Ana Sayfa Blog Sayfa 6382

Avrupa Birliği’nden Yeni Alevi Uyarısı

Avrupa Birliği Komisyonu’nun 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu, Alevilere yönelik ayrımcılığın devam ettiği ve sorunların çözümüne ilişkin somut adım atılmadığı tespitini yaptı. Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak ‘resmen’ tanınmadığına işaret edilen taslakta, Alevilerin ibadet yeri inşa etmede sorunlarla karşılaştığına dikkat çekildi.

AB Komisyonu 8 Ekim’de açıklayacağı 17. İlerleme Raporu’nda Alevilerin sorunlarına geniş yer ayırdı. “Alevi toplumunun sorunlarını çözmek için somut adım atılmadı.” denilen taslakta, Diyanet’in İslam’da tek ibadet yerinin cami olduğuna dair açıklamaları da eleştirildi.

Bazı Alevi derneklerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitapları için toplantılara davet edildiği ve ortaya çıkan sonuçtan memnun kalmadıkları da belirtildi.
Çankaya Cemevi’nin kapatılması ile ilgili dosyanın Yargıtay’da devam ettiğini kaydeden AB, Alevi vatandaşların evlerine yapılan saldırıları da gündemine aldı.
Taslakta, 2013’te birçok şehirde Alevi vatandaşların evlerine zarar verildiği, aralık ayında da benzer hadiseler yaşandığı ve sürece ilişkin soruşturmaların devam ettiği kaydediliyor.
Taslakta ayrıca, Alevi toplumunun ayrımcı bir dile maruz kaldığı  ve hükumet üyelerinin de bu ayrımcı dili kullandıkları belirtildi.

 

Aleviler Eğitim Sistemine Karşı Eylemlere Devam Ediyor

Aleviler, zorunlu din dersi uygulamasına ve eğitimde hak ihlallerine karşı Kadıköy’de oturma eylemi yaptı. Her pazar günü aynı yerde gerçekleştirilme kararı alınan eylem 2. kez yapıldı.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri, zorunlu din dersinin kaldırılması için Kadıköy’de oturma eylemi yaptı. Altıyolda saat 13.00 sıralarında toplanan Aleviler, pankart ve dövizlerle, sloganlar atarak, zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep etti.
Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun da destek verdiği eylemde yapılan basın açıklamasında, hükümetin zorunlu din dersi uygulamasını kaldırması gerektiği söylenerek oturma eyleminin sürekli olacağı belirtildi.
Bu konunun sadece Alevi derneklerinin değil, herkesin sorunu olduğu ifade edilerek Alevilerin bu konuda mücadelesinin devam edeceği vurgulandı.
Açıklamanın ardından grup oturma eylemine geçti. Eylem, alkışlar ve sloganlarla bir saat boyunca devam etti.

TV10 Arapça Yayına Başladı

Üç dilde yayın yapıyoruz!

TV10, Türkçe yayınları ile Kürtçe’nin Kurmancî ve Dimilkî lehçelerinin yanı sıra Arapça yayınlarına başladı. Yoğun olarak Hatay’da yaşayan Arap Alevilerinin kültürel, sosyal ve gündelik yaşamını ortaya çıkaran ‘Derbna’ adlı program her Cumartesi 21.15’te izleyici ile buluşuyor.

Son dönemde IŞİD’in Suriye’de gerçekleştirdiği katliamların Hatay sınırına doğru oluşturduğu tehdit ile gündeme gelen Arap Alevileri bundan böyle Tv 10 ekranlarında her hafta kendilerini kamuoyuna duyurma şansı bulacak.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan TV10 Genel Yayın Yönetmeni Şükrü Yıldız “Üç dilde yayın yapıyoruz. Kürtçenin iki lehçesini kullanıyoruz. Alevilerin bir birlerini tanıma ve kamuoyunda kendilerini kendi dilleriyle ifade etmesine imkan veriyoruz.” dedi. Aleviliğin kendi değerleri üzerinde buluşmasını ve kendisini kendisinin ifade etmesini önemsediklerini söyleyen Yıldız bu çalışmaların derinleştirilerek devam edeceğini belirti.

Türkçe karşılığı ‘yolumuz’ olan Arapça program Derbna, Barış, huzur ve kardeşlik kenti olarak bilinen Hatay’ın bu özelliğini yitirmemesi için çaba sarf eden Arap Alevilerini yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Her hafta farklı konu ve konuklarıyla ekrana gelecek olan ‘Derbna’, farklı bölgelerde yaşayan Alevilerin de yoğun ilgisi ile karşılaştı.

