Ana Sayfa Blog Sayfa 6376

Alevilikte kutsal metinler – Kemal BÜLBÜL

Çağdaş Yezitlerin yaşama kastettiği, Yası Kerbela’yı yaşadığımız şu günlerde çokça tartışılan bir konuya açıklık getirelim istedik. Alevi inancının tarihi incelendiğinde görülecektir ki Aleviliğin kendine özgü bir Hak ve hakikat tanımlaması vardır. Alevilik Hak ve hakikati arama yoludur. Aleviler kendi süreklerini, süreçlerini, yol ve erkanını ifade etmeye çalıştığında hemen bir bariyerle karşılaşılır. Egemen inancın “Temsilcileri” devreye girer ve suçlayıcı, azarlayıcı ve aşağılayıcı bir eda ile “Siz Müslüman değil misiniz?” sorusunu sorar. Biz de bu egemen, dikte eden, emir veren ses karşısında çoğu zaman yalpalarız. “Biz Aleviyiz. Yolumuz, erkânımız, süreklerimiz ve süreçlerimiz farklıdır.” Demekten imtina ederiz. Bu çekincenin sebebini, sonucunu ve tarihçesini bilmeyen yoktur. İnkâr, asimilasyon, sürgün, zulüm, katliam, soykırım! Alevilikte Yol ve Erkân Yürütme yetkisi makama aittir. Makamı Mürşit, Pir/Dede, Ana, Rehber/Rayber yürütür. Yol ve erkânımızda, cemlerimizde, cemlerimizdeki 12 hizmette, Hakka uğurlama (Cenaze hizmetleri) erkânında, lokma, aşure vb. hizmetler aşağıdaki kutsal metinlerimizle yürütülür. Alevilikte “Mevlit okuma/okutma” gibi bir erkân yoktur. Alevilikte semavi dinlerin “Dört Kitabı” Haktır. Ancak Yol ve Erkânımız “Dört kitap” üzere yürütülmez. Cemlerde Kuran okuyan kimi “Dedeler” olsa da “Kuran’dan ayet, sure okuma” asimilasyon sonucu Alevi inancına eklenmiş bir ritüeldir. Alevi inancının kutsal metinleri;

1. GÜLBANG/GÜLBENG: Farsça ve Kürtçe; Gül kokulu ses, gül tadında sesleniş anlamına gelir. Hece ölçüsüne dayanmaz. Pirler, tarafından doğaçlama söylenebilir. Günümüzde Alevilerin çoğu Gülbenglerin kalıp metin şeklinde olduğunu düşünür. Kimi kişiler “Gülbeng kitabı” yayınlıyor olsa da “Kalıp Gülbeng” yoktur. Ancak söylene söylene yerleşmiş, alışıla gelmiş, kalıplaşmış gülbenglerimiz vardır.

2. DUVAZİMAM/DONZDEH İMAM; Kürtçe ve Farsça’da; 12 İmam demektir. 12 İmamın hikmet ve kerametlerini, yaşadıkları, karşı karşıya kaldıkları zorlukları, zulüm ve katliamı anlatır. Duvazimamlar Deyiş şeklinde hece ölçülü uyaklı da olabilir, Gülbeng gibi hece ölçüsüz metin de olabilir. Bu arada “Alevilikte 12 İmam var. Niye Kuran yok?” sorusu sorulabilir. Aleviler 12 İmam’ı “Müslüman oldukları için” benimseyip kutsamaz. 12 İmamı kutsama sebebi onların yaşam biçimi ve eylemleridir. Alevi inancına göre 12 İmamlar yaşama, insana, topluma bakışı diğer “İslam ileri gelenleri”nden farklıdır.

3. DEYİŞ: Türkçe, demek, söylemek, hitap etmek anlamına gelir. Hak Åşıklarının yazdığı hece ölçülü, uyaklı manzum metinlerdir. Hak Åşıklarımız; Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Kul Himmet, Baba Tahir Üryan, Yemini, Virani, Şah Hatayi, Edip Harabi, Aşı Vaysel, Mahsuni Şerif, Daimi, Hüdai, Sefil Selimi vb. Alevilikte “Ozan/Ulu Ozan” diye bir kavram yoktur. Alevi deyiş ve nefeslerini söyleyen ermişlere HAK AŞIĞI denir.

4. NEFES: Nefes anlamı çok derin olan bir kavramdır. Yaşamın başlangıcı nefesin varlığı, bitişi nefesin yokluğu ile olur. Dolayısıyla nefes yaşam demektir. Nefes, insanı kâmilin, mürşidin, pirin; muhibe, dervişe, cana verdiği himmet, hikmet, bilgi, yaşam becerisi ve keramet anlamına gelir. Hece ölçüsüne dayalı uyaklı/Kafiyeli manzum metinlerdir.

5. DEVRİYE: Hak Aşıklarımızın insanlık tarihini kronolojik olarak anlatan manzum metinleri. yokluk, hiçlik aleminden başlayarak insanlığın gelişimini anlatan hece ölçülü, uyaklı/kafiyeli manzum metin. En güzel örneklerini; Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Edip Harabi’de görebiliriz.

6. MERSİYE/MARŞİYYA: Ağıt anlamındadır. Kerbela katliamını anlatan manzum metinler. Aruz ölçüsüyle yazılır. Fuzuli’nin Mersiyesi en güzel örnektir.

7. TEVHİT: Birlik, bir olma, canların birliği, ocağına, pirine ikrar verip bir olmak, Hak Muhammet Ali’yi bir görme anlamına gelir. Cemlerimizde Hak ile bir olmak anlamında okunan, söylenen hece ölçülü, uyaklı, manzum metinlerdir.

8. MİRAÇLAMA: Göğe yükselmek, kutsal duyguların etkisiyle esrimek anlamına gelir. Muhammet Mustafa’nın miraca gittiğinde karşılaştığı durumları ve Kırklar Cem’ine girdiğinde karşılaştığı hikmet ve kerametleri anlatan hece ölçülü, uyaklı manzum metinlerdir.

