gezi…

Yası Kerbela’nın anlamını idrak edenler; Zalime, ezene, sömürene karşı dururlar. Ey Şahı Şehidan İmam Hüseyin’i MÜRŞİT BİLENLER; Muaviye soylu, Yezit huylu zihniyetin oyunlarına gelmeyelim! Bu düzen kirlenmiş, çürümüş, kokuşmuştur! Zulmat aleminin efendileri tarafından cilalanan yalan, dolan, yağma, talan ve katliam düzenidir. Tam da Şahı Şehidan İmam Hüseyin aşkıyla cuşa gelmenin, Ya Şahı Merdan Ali, Ya Xızır diyerek mazlumlar ve masumlar aşkına mücadeleye girmenin günüdür. Yası Kerbela “Aç ve susuz kalmak”tan ibaret olmayıp güncel olarak Kobanê’de, Şengal’de, Ninova’da, Gezi Eylemlerinde Hak için Hakka yürüyenlerin mirasını ve davasını sürdürmektir.

Pir Seyit Rıza darda sır olmadan önce zulmat aleminin efendilerine “Evledı Kerbelayız, bi hatayız!” deyişini özellikle seçerek söyledi. Evladı Kerbela olmak biyolojik olmaktan öte inançsal, yaşamsal bir tercihtir. Çünkü Evladı Kerbela olanlar zalime boyun eğmez, zulme ortak olmazlar. Pir Seyit Rıza, Alişer ve Zarife Ana da Şah Hüseyin’i Kerbela’nın yolundan gitmiştir.

Yolumuzu hak, Ulumuzu Pir û Pak bilelim! Hak ve Hakikat yolunda yürüyelim. Şahı Şehidan İmam Hüseyin’i mürşit bilenlere aşk olsun! Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için yas tutanlara mateme girenlere aşk olsun. Yolumuz Hakkın ve hakikatin; Şahı Merdan Ali’nin Yolu olsun! Cümle mazlumları, canilere karşı yaşamı savunan ve direnenleri, evi barkı talan edilip göç etmek zorunda kalanları Hak saklasın, Xızır Beklesin, İmam Hüseyin Yoldaşı olsun…

Yası Kerbela/Kerbela Matemi

Masum û Paklar için;
21, 22, 23 Ekim 2014…
Fatma Ana için;
24 Ekim 2014 Cuma
Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için,
Şahı Merdan Ali ve Hak için Hakka yürüyenler aşkına;
25 Ekim 2014 Cumartesi ve 5 Kasım 2014 Çarşamba…
Erenler Canlar; Hakikatte “Aşure Günü” Kerbela Mateminin 10. günüdür. Ancak; Gelenek olduğu üzere 12 günlük yas/matemin sonrasında;
Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela’da şehit olan yarenleri aşkına Aşure kaynatılır ve Hak aşkına pay edilir.
Aşure Günü 5 Kasım 2014 Çarşamba günü başlar.
Çok geciktirmemek kaydıyla 5 Kasım 2014’ü takip eden 15 gün içinde Aşure kaynatılabilir…
Aşuremiz “Tatlı” değildir.

İmam Hüseyin ve Kerbala şehitleri için Hak ve hakikat aşkına kaynatılan ve pay edilen bir lokmadır. Aşk ile…

 

Gönül koymak!

“Minnet etmem ben feleğe,
Aşıkım ben bir meleğe
Hiç oldum girdim eleğe,
Süzer divana divana”
(Seyit Meftunî)

Geçen haftadaki yazımız birçok tartışmayı birlikte getirdi. Yazıda adı gecen Veliyettin Hurrem Ulusoy Efendi yazımızdan dolayı gönül koydu. Yazıda geçen “Bizden icazet almayan Alevi dedeleri hizmet veremez ve düşkündür” beyanatının kendilerine ait olmadığını aksine her ocağın kendisini temsil edeceği bir birlikten bahsettiklerine dikkat çekti. Hiçbir ocağın diğerinden üstün olmadığını, olamayacağını, bu konuda “Dergahta Birlik” çalışmalarının bir biat çağrısı değil, birlikte haraket etme, Alevilerin birliğini sağlama çalışması olduğunu söyledi.

