Ana Sayfa Blog Sayfa 6382

Kobanê

El, ayak, göz, kulak… Dil dudak! Kobanê! Beden yürek! Akıl, cesaret!… Her neyimiz varsa Kobanê! Fistanıyla sipere yatıp IŞİD canilerine karşı Kobanê’yi savunan kadınlar! “Burası bizim öz yurdumuz, öleceksek burada ölürüz!” diyen yaşlılar! Kutsal dini duyguları kullanarak kudurmuşcasına halkımıza saldıran IŞİD canilerine teslim olmayacaklar. Kobanê 21. Yüzyıl şafağında bunca çürümüşlük, kokuşmuşluk ve karanlık içinde insanlığa yol gösteren bir ışıktır. Bu ışık sönmeyecek.

Kobanê mazlum insanlığın Ortadoğu, Mezopotamya ve Kürdistan’da yeniden doğuşu, ayağa kalkışı, kendine gelişi, zalim, kan emici barbarlığa karşı insan onurunun varlığıdır! İnsan onurunun bedeli ne olursa olsun onu yaşatacağız!
Kobanê kadının binlerce yıldır süren vahşi esarete isyanıdır! Yaşamı insana zehir eden insanlaşmamış varlıklar Kobanê’de kadının eliyle ya insanlaşacak ya da yok olacak!

Ey kapitalizm barbarlığının haramileri! Ey soygun, talan, sömürü, katliam demeden insan kanıyla beslenen caniler! Ey bu canileri besleyip mazlumların üzerine salanlar! Bıçak kemiği de geçti iliğe dayandı! Siz bu halinizle ırkçı katliamcı iktidarınızı sürdürebileceğinizi mi sanıyorsunuz?…

Soykırım, katliam, sürgün, işkence, tecavüz, köy yakma… Üzerimizde denemediğiniz yöntem kaldı mı? Amaçladığınız şeyi, biz mazlumları, biz insanlığı adaleti, eşitliği özgürlüğü savunan ve bu uğurda can baş veren insanları bitiremediniz! Kökümüzü kazımak istediniz “Yüce” devletinizin ve nice iktidarlarınızın buna nefesi yetmedi! Dünya insanlık literatüründe sizi ve zulmünüzü ifade edebilecek, tanımlayabilecek bir sözcük yok!
Kürdistan’ı dört bir yanından kuşatan vahşet ötesi yöntemlerle katliam yapan sizlere insanlığı öğretmek, sizi yaşama katmak mümkün değil. Zira siz yaşamın düşmanısınız!

“Kıro” diye aşağıladığınız Kürt Halkı sadece size değil dünyaya insanlık dersi veriyor. Rojava’dan, Kobanê’den 21. Yüzyılda insanlığa toplumsal yaşam modeli olacak eşit ve özgür bir yaşam doğuyor siz yaşamsal ne varsa düşman olduğunuz için bu modeli boğmaya çalışıyorsunuz. Sizin vahşeti de aşan zulmünüze karşı her türlü savunma meşrudur, haktır!

“Çözüm Süreci” kavramını kullanıp, ardından her türlü hile ve düzenbazlığı yapan, IŞİD canileriyle iş birliği içinde Rojava’ya saldıran AKP Hükümeti! Kürt Halkının, Kürt Halkının meşru demokratik parti ve örgütlerinin sizin uyguladığınız bu vahşete karşı her türlü eylemi yapacak gücü ve becerisi vardır. Ancak halk ve partiler istiyor ki insanca bir çözüm olsun. Bu dileklerinden dolayı da size insan rolü veriyorlar. Ama görüyoruz ki insanlık sizin için “Rol icabından” öteye geçmiyor!

IŞİD ile bir olup vahşetinizin akıttığı kana kaşık çaldığınız şu saatlerde utanıp sıkılmadan hala “Çözüm süreci” diyebiliyorsunuz. Kürt Halk Önderi Öcalan “IŞİD Ortadoğu’nun JİTEM’idir!” dedi. Evet askeri bir güç olarak JİTEM’siniz ama siyasi olarak Muaviye soylusunuz! Siz Ortadoğu’nun çağdaş Yezitlerisiniz! Biz 30 yıldır özgürlük, eşitlik özlemiyle her türlü bedeli ödedik. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Ama kazanacağımız özgür ve eşit bir yaşam var. İşte bu yaşamı “Uğruna ölecek kadar seviyoruz!” Kürt Halk önderini ve destansı mücadeleyi anlamış, içselleştirmiş olanlarımız için yeni bir özgür ve eşit yaşam için direnmek, mücadele etmekten daha yüce bir erdem yoktur. Bu Kobanê’de, Rojava’da, Başur ve Bakur’da Kürdistan’ın yedi iklim dört yanında böyledir! Öğrenin artık zulmat aleminin efendilari!

(Havva (Öcalan/Keser) Ana Hakka Yürüdü. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın, Kürt Halkının ve mazlum insanlığın başı sağ olsun!…)

“Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı”

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu, Alevilere yönelik ayrımcılığın devam ettiği ve sorunların çözümüne ilişkin somut adım atılmadığı tespitini yaptı. Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak ‘resmen’ tanınmadığına işaret edilen taslakta, Alevilerin ibadet yeri inşa etmede sorunlarla karşılaştığına dikkat çekildi.

AB Komisyonu 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu’nda Alevilerin sorunlarına geniş yer ayırdı. “Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı.” denilen taslakta, Diyanet’in İslam’da tek ibadet yerinin cami olduğuna dair açıklamaları da eleştirildi.

