Ana Sayfa Blog Sayfa 6377

Kerbela’dan Kobaniye, Yılında yezit ordusuna karşı direniş devam ediyor!

Ehlibeyt’i seven yol ehli canlar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır
Hazret-i Hüseyn’e talib olanlar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Öz mürşidi tanı gafletten uyan
Beyhude dolaşmak dostluğa ziyan
İşte Sivas’taki otuz yedi can
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Zulme başkaldırmak erlerin kârı
Ezilenden yana kavli ikrarı
Maraş katliamı, Dersim diyarı
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Tanrı işi değil, kula cezalar
Her yerde zâlimin hükmü kazalar
Pir Sultan, mazlumlar, Seyid Rıza’lar
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır

Fedai fark eyle dostu düşmanı
Koyun postundaki kurtları tanı
Halk için hizmetse işte zamanı
Dünün Kerbelâ’sı bugün de vardır (Aşık Fedai)

Değerli Canlar , aşık Fedai’nin bu  nefesinde dile getirdiği gibi…

1375 yıl önca Kerbela’da İmam Hüseyin ve Aile efradına karşı ,Yezit ordusunca yapılan kanlı katliyamın aynısı,aynı yöntemlerle ve aynı coğrafyada bugün KOBANİ de DAİŞ-İŞİD çetelerince bölgenin gerici devletleri,T.C, KATAR, SUUDİ Arabistan ve benzeri  kesimler ce desteklenerek ,Mazlum Kürt ,Türkmen,Ezidi,Alevi,Süryani,Keldani gibi halklara ve inançlara uygulanmaktadır.

Bugün Kadınalara,Çocuklara uygulanan vahşet 1375 yıl öncekini aratmayacak kadar ve belki daha da alçakça yöntemlerle yapılmaktadır.İnsanların kellelerini keserek ,top oynayan ,onur kırıcı işkencelerle insanları katleden bu günümüz  Yezitlerine karşı   KOBANİ başta olamak üzere mücadele eden ,Mazlumların direnişini selamlıyoruz.

Bu yıl  Kerbela Şehitlerinin matem oruçlarını, Kobani,Şengal,şehitlerine adayarak, bu  onurlu insanlık mücadelesinde ,Yezit zihniyetinin zulmüne  geçit vermemek için, yaşamlarını feda eden ,insanlık davası kahramanlarının anısına oruçlar tutmak,onların kahramanlıklarını ,fedakarlıklarını,dile getirerek, sohbetlerle,nefeslerle ,dualarla  onları ,Şah-I şehidi Kerbelanın katarına ,didarına katarak cemlerimize,cematimize,gönül hanemize mihman eyleyip yad  ederek analım.

Yezit ordusu ,Kerbelada  İmam Hüseyini katlederek ,egemenliğini ilan etmiş, 1400 yıllık zulmün de yaşatılmasının önünü açmıştır.Şehit düşmeden once Şah Hüseyin ,onu yalnız bırakan dönekleri kast ederek ,şöyle diyordu: ‘’Zalimlere karşı  mazlumların birliği  gerçekleşmeden ,kaderleri değişmeyecektir’’.

Bugün Kobanide ,günümüzün yezitleri DAİŞ-İŞİD çetelerine karşı verilen mücadelenin ,yeni bir Kerbela yenilgisine dönüşmemesi için başta Alevi toplumu olmak üzere ,tüm demokrat,devrimci  mazlumları bir olmaya  ve bu mücadeleye destek vermeye,yezit zihniyetinin birdaha kazanmasına fırsat vermeyerek ,orta doğudaki tüm halkların ,inançların kaderlerini değiştirecek bir sürecin başlangıcına çevirebilirler.

Kerbeladan Kobaniye tüm insanlık davasının,hakkın ve halkın  davasınna can baş koymuş, kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

Şah-ı Merdan  yoldaşı olsun.

Bozatlı Xızır  mücadele içindekileri korusun.

Aşurelerimiz,barışın,özgür yarınların,mazlum inasanlığın kurtuluşuna delil olsun.

Destek ve Dayanışma sizden, himmet   hazreti  Pirden olsun.

Gerçeğin demine Hü …

DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU

21.10.2014

Matem orucu: 12 imamlar aşkına 12 gün

 

Aleviler’in, Kerbela’da katledilen Hz. Hüseyin ve kerbela şehitleri anısına tuttukları Muharrem Orucu 25 Ekim Cumartesi günü başlıyor. 12 gün boyunca tutulacak olan oruç, 5 Kasım’da son bulacak. Yas orucunun başlangıcı olan ve 21 Ekim’de başlayan 3 günlük masum-u pak orucu dün son erdi. Bugün ise Aleviler Fatma Ana orucunu tuttular.