Bu durumda söylenecek şey Allah eyvallah. Yazıda notlamış olduğumuz noktaların amacını aştığını söylemek mümkün. Bir yanımız Şex Ali’den gelir İsmail Taştutan’a, bir yanımız Ocaxe Kabalık -bilinen ismiyle Ocaxe Bakê- den gelir Büyük Tacım’a ikrar vermiş, ikrar almıştır. İkrar vermişlerin huzurunda, gönül koymuş dostların, hak ve hakikat darında, yolun turabiyız.

Mustafa Bakır ve İmam Koca’yı hakka uğurladık!..

“Yürü Tacim Dede çareni ara
Gönülden sevenler hiç düşmez dara
Tatlı muhabbetin söylersin yara
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk”

Kantarma Pir’lerinden Büyük Tacım’ın evlatlarından, hak ve hakikkat yolu erlerinden Mustafa Bakır hakka yürüdü. Kadim inancın, gelenek, görenek ve kültür taşıyıcısı olan Kantarma’da doğdu, Büyük Tacım’ın ev hanesinde büyüdü. Kendi toprağında hak oldu. Sırlandı.

Pir Mustafa Bakır ile bir haldaşlığımızı burada notlamak istiyorum. Cenazelerimizin Elbistan Cemevi’ne alınmaması vesilesiyle yapmış olduğumuz eleştiriler üzerine yanımıza gelmiş, Kantarma Cemevi’nde bizlerle muhabbet etmiş, böyle bir durumun olamayacağını, olmuşsa bunun Alevilikle bağdaşmayacağını söylemişti. Konuyla ilgileneceğini, doğruluğunu araştıracağını, bu konuda kendisini sorumlu hissettiğini belirtmişti. Büyük Mehmet Yüksel’in cenazesinde herkesi yanına çağırmış, bizi de çağırarak, olayı araştırdığını, söylediklerimizin doğru olduğunu beyan etmiş ve mutlaka Kantarma’da bir cemin bağlanarak sorunun çözülmesi gerektiğini söylemişti.

Şimdi Kantarma semalarında ermişlerin ruhunu kuşanmış bir kartal gezinmekte. Aynı Büyük Mehmet Yüksel’i uğurladığımız gün gibi….

Herkesin İmam Amcası, Harunuşağı’nın itikat ve inanç sevdalısı.. Zaman tamam, geldik gördük ve büyük buluşma için yola çıktık. Vardık. Kendi toprağımızda, atamızla, sevdamızla yan yana uzandık.

Toprağınız bol, devriniz daim olsun… Aşk ile… Muhabbet ile…

Kerbela’dan Kobaniye, Yılında yezit ordusuna karşı direniş devam ediyor!

Ehlibeyt’i seven yol ehli canlar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır
Hazret-i Hüseyn’e talib olanlar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Öz mürşidi tanı gafletten uyan
Beyhude dolaşmak dostluğa ziyan
İşte Sivas’taki otuz yedi can
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Zulme başkaldırmak erlerin kârı
Ezilenden yana kavli ikrarı
Maraş katliamı, Dersim diyarı
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Tanrı işi değil, kula cezalar
Her yerde zâlimin hükmü kazalar
Pir Sultan, mazlumlar, Seyid Rıza’lar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Fedai fark eyle dostu düşmanı
Koyun postundaki kurtları tanı
Halk için hizmetse işte zamanı
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır (Aşık Fedai)

Değerli Canlar , aşık Fedai’nin bu  nefesinde dile getirdiği gibi…

1375 yıl önca Kerbela’da İmam Hüseyin ve Aile efradına karşı ,Yezit ordusunca yapılan kanlı katliyamın aynısı,aynı yöntemlerle ve aynı coğrafyada bugün KOBANİ de DAİŞ-İŞİD çetelerince bölgenin gerici devletleri,T.C, KATAR, SUUDİ Arabistan ve benzeri  kesimler ce desteklenerek ,Mazlum Kürt ,Türkmen,Ezidi,Alevi,Süryani,Keldani gibi halklara ve inançlara uygulanmaktadır.