9. BEYİT: İki dizeden oluşan çoğunlukla aruz ölçüsüyle yazılan manzum metinlerdir. İki dize arasında uyak birliği olur.

Sayısız Alevi açılımlarına bir yenisi ekleniyor

“Bu çabalar tepkilerin sonucudur”
Başbakan Davutoğlunun Muharrem ayı içerisinde kamuoyuna duyuracağı bildirilen yeni alevi açılımı kurumlarda heyecan yaratmıyor.
Başbakan Davutoğlunun Kurmaylarıyla yaptığı  3 saatlik toplantıdan sonra karara vardığı anlaşılan  açılımda Cemevlerinin ibadethane sayılması, dedelere maaş verilmesi, cemevlerinin ihtiyaçlarının devletçe karşılanması ve bir üniversitede Alevi kürsüsünün kurulması var.
Hükümetin aldığı bu kararları önümüzdeki günlerde Alevi temsilcilerle görüşeceği öğrenilirken, kurumlar açılıma temkinli yaklaşıyor.
Alevi Kültür Derneği Genel Başkanı Doğan Demir konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AKP’nin açılım yapacak kapasitesinin olmadığını ve bu çabaların alevi toplumunun sürekli eylemlerinin bir sonucu olduğunu söyledi.
Demir:”  Bu çabalar, Devletin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları sonucunda zor duruma düşmesini engellemek içindir.  Ancak Alevilerin sorunlarında odaklaşmadıkça bir sonuç getirmiyecektir” dedi.
Yeşilkent Pir Sultan Derneği kurucularından  Sezgin Kartal ise “İktidar Alevi sorunlarının çevresinde oyalanıyor.Dedelere verilecek olan  maaşlarla ya da sadece bir üniversitede alevi kürsüsü kurmakla alevi sorunlarını çözemez. Aleviler bütün inançlar gibi karşılanmadıkça ve iktidarın bilinçaltı alevilere karşı olan önyargılar temizlenmedikçe sorunun çözülmesi palyatiftir.

DERNEKLERİ KURMAK SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN YETERLİ Mİ?

/Mustafa KARA
Dernek insanların belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için oluşturdukları yasal organizasyonlardır. Tanımda da net bir şekilde anlaşılacağı gibi ortak bir amaca ulaşmak için bir çabanın,mücadelenin,hizmetin olması gerektiği örgütlenmelerdir.
Bu çerçevede bulunduğumuz çevrede (Elbistan-Nurhak-Ekinözü)çoğunluğu köylerin adı altında oluşturulmuş 10’un üzerinde dernek bulunmaktadır.
Yöremiz derneklerinin neredeyse tamamı yasal olarak aktif olmakla birlikte,beklenilen hizmetlerin gerçekleşmesi, bir araya gelmenin ortak amacı için istenilen aktif düzeyi bir türlü yakalayamamışlardır. Bir çoğunun en pratik etkinliği, çalışması yılda bir yapılabilen,büyük ölçüde lokal kalan festivaller ve kısıtlı boyutta gerçekleşen öğrencilere burs imkanı iken bir çoğuda sadece il dernekler müdürlüğünün yasal prosedür uyarısıyla aynı üye sayısıyla kongre yapmakta ve sadece bu prosedürü gerçekleştirerek bu şekilde devam etmektedirler.
Zaman zaman sohbet ettiğimiz dernek yöneticisi arkadaşlarımızın ağırlıklı şikayetleri halkın derneklere sahip çıkmadığı,üye olmadığı,etkinliklere katılmadığı yönünde. Peki diyelim ki bunlar doğru ve halk derneklere sahip çıkmıyor,yapılan etkinliklere gereken ilgiyi göstermiyor,bu dernekleri niye kapatmıyoruz. Kazanç paylaşımının olmadığı gönüllük esasına dayanan ,toplum lehine faaliyet yürüten bu yapılar, toplumdan gereken desteği göremiyorsa,mutlaka bir yerde art ayırt olmasa da bir şeyler eksik kalmaktadır.
Derneklerin genelde içine düştüğü durum,başlangıçta bir ihtiyaç etrafında ciddi bir heyecan ve umut ile oluşmaları,belli bi süre sonrada hantallaşarak atıl bir pozisyon ile devam etmeleridir. Bundan dolayı üzerinde tartışılması gereken önemli eksiklerden biri bu ”heyecan ve umudun’‘neden sürekli kılınamadığı dır.
Örneğin Alevi Kızılbaş nüfusunun yoğun yaşadığı bölgemizde, Alevilerin temel hak ve istemlerine yönelik yapılan etkinlikler,söylemler gereken desteği bulmamakta , süreklileşememektedir. İnsanlığın bile o gün kendinden utandığı 2 Temmuz Sivas Katliamı anması çok cılız bir katılım bulmakta, 24 Aralık 1978’de Maraş‘ta katledilen canlarımızı anmak için 32 yıl sonra Avrupa’dan ve ülkenin bir çok yerinden gelen canlara gereken destek verilmemektedir.
Toplumsal bi travma olarak da adlandırabileceğimiz bu durum ”Niye geliyorlar,geçmişi niye kaşıyorlar’‘ gibi sistemin ve egemenlerin istemi doğrultusundaki söylemleri bile ortaya çıkarmıştır. Peki bu böylemi devam etmeli?veya bu dağınıklığı gidermek mümkün değilmidir?
Tartışılması gereken önemli konulardan biride budur. Karşılaşılan sorunun sadece eleştirilmesinin çözmekten ziyade,sorunu büyüteceğine inanan biri olarak, çözüm yolları üzerine düşünülmesinin ,tartışılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Başta da belirttiğim gibi ”Elbistan-Nurhak-ve Ekinözü”sınırları içerisinde yaşayan Alevi-kızılbaş canların 10’un üzerinde dernek ve vakfı bulunmaktadır. Bunlara yurt dışındaki örgütlenmelerimiz eklendiğinde bu sayı 20’nin üzerine-
çıkmaktadır. Bu gerçekten ciddi bir gücün ve enerjinin göstergesidir. Sorunlarımızın çözümü için önemli adımlardan biri bu yapıların kendi özgün durumlarını koruyarak bir araya gelmeleridir. Bence Avrupa’daki yapılarımız bir federasyon, bölgemizde bulunan dernek ve vakıflarımız da ayrı bir federasyon şeklinde bir araya gelmelidir. Böylece sorunlarımızın, istemlerimizin, faaliyetlerimizin etkin ve güçlü bir şekilde gerek kamuoyuna gerek mülkiye ve yerel yöneticilere bildirimi gerçekleştirilebilinir.
Genelde temel hak ve özgürlükler, özelde Alevilerin yaşadığı katliamlar, haksızlıklar ve hukuksuzluklara karşı, federasyon gibi bir ortaklaşma çağrısı ile daha görünür ve sonuç alıcı bir durum yaratılamaz mı? Örneğin her derneğin kendi bölgesinde yapacağı festivalin dışında tüm derneklerin içinde yer aldığı ve federasyonun öncülüğünde bir haftaya yayılacak Engizek-Nurhaklar Doğa festivali gibi görkemli bir festival düzenlenemez mi?
Evet bu liste uzatılabilinir, yapabileceğimiz ve yapılacak çok şey var. Yeterki önce kurum içerisinde daha sonrada kurumlar arası diyaloğu geliştirip, güçlendirelim,ve bu yönlü emek harcayan,ç aba sarf eden arkadaşlarımıza yardımcı olalım.

