Ana Sayfa Blog Sayfa 64

Humus’ta Alevi Sivilere Yönelik Mezhepsel Şiddet Artıyor: Sessizlik Suça Ortaklık!

Suriye’nin Humus kentinde Alevi sivillere yönelik mezhep temelli saldırılar son 48 saatte yeniden yoğunlaşarak, bölgede kimlik temelli şiddetin örgütlü bir biçimde devam ettiğini gösterdi. Saldırılarda evler ateşe verildi, siviller kaçırıldı ve yaralanmalar meydana geldi. Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, uluslararası topluma acil bir çağrı yaparak, sessizliği siyasi bir tercih olarak nitelendirdi.

Federasyonun açıklamasında, Humus’ta Alevi sivillere yönelik saldırıların sistematik Alevi karşıtı nefret kampanyalarının bir parçası olduğu vurgulandı. Son olaylarla birlikte, sivil silahlı gruplar ve mezhepçi milisler tarafından gerçekleştirilen saldırıların münferit değil, planlı ve örgütlü bir şiddet dalgası olduğu belirtildi. Uluslararası toplumun sessizliğinin bu durum karşısında kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Alevilere yönelik saldırılar, zorla yerinden etme, işkence ve toplu infazlar gibi ağır insan hakları ihlalleri olarak tanımlanıyor. Ancak, bu suçların belgelenmesine rağmen uluslararası aktörlerden kayda değer bir yanıt gelmediği eleştirildi. Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, uluslararası toplumdan Birleşmiş Milletler aracılığıyla bağımsız bir soruşturma mekanizması kurulmasını ve Alevi toplumunun yüksek risk altındaki bir grup olarak tanınarak koruma programlarının devreye sokulmasını talep etti.

Federasyon, mezhepsel şiddeti teşvik eden yapılara karşı net ve yaptırıma dayalı bir politika benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Alevi toplumu, varlığını ve insan onurunu savunma kararlılığında olduğunu belirterek, yaşananların yalnızca Alevilerin değil, insanlık onurunu savunan herkesin meselesi olduğunu ifade etti.

Arap Alevileri Federasyonu’ndan Humus’a sert yanıt!

Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Suriye’nin Humus kentinde Alevi sivillere yönelik artan saldırılara sert bir şekilde tepki gösterdi. Federasyon, uluslararası toplumun bu duruma karşı süregelen sessizliğinin artık kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, “Bu sessizlik ahlaki bir çöküş, hukuki bir sorumluluk ihlali ve siyasi bir tercihtir” ifadelerini kullandı. Alevi ve Hristiyanlara yönelik saldırıların, uzun süredir devam eden Alevi karşıtı nefret kampanyasının bir parçası olduğu belirtildi.

Açıklamada, son 48 saat içinde Humus’un Hamah, Karam ve al-Qussur mahallelerinde yaşanan olayların, sivil silahlı gruplar ve mezhepçi milisler tarafından organize edilen planlı bir şiddet dalgası olduğu ifade edildi. Evlerin ateşe verilmesi, sivillerin kaçırılması, öldürülmesi ve yaralanması gibi olayların, sistematik bir şiddet anlayışının sonucu olduğu vurgulandı.

AAAF, uluslararası toplumdan acil önlemler talep etti. Birleşmiş Milletler’in bağımsız bir soruşturma mekanizması kurması, Avrupa Birliği’nin Alevi toplumunu yüksek risk altındaki gruplar arasına alarak koruma programları geliştirmesi gerektiği ifade edildi. Ayrıca, uluslararası insan hakları kuruluşlarının saldırıları görünür kılmak ve mağdurların tanıklıklarını raporlamak adına harekete geçmesi gerektiği belirtildi.

Federasyon, Alevi toplumunun yaşananlara karşı sessiz kalmayacağına dikkat çekerek, “Bu halk yok olmayı beklemeyecek; kendi varlığını, kültürünü ve insan onurunu savunacaktır” dedi. Humus’ta yaşanan her saldırının, sadece fiziksel bir yıkım değil, bir halkın tarihine ve hafızasına da zarar verdiği vurgulandı.

Alevi katliamına sessiz kalmak, toplumsal vicdanı yaralar!

Samandağ Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’nin Humus kentinde Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamı kınamak amacıyla basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Alevi halkına yönelik katliamı kınıyoruz. Sessizlik suç ortaklığıdır!” ifadeleri kullanıldı. 23 Kasım’da yaşanan olay, Hatay’da protesto edilerek dikkat çekildi.

Cansel Aslan tarafından okunan metinde, Suriye’de meydana gelen katliamın insanlık tarihi için “kara bir leke” olduğu vurgulandı. Aslan, “İnsanlar yalnızca inançları nedeniyle hedef alınmış, evleri yakılmış ve aileleri dağıtılmıştır. Bu saldırılar, halklar arasında ayrımcılık ve düşmanlık yaratmayı amaçlayan karanlık güçlerin bir imha girişimidir” dedi.

Açıklamada, uluslararası topluma da çağrıda bulunularak, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kuruluşların acilen harekete geçmesi istendi. Katliamın durdurulması, bağımsız bir heyetin bölgeye gönderilmesi ve Alevilerin güvenliği için insani koridorlar oluşturulması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’deki siyasi partilere ve inanç örgütlerine de çağrıda bulunularak, “Suriye’de Arap Alevilere yönelik gerçekleşen bu katliam karşısında kimse susmamalıdır” denildi. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir heyet oluşturarak durumu yerinde incelemesi ve gerekli diplomatik adımları atması talep edildi.

Samandağ Emek ve Demokrasi Güçleri, Kuzey ve Doğu Suriye Yönetimi’ne de seslenerek, “Alevi halkına sahip çıkın, onları yalnız bırakmayın” çağrısını yaptı. Açıklama, insanların eşitlik ve özgürlük taleplerinin savunulması gerektiği vurgusuyla sona erdi.

Sakın Düşünme Hiç Söyleme ERGİN DOĞRU

0

Bu ülkede istediğini düşünmek kabahat. Düşündüğünü konuşmak ise büyük suç. İstediğini sevmek, sevdiğine içini açmak sınırlara mahkûm. Yazdığın şiirdeki metaforlar gerçeğe değmemeli, romanın kahramanları efendileri çağrıştırmamalı. Eğer efendiye benzeyecekse yenilmez ve gerçeğin dışında efendinin çektiği resmi anlatmalısın. Canın sıkılınca ıslık çalmayı sakın düşünme, çaldığın ıslıkla bölücü ilan edilebilirsin. O yüzden bu ülkede insan değil, kurgulanmış robotlar istenir ve sevilir.

Haritanın görünmeyen yerine bakmayacaksın, yasaklanmış dil ile acılarını anlatmayacaksın, ‘’kart kurt’’ olduğunu unutup Kürt olduğunu sanmayacaksın. Efendilerin hatırlatma metotları çeşitli ve zengindir. Zaten en zengin oldukları budur.

Sakın ha insanlığın vicdanı, halkın kahramanları olsalar da efendilerin suçlu gördüklerini dilinin ucuna getirme. Hele hele nedenlerini hiç sorma. Resik Hüseyin nasıl 16’sında reşit olup asılmış, Erdal EREN niye 18’ini göremeden darağacını görmüş? Bunları hiç sorma hatta düşünme.