Bazı Alevi derneklerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitapları için toplantılara davet edildiği ve ortaya çıkan sonuçtan memnun kalmadıkları da belirtildi.

Çankaya Cemevi’nin kapatılması ile ilgili dosyanın Yargıtay’da devam ettiğini kaydeden AB, Alevi vatandaşların evlerine yapılan saldırıları da gündemine aldı.

Taslakta, 2013’te birçok şehirde Alevi vatandaşların evlerine zarar verildiği, aralık ayında da benzer hadiseler yaşandığı ve sürece ilişkin soruşturmaların devam ettiği kaydediliyor.

Taslakta ayrıca, Alevi toplumunun ayrımcı bir dile maruz kaldığı  ve hükumet üyelerinin de bu ayrımcı dili kullandıkları belirtildi.

Alevi Kültür Merkezi: “IŞİD terörünü ve katliamlarını kınıyoruz”

KKTC Alevi Kültür Merkezi bir basın açıklamsı yayınlayarak IŞİD terörünün ve katliamlarını kınadığını bildirdi.  İşte açıklamanın tam metni:

“Alevi Kültür Merkezi olarak IŞİD terörünün Kobani’deki katliamlarını Şiddetle kınıyoruz “Emperyalist batılılar tarafından menfaatleri doğrultusunda dünyayı parselledikleri zamanlardan kalma isimlendirmeyle “Ortadoğu” coğrafyasının sahip olduğu stratejik konumu ve özellikleri nedeniyle egemen güçlerin iştahını kabartmaya devam etmektedir. Maymun iştahlarıyla kirli ellerini mazlum insanların kanlarından çekmeye niyetleri olmayan, genelde dünyayı karıştırmaya devam eden zalim şer güçler, mazlum insanları yerlerinden, yurtlarından etmeye devam etmektedir.Suriye ve Irak’ta IŞİD isimli terörist örgüt vahşice ve insanlık dışı yöntemlerle insanları katletmekte, Neredeyse birçok ülkenin bile sahip olmadığı son derece gelişmiş ve ağır silahlarla masum insanlara saldıran IŞİD, sanki görünmez bir elin taşeronluğuna yapmaktadır. Egemen güçlerin haritaları, sınırları değiştirmekten bahsettiği bu günlerde bu kanlı örgüt, masum insanların kanlarıyla yeni sınırlar çizmeye çalışmaktadır.Kısa bir süre önce Kürtlerin yaşadığı bölgelere saldıran zalim örgüt yüzünden, yüzbinlerce masum insan canını kurtarmak için yaşadığı yerlerden göç etmek zorunda kalmıştır. Kürtlerin yasadığı Şengal bölgesinden sonra IŞİD, bu seferde Rojava’daki Kobani kenti ve çevresindeki köylere ağır silahlarla saldırmaya başlamıştır. Zalim ve acımasız örgütün elinden canını kurtarmak isteyen binlerce masum Kürt, yaşadıkları yerleri terk ederek, Bir günde yüz binden fazla insanın mülteci durumuna düştüğü bu insanlık faciasında kadın, çocuk ve yaşlı binlerce insan mağdur duruma düşmüştür. IŞİD tarafından yerlerinden edilen Kürt, Arap, Türkmen tüm insanların evlerine dönebilmeleri ve bu kanlı örgütün durdurulması için herkesi üzerine düşen görevi yapmaya Koalisyon güçlerinin biran önce bu katliama müdahale etmeye çağırıyoruz Ortadoğu coğrafyasındaki halkların daha fazla kan ve gözyaşı dökmemesi için, bu coğrafyada yaşayan herkesi ve her kesimi biraya gelerek, işbirliği içerisinde sorunlarını çözmelerini adım atmalarını ümit ediyoruz.
IŞİD terörü eliyle yapılan katliamları ve saldırıları şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.”

Kakai (Kızılbaş) Kürtler IŞİD’e karşı ön cephede

Kürdistan’ın Xaneqin (Hanekin) kasabasında yaşayan Kakai Kürtleri Celawla, Sadiye ve Tuz Hurmatu’da IŞİD terör örgütüne karşı en ön cephede savaşıyorlar.

Irak’ın Musul, Kerkük, Germiyan ve Hawar bölgelerinde yaşıyan ve nüfusu yaklaşık 1 milyon olarak tahmin edilen Kakailer de bugün Ezidi, Hıristiyan ve diğer inançlar gibi IŞİD terör örgütün hedefinde bulunuyor.

IŞİD’in Musul’u işgal ettiği günden beri Kakai Kürtleri Musul ve Kerkük bölgesinde Peşmerge güçleriyle birlikte terör örgütüne karşı savaşıyor. Bu savaşta onlarca Kakai Kürdü şehit düştü.

Kakailer Kimdir?

Heterodoks bir din olan Kakailiğin çıkışı sırdır. Alevilik (Kızılbaş) öğretisine çok yakın. Temizlik, dürüstlük, iyilik ve affedicilik temelleri üzerine şekillenmiş bir öğretidir. Kakailik dini kardeşlik ve yardımlaşma, yarenlik temelleri üzerine yapılandırılmıştır. Kakailikte yardımlaşma esastır.

Kakailerin Kutsal Kitabı

Kakailiğin asıl kutsal kitabı ‘’Serencam’’dır. Sultan İshak tarafından yazılmıştır. 200 sayfadır. Tamamı Hawrami lehçesinde şiir ve metinlerden oluşur.