1334 yıl önce Hz. Hüseyin ve yoldaşları Kerbela’da susuz bırakılıp katledildiler. Aleviler Kerbela Şehitleri için 12 gün oruç tutup su içmiyor. 12 gün 12 İmam’ı temsil ediyor. Matem orucu boyunca Aleviler, her türlü eğlenceden uzak, yas havasında oruçlarını tutuyor.

Muharrem oruç, 12 imam’lar aşkına 12 gün boyunca tutulacak. Aşure günü ise matem orucunun tamamlanmasının hemen ardından 5 Kasım’da başlayacak.

Dün Kerbela, bugün Kobanê

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi, Muharrem Ayı dolayısıyla bir açıklama yaptı. Açıklamada, Ehli Beyt ailesine yapılan zulmün unutulmadığı belirtilerek, “Dün Kerbela’da barbarca işlenen katliamlar bugün islamci Işid ve türevi çeteler tarafından Ortadoğu’nun Kadim Halk ve İnançları olan Alevilere, Ezidilere, Türkmenlere, Kürtlere ve Diğer Halklara yönelmiştir.” Denildi.

Muharrem ayının dostluk, barış, kardeşlik ve bir arada yaşamı getirmesini temenni ettiklerini belirten Didim Cemevi Başkanı Hasan Dikçe, “Kerbela olayının üzerinden 1375 yıl geçti ama Kerbela’da saltanat sahibi despotların Ehlibeyt ailesine reva gördükleri vahşet ve katliam unutulmadı. Unutulmayacaktır. 680’da İmam Hüseyin ve yoldaşlarına yönelik yapılan zulüm ve katliam bugün dünyanın farklı bir coğrafyasında yaşanmaktadır.” Dedi.
Aleviler olarak Çorum, Sivas, Maraş, Gazi ve Gezi katliamlarının Kerbelanın bir devamı olduğunu da hatırlatan Dikçe, maden ocaklarında, tersanelerde ve AVM’lerde yaşanan işçi ölümlerinin de Alevileri derinden üzdüğünü söyledi.

“Kerbela’dan Kobanê’ye, acıların matemindeyiz”

Alevi toplumu için kutsal olan Muharrem- Matem ayının yarın başlaması nedeniyle Britanya Alevi Federasyonu bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Kerbela’dan Kobane’ye, Bağdat’tan Şengal’e, Maraş’tan Lazkiye’ye kadar tüm zulümlerin anısınadır oruçlarımız ve matemimiz” ifadesi kullanıldı.
“Tüm canların ve özellikle genç kuşakların Muharrem Matem- i ve bu ayda tutulan oruçların ne anlama geldiğini öğrenmeleri önemlidir” denilen açıklamada, “Kerbela’dan günümüze kadar Alevilerin, baş kesenlerin, can incitenlerin karşısında durmaya devam ettiği vurgulandı. Muharrem orucunun tüm canlıların ve özellikle insan oğlunun incinmesine karşı bir tavır olduğuna da işaret edildi.

Alevi bölgelerinden Kobanê’ye yardımlar sürüyor

ALEVİ BÖLGELERİNDEN KOBANÊ’YE YARDIMLAR SÜRÜYOR
Maraş’ta toplanan 3. Yardım tırı Suruç’a gönderildi

IŞİD saldırıları nedeniyle topraklarından göç etmek zorunda kalan Rojava halkı ile dayanışma için yardım kampanyaları devam ediyor. Maraş’ın Elbistan, Afşin, Ekinözü ve Nurhak ilçelerinde demokratik kitle örgütlerinin başlattığı yardım kampanyasında üçüncü yardım tırı Suruç’a gönderildi.

Toplanan yardımlarla ilgili bilgi veren Rojava yardım komisyonu üyesi Ali Kısa, kampanya kapsamında üçüncü yardım tırının Urfa’nın Suruç ilçesine gönderildiğini söyledi.

Bütün halkların, zor günler geçiren Rojava halkı ile dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Kısa, ” Katliamcı çeteler dört bir yandan Rojava halkına saldırmaktadır. Kendini savunan halkımıza destek vermek en büyük görevlerimiz arasında yer almaktadır.” Diye konuştu. Suriye’de savaş devam ettiği müddetçe Rojava halkına yardımlarının devam edeceğini vurgulayan Kısa, saldırılar nedeniyle zor duruma düşen Rojava halkı ile dayanışma içinde olan bütün halklara teşekkür etti.

Pirinden, ikrarından dönmek düşkünlüktür

“İncittimse her ne kadar
Aramızda bir ikrar var
Görüp sevinmesin ağ yar
Unutma dilber unutma”  (Meluli)

Bugün Alevilerin en temel sorununun örgütlenme olduğu açıktır. Alevi toplumunun kaygılarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve ruh halini örgütleyecek bir yapının olmadığını söylemek abartı değildir. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde ortaya çıkan durum, eğitim meselesinde Alevilerin tepkilerini kamuoyu ile paylaşmak isteyen girişimlerin sonuçları bizlere bunu göstermektedir.