1 Kasım “Dünya Kobanê Günü”

Dünyaca tanınmış aydın ve siyasetçilerin çağrıyla dünyanın dört kıtasında 1 Kasım saat 14.00’da yapılacak Kobanê direnişine destek eylemleri için geri sayım başladı. Amedli yurttaşlar,

Dünya Kobanê Günü de ilan edilen 1 Kasım’da yapılacak eylemlere katılım çağrısı yaptı.

Çok sayıda uluslararası aydının çağrısını yaptığı “Dünya Kobanê Günü” olarak ilan edilen 1 Kasım’da yapılacak eylem, etkinlik ve yürüyüşlere ilişkin hazırlıklar devam ederken, Amed’li yurttaşlar verilecek olan mesajın iyi okunması gerektiğini ifade etti. Yurttaşların görüşleri şöyle:

Yavuz Gökhan: İnsanım diyen herkesin bu konuda duyarlı olması ve kimin elinden ne geliyorsa yapması gerekiyor. Herkes 1 Kasım günü Kobanê için alanlara çıkmalı.

Veysel Güneş: Kobanê’de bir halkın çığlığı var. Bu çığlık bizi de derinden etkiliyor. Toplumun tamamının bu dayanışmaya katılması gerekiyor. BM ve AB ülkeleri de bu direnişe yeterli desteği vermeli.

Erdal Tekdemir: Kobanê’ye yönelik IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı 1 Kasım’da alanlarda olacağız. Bunu sadece 1 Kasım ile de sınırlandırmayacağız. Bu bir starttır. Böyle bir direniş ile demokratik bir tepki çözüme dönük olarak ortaya koyulmalıdır.

Baran Bozboğa: Tüm halkın 1 Kasım’da duyarlılık ile kesinlikle eylemlere dahil olması gerekiyor. Çünkü Kobanê direnişi demek, dünyada diğer ülkelerde ezilen tüm kesimlerin de uyanışı demek olacaktır.

Ebru Ersan: Kobanê’de asıl amaç Kürtlere karşı soykırım yapmak. Kobanê’yi desteklemek için herkes bir çatı altında toplanmalı. Biz 1 Kasım eylemselliklerinin yanında olacağız.

Ramazan Güler: Bugün dünyada Kürt halkının çıkarlarına karşı bir ittifak var. Bu çeteleri de buraya toplayanlar zaten bu dünya ülkeleridir. Rojava ve Şengal’e saldırılarının amacı nedir? Kürt halkının suçu ne? Kürt halkı el ele vererek saldırılara ortak cevap vermeli.

Gülfidan Akgül: Kürt halkı ve dostları bugün Kobanê’ye destek vermekte. Biz gençler olarak da her zaman Kobanê direnişinin yanındayız. 1 Kasım’da da Kobanê için sesimizi daha gür şekilde yükselteceğiz.

Yılmaz Öztemel: Kürdistan’ın bir bütünüdür Kobanê. Hiçbir zaman bizden koparılamaz. Oradaki bir gelişme bizi etkiler. Kobanê halkının çektiği acılardan kurtulması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

/kurdistan24

AK-EL Vakfı’ndan büyük dayanışma eli

Akçadağ-Elbistan Kültür ve Sağlık Vakfı (AK-EL Vakfı) bir TIR kamyon dolusu yeni kışlık giyecek Kobane ve Şengal’deki savaş mağdurlarına vermek için Büyükşehir Belediyesi’ne teslim etti.

Bir Alevi kurumu olan AK-EL Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı İbrahim Yirik, yönetim kurulu üyeleri Sait Akkuş ve Haydar Şahin, vakıf yönetimi ve üyelerinin öncülüğünde topladıkları kışlık giysi bulunan bir TIR kamyon dolusu desteği Büyükşehir Belediyesi Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’ndaki Yardım Kabul Merkezi’ne teslim etti. Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak, meclis üyeleri ve DBP Yerel Yönetimler Komisyonu üyeleri ile Vakfın yöneticileri dayanışma kolilerini işçilerle birlikte Yardım Kabul Merkezi’ne taşıdı.