Bugün Kadınalara,Çocuklara uygulanan vahşet 1375 yıl öncekini aratmayacak kadar ve belki daha da alçakça yöntemlerle yapılmaktadır.İnsanların kellelerini keserek ,top oynayan ,onur kırıcı işkencelerle insanları katleden bu günümüz  Yezitlerine karşı   KOBANİ başta olamak üzere mücadele eden ,Mazlumların direnişini selamlıyoruz.

Bu yıl  Kerbela Şehitlerinin matem oruçlarını, Kobani,Şengal,şehitlerine adayarak, bu  onurlu insanlık mücadelesinde ,Yezit zihniyetinin zulmüne  geçit vermemek için, yaşamlarını feda eden ,insanlık davası kahramanlarının anısına oruçlar tutmak,onların kahramanlıklarını ,fedakarlıklarını,dile getirerek, sohbetlerle,nefeslerle ,dualarla  onları ,Şah-I şehidi Kerbelanın katarına ,didarına katarak cemlerimize,cematimize,gönül hanemize mihman eyleyip yad  ederek analım.

Yezit ordusu ,Kerbelada  İmam Hüseyini katlederek ,egemenliğini ilan etmiş, 1400 yıllık zulmün de yaşatılmasının önünü açmıştır.Şehit düşmeden once Şah Hüseyin ,onu yalnız bırakan dönekleri kast ederek ,şöyle diyordu: ‘’Zalimlere karşı  mazlumların birliği  gerçekleşmeden ,kaderleri değişmeyecektir’’.

Bugün Kobanide ,günümüzün yezitleri DAİŞ-İŞİD çetelerine karşı verilen mücadelenin ,yeni bir Kerbela yenilgisine dönüşmemesi için başta Alevi toplumu olmak üzere ,tüm demokrat,devrimci  mazlumları bir olmaya  ve bu mücadeleye destek vermeye,yezit zihniyetinin birdaha kazanmasına fırsat vermeyerek ,orta doğudaki tüm halkların ,inançların kaderlerini değiştirecek bir sürecin başlangıcına çevirebilirler.

Kerbeladan Kobaniye tüm insanlık davasının,hakkın ve halkın  davasınna can baş koymuş, kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

Şah-ı Merdan  yoldaşı olsun.

Bozatlı Xızır  mücadele içindekileri korusun.

Aşurelerimiz,barışın,özgür yarınların,mazlum inasanlığın kurtuluşuna delil olsun.

Destek ve Dayanışma sizden, himmet   hazreti  Pirden olsun.

Gerçeğin demine Hü …

DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU

21.10.2014

Matem orucu: 12 imamlar aşkına 12 gün

 

Aleviler’in, Kerbela’da katledilen Hz. Hüseyin ve kerbela şehitleri anısına tuttukları Muharrem Orucu 25 Ekim Cumartesi günü başlıyor. 12 gün boyunca tutulacak olan oruç, 5 Kasım’da son bulacak. Yas orucunun başlangıcı olan ve 21 Ekim’de başlayan 3 günlük masum-u pak orucu dün son erdi. Bugün ise Aleviler Fatma Ana orucunu tuttular.

1334 yıl önce Hz. Hüseyin ve yoldaşları Kerbela’da susuz bırakılıp katledildiler. Aleviler Kerbela Şehitleri için 12 gün oruç tutup su içmiyor. 12 gün 12 İmam’ı temsil ediyor. Matem orucu boyunca Aleviler, her türlü eğlenceden uzak, yas havasında oruçlarını tutuyor.

Muharrem oruç, 12 imam’lar aşkına 12 gün boyunca tutulacak. Aşure günü ise matem orucunun tamamlanmasının hemen ardından 5 Kasım’da başlayacak.