Aleviliğin uzun yıllar kendi mecrasından çıkarılarak dünyaya egemen Sünni inanç penceresinden bakar bir pozisyona getirilmiş olması Alevilere sorunlarını çözme noktasında geri planda kalmasına vesile olmaktadır. 1500’lü yılların başlarında başlayan Alevileri kendi mecrasından uzaklaştıran yaklaşımlar ve Yavuz Sultan Selim’in yaratmış olduğu tahribatlar bugün de etkisini göstermekte Yavuz Sultan Selim’in örgütlemek istediği mantık çerisinde Aleviler yeniden devletin bir parçası, kapıkulu haline getirilmek istenmektedir. Yavuz Sultan Selim’in Balım Sultan şahsında Hacı Bektaş Dergahı’na yapmış olduğu müdahale, Yeniçeri Ocağının Bektaşi Dergahına manevi anlamda bağlı hale getirilmesi, tahribatın en büyüğüne sebep olmuştur.

Yeniçeri Ocağı, Balkanlar’da Hıristiyan çocukların devşirilmesi için çalıştı. Anadolu’daki “Bektaşi tekkeleri” devşirme merkezleri olarak Osmanlı’ya hizmet verirken Kürdistan’da Alevi katliamlarında rol aldı. Yavuz Sultan Selim’in Hilafetle özdeşleşen Sünni İslam’ın yanına Bektaşi Tekkesi aracılığıyla da Aleviler üzerinden benzer bir hilafet durumu yaratılmaya çalışıldı.

Alevi katliamlarının yapıldığı bölgelerde Bektaşi tekkelerine biat istendi. Gıyabında mürşit makamlarına atamalar yapıldı. Alevi ocaklarıyla hiçbir ilişkisi olmayan kişiler aracılığıyla, temsiliyet ve biat kültürü örgütlendirilmeye çalışıldı.

Aleviler içerisinde ihanet örgütlenmesi için Yavuz Sultan tarafından görevlendirilen kesimlere karşı Aleviler büyük bir dirençle karşı koydular. Alevi geleneğinin Hacı Bektaş’taki son temsilcisi ve Hacı Bektaşı Veli varislerinden Kalender Çelebi Nurhak’larda katledildi. Onun içindir ki Hacı Bektaş Dergahı 1500’lü yıllardan bu yana işgal edilmiş bir durumdadır.

Aleviler, Alevi ocakları, pirleri ve mürşitleri, yüzlerce yıldır biat isteyen bu işgalcilerin karşısında direnerek yol almış ve bugüne gelmişlerdir. Bugün ise “Dergahta birlik” adı altında aynı kesimler Alevilerden biat istemektedirler. Yavuz Sultan Selim’in yarım bıraktığını bugün tamamlamak isteyenlere karşı Alevi ocak dergah ve mürşitlerinin kendilerine sahip çıkması ve bu asimilasyoncu politikanın karşısında durması gerekmektedir. Devletin yönlendirmesi, beslemesi ve imkanları içerisinde hareket eden bu kesimler modern dünyanın genel doğrularını dile getirerek arkasındaki niyeti gizlemeye çalışmaktadır. Buna birçok Alevi kurumu çanak tutmaktadır. Varlık sebebi devletin politikalarını örgütlemek olan bu kurumların böyle davranması da anlaşılırdır. Alevilerin yok edilmesi Yeniçeri Bektaşiliğinin örgütlenerek Alevilerin kapıkulu haline getirilmesi istenmektedir.

Sevgili İzzettin Doğan dedenin sağdan yaptığını, Veliyettin Ulusoy Efendi, MHP’li akrabalarını da yanına oturtup “soldan” yapmak istemektedir. “Bizden icazet almayan Alevi dedeleri hizmet veremez ve düşkündür” diyecek kadar çığırından çıkmıştır. Bu cesareti günümüzün Yavuz’undan mı almaktadır? Alevilerde Yavuz’un hilafeti gibi bir piramit örgütlenme, temsil yoktur. El ele el Hakka’dır. Talip Pir’e, Pir Mürşid’e, her Mürşit bir Pir’e ikrar vererek yol yürür. Alevilik, ikrar vermemişlerin yolu değildir. İkrar verilen her kişi de, ikrar vermek zorundadır. Kimin haddine Düzgün Baba’dan biat istemek! Ağuçan’dan, Baba Mansur’dan, Sultan Sinemilli’den, Uryan Xızırdan, Hubyar’dan vb.. biat istemek! Her biri mürşit kapısı olan Alevi ocakları, biatin değil, eşitliğin, birlikte üretimin ve paylaşımın makamlarıdırlar.