Yirik: Bu bir insani meseledir

AK-EL Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı İbrahim Yirik, bir Alevi kurumu olarak vahşete dur demek ve mağdurlarına destek vermek istediklerini söyledi. AK-EL Vakfı olarak hem giysi, hem gıda, hem de çadır yardımı yaptıklarını belirten Yirik, Avrupa’daki kurumlarının desteğinin de büyük olduğunu söyledi. Yirik, “Bu bir insani meseledir. Ne Kürt, ne Alevi, ne Sünni meselesi değil bir insanlık meselesidir. İnsanlar yerinden, yurdundan edildi. Buna insan olarak destek vermemiz lazım” diye konuştu.

Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak da AK-EL Vakfı’na Şengal ve Kobanê’de yaşanan vahşete karşı sessiz durmadıkları ve büyük bir duyarlılık gösterdikleri için teşekkür etti. İlk günden beri AK-EL Vakfı’nın yaşanan bu insanlık dışı saldırılar karşısında insani bir tutum aldığının altını çizen Kışanak, “Vakfın yöneticileri mağduriyet yaşayan insanları yerinde gördü ve ziyaret etti. Kobanê’ye yapılan vahşi saldırılardan sonra Suruç’a gitti. Suruç’a gelmek zorunda kalan insanlarımızın acısına ortak oldu” diye konuştu. Kışanak şöyle devam etti:

Kışanak: İnsanlık tarihine dostluk eli olarak yazılacak

“AK-EL Vakfı çadır yardımında bulundu ve yaklaşan kış nedeniyle, kış giysi ihtiyaçlarını ifade ettiğimizde, hiç tereddütsüz çalışma başlatıp, 1 hafta 10 gün içerisinde büyük bir kampanyayla kışlık giysi ihtiyaçlarına yönelik desteklerini sundular. Bugün de giysi yardımını buraya getirdiler. Sizlere bu duyarlılığınız, duruşunuz nedeniyle teşekkür ediyorum ve sizlerin şahsında bu kampanyaya katılan herkese teşekkürlerimizi sunuyorum. Bu yardımın, desteğin, dayanışmanın insanlık tarihine dostluk eli olarak yazılacağından hiç şüpheniz olmasın. Bugünler tarihi günler. Bugünler herkesin kimin bir insani duruş sergilediği, vicdanlı bir duruş gösterdiği, dostluk elinin uzattığı hiçbir zaman unutulmayacaktır.”

Kobanê, Şengal’deki halkın ve genel anlamda tüm halkın bu dostluk elini hep takdirle anacağının altını çizen Kışanak, “O nedenle ben kampanyaya destek veren, sizlerin öncülüğünde bu kampanyaya katılan herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Ve bu örnek davranışın katlanarak, güçlenerek devam etmesi gerektiğini ifade ediyorum” şeklinde konuştu.

2 kamyon gıda desteği daha gelecek

630 kolilik kışlık giysi içinde mont, pantolon, eşofman, kazak, çocuk giysisi bulunuyor. Dayanışma kolilerinin içinde 24 koli çocuk maması, 10 koli battaniye ve 27 koli çocuk oyuncağı da bulunuyor. Yardımın 400 bin lira civarında olduğu belirtildi.

Bir hafta içinde 2 kamyon dolusu gıda yardımı da yapacak olan AK-EL Vakfı, daha önce savaş göçmenleri için Bismil’de 100 adet kışlık çadır kurmuştu. Vakıf ayrıca özellikle İngiltere’deki üyelerinin katılımıyla 250 adet çadır kurmuştu.

Neden Kobani ve Erdoğan’ın feryadı?

ALİ ERDOĞAN

Kürtler tarih boyunca hep başkaları için çalıştılar, çabaladılar, sayısız savaşlara katıldılar, öldüler ve öldürdüler. Her savaşta Kürtler ön cephelerde yer aldı. “Vurun Kürt uşağı namus günüdür” diyerek pohpolandılar. Oysaki, Kürtler  hep başkalarının çıkarları için ölüyorlardı. Devletin deyimiyle Kürtler, 28 kez “biz de varız” diye isyan ettiler. Netice alamadılar. 30 sene önce Kürt Ulusal Mücadele Örgütü (PKK) kuruldu. O günden bu yana, Kürtler kendileri için çaba safretmeye başladılar. Çok bedel ödediler ve ödüyorlar halen. Son olarak Şengal’da IŞİD’ın yaptığı soykırımda binlerce Kürde sahip çıkmaları ve bir ayı geçkin, Emperyalların besleyip, silahlandırdığı IŞİD, Kobane’de yarattığı dıram, tüm dünyanın gözleri önünde ceryan ediyor.

Neden Kobane hedefte?

Öncelikle belirtmek gerekir ki,  şehirleri iki saatta işgal edip insanların kafasını kesip, kestikleri kafalarla top oynayacak kadar insanlıktan çıkmış emperyal destekli IŞİD çetesine karşı bir aydır verilen direnişin zaferidir Kobani.

Kürtler orda yeni bir yaşam sistemi kurdular: Rojava ve Kobani’nin toplumsal sözleşmesinde: “Kürt, Süryani, Ermeni, Arap, Çeçen, Türkmen, Müslüman, Hıristiyan, … ve Ezidi’nin ortak yönetimidir” diyor. Yani, Ortadoğu’da tüm halkların birlikte kardeşçe yaşıyacağı demokratik bir sistem kurdular.

Kurulan bu ekonomi, tüketim değil geçimlik (orda yaşayan halkların ihtiyaçlarına göre) ekonomi üzerine uğraş verirler. Bu ekonomik modelinin temellerinde ekolojik oluşudur. O toprak parçasında yaşıyanlar kendi ihtiyaçlarını kendileri belirler. Güvenlerini kendileri sağlar. Ekonomi tekelleşmeyi, iktidarlaşmayı, merkezleşmeyi esas almaz. Ekonomik ihtiyacın doğrudan teminidir. Orada yaşayan “gemisini yürüten kaptan” yerine bütün topluma aittir. Bu model cinsiyet eşitsizliğe karşıdır. Kadın yaşamın her alanında, kotaya göre değil, erkekle eşit haklara sahip ve her alanda görev alır. Kurumların başında biri erkek ve biri de kadın bulunur. Eşbaşkan sistemi. Bu modelin adı: Kominal Ekonomidir.

