Ana Sayfa Blog Sayfa 6379

“Paramaz Kızılbaş Kobanê devrimci mevzilerinde bayraklaştı”

Kobanê’ye yönelik IŞİD’in kuşatması 29’uncu güne girerken ölüm haberleri de gelmeye devam ediyor. Dün gece ölüm haberi gelen isimlerden biri Boğaziçi’li S. Nejat Ağırnaslı. Babası Hikmet Cur oğlunun ölümü üzerine yayınladığı mesajda “Oğlumu, yoldaşımı, Nejat’ı Kobani’de kaybettim” dedi. Nejat Ağırnaslı’nın dedesi Niyazi Ağırnaslı ise Deniz Gezmişler’in avukatı olarak biliniyor.

Kobani’de YPG güçleri ile IŞİD mensupları arasındaki çatışmalar dün gece Doğu ve Güneybatı Cephesi’nde yoğunlaştı. YPG kaynakları bu çatışmalarda onlarca IŞİD üyesinin öldürüldüğünü duyurdu. Dün gelen haberlerden biri ise IŞİD’e karşı YPG cephesinde savaşan Nejat Ağırnaslı’ya ilişkin oldu. Ağırnaslı’nın hangi noktada ve nasıl yaşamını yitirdiği henüz açıklanmadı. 22 Eylül 1984’te doğan Ağırnaslı, 30 yaşındaydı.

DAHA ÖNCE GÖZALTINA ALINDI

Öte yandan Ağırnaslı’nın Kobani’ye ne zaman gittiği ise henüz bilinmiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan Ağırnaslı 2011’de de KCK soruşturması kapsamında gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştı.

BABANIN MESAJI: HER ACI BÜYÜKTÜR

Nejat Ağırnaslı’nın babası Hikmet Cur’un oğlunun ölümü sonrası kısa bir mesaj yayınladı. Baba Cur mesajında “Oğlumu, yoldaşımı, Nejatım’ı Kobane’de kaybettim. Önünde çok parlak başka hayatlar varken o devrimci dayanışmayı seçti. Sözünde durdu. Beni yanıltmadı. Bir parçam olduğunu bana hediye etti. Her acı büyüktür. Tekrarı yoktur. Onun önünde saygı ile eğiliyorum” dedi.

Dün gece Kobanê’de öldürülen Ağırnaslı’nın dedesi Niyazi Ağırnaslı ise Deniz Gezmişler’in avukatlığı yanı sıra TİP senatörlüğü yaptı. (Hürriyet)

MLKP Merkez Komitesi adına yapılan açıklamada şöyle denildi:

“O, 22 Eylül 1984’te başlayan ömrünü, 30. yılında, faşist DAİŞ’e karşı savaşmak, sömürgeci bölge devletlerinin ve emperyalistlerin özgürlük iradesini kırma planlarına barikat olmak için Paramaz Kızılbaş adıyla yer aldığı Kobanê devrimci mevzilerinde bayraklaştırdı.

YPG’li yurtsever yoldaşlarımızın kurduğu savaş siperlerine adım atarken seçtiği isim, Suphi Nejat yoldaşın düşünce ve duygu dünyası için yeterince fikir vericidir. Kobanê gönüllüsü olma kararı ve ölümü yenme pratiği bunun en berrak ifadesi oldu.

Partimiz özgürlük ve sosyalizm kavgasının feda bölüğü olarak dövüşmeyi sürdürecek, ölümsüzlerimizin bayraklarını dikmek istedikleri zirvelere ulaştırmak için tüm güç ve yeteneğini ortaya koyacaktır. Devrim yolunda canlarını verenlerin ideallerine bağlılık en temel ideolojik değerimizdir. Bu değeri daima yüksekte tutacağız.”

firatnews – radikal

Günümüzün Yezitlerine karşı Kobani’de Hüseyni duruş

Şer ve insanlık düşmanları üç koldan sarmış Kobaniyi. Zaman durdu bir an… Kerbela’yı üç koldan saran Yezid orduları Fırat’la arasına set oldular, bir damla su için Ehl-i Beyt ailesine kıydılar.

Muaviye’nin ve Yezid’in torunları tekrar tarih sahnesine çıktılar hemen yanı başımızda. El Kaide oldular Afganistan’dan Arap coğrafyasına, El Nusra oldular Irak ve Suriye halklarına, IŞİD oldular Ortadoğu’nun başta Ezidiler olmak üzere mazlum halklarına saldırdılar. O Ezidiler ki tarihleri boyunca 73 kez katliama uğramalarına rağmen, sığındıkları Şengal’de binlerce yıldır hiçbir kültüre ve inanca zerre kadar zararı dokunmamış… Cehennemden fırlamış kuduz köpekler gibi her yana saldıran IŞİD çeteleri, bu mazlum halkı yerinden yurdundan ettiği gibi, binlercesini katledip, binlerce genç kadını da cariye diyerek esir aldı; modern(!) dünyanın gözü önünde. Şimdi aynı barbarlar Rojava bölgesinde kendi özyönetimlerini kuran ve dünyaya gerçek bir demokrasi modeli gösteren Kürtlere yönelik katliam planıyla Kobani Kantonu’na saldırıyor. Başta Türkiye olmak üzere batılı patronlarının gözetiminde yine büyük bir mezalim uygulayarak ve binlerce insanı yerlerinden ederek.

İşte biz Aleviler olarak, mazlum Kürt halkının şahsında bölgedeki bütün masum halkların yanında olduğumuzu göstermek, zamane Yezid’lerinin karşısında Kerbela Şahı Hüseyin gibi mücadelelerine ortak olacağımızı yerinde seslendirmek için Kobani sınırına gittik. Pirlerimizle, Alevi kurum temsilcilerimizle, aydınlarımızla Yezid’in ordusuyla savaşanların safında olduğumuzu, birlikte kuracağımız barış dolu bir gelecekten cemlerimizi tutup birlikte ve semaha duracağımızı haykırmaya…

Kobani’ye giden Alevi canların TV 10 ailesinden Ahmet Bakır’la yaptıkları mülakattan önemli bölümleri aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.

Fevzi Gümüş /ABF Genel Başkanı

Değerli arkadaşlar, sevgili dostlar. Bildiğiniz gibi hemen yanı başımızda bir vahşet yaşanıyordu ve biz bu vahşete karşı Alevi toplumunun, Alevi örgütlerinin duyarlılığını gündeme getirmek amacıyla bugün Kobani sınırına geldik. Burada direnişte olan Kobani halkını selamladık, ayrıca onların acılarını paylaştığımızı ifade ettik… Hemen şurada sınırın öte yanında inançlarından dolayı, kimliklerinden dolayı insanlar katledilmektedir; bu terör örgütü tarafından. Ortadoğu için bir bataklığa dönmüş bu terör örgütünün insanların katledilmesini, yerlerinden yurtlarından edip onları sürgüne göndermesini, insanların boğazını kesip katletmesini, genç kızları esir alıp onları cariyeye çevirmesini protesto etmek, yine IŞİD’in saldırıları karşısında öz savunma gücünü gösteren Kobani halkının direnişini selamlamak amacıyla buradayız. Aracılığınızla tüm Türkiye’ye ve bizi izleyen tüm dünyaya sesleniyorum: Mazlum Kobani halkı yalnız değildir. Mazlum Kobani halkının yanında Aleviler her zaman olmaya devam edecek, onların mücadelelerine destek verecektir…

Celal Fırat /Garip Dede Dergahı Başkanı

Gün Kobaniyle dayanışma günüdür; gün benden olmayan herkese ölüm diyen IŞİD’e karşı çıkma günüdür. Alevilerin fıtratında barış vardır, her mezhepten insanlara aynı gözle bakılır. İnanıyorum ki IŞİD Kobani’deki direnişin karşısında yenilecektir. Ancak bunun için dayanışmanın daha da büyütülmesi gerekmektedir.

Ercan Geçmez / HBVAK Vakfı Başkanı:

Dindar ve kindar bir mesil yetiştireceğiz söylemi IŞİD’de can bulmuştur. Suriye ve Esat düşmanlığının iktidarı kör etmiştir. Türkiye’de bir Türk Sünni faşizmi yaşananıyor, IŞİD’lilerin tedavi edildiği bir ülkeden de başka birşey beklenemez. Aleviler olaraka, demokratik tepkilerle Kobani halkının yanında olduğumuzu göstermeliyiz.

Doğan Demir / AKD Genel Başkanı:

Ortadoğu’da oluşturulacak tek mezhepli şeriat diğer halklar açısından felaket olacaktır. Bu hassasiyetle hareket edilmesi gerekmektedir. Aleviler olarak yalnız IŞİD’e karşı değil, onun ülkemizdeki yansımalarına karşıda dikkatliyiz. Biliyoruz ki AKP IŞİD’le birlikte bir Ortadoğu pişiriyor. Biz Aleviler bunun farkındayız, o nedenle Kobani bizim için önemli bir mevzidir. Bu mevzinin korunması hayatidir.

İmam Balsever /ÖDAD Eşbaşkanı

obani halkının zalim IŞİD terörüne karşı direnişini destekleyiruz. Kobani’ye karşı sesimizi yükseltiyoruz çünkü Alevi inancı bunu gerektiriyor. Kobani yeni bir Kerbela olmasın istiyoruz, IŞİD denen evlad-ı Muaviye örgütünün kanlı saldırıları boşa çıkarılmalıdır. AKP iktidarının, Kobani dayanışmasına bu şiddetle saldırmasının altında yatan IŞİD’le olan siyasal hedef kardeşliğidir. AKP bir an önce Kürt düşmanlığından vaz geçmeli ve bu cinayet örgütüne olan desteğin kesmelidir.