Pir Sultan’ın mısralarını, Seyit Rıza’nın gözlerini aklına getirme. Zarife ve Besê’nin Dersim dağlarının çiçekleri olduğunu söyleme. Dersim’in nasıl Tunç eli döndüğünü, dağlarında uçan kuşların Sabiha GÖKÇEN’i anımsattığını unut. Çünkü efendiler silmişlerse, hatırlamak gibi bir hata yapma. Sen de belleksizlerden ol.

Denizi çok sevdiğini kimseye söyleme, içinden sev, kendine sakla. Sevmekte Mahir olduğunu gösterme. İbrahim peygamberi sil tarihten, hele ne kadar Mazlum olduklarını unut gitsin. Tehlikeli çağrışımlar yapma sonra efendiler unutmaz seni.

Evinde yalnız kaldığında bir gece elektrikler kesilince karanlık zindan gibi düşünme sakın, sonra Amed zindanlarının karanlığı anlaşılır. Mum yakıp da aydınlığa varayım deme, dörtlerimi ima ediyorsun deyip zindanın ne olduğunu gösterip gecikmeden tanıştırırlar.
Şiirlerinde esen rüzgârı, güzel öten kanaryaları, artist hayatını, moda zevzekliği, para kazanma yollarını anlatmak varken dağları yazma. Emeği, ekmeği, eşitliği kelime olarak bile unut sonra yıkarsın koca kutsalı görürsün kelepçeyi.

Sevgiline gül yerine karanfil alma gafletine düşme, karanfili sevme, kardelen en güzel çiçek deme. Yutar mı her şeyi bilen zeki efendiler? Aşkını anlatırken Munzur’un coşkusuna, Ağrı’nın heybetine benzetme. Cingözler yemez, yazarlar gerçeği senin için yazdıkları romana.

Hah tüm bunlara dikkat edersen ve buna rağmen kendini hala insan olarak hissetmeyi başarıyorsan bu memleket cennet sana. Efendilerin en sevdiği kulu, pardon robotu olursun. Efendinin robotu olursan cennetteki huriyi de nuriyi de sana seferber eder seni seven efendiler. Yok, ben tehlikeli sularda kulacı atmakta ısrar ediyorum dersen bil ki düşündüğün, söylediğin, yediğin, içtiğin suçtur efendilere. Efendiler böldürmezler bin bir hile ve kanla kurdukları krallıklarını. Asla bölüşmezler servetlerini ve unutma hiç unutmaz, affetmezler senin gibi servetlerine ve krallıklarına göz diken, yetinmeyi düşünen ve bunu söyleyenleri. Unutma ki efendilerin sevdiği robotlarına cennetleri varsa senin gibi düşünen ve bunu söyleyenlere de cehennemleri hep hazır.

Karar senin ya insan olmaktan vazgeçip belirsiz tarihindeki cenneti garantileyeceksin ya da insan olmakta ısrar edip bugünkü cehenneme göğüs gereceksin ve kendi cennetini yaratmaya çalışanlara omuz vereceksin.

Kadın ve Alevilik DR. HAYAL HANOĞLU

0

Bu yazı www.aleviansiklopedisi.com adresinden alınmıştır.

Özet

Alevilik’te kadın, yalnızca toplumsal yaşamın değil, inanç dunyasının da kurucu unsurudur. Alevi teolojisinde kadın rahmi, “doğum kapısı” anlayışıyla Hakk’ın ilk tecelli ettiği yer olarak kutsanır; bu ontolojik yaklaşım, Alevi inanç sisteminde kadına varoluşsal bir merkeziyet kazandırır. Kutsal dişillik, Ana Fatma gibi figürler aracılığıyla doğa ve kozmik sembollerle bütünleşmiş biçimde temsil edilir. Ocak sistemindeki ‘Ana’ konumu ve tarihsel kadın önderlikleri, bu özgün konumun toplumsal yansımalarını oluşturur. İbadette cinsiyet ayrımının bulunmaması, kıyafet zorunluluğunun olmaması ve kız çocuklarının eğitimine verilen önem, Alevi inanç pratiğinin eşitlikçi yönlerini pekiştirir. Ancak bu söylem, pratikte her zaman tam olarak karşılık bulmaz; Alevi kadınlar çok katmanlı eşitsizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu madde, Alevilik’te kadının kutsallık, temsil ve toplumsal deneyim bağlamındaki yerini çok yönlü biçimde ele almaktadır.

Teolojik Temeller: Kutsallık Bağlamında Kadın

Alevi inanç sisteminde kadın, yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda teolojik düzeyde de merkezi bir konuma sahiptir. Kadın, Hakk’ın ilk tecelli ettiği varlık olarak görülür; doğum ise sadece biyolojik değil, aynı zamanda varoluşun ve inanç kozmolojisinin başlangıç noktasıdır. Yirminci yüzyılda yaşamış, Dersim-Erzincan bölgesinin tanınmış pirlerinden ve Alevi alimlerinden Başköylü Hasan Efendi, doğum kapısı üzerine derin bir felsefi yorum sunar. Ona göre, “Hak doğumda ispat olunur” ve bu nedenle doğum kapısı “Hakk’ın kapısıdır”. Tüm varlığın bu kapıdan geçtiğine inanılır; doğum, yalnızca bir başlangıç değil, hakikatin yeryüzünde tezahürüdür (Özcan 1992).

Hasan Efendi’ye göre doğum kapısı kadında tecelli eder; kadın, bu kapının “nişangesi” (işareti, nişanı) olarak kabul edilir. Bu nedenle ona büyük bir saygı gösterilir ve kadınların bu yönüyle dokunulmaz olduğu ifade edilir. Bu anlayış, kadının yalnızca bireysel değil, tüm varlık için ortak bir deneyimin taşıyıcısı olduğunu vurgular. Doğum, sadece insanların değil, tüm varlığın başlangıç noktası olarak görülür. Bu nedenle, doğum kapısı Hakk’ın birinci kapısı olarak tanımlanır; bütün peygamberlerin, evliyaların ve velilerin bu kapıdan geldiği kabul edilir. Dolayısıyla kadın, hakikatin cisimleştiği kutsal bir varlık olarak konumlandırılır. Kadın rahmi, kutsalın geçtiği ve ilahi hakikatin yeryüzünde tecelli ettiği bir geçit olarak görülür (Özcan 1992).

Bu yaklaşımda doğum, yalnızca yeni bir hayatın başlangıcı değil; aynı zamanda varlığın sürekliliğini sağlayan ilahi bir hakikatin görünür hâle gelmesidir. Kadın, bu sürecin taşıyıcısı ve temsilcisi olarak Hakk’ın yeryüzündeki yansımasıdır. Alevilik’te kadın, yalnızca eşit değil, aynı zamanda kutsaldır; varoluşun, inancın ve yolun kurucu unsurudur. Bu anlayış, kadını yalnızca toplumsal olarak yücelten değil, varoluşsal düzeyde değerli ve dokunulmaz bir özne olarak konumlandırır. Bu bağlamda kadına, ‘yolun sahibi ve anası’ olarak mürşitlik verilmiştir.