Osmanlı’nın devşirme ocakları Osmanlı’nın vergi toplayıcıları, hangi yüzle biat isteme cüretine girişmişlerdir?

Bu cüret Alevi örgütlenmesinin içine girdiği krizin ve Alevilerin tarih bilgisindeki çökertilmesi, devletin icazet ve örgütlendirmesiyle ilgilidir. Kendini bilmeyen bir toplumsal yapının yaratılması cumhuriyetin temel hedeflerindendi ve bu konuda epeyce yol alındı.

İkrarımız, atamızın, atalarımızın atasının vermiş olduğu sözdür. Asıl sözünden dönmek düşkünlüktür. Onun içindir ki Alevi ocaklarından Alevi dergahlarından gelip de Yeniçeri kapısında biat edenler Alevi hukukuna göre sözünden dönmüş, pirinden dönmüş , ikrarsızlardır; düşkündürler. Alevilerde düşkünlük kapısını açan Yavuz Sultan Selim ve onun kapı kulu Balım Sultan’dır. O ikrarsızlar kapısından girmek isteyenler bu ihaneti bugün yaşatmak isteyenlerdir.

Aleviler, ocaklar, dergahlar, kendi hukuku içerisinde kendileri olarak örgütlenmek zorundadırlar. Her talip kendi pirinin yakasına yapışmalıdır. Piri Pir yapan taliptir. Pir Mürşid’inin yakasına yapışmalıdır. Mürşidi Mürşit yapan Pirdir. Mürşit Pirini bulmalıdır, ikrarını vermelidir, makamının hakkını ve hukukunu çiğnetmemelidir.

Parti değiştirir gibi, dernek değiştirir gibi, Pir Mürşit ocaklarını değiştirmeye kalkan zihniyet, Alevi düşmanıdır. Alevileri atasından, toprağından ve kültüründen koparan zihniyettir. Buna karşı duranlara Pirini Mürşid’ini bilenlere hak ve hakikate ikrar vermiş olanlara Allah Eyvallah…

‘Gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazacağız’

Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nu katledilmesini protesto eden Kürt özgür basın çalışanları, ne IŞİD vahşeti ne de AKP’nin özgür basını susturamayacağını belirterek, “Gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazmaya devam edeceğiz” dedi.

Aralarında Özgür Gündem, DİHA, Azadiya Welat, JINHA, Demokratik Modernite, Özgür Halk’ın bulunduğu Kürt özgür basın kurumlarının çalışanları, Adana’da gazete dağıtımı yaptığı sırada silahlı saldırıda Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu’nun katledilmesini Özgür Gündem Gazetesi önünde yaptıkları açıklamayla protesto etti. “Ne IŞİD, ne AKP vahşeti özgür basını susturamaz” pankartının açıldığı eyleme, Bağımsız İletişim Ağı (bianet), ETHA, TV10, İMC TV, Özgür Radyo, Evrensel Gazetesi, Özgür Gelecek, Kızıl Bayrak çalışanları, TGC Başkanı Turgay Olcayto, Türkiye Gazeteciler Sendikası yöneticileri, RSF Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, DİSK Basın-İş yöneticileri, gazeteciler Mustafa Yalçıner, Yıldırım Türker, Veysi Sarısözen, ÖHD başkanı avukat Fırat Epözdemir, HDP ve DBP İstanbul il örgütleri eş başkanları, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın da bulunduğu çok sayıda gazeteci, sanatçı ve siyasetçi de destek verdi.

Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri ile Bağdu’nun fotoğraflarının taşındığı eylemde, “Özgür basın susturulamaz”, “Şehid namirin” sloganları atıldı. Gazete binasına ise özgür basın şehitlerinin fotoğraflarının bulunduğu pankart asıldı.

‘Kurşunlar karşısında gerçekleri yazan kalemimizi yerde bırakmayacağız’

Eylemde Kürt özgür basın kurumları adına ortak basın açıklamasını yapan Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin, Kobanê için yapılan protestoları ve bu protestolara yapılan polis saldırılarını hatırlatarak, olaylarda Azadiya Welat, JINHA ve Gün Tv çalışan 4 emekçiyi gözaltına alındığını söyledi. AKP’nin hazırlayıp provoke ettiği militer güçlerin katliamları polisin önünde gerçekleştirdiğini ifade eden Keskin, “Dün sabah itibariyle 17 yıldır büyük fedakarlıkla gazetemiz Özgür Gündem ve Azadiya Welat’ın dağıtımını yapan Kadir Bağdu arkadaşımız kalleşçe bir saldırıya uğrayarak yaşamını yitirmiş, özgür basın şehitler kervanına uğurlanmıştır” dedi. İşleyiş biçimiyle 90’ları hatırlatan bu cinayetin, Bağdu şahsında tüm özgür basın camiasına yönelik bir saldırı ve gözdağı olduğunun bilincinde olduklarını dile getiren Keskin, “Bu hain saldırıyı gerçekleştirenler ve onun arkasında çok yakından tanıdığımız legal ve illegal güçler şunu bilmelidir ki ne dün ne bugün ve ne de yarın asla kurşunlar karşısında gerçekleri yazan kalemimizi yerde bırakmadık, bırakmayacağız” diye konuştu.