İşin ana fikri: ABD, Emperyal devletler ve Türkiye bu modelin Ortadoğu’ya yerleşmesini istemiyorlar. Bu yüzdendir Kobane’nin dört tarafı sarılmış durumda. Para babaları fazla kazanmak için, nasılki, kömür ocaklarında yaşam odalarını yapmıyorlarsa; Türkiye’de Kobane için yaşam koridorunu açmıyor. Gaye bu sistemi boğmaktır. Şayet bu sistem, Türkiye ve Ortadoğu’ya yerleşirse, Kürdistan’daki petrol başta olmak üzere tüm zenginlik kaynakları kolayca sömürülemeyecek.

Dünyanbın büyük güçleri, “Biz çıkarımıza bakalım”, güdüsüyle, öncelikli olan petrol sahalarını savunmakla meşguller. Dostlar pazarda görsün misali bazen IŞİD mevzilerine bomba atıyorlar. Yoksa, 50’den fazla ülke koalisyon kurdu. Bunların hava savunma güçleri bir çeteyi, 1-2 günde yok etme gücü yok mu, güldürmeyin insanı?

Halk neden sokağa çıktı?

Bir-Kobani’nın üç tarafı IŞİD çetesiyle, bir tarafı da AKP eliyle kapatılmıştı. Kobani’de binlerce halk katliamla karşı karşıyadı.

İki- Van’da polis “Yaşasın IŞİD” diye bağırıyordu.

Üç- Erdoğan yaptığı konuşmada “Bugün yarın Kobani düşecek. Öbür gün Haseke’de, Arfin’de olacak”diyerek, IŞİD’la yaptığı anlaşmayı deşifre ediyordu. Çünkü hükümet yandaşları ve paydaşlarının zihin dehlizlerinde IŞİD’la akrabalığı sağlandı. IŞİD’e kullandırılan mescidler, camilerde, dini kurslarla duygudaşlık yaratıldı.

Dört- Kırk kişi öldürüldü. Bini aşkın kişi gözaltında, yüzlercesı da cezaevinde.

Beş- Erdoğan, Gazi direnişindekilere “Çapulcu” demişti. Şimdide, “vandallar”, “3-5 sokak serserisinin karşısında boyun eğecek değiliz” demişti. Tüm ülkede sokağa çıkan milyonlarca insana “serseri”, “vandal” diye tanımlamıştı.

Altı- Başbakan Davutoğlu, “Gereği yapılacaktır”. “İşte Bingöl’de bedelini ödediler.” Demişti. Demek ki, infazlar bilgisi dahilinde yapılmıştı.

Yedi- Çok eskide Erdoğan, “Nijerya’da bile bir Kürt oluşumu olsa, onada karşı çıkarız” demişti. Yani başında ki, Rojava, Kobane’de oluşacak demokratik bir örgütlenmeye tahammül edemiyor. Elinde gelse, tüm dünyadaki Kürtleri bir kaşık suda boğacak.

Sekiz- Kürtler örgütlendikçe, hele Rojava devrimiyle Ortadoğu’ya ve dünyaya model olmak için, ortaya çıktıkça, Erdoğan çileden çıkıyor. Cumhurbaşkanı olduğunu unutuyor, ağzına geleni söylüyor. Kobane’de katliam olmasın diye, Tüm Türkiye’de sokağa çıkanlara “Bu alçaklar, bu teröristlerin kimler ve neye saldırdığına iyi bakın. Kürt kardeşlerime, baş örtülü inançlı Kürt kardeşlerime saldırıyorlar” diyor. Oysaki, bir aydır hiç bir yerde başörtü sorunu gündeme getirilmemişti. İncilere devam ediyor: “Ordumuz güçlü, emniyet birimlerimiz dikkatli, istibarat teşkılatımız organize. Hesap soracağız” diyerek halka tehditde bulunuyordu.

Sokağa çıkıp, demokratik hakkını kullananlara hükümet yetkilileri, “kurşunlayın, kesin, biçin. Bu böyle kalkanla falan olmaz, polise yeni yetkiler vereceğiz” diyorlar.

İktidara gelmek, yokuş aşağı düşmeye başlamak olduğunu da bilen yok hükümet cenahında…

Dokuz- Hükümet yetkililerin kullandıkları dil ile ölen insanlara değil, zarar gören kamu mallarının belirtmelerinin dehşet verici bir şey olduğuna vurgu yapan kişiler, halkı linç girişimine teşvik ediyorlardı.

On- Erdoğan Rşze’de yaptığı konuşmada: “Kobane’nin, Ankara’yla, İstanbul’la, Diyarbakır’la,… ve Surç’la ne alakası var?”diyor. Sayın Erdoğan, Suriye’nin, Kosova’nın, Gazze’nin,Kıbrıs’ın, …. ve Musul’un Türkiye ile ne alakası varsa; saydıklarının Kürtlerle o derece alakalıdır. Saydıkların, soydaşların sadece, bunlar da amca, dayı, hala,… emmı çocuklarıdır…..

Sayın Erdoğan, bir zaman Rusya gezinisde, bir işçi size Kürt sorununu sormuştu. Sizler cevaben: “Siz Kürt sorunu yok derseniz, yok olur” demiştiniz. Dünyanın başına bela olan şu IŞİD çetesine yok derseniz, yok olur mu?

Sayın Erdoğan, sanırım 2-3 yıl önceydi. Bir konuşmanızda “Polisimiz yaşlı, kadın, çocuk demeden gerğini yapacaktır” demiştiniz. Ondan bir hafta sonra polis Amed (Diyarbakır)’de dördü çocuk olmak üzere on kişiyi öldürmüştü. Bugünlerde polise yeni yetkiler verilecekmiş. Bir vatandaş yasal tepkisini dile getirmek isterse bile taranacak, hakim kararı olmaksızın “ sen ilerde suç işleyecek tipdesin, şüphelisin” diye 24 saat gözaltına alınacakmış. AKP yetkilileri, Kürtlere ve Türkiye toplumuna hakaret yağdırmakla, isyanı ve şiddeti teşvik ediyorlar.