Dün Kerbela, bugün Kobanê

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi, Muharrem Ayı dolayısıyla bir açıklama yaptı. Açıklamada, Ehli Beyt ailesine yapılan zulmün unutulmadığı belirtilerek, “Dün Kerbela’da barbarca işlenen katliamlar bugün islamci Işid ve türevi çeteler tarafından Ortadoğu’nun Kadim Halk ve İnançları olan Alevilere, Ezidilere, Türkmenlere, Kürtlere ve Diğer Halklara yönelmiştir.” Denildi.

Muharrem ayının dostluk, barış, kardeşlik ve bir arada yaşamı getirmesini temenni ettiklerini belirten Didim Cemevi Başkanı Hasan Dikçe, “Kerbela olayının üzerinden 1375 yıl geçti ama Kerbela’da saltanat sahibi despotların Ehlibeyt ailesine reva gördükleri vahşet ve katliam unutulmadı. Unutulmayacaktır. 680’da İmam Hüseyin ve yoldaşlarına yönelik yapılan zulüm ve katliam bugün dünyanın farklı bir coğrafyasında yaşanmaktadır.” Dedi.
Aleviler olarak Çorum, Sivas, Maraş, Gazi ve Gezi katliamlarının Kerbelanın bir devamı olduğunu da hatırlatan Dikçe, maden ocaklarında, tersanelerde ve AVM’lerde yaşanan işçi ölümlerinin de Alevileri derinden üzdüğünü söyledi.

“Kerbela’dan Kobanê’ye, acıların matemindeyiz”

Alevi toplumu için kutsal olan Muharrem- Matem ayının yarın başlaması nedeniyle Britanya Alevi Federasyonu bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Kerbela’dan Kobane’ye, Bağdat’tan Şengal’e, Maraş’tan Lazkiye’ye kadar tüm zulümlerin anısınadır oruçlarımız ve matemimiz” ifadesi kullanıldı.
“Tüm canların ve özellikle genç kuşakların Muharrem Matem- i ve bu ayda tutulan oruçların ne anlama geldiğini öğrenmeleri önemlidir” denilen açıklamada, “Kerbela’dan günümüze kadar Alevilerin, baş kesenlerin, can incitenlerin karşısında durmaya devam ettiği vurgulandı. Muharrem orucunun tüm canlıların ve özellikle insan oğlunun incinmesine karşı bir tavır olduğuna da işaret edildi.

Alevi bölgelerinden Kobanê’ye yardımlar sürüyor

ALEVİ BÖLGELERİNDEN KOBANÊ’YE YARDIMLAR SÜRÜYOR
Maraş’ta toplanan 3. Yardım tırı Suruç’a gönderildi

IŞİD saldırıları nedeniyle topraklarından göç etmek zorunda kalan Rojava halkı ile dayanışma için yardım kampanyaları devam ediyor. Maraş’ın Elbistan, Afşin, Ekinözü ve Nurhak ilçelerinde demokratik kitle örgütlerinin başlattığı yardım kampanyasında üçüncü yardım tırı Suruç’a gönderildi.

Toplanan yardımlarla ilgili bilgi veren Rojava yardım komisyonu üyesi Ali Kısa, kampanya kapsamında üçüncü yardım tırının Urfa’nın Suruç ilçesine gönderildiğini söyledi.

Bütün halkların, zor günler geçiren Rojava halkı ile dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Kısa, ” Katliamcı çeteler dört bir yandan Rojava halkına saldırmaktadır. Kendini savunan halkımıza destek vermek en büyük görevlerimiz arasında yer almaktadır.” Diye konuştu. Suriye’de savaş devam ettiği müddetçe Rojava halkına yardımlarının devam edeceğini vurgulayan Kısa, saldırılar nedeniyle zor duruma düşen Rojava halkı ile dayanışma içinde olan bütün halklara teşekkür etti.

Pirinden, ikrarından dönmek düşkünlüktür

“İncittimse her ne kadar
Aramızda bir ikrar var
Görüp sevinmesin ağ yar
Unutma dilber unutma”  (Meluli)

Bugün Alevilerin en temel sorununun örgütlenme olduğu açıktır. Alevi toplumunun kaygılarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve ruh halini örgütleyecek bir yapının olmadığını söylemek abartı değildir. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde ortaya çıkan durum, eğitim meselesinde Alevilerin tepkilerini kamuoyu ile paylaşmak isteyen girişimlerin sonuçları bizlere bunu göstermektedir.

