Ana Sayfa Blog Sayfa 6380

Aleviler Ankara’ya yürürken!

Her nereye gitsem, yolum dumandır
Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
Zincir boynum sıktı hayli zamandır
Açılın kapılar şaha gidelim (Pir Sultan)

Alevilerin Düzgün Baba’dan başlattıkları Ankara yürüyüşü devam ediyor. Zorunlu din derslerine karşı Alevilerin kutsal mekanlarından başlatılan yürüyüşe karşı medyanın ilgisizliği, devletin ve hükümetin Alevilere karşı olan tavrın kendisi oluyor.

AİHM kararı açık bir şekilde Türkiye’de zorunlu din derslerinin durumunu ortaya koyarken, kamuoyunun bu konuda sessiz kalması, ilgisiz kalması Alevilerin bu toplumda ne kadar tecrit edildiğini de göstermektedir. Davutoğlu ve Erdoğan’ın açıklamalarında yalana ve manipülasyona dayalı bu tecrit, teşhir net görülüyor. Alevilere nefret söylemlerini besleyerek karşı duran siyasal iktidar, Aleviliğin asimilasyonla yok edilmesi konusunda ısrarını ortaya koyuyor. İktidar, IŞİD ittifakıyla anılmaya başlayan ve Alevilere aynı gözle bakan bir noktanın ötesine geçemiyor.

Ortadoğu’daki savaş ve IŞİD’in yürütmüş olduğu siyasete karşı bu kadar net konuşamayanlar konu Kürtler ve Aleviler olunca ağzına geleni söylemekten çekinmiyorlar. Türkiye’de bu bir gelenek haline gelmiş bulunmakta. Nefret söylemleri, hedef göstermeler, bizzat siyasi iktidar tarafından yapılmakta, Aleviler  toplumdaki ahlaksızlar, suçlular olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın zorunlu din dersleri ile ilgili yapmış olduğu konuşma utanç vericiydi. Erdoğan; “AİHM geçen haftalarda Türkiye aleyhine bir karar aldı. Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden öğrencilerin muaf sayılmasını temin edecek bir düzenleme. Bu karar yanlış bir karar. Batıda bunun uygulaması yok, böyle bir şey olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik, kimya, matematik dersinin tartışma konusu olduğunu göremezsiniz. Ne hikmetse zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi tartışma konusu olur. Eğer olsun mu olmasın mı diye tartışılacaksa uyuşturucu bağımlılığından, terörden, şiddetten neden şikayet ediliyor? Zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini tartışmaya açarsanız tabii uyuşturucu gelir, şiddet gelir, ırkçılık gelir onun yerini doldurur. Biz manevi değerlerine bağlı bir nesilden söz ettiğimizde hem içeriden, hem dışarıdan sesler yükseliyor…”

Bu ülkede otuz yılı aşkındır zorunlu din dersleri uygulaması vardır. Binlerce cami, binlerce imam hizmet vermektedir. Sayın cumhurbaşkanının temsil ettiği Türk -İslam sentezci cephe yüzde elliler oranında oy almaktadır. Cumhurbaşkanının iddiasına göre o zaman bizim böyle bir sorunumuzun olmaması gerekiyor. Varsa -ki var-  Erdoğan’a sormak gerekir, neden daha önce Türkiye’de uyuşturucu kullanımı bu kadar yayın değildi? 1960’ların 70’lerin Türkiye’sinde yaygın olmayan, 80 sonrası zorunlu din eğitiminin olduğu Türkiye’de yaygınlaşıyor olması ilginç değil mi? Uyuşturucu kullanımını acaba bu eğitimle ilişkilendirmek mi lazım? Yoksa iktidar için menfaat için her şeyi reva gören anlayışın hakim olduğu bir Türkiye’nin yaratılmış olması, bu durumu ortaya çıkarmamış mıdır? Birçok siyasi çevre, JİTEM gibi özel kuvvetlerin adı bu ülkede uyuşturucu ile anılmadı mı? Avrupa’ya uyuşturucunun geçiş güzergahı yolu Türkiye değil mi?

Askeri siyasi ve istihbaratı olarak bir dünya devleti olduğunu iddia eden sayın cumhurbaşkanı bunun önüne geçecek tedbirleri almaktan aciz mi? Kudretli Türkiye bu uyuşturucu, menfaat çeteleri ile baş edemiyor mu? Yoksa Türkiye Ortadoğu batağında bu alanı kendisi için bir menfaat alanı olarak mı görüyor? Asıl sorulması gereken soru bu.

Sayın cumhurbaşkanının din eğitimi almasınlar da uyuşturucu mu kullansınlar tezi Türkiye’de dini değerlerin nasıl istismar edildiğini, toplumun algısının nasıl köreltildiğinin de göstergesi oluyor. Geçmişte İslami kesimin cahiller topluluğu olarak görüldüğü ve bundan dolayı da şikayetçi olduğunu söyleyenler bu söylemi ile Müslümanları cahil mi sanıyor?

Yine belirtmek gerekiyor ki AİHM’in vermiş olduğu karar; hukuki ve temel insan hakları üzerinden verilmiş bir karardır. Sayın cumhurbaşkanının başbakanın ahlaki değerlere bakışı ile ilgili değildir. Şahsi fikirleri devlet ve iktidar fikri olarak ayakta tutulması örgütlendirilmesi, diktatörlüğe tekabül eder. Cumhurbaşkanının bu konuşması tüm Türkiye’yi temsil iddiasında olmadığını bir kez daha göstermiştir. Herkesin değil kendisi gibi düşünenlerin cumhurbaşkanı gibi davranmıştır.

Görünen o dur ki; AİHM’in bu kararı da, benzeri kararlar gibi hayata geçirilmeyecek, dejenere edilecek ve işlevsiz kılınacaktır. Medyadaki Alevilere karşı ön yargıyla beslenmiş yandaşlar Alevileri hedef alan yazılara imza atacaklar. “Siz din eğitimine karşı mısınız?” diye başlayan cümleler bu saldırıların parçası olarak yeniden pişirilecek.

Oysa ki herkes biliyor; sorun karşı olmak değil, eşitlik, hukuk ve adalettir. Başkalarının haklarına saygı gösterebilecek bir kültüre sahip olabilmektir. Başkalarından saygı görebilmek için saygılı olabilmeyi  bilmektir. Zorunlu adı altında din derslerinin verilmesi bu dersi almak istemeyenlere karşı bir saygısızlık dayatma ve irade tanımamaktır. Alevilerin Hıristiyan çocukların ve diğer gayri müslimlerin zorunlu olarak bir inancın, bir mezhebin hem de içi boşaltılarak Türk-İslamcı ırkçı bir derse dönüştürülmüş bir dersin baskısına maruz bırakılması ne kadar insani olabilir? Bunun arkasında durmak ve savunmak ne kadar ahlakidir?

Burada son sözü Altan Tan’a bırakmak lazım. Tan; “Zorunlu din dersini de ben yanlış görüyorum. Bakın, din kültürü dersi ayrı bir şey. Dünyada felsefe, sosyoloji, dinler tarihi, bütün dinlerin ne söylediği, bunlar insanlara öğretilsin. Dinler tarihi veya dinler bilgisi ayrı bir şey ama Sünni İslamlığı öğretmek ayrı bir şey. Ben, Altan Tan olarak çocuklarımın okullarda Kuran-ı Kerim, tefsir ve hadis dersleri almalarını istiyorum. Ama istemeyen ailenin çocuğuna zorla islam dini neden öğretilsin. Ateist bir ailenin çocuğuna zorla İslam öğretmeye hakkımız yok, Alevi bir ailenin çocuğuna zorla sünnilik öğretme hakkımız yok. Kim çocuğuna hangi inancı öğretmek istiyorsa okullarda o öğretilmeli. Bunu zorla yapmak, zorla Sünni İslamlığı öğretmek İslami de değil. Müslümanlıkta kimseyi zorla Müslüman yapmak yok, zorla tebliğ de yok.”

Rojava Anayasası

Rojava Toplumsal Sözleşmesi

Giriş

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.

Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulus-devleti, askeri ve dini devlet anlayışını, aynı zamanda merkezi yönetimi ve iktidarı kabul etmez.

Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; bütün etnik, toplumsal, kültürel ve ulusal oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade etmeleri için toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açıktır. Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulusal ve uluslararası barışa, Suriye’nin sınırlarına ve insan haklarına saygılıdır.

Toplumsal Sözleşme’nin oluşması, demokratik toplumun inşasının aracı ve toplumsal adaletin güvencesi olan Demokratik Özerkliğin tesisi ve bilimsel bir toplumun inşası için; Demokratik Özerk Yönetimler’deki Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin ve Çeçenlerin istemleri ile Suriye’nin diğer halklarının istemleri demokratik bir Suriye ve Demokratik Özerk Yönetimler’in siyasi-toplumsal bir sistem olmasında birleşti. Bu amaçlar ve böyle bir yönetim için bu sözleşme kabul edilmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM

Temel unsurlar:

1. Madde: Bu anlaşmanın adı, Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin (Cezîrê, Kobanê ve Afrin) Toplumsal Sözleşmesi’dir. Demokratik Özerk Yönetimlerin Toplumsal Sözleşmesi’nin işlemesi ve ilerlemesi bu sözleşmenin bir parçasıdır ve ondan ayrılamaz.

2. Madde:
a) İktidarların kaynağı halktır, halk iktidarın sahibidir, seçimle belirlediği kurumları ve meclisleri aracılığıyla yönetimini sağlar. Demokratik Özerk Yönetimler’in Toplumsal Sözleşmesi’nin dışında kalan yönetimlerin hiçbiri meşru değildir.
b) Demokrasi temeli üzerinde kurulmuş olan meclis ve yürütme kurullarının kaynağı halktır. Bunların tek elde veya zümrede toplanması kabul edilemez.