Irak’ta yaklaşık 1 milyon Kakai bulunmakta. Baştada belirttiğimiz gibi Kakailik Türkiye’de yaşan Alevi (Kızılbaş- Reya Heq) inancıyla aynı diyebiliriz. Ancak uygulamada coğrafi nedenlerden dolayı bazı ufak farklılıklar bulunuyor. Irak’ta Kakai (kardeş) diye adlandırlan Kakailik, İran’da Yarsan, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Kızılbaş, Reya Heq, Alevi, Lübnan’da ise Dürzi olarak biliniyor.

netewnews

Aleviler mazlum Kobane halkının yanındadır

Cani IŞİD çetelerinin katli vacip kâfir ilen ettiği Alevi toplumu bu canilere haddini bildiren ve ağır silahlara karşı hafif silahlar ve bedenleriyle direnen Kobane halkını YPG-YPJ savaşçılarını selamlıyor.

IŞİD sadece bir terör örgütü değil aynı zamanda halkların, inançların düşmanı ve bu düşmanlığı körükleyen, yayan bir mikroptur. IŞİD mikrobunun ortaya çıkmasından bu güne Alevi toplumu Türkiye’de taciz ve korku içerisindedir.

IŞİD Mikrobuna had bildirilmez ve bataklığı kurutulmaz ise bu mikrop yaşadığımız tüm coğrafyaya yayılacaktır. Nitekim IŞİD çetelerine katlan önemli sayıda Türkiye vatandaşının yani yanı başımızdaki komşumuzun varlığı bunu göstermektedir.

Bu sebeple derhal IŞİD mikrobunun bataklığı kurtulmalıdır. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti IŞİD’e olan desteğini kesmekle birlikte IŞİD’e haddini bildiren YPG-YPJ Savaşçılarına kantonlar arasındaki geçişi sağlayacak söz verdiği koridoru açmalıdır.

T.C. Hükumeti Türkiye sokaklarında IŞİD protestolarını bastırmak yerine IŞİD’i protesto edenlere saldıran ve kimler olduğu da açıkça bilinen sözde milliyeti – gerici yobazlara engel olmalıdır.

IŞİD’e karşı Rojava’da yürütülen savaş sadece bir IŞİD- Kürt savaşı değildir. Bu savaş karanlığa, gericiliğe, bağnazlığa, yobazlığa, halkların inançların yaşam haklarını korumaya yönelik yapılan bir savaştır.

Var oluşundan bu tarafa zalimin zulmüne karşı mazlumun yanında yer alan Alevi halkının yeri; toprağını, evini, eşini, ailesini, çocuklarını ve bir bütün olarak özgürce yaşamını savunan mazlum Kobane halkının yanıdır. Bu nedenle de Kobane halkına destek amaçlı yapılan tüm protestolar bizim için de bir eylem alanıdır.

Halkımızı provokatör yaklaşımlara karşı dikkatli olmaya davet ederken zalimin zulmüne de sessiz kalmamaları gerektiğini de hatırlatmayı görev sayıyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla, 08.10.2014

Ali Kenanoğlu

Başkan

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği

Aynı güneşe selam duran Aleviler ve Êzîdîler

MEHMET ÖZCAN

Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan Alevilerin nüfusunun 10 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi öncesinde büyük bir baskı ve tahakküm altında olan Aleviler, Êzîdîler gibi inançlarını saklar ve ibadetlerini gizli yaparken günümüzde özgürlük mücadelesinin geldiği aşamanın belirgin etkisiyle, inançlarını ve kimliklerini açıkça sahiplenebilmekte, cemevleri, özel radyo ve TV kanalları açabilmekte, temel hakları için açıkça mücadele edebilmekte, yani bir irade olarak ortaya çıkmış bulunmaktadırlar.

Suriye’de de Aleviler bulunmakta; ama Suriye Alevileri Kuzey Kürdistan ve Türkiye Alevilerinden farklılıklar göstermektedir. Suriye’deki Alevilik daha çok Arap ve İslam kültürünün şekillendirdiği bir Aleviliktir; ama Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de şekillenen Alevilik köken itibariyle Zerdüştlüğe kadar gitmektedir. Buradaki Alevilik, Zerdüştiliğin İslamiyet karşısında aldığı biçim olarak da yorumlanabilir. Bu açıdan Alevilik ile Êzîdîlik arasındaki benzerlik oldukça fazladır. Bu benzerliklerin bir bölümünü aşağıda belirtmeye çalışacağım.
Êzîdîlikle daha çok Dêrsim ve Koçgiri Aleviliğinin kültürel benzerlikleri bulunmaktadır. Hatta günümüzde Dêrsim veya Dêrsim kökenli olup da çevre illere yerleşen Alevi Kürtlerin duaları, Êzîdîlerin dualarıyla oldukça benzerdir. Örneğin, Dêrsim’de ya da sürüldükleri çevre illerde yaşayan bazı Aleviler, sabahın ilk güneş ışınları çıkarken yüzünü doğan güneşe döner ve “Ya Melekê Sibe! Tu eziz e, tu mezin e!” şeklinde dua ederler.