AKP bir yanda yukarda değindiğim şekilde davranacak, Kobane’ya ve Rojava’ya karşı soykırm ve tasfiye siyasetini yürütecek, diğer taraftan Türkiye’de Kürt sorununu çözecek. Adama demezler mi haydi sende?

Türkiye’nin bir çok ilinde ve dünyada iyi insanların kalbi Kobani’de attı. Kobane için sokaklara çıktılar. Bir çok değer hala yaşıyor yeryüzünde. Buna dayanarak bir geleceğimiz var ve henüz her şey bitmedi diyebiliriz. Bağnazlığın ve tutuculuğun, çıkarın kör ve sağır ettiği zihinsel kirlenmeye rağmen halklar evrensel ahlaka sahip çıktılar. Bundan sonra, Kobani düşerse bile, kendini tarihe altın harflarla yazdırdı.

Son olarak demek isterim ki, güneşin doğuşunu en iyi Kobane’den doğacağını  gördükleri için, gençler Kobane’ye sahip çıkıyorlar.

elbistanliali@fsmail.net

ABF: Yezit zihniyetinin bizim için neleri düşündüğünü bilmek için kahin olmak gerekmiyor

(Muharrem Orucu ile ilgili ABF açıklaması)

Yüzyıllardır biz Alevilere yapılan saldırılar, uğradığımız katliamlar, maruz kaldığımız horlanma ve inkar edilmemizin ana sebebi, düşüncemiz ve inancımızdır. İnancımızı besleyen, onun sürekli tarihi devinim içerisinde, kendisini dönüştürerek günümüze gelmesini sağlayan en temel olgumuz olan; dürüstlük, eşitlik adalet ve alevi toplumunun inancına olan bağlılığımızdır.

Alevi toplumu olarak, tarih sahnesine çıktığımız günden yaşadığımız mevcut sürece kadar, bize yasatılan katliamlar ve yok sayılmamızın nedenleri; yasamda ve inancımızda farklı oluşumuz ve yaşadığımız çağa ayak uydurmamız, Alevi toplumu olarak yaşadığımız dünyada çağa ayak uydurmamızdan kaynaklanmaktadır.

Modern örgütlenme biçimlerine dönüşmemizle birlikte, gerek kurumsal ve gerekse de inançsal manada pek çok sorunla karşı karşıya kaldık. Tarihten bize miras olarak kalan acı tecrübelerimizden, yeterince dersler çıkarmamamızdan dolayı, yetersizlikler ve açmazlarımızın olduğunu görmemizin vaktinin geldiğini görmek hepimize düsen görevdir.

Bundan dolayı ne yazık ki; güçlü bir örgütlenmeye sahip olamayan Alevi toplumu, tarihsel süreç içerisinde yok olmaktan kurtulsa da, kendisini yeterince savunamamış, koruyamamıştır.

Bu toplumsal ihtiyaçları göz önünde bulundurduğumuz da, geleceğe dair sorumluluklarımızın ne kadar çok olacağı bilinci ile, içinde bulunduğumuz, YASSI MATEM AYI nın toplumsal ve örgütsel birliğimizi pekiştirmemize, güçlendirmemize ve haklarımızın alınmasına vesile olacağına inanıyoruz. Bütün canlarımızın da bu sorumluluk bilinci ile, tarihine , inancına uygun bir mücadele yürütmek adına, Cemevlerimizde, Derneklerimizde ve Dergâhlarımızda, geleceğimiz için çalışmalara dört elle sarılacağına inanıyoruz.

Bu çalışmaya ve hizmete, bizlerin ve özellikle de çocuklarımızın yani geleceğimizin ihtiyacı var. Son bir kaç yıldır coğrafyamızda yaşanan vahşeti göz önünde bulundurduğumuzda, Muaviye ve Yezit zihniyetinin geleceğe dair neleri planladığını ve bu katliamcı zalim yezit zihniyetinin bizler adına neleri düşündüğünü bilmek için kahin olmamız gerekmiyor. Bizlere dayatılan katliamlara ve yok sayılmalara karşı, inancını bilen ve güçlü bir kurumlaşma yaratmış, toplumsal birliğini güçlendirmiş bir örgütlenme yaratmak zorundayız.

YASSI MATEM AYIMIZIN bu temenni ve dileklerimizin hayata geçmesine vesile olacağı inancı ile, oruçlarımızın HAK katında kabul edilmesi ve İMAM HÜSEYİN DEFTERİNE kayıt olmasını niyaz ederiz. Hizmetleriniz kabul ola, Hz. Hızır yardımcımız ola.

ALEVİ BEKTASİ FEDERASYONU (ABF)

Tevhid-Selam deyip Alevileri dinlemişler

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Tevhid Selam Kudüs Terör Örgütü Üyeliği” iddiasıyla bir dönem Alevi dedelerinin telefonlarını dinlediği ve teknik takiple izlediği ortaya çıktı. Özel yetkili savcılık tarafından başlatılan bu soruşturma, 17 Aralık sonrası yargıda yaşanan değişim sonrası ortaya çıktı. Dosyayı devralan yeni savcı, 9 kişi hakkında takipsizlik kararı verirken, şüphelilerin soruşturmaya nasıl dahil edildiklerinin belirlenemediğini kaydetti.

Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli cumhuriyet savcısı Durak Çetin tarafından verilen takipsizlik kararında soruşturmayı başlatan eski savcılık eleştirildi. Takipsizlik kararına göre soruşturmanın, İsrail istihbarat servisinden Türkiye’deki İsrail diplomatlarına yönelik terör saldırısı yapılacağına dair ihbarda bulunulması üzerine başlatıldığı anlatıldı. Ancak savcı Durak, kararında “şüphelilerin bu saldırı iddiasıyla ilgili nasıl bir irtibat kurularak soruşturmaya dahil edildiklerinin ve haklarında iletişimin tespiti, teknik araçlarla izleme işlemleri yapılmasına gerek duyulduğunun belirlenemediğini” kaydetti.