‘Mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz’

“Asit kuyularında erime, sokak ortasında öldürülme, faili meçhullerde kaybolma ve tutuklama pahasına ölümden kaçmadık, kaçmıyoruz” diyen Keskin, “Bir kez daha katillerin ve onların azmettiricisi AKP’nin gözlerinin içine baka baka gerçekleri yazmaya ve haykırmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Ape Musa, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink, Metin Göktepe, Deniz Fırat ve onlarca basın şehidiyle ve muhalif basının soylu mirasına sahip çıkacaklarını söyleyen Keskin, “Bugüne kadar 78 gazeteci arkadaşımız katledildiği halde bir adım geri atmadık. Bugün de bu mirası büyüterek özgür basınla, özgür topluma ulaşana kadar mücadelemizden asla taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Özgür basın camiasına ve Bağdu ailesine baş sağlığı dileklerini ileten Keskin, “Özgür basın şehidi arkadaşımızın katilleri nereye giderse gitsin peşini bırakmayacak, gerçekleri gün yüzüne çıkarmanın sözünü veriyoruz” diyerek aydınları, demokratları ve vicdan sahibi herkesi vahşete ve katliamlara “dur” demeye çağırdı. Son olarak cumhurbaşkanı ve Başbakan’a seslenen Keskin, “Cinayetin emrini vermemişlerse faillerini açığa çıkartmaya çağırıyoruz” dedi.

‘Gazeteciler üzerinde korku iklimi yaratılmak isteniyor’

Keskin’in ardından Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto da konuştu. Bağdu’nun katledilmesindeki amacın “gazeteciler üzerinde korku iklimi yaratmak” olduğunu ifade eden Olcayto, “Ancak, gazeteciler gerçekleri yazmaktan yılmayacak” dedi. Bölgede gazetecilik yapmanın zorluklarına dikkat çeken Olcayto, özellikle Azadiya Welat’ta çalışmanın daha da zor olduğunu söyledi. Olcayto, demokratik şeffaf bir ülke olmak için Bağdu’nun faillerinin ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. Olcayto’nun ardından söz alan DİSK Basın-İş’ten Ayşe Düzkan ise, Kürt basın çalışanlarının başta anadilde eğitim olmak üzere Kürtlerin haklarını gündeme getiren gazeteciler olduğu için kendileri için önemli olduğunu belirterek, Bağdu’nun faillerinin ortaya çıkartılmasını istedi.

‘Cinayetin sorumluları geriye kuşku bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir’

TGS Genel Sekreteri Mustafa Kuleli de, Türkiye’de basın çalışanlarının katledildiğini, tutuklandığını, gözaltına alınıp darp edildiklerini hatırlatarak, “Bizler de bunlara karşı ‘hesabını soracağız’ dedik. Peki bunların hesabını ne zaman soracağız” diye sordu ve Türk-Kürt basın çalışanlarını birlikte örgütlenmesi gerektiğini vurguladı. Kuleli, “Batı’da Türk gazetecilere saldırı olduğu zaman ayaklanılıyorsa Kürt gazetecilere yapıldığında da ayaklanmalıyız. Artık tek çatı altında örgütlenmeliyiz” dedi. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ise, bu tür cinayetlere 90’lı yıllarda da tanık olduklarını, Bağdu’nun katledilmesiyle aynı ortamı yaşamanın ağır geldiğini kaydederek, “Bu cinayetin sorumluları geriye kuşku bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir” dedi. Önderoğlu, RSF olarak katliamın takipçisi olacaklarını sözlerine ekledi.

özgür gündem

Kerbela ile Kobanê aynı

Alevilerin kutsal ay olarak kabul ettikleri “Muharrem Ayı” bugün başladı. Kobanê’deki IŞİD saldırılarına dikkat çeken Alevi dedesi Zeki Göngü, “Kerbela ile Kobanê aynı” dedi. İmam Balsever, “Dünün Hüseyin’leri bugünün YPG’sidir, YPJ’sidir” dedi.