Humus’ta Aleviler Ayakta

Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırı protesto edildi. Humus’taki cenaze töreninden sonra sokaklara dökülen yüzlerce Alevi, “Vali istifa” sloganı attı.

Humus’ta Akrameh Mahallesi’nde Alevi çocukların eğitim gördüğü bir okula yönelik gerçekleştirilen intihar saldırısı sonucu 6 ile 9 yaşları arasında 47 çocuk ve 7 yetişkin yaşamını yitirmişti. Önceki gün gerçekleştirilen cenaze töreninden sonra yüzlerce Alevi katliamın hesabının sorulması için sokaklara döküldü. Hükümeti protesto eden Aleviler, Vali Talal El Barazi’nin istifasını istedi.
Ayrıca Halkların Demokratik Pardisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu, İkrime’de Alevi halkına dönük gerçekleştirilen katliamı yaptığı yazılı açıklama ile kınadı. “Katliamlara gözlerini ve yüreklerini kapatanlara, büyük bir sessizlikle seyirci kalanlara bir kez daha sesleniyoruz; Alevi katliamlarına dur deyin!” çağrısında bulundu.

Öte yandan, saldırıyı henüz üstlenen olmazken, saldırının El Nusra tarafından yapılmış olabileceği tahmin ediliyor.

Avrupa Alevilerinden Kobanê Eylemlerini Aktif Destek

Avrupa’nın birçok merkezinde IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırıları binlerce kişinin katıldığı eylem ve etkinliklerle protesto edildi. Alevi kurumları aldıkları bir kararla bütün eylemlere aktif olarak katıldı.

İsveç’te içlerinde Alevilerinde bulunduğu binlerce kişilik bir grup Göteborg şehrinde Kobanê’yle dayanışma için işgal, oturma eylemi, yürüyüş ve miting yaptı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve İsveç Hükümeti’den Kobanê’ye ağır silahlarla saldıran IŞİD çetelerine müdahale etmesini, İsveç medyasından da konuyu kamuoyunun gündemine getirmesini talep etti.
Fransa’da Toulouse şehrinde de Demokratik Toplum Merkezi tarafından IŞİD çetelerinin Kobanê saldırısını bir mitingle protesto etti.
Capitole Meydanında başlayan mitinge Alevi kurumları, Birleşik Demokrasi Cephesi, Yeni Anti-Kapitalist Parti de destek verdi. Aynı saatlerde bir grup genç de Bordeaux havaalanında bir oturma eylemi gerçekleştirdi.
Hollanda’nın Den Haag şehrinde ise Kobanê’de hayatını kaybeden YPG-YPJ’liler düzenlenen bir toplantıyla anıldı.
Demokratik Toplum Merkezi’nde gerçekleştirilen anma toplantısında Hollanda Alevi Birliklerinden Aleviler de katıldı… Şengal ve Rojava’da IŞİD saldırıları ve buna karşı geliştirilen direnişin anlatıldığı toplantıda “Herkes Kobanê çevresine yığılmalıdır” denildi.

Almanya’nın Dortmund kentinde de gerçekleştirilen eyleme 6 bini aşkın kişi katıldı. Merkez istasyonu önünde bir araya gelen gençler “DAİŞ vuruyor AB susuyor” pankartı arkasında yürüyüşe geçti.
Avrupa Alevi Birliklerinin ve FEDA’nın aktif destek verdiği eylemde yapılan konuşmalarda Kobanê için destek çağrısı yapıldı.
Öte yandan içlerinde Britanya Alevi Birliklerinin de bulunduğu Çok sayıda sivil toplum örgütünün bir araya gelmesi ile oluşturulan Britanya Demokratik Güçbirliği Platformu’nun Kuzey Londra’da düzenlediği eyleme de çok sayıda kişi katıldı. Burada yapılan konuşmalarda, IŞİD çetelerinin Kobanê kantonuna yönelik ağır saldırıları protesto edilirken, Kobanê için oluşturulan kampanyaların desteklenmesi çağrısında bulunuldu.

Kadıköy’de ’zorunlu din dersi kaldırılsın’ eylemi

PİR Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubelerine bağlı bir grup, zorunlu din dersinin kaldırılması için Kadıköy’de oturma eylemi yaptı.