Zerdüştiliğin analarımızdaki kökleri

Annem 12 yıl hiç aksatmadan 12 İmam Orucu’nu tutar, dualarını da hep güneşe dönerek yapardı. “Ya siwarê sibe! Tu me biparêze” (Ya sabahın atlısı! Sen bizi koru!) ya da buna benzer sözlerle dua ettikten sonra elinin tersini öperek alnına götürürdü. “Ateş de kutsaldır” derdi. Bazen sac ekmeği pişirirken anneme bir bardak su götürdüğümde suyu içmeden önce bir yudum suyu ocağın üzerindeki kızgın ekmek sacının kenarına döker ve “İlk yudum ateşin hakkıdır” derdi. Aslında annem, yüzlerce yıl öncesine, Zerdüştlüğe dayanan duaları gizliden gizliye yaşatıyordu. Ateşe bir yudum su sunuyordu. Zerdüştilikteki, Êzîdîlik’teki, Yarisanilikteki, Kakailikteki ateş kültü, Alevilik’te de hala canlı bir biçimde yaşıyordu. Zaman zaman televizyonda Kürt köylerinin Türkiye Cumhuriyeti devleti güvenlik güçleri tarafından yakıldığı haberlerini izlediğinde, bazı ailelerin tamamen katledildiğini öğrendiğinde, Allah’ına isyan eder ve “Ya Siwarê sibe! Her kes zilm dike bêxwedî re!” (Ya sabahın atlısı! Herkes zulmediyor sahipsizlere!) derdi.

Güneş, Alevilerde de kutsallık arz etmektedir. Özellikle Dêrsimli ve Dêrsim kökenli olup da çevre illere zorunlu göç etmiş Aleviler, güneşin ilk ışınları dağların doruklarından bulundukları yere ulaştığında, ilk ışıkların üzerine düştüğü taşı ya da ellerinin tersini öpüp alınlarına götürerek dua ederler. Nuri Dêrsimî, “Kürdistan Tarihinde Dêrsim” kitabında buna dair şunları söyler: “Dêrsimliler, sabahları pek erken kalkıp muhteşem dağlar arasında doğmakta olan güneşin şualarına (ışınlarına) karşı vücutlarına çeşitli inhina (büküm) ve hareketler vererek ibadet ederler ve güneşe ‘Tanrı’nın nuru’ derler.”

Alevilerin dağların ardında yeni doğan güneşe yüzlerini dönerek dualar etmelerini, 1920’de Malatya’nın Alevi bir köyünde konuk olan Melville Chater ise şöyle dile getiriyor: “Köylüler güneşin doğuşundan önce kalktılar ve tarlalarında çalışmaya başladılar. Güneş yükselirken bütün erkekler, kadınlar ve çocuklar doğuya döndü, güneşin önünde eğilerek kibarca iyi bir gün diledikten sonra günlük işlerine yeniden devam ettiler.”

Araştırmacı yazar Munzur Çem, “Alevilik” kitabında Dêrsim Katliamı’ndan ve özel asimilasyon politikasından önce Dêrsim’in bazı yerlerinde Tawisî Melek’in kutsal olarak bilindiği ve üzerine yeminler edildiğini belirtmektedir.

Şu artık günümüzde su götürmez bir gerçektir: Êzîdîler, Aleviler, Kakailer, Yarisaniler arasındaki ortak inanç, töre ve kültün kaynağı olan Mitraizm, Mazdaizm ve Zerdüştlük, tek tanrılı dinler öncesinde Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasındaki halkların ortak inancıydı. Arap-İslam ordusunun kılıç zoruyla ve kanla Mezopotamya ve Anadolu halklarına kabul ettirdiği İslamiyet sonrasında Zerdüştlükten geriye kalan eski inançları, bugün Alevilik, Kakailik, Yarisanilik kısmen de olsa yaşatmaktadır. Êzîdîlik ise Mitraizmin, Mazdaizmin ve Zerdüştlüğün çok daha canlı bir biçimde sentezini temsil eden Kürtlerin kadim dinidir.