Müslüm Doğan /PSAKD Genel Başkanı

Bugün mazlum bir halkın soykırıma uğramasını engellemek, buradaki o katliamı engellemek üzere tüm Alevi örgütleri olarak, bu yoldaşlarımızın, canlarımızın yanında olduğumuzu belirtmek üzere buradayız… Burada mazlum Kürt halkının içine düştüğü durum, özellikle uluslararası emperyalist sistemin kullandığı paramiliter katil sürüleri tarafından katledilmesine göz yummayacağımızı ve tüm dünya kamuoyunu bu mazlum ulusun, mazlum halkın yanında olması için burada bir çağrı gündeme getiriyoruz. Dost düşman tüm güçlere şunu söylemek istiyorum: Mazlumların kanı yerde kalmaz…

Mehmet Yüksel /Zülfikar Dergisi

Biz Aleviler olarak, dünyanın neresinde ezilen, mazlum bir halk görürsek, orada olmasak bile yüreğimiz onlarla birlikte atar. Çünkü bütün tarihimiz boyunca ezilmenin, mazlumluğun, mağduriyetin, yok edilmenin ne olduğunu çok iyi bilen bir halkız… Uluslararası ve yerli işbirlikçi güçlerin çıkarları doğrultusunda yeni bir paylaşımla karşı karşıyayız ve her zaman olduğu gibi bu durumlarda lokal/yerel savaşlar çıkarılarak yapılıyor bu işler. Ve bu savaşlarda da her zaman maalesef yerli halklar, mazlum olanlar, siviller mağdur oluyor. Zaten bölgemizde uzun zamandır da özellikle Kürtlerin sırtlanmış olduğu, haklı olarak verdikleri bir kimlik, demokrasi ve insan halkları mücadelesi var… Günümüzde gelinen durum da şöyle: artık bu uluslararası güçlerin yaratmış olduğu kontrolsüz bir caniler çetesi söz konusu ve caniler çetesi, bölgedeki, coğrafyada yaşayan bütün halklar açısından bir tehdit unsuru haline gelmiş durumda… Şimdi bu IŞİD kanlı çetelerine karşı uluslararası güç harekete geçmiş gibi görünüyor ama onların harekete geçmesi değil, bu bölgelerde bu anlamda bu tür oluşumların oluşmasında, mümbit topraklar haline gelmiş bu coğrafyanın bu belalardan kurtulması gerekiyor. Bunun için de bu bölgedeki başta Kürtler olmak üzere, Ezidiler, Süryaniler, Araplar, Türkmenler, Aleviler, buradaki bütün halklar, bürün yaşayan kimliklerle ortak bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Birlikte, destekle, elele bir mücadelenin yürütülmesi gerekiyor. Ve bu belanın bir an önce defedilmesi gerekiyor. Çünkü bu bela bugün Kürtlerle savaşırken, yarın başka; işte dün Ezidilere kan kusturuyordu, onlara bir sürü mezalim yaşattı. Bugün Kürtlerle savaşıyor çünkü Kürtler şu an direnen tek yapı onların karşısında… O yüzden biz Aleviler buradayız. Hem desteğimizi sunmak, hem de bütün dünyanın buraya ilgisini çekmek açısından, onların yanında olduğumuzu bir kere daha deklere ediyoruz.

Ziya Halis /Çalışma Eski Bakanı

Kobani basit bir mesele değildir, Coğrafyamızın geleceğini belirleyecektir. Alevilerin Kobani Halkının yanındadır, inancımız bunu gerektirir. Türkiye belirsiz cümleler kurarak oyalıyor, tavrını net olarak belirlemeli, ya IŞİD’e desteğini devam ettirerek Ortadoğu’nun kanlı bir yere dönüşmesine yardımcı olacak ya da Kobani halkının yanında olarak bölgenin barışına katkı sunacaktır.

Kamil Ateşoğulları /Eski Milletvekili

IŞİD’in Kobani saldırısı çok stratejiktir ve hedef Rojava’dır. IŞİD emperyalistlerin, Arapların ve Türkiye’nin ortak bir projesidir, ancak bunun onlara da bir hayrı olmayacaktır. Türkiye IŞİD’i değil, Suriyeyi hedef alarak yanlış yapıyor. IŞİD’le komşu olmayı hayal bile etmememiz gerekir; bu yeni Maraşlar, Sivaslar ve Gaziler demektir. Aleviler bulundukları her yerde sokağa çıkmalı ve demokratik tepkilerini vermelidirler.

Baki Düzgün /Dede

Biz buraya yani yüzyılların tarihsel acılarıyla birlikte geldik. Biliyorsunuz Alevi toplumu yüzyıllarca acılar yaşadı, katliamlar yaşadı, sürgünler yaşadı. Ve bugün bu acılarla buradayız, çünkü aynı acıları buradaki canlarımız, dostlarımız yaşıyor. Ve burada yaklaşık altı tane köyü gezdik; hepsine baktığımızda halk kendi savunma güçlerini oluşturmuş aslında, kendi alanlarını, kendi sahasını kendisi savunuyor… Alevilerin, Sünnilerin, Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin birleşik gücü olmadan kurtuluş olmuyor. Yani emperyalistlere, kapitalistlere ya da TC egemenlerine güvenerek bir iktidar ya da bir kurtuluş olmayacağını gördük. Buradan şunu söylemek istiyorum: Biz Aleviler olarak nerede mazlumların direnişi varsa orada olacağız ve bugün de Kobani’de bir direniş var.

Ali Köylüce /FEDA Eşbaşkanı

Kobani mücadelesini ve direnişini desteklemek adına geldik, buradayız. Öncelikle bu konuda belirtmek istediğim çok özel bir durum, Kobani halkının verdiği mücadele, Alevilerin katlini vacip gören bir zihniyete karşı verilmekte olan bir mücadele. Bu mücadeleyi Alevilerin desteklemesi değil, bu mücadelenin öznesi olmak durumundadırlar. Bu topraklarda bu çeteyi, bu cinayet şebekesini oluşturan zihniyet, Aleviler ve benzeri inanç gruplarının tümünün düşmanı olan bir politikayı sürdürmektedirler… Ve Alevi olarak bu topraklarda eğer yaşamımızı, inancımızı devam ettireceksek, inancımızla ilgili yasakların kalkmasını sağlayacak mücadelede başarı elde etmek istiyorsak, Kobani halkının davasını ve mücadelesini kazanmamız gerekmektedir. Eğer burada bu mücadele kazanırsa, Türkiye topraklarındaki demokrasi mücadelesi de kazanmış olacaktır.

Kemal Bülbül /PSAKD Eski Başkanı

Em jı boy geli Kobani, jı boy geli Kurd lı vırın. Ez vek bı xwa Alevi dı bejım “ez jı Kobani me, Kobani ji jı mıne”. Jı boy we em hemu gere lı tevli tekoşine bıbın; tevli meşe bıbın. Ma lı vır dit kul ı gundan, lı bajaran hemu insane me jı awe dıtırsın. Dı bejın şer peşwe bıçı, jı boy we gelek xemginin. Ez dıbejım lı vır wek Alevi: Lı ard u azman, lı dıl u can, Xwade i mezın, tu Kobani bıparezı; tu şerwanen Kobani bıparezı. Ya Xızır i kelek i sar gemiyan, ya şehiden Kerbela, ya Seyit Nesimi u ya Suhreverdi. Ya Xwade jı ruye van ma bıpareza. Em serkeftın bıbın, em bıkışin serkeftıne. Jı boy we ez geli Kobani sılav dıkım, tekoşıne xwa sılav dıkım. Bı hürmeten xwa jı wan ra sılave xwa dışınım. Ser seran…

Yücel Özdemir /Gazeteci

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi (ABDM) içerisinde Avrupa’nın en büyük Alevi örgütü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu var, Demokratik Alevi Hareketi var, Ezidi hareketi var, Süryaniler var. Yani Anadolu ve Mezopotamya’da bulunan bütün inançlar, bütün kimlikler ABDM içerisinde. Biz Avrupa’dan bu mücadeleye destek vermek için iki gündür buradayız. Gödüklerimiz şu: Bir taraftan tabii ki IŞİD’in saldırılarından kaçıp buraya gelen insanların dramı var, ama bir taraftan da sınırda ve Kobani’de büyük bir direniş var. Bizim görevimiz bu direnişi Avrupa’da yaşayan Alevilere, Süryanilere, bütün kimliklerdeki insanlara duyurmak birincisi; ikincisi de tabii ki Avrupa halklarına Kobani’deki direnişi, Kobani’deki mücadeleyi ve insanların durumunu anlatmak. Orada büyük bir uluslararası dayanışmayı gerçekleştirebildiğimiz taktirde bu alçak terör örgütünün baskılarını, saldırılarını hep birlikte püskürtür ve Rojava’nın sonuna kadar özgür bir yer olacağına inanıyoruz.

Cemo Doğan /Sanatçı

bölge gerçekten emperyalist bir kuşatmanın altında. Bölge insanları, halklar yalnız bırakılmış durumdalar. Özellikle Rojava bölgesinde yaratılan, Ortadoğu’nun örnek devrimi bu noktada boğulmak isteniyor… Bu noktada Alevilerin fikir üretmekten, analiz yapmaktan başka çareleri yok. Pratik anlamda da bunu sergilemek zorundalar ve dayanışmak zorundalar çünkü Ortadoğu’nun göbeğinde Aleviler yaşıyorlar. Ehl-i Hak’tan tutun Kakayilere kadar, Kürt Alevilerden tutun da bölgenin içerisindeki Arap Alevilere kadar birçok etno kimliğin yanında Alevi kimliği bir çatı olarak duruyor… Kürt halkı özellikle Rojava devrimiyle birlikte şu anda yine yalnız bırakılmış durumda… Ve tarihin görmediği bir devşirme paralı askerlerle başlayıp, Suriye’yi iç çatışmaya sürükleyen, peşi sıra da Kürtlere yönelen bir terörist hareketle karşı karşıyayız ve bunu bir korku kültürüyle yayıyorlar. Hatırlayacaksınız, Musul’daki gibi Türkmenlere yapılan gibi, yine Arap bölgesinde yapılan gibi… Tam bu noktada Alevilere hem fikirsel anlamda, analiz anlamında, hem de bu noktada pratik anlamda çok iş düşüyor. O gün başımıza gelenler bugün de başımızda, yarın da başımızda olacak ve Aleviler bu noktada bugün çok önemli bir duyarlığı gösteriyorlar. Bütün bileşenleriyle buradalar ve bütün güçleriyle de onların yanında olduklarını söylediler… Bugün de bütün güçleriyle birlikte buradalar ve burada Kobani halkı yalnız değil; Kobani direniyor, Kobani bunu aşacak. Bütün Kürtleri ve onların musahiplerini, Alevileri burada dayanışmaya aktif bir şekilde gelip burada dokunmaya davet ediyorum.