Altıyolda saat 13.00 sıralarında toplanan 50 kişilik grup, ellerinde pankart ve dövizlerle, sloganlar atarak, zorunlu din dersinin kaldırılmasını istedi.

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun da destek verdiği eylemde yapılan basın açıklamasında, hükümetin zorunlu din dersi uygulamasını kaldırması gerektiği, bu konunun sadece Alevi derneklerinin değil, herkesin sorunu olduğu ifade edildi. Açıklamanın ardından grup oturma eylemi başlattı.

Alkışlarla ve sloganlarla bir saat devam eden eylem olaysız bir şekilde sona erdi.

Bir düş uçurun Suriye’nin Alevi çocukları hatrına

HAYRİ TUNÇ

Yar Ali yaradan Ali / Cana can katan Ali…

Alevilik inancında ölüm en büyük günahtır. İnsan öldürmenin, yalan söylemenin, hele ki bir çocuğun canına kast etmenin cezası, Alevilik inancına göre “Düşkün” ilan edilmektir. “Düşkün” ilan edilen, cemaatten, toplumdan, insanlardan uzaklaştırılır, cenazesi yıkanmaz, dualanmaz, düğününe giden olmaz, sevinci de, hüznü de hep tek yaşamak zorunda kalır.

Düşkün kişiye yaklaşmak düşkün olmaktır.

İslam inancına göre, çocukları katletmek, onların canına kast etmek dinden çıkartmakla cezalandırılır. Dinden çıkartılan, toplumdan da, cemaatten de çıkartılmış olur.

Şimdi biz, 47 Alevi çocuğunu katleden, kendini saklayan bu insanları hangi dine, hangi inanca göre yargılayacağız?

Halen gözlerimin önünde o çocukların kanlı çantaları. Halen gözlerimin önünde o çocukların daha bir kaç gün önce çekilmiş, tertemiz gözleriyle gökyüzüne baktıkları fotoğrafları.

Unutmayın diyedir bu sözlerim. Unutmayın diyedir bu yalvarışlarım. O çocukların sizin çocuklarınızdır, o kanlı çantaları siz taşıyorsunuz.

Türkiye Arap Gençliği, Sveydiye ve İstanbul’da eş zamanlı olarak o güzel gözlü çocukların hatrına balon uçurttular. Uçurtmaların tellere takılmadığı, balonları çocukların uçurttuğu bir dünya özlemiyle. Sizde, olduğunuz yerde hergün bir balon uçurtun gökyüzüne, o çocuklara verilmek umuduyla.

…….

Cennet Kuşları!
1 Ekim 2014 tarihinde Suriye Humus Kentinin İkrime mahallesinde Yeni İkrime ilkokulu önünde cihadçı çeteler tarafından gerçekleştirilen iki bombalı saldırıda  47 çocuk hayatını kaybetti  120den fazla insan yaralandı!
Bugün cihadcı çeteler tarafından katledilen  47 çocuğu anmak için buradayız! Hiçbir Siyaset ve Savaş çocuk öldürmeyi meşrulaştıramaz! Hiçbir dava bir ilkokula bombalı eylem yapıp yaşları 6 ile 12 arasında değişen çocukları öldürecek kadar canice olamaz. Başta Suriye olmak üzere, Filistin’den Kürdistan’a Ortadoğu savaşların son bulması gerekmektedir. Bu savaş devam ettikçe daha nice canlarımız yitip gidecektir. Biz burada hükümetin savaş politikasına karşı olduğumuzu haykırmak için, savaşa dur demek için toplandık.
Eli kanlı canilerin canlarına kıydığı 47 çocuğu
47 cennet Kuşunu
47 Can parçamızı anmak için buradayız!
Oyunları yarım kalmış onbinlerce savaş mağduru çocuk için bu balonları gökyüzüne bırakıyor mumlarımızı yakıyoruz!

Dear birds of heaven
In 1 october 2014, 2 bomb attacks had been done by the jihadists near by a school in Ikrime city of Homs. 47 children died more then 120 people got injuried. Today we are here to memorialise these 47 children killed by jihadists. Not any policy and war can legalize killing children! Not any thought can be so felonious to protest by bombing a school full of children between 6 and 12 age. All the middle east wars should end. If the wars continue, it is clear that more and more people will die. We are here to say that we are against to the policy of war of the government, stop the war.
We are here to memorialise 47 children killed in that school,
47 birds of heaven.
We are here to send the balloons to the sky for thousands of war weary children, who couldn’t finish their games, and light candels.

في أول يوم من شهر تشرين الأول استهداف الجهاديين الإرهابيين، الأطفال أثناء خروجهم من تجمع للمدارس في حي العكرمة في مدينة حمص السورية بي تفجرين و استشهاد 47 طفل.
اليوم نحن اجتمعنا في اسطنبول و أنطاكية لإحياء زكري اطفال حي العكرمة بإطلاق بالونات.
و نرفع صوتنا ضد الحروب.
و ضد الحكومة التركية يلي تدعم الجهاديين و حرب الجهاديين علي سوريا و شعبها المقاوم

Kobani sınırı ve izlenimler

CELAL FIRAT

Bir grup Alevi temsilcisi Pirler, aydın ve sanatçılarla birlikte ‘ kırklar aşkına’ hak ve hakikat için Kobani sınırında kurulu çadırları ziyarete gidyoruz.
Öğleye doğru sınıra yaklaşıyoruz. Burası Birecik ilçesinin Ziyaret köyü. Havada derin bir kasvet var, Arada bir çıkan rüzgarın, tozu ve toprağı getirip dudaklarımıza yapıştırmasına uygun bir kasvet. Alevi inancının, zulme karşı Pir Sulan duruşunu bildikleri için bizi yadırgamıyor insanlar, ancak coşku ve sevgiyle karşılıyorlar.

Öyle ya; bu toprakların kadim ne kadar halkı varsa bin bir neden ve gerekçeyle bin bir türlü biçimde katledildi, kıyıldı.
O nedenle biz aleviler bu soykırımı çok içimizde hissediyoruz. O nedenle nerede bir haksızlık varsa, kıyım varsa zulüm varsa orda olmalıydık, olacağız da.

Başından itibaren biz Aleviler, Suriye’de ve özellikle Rojava’da süren çatışmaları ve Rojava halkının militan direnişini yakından takip ediyorduk zaten. Çünkü önderlerimizden Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi nerede olursa olsun her zaman zalimin karşısında, mazlumun yanında olmacağız.
Çünkü Hz. Ali, “haksızlığa karşı sesinizi çıkarmazsanız hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz” demiştir.

Orada savaş varken buna sessiz kalmak bu öğretiyle yetişmiş Alevilere yakışmazdı zaten.

Böyle bir çağrı yapmak da pirler ve dedelerin görevi olmalıydı. Dedelerin/pirlerin görevi sadece cem ve ibadet değil, taliplerine mücadele etmeyi de öğretmek ve öncülük etmek olduğu bilinciyle gerçekleştirdik bu eylemi.

Bir kaç önderimizle çağrıyı yaptığımızda gelmek isteyen Alevi canların çok olması ve bizimle olmak istemeleri bizi onurlandırdı.

Federasyonlar düzeyinde de, Alevi Kültür Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Dernekleri de bu çağrıyı samimi bir şekilde sahiplendiler ve “Kırklar aşkına Pirler ve dedeler Kobanê sınırına yürüyor” diyerek, çeşitli illerden temsili olarak kırk kişilik pir, dede; bize katılan, aydın, yazar ve sanatçılarla birlikte yola çıktık.

İnsanlar kederli, tedirgin ancak kararlıydılar.

Kederli ve tedirgindiler çünkü; Düşman zalimdi, hiç bir erdem, hiç bir insanilik yoktu yöntemlerinde.

Ancak biz biliyorduk bu yöntemleri , tarihin derinliklerinde çokca vardı.

IŞİD çetelerinin çocukların kafaları kesmeleri, kadınları cariye olarak satmaları ve insanları Şengal dağlarında susuz bırakarak ölmelerini sağlamaları çok vahşice olsa da pek yeni sayılmazdı.

Hz. Hüseyinin yaşadıklarından biliyoruz bu zalimlikleri.

Yavuz döneminde yaşadıklarımızdan biliyoruz.

O kadar yakın ki Êzidi kürtlerinin , Şii Türkmenlerinin yaşadıkları o kadar benziyor ki bizim yaşadıklarımıza!

Bu benzerliğin nedenleri düşüyor aklıma İstanbul- Birecik arasındaki o uzun yolculukta, gece yarısı başımı arabanın camına dayayarak bunları düşünüyorum.

“Bu benzerliğin nedeni; yaşayanlardan öte yaşatanların aynı ruhu taşımalarından kaynaklanıyor” diye geçiriyorum içimden. Yezit artık IŞİD libasıyla karşımızda, Yezid’den aldıkları ilhamla katlediyorlar masum insanları.