Êzîdîlik ile Alevilik arasındaki bazı ortak yanları ya da benzerlikleri maddeler halinde sıralayacak olursak:
* Alevilik’teki “Hayır ve şer yapma insanın elindedir” ilkesi, Êzîdîlik’te de vardır.
* Êzîdî olmayan biri sonradan Êzîdî dinine giremez. Alevi olmayan biri de sonradan Alevi olamaz ilkesi vardır; ama günümüzde bu ilke, başka bazı ilkeler gibi biraz esnetilmiştir.
* Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilik’te de dışarıdan kız alınmaz veya dışarıya kız verilmez. Bu ilke günümüzde Êzîdîlik’te oldukça katı bir kural iken (bu kuralın ihlali ölüm cezasına kadar gidebilir), Alevilik’te esnetilmiştir.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de misyonerlik, kendi dinlerini yayma gibi amaç yoktur.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de “Üçler, Yediler ve Kırklar Makamı” kutsaldır.
* Alevilik’teki Allah-Muhammed-Ali üçlemesi, Êzîdîlik’te Tanrı-Tawisî Melek-Şêxadî üçlemesiyle kendisini göstermektedir.
* Alevilik’te 40 kapı 40 makam, Êzîdîlik’te ise 40 pir 40 şêx vardır.
* Alevilik’te mürşit, rehber, pir vardır; Êzîdîlik’te ise Şêx, mürşit, pir vardır.
* Alevilik’te “zakir” (cem sırasında deyiş söyleyen kişi) vardır, Êzîdîlik’te ise “qewal” (ibadet sırasında ‘feqîr’lerle birlikte bendir çalıp qewil söyleyen kişi) vardır.
* Alevilik’te musahiplik, Êzîdîlik’te ise ahret kardeşliği vardır.
* Güneşe dönerek dua etmek her ikisinde de vardır.
* Her ikisinde de semah vardır.
* Hem Alevilik’te ve hem de Êzîdîlik’te saz kutsaldır.
* Baskı ve katliamlardan dolayı gizli ibadet etme ve içe kapalı bir toplum olma özelliği her ikisinde de vardır.
* Alevilik’te de Êzîdîlik’te de din adamları keramet ve sır sahibidirler.
* Reenkarnasyon (don değiştirme) yani “kıras güheri” inanışı, hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Êzîdî şêxleri ve pirleri, müridlerini ziyaret ederek yıllık hak alırlar. Alevilerde de pirler müridlerini yani taliplerini ziyaret eder ve çıralık alırlar.
* Ziyaret yerlerindeki ağaçlara ip ya da bir parça bez bağlayarak dilekte bulunma hem Êzîdîlik’te hem de Alevilik’te vardır.
* Hem Alevilerde hem de Êzîdîlerde 3 günlük Xidir İlyas (Xizir) Orucu vardır.
* Alevilik’te olduğu gibi Êzîdîlik’te de ziyaret yerlerinde kurban kesme, yemek yapma ve bu lokmaları dağıtma geleneği vardır.
* Êzîdîlik’te hac yeri olan Laleş (Şêxadî’nin türbesi) vardır, Alevilerde ise dedelerin mezarlarının bulunduğu veya bulunduğu varsayılan türbeler vardır.
* Güneş, ay ve ateş Êzîdîlik’te olduğu gibi Alevilerde de kutsaldır.
* Êzîdîlerde olduğu gibi Alevi pirleri de bıyık ve sakallarını kesmezler. Alevilik’te bu gelenek, günümüzde biraz daha esnetilmiştir.
* Aleviler de Êzîdîler de kirve kızıyla evlenmezler ve bu kural her iki inanç kültüründe de oldukça serttir. Bu kuralı ihlal etme, toplum dışına atılma veya daha ağır cezayla cezalandırılır.
* Alevilerde olduğu gibi Êzîdîlerde de ruhani önderler, dinsel görevlerin yanı sıra toplumsal yaşamda düzeni sağlamak, sorunlara müdahale etmek ve adil bir şekilde çözüm bulmak gibi görevleri de üstlenirler.
* Ölü hayrına yemek verme, hem Êzîdîlerde hem de Alevilerde vardır.
* Resmi devlet mollaları tarafından her iki din için de fetvalar çıkarılarak katledilmeleri vacip görülmüştür. Aleviler için söylendiği gibi Êzîdîler için de “7 tane öldüren cennete gider” denilmiştir.
* Êzîdîlik’te Hıdır İlyas Bayramı kutlanmadan önce Şubat ayının ilk perşembesinde oruç tutulur. Alevilerde de bu oruç vardır ve bu oruca Hızır Orucu denilmektedir ki, inanış hemen hemen aynıdır. Xizir Peygamber her zaman, her yerde hazır ve nazırdır. Özellikle Kürdistan’daki zor kış koşullarında halkın yardımına koşar. Kendisine Bozatlı Xızır da denilmektedir. Bazı bölgelerde de Xizirê Deryayê, yani “denizler üzerinde uçan Xizir” da denilmektedir. O her yerdedir ve darda olan insanlara yardım için koşar. BİTTİ

Êzîdîlik ve Yezit Bin Muaviye

Günümüzde Êzîdîliği ele alırken öncelikle belli amaçlar uğruna çarpıtılan Êzîdîliğin çıkışını, Êzîdî isminin çok farklı kaynaklara bağlanmasının nedenlerini açığa çıkarmak, netleştirmek ve gerçekliği oluşum biçimiyle ortaya koymak gerekir.

Êzîdîlik ele alınırken, Êzîdîlik ile Yezid’in çok farklı olgular olduğunu belirtmeliyiz. Yezid, Emevi Halifesi Muaviye bin Ebu Süfyan’ın torunudur; halifeliği alma uğruna Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin ve taraftarlarını öldürten kişidir. Bu kişinin Kürt halkıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Ayrıca bazı Arap tarihçiler Êzîdîliği bilinçli olarak Yezidiye tarikatının kurucusu Yezid b. Enise’ye dayandırmaya çalışmaktadır.

Etimolojik köken

Êzîdîlik; “Ezda, Ezdan ve Xûda” isimlerinden gelmektedir. Med Kürt topluluklarında Tanrı böyle isimlendirilirken Tanrı’ya inananlara ise Êzîdî denilmekteydi. Dolayısıyla “Ezd, Ezda, Ezdan” Tanrı anlamına gelirken Êzîdî de “Tanrı’ya inananlar” anlamına gelmektedir.

Gerçek bu iken Êzîdîliğin, İslamiyet’i oldukça geri bir tarzda yorumlayarak halkların üzerinde bir egemenlik ve soykırım aracına dönüştüren Muaviye’nin oğlu Yezid’e inananlar olarak tarif edilmesinin temelinde Alevi inancındaki Kürtlerle Êzîdî Kürtleri karşı karşıya getirme, birbirine kırdırtma yatmaktadır. Dolayısıyla bu iki olgunun birbirine karıştırılması, Kürdistan üzerinde egemen olan sömürgeci güçler ve onların işbirlikçileri tarafından bilinçli olarak ortaya atılan tarihsel dayanakları olmayan asılsız bir iddiaya kanmak demektir.
Bazı Arap milliyetçileri ya da İslamcı olduğunu iddia eden kimi yazarlar da Êzîdîleri Yezid bin Muaviye ya da Emevilerle ilişkilendirmeye çalışmaktadırlar. Oysa Ezda, Meda, Ezid ya da daha birçok isimle (binbir isim) ilişkilendirilebilecek Êzîdîliğin Yezid’le uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Êzîdîler için kullanılan Yezîdî ifadesi de yanlıştır. Yezid ile Yezîdîliği isim benzerliğinden dolayı Emevi Hanedanlığı’na dayandırmaya çalışmaktadırlar.