Sezgin Kartal /PSAKD Yeşilkent Cemevi

Ortadoğu ve Türkiye’de radikal, gerici İslami bir toplum yaratılmak isteniyor. Bu manada da Rojava’ya ciddi bir saldırı var çünkü Rojava, orada her türlü halkların, inançların bir arada yaşadığı ve kendi iktidarını kurduğu bir yer… Burada son derece büyük bir insan katliamı yaşanıyor, bir Kerbela yaşanıyor. Yıllardır Kerbela’ya gözyaşı dökerken yanı başımızdaki bir katliama seyirci kalamazdık. Ve Alevi kurum başkanlarımızla buraya yol boyu birlikte geldik ve iki günümüz neredeyse yolda geçti. Hepimizin ortak sloganı, ortak söylemi şuydu: biz 72 millete bir nazarla bakıyoruz. 72 milletin birine bir zarar geliyorsa, birinin kanı akıyorsa bizim kanımız akmış demektir. Orada insanlar açlıktan, susuzluktan ölürken, orada insanlar boğulmaya çalışılırken, orada bir devrim boğulmaya çalışılırken Alevilerin arzu ettiği, özlemlediği bir yaşam boğulmaya çalışılırken biz orada duramazdık. Ve Türkiye’nin dört bir tarafından Alevi canlarımızın temsilcileriyle birlikte buradayız. Kobani direnişine sahip çıkıyoruz.. Bu temsili bir geliştir ama çok fazlaca anlam yüklü bir geliştir. Bu gelişlerimizi daha da sıklaştıracağız ve buradan gittiğimizde Alevi canlarımıza ve diğer insanlarımıza buradaki durumu, buradaki vahşeti anlatmak bizim birinci görevlerimizden bir tanesidir.

Meral Akan /PSAKD Yeşilkent Cemevi

Aranızdaki kadın arkadaşlarınızdan biriyim ancak burada tüm Alevi kadınlarının iradesi olarak bulunuyorum. Biz kadınıyla erkeğiyle, Kürdüyle Türküyle, Alevisiyle Sünnisiyle burada bu direnişi sahiplenmek sorundayız; mecburuz. Rojava devrimi emperyalistlerin korktuğu, ürktüğü bir devrimdir… Biz yaklaşık bir gündür buradayız ama bölge kadınının korkusuz, adeta “aslan aslandır, dişisi erkeği sorulmaz” sözünün bir timsali olarak burada var olduğunu görmek bizlere de, ben ve iradesini burada temsil ettiğim değerli kadın arkadaşlarıma da aynı biçimde umut vermiştir. Rojava’da direnen kadın yoldaşlarımız da aynı biçimde bizlere umut vermektedir. Burada olmamız önemlidir, çünkü Rojava devrimi önemli bir devrimdir; demokratik özgür halkların inşası adına önemli bir devrimdir ve biz Aleviler bu coğrafyanın da insanları olarak sahipleniyoruz Rojava devrimini… Daimi olarak yoldaşlarıyız, musahipleriyiz. Hem kadınlar olarak, hem gençler olarak, tüm Aleviler olarak biz Kobani direnişinin de Rojava devriminin de yanındayız, önemsiyoruz.

 

Kobanê: Halkların onurlu direnişi…

BÜLENT FELEKOĞLU

Hak yolunda, hakikate gark olan Xızır bilgisiyle sırlanmış Alevi canlar; Yezid kültürü Kobanê’de bizlerin gözlerine bakarak katliam yapmak isterken, vicdanımıza her an saplanan hançer misali, yakıyor ciğerimizi. Tarih Hak yolunda hakikat arayıcısı olan biz Alevilere Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişini öğütlemektedir. Hz. Hüseyin Kerbela’da kendine miras bırakılan kültürel İslam’ın değerlerini korumak ve Yezid’in zulmüne karşı halkın sesi olmak, Hak yolunda Hakikatten başka söz olmayacağı gerçeğiyle, Yezid zulmüne ve siyasal (iktidarcı) İslam anlayışına karşı çıkmıştır ve canını Hak yoluna adayarak şehadete ermiştir. Bu şehadet tüm halklaradır, bu şehadet aile efradıyla zulme karşıdır, bu şehadet insanlığa bir öğüttür, bu şehadet Alevi canlara öğüttür. Zulme boyun eğme, zulüm edenin karşısına dikil bunun sonu canın olsa bile; çünkü senin yolun hak yoludur, Hak yolu cümle can ile bir olmaktır. Yanlışa düşene el uzatmak, Zulmedene karşı durmaktır. Darın bekçisi Xızır’ın aşkıyla darda olana derman olmaktır. Her Alevi, Yaresan, Bektaşi, Kakai üzerinde bu farzdır. Gözümüzün önünde bu zulümler olurken sessiz ve sağır olamayız.

Bugün Ortadoğu’da Yezid’in hüküm sürdüğü topraklarda yine aynı anlayışla, IŞİD halkların katili, kültürlerin talancısı haramiler misali, hem İslam’ı kirletmekte, hem de zulüm etmektedir. Bu zulmüne ortaklar da bularak katliamlara girişmektedir. Biz biliyoruz ki Ortadoğu, özelde Mezopotamya tüm inançların merkezi, İbrahim’in, Musa’nın, Zerdüşt’ün, İsa’nın topraklarıdır. Günümüzde ise dünya güçlerinin kendini arındırdıkları ve iktidarların tüm kirleriyle oyun oynadıkları, sistemlerini ve para iktidarlarını kurmak istedikleri bir yer olmuştur. Bunu toplumların inandıkları ve kendini korudukları inançlarını, ahlaklarını kirleterek teslim almak istiyorlar. Hiçbir samimi Müslüman IŞİD’i kabul edemez; Hz. Muhammed’in insanlığa tebliği olan Kur’an’ı da Muaviye’nin mızrakları ucuna taktığı gibi, namlunun uçlarına takarak kirletiyorlar. Müslümanlar bunu kabul edemez, kabul etmek şirk koşmaktır, kabul etmek zulme ortak olmaktır. Hz. Hüseyin bu zülme karşı durduğu için Şehitlerin Şahı’dır. Hz. Hüseyin yalana ve talana karşı durduğu için yüreklerimizin tacıdır. Ve en son başaramadıkları para iktidarlarını, tekrar tekrar halkların binyıllardır taşıdığı inanç ve ahlaklarını, ortak yaşam kültürlerini, yine onların içinden zulüm iktidarları kurarak birbirine kırdırmak ve kalan ahlaklarını güvensizlik tohumları ekerek yok etmek istiyor ve teslim almak istiyorlar. ABD’nin de, Suudlar’ın da, Katar’ında, Türkiye’nin de, İran’ın da, Rusya’nın da niyeti budur. Yıkmak temelden başlar çünkü. Yıkmak en önce toplumsallığı yok etmekle, parçalamakla başlar; önce kültürleri güvensizleştir, sonra komşuları birbirine katlettir, sonra kardeşi kardeşe boğdur, sonra evlada babayı öldürt ve güveni bitir. En son da teslim al, tek kişilik bencil hücrelere doldur ve köle yap. Baktığınızda göreceksiniz; Ezidiler’i komşularına öldürttüler, Süryanileri komşularına öldürttüler, Alevileri komşularına öldürttüler; Ermenileri, Rumları komşularına öldürttüler, Türkmenleri komşularına öldürttüler. Habil ile Kabil’in hikâyesi neden bu coğrafyada doğmuştur anlamak gerek, çözümlemek gerek. Bu coğrafya halklarına bir nasihattir bu kardeşin kardeşi katli, komşunun komşuyu katli, toplumun toplumu katli. Yaşamı köleleştirmekten başka bir işe yaramaz bakın ve ibret alın demektir. Bakın ve tekrar edin değil. IŞİD Ortadoğu’nun taşeron örgütü, İslam’ın Hak söyleyen dilini kirleten, halkların katili, zulümkârın ayak yalayıcısıdır.

Bugün; bu zulme karşı duran teslim olmamış tek güç YPG ve YPJ’dir. Kürtler ve Ortadoğu peygamberler diyarının, ilk tohumun atıldığı ilk köyün kurulduğu, insanlığın beşiği ölümsüzlüğün bilgi taşıyıcısı, dardakinin dermanı Xızır’ın coğrafyasındaki namuslu halkların beraber direnişi Kobanê’dir, Şengal’dir. Hak söyleyip, Hak yolunda bedenlerini siper edenlerin, halklarla kucaklaşanların coğrafyası, toprakları kanla sulanmış felsefe ve inançla arınmış toprakların evlatları; Günümüzün Yezid’i IŞİD’e karşı yek vücut olmak zorundadır. Bu harami ordusu, bu coğrafyanın haram yiyenleri, 13 yaşında kızlara tecavüz edip bunu da “Peygamber 9 yaşında evlendi, bu yüzden mubahtır” diyen ahlak yoksunlarının yaşam hakkı olmadığı bir coğrafyadır. Ve Rojava bu ahlak yoksunlarına ve halk düşmanlarına, inanç düşmanlarına karşı halkların ortak yaşam arzusunun filizlendiği, ulusların ve inançların beraber yaşam ahlakını yeşerten umut olmuştur. Bu umudu boğmak istiyorlar. Baba İshak’ın mirasının doğduğu coğrafyada soya, boya bakmadan zulme karşı paylaşmayı ve ortak yaşamı savunarak mücadeleye tutuştuğu anlayışla Rojava’nın filizlenmesine tahammül etmiyorlar; boğmak istiyorlar. Bedenini bu ortak yaşam anlayışına siper ederek kahramanca direnen Kobanê’de biz Aleviler tarafız; Hak söyleyenin yanında omuz omuzayız. Dün Şengal, bugün Kobanê IŞİD’e karşı direnenlerin yanındayız. Türkiye halkları bu kirli oyuna dâhil edilmek isteniyor. Biz Anadolu’yuz, kırdırdınız bizi birbirimize; bu oyunu biliyoruz. AKP ve onun yardakçıları bu toprakların değerlerini satarak başladınız bizleri kirletmeye. Niyetiniz bizleri tekrar biribirine boğdurmak ise yanılıyorsunuz. Biz Kürdüz, biz Türküz, biz Arabız, biz Ezidiyiz, biz Süryaniyiz, biz Ermeniyiz. Gezi’de de yanıldınız Kobenê’de deyanılıyorsunuz. Bizler toplum olacağız, bizler komşularımızla yaşayacağız, bizler inançlarımızla yaşayacağız ve beraber yaşayacağız Arabıyla, Kürdüyle, Türkmeniyle. Asurisi, Süryanisi, Türkü ve tüm halkları ile.