3. Madde:
a) Suriye özgür, demokratik ve bağımsız bir devlettir. Suriye, parlamenter, federal, çoğulcu ve demokratik bir sisteme sahiptir.
b) Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri (Cezîrê, Kobanê ve Afrin) Suriye topraklarının bir parçasıdır ve Qamişlo kenti de Demokratik özerk Cezîrê Kantonu’nun merkezidir.
c) Cezîrê Kantonu ortak kantondur ve içerisinde Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Çeçenler ile İslam, Hıristiyan ve Êzidî inançları birlikte yaşarlar. Bu da kardeşlik ve ortak yaşam temelinde gerçekleşir.
d) Bu sözleşme Demokratik Özerk kantonların Yönetimleri için temel teşkil ediyor ve Geçici Yasama Meclisi tüm kantonların temsilciliğini yapar.

4. Madde: Kantonlarda Demokratik Özerk Yönetim sistemi
a- Yasama Meclisi,
b- Yürütme Meclisi,
c- Yüksek Seçim Komiserliği,
d- Yüksek Anayasa Meclisi,
e- Bölge Meclisleri’den oluşur.

5. Madde: Qamişlo kenti Cezîrê kantonunun merkezidir ve yönetimidir.

6. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerde her şahıs ve oluşum erk ve haklar bakımından yasalar önünde eşittir.

7. Madde: Toplumsal Sözleşme’yi kabul eden Suriye’deki bütün kentler ve bölgeler, Demokratik Özerk Yönetimlerin kantonlarına dahil olma hakkına sahiptir.

8. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerin tüm kantonları; her türlü bölgesel faaliyetlerini yürütme, özgür iradeleriyle yönetim ve meclislerini kurma ve Toplumsal Sözleşme’ye aykırı olmayan her türlü hakkı kullanma hakkına sahiptir.

9. Madde: Cezîrê Kantonu’nun resmi dilleri Kürtçe, Arapça ve Süryanice’dir. Aynı zamanda diğer tüm oluşumların anadillerini kullanma ve anadillerinde eğitim görme hakkı vardır.

10. Madde: Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri hiçbir devletin içişlerine karışmaz, komşuluk haklarını savunur ve sorunları da barış yoluyla çözmeyi esas alır.

11. Madde: Demokratik Özerk Kantonlar bayrak, amblem ve marşlarını belirleme hakkına sahiptir. Bunlar ilgili yasalarla düzenlenir.

12. Madde: Demokratik Özerk Yönetim, siyasi merkeziyetçi olmayan, gelecek Suriyesi’nin bir parçası ve örneğidir. Suriye için federal sistem en uygun sistem olduğundan dolayı özerk yönetim ile merkez (merkezi devlet) arasındaki ilişkiler bu temel üzerine kurulur.

İKİNCİ BÖLÜM

Temel unsurlar:

13. Madde: Bu sözleşmede yasama, hukuk ve yönetim erkleri birbirinden ayrıdır. (Güçler ayrılığı ilkesi)

14. Madde: Özerk yönetim; günün adalet ölçülerine göre, rejimin daha önce bölge halkına karşı geliştirmiş olduğu tüm ırkçı projelerini kaldırarak, zarar gören yurttaşların zararlarını telafi eder.

15. Madde:
a- Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ulusal bir kurum olarak her üç kantonun güvenliğinden ve toprak savunmasından sorumludur. Halkın çıkarlarına hizmet eder ve halkın güvenliği ile çıkarlarını korur. YPG özsavunma ilkesine göre hareket eder, merkezi ordu ile ilişkilerini Yasama Meclisi’nin çıkardığı yasalar belirler. İç güvenliğe ve merkezi sisteme yönelik tehditlere karşı da sivil yönetimleri destekler. Emirlerini de Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) alır.
b- Asayiş Güçleri İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır.

16. Madde: Yönetimleri gözetmeyen, dışarıda bırakan ve adalet ölçülerini aşan yasaların çıkarılması yasaktır.

17. Madde: Toplumsal Sözleşme, tüm yasalarda gençlerin siyasete ve yönetime güçlü bir şekilde katılımlarını güvence altına alır.

18. Madde: Suçlar ve cezalar ilgili yasalarla düzenlenir.

19. Madde: Vergi ve vergilendirme ilgili yasalarla düzenlenir.

20. Madde: İnsan Haklarına dair uluslararası tüm anlaşma ve sözleşmeler Toplumsal Sözleşme’de bir iç hukuk normu olarak geçerlidir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hak ve Özgürlükler:

21. Madde: Yönetimler, uluslararası anlaşma ve sözleşmelere göre insan haklarını ve değerlerini güvence altına alır. Yönetimlerde en değerli şey kişi ve grupların özgürlüğüdür.

22. Madde: Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin sivil, siyasi, kültürel, toplumsal, ekonomik maddeleri ve ilgili tüm bildiriler bu Toplumsal Sözleşme’nin bir parçasıdır.

23. Madde:
a) Herkes etnik, dil, cinsiyet, dini, mezhebi ve kültürel kimliğini yaşama hakkına sahiptir.
b) Herkes ekolojik toplum esaslarına göre yaşama hakkına sahiptir.

24. Madde: Her kişi ve grup; düşünce, inanç, karar ve görüşlerinde özgürdür. Alınan kararların toplumsal barışa, ahlaka aykırı olmaması ve diktatörlüğü savunmaması koşuluyla.

25. Madde:
a) Birey özgürlüğü esastır ve korunur, hiç kimse yasadışı olarak gözaltına alınamaz.
b) İnsan onuru esastır ve korunur, hiç kimseye fiziki ve psikolojik işkence yapılamaz. İşkence yapan kişi cezalandırılır.
c) Tutuklu ve hükümlüler için insani yaşam alanı azami şekilde düzenlenir ve cezaevleri, cezalandırma yerleri değil eğitim ve rehabilite yerleri olarak düzenlenir.

26. Madde: Toplumsal Sözleşme’de siyasi hayat (görüş) hakkı güvence altındadır ve idam cezası kaldırılır (yoktur).

27. Madde: Kadınların siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve her türlü yaşam hakkı vardır (güvence altına alınır)

28. Madde: Kadınlar, özsavunma ve her türlü cinsiyet ayrımını kaldırma, reddetme hakkına sahiptir.

29. Madde: Toplumsal Sözleşme, çocuk haklarını güvence altına alır, çocukların çalıştırılması, çocuklara fiziki ve psikolojik işkence yapılması ve çocukların küçük yaşta evlendirilmesini yasaklar.

30. Madde: Toplumsal Sözleşme’de her yurttaşın şu hakları vardır:
1) Güvenlik, huzur ve istikrar hakkı
2) Temel eğitim hakkı (zorunludur)
3) İş, ev, sosyal sigorta ve sağlık hakkı
4) Anne ve çocukların korunması ve beslenmesi hakkı
5) Yaşlıların ve engellilerin sağlık, korunma ve sosyal hayat hakları güvence altındadır.

31. Madde: Dini inançların yaşanması hakkı güvence altındadır, dinin siyasete alet edilmesi, din üzerinden karşıtlık ve ayrımcılık yaratılması kabul edilemez.

32. Madde:
a) Toplumsal Sözleşme’de parti, dernek, sendika ile sivil toplum örgütü kurma hakkı ve bunların yönetime katılımı yasalarca güvence altına alınır.
b) Toplumsal Sözleşme’de bölgelerdeki toplumun çok renkliliği, zenginleşmesi, kültürel gelişimi, siyasi özgürlüğü ve ekonomik edinimleri güvence altına alınır.
c) Êzidîlik inancı ayrı bir inançtır. Êzidîler her türlü toplumsal ve dini inançlarını yaşama hakkına sahiptir.

33. Madde: Toplumsal Sözleşme’de basın özgürlüğü, iletişim, yayıncılık ve gazetecilik faaliyetleri güvence altına alınmıştır ve düzenlemesi ilgili yasalarla yapılır.

34. Madde: Yurttaşlar görüşlerini ifade etme, grev ve barışçıl eylemler yapma hakkına sahiptir. Bu hak ilgili yasal düzenlemelerle belirlenir.

35. Madde: Herkes bilgi edinme, bilimsel faaliyet yürütme, kültürel ve sanatsal faaliyet yürütme hakkına sahiptir.

36. Madde: Herkesin seçimlerde bütün kurumlara aday olma hakkı vardır. Bu hak ilgili yasal düzenlemelerle belirlenir.

37. Madde: Herkesin siyasi göç (sığınma) hakkı vardır. Siyasi sığınma isteyen hiç kimse isteği dışında geri çevrilemez.

38. Madde: Toplumsal Sözleşme herkese fırsat eşitliği tanır ve güvence altına alır.

39. Madde: Yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikler bütün toplumundur. Bunların kullanımı, harcanması ve işletilmesi ilgili yasalarca düzenlenir.

40. Madde: Demokratik Özerk Yönetimler’deki tüm emlak ve topraklar halkındır. Bunların kullanımı ve dağılımı ilgili yasalarca düzenlenir.

41. Madde: Mülkiyet ve özel mülkiyet hakkı güvence altına alınır. Yasadışı olarak hiç kimse mal ve mülklerini kullanım hakkından mahrum bırakılamaz. Hiç kimsenin toprağı ve mülkü elinden alınamaz. Kamu çıkarı için alınması gerekiyorsa da karşılığı ödenmelidir.

42. Madde: Demokratik Özerk Yönetimler’deki ekonomik sistem; toplumsal gelişim, adalet ve üretimin devamı üzerine kuruludur ve bilimsel-teknolojik imkanlara dayanır. Üretimin geliştirilmesi ve ekonomik icraatların amacı insan ihtiyaçlarını karşılamak ve onurlu bir yaşamı tesis etmektir. Demokratik Özerk Yönetimler “Herkes çalışmasına göre kazanacak” esasına göre ortak bir ekonomi ve meşru bir yarışı kabul eder, tek elde toplamayı (stoklama) yasaklar ve toplumsal adaleti tesis eder. Ulusal üretim araçlarının mülkiyeti tesis edilir, yurttaş, işçi ve doğa hakları korunur ve ulusal egemenlik güçlendirilir.