Aleviler için kutsal ay olan “Muharrem Ayı” bugün başladı. Alevilerin, Hz. Hüseyin’in ve 12 imamların yası için tutulan Muharrem Orucu 25 Ekim’e kadar sürecek. Muharrem Orucunun amacı, bu türlü acıların bir daha yaşanmaması için gerekli olan insanlık değerlerini ve Alevî öğretisini özümsemek. Alevi inancına göre, bugünde Hz. Hüseyin sussuz bir şekilde katledildiği için 12 gün boyunca su içilmiyor. Yine inanca göre, 12 gün boyunca oruç tutan Aleviler, 12 gün orucunun ardından aşûre pişirip dağıtıyor.

Bu seneki muharrem ayının Kobanê’deki IŞİD saldırılarına denk gelmesi ve olası bir katliamın önüne geçilmesi için Alevilere çağrı yapan Alevi dedesi Zeki Göngü, Kerbela ve Kobanê’nin benzer olduğunu söyledi. Göngü, “Hz. Hüseyin, nasıl Kerbela’da şehit edildiyse Kobanê’nin durumu da aynı” diyerek Alevileri, Muharrem ayında Kobanê’ye destek vermeye ve dayanışmaya çağırdı. Özgür Demokratik Alevi Derneği (ÖDAD) Başkanı İmam Balsever, bin 400 yıl önceki Emevi zihniyetinin devam ettiğini ve Sünni İslam iktidar anlayışı ile karşılaşıldığını belirtti. Balsever, “Dünün Hüseyinleri bugünün YPG’sidir, YPJ’sidir. Yani, ciddi anlamda insani ve vicdani bir duruş sergiliyorlar. Ve bu açıdan da baktığımızda dünün Hüseyini duruşu Muaviye ve Yezid’e karşı katliamcı, Sünni iktidar anlayışına karşı bugün demokratik hakları ve insanlık değerleri adına yola çıkmış YPG ve Kürt Özgürlük Hareketi etrafından somutlandığını söyleyebiliriz” diye konuştu. Bu açıdan Muharrem Orucu temelde gözyaşı ya da yas olmadığına çağdaş Hüseyin’lerin etrafında kenetlenerek var olan IŞİD tehlikesinin bertaraf edilmesi ve mazlumların ortak hareket başlatması anlamına geldiğini ifade eden Balsever, Alevilerin de bu algıyla Muharrem ayının verdiği bu acıyla Kobanê’nin yanında olacağını dile getirdi.

Bağdu’yu on binler uğurladı

Adana Seyhan’da gazete dağıtımı yaparken uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşamını yitiren özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun cenazesi, on binlerce kişinin katıldığı yürüyüşün ardından Küçükoba Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. Burada konuşan Azadiya Welat editörü Çetin Altun, Bağdu’nun ölüm emrini devlet yetkililerinin verdiğini söyledi.

Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Şakirpaşa Semti’nde gazete dağıtımı yaparken uğradığı silahlı saldırı sonrası yaşamını yitiren özgür basın emekçisi Kadri Bağdu’nun cenazesi on binlerce kişi tarafından Adana Adli Tıp Morgu’ndan alındı. Yüzlerce araçlık konvoy halinde Şakirpaşa Mahallesi’nde bulunan Bedüüzaman Nur Cami’sine getirilerek dini vecibeleri yerine getirilen Bağdu, buradan Karasu Kavşağı Meydanı’na götürüldü.

Bağdu’nun cenazesi, meydanda aralarında HDP Milletvekili Adil Zozani, DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Aslan’ın da aralarında on binlerce kişi tarafından, slogan ve alkışlarla karşılanarak, mezarlığa getirildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Bağdu’nun posterlerinin taşındığı yürüyüşte çok sayıda PKK, KCK ve YPG bayrakları taşındı.

“Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu ölümsüzdür saldırıyı kınıyoruz”, “Geçekler karanlıkta kalmayacak” ve “Özgür Basın susmadı susmayacak” pankartları açılan yürüyüşte, yüzlerce Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri halk tarafından taşındı. Bağdu, “Şehit Namırın” sloganları eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Defin işlemlerinin ardından Bağdu’nun mezarının başına Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazeteleri bırakıldı. Yapılan saygı duruşunun ardından konuşan Azadiya Welat Gazetesi Editörü Çetin Altun, tüm basın camiasına başsağlığı dileğinde bulundu.

Katillerin kim olduklarını bildiklerini ifade eden Altun, yapılan saldırının sorumlularının katliamın fermanını veren devlet yetkilileri olduğunu söyledi. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağdu’ya yapılan saldırının hemen öncesinde yaptıkları açıklamalar ile faillerin ve faşist güruhların cesaret aldıklarını ifade eden Altun, Özgür Basın çalışanlarına yapılan tüm saldırıların hesabını basın çalışanları olarak soracaklarını ve asla gerçekleri yansıtmaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi.

ZOZANİ: BAĞDU’NUN KATİLLERİ BİR AN ÖNCE BULUNMALI

HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozanî ise, yıllardan bu yana Özgür Basın çalışanlarına yönelik devlet ve faşist saldırıların yapıldığını ve bunun son halkasının Bağdu olduğunu ifade ederek, devletin failleri bildiğini söyledi. Devlet kurumlarına yapılan saldırıların faillerinin anında bulunduğuna dikkat çeken Zozanî, iki gün geçmiş olmasına rağmen Bağdu’nun failleri ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmadığını söyledi. Zozanî, hükümete seslenerek, Bağdu’nun faillerinin bir an önce bulunması gerektiğini ifade ederek, “Failler bulunmadığı takdirde fail devlet ve hükümettir” dedi.

Özgür Basın çalışanları için Apê Musa’nın generalleri ifadesini kullanan Zozanî, Özgür Basın’ın asla yılmayacağını ifade ederek, “Kadri Yoldaş’ın dağıttığı gazetelerin yerde kalmayacağı gibi Ape Musa’nın kalemini de asla yerde bırakmayacaklar” dedi. Yapılan konuşmaların ardından Bağdu için Şakirpaşa’da kurulan taziye çadırı kitlesel bir şekilde ziyaret edildi.

16 YILILK DİRENİŞ

Siirt’in Pervari ilçesine bağlı Erkent Köyü’nde 1968 yılında dünyaya gelen Kadir Bağdu, 1990’lı yılların karanlık günlerinde ailesi ile birlikte köyünde çobanlık yaparken devletin sillesini ensesinde hissetmeye başlar. Bağdu, köyleri yakıldığı için Mersin’e göç eder. Burada da yaşadıkları baskılar nedeni yine göç yollarına düşen Bağdu ailesi, Adana’nın Kürtlerin yoğunlukta olduğu Şakirpaşa Mahallesi’ne yerleşir. Köyünde fazla ekonomik sıkıntı yaşamayan Bağdu, Adana’ya geldiği ilk yıllarda hamallık yaparak, ailesini geçindirmeye başlar.

Hamallık yaptığı bu süre zarfından Kürt olmanın zorlukları ile tekrar yüz yüze kalan Bağdu, kimlik mücadelesi vermeye karar verir. Mücadele içine girdiği andan itibaren devlet baskısı ile tekrardan yüz yüze kalan Bağdu, 1998 yılına kadar 3 defa “Örgüt üyeliği” suçlaması ile cezaevine girer ve her defasında 3-4 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Haklı mücadelesinden geri adım atmayan Bağdu, 1998 yılında mücadeleye daha aktif katılmaya karar vererek gazete dağıtımına başlar. 16 yıl boyunca defalarca kez tehdit edilmesine rağmen Bağdu, hiçbir şekilde mücadelesini sürdürmekten vazgeçmez.

Azadiya Welat gazetesini dağıtarak verdiği özgürlük mücadelesine 16 yıl boyunca tek bir defa ara vermeyen Bağdu, çevresinde fedakarlığı, çalışkanlığı ve insani ilişkileri güçlü biri olarak tanınır. Gazete dağıttığı aboneleri Bağdu’nun fedakarlığına dikkat çekerek, gazeteleri dağıtan Bağdu’nun işini bitirdikten sonra tekrar aboneleri gezerek verilen mücadelenin anlam ve önemi üzerine tartışmalar yürüttüğünü anlattı. Aboneler, Bağdu’nun aynı zamanda gazetenin verilen mücadeledeki rolüne de sık sık değindiğinin altını çizdi.

‘KARINCAYI BİLE İNİTMEMİŞTİR‘

Bağdu’nun kardeşi Taner Bağdu da ağabeyi için “Devrimci kişiliği ile güler yüzlü ve eğlenceli biriydi. Kimseyle tartıştığı görülmemiş, kimsenin kalbini kırdığı olmamıştır. O karıncayı bile incitmemiştir” diyerek, “Karıncaya sorsanız nasıl biri diye, ondan daha iyi biri olmadığını söyleyecektir” şeklinde konuştu.

ANF

İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır

Hünkâr Hacıbektaş Veli sekiz yüz yıl önce söylemiş! Kuşkusuz Hünkârın vurguladığı ilim gerçeğinin içeriği öncelikle Hak ve hakikat yolunda yürümektir. Aleviliğin temel düsturu da Hak ve Hakikattir. Lakin Hak ve hakikat bir çırpıda anlaşılacak emek ve çaba sarf etmeden öğrenilecek bir durum değildir. Hak kavramı kutsal değerlerin bir odakta toplanması, bu kavram üzerinden yaşama ve evrene dair gerçekliklerin tanımlanmasıdır. Bu anlamda Aleviliğin “Laiklik” veya “Çağdaşlık” gibi pozitivist eğilimlerle söylenen ve söylene söylene anlam yitimine uğrayan, sıradanlaşan kavramların içine sığmayacağını defalarca ifade ettik. Hak kavramı egemen din ve inanç anlayışlarının “Tanrı” ve “Allah” tanımlarına ve bunlara yüklediği anlamlara karşı üretilmiş toplumsal, mazlum ve masum bir kavramdır.