Ana Fatma figürü, bu kutsallığın somutlaştığı inançsal modeldir. Manevi saflığın ve ezoterik bilgeliğin simgesi olan Ana Fatma, güzellik, temizlik ve ışıkla/‘nur’la özdeşleştirilir. Özellikle Dersim’de, dolunay, Ana Fatma’nın yansıması/görüntüsü olarak kabul edildiğinden, dolunay zamanlarında insanlar “Ya asma bumbarekê, ya sıreta Ana Fatma!” (Ya kutsal ay, ya Ana Fatma’nın sureti!) diyerek dua eder, ay ışığının düştüğü yerleri üç kez öperek niyaz ederler. Ana Fatma, Alevi kadınlarına hem manevi hem dünyevi düzeyde bir rol modeli sunar; onların inanç ve toplum içindeki yerini güçlendirir.

Analık Kurumu

Alevi toplumsal yapısında kadınların dinsel otorite alanındaki temsili çoğu zaman sınırlı olsa da, ocak sistemine dayalı geleneksel yapılar içinde “ana” figürü özel bir öneme sahiptir. Ana, Ocak soyuna mensup kadını ifade eder ve bu soy bağı, ona belirli bir manevi meşruiyet ile toplumsal statü kazandırır. Kadınlar, bu konum sayesinde inanç aktarımı, dua, himmet ve cemaat içindeki manevi rehberlik gibi alanlarda söz sahibi olurlar.

Her ne kadar analık makamı doğrudan pir/dedelik yetkisini içermese de, bu durumun tarihsel ve coğrafi koşullarla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Kış aylarında uzak köylere talipleri ziyarete gitme geleneği, zorlu doğa koşulları ve çocuk bakımının büyük ölçüde kadınlara yüklenmesi gibi etkenler nedeniyle bu görev çoğunlukla ocak mensubu erkekler tarafından üstlenilmiştir. Bu fiilî durum, hizmetin erkek üyeler eliyle yürütülmesine yol açmış ve anaların toplum içindeki görünürlüğünü azaltan bir etki yaratmıştır.

Buna rağmen analık kurumu, yol gösterici, koruyucu ve birleştirici bir manevi makam olarak varlığını sürdürmüştür. Bu yönüyle “ana” figürü, kadınların Alevi toplumu içindeki saygın konumunu pekiştiren geleneksel bir rol modeli işlevi görmektedir. Özellikle yaşlı kadınların cemaat içerisindeki konumu, yalnızca ailevi değil, inançsal bir temsil niteliği de taşır.

Tarihsel olarak bu figürün sadece sembolik bir rol oynamadığını gösteren örnekler mevcuttur. 19. yüzyılda yaşamış olan Anşa Bacı, bu bağlamda dikkate değer bir örnektir. Kendi ocak sistemini kurmuş ve ona bağlı bir mürit topluluğu olan Anşa Bacılar’ı etrafında toplamıştır. Bu topluluk, kendine özgü bir toplumsal yapı ve değer sistemi etrafında şekillenmiştir (Selçuk 2012). Anşa Bacı örneği, kadınların belirli tarihsel bağlamlarda karizmatik liderliğe ulaşabildiklerini ve dinsel yapılarda kurucu roller üstlenebildiklerini göstermesi açısından önemlidir.

Analık makamı, Alevilikte kadınlara dinsel temsil alanında kısmi bir erişim sağlasa da, bu erişim çoğunlukla soya, yaşa ve cemaat içindeki tanınırlığa bağlıdır. Buna karşın bu yapı, kadınların Alevi inanç dünyasında yerini; bazı durumlarda anlamlı ve etkin temsil alanlarına sahip olduklarını ortaya koymaktadır.

Aleviliğin Eşitlikçi Temeli

Alevilik, manevi olanla birey arasında doğrudan ilişkiye dayanan, içsel deneyimi ve ruhsal olgunluğu esas alan bir inanç sistemidir. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet farklarını öteler ve bireyleri ‘can’ kavramı üzerinden tanımlar. Can kavramı, kadın ve erkeği cinsiyetten bağımsız öznelikler olarak kabul eder; her birey, hakikat yolunda eşit özne olarak değerlendirilir. Cemlerde kadın ve erkeklerin birlikte ibadet etmesi, semah dönmesi ve aynı sofra etrafında yer alması, bu eşitlik anlayışının ritüel düzeydeki somut ifadesidir.

Alevi inanç pratiğinde kadınlar için herhangi bir kıyafet zorunluluğu bulunmaz; kadınlar cem törenlerine kendi tercih ettikleri kıyafetle katılabilirler. Bu özgürlük hali, sıklıkla Sünni İslam uygulamalarıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirilir ve Aleviliğin modern, seküler yönlerini temsil eden bir unsur olarak öne çıkar (Hanoğlu 2025; Uyanık 2004; Akdemir 2023). Nitekim bu özellik, Alevi kimliğini tanımlayan ve diğer inanç gruplarından farklılaştıran söylemlerin merkezinde yer alır.

Benzer şekilde, kız çocuklarının eğitimine verilen önem de Alevi topluluklarında sıklıkla vurgulanan bir değerdir. Eğitim, yalnızca bireysel bir hak olarak değil, cemaatin kolektif geleceğini güvence altına alan bir sorumluluk olarak görülür. Bu yönüyle eğitim, kadınlar açısından sadece eşitlik söyleminin değil, aynı zamanda güçlenmenin ve kamusal alanda var olmanın bir aracı olarak işlev görmektedir (Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025).

Pratikte Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Alevilikte toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgulayan güçlü bir söylem mevcuttur. Bu söylem, Alevi kadınların Sünni İslam anlayışına kıyasla daha özgür, görünür ve eşit konumda oldukları algısı etrafında şekillenir (Hanoğlu 2025). Kadınların cemlerde erkeklerle birlikte ibadet edebilmesi, başörtüsü zorunluluğunun bulunmaması ve kız çocuklarının eğitimine verilen önem, bu eşitlik anlatısının temel dayanakları arasında yer alır. Ancak bu söylemin gündelik yaşam ve kurumsal yapılar içerisinde ne ölçüde karşılık bulduğu tartışmalıdır.

Alevi kadınların anlatıları, eşitlik söyleminin toplumsal cinsiyet kimliklerinin inşasında önemli bir kaynak olduğunu göstermektedir. Aleviliğin seküler değerler ve cinsiyet eşitliğini teşvik eden bir inanç ve kültürel pratik olarak algılanması, kadınlara özgüven ve temsil alanı sağlarken, aynı zamanda mevcut eşitsizlikleri görünmez kılabilen bir çerçeve de oluşturmuştur (Hanoğlu 2025). Zira bu eşitlik vurgusu, çoğu zaman Aleviliğin İslami normlardan ayrışan kimliğini tanımlamak amacıyla öne çıkarılmakta, ancak fiiliyatta aynı oranda kurumsallaşmamaktadır (Okan 2018; Akdemir 2023; Uyanık 2004).

Pratik düzlemde, kadınlar özellikle cemaat içi karar alma mekanizmaları, yönetim pozisyonları ve ritüel otorite alanlarında sınırlı biçimde temsil edilmektedir. Cem törenlerine yüksek katılımları ve cemevlerinin günlük işleyişindeki aktif rolleri sıklıkla ‘temsiliyet’ ile karıştırılmakta; ancak kadın emeği, karar mekanizmalarına yansımamakta, görünürlük ile temsil arasında bir uçurum oluşmaktadır (Akdemir 2023; Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025). Benzer şekilde, güncel saha çalışmaları, kadınların özgürlük talebinde bu söylemden yararlandığını; ancak sosyal hayat içerisinde patriyarkanın yeniden üretildiğini ortaya koyar (Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025).

Türkiye ve diasporadaki pek çok cemevinde yönetim pozisyonları hâlen büyük ölçüde erkeklerce doldurulurken, kadınlar çoğunlukla cemevlerinin günlük işleyişini taşıyan emek gücü olarak varlık göstermektedir. Bununla birlikte son yıllarda diasporadaki bazı Alevi kurumlarında eş başkanlık sisteminin uygulanmaya başlanması, kadınların kurumsal temsiline yönelik önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerdeki uygulamalar, kadınlar açısından yeni temsil imkânları yaratmakta; ancak bu dönüşüm hâlen sınırlı ölçekte kalmaktadır.

Sonuç olarak, Alevilikte toplumsal cinsiyet eşitliğine dair söylem, kadınların kimlik müzakerelerinde güçlendirici bir unsur olsa da pratik düzeyde yapısal eşitsizliklerle iç içe geçmiştir. Bu çelişkili durum, Alevi kadınların hem cemaat içi konumları hem de özgürlük ve görünürlük mücadeleleri açısından sürekli bir müzakere alanı yaratmaktadır.

Zorluklar ve Çok Katmanlı Eşitsizlikler

Alevi kadınların maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, aynı zamanda etnik, dini, mekânsal ve siyasal dışlanmalarla şekillenir ve kadınları birden fazla ayrımcılık ekseninin odağı hâline getirir (Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025). Çok katmanlı bir yapı sergileyen bu durum, yalnızca bireysel değil; aynı zamanda kolektif ve tarihsel olarak örülmüş yapısal bir gerçekliğe işaret eder. Zorunlu göç, kültürel inkâr, inanç üzerindeki baskılar ve şiddet geçmişi gibi faktörler, bu eşitsizliği hem psikososyal hem de siyasal düzeyde derinleştirir.

Kadınların karşılaştığı başlıca zorluklardan biri, cemaat içi ataerkil yapılanmalar ile kamusal alandaki cinsiyetçi normların birbirini pekiştirmesidir. Alevi kadınlar, özellikle cemevi gibi kurumsal alanlarda aktif roller üstlenseler de, yönetim ve karar alma süreçlerinde yeterince temsil edilmemektedirler. Kadın emeği, çoğunlukla kurumsal işleyişin belkemiğini oluşturmasına rağmen görünürlük ve temsil arasındaki eşitsizlik devam etmektedir.

Kuşaklar arası travmalar ve kolektif hafıza da kadınların toplumsal deneyimlerini şekillendiren belirleyici faktörlerdir. Katliamlardan devlet baskılarına, göçe ve şiddet döngüsüne uzanan hafıza zinciri, kadınların hem bireysel hem toplumsal olarak kendilerini konumlandırma biçimlerine etki etmektedir. Kadınlar bir yandan geçmişle yüzleşme pratikleri geliştirirken, diğer yandan da bu travmaların kuşaktan kuşağa aktarımını dönüştürmeye çalışmaktadırlar  (Hanoğlu 2025; Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025).

Devletin toplumsal cinsiyet politikaları da bu yapısal dışlanmayı derinleştirir. Sünni-milliyetçi normları esas alan resmî ideoloji, özellikle Alevi Kürt kadınları hem etnik-dini hem de cinsiyet temelli bir ‘uyumsuzluk’ kategorisine yerleştirerek marjinalleştirir. Bu da kadınların kurumsal alanlardan dışlanmasını ve ötekileştirilmesini beraberinde getirmektedir.

Tüm bu çok katmanlı eşitsizlik ortamına rağmen, Alevi kadınlar gerek Türkiye’de gerek diasporada farklı özneleşme stratejileri geliştirerek hem kültürel aidiyetlerini sürdürmekte hem de ataerkil yapılarla müzakere içinde kimliklerini ve cinsiyet rollerini yeniden inşa etmektedirler (Hanoğlu, Weiss, and Kaczorowski 2025). Özellikle genç kuşak kadınlar için Alevilik, yalnızca geleneksel inanç alanı değil; aynı zamanda mücadele, temsil ve dönüşüm sahasına dönüşmektedir.

Sonuç

Alevilik’te kadın hem kutsalın taşıyıcısı hem de toplumsal yaşamın kurucu öznesi olarak özgün bir konuma sahiptir. Kadının ‘doğum kapısı’ üzerinden tanımlanan teolojik merkeziliği, inanç sistemine içkin cinsiyetlerüstü bir eşitlik anlayışıyla birleşir. ‘Can’ kavramı, bu eşitliğin ritüel ve söylemsel düzeydeki en görünür ifadesidir. Ancak toplumsal pratikte, cemaat içi ataerkil yapılar, kurumsal dışlanma biçimleri ve çok katmanlı eşitsizlikler, bu potansiyelin sınırlarını belirlemektedir.

Yine de Alevi kadınlar gerek Türkiye’de gerek diasporada hem inanç yapılarıyla hem de toplumsal normlarla müzakere içinde kimliklerini yeniden kurmakta; kültürel aidiyetlerini sürdürürken temsil, eşitlik ve özgürlük taleplerini farklı düzlemlerde dile getirmektedirler. Kadınların bu çok yönlü çabaları, Alevilikte kadın deneyiminin yalnızca kutsallık ve gelenekle değil, aynı zamanda dönüşüm ve mücadeleyle de şekillendiğini ortaya koyar. Bu bağlamda Alevi kadınlar, yalnızca inanın taşıyıcısı değil; aynı zamanda onun yaşayan, dönüşen ve dönüştüren öznesi olmaya devam etmektedirler.

Kaynakça & Ek Okumalar

Akdemir, Ayşegül. 2023. ‘The Construction of Gender Identity in Alevi Organisations: Discourses, Practices, and Gaps’. Ethnography 24 (4): 474–95.

Hanoğlu, Hayal. 2025. ‘Dersimi Women, Family, and Activism: Navigating and Negotiating Alternative Spaces’. In Enacting Citizenship: Kurdish Women’s Resilience, Activism and Creativity, by Wendelmoet Hamelink, Joanna Bocheńska, Dobrosława Wiktor-Mach, Karol Kaczorowski, Hayal Hanoğlu, Marcin Skupiński, Azad Hajiagha, Hüseyin Rodi Keskin, Nerina Weiss, and Besime Şen, 133–60. Palgrave Macmillan.

Hanoğlu, Hayal, Nerina Weiss, and Karol Kaczorowski. 2025. ‘The Roads to Empowerment: An Intersectional Analysis of Kurdish Alevi Women’s Struggle for Equality and Freedom’. Cogent Arts & Humanities 12 (1): 2483582. https://doi.org/10.1080/23311983.2025.2483582.

Okan, Nimet. 2018. ‘Thoughts on the Rhetoric That Women and Men Are Equal in Alevi Belief and Practice (Alevilik)–to Songül’. National Identities 20 (1): 69–89.

Özcan, Pir Sultan. 1992. Varlığın Doğuşu / Beyan Eden Başköylü Hasan Efendi. Anadolu Matbaası.

Selçuk, Ali. 2012. ‘Merkezi Kurumsal Otoritenin Ötekileştirdiği Bir Topluluk: Anşa Bacılar (A Community Otherised by the Central Institutional Authority: Anşa Sisters)’. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, no. 61.

Uyanık, Zeki. 2004. ‘Alevilik, Aleviler ve Kadin’. Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi32:29–35.

Alevilikte Kadın Erkek Ne Kadar Eşit? DR. ZEYNEP ARSLAN

Bu Yazı http://www.zeynemarslan.com adresinden alınmıştır.
Alevi kadınlarını çeşitli halk hareketlerinin içinde ve hatta anahtar ve öncü rollerde görebiliyoruz. Kürt hareketlerinin önemli kilit isimleri Alevi kadınlarınada aittir. Sol eksenli çeşitli hareketlerin içinde yine Alevi kadınlarının kimi önemli rolleri üstlendiğine tanık oluyorduk.[1] Lakin tam tersine giderek daha fazla gündeme gelen Alevi hareketlerinin içerisinde ise devasa bir erkek merkeziyetçi ve erkek egemen tablo ile karşılaşıyoruz.[2] ‘‘Devasa‘‘ kelimesini neden kullanıyorum? Çünkü kadın-erkek eşitliğinin kendi içlerinde var olduğunu yüksek seslerle savunan Alevilerin ve Alevi kitle hareketlerinin içinde yapılan bu propagandanın asla gerçeği yansıtmadığını görmek, oldukça ilginç bir durumdur. Bu 93 yıllık Türkiye Cumhuriyeti‘nde son derece ırkçı, şöven, ultra-milliyetçi ve tekçi bir diskursa rağmen ısrarla „Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratik bir hukuk devletidir“ demeye benziyor. Eğer ortada bir yalan varsa, bunun aksine inandırmak için, daha fazla hatta agresif ve enflasyoner bir biçimde ifade edilir aslında varolmayan. Yalanın gereği budur.

Sosyalist Feminist bilim insanları, eğer toplumdaki eşitsizlikler ve toplumun parçası olduğu sistem degişecekse, bunun toplum katmanlarının en alt halkasında bulunanların uyanması ve bilinçlenmesi ile gerçekleşebileceği tezini savunuyorlar. Donna Haraway ve Sandra Harding özellikle kadınların hiyerarşinin en alt sıralarında bulunarak, buradan yukarıya, yani kompleks güç ve etki ilişkilerine (Macht- und Interessenkonstellationen) bakarak, daha iyi görüş açılarına sahip olabileceklerini ve çözüm üretebileceklerini savunuyorlar. Çünkü kadınlar bulundukları noktadan itibaren baskı ve şiddeti en bariz biçimlerinde hissederler. Baskının nereden ve nasıl geldiğinin bilincine varan (consiousness/farkındalık) ve dünyada kendi varlığının pozisyonunu kavramış (to-be-in-the-world) kadınlar ise, kendi kaderlerini kendileri değistirebilecek evreye geçebilirler. Bu anlamda her işçi bir ‘‘proleter‘‘ değildir mesela ama her proleter bir ‘‘iş gücünü satandır‘‘[3]. Proleter olabilmenin önkoşulu emeğini satanın mevcut dünya sistemi içinde kendi pozisyonunun farkında ve bilincinde olmasıdır.

„Kadın erkek eşittir“ cümlesi „Alevilik nedir?“ sorusuna gelen ilk cevaplardandır herzaman. Bunu Alevi erkekleride Alevi kadınlarıda daima savunurlar. Toplum yaşamının pratiğine bakıldığında ise kadın-erkek eşitliğinin nerede olduğunu sormak ve hatta büyüteç ile aramak gerekiyor çoğu zaman ki, çok kısa bir süre sonra, böyle bir eşitliğin genel dünya toplumlarında olmadığı gibi, Alevi toplumunun pratiğinde de asla var olmadığını anlamak zorunda kalınıyor. Peki nereden geliyor bu iddia?

Alan çalışmalarımda kadınlar ile konuştuğumda ve onlara şu soruyu sorduğumda „Sizce Alevilikte kadın ve erkek eşitmidir?“ ve „Siz bir kadın olarak toplumdaki erkekler ile eşit olduğunuzu düşünüyormusunuz?“ – aldığım cevap sürekli şu oldu: „Tabi. Eşitiz biz!“ Yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesi ile yanıtladılar bu sorularımı hep. Sanki böyle bir sorunun sorulması bile kanıksanmış bu ‘‘Alevilikte Kadın-Erkek eşittir!‘‘ algısı karşısında abes olmuş oluyordu ve sorulması yersiz, belkide hakaretti. Sorularıma ısrarla devam ettiğimde ise Alevi kadınlarındanda, Alevi erkeklerindende genel olarak kendilerini Sünni kitlesiyle ve kadınlarıyla kıyaslamaları ve bir takım önyargıları içeren cevapları alıyordum.

Alevilikte bir çok konuda olduğu gibi Kadın-Erkek eşitliği konusunda da Sünni toplumu referans alınıyor. Temel argümanlar şöyle sıralanabilir: “Sünni kadınlarının başlarının örtülü“ olması, “Karar mekanizmalarının hep erkeklerde olması“ . Dahası: “Sünni erkekleri eşlerine hiç yardımcı olmuyorlar“; „Bütün yük Sünni kadınlarının üzerinde“; “Sünni erkekleri kahvelerden çıkmıyorlar“; “Kimisi eşlerine ‘‘kuma‘‘ getiriyor“, “Kadınlarının çalışmalarına izin vermiyorlar“; “Çocukların sorumlulukları hep Sünni kadınlarının üzerinde“… şeklinde devam ediyor ifadeler.

Alevi kitlesinin ‘‘Türkiye’nin modern yüzü‘‘ olduğu propagandası Kemalistler tarafından sürekli yapılmıştır ve bu konuya ilişkin çeşitli yorum ve araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Haksöz Haber’e yazan Kenan Alpay‘ın bu konuda ki fikri şudur:

Söz konusu Alevilik tartışmaları başka bazı tali amaçlar dışında elbette yükselen İslami hareketleri bloke etme niyetiyle Kemalizm kadar sol-sosyalist hareketler ve liberal çevreler açısından da kullanıma elverişli görüldüğü oranda gündemde tutuluyor.[4]

Buradan hareketle Avrupa diasporasında da devam eden (herzaman Sünnilik ile kıyasla) ‘‘Alevilik moderndir‘‘, iç ve dış algıda entegrasyon tartışmalarına dek ‘‘Aleviler entegre olmaya açık ve istenilen göçmenler‘‘ şeklindeki siyasi propaganda ve amaçlara alet olmaya ve aslında sınıfsal açıdan baktığımızda, toplumsal ayrışmaya su taşıyıcılık yapmaya tekabül ediyor – ki burada da kimi Aleviler kendilerine aslında dışarıdan dayatılmış olan bu kıyaslama siyasetini sorgulamaksızın kullanarak, ‘’72 Millet’e bir bakarız‘‘ diyen Alevi öğretisine yoz durmaktadırlar.

Alevi aile yapılanmalarına baktığımızda kadın-erkek cinsiyet rolleri (gender roles) tüm dünyada olduğu gibi Alevi hanelerindede mevcuttur. Alevi ailelerinde de ataerkil bir yapıyı bariz görüyoruz. Erkek evin reisidir, erkek toplumda aileyi temsil edendir, Soyisim erkek üzerinden yürür, düğün davetiyelerinde erkeğin ismi ve bazen ek olarak „ve ailesi“ diye hitap edilir, çocuk doğduğunda isimini genelde evin reisi belirler; Alevi kadını anne olarak çocuklarının beslenmesinden, büyütülmesinden, eğitiminden sorumludur, yuvayı yine bu dişi kuş yapar, ev işlerinin çok büyük bir kısmı bu Alevi kadının sorumluluğundadır, çalışan bu Alevi kadını işten eve geldiğinde yine ev işlerini yapmak ile yükümlüdür, yemeği bu Alevi kadını yapar, çamaşırı bu Alevi kadını yıkar, aile ziyaretlerinde bu Alevi kadınları Alevi erkeklerine hizmet ederler, ve sayre. Peki bu Alevi kadınları tüm bu işleri ve dahasını yaparlarken Alevi erkekleri nerededirler? Genelde işten eve gelen Alevi erkekleri dinlenmeye koyulurlar, kitap okurlar, haberleri takip eder, derneklere gider ve sosyal faliyetlerde bulunurlar. Klasik feodal ve ataerkil kadın-erkek denklemlerine Alevi toplumunun içinde de bu denli rastlıyorken, ısrarla kadın-erkek eşitliği propagandasını yapmak hangi aklın ürünü olabilir?

Alevi ailelerinde kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme kültürlerine gelelim; Alevi ailelerinde kızlarında eğitimlerine çok önem verilir genelde. Alevi kızları okurlar, çoğu zaman kayda değer bir eğitim alırlar, ekonomik özgürlükleri olur, ancak söz konusu evlilik geleneği olduğunda, kadının üzerindeki baskının ve yasakçı kurallar silsilesinin – sürekli kendilerini kıyasladıkları – Sünni toplumunun içinde bulunduğu kıstaslardan hiç bir farkının olmadığını görüyoruz. Bu noktada ‘‘Aleviler bir nevi Sünnileşiyorlar‘‘ diyebiliriz. Dolayısıyla iyi eğitim almış Alevi kadınlarını feodal cinsiyet rollerinin gereğini yerine getirir halde görüyoruz. ‘‘Modern‘‘ görünümlü bu Alevi kadınlarının eğitimleri, feodal çekirdek aile şeklinin yürümesi adına yine kendileri tarafından yapılan ‘‘fedâkarlıklar‘‘ sayesinde geri plana atılabiliyor. Nede olsa Alevi ailelerinde de büyük oranda erkeğin sözü geçer ve toplumsal iki yüzlüğümüz buradada tekabül eder.

Almanya Baden-Württemberg Alevi Derneği Eş-Başkanı, Ruhan Karakul bu konuya ilişkin şu ifadelerde bulunuyor:

Alevi kızları akademik bir kariyer olmasa bile, mutlaka aileleri tarafından ekonomik bağımsızlık konusunda destekleniyorlar. Ancak yinede özel yaşamlarında Alevi kızları oldukça kısıtlanıyorlar. Erkek çocuklarının kız arkadaşları veya sevgilileri olabilirken, Alevi kız çocuklarına bu konuda çeştili yasaklar konuluyor. Yine aynı şekilde dul bir kadının toplumda yeri oldukça sıkıntılıdır. Genç ve dul kadınların bu konuda toplumdaki durumları hemen aynıdır. Aile çevrelerinin veya tanıdık ve güvenilir erkeklerin bulundukları çevrelerin dışında hareket etmeleri pek mümkün değildir. Bekâr bir kadın toplumda çoğu zaman başka kadınların sevgili veya eşlerini baştan çıkartabilecek potansiyel bir tehlike olarak görülebiliyor. Bu tabular yıkılmadığı müddetçe kadınların kişisel gelişimleri herzaman eksik ve sorunlu olacaktır. Kimi kadınlar ise ‘‘ikiyüzlü‘‘, yani toplumda bilinen ve toplumda bilinmeyen, gizli yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmaya devam edeceklerdir. (Röportaj 26.09.2016)

Buraya ek olarak: Bu durumdan faydalanan veya faydalanmak isteyen kimi erkekler ise kadınların toplumdaki bu zayıf pozisyonunu gerektiğinde kullanmaya hazır duracaklardır; mevcut koşullarda en demokrat, aydın, eğitimli ve sosyalist geçinenlerin bile son sloganları herzaman ‘‘Ben erkeğim!‘‘ olmaya devam edecektir.

Almanya Hessen Alevi Derneğinde Başkan Yardımcısı olan Işıl Şanlı, Alevi kadınlarının özel hayat durumlarına ilişkin şöyle diyor:

Son yirmi yılda (örgütsel anlamda; Z.A.) oldukça çok yol kat ettiğimizi düşünüyorum. Ancak ben hâlâ Alevi kadınlarının bağımsız (ve öz-iradeli Z.A.) bir yaşam sürebildiklerini düşünmüyorum. Özellikle, sürekli babanın sözünün geçtiği ailelere bakarsak bu daha bariz bir biçimde görülebiliniyor. Zorunlu evlilikler söz konusu olmasa bile özellike Alevi kadınlarının eş-seçme konusunda büyük bir aile ve toplum etkisine maruz kaldıklarını söyleyebilirim. Toplumda eş-seçiminin genelde aynı köy ve aşiret’ten olmasada, en azından aynı inançtan olması mutlaka talep edilir. Bütün bunların yanısıra cinsellik konusunda kadınlara yapılan baskıları da unutmamak lazım.  (Röportaj 27.09.2016, Tercüme Z.A.)

Peki Alevi örgütlenmelerinde nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Bütün yönetici kadroları ağırlıklı olarak ve genelde erkek egemendir. Kadınların karar verme mekanizmalarında ve işleyişlerinde yeri yoktur, varsada semboliktir. Neden yönetici pozisyonlarda kadınlar yok? diye sorduğumda Alevi erkekler genelde „Biz onlara engel olmuyoruz ki? Kendileri gelmiyorlar“ şeklinde kendilerini ifade ediyorlar. Kadınların verdikleri yanitlar ise çok farklı boyutlardadır…

Avusturya Alevi Federasyonu çatısı altında etkin olan Derya Aybay, Alevi kurumlarında kadınların poziysonuna ilişkin şu ifadelerde bulunuyor:

Alevilikte eğitime büyük önem veriliyor ve aslında Alevi kadınlarının bulundukları durum Alevi öğretisinden onlara dayatılan bir durum değildir. Bu daha çok toplum genel kültüründen kaynaklanan bir durumdur. Ev kadınları olsun yada çalışan kadınlar olsun farketmez, büyük oranda ev işlerini yapmak ile yükümlüdürler. Hâl böyle olunca zaman kısıtlılığından vede yorgunluktan kurumlarda aktif rol üstlenmeleri pek mümkün olmuyor. (Röportaj 30.9.2016, Tercüme Z.A.)

Büyük etkinlikler düzenlenilir ve kadın kolları büfe ve mutfaktan sorumludur herzaman, üstelik bu duyuru ve davetiyelerde bu şekilde açıkça da belirtilir: „Menü Alevi Kadın Kolları tarafından hazırlanılmıştır“. Almanya Bergkamen Alevi Gençlik kurulunda aktif olan Işılay Işılar konuya ilişkin şunlari ifade ediyor:

(…) Alevi kurumlarında sanki kadınlar hep arka planda kalıyorlar. Ama kadınlar olmayıncada hiç bir iş yürümüyor. Hiç erkeklerin mutfakta yemek yaptığını gördünüzmü? Ve beni en çok rahatsız edense yine mutfaktaki kadınların kızlardan yardım istemeleri. Erkeklerden yardım istemek bu kadınların akıllarına gelmiyor nedense! Mesela matem ayında hep birlikte kadınlı erkekli derneklere doluşuruz ve orucumuzu birlikte açarız. Peki birlikte ‘‘Can‘‘ olarak Cem’e girdiğimiz erkekler ile neden yiyeceklerimizi birlikte hazırlayıp, yedikten sonrada birlikte toplamayız? (Röportaj 27.09.2016, Tercüme Z.A.)

İsviçre’de yetişmiş genç bir Alevi kadını ve yıllarca Alevi kurumlarında çesitli görevlerde bulunmuş, Burçin Tümay ile yapmış oluduğum söyleşide, Tümay’ın ifadeleri şöyledir:

Alevi kurumları olarak farklı alanlarda ilerleme kayıt etmiş olmamıza rağmen, özellikle bir bölümde müthiş bir eksikliğimiz var; Alevi kurumlarında yönetim kadrolarında yüzde 90’a varan bir erkek varlığı hakim. Bu bir gerçek ve abartı yok! Avrupa ve Türkiyede‘ki kadın yönetici sayısı parmakla sayılabilinecek kadar azdır! Bir çok komisyon da tamamiyle erkeklerden oluşmaktadır. Mesela Dedeler Kurulu, adında da belirtildiği üzere, tamamen erkeklerden oluşuyor. Bizim analarımız yok mu? (Röportaj 19.09.2016; Tercüme Z.A.)

Dedeler Kurulu demişken, herkesin „Can“ olduğu Cem ayinlerine bakalım; Post‘ta genelde yaşlı erkekler oturuyor. Cem‘i yine bu erkekler yürütüyorlar. Alevi ailelerinde mutlaka bir kız evlat bağlama çalar ve yüzlerce yıllık beyitleri söyler, ancak nevarki Cemlerde Zakir de hep erkektir. 12 Hizmet‘te ise yine erkek egemenlik söz konusudur. Bir iki hizmette kadın ve erkek nekadar da yanyana dursada, kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak görünüyor. Süpürgeciler kadınken, elinde değnek (bir çeşit şiddet aletidir) ile düzeni sağlamak ile yükümlü olan Gözcü hep erkektir mesela. Genelde kadın ve erkek içiçedir Cemler de, lâkin artık kadın başını bağlar olmuş[5]. Köylerde kadınlar yöre kıyafetleri gereği başlarına değişik ve yöreye özel başörtülerini takarlardı, ancak günümüz dünyasında Cemlerde kadınların başlarını örtmelerini neye yormalı?

Yapmış olduğum görüşmelerde daha genç nesil Alevi kadınlarının daha yenilikçi ve eleştirel bir tavır içinde olduklarını gördüm. Yapılan eleştiriler daha çok bireysel ifadelerde yerini buluyorlarken, kadın-erkek eşitliği hakkında organize bir çalışmanın henüz ciddi anlamda söz konusu olduğunu söylemek mümkün değildir. Adaleti sağlayabilme çalışmalarına, ’’rızalık’’ geleneğinin Alevi öğretisinde ana bir hat olduğunu düşünerek, Alevi kadınlarının Alevi erkeklerinden ne denli razı olduklarını sorgulayarak başlanılabilinir. Üstelik bu bir nevi ‘’rızalık platformunun’’ gerçekleşmesi adına Alevi Kadın Kolları’nın organize etmesi gerektiği uzun vadeli bir projedir.

Pek yakında yayınlanacak olan yeni kitabımda (Arslan 2017)[6] öğretide söz konusu olan kadın-erkek eşitliğinin Alevi toplumunda mevcut olup-olmadığı sorusunu araştırma konusu yaptım. Hace Bektaş Veli’nin sözünün[7] içindeki bazı ayrıntıları yine kadını pasifize etmiş olmaktan kurtarmak adına, biraz değiştirerek: ‘’Kadınları aydınlanmamış bir toplumun yükselemeyeceği’’(karanlığa mahkum olduğu) şiyarından hareketle, Alevi toplumunun başkalarından kendisi için talep ettiği demokrasinin en öncelikle ve bilhassa kendi içinde ve kendi sıralarında erişmesi gereken bir toplumsal evre olduğu sonucuna vardım. Bu anlamda Alevilik öğretisinin humanist, anti-savaş, anti-ırkçı, anti-tekçi ve herşeyden önce eşitlikçi ana sütunlarının bireyler tarafından idrak edilmesi ve içselleştirilmesi gerektiğini (re-construction/yeniden yapılanma) ve bunun neden gerektiğini bilimsel bir çalışma ile ortaya koymaya çalıştım. En nihayetinde Alevi toplumunun demokratikleşmesinin ancak ve ancak Alevi kadınlarının aydınlanmasından geçtiğini (empowerment) ve ancak demokratik bir aydınlanma evresine gelmiş, dahası öğretiyi özümsemiş bir Alevi kitlesinin yaşadığı ve parçası olduğu toplumların içinde demokrasi mücadelesine sağlıklı biçimde katılım sağlayabileceği tezini nitelendirdim. Alevi toplumunun vede diğer azınlık gruplarının yaşama şansının olduğu tek siyasi düzenin çogulcu demokrasinin olduğu fikrini savunarak, bu düzenin temel taşlarının ve ilham alınabilinecek kaynağının Alevi öğretisinin kendisinde olduğunu, bu bilimsel çalışmamda değerlendirdim.

[1] Konuyu dağıtmamak adına burada sadece dipnotta değineceğim: Kadınlar kimi siyasi ve örgütsel oluşumlarda aktif rol yüklenmişlersede, oralarda kadın kimlikleri ile ön planda olmamış genelde en fazla kadın-ana profilinde farklı amaçlar için enstrumentalize edilmişlerdir (Ent-Sexualisierte Mitstreiter*innen). Kadın erkek eşitsizlik sorunu her halukarda sınıf sorununun veya ulusal sorunun çözüldüğü taktirde, otomatikmen gerçekleşebilecek bir durum olarak dayatılmıştır.

[2] Benzer bir tabloyla çeşitli Dersim Derneklerinde de bariz biçimde karşılaşmak mümkündür, ki son zamanlarda giderek daha fazla kadın bu duruma tepkisini göstermeye başlamış bulunmaktadır.

[3] ‘‘İşçi sınıfı‘‘ artık tartışılması ve yeniden kavramsallaştırılması gereken bir terimdir günümüzde.

[4] Alpay, Kenan (25.7.2013):

Kemalizmin Bekasına Koşulan Alevilik ve Sosyalizm. In Haksöz haber: http://www.haksozhaber.net/kemalizmin-bekasina-kosulan-alevilik-ve-sosyalizm-27230yy.htm[12.9.2016]

[5] Günümüzde Hâremlik-Selamlık adına Cem meydanlarında kadın ve erkeklerin oturma düzeni de bazı Alevi kesimlerinde – Kadının alehine vede cinsiyetçi anlamda – ciddi değişimler göstermektedir.

[6] Arslan, Zeynep (2017): Demokratisierung durch Selbstermächtigung! Historische Prozesse, Optionen und widersprüchliche Strategien zur Entwicklung des Empowerments alevitischer Frauen* aus der Türkei. Masterarbeit. Universität Wien. (publication forthcoming soon).

[7] Kadınlarınızı okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.

Kumluca’da Yıllar Sonra Birlik Cemi Gerçekleşti

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Kumluca Şubesi, uzun yıllar aradan sonra ‘Birlik Cemi’ gerçekleştirdi. Cem, Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliam ve soykırımlara rağmen mazlumdan yana duruş sergilediği mesajıyla dikkat çekti. Yalıcak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Alevilik inancında kadınların da cem yürütme hakkı olduğuna vurgu yaptı ve tarihsel olarak kadınların bu alanda geri planda kalmasının yanlış olduğunu belirtti.

Kadıncık Ana ve Senem Bacı’nın Alevilikteki önemine değinen Yalıncakoğlu, cemevinin kapısından içeri giren herkesin kimliklerini dışarıda bırakması gerektiğini ifade etti. “Bizim yolumuzda hiçbir can diğerinden üstün değildir” diyen Yalıncakoğlu, Aleviliğin inanç özgürlüğü gerektirdiğini ve herkese saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Alevi toplumunun desteklenmesi gerektiğini ifade ederek, yeni açılan PSAKD Şubesi’nin önemine dikkat çekti. Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek ise Aleviliğin tarih boyunca süzüle süzüle geldiğini, asimilasyona uğramış olsa da asla yok olmadığını belirtti. Alevi toplumunun tarihindeki zorluklara rağmen, mazlum kalmayı başardığına ve hiçbir zaman zalim olmadıklarına dikkat çekti.

Cem sırasında gülbengler okundu, deyişler ve nefesler söylendi, semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasının ardından lokmalar paylaşıldı. Bu anlamlı etkinlik, Alevi toplumunun birlik ve dayanışma ruhunu pekiştirdi.

Hayatro, Köln Cemevi’nde “Sessizliğin Çığlığı” Oyununu Sahneledi

Hayatro Tiyatro Grubu “Sessizliğin Çığlığı” Oyununu Köln’de Sahneledi

Köln’de, 22 Kasım 2025 tarihinde Alevi Kültür Merkezi–Cemevi’nde sahnelenen “Sessizliğin Çığlığı” adlı tiyatro gösterisi, toplumsal adaletsizlikler ve kadınların yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Hayatro tiyatro topluluğunun hazırladığı bu oyun, 200’den fazla izleyici tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Oyun, kadınların maruz kaldığı şiddet, eşitsizlik ve özgürlük mücadelesi temalarını güçlü bir anlatımla sahneye taşıdı.

Gösterinin afişinde yer alan “Her şey insanca olmalı… Sevmek de, yaşamak da, ölmek de.” ifadesi, oyunun ana mesajını gözler önüne serdi. Hayatro ekibi, kadınların seslerinin bastırıldığı dönemlerde sanatın gücünü kullanarak toplumsal sessizliği yırtmayı amaçladı. “Sessizliğin Çığlığı,” kadınların kendi seslerini bulma mücadelesini, izleyicilere çarpıcı bir gerçeklikle sundu.

Oyun, kadınlara yönelik şiddeti ve baskıyı güçlü bir dille sahneye taşıyarak, emekçi kadınların gündelik yaşamlarındaki sessiz acılarına ışık tuttu. İzleyiciler, her sahne geçişinde oyuncuların performansını coşkuyla karşıladı ve oyunun derin toplumsal mesajları üzerinde düşündü.

Gösterinin ardından, AKM–Cemevi Köln Başkanı Gökhan Berk, Hayatro ekibini tebrik ederek sanatın toplumdaki önemli rolüne vurgu yaptı. Berk, sanatın dönüştürücü gücünün toplumsal yaralara dokunduğunu ifade etti ve oyunculara çiçek takdim etti.

Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Yürüyüşü İçin Hazırlıklarını Sürdürüyor

Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında gerçekleştirilecek yürüyüş için hazırlıklarını sürdürüyor. Platform, PTT aracılığıyla mahpus kadınlara kart gönderdikten sonra Moğultay Mahallesi’nde kadınlara bildiri dağıtarak yürüyüşe davet etti.

25 Kasım tarihinde saat 17.30’da Sanat Sokağı’ndan başlayarak Seyit Rıza Meydanı’na kadar sürecek yürüyüşte kadınlar, haklarının savunulması ve kadına yönelik şiddetin sona ermesi için seslerini yükseltecek. Yürüyüş sırasında, katılımcılar sık sık “Jin Jiyan Azadi” sloganı atarak dayanışma ve eşitlik vurgusu yapacaklar.

Bu etkinlik, kadınların haklarını savunmak ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla düzenleniyor. Kadınların bir araya gelerek güçlenmesi ve seslerini duyurması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Humus’ta Alevi, Hristiyan ve Ermenilere Yönelik Planlı Saldırılar!

Suriye İnsan Hakları Ağı, Humus’ta Alevilere, Hristiyanlara ve Ermenilere yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin planlı bir şekilde yapıldığını duyurdu. 23 Kasım 2025 tarihinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı El Muhacirin semtine düzenlenen saldırılarda, Beni Halid aşiretine mensup kişilerin rol oynadığı ifade edildi. Saldırganların, ağır silahlarla donanmış olarak savunmasız bireylere yönelik kundaklama, vandalizm ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi.

Açıklamada, Alevi, Hristiyan ve Ermenilerin karışık olarak yaşadığı El-Firduss ve Bab el-Dreyb mahallelerinin de hedef alındığı kaydedildi. Saldırganların, eylemlerini “El-Faza’a” sloganları altında gerçekleştirdiği ve bu süreçte birçok ev, araç ve dükkânın hedef alındığı vurgulandı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin raporuna göre, birçok kişi yaralanırken, Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi en az iki kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Saldırganların hazırlık aşamasını gösteren videolar, silahlı kişilerin sivillere ateş açması ve saldırıların planlandığı anları ortaya koydu. Suriye İnsan Hakları Ağı, bu tür saldırıların Alevileri ve diğer azınlık topluluklarını yerinden etme, mallarına el koyma ve ürünlerini yok etme amacı taşıdığına dikkat çekti. Ayrıca, benzer saldırıların daha önce kıyı bölgesinde binlerce Alevinin ölümüne yol açan soykırım bağlamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı, mevcut rejimi bu saldırılardan sorumlu tutarak, uluslararası topluma çağrıda bulundu. Birleşmiş Milletler’in Humus ve çevresine bağımsız bir araştırma heyeti göndermesi, saldırılar hakkında kapsamlı bir rapor yayınlaması ve sivilleri koruma görevini yerine getirmesi talep edildi. Batılı ülkelerin de rejimi Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik şiddeti durdurmaya çağırması gerektiği vurgulandı.