43. Madde: Her yurttaşın seyahat, yer ve ikamet değiştirme hakkı vardır.

44. Madde: Toplumsal Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlükler -kişiye ve menfaatlere göre- yorumlanamaz.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yasama Meclisi

45. Madde: Yasama Meclisi, Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin yüksek meclisidir. Halk tarafından 4 yılda bir seçimlerle belirlenir.

46. Madde: Yüksek Seçim Komiserliği seçim sonuçlarını açıkladıktan 16 gün sonra, meclisin birinci oturumu gerçekleşir. Oturum çağrısını, Yürütme Meclisi Başkanı yapar. Eğer bazı olağanüstü durumlardan dolayı gerçekleşmezse, Yürütme Meclisi Başkanı 15 gün içerisinde meclisin salt çoğunluğunu (50+1) sağlayarak meclisi toplar. İlk oturuma en yaşlı üye başkanlık yapar. İlk oturumda Meclis Eşbaşkanı ve divanı seçilir. Olağan durumlarda (meclis içtüzüğüne göre) açık oturum yapılır.

47. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerin üye sayısı kentlerin ve bölgelerin nüfusa sayısına (oranına) göre belirlenir ve cinsiyet kotası yüzde 40’tan (%40) az olamaz. Aynı zamanda seçim yasasına göre; Süryani ve gençlik temsiliyeti kotası da özel olarak belirlenir.

48. Madde:

a) Meclis üyeleri (milletvekili, parlamenter) iki defadan fazla meclis üyesi olamaz.

b) Olağanüstü durumlarda; meclisin süresi, meclis üye tam sayısının dörtte birinin (1/4) isteği

ya da meclis divanının üye tam sayısının üçte ikisinin (2\3) oylamasıyla altı (6) ay uzatılabilir.

49. Madde: Seçme (seçmen) yaşının 18’den, seçilme (parlamenter seçilme) yaşının da 22’den küçük olmaması gerekir. Seçme, seçilme ve seçim koşulları ilgili yasalarca düzenlenir.

50. Madde: Meclis üyeleri parlamenterlik süresi boyunca, yüz kızartıcı suçlar dışında, düşüncelerinden dolayı yargılanamaz. Meclis onayı dışında yargılanamaz.

51. Madde: Meclis üyesi, meclis işleri dışında herhangi bir işi yapamaz, meslek icra edemez.

Mecliste yemin ettikten sonra o kişinin diğer işleri ve vazifeleri dondurulur. Meclis üyeliği öncesindeki tüm erkleri ve hakları saklıdır, meclis üyeliği sonlandığında eski haklarını ve erklerini kullanabilir.

52. Madde: Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri’nin her bölgesi, bölge meclisi temsilcilerini seçim yoluyla belirler.

53. Madde: Yasama Meclisi’nin erkleri: o Meclisin tüzüğünü, işlerini ve sistemini hazırlar.

Bölge komiteleri ve meclisleri tarafından sunulan yasaları düzenler.

Yürütme kurullarının işlerini gözetler ve soruşturmalarını yürütür.

Uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri onaylar.

Yürütme Meclisi’ne ya da bir meclis üyesine yürütme (kabine kurma) yetkisi verebilir.

Savaş ve barışa karar verir.

Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini belirler.

Genel bütçe kararı verir.

Genel siyaset ve ekonomik gelişim planlamasını belirler.

Genel af kararı verir

Yürütme Meclisi’nin ilanını (tebligat) yapar.

Demokratik Özerk Bölgeleri’ni belirler ve onların merkez (merkezi hükümet) ile olan ilişkilerini ilgili yasa ile belirler.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

54. Madde: Kanton Yöneticisi:

a) Kanton Yöneticisi ve Demokratik Özerklik Yönetimi’nin Yürütme Meclisi Yöneticisi, Toplumsal Sözleşme’de belirlenen ölçülere (yasalara) göre halk adına yürütme görevini yerine getirir.

b) Konton Yöneticiliği’ne aday olacak kişinin;

1- 35 yaşını geçmiş olması gerekir.

2- Suriye yurttaşı olması ve aday olduğu kantonun içerisinde yaşaması gerekir.

3- Herhangi bir yüz kızartıcı suç ile yargılanmamış olması gerekir. İtibarı iade edilmiş olsa bile.

c) Kanton adaylığı şu şekilde gerçekleşir:

1- Meclisin birinci oturumunun ardından 30 gün içerisinde, Yasama Meclisi Başkanı kanton yöneticisinin seçilmesi çağrısı yapar.

2- Adaylık dilekçeleri Yüksek Mahkeme’ye yapılır, mahkeme de 15 günlük soruşturma süresinin sonunda dilekçeleri ya onaylar ya da reddeder.

3- Kanton yöneticisini Yasama Meclisi seçer. Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyunu (50+1) alan aday kanton yöneticisi olur.

4- Hiçbir aday yeterli oyu alamazsa en çok oy alan adayların katıldığı ikinci oylamada meclis üyelerinin en çok oyunu alan aday kanton yöneticisi olur.

5- Kanton yöneticiliği süresi 4 yıldır ve yeminden sonra başlar.

6- Kanton Yöneticisi göreve başlamadan önce Yasama Meclisi önünde yemin eder.

7- Kanton yöneticisi vekilini/vekillerini ve görevlerini belirler. Vekil/vekiller Yasama Meclisi’nin onayını da aldıktan sonra kanton yöneticisinin önünde yemin eder.

8- Kanton yöneticisinin görevlerini yürütemediği durumlarda vekillerden biri onun yerine bakar.

d) Kanton yöneticisinin görev ve yetkileri

1- Kanton yöneticisi, Toplumsal Sözleşme’ye saygılıdır, yönetim bölgelerinin işlerini yürütür, ulusal birlik ve egemenliği savunur.

2- Kanton yöneticisi, Yürütme Meclisi’nin başkanını belirler.

3- Kanton yöneticisi, Yasama Meclisi’nin kararlarını onaylar, yasalara göre karar verir.

4- Kanton yöneticisi, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Yasama Meclisi’nin toplanması çağrısını yapar.

5- Kanton yöneticisi, hediye ve nişanların verilmesine karar verir.

6- Kanton yöneticisi, Yürütme Meclisi’nin önerisi doğrultusunda genel af kararı alır.

e) Kanton yöneticisi, halkın Yasama Meclisi’ndeki temsilcilerinin aracılığıyla halka karşı sorumludur. İhanet, yolsuzluk ve yüz kızartıcı suçlarda, halk onu Yüksek Anayasa Mahkemesi’nde yargılayabilir.

Yürütme Meclisi (Hükümet)

Yürütme Meclisi, kantonda yönetme ve yürütme sistemidir, Yasama Meclisi’ne karşı sorumludur ve Yasama Meclisi ile adalet kurumlarının kanunlarını uygular. Yürütme kurumları arasında çalışmaları koordine eder.

55. Madde: Yürütme Meclisi; başkan, Yasama Meclisi’nin belirlenen üyeleri ve kurullarda (bakanlık) oluşur.

56. Madde: Yasma Meclisi’nde çoğunluğu sağlayan parti ya da grup, bir ay içerisinde Yürütme Meclisi’ni hazırlamakla görevlendirilir. Yürütme Meclisi, Yasama Meclisi’nin üye tam sayısının salt çoğunluğu (50+1) tarafından görevlendirilir.

57. Madde: Yürütme Meclisi başkanlığının görev süresi 4 yıldır ve Yürütme Meclisi başkanı iki defadan fazla başkan olamaz.

58. Madde: Yürütme Meclisi Başkanı, Yasama Meclisi’nin bazı üyelerini kendisine danışman olarak belirleyebilir.

59. Madde: Danışmanlar aynı zamanda yürütme kurularından (bakanlık) birinin başıdır.

60. Madde: Yönetim ve yönetim ile diğer kurumlar arasındaki ilişkiler ilgili yasalarca düzenlenir.

61. Madde: Yürütme Meclisi kurulduktan ve onaylandıktan sonra bir bildiri ile programını (hükümet programı) açıklar. Hükümet programı Yasama Meclisi tarafından onaylandıktan sonra, yürütme meclisi zamanında programını uygulamaya koymalıdır.

62. Madde: Özel görevlendirmeler, bakanlık vekilleri ve Demokratik Özerklik Yönetimi; seçim yoluyla ve Yürütme Meclisi ile Yasama Meclisi’nin onayı ile olu(şu)r.

 

Bölge Meclisleri Yönetimi

1- Demokratik Özerk Kanton Yönetimleri de yönetim birliğinden oluşur, yönetim onları korur ve ihtiyaçlara göre değiştirir.

2- Yönetim Birliği merkezi olmadan görev ve sorumluluklarını yerine getirir. Buna ilişkin düzenlemeler ilgili yasalarca yapılır.

3- Bölgesel Yönetim Birlikleri meclislerini oluşturur. Meclis, gizli genel oylama ve doğrudan seçimle kurulur.

 

Adalet Meclisi

63. Madde: Bağımsız yargı adaletin temelidir, o halkın vicdanının ve ahlakının temsiliyetini yapar.

Yargılama hızlı ve özel mahkemeler yoluyla yapılır.

64. Madde: Suçlanan kişinin cezası onaylanmadığı sürece o kişi masumdur (masumiyet karinesi)

65. Madde: Mahkemelerdeki temsiliyette de yüzde 40 (%40) cinsiyet kotası uygulanır.

66. Madde: Soruşturma ve yargılamaların tüm aşamalarında savunma hakkı kutsaldır ve güvenceye altına alınmıştır.

67. Madde: Adalet Divanı’nın kararı olmaksızın hiçbir yargıç görevden alıkonulamaz.

68. Madde: Mahkeme kararları halk adına alınır.

69. Madde: Mahkeme kararlarının uygulanması veya engellenmesi suçtur ve yasalarca belirlenen cezai müeyyide (yaptırım) gerektir.

70. Madde: Sivil insanlar askeri mahkemelerde yargılanamaz, özel mahkeme ve olağanüstü hal mahkemeleri kurulamaz.

71. Madde: Konut ve özel mekânların dokunulmazlığı vardır, bu çiğnenemez ve mahkeme kararı olmaksızın arama veya kontrol yapılamaz.

