Ana Sayfa Blog Sayfa 6405

İzzettin Doğan o Alevilere sert çıktı

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, cami ve cemevi kompleksiyle ilgili protestoları “Bunu yapanların Alevi olması mümkün değil. Bence Sünni de değil. Sünni İslam ile Alevi İslam arasında barışla ilgili herhangi bir ayrılık yoktur. O ayrılık, Yezid ile Muaviye’nin getirdiği kötü tohumlardı. Ayrıştırarak bölmek, bölerek de yönetmek” şeklinde değerlendirdi.

Doğan, AA muhabirine, cami ve cemevi kompleksini  “barış ve tanışma projesi” olarak tanımlayarak, bu felsefi derinliğe inemeyenlerin bu projeyi anlama şansının olmayacağını ifade etti.

Camiye ve cemevine gidenlerin arasındaki iletişimin önemine işaret eden Doğan, “Birbirlerini tanmazlarsa tarihsel olarak yerleşmiş yanlış kanılar, siyasal iktidarların halkı bölerek yönetmek için yürüttüğü politikalar başarılı olur ve başarılı olmuş yüzyıllarca” diye konuştu.

Doğan, 16. yüzyıla kadar Anadolu topraklarında Alevi-Sünni ayrımı bulunmadığını, cami ile cemevinin herhangi bir sorunu olmadığını, binlerce dergahın, cemevinin yanında birkaç tane de caminin yer aldığını anlatarak, “Ama ne caminin dergaha ne de dergahların, cemevlerinin camiye herhangi bir itirazları var. Çünkü bu Kur’an-ı Kerim’in emri. Kur’an-ı Kerim’in ayetinde ‘Yeryüzünün tümünü sana mescit olarak yarattım’ diyor” ifadesini kullandı.

Bu tür projelerle Alevilerin ve Sünnilerin bir birlerine bakış açısının değişeceğini dile getiren Doğan, “Yani Alevilerin Sünniler hakkında, Sünnilerin Aleviler hakkında yıllar yılı siyasi iktidarlarca üretilen, Ebu Suud Efendiler, şeyhülislam tarafından yaratılmış olan yalanlar, iftiralar, karalamalar bu projelerle tamamen silinecek halkın beyninden ve gerçek gün yüzüne çıkacak” diye konuştu.

ÇOK HAYRETTİR BUNLAR DA ÜLKENİN AYDINI

Doğan, “projenin finans yapısının rencide edici olduğu” yönündeki eleştirileri de değerlendirdi. Rencide olanları finansmanı sağlamaya davet eden Doğan, “Çok hayrettir, bunlar da ülkenin aydını. Bir barış projesini, ‘neresinden acaba aşağı çekebiliriz, halkın nazarında itibarını düşürtebiliriz’ aracı yapmaya çalışıyorlar. Ülkenin aydını geçinenler böyle olursa normal” dedi.

ÇORBA DA KAYNASIN

Fikri, Fethullah Gülen’in ortaya attığını ve projeye liderlik ettiğini, kendisinin de fikre destek verdiğini ve bir eklemede bulunduğunu dile getiren Doğan, “Artık camiler sadece namaz kılma yerleri olmaktan çıkarılsın, yani namazla birlikte orada fakir, fukara, yoksul insanların gelip Alevi-Sünni birlikte kaşık atacakları bir çorba da kaynasın. Onun için de bir aşevi yapılsın ikisinin ortasına. O zatı muhterem de gayet makul buldu. ‘Doğru söylüyorsunuz, hocam’ dedi ve proje gerçekleşti” ifadesini kullandı.

HANGİ CEMEVİNE HANGİ KATKILARI VAR

“Havadan baba parası yercesine konuşanlar, ‘biz yapardık’ diyenler, bugüne kadar neredeydi” diye soran Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün dahi neredeler? Bir tane göstersinler. Hangi cemevinde hangi katkıları var? Bunlar dışarıdan gazel okuyanlar. Hiçbir sorumluluk duymadan gazel okuyanlar. Burada da Cem Vakfının herhangi bir kaynağı yok. Böyle bir projeye girerken karşınızdaki insana saygınızdan dolayı tutup da şey yapmazsınız. ‘Tamam efendim, biz de şu kadar veririz’ Yok. Cem Vakfı’nın böyle bir imkanı yok. Cem Vakfı, kendi çalışanlarının ücretlerini dahi ödeyemiyor. Ama şu olabilir vakıf ayrı, vatandaş ayrı, Alevi vatandaş ayrı. Sünni kardeşlerimizin olduğu gibi Alevi yurttaşlar da buraya katkıda bulunmak isteyenler tabii ki yardımcı olacaklar. Bu ortak bir projedir. Nitekim Ankara’daki projeyi Alevi-Sünni iş adamları gerçekleştiriyor. Ben kalkıp orada yalan söyleyip ya da kendimize mal etseydim, daha mı uygun olurdu? Yani Cem Vakfı bunu yaptırıyor, demek. Ben kendime yakıştırmam böyle bir şeyi de kabul etmem zaten.”

