Ana Sayfa Blog Sayfa 6385

Sonrası Şattül-Arab, sonrası sur borusu, sonrası kızılca kıyamet

AHMET BAKIR

Ağır savaşlardan çıktık, her yanımız yara bere.
Dostluk meydan muharebesiydi, yolculuklardı, yoldaşlıklardı, bizi bırakıp, uzaklara, çok uzaklara gidenlerdi, yıldızları aralayıp bize hüzünle bakanlardı aldığımız ağır yenilgilerin nedeni.
Yaralarımıza bazen bulut sardık, (acılara iyi gelirmiş, öyle demişlerdi), bazen gölgesiz bir yalnızlık.
Bazen umuda adını vermiş bir anka kuşunun kanatlarını sardık, bazen bir destandan sızan hüzün tadını.
Bazen yaralarımızın yerini karıştırdık.
Kanayan yüreğimizken , gözlerimize tuttuk teberikleri, kırklara yakılmış tütsüleri.
Şimdilerde kurumuş olan mahalle çeşmelerinde, yıkarken ağıtlarımızı akıp giden
hecelerimizdi, anlayamadık.
Çocuktuk, düşlerimize değecek o kurşuni darbelerin, hızla iyileşeceğini, izi bile kalmayacağını düşünmüştük.
Öyle olmadı, kadim bir yara gibi kanayıp durdu tırnaklarımızın arasına gizlenmiş o derin hatıralar.
Bazen Filistinli kolu kopmuş, küçük Büteyra’nın bezden bebeği düşüyor aklımıza, bazen Êzidi bir kız çocuğu olan 9 yaşındaki Rûdaw’ın cariye olarak bir şeyhe satılmasının gözlerimizi kızartacak kadar yağmura boğulmasını susturamıyoruz.
Olmuyor, ne eylesek olmuyor!
“Cihat” denen o kanlı kelime varsa bu coğrafyada ve dinden çıkanlara uygulanacaksa, kendinden başkasını bu çerçeveye oturtup kendini haklı çıkarmak o kadar kolay ki, dilediğini bu nedenle öldürmek mümkün.
Yetmezmiş gibi, bir eski kasabada bıraktığımız o çocukluk yaralarımız!
Yetmezmiş gibi, çağın yangını o derin sevgisizlikler, kör kuyulardan yeniden gün yüzüne çıkarılmış mezhep şovenizmi!
Kızarmış bir çıban gibi içimizi acıtan akşamüstü hüzünleri yetmezmiş gibi!
Yetmezmiş gibi Kerbela’dan beri bizi saran o çöl yangını!
Bir gecede bölüyor uykumuzu Êzidi bir çığlık.
Alevi pirleri, uykusuz gecelerin sabahında dönerek taliplerine, “Bu acı bize ait, bu acı kan rengi bir Kerbeladır cem olun”
Dünyanın sonsuz barışını semahların sırrına taşıyan Aleviler bu çığlığı cem eylediler.
Kerbela kıyımına komşu eylediler!
Öyle ya: Çocuk katliamının, susuz bırakarak damarların kurumasının mucitleri yeni Yezid’ler , dünyaya utancı yeniden taşıdılar.
Acı insanlığın acısı ise en çok Aleviler düşürür yüreklerinin kıvrımına bu acıyı.
Gidip oturuyoruz Galatasaray meydanına usulca.
Tepeden tırnağa acı bir çığlık!
Tepeden tırnağa bir Êzidi duası oluyor suskunluğumuz.
Güvercinler yanaşıyor kıyılarımıza.
Öyle masum ki, “Melek-i Tavus’ta böyle mi acaba?” diye geçiriyoruz aklımızdan!
Sonrası uzun bir suskunluk!
Sonrası Şattülarab, sonrası İsrafil’in çaldığı sur borusu ve sonrası kızılca kıyamet!

Sıradanlaşmış faşizm, kanıksatılmış ayrımcılık CEMO DOĞAN

Gündelik hayata sinmiş, otobüste, dolmuşta, sokakta her an karşılaştığımız, katliamlara varan sonuçlarını sıklıkla yaşadığımız bir sıradanlıktan bahs açmak istiyorum. Baskıyı, şiddeti, ırkçılığı ve ayrımcılığı dıştalayıp, herkesin eşit olduğu bir dünya özlemini dile getiren bir çok insanın, ‘ayrı’ -‘ öteki’ ile karşılaştıklarında, önyargılarla beslenmiş ilkel ayrımcı yanları birden çıkıverir ortalığa. Bu günlük hayatın içerisinde sıradanlaşmış, normalleşmiş faşizan durumun çeşitli ‘tahrik’lerle kitlesel hale getirilmesi, toplumda en dehşet verici kıyımların, akıl almaz saldırıların yaşanmasını sağlar.

Nazi faşizmi üzerine yapılmış, Sovyet sinemacı Mikhail Romm’n kült belgesel filmi Sıradan Faşizm’de kıyımın dehşet verici kareleri gösterildikten sonra Hitlerin karşısında sıralanmış binlerce insan coşku ve inançla führeri selamlarken anlatıcı: “Bunlar da insandı, öyle sanıyorlardı…” der ve devam eder, “Birey bir hiçti, yüz binler, milyonlar bir şey ifade ediyorlardı…” dolayısıyla kitleselleşmiş, sıradanlaşmış faşizmin iktidara gelişi “demokratik”tir de…

Katliamlar ülkesi yurdiamızda bugün iktidarların ‘antidemokratik’ olarak yönetime geldiklerini kimse söyleyemez? Bir çok konuda ‘hassas’ olan yurttaşlarımızın sokakta bir ramazan günü ‘oruç yedi’ diye ‘diğer’ine saldırmasının ‘normal’, siyasal tercihi ‘başka’ olanın linç edilmesinin meşru olduğu, her türlü ilkel milliyetçiliğin ‘vatanseverlik’ sayıldığı yaşam alanımızda, faşizan yönetimleri ve iktidarları kanıksadığımız da su götürmez bir gerçeklik olarak karşımızda durmakta.

Halen kalbimizde yanan bir ateşle toplumsal hafızamızı zorlayan Sivas Madımak Oteli katliamı bu sıradanlaşmış faşizmin en dehşet örneklerinden biridir; Gazi, Maraş, Çorum’da karşımıza çıkan ‘tahrik’ sonucu harekete geçirilmiş kitlelerin ‘vatan, millet ve din’ agümanlarıyla ‘diğerleri’ni katlettikleri tarihin sayfalarına çekilmiş bir başka kara, kalın çizgi…

Örneklerinde olduğu gibi ‘derin güçler’in yönlendirdiği 2 Temmuz kıyımı yine 1993gizli darbesinin parçalarından biri. Aziz Nesin’in şeytan ayetleri kitabını Türkçeye çevirmesi, Madımak Oteli’nde Kur-an’ın yakılacağı gibi söylentilerle ‘hassasiyet’i arttırılmış “öfkeli kalabalık” 7 saat sürecek bir saldırı sonucu insanlığı yaktı. Bir kaçgün evvel dağıtılan bildirilerde şunlar yazıyordu:
“İslâm’ın peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
Gün; müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. İman edenler, Allah yolunda savaşırlar.” Ve sonuç; “Allah’ım bu senin cehennem ateşin” ”diye haykıran insanlar.

Acılar hiç zamanaşımına uğrar mı?
Yakılan Aleviler, feryad dahi edemediler. Haykıramadılar acılarını. Gizli gizli ağladılar evlerinin köşelerinde. Saatler boyu ne kentten ne kent dışından kimse yardıma gelmedi. Olay yerine ulaşan asker “asker bosna ya” sloganları ile geri döndü. Kıyım sırasında laiklik ve Cumhuriyet karşıtı, Hizbullah ve şeriat yanlısı sloganlar atılmış ve yakılanların ortak kimliği ‘Alevilik’ bu karşıtlığın ‘garanti’si olarak yeni rollerine zorlanmışlardı… Sivas katliamı davası sonrasında yapılan yargılamada failler başka bir suçtan yargılandı. Davanın üstü baştan sona bir aldatmacayla kapatıldı ve zamanaşımına uğratıldı. 13 mart 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ‘milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun.” diyerek bu insanlık suçunun, bu devlet cinayetinin, sıradanlaşmış faşizmin üzerine su serpiverdi…

Aklımızda Kalanlar
*”Olay münferittir. Ağır tahrik var. Halk galeyana gelmiştir. Paniğe gerek yok. Devlet bu tür olaylarla aşınmaz” Süleyman Demirel
*”Askeri bu işe bulaştırmadık.” Erdal İnönü:
*”Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde zarar gelmemiştir.” Tansu Çiller

Sonuç: Günlük hayatın sıradanlığında erimiş fazşizanlığımızı karşımıza alıp sormalı; “Neden provoke oldum?”, “Biz nasıl insanız?” Demokrasi mücadelesi verenler Sivas’ı unutmayacak ve bu yangın insanlığın vicdanında hesabı sorulana kadar harlanmaya devam edecek…

Eğitim bilimsel olmaktan çıkıyor

Gaziantep Alevi Kültür Derneği Başkanı Yılmaz Demirdelen, ortaöğretime başörtüsü serbestliğinin getirilmesi ve din kültürü ahlak bilgisi dersinin zorunlu olarak verilmesini eleştirdi. Demirdelen, eğitimin git gide bilimsellikten uzak bir hal aldığını söyledi.

Gaziantep Alevi Kültür Derneği Şubesi Başkanı Avukat Yılmaz Demirdelen 12 Eylül’ün getirdiği zorunlu din dersinin AKP hükümetiyle birlikte devam ettiğini belirterek, “Her yıl değişen eğitim sistemiyle bilimsel, çağdaş eğitimden uzaklaşarak eğitim dinselleştirmeye çalışılmaktadır” dedi.

Ortaöğretime başörtüsü serbestliğinin getirilmesini eleştiren Demirdelen, bunun özgürlük adı altında ideolojik bir dayatma olduğunu belirtti. Demirdelen, “Eğitimin o kadar sorunu var ki, yöneticilerin kalkıp başörtüsü ile uğraşması akıl alacak bir uygulama değil. Sınıflar tıklım tıklım öğrenci dolu, bu bir problemdir. Atanamayan öğretmenler bir problemdir. Öğretmen açığı bir problemdir. Siz bu problemleri bir kenara itip başörtüsü ile uğraşırsanız bunun adı problemleri görmezlikten gelip ideolojilerinizi yaşatmaktan başka bir şey olamaz” diye konuştu.

Bekir ŞAHİN – evrensel

İŞİD günümüzün hizbulkontrasıdır

ALİ ÖZCAN

Ülkenin en karanlık yıları olan 1990 ile 2000 yılları arasında devlet tarafından kurdurulmuş, 2000’den fazla Kürt yurtseveri, aydın ve din adamını öldüren paramiliter bir örgüttü Hizbullah.

Ajandasında ise radikal sunni bir şeriat getirmek olan bu kanlı örgütün niyeti , başta Aleviler olmak üzere bütün sunni olmayan toplumları haritadan silmekti.

Bu niyet aslında devletin niyetiyle de örtüşüyordu. Dersim’den başlayarak, Maraş, Sivas ve buna benzer Alevi kıyımlarını düşünürsek, devletle Hizbullah arasındaki niyet kardeşliğini anlamak zor değil aslında.

Bu nedenle devlet silah ve para ile finanse etti Hizbullahı.

Alan hakimiyeti amacıyla kendisinin dışında her kesimden insanı ya domuz bağıyla ya da arkadan usulca yaklaşıp kafalarına sıkarak katleden bu kanlı örgüt için sadece kendileri müslümandı geri kalanlar ise yok edilmesi gereken “kafirlerdi”.

Vedat Aydın, gecenin bir yerinde evinden alınıp öldürülmesi üzerine bile devlet “Hizbullah diye bir örgüt yoktur” diyerek kendi paramiliter örgütünü ısrarla gizliyordu.
Bu kol kanat germe durumu daha çok Kürt özgürlük hareketini boğmak, Kürtleri mücadeleden alıkoymak içindi.

Ne varki; Hizbullah, gerek ideolojik duruşu, gerekse de kendisine taban yaratmak aamacıyla, yelpazenin bir yanında bulunan Uğur Mumcu’yu arabasına bomba koyarak, diğer yanda ise müslüman yazar olan Gonca Kuriş’i domuz bağıyla bağlayıp öldürdü.

Ancak devlet bunları sorun yapmadı.

Öyle ki “Hizbulkontra” da denen bu örgüt, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan’ı çok planlı bir eylemle öldürmesine karşın devlet, hedef şaşırtmak için değişik örgütlere işaret etmekte sakınca görmedi.

Kürtlerle mücadele etmek üzerine kurulmuş Hizbullah örgütünün tek koşulu Şeriat hükümlerini bu coğrafyaya hakim kılmaktı ve devlet bu koşulu Kürtlere zarar vermek uğruna kabul etti.

Bu tüyler ürperten cinayetleri işleyen örgüt, devlete yönelince ve daha da önemlisi devlete, “MİT- Hizbullah ilişkisini deşifre edeceğini” söyleyince, devletin etekleri tutuştu ve bir gecede bu kanlı örgüt bitirildi.

Kısacası devlet; inançları ve duyguları kendi çıkarları için kullandı. Diğer yandan ise, şeriat heveslileri de devleti kullanarak iktidar olmaya niyetlendi. Ne varki bu alışverişte kazanan devlet oldu. Şeriat heveslilerini çok iyi kullandı.

O kanlı yıllarda ülkenin içinde yaşanan bu al-ver oyunundaki pozisyonuyla Hizbulkontra’ya gözatınca, bugünün ortadoğusunu kana bulayan ve sunni şeriat iddiasıyla Alevilere, Ezidiler, Kürtlere ve Türkmenlere yönelen IŞİD’i anlamak daha kolay olmakta.

Kendi dinamiğiyle kurulmamış ve efendileri Emperyalistlerin ve Ortadoğuda sunni eksenli bir coğrafya yaratmak isteyen Türkiyenin, Suudilerin ve Katarın tanklarla ve ağır silahlarla donattığı bu eli kanlı örgüt Hizbulkontra gibi esas işinin Kürtlerle mücadele etmek olduğunu düşününce tarihin tekkerrür ettiğini görüyoruz.

Bir De-ja-vu yaşanıyor sanki.

Yine insanın aklının alamadığı vahşi yöntemler, yine efendilerinin silahları ve yine şeriat hevesleri.

Ne var ki; IŞİD’in kendi ajandası, çıkarları ve politik hesapları var.Gerek Amerikan’ın Afgan mücahit gruplarıyla gerekse Türkiye’nin Hizbullah’la kurduğu ilişkide görüldüğü üzere IŞİD’de kontrolden çıkarak silahlarını sponsorlarına da yöneltti.

Ve efendileri de bu maşa örgütü bitirmek için son kullanma tarihini bekliyorlar.

Ne varki Hizbullah- Devlet alışverişinde nasıl ki efendiler karlı çıktı. Bu oyunda da efendiler karlı çıkacaktır.

Olan Kürt halkına, Ortadoğunun mazlum halklarına, Alevilere, Ezidilere ve Hıristiyanlara olacaktır.

Ama tek farkla; artık ötekiler yanyana, Aleviler, emekçiler, sosyalistler sınırda Kobani özelinde, her inancın özgürce yaşadığı Rojavanın yönelecek IŞİD saldırılarına karşı tetikte.

Yenilen IŞİD ve efendileri olacaktır.

Bu böyle biline.

Aleviler 12 dergahtan Ankara’ya yürüyor

Zorunlu din dersine karşı 12 Ekim’de miting düzenlenecek

Alevilerin eğitimdeki hak ihlallerine ve zorunlu din dersine karşı Ankara yürüyüşü 16. gününde devam ediyor. Yürüyüş kapsamında Alevilerin inanç merkezi olan Hacı Bektaş-ı Veli dergahından yola çıkıldı. “Çocuklarımızın ve inancımızın geleceği için yürüyoruz” diyen Aleviler, 12 Ekim’de Sıhhiye Meydanı’nda büyük bir miting düzenleyecek.

Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesine giden Aleviler, sabah saatlerinde Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Derneği Genel Merkezi’nde biraraya geldi. Zorunlu din dersine karşı Hacı Bektaş Müzesi önünden belediye meydanına kadar Hünkar Hacı Bektaşi Veli Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı yöneticileri tarafından yürüyüş düzenlendi.

Yürüyüşün ardından Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Sekreteri Sadık Özsoy tarafından yapılan basın açıklamasında, Aleviler taleplerini anlattı.

Alevilerin eşit yurttaşlıktan başka bir şey istemediğini belirten Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Müslüm Doğan da, “Bu Cumhuriyet laik demokratik bir cumhuriyete dönüşümünü tamamlayana kadar mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

ABF Genel Sekreteri Recai Aksu ise yaptığı konuşmasında düşünce ve inanç özgürlüğü noktasında değerlendirmeler yapılması gerektiğini söyledi. Aksu, “Siz Avrupa Birliğine girmek istiyorsanız insanlara zorla bir inancı, bir felsefeyi dayatamazsınız” şeklinde konuştu.

Yapılan konuşmaların ardından Aleviler, Bektaşi dedeleri öncülüğünde Ankara’ya doğru yola çıktılar.

Ankara yürüyüşüne Amasya Hamdullah Çelebi’den ve Merzifon Piri Baba Ocağı’ndan da Aleviler katıldı. Yürüyüşe katılan Hasan Güvenç, TV10’a yaptığı açıklamada Çorum’a ulaştıklarını söyledi.

Dersim Düzgün Baba türbesinden, Kırklareli Topçu Baba’dan, İzmir Hamza Baba ve Antalya Abdal Musa’dan, Adıyaman’dan, Adana Çoban Dede ve Antakya Şıh Hızır Baba’dan, Sivas Pir Sultan ve İstanbul Karaağaç Tekkesi’nden yola çıkan Alevi pirleri de yürüyüşlerini sürdürüyor. İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen grubun içinde bulunan Sevim Yalıncakoğlu, TV10’a yaptığı açıklamada Gölyaka’ya bağlı Yunusefendi köyünde Alevi dedesinin evinde kaldıklarını belirtti.

Ankara yürüyüşünde Afyon Sandıklı’ya ulaşan grubun içinde bulunan Ali Pakkan, TV10’a yaptığı açıklamada , tüm zorluklara rağmen Ankara’ya yürümekte kararlı olduklarını ifade etti.
Bu arada, Eskişehir Sucuyetin Veli’den 4 Ekim, Kırıkkale Hasan Dede Dergâhı’ndan ise 9 Ekim’de Ankara’ya yürüyüş başlatılacak.

Alevilerden asimile eden eğitime karşı mücadele çağrısı

AKP iktidarı tarafından dayatılan zorunlu din dersleri uygulamasına tepki gösteren İzmir’deki Alevi derneklerinin temsilcileri, eğitimde dayatmacı ve tekçi zihniyetlere karşı mücadele etme çağrısı yaptı. İzmir Demokratik Alevi Derneği Sözcüsü Süleyman Deprem, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Aleviler üzerinde Türk İslam sentezi zihniyetinden kaynaklanan bir asimilasyon, imha ve inkâr politikasının mevcut olduğunu belirtirken, Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç da, son dönemde AKP iktidarının eğitim alanına yönelik saldırılarını yoğun şekilde sürdürdüğünü söyledi.

Okulların açılmasıyla birlikte tekrar gündeme gelen zorunlu ve seçmeli din dersine karşı İzmir’de bulunan Alevi dernekleri mücadele çağrısı yıptı. AİHM’in Türkiye’nin bir an evvel dini eğitiminde, ailelere, inançlarını belirtmeye zorlanmadan seçme hakkının verilmesi yönünde düzeltme yapılmasını istemesi kararına rağmen, AKP Hükümeti’nin bu uygulamadaki ısrarına karşı çıkan Alevi dernekleri temsilcileri ve eğitimciler, devletin eğitim üzerinden uygulamaya koyduğu asimilasyon politikalarına tepki gösterdi. İzmir Demokratik Alevi Derneği Sözcüsü Süleyman Deprem, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Aleviler üzerinde Türk İslam sentezi zihniyetinden kaynaklanan bir asimilasyon, imha ve inkâr politikasının mevcut olduğunu söyledi. Tüm ötekileştirilenler üzerinde uygulanan bu politikaların adının Cumhuriyet olmasına dikkat çeken Deprem, “İmha ve inkâr tüm inançların, ulusların ve ulusal azınlıkların üzerinde acımasızca uygulanırken bunun adı cumhuriyet olamaz” dedi.

‘AKP Kürt özgürlük hareketini yıpratmak istiyor’

Devletlerin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırı bir şekilde bireylerin inancını belirlemeye çalışması sonucu bugün Ortadoğu’da IŞİD adı verilen katil çete örgütü yaratıldığını söyleyen Deprem, Ebu Suud’un fetvalarını kutsayarak konuşmalarına başlayan AKP iktidarının da bunda parmağı olduğunu vurguladı. Deprem, “AKP iktidarı bir Ortadoğu’da gelişen Kürt özgürlük hareketinin yıpratılması ve Ortadoğu’da Alevileri Sünnileştirme politikası üzerine kurulu gizli emelleri doğrultusunda hareket etmektedir” dedi.

‘AKP demokrasisini tanımıyoruz’

Bugün Türkiye’de AKP iktidarı tarafından dayatılan Türk İslam sentezinin eğitim sisteminde zorunlu din dersleriyle karşılığını bulduğunu söyleyen Deprem, gayrimüslümlerin ve Alevilerin çocuklarını Sünnileştirilmeye çalışıldığını belirtti. Bu dayatmaları kabul etmeyeceklerini vurgulayan Deprem, “Zorunlu din dersleri tamamen erkanın Alevileri ve Müslüman olmayan diğer dinsel azınlıkları zorla İslamlaştırma politikasıdır. Bu bize 12 Eylül ile dayatılmıştır. AKP 35 yıllık 12 Eylül yasalarını kaldırmadığı halde kendini demokrat olarak nitelendiriyorsa biz böyle bir demokrasiyi tanımıyoruz” diye konuştu. Ayrıca Alevilerin kendi değerlerine sahip çıkmadığı sürece binlerce yıldır yaşanan imha hareketleriyle yine karşılaşacağını belirten Deprem, Alevi toplumunu tüm dayatmacı ve tekçi zihniyetlere karşı mücadele etmeye çağırdı.

‘Tek dil tek din tek devlet anlayışından geri adım atılmalıdır’

Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç da, son dönemde AKP iktidarının eğitim alanına yönelik saldırılarını yoğun şekilde sürdürdüğünün altını çizerek, ırkçı, Türk İslam sentezini öne çıkaran kendi siyasal anlayışını alana yaymaya çalışan bir duruş sergilediğini söyledi. Son dönemde TEOG uygulamasıyla 40 bin öğrencinin istemediği halde İmam Hatiplere zorunlu olarak kaydedildiğine dikkat çeken Kılıç, “Bu ülkede gayrimüslim de vardır alevi de vardır var olmaya da devam edecektir. Siyasal iktidar gayri müslim ve alevi çocuklara İmam Hatipleri dayatıyor. Kendi düşündüğü doğrultuda kendi istediği çizgide kendi istediği tarikatta, mezhepte bir eğitim dayatamaz” dedi.

‘Tekçi iktidar anadilde eğitim hakkını da gast ediyor’

Siyasal iktidarın tekçi politikalarıyla son dönemde anadilde eğitim hakkını da gasp ettiğini belirten Kılıç, yurttaşların anadilde eğitim görmelerinin insani bir hak olduğunu ifade etti. Siyasal iktidarın tekçi politikalarından bir an önce vazgeçmesi gerektiğini söyleyen Kılıç, son olarak şöyle konuştu: Bu ülkede farklılıklar vardır. Anadili Kürtçe olan, Çerkesçe olanlar, Lazca olanlar vardır. Bu anlamda yurttaşlarının anadiliyle kendilerinin ifade etmesi ve eğitim görmesi haktır. Yine laiklik kapsamında düşünüldüğünde 20 milyonun üzerinde alevi yurttaşın yaşamını yaşam şeklini yaşam felsefesinin gerektirdiği şekilde yaşaması insani bir haktır. Siyasal iktidar tek dil tek din tek devlet anlayışından bir an önce geri adım atmalıdır.

Alevi Pirlerinden Kobani’ye destek çağrısı

Taksim’de bir basın açıklaması yapıldı

Alevi Pirleri, Kobani ve Şengal’de yaşananlara dikkat çekmek için Taksim’de bir araya geldi. Pirler, IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına ve bu saldırılara karşı hükümet tarafından Meclis’e sunulan savaş tezkeresine ilişkin Divriği Kültür Derneği binasında basın toplantısı düzenledi.

Toplantıya Ağuçan Ocağından Pir Aziz Güler, Pir Aziz Elmas, İbrahim Erdoğan; Sinemilli Ocağından Ali Gül Soysüren, Mehmet Yüksel; Kureyşan Ocağından ise Zeki Görgü katıldı. Alevi Kurum temsilcilerinden Servet Demir ve Necdet Saraç’ın yanı sıra 78’liler Derneği Başkanı Celalettin Can ile tarihçi-yazar Namık Dinç ve Erdoğan Aydın da toplantıda yer aldı. Toplantının yapıldığı salona “Zulme karşı ya xızır”, “Savaş tezkeresine hayır!” yazılı pankartlar asıldı.

Pirlerin ana gündemi, Alevi Pirleri olarak IŞİD zulmüne karşı nasıl bir tavır belirleneceğinin değerlendirilmesi oldu.

‘Bu tezkere işgal tezkeresidir’

Toplantının açılış konuşmasını yapan ÖDAD Başkanı İmam Balsever, Kobanê halkı ile dayanışmak amacıyla gittikleri Suruç sınırında temas ve gözlemlerde bulunduklarını aktardı. IŞİD ve AKP işbirliğiyle Kobanê’de katliamların yapıldığını söyleyen Balsever, Meclis’te görüşülen savaş tezkeresini de eleştirdi. Balsever, ” Bu tezkere işgal tezkeresidir” diyerek tezkereye, “hayır” dediklerini ifade etti. Balsever’in konuşmasının ardından söz alan Sinemili Ocağı dedelerinden Ali Soysüren, Rojava’da Medine Kardeşlik Sözleşmesi’nin hayata geçirildiğini ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu emperyalist devletlerin buna karşı olduğunu dile getirdi. Soysüren, Alevilere bu politikaya ve katliamlara karşı olması gerektiği ve Kobanê halkının yanında yer alması gerektiği çağrısından bulundu. Kobanê’de yapılan katliamların IŞİD ve AKP politikası ve bunun da “muaviye politikası” olduğuna dikkat çeken Alevi dedelerinden Zeki Göngü de katliamlara karşı Alevilerin ses çıkarması çağrısında bulundu. “AKP ve IŞİD’in amacı Rojava ve Suriye’yi ele geçirmektir” diyen Göngü, Alevilerin bu katliamlara ses çıkarmaması halinde sıranın kendilerine da gelebileceğini söyledi.

Özgür Demokratik Alevi Derneği’nin çağrısıyla bir araya gelen Alevi pirleri, toplantıda Şengal ve Kobani’de yaşananların yanı sıra hükümetin çıkardığı tezkereye de dikkat çektiler.

Suriye’de Aleviler yine hedefte

İntihar eylemlerinde 45 kişi yaşamını yitirdi!

Suriye’nin Humus kentinde Alevilerin yoğun yaşadığı İkrima mahallesinde düzenlenen bombalı saldırılarda, çoğunluğu çocuk 45 kişi yaşamını yitirdi, en az 70 kişi de yaralandı.
Suriye resmi haber ajansı SANA’da yer alan habere göre, Humus’un Akrame semtindeki iki okulun yakınında kısa aralıklarla iki patlama meydana geldi.

İlk olayda, Yeni Akrame Okulu’nun önünde bomba yüklü aracın infilak ettiği, Akrame el-Mahzumi Okulunun önünde ise intihar eylemcisinin üzerindeki bombayı patlattığı ifade edildi. Saldırılarda çoğunluğu çocuk olmak üzere 45 kişi yaşamını yitirdi, en az 70 kişi de yaralandı.

Olayın sorumluluğunu şu ana kadar her hangi bir örgüt üstlenmezken, bölgeyi iyi bilen kaynaklar,Alevi katliamlarını daha çok IŞİD, El-Kaide ve Öso’nun yaptığını belirttiler.
Suriye hükümeti ise saldırıdan Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) sorumlu tuttu.

Irak ve Suriye tezkeresi protesto ediliyor

Ankara Barış Anneleri süresiz dönüşümlü açlık grevinde

Irak ve Suriye tezkeresi birçok sivil toplum kuruluşunca protesto ediliyor. Ankara Barış Anneleri TBMM Dikmen Kapısı önünde, Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi Boğaziçi Köprüsü’nde, KESK, DİSK ve Tabipler Odası ise Taksim Tünel’de çeşitli eylemler yaptı.

Ankara Barış Anneleri tezkereyi protesto etmek için TBMM Dikmen Kapısı önünde oturma eylemi yaptı. Süresiz dönüşümlü açlık grevi başlatan anneler, “Ey Meclis! Katliam kararı çıkarma. Tampon bölgeye hayır! Kürdistan’a özgürlük, Rojava sınırı çetelere değil insanlığa açılsın” pankartı taşıdılar.

Meclis önünde Barış Anneleri adına konuşan Songül Çelik, IŞİD’in Ortadoğu’daki vahşetinin tüm hızla devam ettiğini söyledi. Musul Başkonsolosluğundaki rehine krizinin de IŞİD ve AKP’nin iş birliği yaptığının göstergesi olduğunu belirten Çelik “AKP’ye Barış Anneleri olarak sesleniyoruz! Şu ana kadar yürütülen politikalar IŞİD’e desteğinizin açık göstergesi değilse her kesimin içinde bulunduğu bir heyetle Rojava sınırına gidip buradaki devlet kurumlarının kapılarını halka açarak samimiyetinizi gösterin. Aksi halde AKP Hükümeti bu şaibenin altında kalmaya devam edecektir” dedi.

Savaşa Karşı Kadın İnsiyatifi ise savaş tezkeresi ve IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için Boğaziçi Köprüsünde biraraya geldiler. Kadınlar, “IŞİD’in kadınları ve halkları katletmesine sessiz kalmayacağız” dedi. Polis, köprü üzerinden “Tezkere IŞİD’e destek, savaş, işgal ve kadın katliamıdır. Barış böyle olmaz” yazılı bir pankart asan 16 kadını gözaltına alındı.

Ankara Dayanışması da Sakarya Caddesi’nde açtığı çadırla açlık grevine başladı. Grevle ilgili basın açıklaması yapan Ankara Dayanışması sözcüsü Ahmet Bal, Ortadoğu halklarının yaşadığı zulme sessiz kalmayarak 2 gün dönüşümlü şekilde açlık grevi yapılacağını belirtti.

KESK, DİSK, TMMOB, Tabipler Odası ve birçok STK, tezkereyi protesto etmek için Taksim Tünel’de bir araya geldi. Çevik kuvvet ekiplerinin yoğun güvenlik önlemi aldığı eylem yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasıyla sona erdi.

Kürde, Alevi’ye düşman; kimin çetesi bu?

Açalım kızıl sancağı
Geçsin yezidlerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taallah….
(Pir Sultan)

Kobane’de Kürtler katledilmek ve onların özgürlükçü talepleri kanla boğulmak istenmektedir. Daha önce Şengal’de görüldüğü gibi Êzidîlerin katledilmesi, topraklarından sürülmesi ve kadınlarının pazarlarda satılması biçiminde vuku bulan düşmanlık kendisini Kobanê’de örgütlemektedir. Katillerin teşvik edilmesi, göçün teşvik edilmesi ve direnişçi güçlere karşı uygulanan ambargolar kimin neyi amaçladığını göstermektedir. IŞİD’in Alevi, Şii, Hıristiyan, kısaca gayri-müslimlere dair kin ve nefreti Kürt nefretiyle birleşince katliamın hedefindeki kesimler de ortaya çıkmaktadır.

Biz Aleviler açısından bakıldığında da IŞİD’in hedefinde olan temel bir kitleyi oluşturduğumuz görülmektedir. Kerbela’da Hüseyin’in kafasını keserek zafer kutlayanlar bugün Irak’ta Suriye’de Rojava’da kafa keserek kimlerin mirasçısı olduklarını açık açık dünyayla paylaşıyorlar. Kürt ve Aleviler kısaca Kürt Aleviler IŞİD gibi çetelerin hedefindeki ana gruplardan bir tanesini oluşturuyor.

Onun içindir ki Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı üzerinden bölgesel siyaset yapan kesimlerin desteğini alıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş itibariyle Türk İslamcı yapısı ve Kürt Alevi düşmanlığıyla IŞİD’i destekleyen temel bir unsur haline geliyor. Türkiye’nin Ortadoğu’daki duruşu ve AK Parti’nin Türk İslam faşizmini örgütleyen en temel yapı olmasından kaynaklı IŞİD ortaklığı teknik bir siyasi manevra değil, stratejik bir durum arz etmektedir.

Alevilerin ve Kürtlerin bu zihniyete karşı mücadelesi ve duruşu hayati bir önem arz etmektedir. Hiçbir şey bu birlikteliğin gerçekleşmesinin önünde durabilecek güce sahip değildir. Kim ne kadar ve hangi gerekçeyle karşısında durursa dursun bu birlikteliği engellemesi mümkün değildir.

Demokratik ulus anlayışı özgürlükçü laik bir yaklaşım içermektedir. Tüm kesimler gibi Alevilerin de kendi temsiliyetini bu özgürlük cephesinde şimdiden örgütlemesi şarttır. Türk İslamcı devlet anlayışına karşı ortakçı, paylaşımcı ve özgürlüklerden yana cephede herkes sorumluluklarına sahip çıkmalıdır. Kimse “banane” diyecek bir lükse sahip değildir, çünkü her yerde saldırılar sürmektedir. IŞİD’in varlığı Irak- Suriye ile sınırlı görünse de stratejik bir zihinsel müttefik olan Türkiye Cumhuriyeti, Alevilere ve Kürtlere ve gayri müslimlere  aynı siyaseti uygulamakta ve bu kesimlerin varlığını ortadan kaldırmak için devlet olmanın tüm imkanlarını kullanmaktadır. Devlet olarak Kürt ve Alevi düşmanlığını örgütlemekte topluluklar arası ayrılıkları derinleştirmekte kendisine benzeşmeyeni ortadan kaldırmak için her türlü yolu denemektedir. Kürtlerin temel hakları Alevileri temel talepleri sürekli saldırılara maruz kalmakta en temel insani talep olan anadilde eğitim ve Alevilerin eğitim hakları çiğnenmektedir.  Bu anlamıyla bizden uzak duran bir siyaset değil tamamıyla günlük hayatımıza şekil veren IŞİD siyaseti ile karşı karşıyayız.

Bunun farkında olan Aleviler, Kobanê sınırına ikinci kez giderek Kobanê direnişiyle halkıyla dayanışma içinde olduklarını ortaya koydular. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Levhi Kalem Alevi Fikir Topluluğu’nun çağrısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) katılımıyla Kobanê sınırına yürüyüş yapıldı. ABF Genel Başkanı Fevzi Gümüş burada yaptığı açıklamada Rojava’nın kazanmasının laik ve demokratik halkların kazanımı olduğunu vurguladı.  Alevilerin genel bakış açısını ifade eden bu durumun kendisini önümüzdeki dönemde daha çok hissettirerek sürdüreceği açıktır. Türkiye’deki Aleviler Kobanê’deki halkların direnişini kendilerinin direnişi olarak görüyorlar. Alevi kurumlarında cemevlerinde bu tartışma ve sahiplenme devam ediyor. Yöre dernekleri başta olmak üzere birçok Alevi kurum Şengal’de Kobanê’yle dayanışma ve yardım kampanyaları yürütüyor.

Aleviler biliyor ki, Kürde düşman, Alevi’ye düşman çeteler kimin çetesidir? Kim ki Alevi’ye düşman Kürde düşman işte onun çetesidir.