72. Madde: Herkes açık ve adil bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.

73. Madde: Kişinin özgürlüğünden alıkonulması haklı gerekçeler dışında suçtur ve ilgili yasalarca cezalandırılır.

74. Madde: Yönetici ve hukukçuların yanlışlık ve dikkatsizliğinden ötürü zarar gören herkes ilgili mahkemelerde zararının karşılanmasını isteyebilir.

75. Madde: Adalet Meclisi ilgili yasa ile kurulur.

 

ALTINCI BÖLÜM

Yüksek Seçim Komiserliği

76. Madde: Bağımsız bir kurumdur ve genel seçim işlerini yürütür. Her kantondan belirlenen üyelerle 18 üyeden oluşur. Üyeler Yasama Meclisi tarafından belirlenir.

1- Komiserliğin kararları 11 üyenin oyuyla alınır.

2- Komiserliğin üyeleri Yasama Meclisi’nin üyesi olamaz.

3- Yüksek Seçim Komiserliği, seçim tarihlerini belirler, tarihleri karara bağlar ve adaylık dilekçelerini kabul eder.

4- Toplumsal Sözleşme’nin 51’inci maddesinde belirlendiği şekliyle Yüksek Seçim Komiserliği adayların dilekçelerini inceler. Aynı zamanda seçimler hakkındaki suç duyurusu ve davalara bakar.

5- Yüksek Seçim Komiserliği’nin çalışmaları; mahkemeler, sivil toplum örgütleri ve Birleşmiş Milletler’in gözetimine açıktır.

6- Yüksek Seçim Komiserliği, Adalet Divanı’nın yardımıyla belirlediği bir tarihte bir toplantı düzenleyerek, adaylıkları Yasama Meclisi tarafından onanan bütün bölge ve ilçe adaylarını açıklar.

 

YEDİNCİ BÖLÜM

Yüksek Anayasa Mahkemesi

77. Madde:

a- 7 üyeden oluşur ve bunlardan biri başkandır. Üyeler Yasama Meclisi Başkanı tarafından önerilir.

Üyeler yargıç, avukat ve dürüst ve uzman akademisyenlerden seçilir. Uzmanlık süreleri 15 yıldan aşağı olmamalıdır.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyesi, aynı zamanda başka bir görevde bulunamaz, Yasama Meclisi’nin üyesi olamaz. Bunlar ilgili yasayla düzenlenir.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi dört yıldır, yalnızca bir defaya mahsus olmak kaydıyla uzatılabilir.

Yüksek Anayasa Mahkemesi’nin görevleri:

1- Anayasa’yı yorumlar.

2- Yasama Meclisi’nden çıkarılan yasaların anayasaya uygunluğunu inceler, karara bağlar.

3- Yürütme Meclisleri, Yasama Meclisleri ve kurumlar arasındaki anayasal sorunlara bakar.

4- Kanton yöneticisi, Yasama Meclisi üye ve yöneticilerinin Toplumsal Sözleşme’ye aykırı fiillerinin olması durumunda yargılama yapar.

5- Kararlarını oy çokluğuyla alır.

78. Madde: Yolsuzluk ve ilgili suçlar dışında Yüksek Anayasa Mahkemesi üyeleri görevlerinden uzaklaştırılamaz. İşleri kendi iç tüzüğüne göre yürütülür.

79. Madde: Yüksek Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırı yasal düzenlemeleri şu şekilde belirler:

1) Anayasaya aykırı yasalar hakkında kararların alınması:

a- Bir yasa çıkarılmadan önce eğer Yasama Meclisi’nin üyelerinin yüzde 20’si o yasaya karşı çıkarsa, Yüksek Anayasa Mahkemesi 15 gün içerisinde söz konusu yasa hakkında kararını vermelidir. Eğer yasa aciliyet arz ediyorsa bu süre 7 gündür.

b- Kararname (yasa teklifi) Yasama Meclisi’ne sunulup okunduktan sonraki 15 gün içerisinde eğer meclis üyelerinin yüzde 20’si karşı ise, mahkeme 15 gün içerisinde bunu da karara bağlamak zorundadır.

c- Yüksek Anayasa Mahkemesi, yasanın tamamının ya da bazı bendlerinin (fıkralarının) anayasaya aykırı olduğuna karar verdiyse; anayasaya aykırı olan tüm maddeleri reddedilir/geri çevrilir.

2) Anayasaya aykırı olan yasalarda aykırılık tespit edildikten sonra şu şekilde karar verilir:

a- Bir davada taraflardan biri savunmasında herhangi bir yasanın anayasaya aykırı olduğunu belirtirse Yüksek Anayasa Mahkemesi bunu hemen görmeli ve bunun hakkında kararını vermelidir. O mahkeme de davayı durdurup dosyayı Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne havale etmelidir.

b- Yüksek Anayasa Mahkemesi bu savunma hakkında 30 gün içerisinde karar vermelidir.

 

Genel Kararlar

80. Madde: Bu Toplumsal Sözleşme Demokratik Özerklik Yönetimi’nde geçerlidir. Yasama Meclisi’nin üçte ikisinin (2\3) oylarıyla değiştirilebilir.

81. Madde: Bu sözleşme Yasama Meclisi’nin değerlendirilmesi ve kabul edilmesi için sunulur.

82. Madde: Suriye kimliği dışında herhangi bir kimliğe sahip olanlar; kanton yöneticiliği, meclis başkanlığı, danışmanlık ve Yüksek Anayasa Meclisi üyeliği yapamaz.

83. Madde: Bu sözleşme bir yasayla kararlarını ve olağandışı yasaları düzenler.

84. Madde: Bu sözleşme, Yasama Meclisi tarafından onaylandıktan 4 ay sonra, Yasama Meclisi bu sözleşmenin gözetiminde/güvencesinde ilk seçimlerini de yapar. Şu anda görev gören Geçici Yasama Meclisi şartlara göre bu tarihi uzatabilir.

85. Madde: Demokratik Özerklik Yönetimi’nin hukuki yemini: Tanrı (Allah) adına yemin ederim ki bu Toplumsal Sözleşme’ye ve onun yasalarına saygı duyacağım. Ben halkın özgürlüğü ve çıkarlarını savunacağım. Demokratik Özerklik Yönetimi bölgelerinin güvenliğini, öz savunmasını ve demokrasisini koruyacağım. Demokratik ulusa olan inancımla toplumsal adalet için mücadele edeceğim.

86. Madde: Kadın temsil oranı tüm kurum, yönetim ve kurullarda yüzde 40’tan az olmamalıdır.

87. Madde: Suriye’nin var olan ve toplumsal sözleşmeye aykırı olmayan yasaları (idari ve ceza) kullanılır.

88. Madde: Özerk Yönetim ile merkezi yönetim yasaları arasında uyuşmazlık çıktığı durumlarda konu Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne havale edilir.

89. Madde: Bu sözleşme yurttaşların da yardımıyla doğa haklarını savunur ve doğanın korunmasını ahlaki, ulusal ve erdemli bir görev olarak görür.

90. Madde: Eğitim yöntemleri ve müfredatında da siyasetten uzaklaştırma, ırkçı ve şoven kavramları kaldırılır. Bunların yerine toplumsal çok renklilik ve çok kültürlülüğü koyar.

a- Yeni eğitim müfredatında özerk bölgelerin tarihi, kültürleri, halkları, coğrafyaları ve zenginlikleri tanıtılır.

b- Eğitim yöntemleri; iletişim araçlarını, bilimsel kurumları, insan hakları kültürünü ve demokratik, bilimsel kültürü esas alır.

91. Madde:

a- Din ve devleti işleri birbirinden ayrıdır.

b- İnanç özgürlüğüne sınır tanınamaz. Yönetimler tüm din, inanç ve mezheplere saygılıdır. Yönetimler ibadet özgürlüğünü savunur.

92. Madde: Kültürel, toplumsal ve ekonomik düzeni sağlamak ve ileriye götürmek yönetimlerin birincil görevidir.

93. Madde: Olağanüstü durumlar: Kanton Yöneticisi’nin belirlendiği Yürütme Meclisi toplantısında üyelerin üçte iki (2/3) oyuyla olağanüstü hal belirlenebilir veya kaldırılabilir. Fakat kararın Yasama Meclisi’nin ilk oturumunda sunulması gerekir ve özel hükümleri de bir yasa ile belirlenir.

94. Madde: Yürütme Meclisi Kurulları (Bakanlıklar)

1-Dışişleri Bakanlığı

2-Meşru Savunma Bakanlığı

   – İçişleri Bakanlığı

   – Adalet Bakanlığı

   – Bölgesel, Belediye, Nüfus ve Şehircilik Bakanlığı

   – Maliye Bakanlığı

   – Çalışma ve İşçi Yerleştirme Bakanlığı

   – Eğitim bakanlığı

   – Tarım Bakanlığı

   – Elektrik, Sanayi ve Yeraltı 4Kaynakları Bakanlığı

   – Sağlık Bakanlığı

   – Ticaret ve Ekonomi Bakanlığı

   – Şehit Aileleri Bakanlığı

   – Aydınlanma ve İletişim Bakanlığı

   – Ulaştırma Bakanlığı

   – Gençlik ve Spor Bakanlığı

   – Turizm ve Arkeoloji Bakanlığı

   – Din Bakanlığı

   – Kadın ve Aile Bakanlığı

   – İnsan Hakları Bakanlık’larından oluşmaktadır.

Kobanê

El, ayak, göz, kulak… Dil dudak! Kobanê! Beden yürek! Akıl, cesaret!… Her neyimiz varsa Kobanê! Fistanıyla sipere yatıp IŞİD canilerine karşı Kobanê’yi savunan kadınlar! “Burası bizim öz yurdumuz, öleceksek burada ölürüz!” diyen yaşlılar! Kutsal dini duyguları kullanarak kudurmuşcasına halkımıza saldıran IŞİD canilerine teslim olmayacaklar. Kobanê 21. Yüzyıl şafağında bunca çürümüşlük, kokuşmuşluk ve karanlık içinde insanlığa yol gösteren bir ışıktır. Bu ışık sönmeyecek.