Yezidlerin zülmüne direnen Kobenê’yi, YPG ve YPJ’yi selamlıyoruz.

 

Türkiye’de Ali, Rojava’da Hüseyin olma zamanı

Serin ama güneşli bir Eylül sabahı, İstanbul Kadıköy’de Kobani’ye doğru yola çıkmak için buluştuk. Aynı anda bir bölüm dostumuz da Alevilerin genel sorunlarının yanı sıra, eğitim sisteminde yapılan yeni düzenlemeler ve uygulamalara karşı başlatılan “Dergâhlardan Ankara’ya” yürüyüşe destek amaçlı toplanmıştı. Sayıları 15’e yaklaşan dergâhtan Ankara’ya başlatılan ve 12 Ekim’de Ankara’da bir mitingle son bulması planlanan yürüyüşle, Aleviler uzun zamandır Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından düzenlenen dinci ve asimilasyonist eğitim politikalarına karşı ve temel insan haklarına sahip çıkarak dünyaya seslerini duyurmak istiyorlar. Onlar Ankara’ya, biz de Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri, Alevi Kültür Dernekleri, Zülfikar Gazetesi, TV 10 ve Levh-i Kalem Fikir topluluğu temsilcileri olarak, Kobani’ye doğru yola çıkacaktık. Amacımız Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) terör çetelerinin uyguladığı mezalime karşı mazlumlarla dayanışma içinde olduğumuzu ve Ezidilerden sonra Kürt halkının da yanında yer aldığımızı yerinde haykırmaktı.

Dostlarımızı uğurladıktan sonra biz de kendi otobüsümüze binip yola çıkmaya hazırlandığımız esnada, otobüsümüzün önü trafik ekipleri ve sivil polisler tarafından kesildi. Maltepe Belediyesi tarafından tahsis edilen otobüsün üzerindeki belediye logosunun mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle aracımızın bağlanacağı söylendi. Tabii hiç birimiz bunun doğru olmadığını, asıl yapılmak istenenin biz Alevilerin Kobani’ye gidişini engellemek olduğunu gayet iyi biliyorduk. Türkiye’deki uygulamaları ve özellikle AKP iktidarına ve onun belediyelerine ait hiçbir araca böylesi bir uygulamanın bırakın yapılmasını, düşünülmesinin bile imkânsız olduğunu bu ülkede yaşayan herkes bilir. Uzun tartışma ve telefon görüşmelerinden sonra nihayet aracımız saatler sonra da olsa hareket edebildi.

Yolumuz uzundu ve oraya gidince nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı (aşağı yukarı tahmin etsek de) bilmiyorduk. Devletin resmi veya özel olup da iktidarın borazanı haline gelmiş medyasının, bölgeye ve yaşananlara dair yansıttıklarının yalan dolan ve saptırma-yönlendirme amaçlı yayınlar olduğunun bilincindeydik. Gece boyunca ağır bir hava eşliğinde aramızda sohbetlerle yolculuk ettik.

Bölgeye vardığımızda karşılaştığımız manzara çarpıcıydı. Kelimenin tam anlamıyla insanlık tarihindeki geri bir aşamada takılıp kalmış bir coğrafyaya girdiğiniz hissine kapılıyorsunuz. Bunun fiziki olarak bir gerçeklik payı da var çünkü parçalanmış bir halkın geri bıraktırılmış toprakları burası. Zaten uzun zamandır verilen mücadele de bunun değişmesi için. Son yıllarda başlatılan çözüm ve barış süreciyle birlikte bölge insanına ve tüm Türkiye’ye verilen demokrasi ve insanca yaşam konularındaki sözlere rağmen, bölgedeki genel manzara hala bir sömürge coğrafyası görünümünde. Devletin ve idarenin görünen ve halkla muhatap olan yüzü despot, fütursuz ve ceberut güvenlik ve kolluk kuvvetlerinden müteşekkil. Sanki 2014 Türkiye’sinde değil, geçen yüzyıldan kalma bir müstemleke coğrafyada dolaşıyorsunuz.

Suruç’un sokaklarına ilk adım attığımızda ortada olağanüstü bir durum yaşandığını hemen hissediyorsunuz. Günlerdir süren IŞİD saldırıları ve vahşetinden kaçıp gelmek zorunda kalan Kobanililer ve durumu yerinde görmek için dünyanın her yerinden gelenlerle birlikte, kentin nüfusu bir anda üç katına yaklaşmış durumda. Her tarafta canlı bir hareket ve koşturma hali hâkim. Başta Suruç Belediyesi olmak üzere, halk Kobani’den gelen mağdurlara yardım etmek için seferber olmuş vaziyette. Bunun yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden yardıma ve desteğe gelmiş birçok sivil toplum kuruluşu ve bireysel çaba gösterenler, bir o kadar da bunları izlemeye gelen ve ne olup bittiğini takip eden resmi devlet görevlileri…

Batıda özellikle medya aracılığıyla gelenlere devletin yardım ettiğine dair yapılan haberlerin aksine, orada sadece Suruç Belediyesi ve halkın candan çabası dışında yapılan bir çalışmaya tanık olmadık. Gelen savaş mağduru konukların durumları oldukça perişan. Kalacak yer, barınma, temizlik ve beslenme noktalarında ciddi sıkıntılar var ve bu konuda sadece belediye, sivil toplum kuruluşları ve akrabalık bağı bulunan yerel halk dışından mücadele eden kimse yok. İnsanlar sokaklarda, parklarda ve boş işyeri ya da düğün salonu gibi mekânlarda imkânsızlıklar içinde yaşam mücadelesi veriyor. Çocukların bırakın eğitim, oyun, sağlık gibi ihtiyaçlarını, giyecek ve yiyecek gibi temel gereksinmeleri dahi yok. Zaten bir kısmı da büyükleri tarafından bırakılıp gidiliyor. Çünkü büyükleri onların en azından can güvenliğini sağladıklarını düşünüp, tekrar IŞİD ile savaşmak için Kobani’ye dönüyorlar…

Kobani’ye destek ziyaretimizde, başta HDP Mersin Milletvekili Etuğrul Kürkçü ile DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek olmak üzere, bizi karşılayanlar ve orada görüştüğümüz kurum ve temsilciler başka bir tablo anlattılar. Daha sonra gelen mağdurlar ve sınır boyunca yaptığımız görüşme ve incelemeler de bunu doğrular nitelikteydi. Türkiye Cumhuriyeti ve AKP Hükümeti eli kanlı IŞİD çetelerine açık ve gizli destek vermekle kalmıyor, savaş mağdurları ve gelenlerin sayısını oldukça abartarak sınırda istediği bir güvenli ya da tampon bölge inşasına yönelik uluslararası kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Amacın bu vesileyle her türlü yardım çabasına dönük iyice izole ettiği ve ağır silahlarla teçhiz edilmiş IŞİD’in sürekli saldırdığı Suriye Kürdistanı Rojava’daki Kürt oluşumunu yok etmek olduğu anlaşılıyor.

Sonuç itibariyle, Aleviler olarak, her nerede olursa olsun ezilen ve şiddete, katliama uğrayan mazlum halkların yanında yer aldığımızı ve insanlık davasında taraf olduğumuzu göstermek amacıyla yaptığımız ziyarette, temaslarımızın yanı sıra sınır boyunda farklı köylere de uğradık. Bunlar sırasıyla sınıra sıfır noktasında bulunan Alizer köyü, mültecilerin barınmaya çalıştığı Kop köyü, Devşan köyü ve Mürşitpınar Sınır Kapısı olmak üzere dört ayrı noktaydı. Suruç merkez ve buralarda edindiğimiz izlenimler, devlet ya da hükümetin sınırdan geçenlere hiç bir yardım yapmadığı, gelenleri de Suruç dışına gitmeye zorladığı yönünde. Çatışmaların çok yoğun olduğu bölgelerin sınıra çok yakın olduğu ve gözle izlendiği, burada güvenli olmayan ve çok az insanın barınabileceği boş çadırlar gördük. Ayrıca sınırda bekletilen ve eziyet edilen, çoluk çocuk çok sayıda Kobanili sığınmacı var. Geri gidişlerinde bile ciddi sıkıntı yaşatılıyor ve en ufak bir toplu harekette gaz bombalarıyla müdahale ediliyor. (Bu yolculuğumuzu gerçekleştirip döndükten sonraki günlerde, IŞİD barbar çeteleri –yine Türkiye ve dünyanın seyirci kalmasıyla- saldırılarını alabildiğine yoğunlaştırdı. Buna mukabil PYD ve YPG güçlerinin bu şiddetli saldırıya karşılık kısıtlı imkânlarla ölümüne direnişleri hala devam etmekte. Ek olarak AKP Hükümeti bölgeye yönelik olarak bir askeri harekât amacıyla kullanabileceği ve müdahalenin yolunu açan sınırötesi tezkereyi Meclis’ten geçirmeyi başardı. Gelişmeleri ve yaşanacakların seyrini önümüzdeki günlerde izlemeye devam edeceğiz.)

Bütün bunların ışığında ve Rojava bölgesinin Kürtlerin kontrolüne geçtiği günden bu yana gerek Davutoğlu, gerekse de Recep Tayyip Erdoğan’ın bu duruma izin verilmeyeceği yönündeki açıklamaları, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin arzusunu net açıklıyor. Türkiye kendi topraklarındaki Kürt sorununu çözmek bir yana, ülke toprakları dışındaki Kürt bölgelerinde bile onların lehine bir duruma tahammül gösterememektedir.

Çok sıcak gelişmelerin yaşandığı ve çatışmaların şiddetli ve had safhada seyrettiği bölgemizde yaşananlar bizleri çok yakından ilgilendirmektedir. Yanı başımızdaki sınırların yeniden düzenlenerek, yeni dengelerin oluşturulmaya çalışıldığı bir zalimler ve mazlumlar savaşının göbeğine düşmemiz an meselesi. Burada Alevi toplumu olarak bilmemiz gereken öncelikli gerçek, yolumuzun ve inancımızın gereği mazlumun yanında yer almamız gerekliliğidir.

Ülke sınırları içinde başta eğitim olmak üzere, her zeminde bizleri asimile ve yok etmek için her türlü sinsi yola başvuran yezitlere karşı, Şah-ı Merdan Ali ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin işaret ettiği bilim ve eğitime sahip çıkmak; dışarda her türlü şer odağının beslemesi olarak azgınca insanlığa saldıran IŞİD ve benzeri barbarlara karşı, mazlumların yanında Şah-ı Kerbela Hüseyin gibi dimdik durmak yolumuzun gereği, boynumuzun borcudur.

 

Düsseldorf’ta KOBANİ yürüyüş korteji 3 km’ye ulaştı

Almanya’nın Düsseldorf kentinde Kobanê ve Şengal ile dayanışmak amacıyla organize edilen yürüyüşe onbinlerce kişi katıldı.

ANF’nin haberine göre Almanya, Belçika ve Hollanda’dan gelen onbinlerce kişi bu sabah saatlerinden itibaren Düsseldorf’ta Rhein nehri kıyısındaki Kaiser-Wilhelm alanında bir araya geldi.

30’u aşkın organizasyonun çağrısıyla düzenlenen yürüyüş saat 12.00 itibariyle başladı. Eylemciler, Kuzey Rhein Vestfalya Eyalet Meclisi önünde bir miting yapacak.

Eyleme Kürtler ve dostları katılırken, Alevi, Êzîdî, Müslüman ve Hıristiyan dini topluluklar, Kürt, Ermeni, Türk, Alman, Keldani ve diğer halklardan katılımlar var.

Açlık grevi eylemcileri önlükleriyle, geleneksel kıyafetli kadınlar, dev bir sarı-kırmızı-yeşil bayrak ve büyük bir Öcalan posterinin dikkat çektiği yürüyüşte, farklı örgütler ve halklar kendi bayrakları ve renkleri ile yer aldı.

Yürüyüş korteji üç kilometreye ulaşırken, organizatörlere göre 100 bini aşkın kişi bir araya geldi. Eylemciler Batılı hükümetleri DAİŞ vahşet örgütüne karşı Kobanê direnişinin yanında aktif yer almaya çağırırken, YPG güçlerine ağır silahlar verilmesi ve PKK’nin Almanya’daki yasak listesinden çıkarılmasını talep ediyor.

Alevi kurumlarından sert açıklama “Bu miting yapılacaktır!”

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI VE ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ’NDEN

TÜM ŞUBELERİMİZE, ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE, BASINA VE KAMUOYUNA

12 EKİM 2014 ANKARA MİTİNGİ’YLE İLGİLİ ZORUNLU AÇIKLAMA

Bu miting yapılacaktır!

Baştan beri üç Alevi örgütünce (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı –HBVAKV, Alevi Kültür Dernekleri-AKD ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği-PSAKD) hazırlıkları yürütülen ve adı geçen örgütlerin zorunlu din dersine, eğitimin dinselleştirilmesine, eğitimde hak ihlallerine karşı başlattıkları yürüyüşlerin sonunda, 12 Ekim 2014 tarihinde Ankara’da yapılması planlanan mitingin yapılacağı tarih yaklaştıkça, kamuoyunda mitingin ertelendiği, iptal edildiği gibi söylentiler dolaşıma sokulmuştur. Bu, söylentiler eğer bir kara propaganda ürünü değilse, söylenti kaynaklarının niyeti ne olursa olsun, açıktır ki mitinge gölge düşürmeye, mümkünse yaptırmamaya ve bunun da başarılamadığı yerde mitinge katılımı olabildiğince zayıflatmaya ve bu yolla kurumlarımızı kamuoyu nezdinde küçük düşürmeye, saygınlığını zedelemeye ve bir bütün olarak Alevi hareketine sokakları kapatarak pasifize ve saf dışı etmeye yönelik olduğuna ilişkin kuşku yoktur!

Kamuoyuyla açıkça paylaşmak isteriz ki miting tarihi yaklaştıkça, son iki haftadır HBVAKV ve AKD genel başkanlarına yönelik tehdit telefonları giderek sıklaşmış, nihayet tehdit mektupları gönderilmeye başlanmıştır. Tehditler artarken, aynı zamanda gizli-açık, dost-düşman kimi kaynaklardan; yapılacak mitingin büyük bir provokasyonla kana bulanacağı, mitingin yeni bir Sivas katliamı için vesile yapılacağı, mitinge gelecek kitlenin can güvenliğinin kesinlikle olmadığı, bu nedenlerle mitingin kesinlikle yapılmaması gerektiği, iptal edilmiyorsa en azından ertelenmesinin zorunlu olduğu biçiminde telkinler ve doğrudan-dolaylı baskılar, mitingi organize eden üç kurumun temsilcilerine de yönelmiştir. Mitingi düzenleyen kurumlar olarak çok çeşitli kaynaklardan gelen her tür bilgi ve duyumu, elimizdeki tüm olanakları seferber ederek, hak ettiği ciddiyet içinde değerlendirdik. Bu tartışma ve değerlendirme süreci içindeyken, henüz Bingöl Emniyet Müdürü’ne yönelik suikast, Gaziantep’te Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı mahalleye yönelik linç ve katliam girişimi gibi ihmal ve göz ardı edilemez kaygıları büyüten eşikler aşılmamışken, PSAKD güvenlik gerekçesiyle mitingten çekilmeye karar vermiştir.

Özellikle PSAKD’nin güvenlik gerekçesine sığınarak miting organizasyonundan çekildiğini beyan etmesiyle mitingin iptal edildiği, ertelendiği biçimindeki bu kara propagandaya hız verilmiş, PSAKD kendi şubelerinin mitinge katılmaması için mitingin iptali ya da ertelenmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı halde, mitingin ertelendiği duyurusu yapmıştır. Dahası, özellikle bir önceki yönetim döneminden başlayarak bu dönemde de sürdürülen bir anlayışla, siyaseten içi tümüyle boşaltılan, demokratik Alevi hareketinin Muharrem iftarları ucubesi gibi kırmızı çizgilerini açıkça ihlal eden, sözde Alevi örgütlerinin birliği adına, Tuzluçayır cami-cemevi ucubesini polis-cemaat-hükümet işbirliğiyle halkımızın canı pahasına dayattığı bile unutturulmaya çalışılan İzzettin Doğan’ın Alevilere karşı işlediği suçlarla yüklü tarihini temize çekmeye uğraşan, Doğan’ın kuyruğuna takılarak Avrupa’da ve ülkemizde onu Alevi kitleler nezdinde parlatmayı biricik iş edinen, Sivas Katliamı karşısında bir gün bile Madımak’ın adını ağzına almamış, Madımak’ın önünde görülmemiş Doğan örgütlerine bütün kürsüleri açarken Avrupa Alevi örgütlülüğüne konuşma hakkı bile tanımayan, baştan beri mitingi düzenleyici kurumlar olarak bizleri etkisiz hale getirmeye çalışarak ele geçirmeye çalışan, bunu başaramadığı ölçüde de mitingi engellemeye yönelen ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu ve en büyük iki bileşeninden biri PSAKD’dir) devreye girerek kurumlarımızın şubelerine mitingin ertelendiği, iptal edildiği yolunda gerçek dışı duyurular yaparak mitinge katılımın önünü kesmeye çalışmıştır.

PSAKD mitingten çekilme kararını kamuoyuna duyururken bile olası katılımcıların kafasını karıştıracak şekilde “12 Ekimde Ankara’da yapılacak bir mitingle sonlandıracağımız yürüyüşümüz, ülkemizde yaşanan son gelişmelerde göz önünde bulundurularak ileriki bir zamana ertelenmiştir” ibaresine yer vermekten kaçınmamış, hemen ardından da “Yürüyüşü birlikte planladığımız diğer kurumlarımız ile mevcut süreci yorumlama ve yapılacaklar konusunda meydana gelen görüş ayrılığımız neticesinde diğer kurumlarımız mitinge devam kararı almışlardır” demektedirler. PSAKD diğer kurumların mitingi yapacağını söylüyorsa, kendilerinin ertelendiğini duyurduğu hangi mitingtir? Yok, ertelediklerini beyan ettikleri miting bu mitingse, biz, diğer kurumların yapacağı hangi mitingtir? Mitingten çekilerek kendi tabanında da büyük bir hayal kırıklığı ve öfke yaratan PSAKD, en azından kendi örgütlülüğüne karşı, elbette bu basit sorunun yanıtını vermekle yükümlüdür! Ayrıca eminiz ki, mitingin resmi prosedürü tamamlandığı anda, Ankara Emniyeti’ne dilekçe vererek mitingin içinde yer almadığını ve olası gelişmelerden sorumlu olmayacağını beyan PSADK, bu dilekçesinin bir örneğini de kamuoyuyla paylaşacaktır!

Mitingin yeni bir Sivas katliamına yol açacağı iddialarıyla daha baştan travmatize edilmesi, mitingin hiç de güvenli olmadığı yönündeki telkin ve baskıların çoğalması, ülkemiz sokaklarının ipi devletin ve hükümetin elinde olan çete saldırılarıyla kan gölüne çevrilmesi ve PSAKD’nin güvenlik gerekçesiyle mitingten çekilmesi birleşince açıktır ki herkesin kafasında güvenlik kaygıları başlı başına bir soru işareti olarak öne çıkmıştır. PSAKD de işte bu soru işaretine kendince bir yanıt vermiştir: Çekilme! Bu kararı ve bunu duyurma biçimiyle de en başta PSAKD mitingin provokasyona açık, güvenliksiz ve tehlikeli olduğunu kamuoyu nezdinde onaylamış ve ilan etmiştir! PSAKD, her ne kadar bizim de saygı duyduğumuz mücadele tarihine atıf yaparak “ülkemizi ve halklarımızı bir savaş ortamından ve devlet teröründen korumak temelinde tüm demokrasi güçleri ile bir karşı duruşu örgütlemek üzere girişimlerde bulunmaya” başladığını duyursa da, belli ki bu girişiminin ilk örneği meydanları hükümet ve devlet destekli çetelere, onların kanlı eylemlerine terk etmek, Alevileri evlerinde oturmaya çağırmak olmuştur!

Sokakları kan gölüne çevirenler, ülkemizi iç şavaş provalarına sokanlar, demokratik haklarını kullanarak sokağa çıkan Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, dindarlar, dinsizler, kadınlar, erkekler, çocuklar, yaşlılar değildir! Tüm bölgemiz için büyük bir dramın yaşandığı Kobane için, kameraların karşısına geçip “Kobane düştü düşecek” diye ellerini ovuşturanlar kimlerse, “misliyle karşılık görecekler” diyerek kendisinin bir siyasetçi ve devlet adamı, sorumluluğunun da yurttaşa karşı olduğunu unutarak tüm halkı şiddetle rehin alıp tehdit etmeye kalkanlar kimlerse, sorgusuz sualsiz karanlık operasyonlarla insanları katledip “iki saatte cezalandırdık” diyenler kimlerse; işte onlardır sokakları kan gölüne çevirenler! Tam bu ortamda Sivas travmasını bütün Alevilere, bütün topluluklara yayarak Alevileri sokaktan evlerine çağıran zihniyet açıktır ki kendi mücadeleci tarihinden söz etmeye en az hakkı olan zihniyettir! Kimse unutmamalıdır ki bu tarih kimsenin hovardaca saçıp savurabileceği babasından kalmış sermayesi değildir! Tarih bu; tam da böyle büyük karar ve kırılma anlarında, vezir de eder, rezil de! Ve tarih, tam da şimdi, bizleri büyük bir sorumlulukla karşı karşıya bırakmıştır!

Tam bu tarihsel anda herkes kendine sormalıdır: Bugün ülkemizde bin hücresi olduğunu açıkça ilan ederek, arkasında büyük bir tarihsel mirası taşıyan koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni açıkça tehdit eden, adına IŞİD denilen katiller sürüsü bu bin hücreye nereden ve nasıl eleman devşirmektedir? Tüm dünyada, en başta tüm Sünni Müslümanları Müslümanlığından utandırarak, dünya karşısında başını yerden kaldıramaz hale getirip utanç içinde bırakan bu caniler güruhu ve onların yerli işbirlikçileri gökten zembille mi inmiştir? “Çocuktan katil yaratan” bu karanlık neyin eseridir; bu karanlık, en başta eğer tüm bir toplumsal hayatı devletluların çıkarları doğrultusunda sözüm ona dinselleştiren zorunlu dinsel eğitimin, hukuksuzluğu uluslar arası mahkemelerce tüm dünyaya ilan edilen dersleriyle, sözde seçmeli özde zorunlu kılınan dizi dizi din dersleriyle, okullarda küçücük çocukların başının örtülmeye zorlanmasıyla, anaokullarından camilere bebek yaşta çocukları taşıyan eğitim sisteminin değilse neyin eseridir bu karanlık? Dün Irak’ta, Suriye’de vahşi katliamlara imza atmış, bölgemizin kadim halklarına karşı acımasız cinayetlerin sorumluluğunu üstlenmiş bu ve benzeri örgütlerin yarattığı karanlık kimin eseridir? Kobanede’de, Rojava’da Kürt, Ermeni, Ezidi, Türkmen, Alevi, Şii… kim varsa tümünü katliamla tehdit eden bu karanlığa giden yol neyin taşlarıyla döşenmiştir; en başta eğitimin değilse? Hatırlansın: 4+4+4 sistemi kimden alındı, selefi Suudi Krallığından değil mi? Öyleyse bugün Kobane’yi savunmak nasıl ki yalnızca komşumuzu, akrabamızı, kardeşimizi, dostumuzu, yoldaşımızı savunmak değilse, bu karanlığa karşı çıkmak da yalnızca Alevilerin sorunu değildir! Artık bu miting yalnızca Alevilerin mitingi değildir. Bu nedenle de hiç kimsenin sokakları devletin ve hükümetin bir işaretiyle kan gölüne çeviren çetelere terk edip, bu ülkenin onurlu tüm insanları gibi barıştan, birlikte yaşamaktan ve demokratik hakların genişletilmesinden yana olan, şiddetle uzak ara ilgisiz Alevileri evlerine kapatmaya hakkı yoktur! Sokaklar ve meydanlar katliamcı çetelerin değil, bu ülkenin en demokratik temel haklarını kullanan, vicdanlı, onur sahibi yurttaşlarınındır!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Mitingin düzenleyicileri olarak bizler dosta düşmana ilan ederiz ki mitinge gelmeyi düşünen, gelebilecek, gelecek her bir canımızın bir saç teli bile bizler için değer biçilemez! Mevcut gelişmeler karşısında ne hükümete, ne herhangi bir devlet kurumuna güveniyoruz! Çetelerin saldırıları ve mitingimiz hakkında dedikodu çarkları dönerken, Alevi topluluklar Sivas tehdidi ve travmasıyla evlerine çekilmeye zorlanırken bu mitingin tümüyle güvenliksiz olduğunu ilan ediyoruz! Bu güvenliksizliğin ve yine şimdiden ilan ediyoruz ki, miting meydanında düşünmek bile istemediğimiz en küçük bir provokasyonun gerçek sorumlusu, demokratik haklarını demokratik usüller içinde kullanan yurttaşlarını koruma görevini tümüyle terk ederek yurttaşını düşmanlaştıran devlet, hükümet ve onların kurumları, kişileri olacaktır! Ancak devletin ve hükümetin sorumluluğunu işaret etmek, bizlerin muhtemel riskleri, tehlikeleri gözetmeyeceğimiz, gözetmediğimiz anlamına gelmez! Biz, miting kararlılığını sürdüren kurumlar olarak dostlarımızın, canlarımızın sırtından ucuz kahramanlığa soyunmayı reddederiz! Bu nedenle bizler, HBVAKV ve AKD olarak, tüm şubelerimizi, tüm üyelerimizi mitinge katılıp katılmamak konusunda serbest bırakıyoruz! Kimse adına onun yerine geçip sorumluluk üstlenmiyoruz! Aynı şekilde, mitingimize destek vereceğini söyleyen tüm dost örgütlenmelere, inisiyatiflere yönelik destek ve katılım çağrımızı geri çekiyoruz! Mitingimizle ilgili olarak Kendi üyeleri ya da bileşenlerine yönelik olarak yapacakları her tür çağrı ilgililerin kendi sorumluluğundadır.

Ancak ister iki kişi, ister iki yüz, ister iki yüz bin… Bizler o meydanda, o saatte olacağız; bembeyaz flamalarımızla, bayraklarımızla, sözcüklerimizle, şarkılarımızla Sıhhıye’de olacağız; inat ettiğimiz için değil, bu miting artık yalnızca Alevilerin mitingi olmaktan çıktığı için…Yalnızca bembeyaz flamalarımızla: Bu miting baştan beri karanlığa karşı aydınlığın savunusu olduğu içindir ki…bu miting katliamcılara, asimilasyonist zihniyete karşı demokratik bir birlikteliğin haykırılması ve bunun en temel şartının mevcut eğitiminin sistemine yalnızca din dersleriyle değil, tüm boyutlarıyla karşı çıkılması gerektirdiği içindir ki…IŞİD karanlığına karşı beyaz bayrakların, eğitimde yeni bir başlangıç için beyaz sayfaların, bağırıp çağırmayı höykürmeyi haklılık sayanlara karşı beyaz suskunluğun, ülkemizde,bölgemizde kanı canice dökülen tüm kardeşlerimiz için beyazlara bürünmüş bir saygının mitingi olacaktır; biz tarihten silinsek de yenilmez umudun ve ortaklaşalığın mitingi!

Tekrar ederek vurguluyoruz bizler iki kişiyle de olsa, iki bin kişiyle de olsa, beyaz flamalarımızla sokakta, miting meydanında yerimizi alacağız!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Tüm şubelerimize, Alevi örgütlülüğünün bütün bileşenlerine ve mitingimize destek olan tüm kurumlara ve inisiyatiflere sesleniyoruz: Karşı karşıya olduğumuz bu özel durum ve özel gündem nedeniyle, mitingimize hiçbir bayrak ve flama, biz düzenleyici kurumların bayrak ve flamaları dahil, hiçbir pankart, afiş, poster kabul edilmeyecektir. Mitingimize katılan her canımıza meydan girişinde beyaz flamalar kurumlarımızca sağlanarak dağıtılacaktır. Bu nedenle mitinge katılacak olanların, en başta kendi üyelerimiz olmak üzere, kendi şubelerimizin bayrak ve flamaları ya da pankartlarıyla da olsa miting alanına gelmemelerini; kurumlarımızın dışındaki inisiyatiflerin aynı şekilde, pankartsız, bayraksız, flamasız olarak gelmesini bekliyoruz! Bembeyaz flamalarımız: Çetelere karşı, IŞİD karanlığına karşı, katliamlara karşı, Kobane’deki, İstanbul’daki, Antep’te, Adana’da, Dersim’de, Rize’de… dünya nereden kanıyorsa oradaki dostlarımızla barışın büyük beyaz gelincik tarlasında hemhal olmak için! Bembeyaz çünkü Kobane kan ağlıyorken sokakları kanın kırmızısına değil, barışın beyazına boyamak için! Kerbela’nın matemiyle yoğurulmuş biz Aleviler, yas-ı matemin yaklaştığı bugünlerde evlerimizin kapılarını kapatıp devletin bir parmağıyla sokağa fırlayan palalı çetecilerin kapımızı çalmasını beklemeyeceğiz!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Bu miting sessizce değil ama sessizlikle yapılacaktır! Sessizliğimizle barışın gök gürültüsünü dosta düşmana duyurmak için! Bu nedenle mitingimizde hiçbir slogan, hiçbir zılgıt atılmayacak; hiçbir biçimde haykırışlara, çığlıklara, alkışlara yer olmayacaktır! Bu mitingte hiçbir gösterişe, boy göstermeye, kürsüden ve sokaktan rant devşirmeye kesinlikle yer verilmeyecektir. Bu nedenle, kürsüde de, mitingin sorumluluğunu üstlenen iki kurumun logolarının yer aldığı büyük beyaz bayraklarımız dışında da hiçbir şeye yer verilmeyecektir. Aynı şekilde, kürsü üstünde çok çeşitli amaçlarla fotoğraf vermek için itişen bir kalabalığa da mitingimizde yer yoktur! Kürsü, yalnızca sunucuya, bir organizasyon görevlisine ve konuşma sırası gelen konuşmacıya açıktır! Konuşmacılarımız bile, konuşma sırası gelmeden kürsüde bulunmayacaktır!