Bu kaygılarla gidiyoruz sınıra. Ancak haklı ve doğru olmanın verdiği bir kararlılık vardı insanlarda.

Müthiş bir militanlık, müthiş bir destan yazıyordu bir avuç halk ve hak savaşçıları. Ve biliyoruzki , tarih bu lekeli zamanları değil, güzel zamanları getirecektir yakında!

Çok yakında!

Bu inançla Xızır yar ve yardımcımız ola.

Davamızı Divana Bırakmayalım, Kendimiz Öz Gücümüzle Çözelim

HAYDAR ERGÜL

Ortadoğu’nun yeniden yapılandığı günümüzde Aleviler nerede durmalıdır? Bu soru hayati bir sorudur.

Adı konulmasa da Ortadoğu’da 3.dünya savaşı yaşanmaktadır. Bu savaşın fiili başlangıcı ’91 Körfez Savaşına kadar götürülebilinir. Saddam’ın Kuveyt işgali ile başlayan ve ardında Irak’a yapılan müdahale, sadece Irak’a yapılan bir müdahale değildi. Özünde o müdahaleOrtadoğu’ya yapılan müdahale idi.

Dünya savaşıylaBatılı güçlerce şekillendirilen bölgemiz, yarattığı ulus-devlet eksenli sistem asilmiş, kaldırılamaz yük haline gelmiştir. Özünde bölge ve toplumhakikatine yabancı, kapitalist modernite esaslarına uygun, batılı kapitalist güçlerin çıkarlarını önceleyen bir modeldir ulus devlet. Aşılan sistem yerine, kapitalizmin kâr çıkarlarını tatmin edebilecek yeni bir sistem koyma  ihtiyaç halini aldı. Zira bölge halkları ve toplulukları kendilerine zorla giydirilmeye çalışılan yabancı elbiseden kurtulmak istiyor ve çeşitli şekillerde kurtulma çabasındaydı.Kürdistan Özgürlük Hareketi ise ciddi bir yükseliş trendini yaşamaktaydı.Irak’a müdahaleyle bu yükselişin önü alınmak istendi. Bunun için bir tezgâh gerekiyordu. O tezgâh da onlarca yıldır besleyip büyüttükleri Saddam eliyle pratikleştirildi. Saddam’a Kuveyt işgal ettirildi, ardında da Kuveyt’ i kurtarma bahanesi ile Irak işgâlibaşlatıldı. 1991 yılındaki Ortadoğu’ya müdahale Kuveyt’i kurtarma gerekçesine dayandırıldı ve ardı sıra değişik bahanelerle bölgeye müdahaleler günümüze kadar sürdürüldü.

Burada, esasta iki çizgi mücadelesi verilmekte, onlardan biri başarı kazanırsa, ya öngördüğü sistemi inşa edecek yada tam bir hesaplaşma gerçekleşmeyecek ve uzlaşılan noktalar üzerinde karma bir yapılanma ortaya çıkacaktır. İki çizgi mücadelesinde biri halkların, inanç gerçeklerini hakikat olarak alan, onları yok sayan zihniyete karşı duran, gerçekliklerini kabul eden ve kendilerini özsavunma temelinde var edebilen yaklaşımla ele alan, farklılıkların rızasına dayanan bir sistem inşasını gerçekleştirmektir. Diğeri ise, bilinen kapitalist kârı ve burjuva çıkarlarını güvence altına almayı gaye edinen sistemdir. Tercihler, seçenekler bunlardır. İkinci seçeneği yüz yıldır yaşamaktayız ve tecrübe ile sabittir. Sömürü, baskı, katliam, sürgün ve inkârdan öte bir şey kazandırmamıştır. Tekrar denemenin anlamsızlığı açıktır. Geriye halkların, inançların toplumsal hakikatler olduğunu, insanın insan olma hakikatinin toplumsal olduğunun vazgeçilmez, temel hakikat olduğunun kabulüne dayanmaktadır. Dolaysıyla birlikte yaşamanın mümkün olduğuna inanan çizgidir. Bütün toplumsal farklılıkların olduğu gibi Alevi hakikatinin de bulunması gerektiği yeri tarif etmektedir.

Alevilerin tarih içindeki tavırları güçsüzden yana olmuştur. Kerbela bunun en iyi bilineni olmaktadır. Daha değişik örnekleride verilebilir. Her Alevi bunları çok iyi bilmektedir. Alevi, zalimin yanında durmaz, o mazlumun yanındadır. Muaviye’yi lanetler, derisi yüzülse de biat etmez.

Bölgemizin en mazlum halklarının başında Kürt halkı gelmektedir. Birinci dünya savaşı ile birlikte ülkesi dörde parçalandı, üzerinde dört egemen devletin hegemonyasıtesis edildi ve varlığı inkâr edildi. Kürdistan dört devletin ulusal yayılma alanı olarak tanımlandı. Fiziksel imha temelinde Türkleştirme, Araplaştırma ve Farslaştırma yaklaşımı stratejik olarak ele alındı ve sistematik olarak uygulandı.Kürtlük, Kürdistan kavramlarıyasaklandı; yerleşim birimleri ve coğrafyanın isimlendirilmesi dahi değiştirilerek; yerlerine Türkçe, Arapça ve Farsça isimler konuldu. Kişi isimlerinde de benzeri pratikler uygulamaya konuldu. Amaç Kürtlüğe ait her şeyi yok etmek, tarihsel bir toplumu tümden fiziksel ve kültürel olarak ortadan kaldırmaktı.

Asimilasyonda hayli başarılı olduklarını söylemek abartılı olmayacaktır. Ancak uygulamaya konulan ve sömürgeciliğin hayli gerisinde;  bir statüsüzlük içinde hapsedilen Kürt, Kürdistan gerçeği tümden yok edilemedi. Halk ve halkın bağrından çıkan Özgürlük Hareketi, öz güç temelinde yükselttiği özgürlük mücadelesi; 40 yıllık destansı bir direniş ortaya koydu: bölge halkları açısından güven duyulacak bir harekete ulaştı. Devrimci olmanın ölçütü, Özgürlük Hareketine bakış, yaklaşımla tayin edilebilecek esas kıstas haline gelmiştir. Çünkü kapitalizm Ortadoğu halklarını yüz yılı aşkın bir süredir sömürü, baskı ve katliamlar kıskacına almış, adeta nefessiz bırakmıştır. Halklar, dinler ve inançlar, tarihi köklerinden koparılarak yok edilme ve düşürülmeye çalışılmıştır. Deyim uygunsa -bizce uygundur- düşürülmüşlerdir. Bu bağlam içinde en düşürülmüş halk da Kürtler olmaktadır.

Düşkün dara durarak cem tutanların ve pirin yardımıyla dardan indirilir, yani hesabını vererek temizlenir. Düşmüş ya da düşürülmüş halklarında zaman zaman dara durma ihtiyaçları olur. Kürt halkı özgürlük mücadelesiyle dara durmuş, hesabını vermekte ve temizleme mücadelesini yükseltmektedir. Arınmada hayli yol aldı, arınmaya ihtiyaç duyanlara da yardım ve desteğini sunabilecek düzeye ulaştı.

Rojava’da Başta Kürtler olmak üzere Arap, Süryani, Sünni, Hristiyan, Alevi, Êzidî bütün toplumsal kesimler; bir yandan rejim ve IŞİD çapulcularına karşı savaşırken, diğer yandan ortak bir yaşam inşa etmektedirler. Yine küresel kapitalizmin ve yerli işbirlikçilerinin desteğindeki IŞİD saldırılarına karşı; HPG-YPG-YJA-Star, başta Şengal’ de Êzidîler olmak üzere Güney Kürdistan’ın savunmasını yapmaya başladı.

Özgürlük Hareketi, Ortadoğu’nun yükselen gücüdür. Köklerinden, yani ilhamını büyük oranda tarihi geçmişinden almakta, çıkara dayanmaya, fikri, zikri ve eyleminde bir olan fedai kadroya dayanan, diğer bir ifade ile bir lokma ve bir hırka felsefesine göre yaşayan; dünya malında gözü olmayan, paylaşımcı yaşamı esas almaktadır. Yani kapitalizmin dayattığı bencil, sadece kendisini düşünen olmayan, sömürü ve baskının olmadığı, toplumların özgürce kendini ifade edebildiği toplumsal bir dünyanıngerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu amaca ulaşmak için egemen ve sömürücülerden kurtuluş beklemek yerine, halkların gücüne inanmakta, onların öz güçleriyle hakikate ulaşılacağını bilmektedir. Bütün yaşamını bu esaslara göre düzenlemekte ve mücadele etmektedir. Yani sömürünün, zulmün hesabını divana bırakmaz, kendisi çözmeyi hedefler!

Öte yandan 10 Ağustosta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en başarılı sonuç HDP’nin adayı SelahattinDemirtaş’ın olmuştur. Yeni yaşam projesiyle,geleceğin kardeşçe birlikte yaşamınideolojik, politik ve kurumsal oluşumunun esaslarını ortaya koymuştur. Onlar özgür yaşam esaslarıdır. Demirtaş’ın aldığı yüzde 10’lukoyla,-ki bu oy az ya da çok Türkiye genelinde alınmıştır- HDP’ yi Türkiye’nin gerçek muhalefet partisi olduğunu ortaya koymuştur.

HDP, AKP’yi iktidardan indirme politikası yapmıyor, halklarımıza yeni, özgür ve yerele dayalı demokratik bir Türkiye’yi birlikte örelim projesi sunmaktadır. Bu proje Türkiye’nin Iraklaşmanın, Suriyeleşmenin önüne geçebilecek tek öneri olmaktadır. Bu mesaj, halklar ve inançlarca anlaşılmaya başladığı için Kürtler dışında da ciddi bir oy alınmıştır. HDP, var olan kimi örgütsel sorunlarını çözerse ki, çözecek potansiyele sahiptir, demokratik yönetim gücüne ulaşması işten bile değildir.  HDP dışında, ister CHP, ister MHP ya da kendine partiyim diyen diğer oluşumların bunu başarmaları olanaklı değildir. Çünkü zihniyetleri ulus-devlete dayalı, köhnemiş anlam dünyasına dayanmakta, toplumsal farklılıkların inkârı üzerinde vücut bulmaktadır. MHP’nin faşist dünyasına sahiptirler, büyük oranda. Zaten CHP, çoktandır MHP’ye koşar adım gitmektedir.

Biz Alevilerin CHP’den bekleyecek bir çözümün olması dahi düşünülmemelidir. Geriye tek kalan seçenek; halkların, inançların kendi öz yönetimleri ve öz savunmalarını da yapabilecek anayasal, yasal ve kurumsal yapılanmayı esas alan HDP projesi olmaktadır.

Alevilerin yeniden şekillenen ya da şekillendirilen Ortadoğu ve Türkiye gerçeğinde almaları gereken en doğru tutum; Özgürlük Hareketinden yana olmaktır. Kürt Özgürlük Hareketi çıkış yaptığı zamandan beri demokratik-sosyalist ilkeleri esas almış; önderliğinin esir alınmasıyla ortaya koyduğu yeni paradigma ile rafine düşünceleriyle, her inanç ve halk topluluğunun birlikte ve kardeşçe nasıl yaşanacağını somutlaştırmış ve mücadele yönelimlerini belirlemiş haldedir. Sahip olduğu güç ve olanaklarda bulunmakta, yeterki birlikte mücadelede ortaklaşalım.

Çözüm radikal demokrasidedir.  Merkezileşmiş, aşırı şişirilmiş ulus-devlet çözümünün aşılması gerektiği ortadadır. Bunun aşılması, diğer farklılıkları özgürleştireceği gibi Alevilerin sorunlarını da çözecektir.  Artık biz Aleviler davamızı divana bırakmayalım, kendimiz çözmeye karar verelim. HDP’de yerimizi alıp demokrasi güçleriyle birlikte aktif bir demokrasi mücadelesi vermeliyiz. Hep acılarımızdan söz etmeyelim, geleceğin güzel günlerini hayal edelim ve konuşalım. Deyişlerimiz özgürlüğe de anlam katmalıdırlar. Onun nefesini, felsefesini, kültürünü ve anlam dünyasını da zenginleştirebilmelidirler.

Aleviler ve kurban bayramı

MUSA KAZIM ENGİN / Kureyşan Ocağı

Kurban, kelime olarak Arapça “Kurb” sözcüğünden türemiştir. Anlamı “yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.

Tevrat’ta ve Kur’an tesfirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim” diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu İsmail’i, verdiği söz de durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir koç indirilir ve İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği bütün inançlarda yerini almıştır.

Eski uygarlıkarda çok tanrılı dönemde, “doğa üstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir.

Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür. Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilimadamları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip “insan kurban edilmesi” anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine “inen koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği iyi yürekli Tanrı tarafından kaldırılmıştır. Müslümanlıkta kurban kesmek Hicrettin ikinci yılında emredilmiştir.

Kurban kesmek farz değildir. Kurban namazı da farz değildir. Hanefi mezhebine göre kurban kesmek vaciptir. Sünni mezhebe göre bayram namazına giden sevap kazanır, yapmayan inkar eden dinden çıkmaz. Sünni İslam’da 5 çeşit kurban vardır. Hac farizesini yerine getirenlerin veya hacca gidenlerin kestiği kurbana Udhiyye (Vacip) kurban denir. Hacca giden bir kişi hac yolunda veya hac yerinde bir günah veya kusur işlerse, bir hatta yaparsa kestiği kurbana Hedy kurban denir. Nezir (Adak) kurbanı vardır. Nesike (Akika) denilen kurban yeni doğan çocuklar için kesilen kurbandır. Nafile Kurban, Allah için kesilen kurbandır. Sünni İslam inancında olanlar her sene hacca giderken kestikleri kurbana Udhiyye ve yapılan törene bayram derler.

Son zamanlarda İslam teologları ve bir takım bilimadamları Kur’an’da kurban kesmenin emr edilmediğini söyleyip duruyorlar ve tartışmalar gittikçe yoğunlaşıyor. (Yaşar Nuri Öztürk, Zekeriye Beyaz, Hüseyin Hatemi vb) ama buna rağmen Türkiye’de bilinçsizce dinin hiç emr etmediği bir şekilde hayvanlara işkence ve eziyet yaparak ortalığı kan gölüne çevirmek ibadet değildir.

Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, Müsahiplik tutulduğunda, herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyi niyetine lokma vermek için kurban kesilir.

Aleviler esas olarak kurbanı “YOLA KURBAN OLMAK VE YOL UĞRUNDA GEREKİRSE BOYNUNU VURDURMAK” olarak algılarlar. Alevilerde ise kurban dendiği zaman asıl kurban nefsini tığlamaktır .Çünkü Alevilerde dualarda “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele el hakka insani kamil mertebesine erip o meydana gelmektir

Allah Allah deyip gel bu meydana
Can baş feda edip götür kurbana
Boyun eğip yüz sür Şahı Merdana
Erenler bu meydan er meydanıdır.

Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarım ezelden verdi
Canım meydanda meydanda

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
NESİMİ’yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda

Alevi inancının temeli ikrar vermektir ve ahdine sadık olmaktır. Yani “ÖL İKRAR VERME, ÖL İKRARINDAN DÖNME” anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı, ve yolu uğruna canını seve seve verecek kamil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır. Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak “dünyada cennet” için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır.. Hüseyin, Eba Müslüm, Hallac-ı Mansur, Seyid Nesimi, Pir Sultan, Bedreddin, Seyit Rıza ve tüm Alevi uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu yola (amaca) kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır. Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hak’a vereceği en büyük kurban SEVGİDİR.. Alevilikte “kurban” lokmadır.

Bu temel anlayışı yine çeşitli törenlerle kurban adayarak yerine getirmekteyiz. Aleviler Piri evine geldiğinde, Cem yapıldığında, müsahiplik tutulduğunda, uzun süre çocuğu olmayanların çocuk sahibi olması halinde, sünnet, kirvelik, düğün sırasında, Hakk’a yürüyen Can’a yapılan hizmet, Hızır ve Muharrem oruçları, Hıdırellez şenlikleri, Hz. Ali’nin doğumu ve Nevruz törenleri, sırasında ve özel adaklarında Kurban keserler. Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Kurban gece kesilmez. Aleviler ulu orta yerlerde kurban kesmezler ve cana kıymazlar, geçmişte Ahiler kendi cemaatlerine avcıları almamışlardır, “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz”dı onlar için.. Alevilerde kurban vardır fakat bayram namazı yoktur.

Yetmiş deve ile Kabeden gelsem
Amentü okusam abdestim alsam
Ulu camilerde beş vaktim kılsam
Mürşide varmadan yoktur çaresi

Arafatta kurban kessem yedirsem
Hac kurbanın kabul oldu dedirsem
Pir aşkına su doldursam su versem
Mürşide varmadan yoktur çaresi (Kul Himmet)

Bu gün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde kurumlarımıza maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek kurbanlarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

Bu konuda dedelerimizin de sünni etkileşimden uzak gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de dedelere gerçeklerin anlatılması, halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

Bozatlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.