Kobanê mazlum insanlığın Ortadoğu, Mezopotamya ve Kürdistan’da yeniden doğuşu, ayağa kalkışı, kendine gelişi, zalim, kan emici barbarlığa karşı insan onurunun varlığıdır! İnsan onurunun bedeli ne olursa olsun onu yaşatacağız!
Kobanê kadının binlerce yıldır süren vahşi esarete isyanıdır! Yaşamı insana zehir eden insanlaşmamış varlıklar Kobanê’de kadının eliyle ya insanlaşacak ya da yok olacak!

Ey kapitalizm barbarlığının haramileri! Ey soygun, talan, sömürü, katliam demeden insan kanıyla beslenen caniler! Ey bu canileri besleyip mazlumların üzerine salanlar! Bıçak kemiği de geçti iliğe dayandı! Siz bu halinizle ırkçı katliamcı iktidarınızı sürdürebileceğinizi mi sanıyorsunuz?…

Soykırım, katliam, sürgün, işkence, tecavüz, köy yakma… Üzerimizde denemediğiniz yöntem kaldı mı? Amaçladığınız şeyi, biz mazlumları, biz insanlığı adaleti, eşitliği özgürlüğü savunan ve bu uğurda can baş veren insanları bitiremediniz! Kökümüzü kazımak istediniz “Yüce” devletinizin ve nice iktidarlarınızın buna nefesi yetmedi! Dünya insanlık literatüründe sizi ve zulmünüzü ifade edebilecek, tanımlayabilecek bir sözcük yok!
Kürdistan’ı dört bir yanından kuşatan vahşet ötesi yöntemlerle katliam yapan sizlere insanlığı öğretmek, sizi yaşama katmak mümkün değil. Zira siz yaşamın düşmanısınız!

“Kıro” diye aşağıladığınız Kürt Halkı sadece size değil dünyaya insanlık dersi veriyor. Rojava’dan, Kobanê’den 21. Yüzyılda insanlığa toplumsal yaşam modeli olacak eşit ve özgür bir yaşam doğuyor siz yaşamsal ne varsa düşman olduğunuz için bu modeli boğmaya çalışıyorsunuz. Sizin vahşeti de aşan zulmünüze karşı her türlü savunma meşrudur, haktır!

“Çözüm Süreci” kavramını kullanıp, ardından her türlü hile ve düzenbazlığı yapan, IŞİD canileriyle iş birliği içinde Rojava’ya saldıran AKP Hükümeti! Kürt Halkının, Kürt Halkının meşru demokratik parti ve örgütlerinin sizin uyguladığınız bu vahşete karşı her türlü eylemi yapacak gücü ve becerisi vardır. Ancak halk ve partiler istiyor ki insanca bir çözüm olsun. Bu dileklerinden dolayı da size insan rolü veriyorlar. Ama görüyoruz ki insanlık sizin için “Rol icabından” öteye geçmiyor!

IŞİD ile bir olup vahşetinizin akıttığı kana kaşık çaldığınız şu saatlerde utanıp sıkılmadan hala “Çözüm süreci” diyebiliyorsunuz. Kürt Halk Önderi Öcalan “IŞİD Ortadoğu’nun JİTEM’idir!” dedi. Evet askeri bir güç olarak JİTEM’siniz ama siyasi olarak Muaviye soylusunuz! Siz Ortadoğu’nun çağdaş Yezitlerisiniz! Biz 30 yıldır özgürlük, eşitlik özlemiyle her türlü bedeli ödedik. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Ama kazanacağımız özgür ve eşit bir yaşam var. İşte bu yaşamı “Uğruna ölecek kadar seviyoruz!” Kürt Halk önderini ve destansı mücadeleyi anlamış, içselleştirmiş olanlarımız için yeni bir özgür ve eşit yaşam için direnmek, mücadele etmekten daha yüce bir erdem yoktur. Bu Kobanê’de, Rojava’da, Başur ve Bakur’da Kürdistan’ın yedi iklim dört yanında böyledir! Öğrenin artık zulmat aleminin efendilari!

(Havva (Öcalan/Keser) Ana Hakka Yürüdü. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın, Kürt Halkının ve mazlum insanlığın başı sağ olsun!…)

“Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı”

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu, Alevilere yönelik ayrımcılığın devam ettiği ve sorunların çözümüne ilişkin somut adım atılmadığı tespitini yaptı. Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak ‘resmen’ tanınmadığına işaret edilen taslakta, Alevilerin ibadet yeri inşa etmede sorunlarla karşılaştığına dikkat çekildi.

AB Komisyonu 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu’nda Alevilerin sorunlarına geniş yer ayırdı. “Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı.” denilen taslakta, Diyanet’in İslam’da tek ibadet yerinin cami olduğuna dair açıklamaları da eleştirildi.

Bazı Alevi derneklerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitapları için toplantılara davet edildiği ve ortaya çıkan sonuçtan memnun kalmadıkları da belirtildi.

Çankaya Cemevi’nin kapatılması ile ilgili dosyanın Yargıtay’da devam ettiğini kaydeden AB, Alevi vatandaşların evlerine yapılan saldırıları da gündemine aldı.

Taslakta, 2013’te birçok şehirde Alevi vatandaşların evlerine zarar verildiği, aralık ayında da benzer hadiseler yaşandığı ve sürece ilişkin soruşturmaların devam ettiği kaydediliyor.

Taslakta ayrıca, Alevi toplumunun ayrımcı bir dile maruz kaldığı  ve hükumet üyelerinin de bu ayrımcı dili kullandıkları belirtildi.

Alevi Kültür Merkezi: “IŞİD terörünü ve katliamlarını kınıyoruz”

KKTC Alevi Kültür Merkezi bir basın açıklamsı yayınlayarak IŞİD terörünün ve katliamlarını kınadığını bildirdi.  İşte açıklamanın tam metni:

“Alevi Kültür Merkezi olarak IŞİD terörünün Kobani’deki katliamlarını Şiddetle kınıyoruz “Emperyalist batılılar tarafından menfaatleri doğrultusunda dünyayı parselledikleri zamanlardan kalma isimlendirmeyle “Ortadoğu” coğrafyasının sahip olduğu stratejik konumu ve özellikleri nedeniyle egemen güçlerin iştahını kabartmaya devam etmektedir. Maymun iştahlarıyla kirli ellerini mazlum insanların kanlarından çekmeye niyetleri olmayan, genelde dünyayı karıştırmaya devam eden zalim şer güçler, mazlum insanları yerlerinden, yurtlarından etmeye devam etmektedir.Suriye ve Irak’ta IŞİD isimli terörist örgüt vahşice ve insanlık dışı yöntemlerle insanları katletmekte, Neredeyse birçok ülkenin bile sahip olmadığı son derece gelişmiş ve ağır silahlarla masum insanlara saldıran IŞİD, sanki görünmez bir elin taşeronluğuna yapmaktadır. Egemen güçlerin haritaları, sınırları değiştirmekten bahsettiği bu günlerde bu kanlı örgüt, masum insanların kanlarıyla yeni sınırlar çizmeye çalışmaktadır.Kısa bir süre önce Kürtlerin yaşadığı bölgelere saldıran zalim örgüt yüzünden, yüzbinlerce masum insan canını kurtarmak için yaşadığı yerlerden göç etmek zorunda kalmıştır. Kürtlerin yasadığı Şengal bölgesinden sonra IŞİD, bu seferde Rojava’daki Kobani kenti ve çevresindeki köylere ağır silahlarla saldırmaya başlamıştır. Zalim ve acımasız örgütün elinden canını kurtarmak isteyen binlerce masum Kürt, yaşadıkları yerleri terk ederek, Bir günde yüz binden fazla insanın mülteci durumuna düştüğü bu insanlık faciasında kadın, çocuk ve yaşlı binlerce insan mağdur duruma düşmüştür. IŞİD tarafından yerlerinden edilen Kürt, Arap, Türkmen tüm insanların evlerine dönebilmeleri ve bu kanlı örgütün durdurulması için herkesi üzerine düşen görevi yapmaya Koalisyon güçlerinin biran önce bu katliama müdahale etmeye çağırıyoruz Ortadoğu coğrafyasındaki halkların daha fazla kan ve gözyaşı dökmemesi için, bu coğrafyada yaşayan herkesi ve her kesimi biraya gelerek, işbirliği içerisinde sorunlarını çözmelerini adım atmalarını ümit ediyoruz.
IŞİD terörü eliyle yapılan katliamları ve saldırıları şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.”

Kakai (Kızılbaş) Kürtler IŞİD’e karşı ön cephede

Kürdistan’ın Xaneqin (Hanekin) kasabasında yaşayan Kakai Kürtleri Celawla, Sadiye ve Tuz Hurmatu’da IŞİD terör örgütüne karşı en ön cephede savaşıyorlar.

Irak’ın Musul, Kerkük, Germiyan ve Hawar bölgelerinde yaşıyan ve nüfusu yaklaşık 1 milyon olarak tahmin edilen Kakailer de bugün Ezidi, Hıristiyan ve diğer inançlar gibi IŞİD terör örgütün hedefinde bulunuyor.

IŞİD’in Musul’u işgal ettiği günden beri Kakai Kürtleri Musul ve Kerkük bölgesinde Peşmerge güçleriyle birlikte terör örgütüne karşı savaşıyor. Bu savaşta onlarca Kakai Kürdü şehit düştü.

Kakailer Kimdir?

Heterodoks bir din olan Kakailiğin çıkışı sırdır. Alevilik (Kızılbaş) öğretisine çok yakın. Temizlik, dürüstlük, iyilik ve affedicilik temelleri üzerine şekillenmiş bir öğretidir. Kakailik dini kardeşlik ve yardımlaşma, yarenlik temelleri üzerine yapılandırılmıştır. Kakailikte yardımlaşma esastır.