Kararda, dosyada mevcut bulunan delillerden şüphelilerin suç teşkil eden herhangi bir söz veya eylemlerine rastlanmadığı, “Tevhid Selam Kudüs Terör Örgütü”ne üye olduklarına ve bu terör örgütünün faaliyetleri doğrultusunda suç işlediklerine dair soyut iddia dışında kamu davası açmaya yeterli delil elde edilemediği anlaşıldığından şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtildi.

Dinlenen Alevi dedeleri

Kararda, terör örgütü üyeliği ve yöneticiliği ile ilişkilendirilen şüphelilerden EHDAV Başkanı Ali Yeral, Hüseyin Gazi Derneği Başkanı Gülağ Öz, Alevi Dedesi Hüseyin Dedekargınoğlu, araştırmacı-yazarPiri Er, Bektaşi Babası Şakir Keçeli, Alevilik Araştırma Merkezi Başkanı Ali Yıldırım, Alevi Dedesi Hüseyin Alagöz, Aresh Gahmani ve Seyed Askar Seyedturabi hakkında “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verildi.

cumhuriyet.com.tr

İmam Hüseyin’i mürşit bilenler

Muaviye soylu, Yezit huylu zihniyetin oyunlarına gelmeyelim! Yolunuzu Hak; Erenlerinizi pir û pak bilelim. Kerbela için yapılacak en anlamlı ibadet; Yurdumuzda ve bölgemizde katliam yapan cani sürüsüne ve bunların destekçilerine karşı onurluca direnmek ve mücadele etmektir! Şahı Şehidan İmam Hüseyin’in Yezit’le davası bitmedi! Ne zaman HALKLAR ÖZGÜR, İNANÇLAR EŞİT OLUR ve EMEK HAKKINI ALIRSA Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri şad û handan olacak!

Kerbela Katliamını yapan zihniyetin güncel temsilcileri Şengal’de, Ninova’da, Kobanê’de, Türkiye’de Gezi elemlerindeki katliamda iş başındalar! Yezitler iş başındaysa, zulüm ve katliama karşı Şah Hüseyni Kerbela’nın yolunda Paramaz Kızılbaş olan Suphi Nejat Ağrınaslı gibi canlara aşk olsun! Hak ve hakikat yolunda can baş verenler Şahı Şehidan İmam Hüseyin’e yoldaş olsun. İmam Hüseyin’i mürşit bilen erenler, canlar, yarenler; Kutbül Hakikat İmam Hüseyin istese saltanatın, zevk û sefanın alasını yaşardı. Ama o Hakkın ve hakikatin aşığıydı. Hak aşkıyla esrik olanlar zalime biat etmezler. Mazluma yaren olurlar.

Hakikatte Aleviler yas tutar

Yası Kerbela Hak, adalet, eşitlik, özgürlük için Hak ile Hak olanlar aşkına tutulan bir yastır. Kerbela; himmet ve kerametin erdeminden alınan cesaretle zulmat ordusuna karşı durabilmektir! Kerbela Katliamı İslam tarihindeki en büyük kırılmadır. Kerbela katliamı Muaviye düzeninin Ortadoğu’da İslam’ı kullanarak emirlikler, şeyhlikler şeklinde devletleşmesine giden yolu açmıştır.

Yası Kerbela’nın adı “Muharrem Ayı” Değildir. Muharrem Ayı içinde 12 günlük bir matem dönemidir. “Muharrem Ayı“ tabiri “Ramazan Ayı”na benzetmek amacıyla İslam/Sünnileştirme için söylenen bir kavramdır. Hakikatte Aleviler YAS TUTAR ve yasın bir gereği olarak; Yemek, içmekten, ve eğlenceden uzak dururlar. Ki dört yanımız kan emici çetelerle çevrilmişken eğlence neyimize! Yası Kerbela; Şahı Şehidan İmam Hüseyin’in Kerbela’da sır olması aşkına, Hak için Hakka Yürüyen Yarenleri aşkına tutulan bir yastır. Hakikat aşkına Kerbela şehitleri gözyaşı dökenlere aşk olsun! Lakin Yası Kerbela; Dövünme, yırtınma, ağlayıp, sızlama gösterisi değil, zalimin zulmüne karşı erdemli bir bilinçle direnme gerçeğidir. Yası Kerbela; Mazlum, masum ve mağdurların, zulüm ve tecavüz tehdidi altında inleyen kadınların; açlığa, susuzluğa, yokluğa ve yoksulluğa mahkum edilen çocukların ve bütün bu zulüm, katliam alemine karşı direnen, ben insanım, haklarım var! İnsanca eşit ve özgür yaşamak istiyorum diyenlerin ibadetidir! Yası Kerbela himmet, keramet, merhamet aşkına adalet özlemi için tutulan yastır.

Kobanê’, Şengal, Ninova, Gezi…

Yası Kerbela’nın anlamını idrak edenler; Zalime, ezene, sömürene karşı dururlar. Ey Şahı Şehidan İmam Hüseyin’i MÜRŞİT BİLENLER; Muaviye soylu, Yezit huylu zihniyetin oyunlarına gelmeyelim! Bu düzen kirlenmiş, çürümüş, kokuşmuştur! Zulmat aleminin efendileri tarafından cilalanan yalan, dolan, yağma, talan ve katliam düzenidir. Tam da Şahı Şehidan İmam Hüseyin aşkıyla cuşa gelmenin, Ya Şahı Merdan Ali, Ya Xızır diyerek mazlumlar ve masumlar aşkına mücadeleye girmenin günüdür. Yası Kerbela “Aç ve susuz kalmak”tan ibaret olmayıp güncel olarak Kobanê’de, Şengal’de, Ninova’da, Gezi Eylemlerinde Hak için Hakka yürüyenlerin mirasını ve davasını sürdürmektir.