Mitingimiz ne yazık ki tümüyle provokasyona ve her tür güvenlik tehdidine açık hale getirildiği içindir ki Gar meydanında toplanılarak miting alanına yapılacak olan yürüyüşümüz de iptal edilmiştir! Artık şehrimizin bütün meydanları, bütün sokakları toplanma alanıdır! Her sokaktan, her mahalleden, her ilçeden ve şehirden, herkes dilediği gibi, salına salına, yürüye yürüye, dilediği araçla doğrudan miting meydanımız olan Sıhhiye’de bir araya gelecektir! Bilindiği gibi, mitingimiz saat 12:00’da başlayacaktır. Mitinge katılacak olan tüm canlarımızın en geç saat 11:00’dan itibaren meydanda toplanmaya başlaması yerinde olacaktır!

Bu miting bir ilke imza atacaktır! 12 Ekim’de, Ankara Sıhhıye Meydanı’nda evimiz oturur gibi oturmaya geliyoruz! Sokaklar, meydanlar, caddeler Türkü, Kürdü, Ermenisi, Çerkezi, Gürcüsü, Romanı, Arabıyla; müslimi, gayrı-müslimi, dinlisi, dinsizi, kadını, erkeği, yaşlısı genciyle, saydığımız sayamadığımız kim varsa onurlu insanlarındır! Meydanların evimiz olduğunu, çetelerin kanlı saldırılarının, tehdit ve şantajların, kanlı tarih sayfalarının bizi evimizden çıkarmaya yetmeceğini dosta düşmana göstermek için, mitingimizin başladığı saat 12:00’den itibaren mitingimize katılan tüm canları oturmaya davet ediyoruz! Mitingimiz başladıktan sonra görevliler ve gözbebeğimiz çocuklarımız ile onlara eşlik etmek durumunda olan ebeveynleri dışında, hiç kimse miting alanında hareket halinde ve ayakta olmayacak, miting sonuna kadar, herkes olduğu yere oturarak sokakların evimiz olduğunu bir kez daha dosta düşmana haykıracağız! Şunu herkes bilsin: Aleviler buradadır, Aleviler hiçbir yere gitmeyecektir! Dünyanın tüm sokakları onurlu Alevilerin evidir! Bu sokaklardan Alevileri düşmanın ne kirli ataları sökebildi, ne de şimdi kanlı tarihleriyle övünerek bunu gözümüze sokmaya kalkanların elleri kanlı torunları bunu başarabilecek!

Öyleyse bu miting yapılacaktır!

Mitingimiz belki dünyanın en küçük, tarihimizin en düşük katılımlı mitingi olacaktır! Bir tek insanımızın canı yanacaksa, biz alay edilmeyi, küçümsenmeyi göze alıyoruz ve bunu göğüslemeye hazırız! Mitingi iptal ederek evlerimizin kapısını çekip oturmaktansa, evlerimizin kapılarında çarpı işaretleri, hilal işaretleri görmeyi beklemektense sokakta, meydanda aşağılanmayı ve alay edilmeyi göze alıyoruz! Tam bu kanlı günlerde Alevileri evlerine çağıranların, giderek ağırlaşan ülke ve bölge gündemi karşısında bir daha aynı Alevileri hangi yüzle sokağa çağırmaya cesaret edebileceklerini de onların hanesine soru olarak düşüyoruz! Yukarıda açıkladığımız gerekçeler çerçevesinde, kurumlarımızın hiçbir kuşkusu yoktur ki her bir Alevi canımız, her bir örgütümüz, Alevi örgütlülüğünün her bir bileşeni, gönlümüzün bir olduğu her bir dostumuz, kendi ipini kimsenin eline vermeden, kendi boynunu kimseye kırdırmadan, kendi aklının, vicdanının, muhakemesinin gereğini, kendisine yakıştırdığı neyse onun gereğini yapacaktır! Kim, neyi seçerse seçsin, biz orada olacağız! Gönül kalsın, yol kalmasın! Çünkü yol cümleden uludur! Cümle, bazen bir kişide tecelli eder, bazen bir milyon kişide! Bir kişi de olsak o meydandayız. Çünkü bugün bölgede ve ülkemizde çocuklarımız an be an katledilirken, ulu olan yolumuz Sıhhıye Meydanı’ndan geçmektedir; evlerimizin salonlarından değil!

Medet, Mürvet ya Ali!

Rehberimiz Şah-ı Merdan, Şah-ı Necef, Şir-i Yezdan, ya Ali

Gözcümüz bekçimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli,

Yardımcımız Bozatlı Hızır,

Şu dağların sahibi Bava Düzgin

Demine, devranına Hü! Cümlenin yolu açık olsun!

HACI BEKTAŞ VELİ ANADOLU KÜLTÜR ALEVİ KÜLTÜR VAKFI ADINA DERNEKLERİ ADINA

ERCAN GEÇMEZ – DOĞAN DEMİR

 

Kobani zulmünü en iyi Aleviler bilir

FATİH TUNÇ

Bir zamanlar inançları nedeni ile bin bir türlü zorbalık ve haklarında çıkan katliam emirleri ile bu ülkede dinsiz olarak ilan ettiğiniz Aleviler, bugün dinci geçinen ve bu katliamlara sessiz kalan bir çok dinciye resmen insaniyet dersi vermekle beraber, vicdani kavramların dine bağlı olmadığının en büyük göstergesini Kobani’de ki katliamlara sessiz kalmayarak ve eylemlerde ki samimi ve ciddi duruşları ile ortaya koymuştur. Yıllardır haklarında bin bir türlü çirkin rivayetler ve buna benzer ahlak dışı olaylarla halka Alevilik inancını yanlış anlatan, Bürokratlar, Siyasetçiler ve İlahiyatçılar, Aleviler bugün insanlık için buradalar peki siz neredesiniz?

Yüzyıllardır Alevileri anlamayan Kürt halkı bugün Alevilerin Kürtlere verdiği destekle, İnancın değil insan olmanın ne kadar mühim bir kavram olduğunu anlamış ve yalnızlığına terk edilen Kürt halkının tek destekçisi olarak samimiyetlerini ölerek ve direnerek ortaya koymuşlardır. Geçmişe nazaran Alevilere farklı gözlerle bakan, ibadetlerini sapkın bir şekilde anlatan kesimler, Aleviler Kobani’de, Dersim’de, Gımgım’da, Muş’da, Erzurum’da, Ağrı’da ve Kobani eylemlerinin olduğu her yerde İnsanlık adına direnirken siz neredesiniz?
Türkiye’de yapılan eylemlerde, devlet tam anlamı gönderdiği tomalar, akrepler, panzerler ve diğer zırhlı araçları bugün Kobani’ye göndermiş olsaydı belki Kobani kurtulmuş olur ve Barış sürecindeki samimiyet artar kardeşlik tam anlamı ile sağlanırdı. Ama netice olarak Türkiye Kobani’ye destek olmak yerine Anadolu toprakları üzerinde Kobani’yi aratmayacak katliamlar ve zulümlerin oluşmasına zemin hazırlayarak oluşmaya çalışan kardeşlik tohumlarının üzerine tekrardan zehirli gazlar ve silahlarla saldırarak yeşermemiş barış sürecini kana bulamış ve samimiyetini yitirmiştir. Bugün bu katliamları en iyi Aleviler bilir, çünkü bir zamanlar ateşin içinde diri diri yakılırken, başları gövdelerinden ayrılan “Ali Şer” hikayeleri ile büyüdüler.
Alevilerin geçmişinde çocuklarına anlatabilecek güzel bir hikaye yoktur, çünkü o dönemlerde yaratmış olduğunuz katliamlar ve zulümler tekrarlanırken, geçmişin acılarını Kürtlerle beraber en iyi Aleviler bilmektedir.
Alevilerin Kobani için verdiği destek ve duruş tam anlamıyla ortadadır. Peki dün Aleviler hakkında, yalan yanlış bilgiler vererek ülkede Alevi düşmanlığını artıran dinci diye adlandırılan kişiler insanlık ölüyor, neredesiniz söylesenize? Geçmişte bu tür olayları yaşayan halklardan biri olan Aleviler Anadolu toprakları üzerinde her haksızlığa ve zulme karşı duruyor diye dinsiz sayılıyorsa, kusura bakmayın ama ben de dinsizim. Yıllardır kirlettiğiniz değerler şimdi karşımıza Işid haşhaşilerini çıkarırken, siz neden ortada yoksunuz, yoksa ölmekten mi korkuyorsunuz?! Alevilerin vermiş olduğu mücadele tam anlamıyla Din ve inancın ikinci mertebede olduğu ve en önemlisi İnsan olmanın bu Dünya’da ki en büyük Din olduğunun göstergesi ve kanıtıdır.
Kobani ve Ülkedeki tüm Alevilerin zulüm ve katliamlara verdiği samimi duruş ve cesaretinden dolayı, hepsine saygılarımı sunuyorum.