Kakailerin Kutsal Kitabı

Kakailiğin asıl kutsal kitabı ‘’Serencam’’dır. Sultan İshak tarafından yazılmıştır. 200 sayfadır. Tamamı Hawrami lehçesinde şiir ve metinlerden oluşur.

Irak’ta yaklaşık 1 milyon Kakai bulunmakta. Baştada belirttiğimiz gibi Kakailik Türkiye’de yaşan Alevi (Kızılbaş- Reya Heq) inancıyla aynı diyebiliriz. Ancak uygulamada coğrafi nedenlerden dolayı bazı ufak farklılıklar bulunuyor. Irak’ta Kakai (kardeş) diye adlandırlan Kakailik, İran’da Yarsan, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kızılbaş, Reya Heq, Alevi, Lübnan’da ise Dürzi olarak biliniyor.

netewnews

Aleviler mazlum Kobane halkının yanındadır

Cani IŞİD çetelerinin katli vacip kâfir ilen ettiği Alevi toplumu bu canilere haddini bildiren ve ağır silahlara karşı hafif silahlar ve bedenleriyle direnen Kobane halkını YPG-YPJ savaşçılarını selamlıyor.

IŞİD sadece bir terör örgütü değil aynı zamanda halkların, inançların düşmanı ve bu düşmanlığı körükleyen, yayan bir mikroptur. IŞİD mikrobunun ortaya çıkmasından bu güne Alevi toplumu Türkiye’de taciz ve korku içerisindedir.

IŞİD Mikrobuna had bildirilmez ve bataklığı kurutulmaz ise bu mikrop yaşadığımız tüm coğrafyaya yayılacaktır. Nitekim IŞİD çetelerine katlan önemli sayıda Türkiye vatandaşının yani yanı başımızdaki komşumuzun varlığı bunu göstermektedir.

Bu sebeple derhal IŞİD mikrobunun bataklığı kurtulmalıdır. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti IŞİD’e olan desteğini kesmekle birlikte IŞİD’e haddini bildiren YPG-YPJ Savaşçılarına kantonlar arasındaki geçişi sağlayacak söz verdiği koridoru açmalıdır.

T.C. Hükumeti Türkiye sokaklarında IŞİD protestolarını bastırmak yerine IŞİD’i protesto edenlere saldıran ve kimler olduğu da açıkça bilinen sözde milliyeti – gerici yobazlara engel olmalıdır.

IŞİD’e karşı Rojava’da yürütülen savaş sadece bir IŞİD- Kürt savaşı değildir. Bu savaş karanlığa, gericiliğe, bağnazlığa, yobazlığa, halkların inançların yaşam haklarını korumaya yönelik yapılan bir savaştır.

Var oluşundan bu tarafa zalimin zulmüne karşı mazlumun yanında yer alan Alevi halkının yeri; toprağını, evini, eşini, ailesini, çocuklarını ve bir bütün olarak özgürce yaşamını savunan mazlum Kobane halkının yanıdır. Bu nedenle de Kobane halkına destek amaçlı yapılan tüm protestolar bizim için de bir eylem alanıdır.

Halkımızı provokatör yaklaşımlara karşı dikkatli olmaya davet ederken zalimin zulmüne de sessiz kalmamaları gerektiğini de hatırlatmayı görev sayıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla, 08.10.2014

Ali Kenanoğlu

Başkan

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Aynı güneşe selam duran Aleviler ve Êzîdîler

MEHMET ÖZCAN

Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan Alevilerin nüfusunun 10 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi öncesinde büyük bir baskı ve tahakküm altında olan Aleviler, Êzîdîler gibi inançlarını saklar ve ibadetlerini gizli yaparken günümüzde özgürlük mücadelesinin geldiği aşamanın belirgin etkisiyle, inançlarını ve kimliklerini açıkça sahiplenebilmekte, cemevleri, özel radyo ve TV kanalları açabilmekte, temel hakları için açıkça mücadele edebilmekte, yani bir irade olarak ortaya çıkmış bulunmaktadırlar.

Suriye’de de Aleviler bulunmakta; ama Suriye Alevileri Kuzey Kürdistan ve Türkiye Alevilerinden farklılıklar göstermektedir. Suriye’deki Alevilik daha çok Arap ve İslam kültürünün şekillendirdiği bir Aleviliktir; ama Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de şekillenen Alevilik köken itibariyle Zerdüştlüğe kadar gitmektedir. Buradaki Alevilik, Zerdüştiliğin İslamiyet karşısında aldığı biçim olarak da yorumlanabilir. Bu açıdan Alevilik ile Êzîdîlik arasındaki benzerlik oldukça fazladır. Bu benzerliklerin bir bölümünü aşağıda belirtmeye çalışacağım.
Êzîdîlikle daha çok Dêrsim ve Koçgiri Aleviliğinin kültürel benzerlikleri bulunmaktadır. Hatta günümüzde Dêrsim veya Dêrsim kökenli olup da çevre illere yerleşen Alevi Kürtlerin duaları, Êzîdîlerin dualarıyla oldukça benzerdir. Örneğin, Dêrsim’de ya da sürüldükleri çevre illerde yaşayan bazı Aleviler, sabahın ilk güneş ışınları çıkarken yüzünü doğan güneşe döner ve “Ya Melekê Sibe! Tu eziz e, tu mezin e!” şeklinde dua ederler.

Zerdüştiliğin analarımızdaki kökleri

Annem 12 yıl hiç aksatmadan 12 İmam Orucu’nu tutar, dualarını da hep güneşe dönerek yapardı. “Ya siwarê sibe! Tu me biparêze” (Ya sabahın atlısı! Sen bizi koru!) ya da buna benzer sözlerle dua ettikten sonra elinin tersini öperek alnına götürürdü. “Ateş de kutsaldır” derdi. Bazen sac ekmeği pişirirken anneme bir bardak su götürdüğümde suyu içmeden önce bir yudum suyu ocağın üzerindeki kızgın ekmek sacının kenarına döker ve “İlk yudum ateşin hakkıdır” derdi. Aslında annem, yüzlerce yıl öncesine, Zerdüştlüğe dayanan duaları gizliden gizliye yaşatıyordu. Ateşe bir yudum su sunuyordu. Zerdüştilikteki, Êzîdîlik’teki, Yarisanilikteki, Kakailikteki ateş kültü, Alevilik’te de hala canlı bir biçimde yaşıyordu. Zaman zaman televizyonda Kürt köylerinin Türkiye Cumhuriyeti devleti güvenlik güçleri tarafından yakıldığı haberlerini izlediğinde, bazı ailelerin tamamen katledildiğini öğrendiğinde, Allah’ına isyan eder ve “Ya Siwarê sibe! Her kes zilm dike bêxwedî re!” (Ya sabahın atlısı! Herkes zulmediyor sahipsizlere!) derdi.

Güneş, Alevilerde de kutsallık arz etmektedir. Özellikle Dêrsimli ve Dêrsim kökenli olup da çevre illere zorunlu göç etmiş Aleviler, güneşin ilk ışınları dağların doruklarından bulundukları yere ulaştığında, ilk ışıkların üzerine düştüğü taşı ya da ellerinin tersini öpüp alınlarına götürerek dua ederler. Nuri Dêrsimî, “Kürdistan Tarihinde Dêrsim” kitabında buna dair şunları söyler: “Dêrsimliler, sabahları pek erken kalkıp muhteşem dağlar arasında doğmakta olan güneşin şualarına (ışınlarına) karşı vücutlarına çeşitli inhina (büküm) ve hareketler vererek ibadet ederler ve güneşe ‘Tanrı’nın nuru’ derler.”

Alevilerin dağların ardında yeni doğan güneşe yüzlerini dönerek dualar etmelerini, 1920’de Malatya’nın Alevi bir köyünde konuk olan Melville Chater ise şöyle dile getiriyor: “Köylüler güneşin doğuşundan önce kalktılar ve tarlalarında çalışmaya başladılar. Güneş yükselirken bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar doğuya döndü, güneşin önünde eğilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük işlerine yeniden devam ettiler.”

Araştırmacı yazar Munzur Çem, “Alevilik” kitabında Dêrsim Katliamı’ndan ve özel asimilasyon politikasından önce Dêrsim’in bazı yerlerinde Tawisî Melek’in kutsal olarak bilindiği ve üzerine yeminler edildiğini belirtmektedir.

Şu artık günümüzde su götürmez bir gerçektir: Êzîdîler, Aleviler, Kakailer, Yarisaniler arasındaki ortak inanç, töre ve kültün kaynağı olan Mitraizm, Mazdaizm ve Zerdüştlük, tek tanrılı dinler öncesinde Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasındaki halkların ortak inancıydı. Arap-İslam ordusunun kılıç zoruyla ve kanla Mezopotamya ve Anadolu halklarına kabul ettirdiği İslamiyet sonrasında Zerdüştlükten geriye kalan eski inançları, bugün Alevilik, Kakailik, Yarisanilik kısmen de olsa yaşatmaktadır. Êzîdîlik ise Mitraizmin, Mazdaizmin ve Zerdüştlüğün çok daha canlı bir biçimde sentezini temsil eden Kürtlerin kadim dinidir.