Pir Seyit Rıza darda sır olmadan önce zulmat aleminin efendilerine “Evledı Kerbelayız, bi hatayız!” deyişini özellikle seçerek söyledi. Evladı Kerbela olmak biyolojik olmaktan öte inançsal, yaşamsal bir tercihtir. Çünkü Evladı Kerbela olanlar zalime boyun eğmez, zulme ortak olmazlar. Pir Seyit Rıza, Alişer ve Zarife Ana da Şah Hüseyin’i Kerbela’nın yolundan gitmiştir.

Yolumuzu hak, Ulumuzu Pir û Pak bilelim! Hak ve Hakikat yolunda yürüyelim. Şahı Şehidan İmam Hüseyin’i mürşit bilenlere aşk olsun! Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için yas tutanlara mateme girenlere aşk olsun. Yolumuz Hakkın ve hakikatin; Şahı Merdan Ali’nin Yolu olsun! Cümle mazlumları, canilere karşı yaşamı savunan ve direnenleri, evi barkı talan edilip göç etmek zorunda kalanları Hak saklasın, Xızır Beklesin, İmam Hüseyin Yoldaşı olsun…

Yası Kerbela/Kerbela Matemi

Masum û Paklar için;
21, 22, 23 Ekim 2014…
Fatma Ana için;
24 Ekim 2014 Cuma
Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela Şehitleri için,
Şahı Merdan Ali ve Hak için Hakka yürüyenler aşkına;
25 Ekim 2014 Cumartesi ve 5 Kasım 2014 Çarşamba…
Erenler Canlar; Hakikatte “Aşure Günü” Kerbela Mateminin 10. günüdür. Ancak; Gelenek olduğu üzere 12 günlük yas/matemin sonrasında;
Şahı Şehidan İmam Hüseyin ve Kerbela’da şehit olan yarenleri aşkına Aşure kaynatılır ve Hak aşkına pay edilir.
Aşure Günü 5 Kasım 2014 Çarşamba günü başlar.
Çok geciktirmemek kaydıyla 5 Kasım 2014’ü takip eden 15 gün içinde Aşure kaynatılabilir…
Aşuremiz “Tatlı” değildir.

İmam Hüseyin ve Kerbala şehitleri için Hak ve hakikat aşkına kaynatılan ve pay edilen bir lokmadır. Aşk ile…

 

Gönül koymak!

“Minnet etmem ben feleğe,
Aşıkım ben bir meleğe
Hiç oldum girdim eleğe,
Süzer divana divana”
(Seyit Meftunî)

Geçen haftadaki yazımız birçok tartışmayı birlikte getirdi. Yazıda adı gecen Veliyettin Hurrem Ulusoy Efendi yazımızdan dolayı gönül koydu. Yazıda geçen “Bizden icazet almayan Alevi dedeleri hizmet veremez ve düşkündür” beyanatının kendilerine ait olmadığını aksine her ocağın kendisini temsil edeceği bir birlikten bahsettiklerine dikkat çekti. Hiçbir ocağın diğerinden üstün olmadığını, olamayacağını, bu konuda “Dergahta Birlik” çalışmalarının bir biat çağrısı değil, birlikte haraket etme, Alevilerin birliğini sağlama çalışması olduğunu söyledi.

Bu durumda söylenecek şey Allah eyvallah. Yazıda notlamış olduğumuz noktaların amacını aştığını söylemek mümkün. Bir yanımız Şex Ali’den gelir İsmail Taştutan’a, bir yanımız Ocaxe Kabalık -bilinen ismiyle Ocaxe Bakê- den gelir Büyük Tacım’a ikrar vermiş, ikrar almıştır. İkrar vermişlerin huzurunda, gönül koymuş dostların, hak ve hakikat darında, yolun turabiyız.

Mustafa Bakır ve İmam Koca’yı hakka uğurladık!..

“Yürü Tacim Dede çareni ara
Gönülden sevenler hiç düşmez dara
Tatlı muhabbetin söylersin yara
Hamdu selam olsun artık görüştük, gelip kavuştuk”

Kantarma Pir’lerinden Büyük Tacım’ın evlatlarından, hak ve hakikkat yolu erlerinden Mustafa Bakır hakka yürüdü. Kadim inancın, gelenek, görenek ve kültür taşıyıcısı olan Kantarma’da doğdu, Büyük Tacım’ın ev hanesinde büyüdü. Kendi toprağında hak oldu. Sırlandı.

Pir Mustafa Bakır ile bir haldaşlığımızı burada notlamak istiyorum. Cenazelerimizin Elbistan Cemevi’ne alınmaması vesilesiyle yapmış olduğumuz eleştiriler üzerine yanımıza gelmiş, Kantarma Cemevi’nde bizlerle muhabbet etmiş, böyle bir durumun olamayacağını, olmuşsa bunun Alevilikle bağdaşmayacağını söylemişti. Konuyla ilgileneceğini, doğruluğunu araştıracağını, bu konuda kendisini sorumlu hissettiğini belirtmişti. Büyük Mehmet Yüksel’in cenazesinde herkesi yanına çağırmış, bizi de çağırarak, olayı araştırdığını, söylediklerimizin doğru olduğunu beyan etmiş ve mutlaka Kantarma’da bir cemin bağlanarak sorunun çözülmesi gerektiğini söylemişti.

Şimdi Kantarma semalarında ermişlerin ruhunu kuşanmış bir kartal gezinmekte. Aynı Büyük Mehmet Yüksel’i uğurladığımız gün gibi….

Herkesin İmam Amcası, Harunuşağı’nın itikat ve inanç sevdalısı.. Zaman tamam, geldik gördük ve büyük buluşma için yola çıktık. Vardık. Kendi toprağımızda, atamızla, sevdamızla yan yana uzandık.

Toprağınız bol, devriniz daim olsun… Aşk ile… Muhabbet ile…