Aleviliğin uzun yıllar kendi mecrasından çıkarılarak dünyaya egemen Sünni inanç penceresinden bakar bir pozisyona getirilmiş olması Alevilere sorunlarını çözme noktasında geri planda kalmasına vesile olmaktadır. 1500’lü yılların başlarında başlayan Alevileri kendi mecrasından uzaklaştıran yaklaşımlar ve Yavuz Sultan Selim’in yaratmış olduğu tahribatlar bugün de etkisini göstermekte Yavuz Sultan Selim’in örgütlemek istediği mantık çerisinde Aleviler yeniden devletin bir parçası, kapıkulu haline getirilmek istenmektedir. Yavuz Sultan Selim’in Balım Sultan şahsında Hacı Bektaş Dergahı’na yapmış olduğu müdahale, Yeniçeri Ocağının Bektaşi Dergahına manevi anlamda bağlı hale getirilmesi, tahribatın en büyüğüne sebep olmuştur.

Yeniçeri Ocağı, Balkanlar’da Hıristiyan çocukların devşirilmesi için çalıştı. Anadolu’daki “Bektaşi tekkeleri” devşirme merkezleri olarak Osmanlı’ya hizmet verirken Kürdistan’da Alevi katliamlarında rol aldı. Yavuz Sultan Selim’in Hilafetle özdeşleşen Sünni İslam’ın yanına Bektaşi Tekkesi aracılığıyla da Aleviler üzerinden benzer bir hilafet durumu yaratılmaya çalışıldı.

Alevi katliamlarının yapıldığı bölgelerde Bektaşi tekkelerine biat istendi. Gıyabında mürşit makamlarına atamalar yapıldı. Alevi ocaklarıyla hiçbir ilişkisi olmayan kişiler aracılığıyla, temsiliyet ve biat kültürü örgütlendirilmeye çalışıldı.

Aleviler içerisinde ihanet örgütlenmesi için Yavuz Sultan tarafından görevlendirilen kesimlere karşı Aleviler büyük bir dirençle karşı koydular. Alevi geleneğinin Hacı Bektaş’taki son temsilcisi ve Hacı Bektaşı Veli varislerinden Kalender Çelebi Nurhak’larda katledildi. Onun içindir ki Hacı Bektaş Dergahı 1500’lü yıllardan bu yana işgal edilmiş bir durumdadır.

Aleviler, Alevi ocakları, pirleri ve mürşitleri, yüzlerce yıldır biat isteyen bu işgalcilerin karşısında direnerek yol almış ve bugüne gelmişlerdir. Bugün ise “Dergahta birlik” adı altında aynı kesimler Alevilerden biat istemektedirler. Yavuz Sultan Selim’in yarım bıraktığını bugün tamamlamak isteyenlere karşı Alevi ocak dergah ve mürşitlerinin kendilerine sahip çıkması ve bu asimilasyoncu politikanın karşısında durması gerekmektedir. Devletin yönlendirmesi, beslemesi ve imkanları içerisinde hareket eden bu kesimler modern dünyanın genel doğrularını dile getirerek arkasındaki niyeti gizlemeye çalışmaktadır. Buna birçok Alevi kurumu çanak tutmaktadır. Varlık sebebi devletin politikalarını örgütlemek olan bu kurumların böyle davranması da anlaşılırdır. Alevilerin yok edilmesi Yeniçeri Bektaşiliğinin örgütlenerek Alevilerin kapıkulu haline getirilmesi istenmektedir.