Kerbela’dan Kobanê’ye

ALİ KENANOĞLU

İşgal mantığını anlamaya çalışmak ve bu işgali destekleyecek aklı, inancı haklı, meşru görmenin neye tekabül ettiğini incelemek-irdelemek gerekir. Düşünsenize sizin yaşadığınız topraklarda kendinizi yönetecek bir sistemi kurmuş yaşayıp gidiyorsunuz, birileri geliyor ve ‘hayır sizin bu sisteminiz yanlış o sistemi ben kuracağım ve ben sizi yöneteceğim’ diyor ve siz bunu reddettiğiniz zaman sizinle savaşıyor, evinizi ocağınızı, kentinizi yakıp yıkıyor. Erkeklerinizi öldürüp kadınlarınıza tecavüz ediyor, kızlarınızı satıyor ve birileri de bunu haklı görüp destekliyor. Bu caniliğe gerekçeler yaratıyorsunuz, kimisi İslamın emri, kimisi ulus devlet anlayışı, kimisi bölgesel bütünlük, ülkemizin sınır güvenliği gibi bir sürü zırvayla bu caniliği haklı meşru görebiliyor, kimisi destekliyor kimisi de çaktırmadan ellerini ovuşturabiliyor.

Biz Aleviler bu caniliğin Kerbela’dan bu tarafa mağdurlarıyız. Dersim bu mantıkla işgal ve imhaya tabi tutulmadı mı? Birileri Dersim’e medeniyet getirmek için çoluk çocuk demeden insanlarımızı mağaralarda topa tutup zehirli gazlarla katletmedi mi? Neymiş; Dersim’de aşiret sistemi varmış, ağalar halka zulmediyormuş, medeniyetin oralara girmesine müsaade etmiyormuş, vergi vermiyormuş gibi bir yığın zırvayla bu katliamlar yapıldı. Sanki siz Dersim’e girip aşiretleri ortadan kaldırdıktan sonra başımız göğe erdi, mutluluktan, huzurdan refahtan ne yapacağımızı şaşıracak duruma geldik!

Dün Kerbela’da nasıl bir vahşet yaşanmışsa, Dersim’e hangi gerekçeyle girilip katliam yapılmışsa bugün de Kobane’ye aynı gerekçeyle girilip Kerbela zulmü yapılmak istenmektedir. Şengal’de yaptıkları gibi.

Rojava halkı işgal kuvveti değildir, kendi topraklarında kendi kurduğu sistemle yaşamaya çalışan ve kimsenin malına, canına, kadınına, çocuğuna, toprağına göz dikmeyen bir yönetim anlayışı içinde yaşamaya çalışan bir halktır.

Adına bugün IŞİD denilen ve tarihin farklı zamanlarında farklı adlarla mazlum halkların malına canına kasteden bu caniler şimdi Kobane’ye girmeye çalışıyor. Kobane artık bir semboldür, tıpkı Dersim tıpkı Kerbela gibi. Kobane zalime karşı mazlumun direnişinin bir sembolüdür, Kobane ağır silahlara karşı yaşam alanını savunan halkın bedenini ortaya koyduğu bir direnişin sembolüdür. Artık Kobane sadece Kobane değildir.

Biz Aleviler sistemin bize ezberlettiklerinden kurtularak Kobane’ye böyle bakmalıyız. Kobane asimilasyona, inkara, imhaya karşı duruştur. Kobane Alevi çocuklarını katleden, sadece Alevi oldukları için boğazları kesilen mazlum halklarımızı katleden IŞİD zihniyetine karşı verilen bir onur savaşıdır. Bu savaşta bizim yerimiz Kobane halkının yanıdır. Bizim yerimiz Türkiye’de içimizde var olan IŞİD anlayışına karşı bir direniş öyküsü yazan Kobane savaşçılarıdır. Kobane düştükten sonra bu caniler daha da şımaracaklar ve daha da canileşecekler. Kürtlerin imhası ile zaten listenin başından hiç düşmeyen Alevilere yönelik saldırı ve katliamları hızlandıracaktır. Öyleyse bu canilere karşı ve onlara destek olanlara karşı birlikte mücadele zamanıdır. 12 Ekim Ankara mitinginin ana konusu olan ‘eğitimde hak ihlallerinin’ de bir parçası olan bu selefi işgalci anlayışa karşı bir duruşa çevirmeliyiz.

12 Ekim Ankara Mitingi Kerbela’dan Kobane’ye süren zihniyete ve onun destekçilerine karşı yapılacak bir miting olacak. Bu canilere bu zihniyete karşı sesimizi daha gür çıkartmak için tüm canları 12 Ekim’de Ankara’ya bekliyoruz.

Alevilik derslerine saygın ödül

Yaklaşık üç yıldır çeşitli okullarda verilen Alevilik dersleri ödüle layık görüldü. Britanya Eğitim Araştırmaları Derneği BERA (The British Educational Research Association)  Alevilik dersleri ve bu konuda akademik bir araştırma yürüten Dr Celia Jenkins’i ve çalışmayı ortak yürüttüğü Cemevi ve Prince of Wales ilk okulu ile Highbury Grove Orta Okulu yöneticilerini ödüllendirdi. Kurum, Westminster Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri veren Dr Jenkins’in “Alevi inancı ve Kimlik süreci” başlıklı araştırmasının, Alevi gençler arasında endişe verici boyutlara yükselen intiharlar ve kimlik bunalımına karşın okudukları okullarda inançlarını tanımadıkları ve anlatamadıkları için yaşadıkları sıkıntıya işaret ettiğini kaydetti.

Araştırmada, Alevi toplumu ve Cemevi’nin işbirliği ile Highbury Grove orta okulunda başlayan Alevilik derslerinin, bu inanca mensup çocukların başarı seviyelerini de arttırdığına ve çevreleri ile daha uyumlu olmalarına katkıda bulunduğuna dikkat çekiliyor.

TÖRENE BAF YÖNETİCİLERİ DE KATILDI

İngiliz okullarını ve eğitim sistemini Alevilik dersleri ile tanıştıran projeyi gerçekleştirenlere ödülleri BERA tarafından takdim edildi. Britanya Alevi Federasyonu yetkililerine ödüllerini törenle verdi.Geçtiğimiz günlerde British Enstitüsü binasında 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan kurumdan ödülü alan BAF Başkanı İsrafil Erbil ‘Alevilik dersleri’nin diğer inançlarla birlikte okullarda okutulması Alevi çocuklarının özgüvenini artırmaktadır’ derken, Dr Celia Jenkins de okullarda öğretilen kültürler ve inançların eşit olarak öğretilmesi ve her çocuğun kendine ait değerleri öğrenmesi gerektiğini vurguladı.

İngiltere’de Alevilik dersleri ilk kez IAKM-Cemevi’nin girişimleri sonucu, Enfield Princess Wales Primary School’da verilmişti. İngiltere ilokullarında dünya dinleri kapsamında 5 ile 11 yaş grubu çocuklara anlatılmaya başlanan Alevilik daha sonra Highbury Grove Ortaokulu’nda , bu yılda Nottingham’a bağlı Uttoxeter kasabasında sadece 2 Alevi öğrencinin bulunduğu Picknalls First İlk Okulu’nda verilmeye başlanmıştı.

Aleviler Kobani için sokağa çıkıyor

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu Kobani’de yaşananları protesto etmek için sokağa çıkacak.

AABK, FEDA ve otuz dört kurum, IŞID’in saldırıları karşısında Kobani direnişini desteklemek, uluslararası güçleri kamuoyunu duyarlı kılmak amacıyla 11 Ekim tarihinde Cumartesi günü Almanya’nın Düsseldorf kentinde miting yapacak.

AABK tarafından yapılan yazılı açıkamada, IŞİD militanlarınca kitlesel katliamın dünya kamuoyunun gözüönünde gerçekleştirildiği, İŞİD’in yıllardan beri Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklendiği ifade edildi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İŞİD’in yardımıyla Rojava Kürt otonom bölgesi düşürülmek istenmektedir. Burada iki yüzlü bir oyun oynanmaktadır. Bilinen bir gerçek var ki, o da Türkiye’nin Almanya’dan silah satın aldığı. Eğer Türkiye İŞİD’e silah sevkiyatı yapıyorsa bu bir Alman silahı da olabilir. Alman hükümeti bu nedenle Türkiye ve diğer ülkeler gibi büyük bir sorumluluk taşımaktadır.”

Düsseldorf’taki eylemin çağrıcısı 34 kurum ise şunlar: Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM), Demokratik Birlik Partisi (PYD), Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJKE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Ermeni Konseyi, Avrupa Süryaniler Birliği, Almanya Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKÊ), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kürdistan Komünist Partisi, Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), Yaşanacak Dünya, Devrimci Proletarya, Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Avrupa Demokratik Haklar Federasyonu (ADHK), Mezopotamya Demokratik Değişim Partisi, Nor Zartonk Ermeni İnisiyatifi, Kürdistan İslam Toplumu Federasyonu (FCÎK), Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK), Ciwanên Azad, Avrupa Koçgirililer Birliği, Dêrsim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dêrsim Soykırım Karşıtları Derneği, Avrupa Karakoçanlılar İnisiyatifi, Avrupa Kürecikliler İnisiyatifi, Avrupa Maraş Girişimi, Avrupa Karerliler Derneği, Mezopotamya Kültür Merkezi, Asur Kültür Merkezi, Kürdistan İslam Birliği Derneği, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), Kurdische Gemeinde Deutschland e.V., Êzîdî Akademisyenler Topluluğu (GEA), Birleşmiş Milletler İçin Kürt Cemiyeti (UNA-KURD), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Avrupa Sürgünler Meclisi (ASM).

Mitingin 11 Ekim tarihinde Düsseldorf kentinde, saat 12:00’de, DGB Alman Sendikalar Birliği binası önünde, Friedrich-Ebertstr.’de gerçekleştirileceği bildirildi.