İslam halifeliğini oyunlarla ve zorla ele geçiren Muaviye, Emevi Hanedanlığı’nın kurucusu ve Ebu Sufyan’ın oğludur. Ebu Sufyan ise Hz. Muhammed’in amcaoğludur. Bu aile, halifeliği ele geçirdikten sonra Şam’da oldukça büyük bir güç olmuş; Hz. Muhammed’in torunları, Hz. Ali’nin çocuklarına karşı büyük bir komplo gerçekleştirmiştir. Kerbela komplosunda Hz. Hüseyin ve 72 yoldaşı katledilerek kadınlar ve çocuklar esir alınmıştır. Bu çelişki günümüzde Şiilerle Sünniler; Kuzey Kürdistan ve Güneybatı Kürdistan’da ise Alevilerle Sünniler arasında sürdürülmektedir.

Êzîdî Kürtlerin Müslümanlıkla ya da Araplıkla bir ilgisi olmadığı gibi Kürdistan’da yaşayan Alevi Kürtlere de Müslüman demek oldukça zordur. Çünkü Kürdistan Alevilerinin Müslümanlardan ziyade Zerdüştlüğe, dolayısıyla Êzîdîliğe yakınlığı çok daha fazladır. Köken olarak Zerdüşttürler. Kürdistan Alevileri, İslam’ın zorla dayatılması ve bu temelde geliştirilen katliamlardan kurtulmak için biçimsel olarak Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Aslında Alevilerin Müslümanlığı kabul etmesi, bir nevi takkiyecilik olmaktadır. Alevi Kürtlerle Êzîdî Kürtlerin bu ortak yanlarını gören ve bilen bazı Arap ve İslamcı-milliyetçi yazarlar, Êzîdîleri Yezid’le ilişkilendirerek Kürt halkının farklı iki inanca sahip bu kesimleri arasında parçalanma ve çelişki yaratmayı hedeflemişlerdir. Tarihte de bilindiği gibi Emevi halifelerinden Hecac, Müslüman olmayan onbinlerce Kürdü katletmiştir. Bu anlamda da Êzîdîlerle Yezid bin Muaviye’yi ilişkilendirmek büyük bir tarihi yalan olmaktadır.

Êzîdî mitolojisinde kara yılan

Kara yılan, Êzîdîlerce kutsal sayılmakta, kutsal mekanların, mabetlerin girişlerinde, kapı kenarlarında, pervazların üstünde, evlerde kara yılan kabartma motifleri bulunmaktadır. Erzincan’ın Tercan ilçesinde de yılan kutsal sayılmakta ve yılanın bazı hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır. Bu amaçla her yıl yüzlerce hasta, ilkbahar aylarında, Tercan’da bulunan Yılanlı Dağ’a giderek çare aramaktadır.

Şêxadî, Êzîdîliği reforma tabi tutarken kast sisteminin en üstüne şêxlik kurumunu oturttu. Bazı aileleri konumları gereği şêxlikle ve bağlı müritlerin sosyal örgütlemesiyle sorumlu kılarken, bazı aileleri ise “şêx êtîm” diye adlandırmıştır ki, bu şêxlerin müritleri yoktur. Şêx êtîmler, yılanları efsunlayarak kontrol edebilmekte, onlarla konuşabilmekte ve onları evcilleştirebilmektedir. Halen de Laleş’te yapılan hac esnasında ya da bazı ziyaretlerde yapılan cemaa’larda bu şêx êtîm’ler, yılanlarını yanlarına alarak kutsal yerlere giderler. Bu kutsal yerlere gelen Êzîdîler, kutsal mabedin kapısı önünde oturan şêx êtîm’in elindeki veya kucağındaki yılana ellerini sürerek bir dilekte bulunurlar ve ellerini öperek alınlarına götürürler. Günümüzde Tercan yöresinde yaşayan bir Alevi aşireti olan Kudan aşiretinin yaptığı dualar arasında, “Wayirê kudo şao mao” (Kudanlıların şahı kara yılan) gibi dualar da bulunmaktadır.

Kara yılan efsanesi, Êzîdî mitolojisindeki Nuh Tufanı’nda şöyle anlatılmaktadır: Tanrıların ortak kararıyla alınan “insanları yok etme planı” kararı karşısında Nuh, bir gemi yaptırarak her canlı türünden en az bir çift yanına alarak azgın sularla boğuşur. Bu arada gemi delinir; ama gemide bulunan bir kara yılan, o deliği tıkayarak geminin batmasını engeller. Diğer taraftan Êzîdîlik’te de reenkarnasyon (gömlek değiştirme), yani ruh göçü etkin bir inanıştır ve yılanın da her yıl gömlek değiştirmesi bu anlamda tanrısal bir olgu olarak görülmektedir.

özgür politika

FEDA: Tarihsel direniş için seferberliğe katılın

DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU’NDAN AÇIKLAMA

Artık her yer Kobane, her yer direniş alanıdır. Bu toprakların ötekileştirilen tüm toplumsal kesimleri, yok edilmek için katliamlar yaşamış tüm inanç kümeleri, coğrafyamızda Muaviye ve Yezit’in devamcıları DAİŞ katillerine karşı çıplak bedenlerini siper ederek direnen Kobane halkının direnişini sahiplenmeli, sokağa çıkmalı ve her yeri Kobane’ye çevirmelidir.