Êzîdîlik ile Alevilik arasındaki bazı ortak yanları ya da benzerlikleri maddeler halinde sıralayacak olursak:
* Alevilik’teki “Hayır ve şer yapma insanın elindedir” ilkesi, Êzîdîlik’te de vardır.
* Êzîdî olmayan biri sonradan Êzîdî dinine giremez. Alevi olmayan biri de sonradan Alevi olamaz ilkesi vardır; ama günümüzde bu ilke, başka bazı ilkeler gibi biraz esnetilmiştir.
* Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilik’te de dışarıdan kız alınmaz veya dışarıya kız verilmez. Bu ilke günümüzde Êzîdîlik’te oldukça katı bir kural iken (bu kuralın ihlali ölüm cezasına kadar gidebilir), Alevilik’te esnetilmiştir.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de misyonerlik, kendi dinlerini yayma gibi amaç yoktur.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de “Üçler, Yediler ve Kırklar Makamı” kutsaldır.
* Alevilik’teki Allah-Muhammed-Ali üçlemesi, Êzîdîlik’te Tanrı-Tawisî Melek-Şêxadî üçlemesiyle kendisini göstermektedir.
* Alevilik’te 40 kapı 40 makam, Êzîdîlik’te ise 40 pir 40 şêx vardır.
* Alevilik’te mürşit, rehber, pir vardır; Êzîdîlik’te ise Şêx, mürşit, pir vardır.
* Alevilik’te “zakir” (cem sırasında deyiş söyleyen kişi) vardır, Êzîdîlik’te ise “qewal” (ibadet sırasında ‘feqîr’lerle birlikte bendir çalıp qewil söyleyen kişi) vardır.
* Alevilik’te musahiplik, Êzîdîlik’te ise ahret kardeşliği vardır.
* Güneşe dönerek dua etmek her ikisinde de vardır.
* Her ikisinde de semah vardır.
* Hem Alevilik’te ve hem de Êzîdîlik’te saz kutsaldır.
* Baskı ve katliamlardan dolayı gizli ibadet etme ve içe kapalı bir toplum olma özelliği her ikisinde de vardır.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de din adamları keramet ve sır sahibidirler.
* Reenkarnasyon (don değiştirme) yani “kıras güheri” inanışı, hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Êzîdî şêxleri ve pirleri, müridlerini ziyaret ederek yıllık hak alırlar. Alevilerde de pirler müridlerini yani taliplerini ziyaret eder ve çıralık alırlar.
* Ziyaret yerlerindeki ağaçlara ip ya da bir parça bez bağlayarak dilekte bulunma hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Hem Alevilerde hem de Êzîdîlerde 3 günlük Xidir İlyas (Xizir) Orucu vardır.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de ziyaret yerlerinde kurban kesme, yemek yapma ve bu lokmaları dağıtma geleneği vardır.
* Êzîdîlik’te hac yeri olan Laleş (Şêxadî’nin türbesi) vardır, Alevilerde ise dedelerin mezarlarının bulunduğu veya bulunduğu varsayılan türbeler vardır.
* Güneş, ay ve ateş Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilerde de kutsaldır.
* Êzîdîlerde olduğu gibi Alevi pirleri de bıyık ve sakallarını kesmezler. Alevilik’te bu gelenek, günümüzde biraz daha esnetilmiştir.
* Aleviler de Êzîdîler de kirve kızıyla evlenmezler ve bu kural her iki inanç kültüründe de oldukça serttir. Bu kuralı ihlal etme, toplum dışına atılma veya daha ağır cezayla cezalandırılır.
* Alevilerde olduğu gibi Êzîdîlerde de ruhani önderler, dinsel görevlerin yanı sıra toplumsal yaşamda düzeni sağlamak, sorunlara müdahale etmek ve adil bir şekilde çözüm bulmak gibi görevleri de üstlenirler.
* Ölü hayrına yemek verme, hem Êzîdîlerde hem de Alevilerde vardır.
* Resmi devlet mollaları tarafından her iki din için de fetvalar çıkarılarak katledilmeleri vacip görülmüştür. Aleviler için söylendiği gibi Êzîdîler için de “7 tane öldüren cennete gider” denilmiştir.
* Êzîdîlik’te Hıdır İlyas Bayramı kutlanmadan önce Şubat ayının ilk perşembesinde oruç tutulur. Alevilerde de bu oruç vardır ve bu oruca Hızır Orucu denilmektedir ki, inanış hemen hemen aynıdır. Xizir Peygamber her zaman, her yerde hazır ve nazırdır. Özellikle Kürdistan’daki zor kış koşullarında halkın yardımına koşar. Kendisine Bozatlı Xızır da denilmektedir. Bazı bölgelerde de Xizirê Deryayê, yani “denizler üzerinde uçan Xizir” da denilmektedir. O her yerdedir ve darda olan insanlara yardım için koşar. BİTTİ

Êzîdîlik ve Yezit Bin Muaviye

Günümüzde Êzîdîliği ele alırken öncelikle belli amaçlar uğruna çarpıtılan Êzîdîliğin çıkışını, Êzîdî isminin çok farklı kaynaklara bağlanmasının nedenlerini açığa çıkarmak, netleştirmek ve gerçekliği oluşum biçimiyle ortaya koymak gerekir.

Êzîdîlik ele alınırken, Êzîdîlik ile Yezid’in çok farklı olgular olduğunu belirtmeliyiz. Yezid, Emevi Halifesi Muaviye bin Ebu Süfyan’ın torunudur; halifeliği alma uğruna Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ve taraftarlarını öldürten kişidir. Bu kişinin Kürt halkıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Ayrıca bazı Arap tarihçiler Êzîdîliği bilinçli olarak Yezidiye tarikatının kurucusu Yezid b. Enise’ye dayandırmaya çalışmaktadır.

Etimolojik köken

Êzîdîlik; “Ezda, Ezdan ve Xûda” isimlerinden gelmektedir. Med Kürt topluluklarında Tanrı böyle isimlendirilirken Tanrı’ya inananlara ise Êzîdî denilmekteydi. Dolayısıyla “Ezd, Ezda, Ezdan” Tanrı anlamına gelirken Êzîdî de “Tanrı’ya inananlar” anlamına gelmektedir.

Gerçek bu iken Êzîdîliğin, İslamiyet’i oldukça geri bir tarzda yorumlayarak halkların üzerinde bir egemenlik ve soykırım aracına dönüştüren Muaviye’nin oğlu Yezid’e inananlar olarak tarif edilmesinin temelinde Alevi inancındaki Kürtlerle Êzîdî Kürtleri karşı karşıya getirme, birbirine kırdırtma yatmaktadır. Dolayısıyla bu iki olgunun birbirine karıştırılması, Kürdistan üzerinde egemen olan sömürgeci güçler ve onların işbirlikçileri tarafından bilinçli olarak ortaya atılan tarihsel dayanakları olmayan asılsız bir iddiaya kanmak demektir.
Bazı Arap milliyetçileri ya da İslamcı olduğunu iddia eden kimi yazarlar da Êzîdîleri Yezid bin Muaviye ya da Emevilerle ilişkilendirmeye çalışmaktadırlar. Oysa Ezda, Meda, Ezid ya da daha birçok isimle (binbir isim) ilişkilendirilebilecek Êzîdîliğin Yezid’le uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Êzîdîler için kullanılan Yezîdî ifadesi de yanlıştır. Yezid ile Yezîdîliği isim benzerliğinden dolayı Emevi Hanedanlığı’na dayandırmaya çalışmaktadırlar.

İslam halifeliğini oyunlarla ve zorla ele geçiren Muaviye, Emevi Hanedanlığı’nın kurucusu ve Ebu Sufyan’ın oğludur. Ebu Sufyan ise Hz. Muhammed’in amcaoğludur. Bu aile, halifeliği ele geçirdikten sonra Şam’da oldukça büyük bir güç olmuş; Hz. Muhammed’in torunları, Hz. Ali’nin çocuklarına karşı büyük bir komplo gerçekleştirmiştir. Kerbela komplosunda Hz. Hüseyin ve 72 yoldaşı katledilerek kadınlar ve çocuklar esir alınmıştır. Bu çelişki günümüzde Şiilerle Sünniler; Kuzey Kürdistan ve Güneybatı Kürdistan’da ise Alevilerle Sünniler arasında sürdürülmektedir.

Êzîdî Kürtlerin Müslümanlıkla ya da Araplıkla bir ilgisi olmadığı gibi Kürdistan’da yaşayan Alevi Kürtlere de Müslüman demek oldukça zordur. Çünkü Kürdistan Alevilerinin Müslümanlardan ziyade Zerdüştlüğe, dolayısıyla Êzîdîliğe yakınlığı çok daha fazladır. Köken olarak Zerdüşttürler. Kürdistan Alevileri, İslam’ın zorla dayatılması ve bu temelde geliştirilen katliamlardan kurtulmak için biçimsel olarak Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Aslında Alevilerin Müslümanlığı kabul etmesi, bir nevi takkiyecilik olmaktadır. Alevi Kürtlerle Êzîdî Kürtlerin bu ortak yanlarını gören ve bilen bazı Arap ve İslamcı-milliyetçi yazarlar, Êzîdîleri Yezid’le ilişkilendirerek Kürt halkının farklı iki inanca sahip bu kesimleri arasında parçalanma ve çelişki yaratmayı hedeflemişlerdir. Tarihte de bilindiği gibi Emevi halifelerinden Hecac, Müslüman olmayan onbinlerce Kürdü katletmiştir. Bu anlamda da Êzîdîlerle Yezid bin Muaviye’yi ilişkilendirmek büyük bir tarihi yalan olmaktadır.

Êzîdî mitolojisinde kara yılan

Kara yılan, Êzîdîlerce kutsal sayılmakta, kutsal mekanların, mabetlerin girişlerinde, kapı kenarlarında, pervazların üstünde, evlerde kara yılan kabartma motifleri bulunmaktadır. Erzincan’ın Tercan ilçesinde de yılan kutsal sayılmakta ve yılanın bazı hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır. Bu amaçla her yıl yüzlerce hasta, ilkbahar aylarında, Tercan’da bulunan Yılanlı Dağ’a giderek çare aramaktadır.

Şêxadî, Êzîdîliği reforma tabi tutarken kast sisteminin en üstüne şêxlik kurumunu oturttu. Bazı aileleri konumları gereği şêxlikle ve bağlı müritlerin sosyal örgütlemesiyle sorumlu kılarken, bazı aileleri ise “şêx êtîm” diye adlandırmıştır ki, bu şêxlerin müritleri yoktur. Şêx êtîmler, yılanları efsunlayarak kontrol edebilmekte, onlarla konuşabilmekte ve onları evcilleştirebilmektedir. Halen de Laleş’te yapılan hac esnasında ya da bazı ziyaretlerde yapılan cemaa’larda bu şêx êtîm’ler, yılanlarını yanlarına alarak kutsal yerlere giderler. Bu kutsal yerlere gelen Êzîdîler, kutsal mabedin kapısı önünde oturan şêx êtîm’in elindeki veya kucağındaki yılana ellerini sürerek bir dilekte bulunurlar ve ellerini öperek alınlarına götürürler. Günümüzde Tercan yöresinde yaşayan bir Alevi aşireti olan Kudan aşiretinin yaptığı dualar arasında, “Wayirê kudo şao mao” (Kudanlıların şahı kara yılan) gibi dualar da bulunmaktadır.