“Tanrı” krallıklar eliyle kirletilen ve talana, yalana, yağmaya alet edilen bir değerdir. “Allah” imparatorluk ve ulus devletler eliyle tekçi iktidarın dayanağı yapılmıştır. “Hak” ise mazlum ve mağdurların egemen din ve devlet anlayışına karşı toplumsal akılla yarattığı halksal bir değerdir. “Alevilik Hak ve hakikat gerçeği ile yürüyen ve yürütülen bir inançtır” dedik. Tarihi her döneminde iktidarların, devletlerin ve egemen zihniyetlerin kirlenmiş ortamından uzak duran Aleviliği yaşatan temel düstur “Ocak” sistemiydi. Bu gün Alevilik Yol ve süreğin yaşamasında ve yaşatılmasında sancılar yaşıyorsa bunun temel nedeni Ocak sisteminin dağıtılmış/dağılmış olmasıdır.

Alevilik Güncel olarak yaşadığımız tüm sorunlara çözüm üretebilecek, tanım getirebilecek derinliğe ve genişliğe sahiptir. Alevilerin yaşadığı açmazın nedeni sorunları Alevice tanımlamak, Aleviliğin verileriyle yorumlamak yerine, güya “Alevice yorum yapıyorum!” adı altında bitmiş tükenmiş siyasal akılla yorumlamalarıdır. Tam da Aleviliğin Hak ve hakikat yorumuna ihtiyaç duyulurken, kendi inancına yabancılaşmak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi asimilasyonun önüne de geçemeyecektir.

Demokrasi ve insan hakları çağı! Bilgi, iletişim çağı! Diye tanımlanan 21. Yüzyılın Alevi değerlerine çok ihtiyacı var. Çoğulculuk, eşitlik, özgürlük, adalet gibi değerlerin ekmek ve sudan daha elzem olduğu bu ortamda Alevilik olmalı bu değerleri yönlendirecek ve yaşatacak ışık görevi yapmalıdır. Lakin gelin görün ki Aleviliğe en çok yabancılaşmış onlalar Aleviler. Alevilik adına söz söyleyen temsil hakkı olduğunu iddia eden kimi cahiller ırkçılık yapmaktan geri durmuyorlar. Türk/İslamcılığın batağında çırpınan bu kişiler Türk/Alevicilik yapıyorlar. Tüm sosyal örgütlenmelerde olduğu gibi, Alevilikte söylenen ve ilke haline gelen değerler de mutlaka bir tecrübenin sonucunda söylenmiştir. “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” tabiri halkları, inanç gruplarlını, cinsiyetleri eşit görmek birini diğerine egemen kılmamak anlamındadır. Bunca saldırı ve katliam karşısında Hak ve hakikat yolundan ayrılmayan erenler bu deyimi imparatorlukların mazlum halklara barbarca yağma, talan, katliam ve saldırılarına karşı söylemiştir.

Alevilikte Hak ve hakikat yaşamı teşkil eden her şey olup bir Alevinin sorumluluğu “Her şeyi” bilmek, anlamak, kendi yol ve süreğinde sosyal bir birey olabilmektir. “Alevilik insanı merkezine koyar!” diyenler Aleviliği eksik algılamıştır. Alevilik yaşamı ve yaşamsal olan ne varsa onu merkezine koyar. Kainat, dünya, doğa, çevre Aleviliğin merkezindedir. İnsan ise bu değerleri koruyup, geliştirip, yaşama becerisini sağlayabilecek bir varlıktır. Alevilikte “İnsan çok değerli, diğer varlıklar az değerli” değildir.

Kapitalist modernite atmosferi kirletti, küresel olarak yaşama dair ne varsa talan etti, canlı olan ne varsa katlediyor! Ulus devlet kapitalist modernitenin canavarıdır. Aleviler “Gelin canlar bir olalım!” hakikati ışığında ülkemizde ve bölgemizde ulus devletler eliyle yapılan bu zulüm ve katliama karşı sol, demokratik, devrimci, sosyalist, hümanist, feminist çevreleri birlik çatısına davet etmelidir. Aleviler kendi inancını tanıyarak, Aleviliğin kadim değerlerini yaşatarak, demokratik modernite tezinin mücadele becerisiyle buluşmalıdır.