Bu coğrafya’da kardeşliğin, eşitliğin ve özgürlüğün somut örneği Kobane Kantonu şahsında düşürülmek istenen insanın yüce değerleridir. Dün Hz. Ali’yi sırtından hançerleyen, İmam Hüseyin’I aç susuz bir kuşatma altında tutup ardından kellesini kesenler bugünkü DAİŞ çetelerinin atalarıdır. Selefi ve Vahabi İslam adı altında yeniden geliştirilen İslamcı çizgi aslında en çokta bu inanca safiyane inanmış müslümanlara zarar vermektedir.

Kürt halkı her yerde can siperane bir ruhla direnişe geçmişken, biz Aleviler elimiz kolumuz bağlı evimizde oturamayız. Bizim felsefemiz her ne şart altında olursa olsun mazlumun yanında olmaktır. Bugün Kobane’de Kürt halkına saldıran, Suriye’de Alevileri katleden bu zalim çetelerin hedefinde yarın da biz Kızılbaşlar bulunmaktayız.

Her nerede yaşıyor olursak olalım, artık her türlü direniş biçimi bizim için meşrudur. Gün bugündür. Tanklarıyla, toplarıyla Kürtlerin şahsında bir bütün olarak insanlığın yarattığı tüm ileri değerlere saldıranlara bedenleri bomba yapıp fedaice bir direniş geliştiren Şehit Arin şahsında tüm Kobane halkının mücadelesine sahip çıkmak her namuslu insanın boyun borcudur.

Biz Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) olarak tüm Alevileri Kürt halkının bütün dünyada giriştiği serhıldan eylemlerine aktif bir biçimde katılmaya çağırıyoruz. Daiş’ten hesap sormak Kerbela’yı, Dersimi, Maraşı, Şengal’I kana bulayanlardan hesap sormaktır aynı zamanda.
Bugün adeta bütün dünya bir olmuş bölgemiz için umut ışığı olan Rojava devrimini boğmak istiyorlar. Sözümona dayanışma yapacağız derlerken de önce Kürt Özgürlük Hareketini tavize zorluyorlar.

Aleviler, Kızılbaşlar, Ezidiler, Süryani-Keldaniler, Ermeniler hepinizi FEDA adına Kürt halkının tarihi direnişini sahiplenme çağırıyoruz. Kobane insanlığın namusudur. Kobane’de bedenlerini bomba yaparak bu katil sürülerini durdurmaya çalışan yiğit Kürt Kadınları insanlığın onurudur.

Öyleyse onurumuzu çiğnetmemek için; bulunduğumuz her yeri bir direniş alanına çevirmeli, Kobane halkının yanında olduğumuzu göstermeli ve onun direnişini sahiplenen her türlü eylemin içinde yer almalıyız.

6 Ekim 2014 günü itibarıyla Kobane’de göğüs göğüse bir kent savaşı başlamıştır. Bu savaş burada bitmeyecektir. Bu açıdan Aleviler önümüzdeki sürecin zorlu mücadelesine kendilerini bugünden hazırlamalıdır. Kobane halkı insanlık tarihine eşine rastlanmayan bir direniş ve devrim örneği armağan etmiştir. Bu açıdan bugün süren savaşın sonuçları ne olursa olsun Kobane halkı DAİŞ katil sürüleri şahsında onların efendilerini de hezimete uğratarak bu savaşı şimdiden kazanmıştır.

Demokratik Alevi Federasyonu bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Kürt halkının özgürlük mücadelesine, onurlu direnişine gücü ve olanakları ölçüsünde katılacak ve üzerine düşen tarihsel sorumluluğun bilinciyle tüm taraftarlarını bu tarihsel direniş için seferber edecektir.

FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu)

7 Ekim 2014

Aleviler için Kerbale bugün Kobani’dir!

2 Ekim tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve AKP iktidarının Suriye ve Irak haklarının çoğulcu yapısına yönelik askeri operasyonlarla savaş taraftarlığına, IŞİD ve benzeri Radikal İslamcı terör örgütlerine destek amaçlı tezkeresine HAYIR diyoruz!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Suriye’de ve Irak’ta yıllardır süregelen işgalci emperyalist savaşa karşıdır. Halkların kendi iradesine dış müdahaleyi ve işgali reddediyoruz. Irak’a ve Suriye’ye “Barış ve demokrasi götüreceğiz” diyenlerin, bölgeyi kan gölüne çevirmiş ve kurulu düzenleri param parça etmiştir. Emperyalist işgal ve Türkiye’nin Ortadoğu politikalarındaki mezhepçi tutumu ve Irak-Suriye’de IŞİD türevi radikal İslamcı çetelerin katliamlarını destekleyerek suç ortağı olmuştur.

Suriye’de Lazkiye’de Alevilere, Rojova’da, Kobane’de Kürtlere, Şengal’de Ezidilere, Kerkük-Musul’da Türkmenlere, yönelik katliam ve soykırıma varan insanlık varlık-yokluk mücadelesiyle karşı karşıyadır.

TEZKERE YENİ KATLİAMLARA DAVET: BUGÜN KOBANİ, YARIN LAZKİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE YÖNELEBİLİR. 

Tezkereye evet diyenlerin, hedefinde başta Suriye’de radikal İslamcı çetelere açıktan askeri destek verme amacı var. Suriye’de yaşayan bir buçuk milyon Alevinin varlığına yönelik savaş konsepti gündemdedir. Tezkere Irak ve Suriye’deki çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı yapısında IŞİD Şeriatına dayalı devlet kurmak istiyorlar.