Kara yılan efsanesi, Êzîdî mitolojisindeki Nuh Tufanı’nda şöyle anlatılmaktadır: Tanrıların ortak kararıyla alınan “insanları yok etme planı” kararı karşısında Nuh, bir gemi yaptırarak her canlı türünden en az bir çift yanına alarak azgın sularla boğuşur. Bu arada gemi delinir; ama gemide bulunan bir kara yılan, o deliği tıkayarak geminin batmasını engeller. Diğer taraftan Êzîdîlik’te de reenkarnasyon (gömlek değiştirme), yani ruh göçü etkin bir inanıştır ve yılanın da her yıl gömlek değiştirmesi bu anlamda tanrısal bir olgu olarak görülmektedir.

özgür politika

FEDA: Tarihsel direniş için seferberliğe katılın

DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU’NDAN AÇIKLAMA

Artık her yer Kobane, her yer direniş alanıdır. Bu toprakların ötekileştirilen tüm toplumsal kesimleri, yok edilmek için katliamlar yaşamış tüm inanç kümeleri, coğrafyamızda Muaviye ve Yezit’in devamcıları DAİŞ katillerine karşı çıplak bedenlerini siper ederek direnen Kobane halkının direnişini sahiplenmeli, sokağa çıkmalı ve her yeri Kobane’ye çevirmelidir.

Bu coğrafya’da kardeşliğin, eşitliğin ve özgürlüğün somut örneği Kobane Kantonu şahsında düşürülmek istenen insanın yüce değerleridir. Dün Hz. Ali’yi sırtından hançerleyen, İmam Hüseyin’I aç susuz bir kuşatma altında tutup ardından kellesini kesenler bugünkü DAİŞ çetelerinin atalarıdır. Selefi ve Vahabi İslam adı altında yeniden geliştirilen İslamcı çizgi aslında en çokta bu inanca safiyane inanmış müslümanlara zarar vermektedir.

Kürt halkı her yerde can siperane bir ruhla direnişe geçmişken, biz Aleviler elimiz kolumuz bağlı evimizde oturamayız. Bizim felsefemiz her ne şart altında olursa olsun mazlumun yanında olmaktır. Bugün Kobane’de Kürt halkına saldıran, Suriye’de Alevileri katleden bu zalim çetelerin hedefinde yarın da biz Kızılbaşlar bulunmaktayız.

Her nerede yaşıyor olursak olalım, artık her türlü direniş biçimi bizim için meşrudur. Gün bugündür. Tanklarıyla, toplarıyla Kürtlerin şahsında bir bütün olarak insanlığın yarattığı tüm ileri değerlere saldıranlara bedenleri bomba yapıp fedaice bir direniş geliştiren Şehit Arin şahsında tüm Kobane halkının mücadelesine sahip çıkmak her namuslu insanın boyun borcudur.

Biz Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) olarak tüm Alevileri Kürt halkının bütün dünyada giriştiği serhıldan eylemlerine aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz. Daiş’ten hesap sormak Kerbela’yı, Dersimi, Maraşı, Şengal’I kana bulayanlardan hesap sormaktır aynı zamanda.
Bugün adeta bütün dünya bir olmuş bölgemiz için umut ışığı olan Rojava devrimini boğmak istiyorlar. Sözümona dayanışma yapacağız derlerken de önce Kürt Özgürlük Hareketini tavize zorluyorlar.

Aleviler, Kızılbaşlar, Ezidiler, Süryani-Keldaniler, Ermeniler hepinizi FEDA adına Kürt halkının tarihi direnişini sahiplenme çağırıyoruz. Kobane insanlığın namusudur. Kobane’de bedenlerini bomba yaparak bu katil sürülerini durdurmaya çalışan yiğit Kürt Kadınları insanlığın onurudur.

Öyleyse onurumuzu çiğnetmemek için; bulunduğumuz her yeri bir direniş alanına çevirmeli, Kobane halkının yanında olduğumuzu göstermeli ve onun direnişini sahiplenen her türlü eylemin içinde yer almalıyız.

6 Ekim 2014 günü itibarıyla Kobane’de göğüs göğüse bir kent savaşı başlamıştır. Bu savaş burada bitmeyecektir. Bu açıdan Aleviler önümüzdeki sürecin zorlu mücadelesine kendilerini bugünden hazırlamalıdır. Kobane halkı insanlık tarihine eşine rastlanmayan bir direniş ve devrim örneği armağan etmiştir. Bu açıdan bugün süren savaşın sonuçları ne olursa olsun Kobane halkı DAİŞ katil sürüleri şahsında onların efendilerini de hezimete uğratarak bu savaşı şimdiden kazanmıştır.

Demokratik Alevi Federasyonu bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kürt halkının özgürlük mücadelesine, onurlu direnişine gücü ve olanakları ölçüsünde katılacak ve üzerine düşen tarihsel sorumluluğun bilinciyle tüm taraftarlarını bu tarihsel direniş için seferber edecektir.

FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu)

7 Ekim 2014

Aleviler için Kerbale bugün Kobani’dir!

2 Ekim tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve AKP iktidarının Suriye ve Irak haklarının çoğulcu yapısına yönelik askeri operasyonlarla savaş taraftarlığına, IŞİD ve benzeri Radikal İslamcı terör örgütlerine destek amaçlı tezkeresine HAYIR diyoruz!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Suriye’de ve Irak’ta yıllardır süregelen işgalci emperyalist savaşa karşıdır. Halkların kendi iradesine dış müdahaleyi ve işgali reddediyoruz. Irak’a ve Suriye’ye “Barış ve demokrasi götüreceğiz” diyenlerin, bölgeyi kan gölüne çevirmiş ve kurulu düzenleri param parça etmiştir. Emperyalist işgal ve Türkiye’nin Ortadoğu politikalarındaki mezhepçi tutumu ve Irak-Suriye’de IŞİD türevi radikal İslamcı çetelerin katliamlarını destekleyerek suç ortağı olmuştur.

Suriye’de Lazkiye’de Alevilere, Rojova’da, Kobane’de Kürtlere, Şengal’de Ezidilere, Kerkük-Musul’da Türkmenlere, yönelik katliam ve soykırıma varan insanlık varlık-yokluk mücadelesiyle karşı karşıyadır.

TEZKERE YENİ KATLİAMLARA DAVET: BUGÜN KOBANİ, YARIN LAZKİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE YÖNELEBİLİR. 

Tezkereye evet diyenlerin, hedefinde başta Suriye’de radikal İslamcı çetelere açıktan askeri destek verme amacı var. Suriye’de yaşayan bir buçuk milyon Alevinin varlığına yönelik savaş konsepti gündemdedir. Tezkere Irak ve Suriye’deki çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı yapısında IŞİD Şeriatına dayalı devlet kurmak istiyorlar.

Suriye’de ve Irak’ta Türkmen, Asuri, Keldani, Alevi, Şii, Kürt, Hiristiyan ve Arap halklarına karşı barbarca katliamlar düzenleyen radikal İslamcı terör örgütü IŞİD, son günlerde Kobani’de Kürt halkına yönelik etnik ve dinsel temelli soykırım ve insanlık suçu işlemesine göz yumanların, “barış tezkeresi” kararı alması mümkün değildir. Uluslararası toplum ve Türkiye Şengal’de, Lazkiye’de, Musul’da ve Kobani’deki vahşet karşısında sessiz ve önümüzdeki günlerde Suriye’de yaşanması muhtemel ve Alevileri hedef alacak IŞİD katliamlarına yol açacak tezkereye EVET demişlerdir.

Suriye’de ve Irak’ta yaşayan Türkmen, Asuri, Keldani, Alevi, Şii, Kürt, Hristiyan ve Arap halklarına yönelik işgalci IŞİD’in insanlık dışı saldırılarına karşı yerli halkların kendilerini savunmak amaçlı mücadelesini destekliyoruz. Çünkü bu saygı duyulması gereken bir onur ve insanlık mücadelesidir.

Türkiye’nin mezhepçi dış politikası, IŞİD katliamları, ABD’nin ve diğer uluslararası güçlerin tutumları ortaya çıkan insanlık dışı vahşetin ve barbarlığın sorumlusudur.

İŞİD’e karşı verilen mücadele Ortadoğu halklarının, bölgede barış ve özgürlüklerini savunmasındır.

Biz, AABK olarak: AKP hükümetinin Irak ve Suriye’de askeri müdahale ve savaş yetkisi alan tezkeresine karşıyız. Çünkü AABK komşuları ile düşman değil, dost kalmak istiyor. Tezkere mezhepçi politikanın ürünüdür. Oysa AABK olarak Ortadoğu halklarına ait tüm etnik ve inançsal kimliklerin eşit koşullarda, bir arada ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.

AKP iktidarının Suriye’de ve Irak’ta Sünni kuşak kurmak için radikal İslamcı ve mezhepçi çetelere her türlü lojistik, teolojik ve ideolojik olarak desteklediğini biliyoruz. Tezkere AKP hükümetin bu mezhepçi politikalarını daha da artıracağından eminiz.

Önümüzdeki ay Alevilerin matem ayıdır. İmam Hüseyin’in ve onun yoldaşlarının Yezid ve ordusu tarafından Kerbale’de katledilişinin yıldönümüdür. Biz Aleviler için Kerbale bugün Kobani’dir! Şengal’dir! Gazze’dir!, Lazkiye’dir! Musul’dur! IŞİD ise Kerbale’daki Yezid’dir, Yezidliktir!

Savaş tezkeresine karşı, Ortadoğu’da barışın, özgürlüğün ve halkların kardeşliğinden yana olmaya devam edeceğiz.

AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU