Ana Sayfa Blog Sayfa 6398

Bugün Kerbela’nın kan ağladığı gündür…

BU GÜN KERBELANIN KAN AĞLADIĞI GÜNDÜR HER YER KERBELA HER YER DİRENİŞ !

Hünkar Bektaş-ı Dergahı’nin post nişini ve Yol Mürşidi Hamdullah Çelebi 1820 yılında Kırşehir kadılığında idamla yargılanır. Yargılama sırasında kadının, özetle ” Şeyh hazretleri duyduk ki halifemiz yezid efendimize nalet edermişsiniz…. ” şeklindeki sorusuna, Mürşid Hamdullah Çelebi;”Kadı hazretleri, Kerbela ve benzeri kan dökmüş, can incitmiş, yakmış, yıkmış ağlatmış olana biz lanet ederiz. Dahası, lanet etmeyene de lanet ederiz…Biz o müslüman değiliz” diye yanıt verir..

Mürşidimiz Hamdullah Çelebi’den yaklaşık bir asır sonra bir başka Kerbela örneği, Türkiye Cümhuriyetinin soykırımı reva gördüğü Dersim şehidi, Pirimiz mürşidimiz Sey Rızo, Dara yürüyüşünde “Ehlibeytiz” diye değil, “Evladı Kerbelayız” diye seslendi gelecek Kızılbaş kuşaklara.

“Evladı Kerbela”olmak, bütün zamanlarda mazlum ve Mansur olmaktır. Zaten tam da böyle olduğu için değil mi ki, “be hatayız be günahız” diyerek son sözlerini meydanımıza amanet etmiyor mu!

Bu gün Kerbela, ve biz sözü yere düşürmeyeceğiz!…

Bu gün, Hz. Hüseyin’in, ondan önceki binlerce mazlumun şehidlik ve şahitlik kervanına katıldığı örneği, şahadet şerbetini içtiği gündür. Tarihin böylesi hadiseleri, geçekleştikleri andan itibaren takibedenlerinin hafızasında gerçek özellikleriyle sürek kazandığında, bütün zamanlara damgasını vurur, bütün nesillere gereken mesajını iletir. Zaten bu nedenle değil mi ki, Kerbela ve benzeri mezalimlerin muktedirleri, süreklerle oynarlar. İçini boşaltarak anlam kaymalarına neden olurlar. Bu, nesillerin ortak hafızalarıyla oynamak demektir. Öyle olduğu için değilmidir ki, bütün takvimlerde 10 Ekimi gösteren tarihlere Hz. Hüseynin Kerbelada Şehid olduğu gün kaydını düşerler de, her ne hikmetse, hiç bir ilgisi olmayan Kurban Bayramının yirmi gün sonrasına endeksleyerek döndürüp dururlar!..Sonra da “Hiç bir cana kıymamak, hiç bir canı incitmemek, kan dökmemek üzerine öğütçülük yapmaktan geri durmazlar. Her yanın Kerbela olması bir yana, adına Kurban Bayramı dedikleri bayramda oluk oluk kan düküp can incittikten sonra yaparlar bütün bunları..

Tarihin cilvesine bakınız ki yer yüzünün en muktedir egemenleri, aynı topraklarda mazlumlara kan ağlatmaktadırlar. Dört bir yanımız Kerbela. Oluk oluk mazlum kanı dökülmekte, bir avuç dünya muktadirinin mutluluğu ve refahı uğruna. Ne güneşler batmakta, ne ocaklar sönmektedir.

Kızılbaş Alevi süreğinin Kerbela ve bezeri örneklerden çıkardığı en önemli ders, ne ağlayıp dövünmektir, ne de zalimlerin karşısında hiç bir kazanımı olmayan, örgütsüz, yol arkadaşsız cengaverlik yapmaktır. Hz. Hüseynin şehid edildiği bu günde, cümle şehidlerin ortya koyduğu canlarının bedeli olacağız. Ve ödedikleri bedeli, ikrarımızın en nadide değeri olarak saklayacak ve sözümüzü yere düşürmeyeceğiz.

HER YER KERBELA HER YER GEZİ HER YER ROJAVA DİRENİŞE DEVAM !

FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu)

10.Ekim .2013

İmtiyaz değil, haklarımızı istiyoruz

AKP iktidarı, Kürtler ve Alevileri kastederek “İmtiyaz istiyorlar” diye suçluyor. Söz konusu toplumsal kesimlerin demokratik hak ve özgürlük sorunları yokmuş, onların da diğer vatandaşlar gibi her türlü hakları varmış, onlar aç gözlülük yapıp imtiyaz istiyorlarmış.

Kürtler ve Aleviler “Cumhurbaşkanı da, Başbakan da, Bakan da, Vali de olabiliyormuş!” Tabi eklemiyor egemen zihniyet, Türkiye’de aslını inkar eden, ben de halis mulis Türküm diyen her birey herşey olabilir. Ancak, birey olmaktan, insan olmaktan, farklı etnisite ve inançtan olmaktan vaz geçmeyenler, sadece kemalist devletin deyimi ile “hizmetkar olabilirler” .

İmtiyaz  “başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak ya da koşul, ayrıcalık; ekonomik ve siyasal gücün eşitsiz dağılımından ötürü  kimi birey  ve toplumsal kümelerin elde ettiği, yasa ya da töreyle yaptırıma bağlanmış olan ya da olmayan üstünlük durumu” demektir.

Okuyucu şimdi net bir biçimde kimlerin imtiyazlı olduğunu görebilir. Bu ülkede Anayasa kimlere imtiyaz tanıyor? hangi inanç ve etnisite resmi inanç ve etnisite olarak kabul görüyor?  Okullarda zorunlu din dersleri kimlere ayrıcalıktır?   Toplumsal ve bireysel haklardan toplumun hangi kesimi en çok yararlanıyor?  Bu devlet laik olduğunu söyler ama Sünni İslamı Diyanet Başkanlığı aracılığıyla ve ulusal eğitim sisteminde yer verdiği uygulamalarla bu ülkenin tek dini olarak dayatır. Aleviler Cemevine ibadet yeri statüsü ister, onlar  İslam’da tek ibadet yeri Camidir diye cevap verir.

Kürt halkı kendi ana dilimle eğitim yapmak istiyorum der; Tayyip Sultan “Kur kendi özel okulunu, anadilde eğitim ver. Ama devletin okulunda yapılmaz!..”  diye cambazlık yapar. Yani, “vergini ver, her tür hizmetini yap ama karşılığında benden kimliğine dair bir hizmet bekleme; anadilin lazımsa git pazardan satın al” diyorlar. Burada en büyük kurnazlık şudur; Fetullahın Kürdistanın her yerinde onlarca özel okulu var, yarın öbür gün bu okullarda AKP iktidarının sağlamlaştırılması için Kürtçe ana dilde eğitim başlarsa kimse şaşırmasın.

Mantık aynıdır “bu ülkeye komünizm gelecekse biz getiririz” diyen kemalistlerle, “Kürtlere ana dil eğitimi verilecekse  onu da biz veririz” diyen Erdoğan-Fetullah iktidarının mantığı aynıdır.  Bunları görmezden gelerek eskiden Alevilere ve Kürtlere tanınmamış,  bazı haklarının şimdi tanınıyor olması bir lütüfmuş gibi sunuluyor  ve  “bakın biz size hiç olmazsa biraz hak verdik artık susun, toplumun diğer kesimi kızar”  diye aba altında sopa gösteriyorlar.

Oysa biraz tarih belleği olanlar biliyor ki, AKP babasının hayrına bazı temel insani hakları tanımadı, veya bahşetmedi. Bu kazanımlar 35 yıllık Kürt Özgürlük Mücadelesinin  sayesinde edinilmiştir.  Bunu yok sayarak, sanki Türkiye’de yaşanan değişim ve dönüşüm AKP’nin lütfu imiş gibi göstermek büyük bir aldatmacadır. Elbette dün yok sayılan bir toplumun bugün meşru zeminlerde özerkliğini, kaderini belirleme hakkını tartışıyor hale gelmesi başlı başına büyük bir kazanımdır. Ancak hala 12 Eylül  anayasası aşılamamıştır ve bugün verildiği söylenen haklar hem bireysel hak konumundadır, hem de anayasal güvenceden yoksundur. Bir başka hükümet gelip geri alabilir.  İşti imtiyaz denilen budur.

“Hak,Hukuk düzeni tarafından gerçek veya tüzel kişilere tanınan, belirli davranış olanağı sağlayan yetki veya yetkiler demetidir. Her hak bir hukuk kuralından kaynaklanır. Hukuk kuralı, hakkın içeriğini ve bu hakka sahip olmanın koşullarını belirler.”  Bugün Türkiye’de  belirli haklar olmasına karşın bunlar belirli bir hukuk kuralına  bağlanamamıştır hala, yani yasal güvencelerden yoksun haklar var hala.

Şu çok açıktır ki, Türkiye’de  her toplumsal kesim aynı ölçüde bireysel ve toplumsal haklardan eşit olarak yararlanmamaktadır. Toplumun büyük bir kesimi ötekileştirilmiştir. Türk devleti bilinenin aksine laik değil Sunni İslam bir devlettir ve Türk etnik kimliğini tek kimlik olarak topluma dayatmıştır.

Türklük kavramı  söylenenin tersine bir üst kimlik değildir. Bir etnisitenin kimliğidir. Bu açıdan Türk kimliği en fazla hakka sahiptir.  Tüm okullar Türkçe eğitim vermektedir. Sunni inancın empoze edildiği din dersleri zorunludur.  Mahalle baskısı en üst boyutlara ulaştırılmış, şehirlere göç ederek buralarda iş kurmuş Alevi kökenli insanlar artık cuma namazlarına gider olmuştur. Türk dili, kültürü devlet desteği ile sürekli gelişirken, yasaklı olan diller ve inançlar unutuluyor, farklı kültürler egemen türk kültürü içinde eritiliyor.  Oysa imtiyaz istiyorlar denilen Kürdün ana dili ile eğitim yapması yasak, Alevilin kendi ibadethanesi yasak, Alevilik bir inanç olarak hiç bir statüye sahip değil, bir din mi? bir mezhep mi?  Bir tarikat mı? Belli değil.  Yani Alevinin bu coğrafyada daha adı yok ama en küçük demokratik hak istemleri, imtiyaz istiyorlar yalanı ile bastırılmaya çalışılıyor.

Kimin imtiyazlı, kimin insani haklarından yoksun olduğu  ayan beyan ortadayken, yüzsüzce ve pişkince çıkıp bu topraklarda “Aleviler ve Kürtler istedikleri her şey olabiliyorlar, bakan da, başbakan da, Cumhurbaşkanı da oluyorlar” söylemine sığınarak,  Kürtlerin ve Alevilerin toplum olmaktan, inanç olmaktan, insan olmaktan kaynaklı hak istemlerini geri çevirmek AKP’nin de 90 yıllık cumhuriyetçi zulüm düzeninin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bugün bu cumhuriyette Türklere ve Sunni İslama tanınan hakların çeyreği bile sözkonusu Alevi ve Kürtlere tanınmamışken, binlerce KCK tutuklusu varken, onbinlerce siyasal tutuklu varken, hala bir kesimin imtiyaz isteminden bahsetmek büyük bir iki yüzlülüktür. AKP  iktidarı her seçim dönemi öncesi paket gündeme getirmiş ve seçimleri kazandıktan sonra da bu paketleri dahi unutmuştur. Bu açıdan artık güvenilirliğini yitirmiştir.

Oysa bu paketleri de Kürt hareketi karşısında çıkmaza düştüğü dönemlerde gündemleştirmiş, rahat bir seçim süreci yaşamak ve bölge insanının desteğini almak için her seçim öncesi Kürtsever ve Alevisever rollerine bürünmüştür. Ama şimdi takke düşmüş kel görünmüştür. AKP Suriye politikası ile hem Kürtlere, hem de Alevilere dost değil düşman olduğunu kanıtlamıştır. El Kaide örgütünü açıktan desteklemiş, bu uluslararası paralı asker sürülerinin Rojava’da ve Suriye’nin Alevi bölgelerinde toplu soykırım yapmalarına göz yummuş, bu insanlıktan çıkmış yaratık sürülerini maddi olarak desteklemiş, eğitim vermiş, silah ve mühimmat yardımı yapmıştır.

Yani AKP ayrıcalık istiyorlar denilenlere karşı katliamların planlayıcısı olmuştur. İşte bu gerçek artık ortaya çıktığı için AKP Alevilerin de Kürtlerin de hesap sorması gereken bir yapı halindedir. Artık Tayyip ve şürekası bir kez daha sahte Kürt ve Alevi açılımlarıyla bu toplumsal kesimleri kandıramayacaktır.

AKP lideri bu ikiyüzlülüğünü gizleme gereği duymadan hala Kürtleri ve Alevileri  imtiyaz istiyorlar diye suçluyor ve  kendi yaptıkları inkarcı ve baskıcı, öteleyici politika yetmezmiş gibi, toplumun diğer kesiminin öfkesini  Alevi ve Kürtlerin üstüne salmaya çalışıyor.  Toplumu parçalara bölerek ülkede istediği gibi at oynatmanın yolunu açmaya çalışıyor.

Aleviye “sen müslümansan ibadet merkezin cami, mescittir, Cemevi ibadet yeri değildir, bir kültür merkezidir (dün cümbüşhane idi), git ibadetini camide yap” diyor.  Kürde  “vergini ver, her tür hizmetini yap ama karşılığında benden kimliğine dair bir hizmet bekleme; anadilin lazımsa git pazardan satın al” diyor. Kürtlerin ve Alevilerin kimlik hakları hep yok sayılırken, şimdi ‘mal’ olarak pazara sürülüyor ve yine Kürtlere ve Alevilere  pazarlanmaya çalışılıyor!..

Bu ahlaksız politikaya karşı KCK, Kürtlerin, hiçbir pazarlığın konusu yapılmayacak taleplerini bir kez daha yineledi: “Kürtlerin varlığı, kimliği, kültürü anayasal güvenceye alınmalı, bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği olarak özyönetimi yani Demokratik Özerkliği ve her düzeyde anadilde eğitimi kabul edilmeli…”

Aleviler taleplerini bir kez daha deklare ettiler, “Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli, Zorunlu Din Dersleri kaldırılmalı, Cemevleri Alevilerin ibadet yeri olarak kabul edilmeli ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.” Bunları istemek ayrıcalık istemekse evet biz bu ayrıcalıkları istiyoruz.  Ama gören her göz, düşünen her beyin biliyor ki, ayrıcalıklı olanlar kendini Türk sayanlar, Sunni İslam sayanlardır. Toplumun tüm diğer kesimleri mağdurdur, çeşitli haklardan yoksundur. Hak isteyenlerin haklarını  kabul etmek  bir lütuf değil,  demokratik toplumun olmazsa olmazıdır.

Ya özür dile, ya istifa et!

Rotterdam İslam Üniversitesi önünde toplan HAK-DER’e bağlı  dernek üyeleri Akgündüz’ün son zamanlarda gerek yazıları ile gerekse söylemleri ile toplumsal barışı ve huzuru bozduğunu ifade ettiler.

İstanbul’da gerçekleşen Gezi olayları sonrası Prof. Ahmet Akgündüz’ün yayımladığı yazılarda Alevilere hakaret edildiği, ‘Alevilerden kız alınmaz, kız verilmez, pişirdikleri yenmez’ dediği dile getirilerek,   a, “Alevilere karşı kin, nefret ve aşağılama propagandası yürüten Rotterdam İslam Üniversitesi rektörü prof. Ahmet Akgündüz’ü insanlık adına kınıyor ve derhal görevinden alınmasını talep ediyoruz.” dendi.

Başta HAK-DER Başkanı Fethi Kıllı olmak üzere konuşmacılar,’ Ahmet Akgündüz’ün Alevilere yönelik sarf ettiği çirkin, çağdışı düşüncelerine tanıklık ettik. Akgündüz bu söylemiyle yetinmeyerek kendi adını taşıyan sitesinde, kendisince olması gereken kırmızı çizgileri tarif etmiş ve Aleviler hakkında “İslam’ın asimilasyonel” kaynaklı zihniyetin öncüsü olduğunu açıkça ilan etmiştir.  Biz Aleviler, Akgündüz’ün bu açıklamalarını İslam tarihinin akışından biliriz. Bu söylemin tarihsel işlevinde Alevilerin ötekileştirilmesi ve katliamlara maruz bırakılması yatmaktadır. Son çeyrek yüzyılın toplumsal pratiğinde yaşanılan Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamları bu söylemlerle propaganda edilmiş ve eyleme dönüştürülmüştür. “ ifadeleri  yer aldı.

Akgündüz’ün  hizmet ettiği sistem tarafından devreye konulacak yeni ve daha büyük katliamların psikolojik alt-yapısını hazırlamakla suçlanırken , Ahmet Akgündüz’ün derhal görevinden alınması istendi.
HAK-DER Başkanı Kıllı, Akgündüz’ün alevilerden özür dilemediği  ve söylemlerine devam ettiği takdirde mahkeme kapılarında süründüreceklerini söyledi.  16 yıldır eğitim ve öğretim veren İslam Üniversitesi’nin  bu sene  Hollanda YÖK’ü tarafından tanınmasına da değinen konuşmacılar, Milli Eğitim Bakanlığından  IUR’ya maddi destek verilmemesi istendi.

İzzettin Doğan da nasibini aldı!
Rotterdam İslam Üniversitesi önünde gerçekleştirilen Akgündüz’e karşı protesto eyleminde  Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan da nasibini aldı. Cemevi ve caminin aynı bahçede bulunacağı bir yapının Fethullah Gülen cemaati ile ortak yapılacağını açıklayan Doğan, düzenin adamı, boyunduruk altına girmiş olarak nitelendirilerek, Aleviliği temsil etmek İzzettin Doğan ve onun gibilere kalmadı, denildi.

Rotterdam polis tarafından sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı gözlemlenirken, protestocular türküler eşliğinde zaman zaman alkışlayarak, zaman zaman da  ‘yuh’ çekerek eyleme devam ettiler.  Hollanda Türk Basını’ndan  Sonhaber ve Multi TV ve Dünya Gazetesi’nin takip ettiği eylemi Hollanda’nın çeşitli Radyo, TV ve Gazetecilerinin çokluğu dikkatlerden kaçmadı.

Eylemciler, Hollanda Alevileri olarak ‘ tek ses, tek yürek’ olup seslerini duyurmak, güçlerini göstermek istediklerini defaten yinelerken, Alevilerin, sevgi barış, insan haklarına saygılı bir inanca sahip oldukları, tarihsel süreç içinde düzenli olarak katledikleri ve buna artık bir dur deme zamanı geldiği vurgulandı.  Daha sonra eylemciler olaysız bir şekilde dağıldılar.

Olay HAK-DER Başkanı Fethi Kıllı aracılığı ile  Hristiyan Demokratlar Partisi  ( CDA ) tarafından Hollanda Temsilciler Meclisine taşındı. Konu ile ilgili olarak IUR Rektörü Akgündüz bu sabah bir basın bildirsi yayınlayarak, Hollanda basınının ve bir takım insanların sözlerini çartırdığını ifade etti.

©SONHABER.NL

1967 Elbistan olayı

Ali GÖÇMEN

Alevilere ilk toplu saldırı 1967 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesinde oldu. Daha önce anlattığımız gibi; dağlar arasına sıkışmış bulunan Elbistan, Akçadağ, Afşin, Göksun köylerinde çoğunlukla Kürt aleviler ve bir kısmında da Türk Aleviler oturmaktadır. İlçe  merkezleri ve bazı köylerde de (asimile olduğunu bilmeyen Sünniler yaşamaktadır.) Osmanlı Devletinin politikasına uyan Sünni halk; Alevilere yabancı ve hor gözle bakarlar. Müslüman  olmadıklarını, Onlarla evlenilmeyeceğini, kestikleri etin yenmeyeceğini, ürettikleri malın alınmaması gerektiğine inanmışlardır.

Devlet yöneticileri il ve ilçe merkezlerinde olduğu için, buralardaki ilçe merkezleri de Sünni ağaların etkisi altındadır.

Alevi “Alğas” aşiretinden bazıları Elbistan’a gelmiş, Aleviliğini gizleyip Sünnilerle evlenmiş ve işyeri açabilmişlerdir. Bunlardan cesaret alan diğer alevi aşiret mensupları da ilçe merkezinde birkaç dükkân açtıkları gibi ürettikleri malları pazara getirebilmektedirler.

Elbistan ve Afşin’e yakın “Berçenek” köyü bir alevi köyüdür. Ancak içlerinden bir kısmı çevrenin etkisinde kalıp namaz kıldıkları için Sünni sanılmaktadır. Aralarında ayrılık gayrılık yoktur. Birbirleri ile evlenirler; hatta akraba olanlar bile vardır. Berçenekli Zeynel Çerek, oğullarından Şerifi ilçedeki akrabasının evinde kalmak üzere ilkokula yazdırır. Okulunu başarıyla bitiren Şerif, öğretmeninin yardımıyla Ankara Astsubay okuluna girer ve son sınıfta “yabancı uyruklu Suna isimli bir kadın ile evlendiği için” okuldan atılır.

Şerif küçük yaşta saz çalmaya meraklı, Dedelerden bilgi almış güzel sesli bir gençtir. Önce Ankara’daki Alevi evlerinde Dedelerden öğrendiği deyişlerle işe başlar. Yeteneği kısa zamanda anlaşılır. “Bestesi ve güftesi belli”, Pir Sultan ve Şah Hatai’nin deyişlerini sazı ile dile getirmektedir. Sazı güzel, sesi güzel Şerif “kendine has” makamlarla sesini tüm halka duyurmaya karar verir ve sahneye çıkar.  Antepli Hasan Hüseyin’den sonra, ilk olarak alevi türkülerini sahnelerde ve plak olarak halka duyuran Şerif, “tüm alevi şairlerinde olduğu gibi” “Mahsuni” adı ile “Alevileri anlatmak üzere” halkın huzuruna çıkan “âşık” idi. Halk şairi Mahsuni’den önce güfte ve bestesi olan ve de sahneye çıkarılan alevi şairler olmuştur. Âşık Veysel, Ali İzzet, Neşet Ertaş ve bunlar gibi ozanların sözlerinde alevi sözcüğü geçmez. Mahsuni ise tıpkı Pir Sultan Abdal, Şah Hatai gibi, Hak ve Halk aşığı olarak insanların sevgilisi olabilmiştir.

1966’da Mahsuni İskenderun’da sahneye çıkarıldı. Koc ağanın oğlu Avukat Sıtkı Elbistan’ın yönetiminde tertiplenen geceye, İskenderun ve Kırıkhan’da oturan aleviler, Sünni ve bilhassa Türkiye Öğretmenler Sendikası(TÖS) üyesi Öğretmenlerin’de katıldıkları görüldü.

Bir olayın çıkacağından korkuluyor du; ancak olay çıkmadı ve alkışlar arasında konser son buldu. Aleviler için Mahsuni’nin sahneye çıkışı ve deyişlerini plak olarak halka sunması bir tarihi başlangıç olmuştur. Sonraları bu yönde sahneye çıkıp sesini duyuran ve aydınlar tarafından destek gören çok oldu. Ali Ekber, Davut Sulari, Nesimi Çimen, Kul Ahmet, İsmail İpek ve bunlar gibi birçok alevi şair medyada kabul gördü.

1960 askeri darbe anayasası, sola açık demokrasi ümidi veren bir yasa idi. Sünni Müslüman politikasını önde tutan Demokrat Parti(DP) kapatılınca gazete, dergi, kitap yoluyla Alevilikten söz edilmeye başlandı. Ancak alevi inancı hâlâ gizliliğini koruyordu. Elbistan’ın içinde, “babası alevi, annesi Sünni” Oğuz Söğütlü isminde bir eczacı, Mehmet Ocak isminde Demircilik köylüsü alevi bir doktor ve 5–10 tane dükkân sahibi ile birkaç tane de seyyar satıcı vardı. Ayrıca iş için gelen Alevilere de rastlanılıyordu.

Dr. Mehmet Ocak ve Oğuz Söğütlünün desteği ile Mahsuni konser vermek üzere Elbistan’a geldi, beraberinde Kul Ahmet ve Osman Dağlı da vardı. Kul Ahmet Sinemilli aşiretinden alevi halk şairi, Osman Dağlı ise Osmaniyeli Sünni bir aileden gelen solcu halk şairi. Konser davetiyeleri birkaç gün önceden dağıtılmış, Doktor Mehmet Ocak’ın himayesinde eczacı Oğuz Söğütlünün desteği ile yürütülmektedir. Akşam saat 8’den 12’ye kadar konser sürdürüldü. Elbistan’ın tüm bürokrasisi, savcısı, hâkimi, memuru gelmişti ancak alevi dinleyiciler çoğunlukta idi.

Alevi övgülü türküler söylenince, din ağırlıklı sağcı bir grup ayağa kalkarak İstiklal Marşını okuyup aleyhte slogan atmaya başladı. Alevi önderleri olayı önlemeye çalıştı, ancak önlenemedi. Tartışma kavgaya dönüştü ve konser dağıldı. Mahzuni ile Osman Dağlı, “ Arığ Palas” oteline, Kul Ahmet ise köydeki akrabalarının evine sığındı.
Pazartesi günü Elbistan’ın pazarı idi. Konudan habersiz alevi köylüleri , ürettikleri malları satmak için (koyun, keçi, süt, yoğurt…vs) pazar yerine henüz gelmişlerdi. Akşamdan örgütlenen Sünni sağ görüşlü bir grup “Allahu ekber, Alevilere ölüm” diye saldırdı. Dr. Mehmet Ocak dövülerek komaya sokuldu. Pazarda ve sokakta görülen Alevilere sopalarla saldırıp ağır yaralamalar oldu.

Oğuz Söğütlünün eczanesi, Miktat Dedenin dükkânı ile birçok dükkân tahrip edilip malları yağmalandı. Alevi seyyar satıcıların “tekerli tablaları” Ceyhan nehrine döküldü ve ardından evler aranarak insan avına çıkıldı. Çoluk, çocuk, kadın, erkek demeden dövüldü yakalanarak ölüme terk edildi.

Çömü köyü ağası Rıza Efendi ölmüş yerine 20 yaşındaki oğlu Ali Güner geçmişti. Konu ile yakından ilgilenen Ali Güner cipi ile gelip bazı hastaları hastaneye taşıdıktan sonra “Arığ Palas” otelinden Mahzuni ve Osman Dağlıyı alıp köydeki evine götürdü ve 15 gün orada sakladı. Dr. Mehmet Ocak komada kaldığı için uzun süre muayenehanesini açamadı sonra da İstanbul’a göçtü.

Güvenlik güçleri ve savcılık saldırganları takip edeceğine “tahrik ettiler” diye Alevileri yargılayıp sorguluyordu. Artık Alevilerle Sünniler birbirlerine düşman olmuşlardı. Ali Güner ve dedenin çocukları başta olmak kaydı ile birçok alevi İskenderun, Mersin ve İstanbul’a göçtü.

Kaynak :  http://aligocmen.blogcu.com/aleviler-ve-alevilik-22-28/5097263

Padişahın soytarısı

Hüseyin ALİ

İnsan dalkavuk, densiz ve ağzı yalama olunca yapamayacağı, söylemeyeceği şey kalmaz. İşte Mehmet Metiner tam da bu tipolojiye uygun bir kişilik. Aslında kişiliği çok yönlü psikolojik analize tutulması gereken özellikler gösteriyor. AKP bu kişiliği başta Kürtler olmak üzere muhaliflerine musallat etmek için milletvekili yapmıştır. Bulaşık ve şirret olarak tanımlanan böyle kişiler hiçbir ahlak, izan ve ölçüye sahip olmadığından her türlü iftira ve karalamayı, demagojiyi yüzleri kızarmadan yaparlar. Mehmet Metiner de işte böyle kirli propaganda ve psikolojik savaşta kullanılacak bir karaktere sahiptir.

Bu kraldan çok kralcı ya da kralın soytarısı tip, Alevilerin cemevlerinin terörist barından yerler olduğunu söylemiştir. Başbakan Erdoğan’ın Alevilere yönelik tepkisini cemevlerine böyle bir suçlama yaparak yeni bir biçimde dışa vurmuştur. Program yapan Ahmet Hakan hemen bu densize müdahale etmiş, “Bu çok ağır değerlendirme” diyerek Mehmet Metiner’in daha ileri gitmesini önlemiştir. Sol düşmanlığını ille dışa vuracak ya, “Bazı eski solcular buralara dolmuş” deyip cemevlerine teröristler dolmuş tezini farklı bir biçimde doğrulamak istemiştir. Merdi Kıpti gibi yiğitliğini anlatırken hırsızlığını ele vermiştir. Bir programda hem Alevi hem de solculardan haz etmediğini ortaya koymuştur. AKP zihniyeti, hatta klasik Türk egemenleri zihniyeti gibi eğer kendi düşündükleri kalıptaysa o Aleviler ya da solcular iyidir. Değillerse, mutlaka birileri tarafından yanlış yola saptırılmışlardır.

Mehmet Metiner zihniyeti en çok eleştirdiği eski devlet zihniyeti ve paradigmasıyla düşünmekte, olayları ve olguları bu çerçevede yorumlamaktadır. Klasik devlet zihniyeti tüm muhaliflerine bir kulp takardı. Mutlaka bir dış ya da iç güç tarafından fitnelendikleri ve tahrik edildikleri söylenirdi. Mehmet Metiner de dalkavukluğunu yaptığı Başbakan gibi hükümete muhalif olan Alevilere bir kulp bulmuştur. Başbakan Gezi Parkı direnişinde somutlaşan gençlik eksenli hareketi faiz lobilerinin örgütlediğini ve kışkırttığını iddia etmişti. Faiz lobisiyle ilişkilendirilirse toplumsal güçler bu harekete sıcak bakmazlardı! Erdoğan bir psikolojik harekatçı olarak bu tür yollarla muhaliflerini karalamıştır.

Mehmet Metiner, AKP’ye kimler muhalifse onlara saldırmayı kendine görev biliyor. Sahibinin kapısında sahibine görevini böyle yapıyor. Böylece sahibinin dalkavukluğunu iyi yapıp takdirini kazanacağını düşünüyor. Tam da saray soytarıları gibi padişah neyden memnun olacaksa onu yapmak için tüm marifetini konuşturuyor. Mehmet Metiner’de ağzı yalama olma gibi bir marifet var. Yalan, iftira ve demagoji parayla değil ya! Sözcükleri, karalama cümlelerini ağzı tutmayan biri olarak sıralıyor da sıralıyor! Böyle olunca da her defasında esas niyetini de, cibilliyetini de dışa vuruyor.

AKP hükümeti Alevileri olduğu gibi kabul etmek istemiyor. Sünni İslam içinde eritmeyi hedefliyor. Olduğu gibi kalmak ve asimile olmak istemeyen Aleviler bu nedenle AKP tarafından hedefleniyor, ötekileştiriliyor.

Demokratik hak ve özgürlüklerinden mahrum olan Aleviler haklı ve doğru olarak demokrasi güçlerinin yanında yer alıyorlar. Geçmişte de hep özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren siyasi güçlerin yanında yer aldıkları gibi! Uzun yıllardır sol-sosyalist özgürlük mücadelesi veren güçlerden yana olmuşlardır. Bu hareketlerin içinde yer almışlardır. Şimdi Mehmet Metiner Alevilerin sol ve özgürlükçü güçler içinde yer almalarına bir suç işlemişler gibi bakmaktadır. Yarın cemevlerini bölücülerin ve PKK’lilerin doldurduğunu da söyleyebilir. Çünkü PKK saflarında binlerce Kürt Alevi genci şehit düşmüştür. Hala binlerce Alevi Kürt ve Türk PKK’nin içinde her kademede yer almaktadır.

Tabii ki Aleviler başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin muhalif güçleriyle birlikte hareket edeceklerdir. Kaldı ki Alevilerin yarıdan fazlası Kürt’tür. Demokrasi ve özgürlüğe en fazla ihtiyacı olan toplumsal kesimlerden biri olarak böyle davranmaları kadar doğal ve doğru bir tutum olamaz.

Mehmet Metiner ve onun abisi Erdoğan, Alevileri olduğu gibi kabul edip temel hak ve özgürlüklerini kabul edeceğine, Aleviler ve kurumlarına yönelik karalama kampanyası yapması zihniyetini ele vermektedir.

Aslında bu tür saptırmalarla Alevilere yönelik zihniyet ve tutumlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Ancak Mehmet Metiner de Erdoğan gibi hızını alamadığında gerçek niyetini ortaya koyan karaktere sahiptir.

Mehmet Metiner’in bir arkadaşı da Yalçın Akdoğan’dır. 1990’lı yıllarda birlikte dergi çıkarmışlar. Aslında Yalçın Akdoğan Mehmet Metiner’in sakin durmaya çalışan halidir. Ama düşünce düzeyinde ikisi de agresif ve densizdir. Toplumda bir söz vardır “Söyle arkadaşını söyleyeyim kim olduğunu.” Yalçın Akdoğan’ın arkadaşı da Mehmet Metiner olduğuna göre, Yalçın Akdoğan’ın karakterine ve kim olduğuna siz karar verin.

Mehmet Metiner tabii ki “Ben öyle demedim de, şöyle demek istemedim de” diyerek amiyane deyimle kıvırmaya çalışacaktır. Zaten bu yönlü kıvırma dışında da başka bir yeteneği olmayan kişilik kazanmamış bir tiptir. Aslında kendi kişiliği yoktur. Hangi kaba girerse onun şeklini alan şekilsiz, amorf bir kişiliktir. Başbakan Erdoğan’a zamanında çok ağır sözler söyleyen bu kişilik, AKP arpalığında otlanmaya devam etmek için kendini ispatlamak psikolojisi içinde yaşamaktadır. Psikolojide bu hale ne denir bilemiyoruz, ama Mehmet Metiner kendini ispatlamak için her türlü kötülüğü yapacak ve kirli işlere bulaşacak bir ruh hali içindedir.

‘Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz’

Mersin’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde biraraya gelen binlerce Alevi, hükümeti uyardı.

Mersin’de binlerce Alevi yurttaş, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde düzenlenen “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde bir araya geldi. Teyfik Sırrı Gür Stadyumu önünde yapılan mitingde Çukurova bölgesinde Alevi kurum ve derneklerinin üye ve yöneticileri yanı sıra binlerce Alevi katıldı. Ayrıca mitinge, Akdeniz Belediye Başkanı M. Fazıl Türk, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Mersin’deki emek ve demokrasi güçleri de destek verdi. Mitingin yapıldığı alanda toplanan binlerce Alevi, “Eşit yurttaşlık talep ediyoruz”, “Devletin Alevisi olmayacağız”, “İnkar ve asimilasyonu hayır”, “Roboski’ye Sivas’a adalet istiyoruz” ve “Gezi şehitleri onurumuzdur” dövizlerini açtı. Ayrıca mitin sırasında sık sık “Her yer Taksim her yer direniş”, “Savaş hayır”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.

‘Terör yuvası, Ali İsmail Korkmaz’ı katledenlerin olduğu yerdir’

‘Alevilerden hükümete uyarı’
Mersin’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” mitinginde biraraya gelen binlerce Alevi, hükümeti uyardı.

Kitleyi, Kürtçe ve Kürtçenin Kırmancki (Zazaca) lehçesi ile Türkçe selamlayarak konuşmasına başlayan PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül, AKP hükümetinin açıkladığı paketten Alevilerinin bir beklentisinin olmadığını belirterek, “Türkiye’de ötekileştirilmiş bütün kimlikler, Aleviler, Ermeniler, Kürtler, Çingeneler, Araplar ile birlikte meydanlarda olmak istiyoruz” dedi. Aleviler olarak hükümete ortak bir mesaj vermek amacıyla demokratik eylemlilik süreci başlattıklarını ifade eden Bülbül, “Bizleri yalnızlaştırmak, bizi hedefe koymak isteyen bir milletvekili mahluk kalkıp diyor ki, ‘Cemevleri terör yuvasıdır.’ Terör yuvası neresidir biliyor musun? Terör yuvası Ali İsmail Korkmaz’ı katledenlerin olduğu yerdir. Terör yuvası, bizi tepimize gaz bombası atanların, Kürdistan’daki köyleri yakan, Apê Musa’yı Uğur Mumcu’yu katledenlerin olduğu yerdir” dedi.

‘Bunlar Muaviye beslemesidir’

“Muavi’ye soylu AKP iktidarı dilimizi, siyasal tercihimizi inkar ediyor” ifadesini kullanan Bülbül, sözlerine “Aleviliğe yapılan inkar ve asimilasyon bir zulümdür. Biz Selçuklulardan, Osmanlı’dan beri peş peşe katliamlara maruz kaldık. Bu katliamların adı soykırımdır. Buradan açıkça ilan ediyorum, AKP hükümeti kültürel soykırım, inançsal inkarcılık yapıyorsun. Biz bunun karşısında mücadeleyi yükseltmekle görevliyiz. Bu görevimizi yapacağız. Bunlar Muaviye beslemesidir. Bunlara karşı tavrımızı açık ve net ortaya koymak zorundayız.”

‘Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz’

2014 yerel seçimlerinde Türkiye’deki bütün emek ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Bülbül, “Türkiye’deki demokrasi güçleri sosyalistler, emekçiler, solcular, sosyalistler, Kürt siyasal demokratik hareketi, Aleviler bir araya gelmek zorundayız. Bu Muaviye soylu sistemle başa çıkmanın başka bir yolu yoktur. Bize düşen tek bir görev vardır, oda mücadele, daha fazla mücadele” diye kaydetti. “Cami-Cemevi” projesinin ise bir “asimilasyon projesi” olduğunu ifade eden Bülbül, “Faruk Çelik, madem cemevine saygı duyuyorsun niye cemevinin yasal güvencesini kabul etmiyorsun. Pakete ve çözümü gerek yok. Bunun bir tek yolu var oda 12 Eylül anayasasını ortadan yırtın yeni bir anayasa yapın. Bu anayasada tüm kimlikleri eşit ve tüm kimlikleri tanıyan bir tanım yapın. Bunun üzerinde eşit yurttaşlığı oluşturalım. Mücadelemizi engelleyen AKP ırkçılığını, Muaviye soylu AKP iktidarını tanımıyoruz. Onlara hizmet edenleri de tanımıyoruz” diye konuştu.

‘Bu sorunu bizler çözeceğiz’

Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez de, Alevilerin sorunlarının devam ettiğini belirterek, “Bu sorunlar Alevilerden değil, zihniyetinde Muaviye, Yezit, savaş olup, insan sevgisi olmayanlardan kaynaklanıyor. Alevi sorunu Türkiye’nin sorunudur. Bu sorunun çözümü bizim ellerimizdedir. Bir olduğumuzda, diri olduğumuzda, merkezimize insanı koyduğumuzda, bu sorunu bizler çözeceğiz. Alevileri yok sayanlara karşı hep birlikte olacağız birlik olacağız” dedi. Sözlerine “Bizler eşit yurttaşlık istiyoruz, insanca bir yaşam istiyoruz” diyerek devam eden Geçmez, bunun mücadelesini vereceklerini vurguladı. Geçmez, AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in cemevlerine ilişkin söylediği “Cemevleri terör yuvasıdır” sözleriyle AKP’nin açıklayacağı “Alevi paketini” içeriğini açıkladığını söyledi.

‘Alevilerin diğer adı barıştır’

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise, laik, demokratik, çağdaş, eşitlikçi bir ülke için alanlarda olduklarını belirterek, “Alevilerin diğer adı barıştır. Barış sürecini başlatan devlet Alevileri devre dışı bıraktılar. Hükümet bizi yok saymasına rağmen bizler desteğimizi verdik” dedi. Alevilerin Suriye’de katliama maruz kaldıklarını ifade eden Demir, Suriye’deki savaşın son bulmasını istedi.

Miting, sanatçılar Tolga Sağ ve Cihan Çelik’in Kürtçe ve Türkçe ezgileriyle son buldu.

/DİHA

Alevileri aşağılayan Akgündüz Hollanda’da protesto edildi

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akagündüz, Alevilerle ilgili makalesinde,’Onların kestikleri yenmez ve kız alınıp verilmez’ demişti…

Hollanda Alevi Dernekleri Federasyonu (Hak-Der) ve Rıjnmond Alevi Kültür Merkezi’nin çağrısı ile Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz’ün “Alevilik konusundaki kırmızı çizgilerimiz ve diyanetin yanlış teklifleri” başlığıyla Alevilere yönelik hakaret içeren makaleyi protesto etti.

Rotterdam İslam Üniversitesi önünde bir araya gelen Kürtler ve Aleviler, Akgündüz’ün makalesinde nefret suçu işlediğini belirterek, görevden alınmasını istedi.

Eyleme Veksav, SKB, Uluslararası Özgür Kadın Vakfı, HTİF ve Hollanda Gezi Dayanışması destek verdi.

Eylemde, Rıjnmond Alevi Kültür Merkezi başkanı Zeliha Çintay bir açıklama yaptı. Çintay, Akgündüz’ün Aleviler ve Alevilik hakkında söylediği sözlerin zehirli olduğunu ve bu sözleri kendisine iade ettiğini söyledi.

ASİMİLASYONA UĞRAMIŞ ALEVİ OLMAYACAĞIZ

“Cemaat ve devletin dayattığı araplaşmış-vahabi asimilasyona uğramış Aleviler olmayacağız ve olmamak için de canımız pahasına direneceğiz” diyen Çintay, Bu oyunların Alevileri asimile edip, cemaat, devlet ve Cem Vakfı’nın ihaneti içerisinde yok etmek için atılmış bir adım olduğunu da biliyoruz. Bu gelismeye hoş görüyle bakan her kim olursa olsun, Alevi inancına ihanet etmiş olur, toplumsal inancımıza göre düşkün sayılır” şeklinde konuştu.

SKB: FAŞİST ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELEYE

Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) temsilcisi Ahmet Akgündüz’ün, tekci, cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerinin Rojava’da, Suriye’de “Kürtlerin, Alevilerin canı, malı, kadınları ve toprağı helaldir” diye fetvalar vererek vahşi katliamlar gerçekleştiren, “saatlik nikah” söylemi ile Alevi ve Kürt kadınlarına tecavüz eden El-Kaide ve El-Nusra çetelerinin zihniyeti ile günde 5 kadının katledildiği, kadın bedeninin yasalarla kontrol altına alındığı AKP zihniyeti ile aynı olduğunu belirtti. SKB, başta Aleviler olmak üzere tüm kadınları cinsiyetçi, ırkçı ve faşist zihniyete karşı mücadeleye çağırdı.

Uluslararası Özgür Kadın Vakfı adına yapılan konuşmada, insanlara inançları, kimlikleri, renkleri ve dillerinden dolayı hakaret edilmesi ve ayrımcılık kınandı.

Eylemde Hak-Der, Alevi Gençliği ve Hollanda Gezi Dayanışması adına da kısa konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ardından Alevi sanatçı Hasan Kazan halk ozanı Mahsuni Şerif’ten türküler seslendirdi.

Eylem “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Ahmet Akgündüz Hollanda’dan defol”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları ile sona erdi.

AHMET AKGÜNDÜZ’ÜN ALEVİLERİ AŞAĞILAYAN MAKALESİ

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz’ün 30 Ağustos 2013 tarihinde sonhaber.nl internet sitesinde Aleviler ile ilgili yazdığı yazı şöyle: “Bu grup ile adları ne olursa olsun, bizim diyaloğumuz olamaz. Onların kestikleri yenmez ve kız alınıp verilemez. Buna tarih boyu karşımıza çıkan Dürziler, Nusayriler ve kısaca imanın altı esasını ve islamın beş şartını kabul etmeyen herkes dahildir.”

‘Diyanetin esaretine girmeyiz’

Alevi dedelerini Diyanet çatısı altına alma projesine Alevilerden tepki geldi.

Cem Vakfı’nın Alevi dedelerini Diyanet çatısı altına alma girişimine tepki gösteren Alevi dernekleri, ‘’AKP eliyle türedi, devşirme bir Alevilik yaratılmak isteniyor’’ dediler.

Fethullah Gülen’in isteğiyle cami-cemevi projesinin temelini atan Cem Vakfı’nın, 2 Kasım’da 1500 civarında Alevi dedesi ve kanaat önderinin katılımıyla, Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapacağı toplantıda, Alevi dedelerinin Diyanet’e bağlı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlanacağı, Alevilere ait derneklerin lağv edilerek, mal varlıklarının Cem Vakfı’na devredileceği iddia edildi. Projeye tepki gösteren Alevi derneklerinin temsilcileri, Cem Vakfı’nın AKP’nin asimilasyon projesine ortak olduğunu belirterek, “Yol düşkünü olurlar” dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül: Yapılmak istenen Aleviliği esir almak, Diyanetin esareti altına sokmaktır. AKP bütün bunları yaparken, Diyanet İşleri Başkanlığı, geleneksel Türk İslamcı akıl ve İzzettin Doğan’ı kullanıyor. AKP eliyle türedi, devşirme bir Alevilik yaratılmak isteniyor.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir: İzzettin Doğan’ın hükümetin yaratmak istediği Alevilik için çalıştığını bu toplum biliyor. Bu saatten sonra biz Aleviler olarak işbirlikçi, asimilasyon projelerinde yer alanlara asla taviz vermeyiz. Aklı başında hiçbir dedemiz bu asimilasyona, İzzettin Doğan’ın ayak oyunlarına, hükümetin işbirlikçilerine ne destek olur ne de katkı sunar.

Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz: İzzettin Doğan’ın yapacağı bu toplantı ile maalesef AKP’nin yöntemine hizmet etmekten başka bir şey değil.

Tahtacılar Derneği Kurucu Genel Başkanı Mehmet Şahin: AKP hükümetinin vereceği ulufelere kanarak, yolumuza ve kutsalımıza ihanet edecek dedeler, “Yol Düşkünü” olurlar. Dedelerimizin bu oyuna gelmeyeceğini, bu tuzaklara düşmeyeceğini ve AKP’nin işbirlikçi kurumlarının davetlerine katılmayacağına inancımız tamdır.

/Cumhuriyet

Aleviler yürüyor…

Aleviler ‘eşit yurttaşlık’ isteyecek
Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler, “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” sloganıyla 19 Ekim’de Mersin’de miting gerçekleştirecek.

MERSİN – Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler, uzun bir aranın ardından Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde 19 Ekim’de “Cami-Cemevi Projesi, savaşa hayır ve eşit yurttaşlık” sloganıyla Mersin’de alana çıkarak taleplerini haykıracak. Tevfik Sırrı Gür Stadyumu önünde saat 13.00′de başlayacak mitinge, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül de konuşmacı olarak katılacak. Alevi Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Hasan Kılavuz ile Mersin Demokratik Alevi Derneği Sekreteri Bülent Şahan mitingin yapılış amacı ve Alevilerin talepleri ile ilgili konuştu.

‘Başbakan 76 milyonun içindeki 20 milyon Alevinin başbakanı değil’

Alevi Kültür Derneği Mersin Şube Başkanı Kılavuz, Başbakan Erdoğan‘ın açıkladığı pakette Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda hiç bir şeyin olmadığını belirterek, “Bu pakette hiç bir şey çıkmayın Aleviler, isteklerini ve taleplerini yüksek bir sesle dile getirmek için Mersin, İstanbul ve İzmir’de miting yapma kararı aldılar” dedi. Çukurova bölgesinde yaşayan Alevilerin uzun zamandır böylesi ortak bir etkinlik gerçekleştirmediğini belirten Kılavuz, “Çukurova bölgesinde yaşayan Aleviler alanlara çıkıp seslerini bu alanlarda haykırması lazım. Bu mitingde Alevilerin üç temel sorununun çözülmesini talep edeceğiz. Özellikle son dönemde bazı güçler tarafından ortaya atılan ve Alevileri asimile etmeyi amaçlayan ‘Cemevi-Cami-Aşevi‘ projesinin ortaya atılması, Suriye’de 2 yıldır süren, yüz yıl sürecek bir iç düşmanlığın yaratılmasına sebep olacak savaşın son bulması ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının verilmesini talep edeceğiz” dedi. Başbakan Erdoğan’ın “Ben Türkiye’de yaşayan 76 milyon insanın başbakanıyım” sözünün gerçek yaşamda karşılığının olmadığını kaydeden Kılavuz, “Ben onu böyle görmüyorum. Başbakan’ın söylediği 76 milyonunun içinden 20 milyon Alevi’yi çıkarmak lazım. Başbakan’ın partisine mensup bir milletvekili cemevleri için ‘terör yuvasıdır’ diyor. Ama Başbakan ona hiç bir şey meeyyide uygulamadı. 35 Alevi’yi Sivas’ta diri diri yakan katillerin avukatlığını yapan kişiyi bakan yaptı. Alevilere ‘bunlar mum sündü yapıyor’ diyen bir zatı bakan yaptı” diye belirtti.

‘Alevilerin yok sayılmasını kabul etmiyoruz’

“Cemevi-Cami-Aşevi” projesiyle Alevilerin asimile edilmesini asla kabul etmeyeceklerinin altını çizen Kılavuz, “Cemevi-Cami-Aşevi yan yana olacaksa burada bir kardeşliğin olması isteniyorsa, o zaman kardeşlik ülkenin bütününde olmalı. Bütün ülkede cemevleri ibadethane olarak kabul edilmeli. Üç dört dönüm arazinin içerisinde cami ve cemevini yan yana getirip kardeşliği sağlayamazsınız. Bu inandırıcı da gelmez” dedi. Alevilerin Türkiye’de eşit yurttaşlık hakkından yararlanmadığını ifade eden Kılavuz, “Aleviler nerede eşit yurttaş. Diyanet İşleri Başkanlığı ve devletin politikası yüzyıldır tek yönlüdür. Bu politika, Sunni İslam inancını Hanefi mezhibini ön plana alarak, diğer inanç gruplarını mezhepleri bir tarafa itmiştir. Biz bunu kabul etmiyoruz. bu haksızlıktır. Alevi köylerine cami yaptırılıyor, okullarda Alevi çocuklarına zorla din dersi veriliyor. Bu hak mıdır eşitlik yurttaşlık mıdır? Eşit yurttaşlık hayatın her alanda eşitliği uygulamayı gerektiriyor. Bir insan kendi anadilini özgürce kullanmazsa nasıl eşit yurttaşlıktan bahsedersin. İşte 20 milyon Kürdün durumu ortada” diye konuştu.

‘Haktan, hukuktan ve eşitlik yana olan herkesi bekliyoruz’

Suriye’de yaşanan savaşın amacının Esad’ın gitmesi değil, orada yaşayan halklar arasında mezhepsel kavgayı ve düşmanlığı körüklemek olduğuna işaret eden Kılavuz, “Bazı devletlerin örgütlediği cinayet şebekeleri, Alevilik inancını paylaşan Nusayrilere, Kürtlere diğer azınlıklara saldırıyor. Katliamlar yapıyor. Suriye’de yaşayan Kürtlerin bulunduğu tarafta sınıra duvar örüp, adım başı asker yerleştirip kimsenin geçmesine izin vermeyeceksin. Diğer bir taraftan ise Türkiye eğitilen kişiler elini kolunu sallayarak Suriye’ye geçecek. Buna ne demeli” diye sordu. İnançlarını ve ibadet yerlerinin başkaları tarafından tarif edilmesini kabul etmeyeceklerini vurgulayan Kılavuz, “Biz bunlara rağmen umudumuzu yitirmedik. Kardeşlikten, birlikten ve beraberlikten yanayız. Biz inancımızı ve ibadet yerimizin başkaları tarafından tarif edilmesine karşıyız. Bunun için Mersin’de miting yapacağız. 19 Ekim’de yapacağız mitinge bütün demokratik kitle örgütleri, siyasi partileri, hak ve hukuktan yana olan eşit yurttaşlık talebi olanları, azınlıkların haklarını savunanları, komşumuzla yüzyıl sürecek bir düşmanlığın olmasını istemeyenleri, asimilasyon projelerine karşı çıkanların güçlü bir şekilde katılmalarını bekliyoruz” çağrısında bulundu.

‘Devlet Aleviliği bir inanç olarak görmüyor’

Mersin Demokratik Alevi Derneği Sekreteri Bülent Şahan ise, AKP hükümetinin büyük bir şovla açıkladığı “demokratikleşme paketi”nin Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin, kadınların ve ötekileştirilmiş herkesin beklentilerine cevap olmadığını kaydetti. Şahan, “Devlet Aleviliği bir inanç olarak görmüyor. Dolayısıyla Alevilere hakaret etmek devlete göre suç sayılmıyor. Bu şu anlama geliyor; Aleviler daha önce olduğu gibi şimdi de hakaret görmeye devam edecek” dedi. AKP Adıyaman Milletvekili Metin Metiner’in “Cem evleri terörist yuvasıdır” sözlerinin AKP’nin Alevilere bakış açısını ortaya koyduğuna dikkat çeken Şahan, “Asıl terörist El Nusra ve El Kaideyi destekleyenlerdir. Bu çeteler Suriye’de yaşayan Kürtleri ve Alevileri kadın çocuk demeden hunharca katlediyor. Bu çeteleri kim destekliyorsa asıl teröristler onlardır. Aleviler değil” diye belirtti. Şahan, Alevilik inancının kabul edilerek anayasal güvenceye alınması ve anadilde ibadetin önündeki engellerin kaldırılmasını istediklerini ifade etti.

DİHA

**************

Mersin Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği birlikte Mersin Gazeteciler Cemiyeti Derneğinde bir basın toplantısı düzenledi. Basın konuşmasını Mezitli Alevi Kültür Derneği Başkanı Ferdi Koç yaptı.

Alevi örgütleri olarak taleplerini dile getirdiklerini ancak taleplerinin yerine getirilmediğini söyleyen Koç, “evlerimiz işaretlendi, camlarımız coplandı, gazlandı ve hatta katledildiler, cem evlerimize ıcıbe dendi, Sivas katliamı davası zaman aşımına uğratılarak katiller ve katilleri savunanlar ödüllendirildi, binlerce alevi katliamına fetva verenlerin isimleri hastanelere verildi, yetmedi kıtaları birleştiren barış köprüsü olması gereken yapılara alevi katliamcısı Yavuz ismi verildi. Cem evlerine ibadethane statüsü verilmediği gibi diyanetin fetvası gibi yok sayıldı, binlerce kaçak cami dururken cem evlerimiz yıkılmak istendi.”dedi.

Alevilerin sorunun bir siyasi sorun olduğunu,  yapay tartışmalarla ve anti demokratik yöntemlerle çözülemeyeceğini söyleyen Koç, hükümetin açıkladığı demokratik paketi eleştirdi ve topulumu  çatışmaya sürükleyeceğini ifade etti. Koç, “AKP Hükümeti sorunun çözümü için bu güne kadar samimi bir yaklaşım içinde olmamıştır. AKP Hükümetinin “Demokrasi Paketi” nden bütün yurttaşlarımız için hak ve özgürlükler, adalet ve toplumsal barış çıkmayacağını biliyorduk. Açıklanan paket, Türkiye’deki etnik ve inançsal kimliklerin demokratik ihtiyaçlarını karşılamak yerine toplumu çatışmaya sürükleyecektir. AKP Hükümetinin sorunlara, çağdaş demokratik çözüm bulmak istemediği ortadadır. AKP Hükümeti bütün halkların ve inançların kardeşçe barış ve huzur içinde yaşamasını ve Türkiye’nin demokrasi sorununu çözecek birikim ve beceride değildir.”dedi.

Tüm inançların barış içerisinde yaşamalarını istediklerini söyleyen Koç, “ Alevilerin bu ülkede kimliklerin tanınması ve eşit yurttaşlık temelinde haklarının verilmesi ve tüm inançların barış içinde yaşamasını istiyoruz. İnancımızla, sazımızla, semahımızla oynanmasını istemiyoruz, rengimizle, elbisemizle, dedemizle oynanmasını istemiyoruz.” Dedi

Ferdi Koç, Alevi Derneklerini ve vatandaşları mitinge davet etti. Koç , “19 Ekim 2013 Cumartesi günü saat:13.00’da demokratik tepkilerimizi göstermek üzere Tevfik Gür Stadı yanı miting alanında “Cami-Cemevi Projesine ve Savaşa Hayır” demek üzere Mersinde bulunan alevi bileşenleri olarak miting düzenliyoruz”dedi

 

Alevilerin tepkisi devam ediyor

AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in bir televizyon programında cemevlerine dönük sözlerine Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor. Antep’te yöre dernekleri, Metiner’in söyleminin rencide edici olduğuna belirterek, Hükümetin Alevilere yönelik politikasını da eleştirdiler.
Balyanlılar ve Çepnililer dernekleri adına gazetemize açıklama yapan dernek başkanları, Metiner’in konuşmasıyla birlikte ‘demokratikleşme paketi’ni de gazetemize değerlendirdi.

İYİ ALEVİ OLMAK  İÇİN NE LAZIM?

Balyanlılar Derneği Başkanı Rıza Yıldırım, Metiner’in daha önce de rencide edici sözler kullandığını hatırlatarak, tepki göstermeye devam edeceklerini belirtti. AKP’nin sıklıkla yaptığı ‘Alevilerin kendi aralarında anlaşamadığı’na dair açıklamalara da değinen Yıldırım, “Sen önce devletin Alevisini yaratıyorsun, sonra onu benim karşıma getiriyorsun, tabii ki anlaşamayız. Yoksa Alevilerin kendi aralarında anlaşamamak gibi bir derdi hiç olmadı. Bir kere bu bizim öğretimize ters. Hiç duydunuz mu bir cemde anlaşılamamış da kavga çıkmış?” sözleriyle tepki gösterdi. Çalıştay gibi açılımlarda da benzer durumlar olduğunu hatırlatan Yıldırım, Alevilerin taleplerinin karşılamak değil, öyle yapıyormuş gibi görünerek, Alevilerin Sünnileştirmek olduğuna dikkat çekti.
Yıldırım, cami-cemevi projesinin de bu niyeti taşıdığını söyledi. Antep’te de bu projeyi hayata geçirmek isteğiyle yoklamalar yaptıklarına dikkat çeken Yıldırım, buna karış duracaklarını belirtti. Hükümetin açıkladığı demokratikleşme paketine de değinen Yıldırım, paketin kimseyi tatmin etmediğini söyledi. Pakette birer hakmış gibi verilenlerin bir anlamı olmadığını söyleyen Yıldırım, “Kürtler, Aleviler ve tüm haksızlığa uğramış, özgürlüklerinden mahrum kesimler için AKP’nin yaptığı azar azar hak veriyormuş gibi yapıp oyalamaktır” dedi. Hükümetin sürekli ayrıştırıcı söylem kullandığına değinen Yıldırım, “Devletin dini olduğu sürece din de iktidara göre şekillenir” dedi.

‘EN AZINDAN SAYGI DUYUN’

Çepnililer Derneği Başkanı Zülfikar Aslan, Alevilere dönük Metiner’in sarf ettiği gibi sözleri çok duyduklarını belirterek şöyle konuştu: “İster kabul edin ister etmeyin, bizim için cemevleri ibadet yerleridir, böyle yaşıyoruz, yaşamaya da devam edeceğiz. Hükümet de milyonlarca Aleviye en azından saygı duyup bu yönde adımlar atmalı ve öyle konuşmalıdır. Kimsenin inanç merkezi için böyle bir söylem yapılmamalı.” Demokratikleşme paketiyle kimsenin talebinin karşılandığına dikkat çeken Aslan, “Bir üniversiteye saygı duyduğumuz bir kişinin adının verilmesinden mutlu oluruz ama bizim böyle bir talebimiz olmadı ki. Bizim eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadet merkezi olarak kabulü, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması gibi çok daha önemli taleplerimiz var karşılanmayan. Bunlara hiç değinmeden, bunlar için bir adım atmadan bir üniversiteye isim vermenin ne anlamı var?” diye tepki gösterdi. Aslan, cami-cemevi projelerine de karşı olduklarını belirterek, “Devlet bazı haklarımızı kabul etmiyor diye bundan vazgeçecek değiliz. Geri adım atmayız, sonuna kadar da haklarımız için mücadele ederiz” dedi.
Hükümetin daha önce de Alevilere dönük açılımları olduğuna değinen Aslan, Alevi dedelerin maaşa bağlanması teklifi gibi girişimleri de asla kabul etmediklerini söyledi. Alevilikte dedenin özgür olması gerektiğini ve hiçbir zaman bir devlet memuru gibi devletin belirlediği çizgide gerçek görevlerini yerine getiremeyeceğini ifade eden Aslan, tüm bunların Aleviliği yozlaştırıcı çalışmalar olduğuna dikkat çekti.