Sevgili İzzettin Doğan dedenin sağdan yaptığını, Veliyettin Ulusoy Efendi, MHP’li akrabalarını da yanına oturtup “soldan” yapmak istemektedir. “Bizden icazet almayan Alevi dedeleri hizmet veremez ve düşkündür” diyecek kadar çığırından çıkmıştır. Bu cesareti günümüzün Yavuz’undan mı almaktadır? Alevilerde Yavuz’un hilafeti gibi bir piramit örgütlenme, temsil yoktur. El ele el Hakka’dır. Talip Pir’e, Pir Mürşid’e, her Mürşit bir Pir’e ikrar vererek yol yürür. Alevilik, ikrar vermemişlerin yolu değildir. İkrar verilen her kişi de, ikrar vermek zorundadır. Kimin haddine Düzgün Baba’dan biat istemek! Ağuçan’dan, Baba Mansur’dan, Sultan Sinemilli’den, Uryan Xızırdan, Hubyar’dan vb.. biat istemek! Her biri mürşit kapısı olan Alevi ocakları, biatin değil, eşitliğin, birlikte üretimin ve paylaşımın makamlarıdırlar.

Osmanlı’nın devşirme ocakları Osmanlı’nın vergi toplayıcıları, hangi yüzle biat isteme cüretine girişmişlerdir?

Bu cüret Alevi örgütlenmesinin içine girdiği krizin ve Alevilerin tarih bilgisindeki çökertilmesi, devletin icazet ve örgütlendirmesiyle ilgilidir. Kendini bilmeyen bir toplumsal yapının yaratılması cumhuriyetin temel hedeflerindendi ve bu konuda epeyce yol alındı.

İkrarımız, atamızın, atalarımızın atasının vermiş olduğu sözdür. Asıl sözünden dönmek düşkünlüktür. Onun içindir ki Alevi ocaklarından Alevi dergahlarından gelip de Yeniçeri kapısında biat edenler Alevi hukukuna göre sözünden dönmüş, pirinden dönmüş , ikrarsızlardır; düşkündürler. Alevilerde düşkünlük kapısını açan Yavuz Sultan Selim ve onun kapı kulu Balım Sultan’dır. O ikrarsızlar kapısından girmek isteyenler bu ihaneti bugün yaşatmak isteyenlerdir.

Aleviler, ocaklar, dergahlar, kendi hukuku içerisinde kendileri olarak örgütlenmek zorundadırlar. Her talip kendi pirinin yakasına yapışmalıdır. Piri Pir yapan taliptir. Pir Mürşid’inin yakasına yapışmalıdır. Mürşidi Mürşit yapan Pirdir. Mürşit Pirini bulmalıdır, ikrarını vermelidir, makamının hakkını ve hukukunu çiğnetmemelidir.

Parti değiştirir gibi, dernek değiştirir gibi, Pir Mürşit ocaklarını değiştirmeye kalkan zihniyet, Alevi düşmanıdır. Alevileri atasından, toprağından ve kültüründen koparan zihniyettir. Buna karşı duranlara Pirini Mürşid’ini bilenlere hak ve hakikate ikrar vermiş olanlara Allah Eyvallah…

‘Gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazacağız’

Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nu katledilmesini protesto eden Kürt özgür basın çalışanları, ne IŞİD vahşeti ne de AKP’nin özgür basını susturamayacağını belirterek, “Gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” dedi.

Aralarında Özgür Gündem, DİHA, Azadiya Welat, JINHA, Demokratik Modernite, Özgür Halk’ın bulunduğu Kürt özgür basın kurumlarının çalışanları, Adana’da gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıda Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nun katledilmesini Özgür Gündem Gazetesi önünde yaptıkları açıklamayla protesto etti. “Ne IŞİD, ne AKP vahşeti özgür basını susturamaz” pankartının açıldığı eyleme, Bağımsız İletişim Ağı (bianet), ETHA, TV10, İMC TV, Özgür Radyo, Evrensel Gazetesi, Özgür Gelecek, Kızıl Bayrak çalışanları, TGC Başkanı Turgay Olcayto, Türkiye Gazeteciler Sendikası yöneticileri, RSF Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, DİSK Basın-İş yöneticileri, gazeteciler Mustafa Yalçıner, Yıldırım Türker, Veysi Sarısözen, ÖHD başkanı avukat Fırat Epözdemir, HDP ve DBP İstanbul il örgütleri eş başkanları, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın da bulunduğu çok sayıda gazeteci, sanatçı ve siyasetçi de destek verdi.

Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri ile Bağdu’nun fotoğraflarının taşındığı eylemde, “Özgür basın susturulamaz”, “Şehid namirin” sloganları atıldı. Gazete binasına ise özgür basın şehitlerinin fotoğraflarının bulunduğu pankart asıldı.

‘Kurşunlar karşısında gerçekleri yazan kalemimizi yerde bırakmayacağız’

Eylemde Kürt özgür basın kurumları adına ortak basın açıklamasını yapan Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin, Kobanê için yapılan protestoları ve bu protestolara yapılan polis saldırılarını hatırlatarak, olaylarda Azadiya Welat, JINHA ve Gün Tv çalışan 4 emekçiyi gözaltına alındığını söyledi. AKP’nin hazırlayıp provoke ettiği militer güçlerin katliamları polisin önünde gerçekleştirdiğini ifade eden Keskin, “Dün sabah itibariyle 17 yıldır büyük fedakarlıkla gazetemiz Özgür Gündem ve Azadiya Welat’ın dağıtımını yapan Kadir Bağdu arkadaşımız kalleşçe bir saldırıya uğrayarak yaşamını yitirmiş, özgür basın şehitler kervanına uğurlanmıştır” dedi. İşleyiş biçimiyle 90’ları hatırlatan bu cinayetin, Bağdu şahsında tüm özgür basın camiasına yönelik bir saldırı ve gözdağı olduğunun bilincinde olduklarını dile getiren Keskin, “Bu hain saldırıyı gerçekleştirenler ve onun arkasında çok yakından tanıdığımız legal ve illegal güçler şunu bilmelidir ki ne dün ne bugün ve ne de yarın asla kurşunlar karşısında gerçekleri yazan kalemimizi yerde bırakmadık, bırakmayacağız” diye konuştu.

‘Mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz’

“Asit kuyularında erime, sokak ortasında öldürülme, faili meçhullerde kaybolma ve tutuklama pahasına ölümden kaçmadık, kaçmıyoruz” diyen Keskin, “Bir kez daha katillerin ve onların azmettiricisi AKP’nin gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazmaya ve haykırmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Ape Musa, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink, Metin Göktepe, Deniz Fırat ve onlarca basın şehidiyle ve muhalif basının soylu mirasına sahip çıkacaklarını söyleyen Keskin, “Bugüne kadar 78 gazeteci arkadaşımız katledildiği halde bir adım geri atmadık. Bugün de bu mirası büyüterek özgür basınla, özgür topluma ulaşana kadar mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özgür basın camiasına ve Bağdu ailesine baş sağlığı dileklerini ileten Keskin, “Özgür basın şehidi arkadaşımızın katilleri nereye giderse gitsin peşini bırakmayacak, gerçekleri gün yüzüne çıkarmanın sözünü veriyoruz” diyerek aydınları, demokratları ve vicdan sahibi herkesi vahşete ve katliamlara “dur” demeye çağırdı. Son olarak cumhurbaşkanı ve Başbakan’a seslenen Keskin, “Cinayetin emrini vermemişlerse faillerini açığa çıkartmaya çağırıyoruz” dedi.

‘Gazeteciler üzerinde korku iklimi yaratılmak isteniyor’

Keskin’in ardından Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto da konuştu. Bağdu’nun katledilmesindeki amacın “gazeteciler üzerinde korku iklimi yaratmak” olduğunu ifade eden Olcayto, “Ancak, gazeteciler gerçekleri yazmaktan yılmayacak” dedi. Bölgede gazetecilik yapmanın zorluklarına dikkat çeken Olcayto, özellikle Azadiya Welat’ta çalışmanın daha da zor olduğunu söyledi. Olcayto, demokratik şeffaf bir ülke olmak için Bağdu’nun faillerinin ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. Olcayto’nun ardından söz alan DİSK Basın-İş’ten Ayşe Düzkan ise, Kürt basın çalışanlarının başta anadilde eğitim olmak üzere Kürtlerin haklarını gündeme getiren gazeteciler olduğu için kendileri için önemli olduğunu belirterek, Bağdu’nun faillerinin ortaya çıkartılmasını istedi.

‘Cinayetin sorumluları geriye kuşku bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir’

TGS Genel Sekreteri Mustafa Kuleli de, Türkiye’de basın çalışanlarının katledildiğini, tutuklandığını, gözaltına alınıp darp edildiklerini hatırlatarak, “Bizler de bunlara karşı ‘hesabını soracağız’ dedik. Peki bunların hesabını ne zaman soracağız” diye sordu ve Türk-Kürt basın çalışanlarını birlikte örgütlenmesi gerektiğini vurguladı. Kuleli, “Batı’da Türk gazetecilere saldırı olduğu zaman ayaklanılıyorsa Kürt gazetecilere yapıldığında da ayaklanmalıyız. Artık tek çatı altında örgütlenmeliyiz” dedi. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ise, bu tür cinayetlere 90’lı yıllarda da tanık olduklarını, Bağdu’nun katledilmesiyle aynı ortamı yaşamanın ağır geldiğini kaydederek, “Bu cinayetin sorumluları geriye kuşku bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir” dedi. Önderoğlu, RSF olarak katliamın takipçisi olacaklarını sözlerine ekledi.

özgür gündem

Kerbela ile Kobanê aynı

Alevilerin kutsal ay olarak kabul ettikleri “Muharrem Ayı” bugün başladı. Kobanê’deki IŞİD saldırılarına dikkat çeken Alevi dedesi Zeki Göngü, “Kerbela ile Kobanê aynı” dedi. İmam Balsever, “Dünün Hüseyin’leri bugünün YPG’sidir, YPJ’sidir” dedi.

Aleviler için kutsal ay olan “Muharrem Ayı” bugün başladı. Alevilerin, Hz. Hüseyin’in ve 12 imamların yası için tutulan Muharrem Orucu 25 Ekim’e kadar sürecek. Muharrem Orucunun amacı, bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevî öğretisini özümsemek. Alevi inancına göre, bugünde Hz. Hüseyin sussuz bir şekilde katledildiği için 12 gün boyunca su içilmiyor. Yine inanca göre, 12 gün boyunca oruç tutan Aleviler, 12 gün orucunun ardından aşûre pişirip dağıtıyor.

Bu seneki muharrem ayının Kobanê’deki IŞİD saldırılarına denk gelmesi ve olası bir katliamın önüne geçilmesi için Alevilere çağrı yapan Alevi dedesi Zeki Göngü, Kerbela ve Kobanê’nin benzer olduğunu söyledi. Göngü, “Hz. Hüseyin, nasıl Kerbela’da şehit edildiyse Kobanê’nin durumu da aynı” diyerek Alevileri, Muharrem ayında Kobanê’ye destek vermeye ve dayanışmaya çağırdı. Özgür Demokratik Alevi Derneği (ÖDAD) Başkanı İmam Balsever, bin 400 yıl önceki Emevi zihniyetinin devam ettiğini ve Sünni İslam iktidar anlayışı ile karşılaşıldığını belirtti. Balsever, “Dünün Hüseyinleri bugünün YPG’sidir, YPJ’sidir. Yani, ciddi anlamda insani ve vicdani bir duruş sergiliyorlar. Ve bu açıdan da baktığımızda dünün Hüseyini duruşu Muaviye ve Yezid’e karşı katliamcı, Sünni iktidar anlayışına karşı bugün demokratik hakları ve insanlık değerleri adına yola çıkmış YPG ve Kürt Özgürlük Hareketi etrafından somutlandığını söyleyebiliriz” diye konuştu. Bu açıdan Muharrem Orucu temelde gözyaşı ya da yas olmadığına çağdaş Hüseyin’lerin etrafında kenetlenerek var olan IŞİD tehlikesinin bertaraf edilmesi ve mazlumların ortak hareket başlatması anlamına geldiğini ifade eden Balsever, Alevilerin de bu algıyla Muharrem ayının verdiği bu acıyla Kobanê’nin yanında olacağını dile getirdi.