Suriye’de ve Irak’ta Türkmen, Asuri, Keldani, Alevi, Şii, Kürt, Hiristiyan ve Arap halklarına karşı barbarca katliamlar düzenleyen radikal İslamcı terör örgütü IŞİD, son günlerde Kobani’de Kürt halkına yönelik etnik ve dinsel temelli soykırım ve insanlık suçu işlemesine göz yumanların, “barış tezkeresi” kararı alması mümkün değildir. Uluslararası toplum ve Türkiye Şengal’de, Lazkiye’de, Musul’da ve Kobani’deki vahşet karşısında sessiz ve önümüzdeki günlerde Suriye’de yaşanması muhtemel ve Alevileri hedef alacak IŞİD katliamlarına yol açacak tezkereye EVET demişlerdir.

Suriye’de ve Irak’ta yaşayan Türkmen, Asuri, Keldani, Alevi, Şii, Kürt, Hristiyan ve Arap halklarına yönelik işgalci IŞİD’in insanlık dışı saldırılarına karşı yerli halkların kendilerini savunmak amaçlı mücadelesini destekliyoruz. Çünkü bu saygı duyulması gereken bir onur ve insanlık mücadelesidir.

Türkiye’nin mezhepçi dış politikası, IŞİD katliamları, ABD’nin ve diğer uluslararası güçlerin tutumları ortaya çıkan insanlık dışı vahşetin ve barbarlığın sorumlusudur.

İŞİD’e karşı verilen mücadele Ortadoğu halklarının, bölgede barış ve özgürlüklerini savunmasındır.

Biz, AABK olarak: AKP hükümetinin Irak ve Suriye’de askeri müdahale ve savaş yetkisi alan tezkeresine karşıyız. Çünkü AABK komşuları ile düşman değil, dost kalmak istiyor. Tezkere mezhepçi politikanın ürünüdür. Oysa AABK olarak Ortadoğu halklarına ait tüm etnik ve inançsal kimliklerin eşit koşullarda, bir arada ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.

AKP iktidarının Suriye’de ve Irak’ta Sünni kuşak kurmak için radikal İslamcı ve mezhepçi çetelere her türlü lojistik, teolojik ve ideolojik olarak desteklediğini biliyoruz. Tezkere AKP hükümetin bu mezhepçi politikalarını daha da artıracağından eminiz.

Önümüzdeki ay Alevilerin matem ayıdır. İmam Hüseyin’in ve onun yoldaşlarının Yezid ve ordusu tarafından Kerbale’de katledilişinin yıldönümüdür. Biz Aleviler için Kerbale bugün Kobani’dir! Şengal’dir! Gazze’dir!, Lazkiye’dir! Musul’dur! IŞİD ise Kerbale’daki Yezid’dir, Yezidliktir!

Savaş tezkeresine karşı, Ortadoğu’da barışın, özgürlüğün ve halkların kardeşliğinden yana olmaya devam edeceğiz.

AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU

Gülsuyu’nda çete saldırısı sürüyor

İstanbul Maltepe Gülsuyu’nda uyuşturucu çetelerinin saldırıları sürüyor. Saldırıda yaralanan iki kardeşten İsmail Doğan yaşamını yitirdi. Doğan’ın cenazesi Maltepe cemevinden kaldırıldı.

Saldırıda yaralanan kardeşlerden Mesut Doğan ise hala yoğun bakımda. Saldırının uyuşturucu çetesinden “Ercan” isimli bir kişi tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi.

Cemevinde yapılan törene aynı yerde, uyuşturucu karşıtı eylem sırasında çeteler tarafından bir yıl önce öldürülen Hasan Ferit Gedik’in annesi Nuray Gedik de katıldı. Cinayeti lanetleyen Gedik, acılarının ortak olduğunu dile getirdi.

Mahalleli yaptığı yürüyüşte uyuşturucu çetelerini mahallelerinde istemediklerini dile getirdi.

İsmail Doğan’ın ağabeyi Musa Doğan ise diğer kardeşinin sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi.

Cenaze töreninin ardından Doğan’ın cenazesi defnedilmek üzere Pendik Şeyhli Mezarlığı’na götürüldü. Öte yandan Mesut Doğan’ın da tedavisinin devam ettiği öğrenildi.

Avrupa Birliği’nden Yeni Alevi Uyarısı

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu, Alevilere yönelik ayrımcılığın devam ettiği ve sorunların çözümüne ilişkin somut adım atılmadığı tespitini yaptı. Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak ‘resmen’ tanınmadığına işaret edilen taslakta, Alevilerin ibadet yeri inşa etmede sorunlarla karşılaştığına dikkat çekildi.

AB Komisyonu 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu’nda Alevilerin sorunlarına geniş yer ayırdı. “Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı.” denilen taslakta, Diyanet’in İslam’da tek ibadet yerinin cami olduğuna dair açıklamaları da eleştirildi.

Bazı Alevi derneklerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitapları için toplantılara davet edildiği ve ortaya çıkan sonuçtan memnun kalmadıkları da belirtildi.
Çankaya Cemevi’nin kapatılması ile ilgili dosyanın Yargıtay’da devam ettiğini kaydeden AB, Alevi vatandaşların evlerine yapılan saldırıları da gündemine aldı.
Taslakta, 2013’te birçok şehirde Alevi vatandaşların evlerine zarar verildiği, aralık ayında da benzer hadiseler yaşandığı ve sürece ilişkin soruşturmaların devam ettiği kaydediliyor.
Taslakta ayrıca, Alevi toplumunun ayrımcı bir dile maruz kaldığı  ve hükumet üyelerinin de bu ayrımcı dili kullandıkları belirtildi.