Doğan, projede her şeyin açık, net ve şeffaf olduğunu belirterek,  “Dinde zaten riyayı, sahtekarlığı kabul etmiyorum. İkiyüzlülüğü kabul etmiyorum. Din saf duyguların, temiz duyguların olması gereken bir alan. Tanrı ile ilişkileri düzenleyen bir alan din. Orada da ikiyüzlülük ve riya olmaz” değerlendirmesinde bulundu.

ARSAYI BAŞKA YERDE BULSAK ORADA YAPARDIK

Doğan, 5 ilde daha cami-cemevi projesinin hayata geçirileceğini, Mamak’taki temel atma sırasında İstanbul’da yapılacak proje için arsanın bulunduğuna dair bilginin kendisine verildiğini belirterek, “Fethullah Hocaefendi’nin yanından gelen bir arkadaşımız vardı. İstanbul’da, bize bir arsanın bulunduğunu söylediler” diye konuştu.

Ankara’da proje yeri olarak Mamak’ın seçilmesinin özel bir anlamı olmadığını vurgulayan Doğan, “Arsayı başka yerde bulsak orada yapardık” dedi.

BUNU YAPANLARIN ALEVİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL

Doğan, temel atma sırasında yaşananlar için “fevakalade üzücü” değerlendirmesinde bulunarak, şöyle konuştu:

“Bunu yapanların Alevi olması mümkün değil. Bence Sünni de değil. Sünni İslam ile Alevi İslam arasında barışla ilgili herhangi bir ayrılık yoktur ki. O ayrılık, Yezid ile Muaviye’nin getirdiği kötü tohumlardı. Ayrıştırarak bölmek, bölerek de yönetmek. Şimdi bu fevkalade iyi niyetle yapılan, Alevi-Sünni çatışmasının önünü kurumsal olarak almada büyük katkı sağlayacak çok önemli bir proje. Ben onun için ‘binyılın projesi’ diyorum.”

İÇİMİZDEKİ AYDINLARIN DÜZEY BU

Türkiye’deki bazı aydınların bu işin farkına varamadığını ifade eden Doğan, “İçimizdeki aydınların düzeyi bu. Barışı savunmayan adama ben aydın demiyorum. Aydın olmanın önemli özelliklerinden bir tanesi barışı savunabilmektir. Samimiyetle ve içten, şartlar ne olursa olsun. Ben ona aydın derim” ifadesini kullandı.

NE YAPIYOR FETHULLAH HOCA

Projeyi, “hizmet hareketi”nin desteklemesine yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine Doğan, şu değerlendirmede bulundu:

“Ne yapıyor Fethullah Hoca? Ülkeyi mi bölüyor, vatandaşı mı bölüyor? Tam tersine birleştiriyor. Ben de onu anlamakta zorluk çekiyorum. Nasıl değer yargıları bu kadar tersine dönüyor, bir toplumda. Fethullah Hoca’nın düşüncelerini benimsemeyebilirsiniz. ‘Mutabık değilim’ diyebilirsiniz. Ama bunun için ille küsmeye, ille haksız yanlış işlemler yapmaya hakkınız var mı? Düşünce özgürlüğünü savunuyorsanız, o özgürlüğün kendisidir. İsmi ne olursa olsun. İzzettin Doğan için olan özgürlük Fethullah Gülen için de vardır. Herhangi bir vatandaş için de vardır.”

internethaber

Polis Ahmet Atakan’ı katletti!


Dün polisin attığı gaz bombalarının isabet etmesiyle yaşamını yitiren 22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın vurulduğu sırada orada bulunan görgü tanıkları, yaralanan Ahmet’e yardım etmek için yanına koşanlara polisin sürekli gaz attığını ve vatandaşların yaklaşmasına izin vermediğini anlatıyor.

Hatay Antakya’da polisin gaz kapsülüyle öldürdüğü Ahmet Atakan’ın yaralandığı sırada bölgede bulunan görgü tanıkları, yaralanan Ahmet’e yardım için yanına yaklaşanlara polisin seri şekilde gaz bombası attığını, Ahmet Atakan’a müdahale edilmesine engel olduğunu anlatıyor.

Ahmet’le birlikte eylem alanında bulunan arkadaşlarının sosyal medya iletilerinde birbirini doğrulayan ifadeler yer alıyor. Polisin eylemin bitimine doğru Armutlu içerisine akreplerle girmesiyle ortalığı savaş alanına çevirdiğini anlatan tanıklar, polise direnmek üzere toplananlara vahşice saldırıldığını, Ahmet Atakan’ın akrepten atılan gaz bombasıyla vurulduğunu, yardıma gidenlerin uzun süre Ahmet’e yaklaşamadığını ifade ediyor.

Ambülans: Mahalleye giremeyiz

Polisin mahalleye girdiği sırada Ahmet’in kaçmaya çalışırken başından gaz fişeği ile vurulduğu, yere düştüğü, Akrep ilerlerken, Ahmet’in yattığı yere üst üste gaz yağdırdığı ifade ediliyor. Antakya Aka-Der üyeleri, ambulansı aradıklarını ama ambülansın mahalleye giremeyeceklerini söylediğini ve mahalledekilerin özel bir araba ile Ahmet’i hastahaneye götürdüğünü anlatıyor.

Gezi’de ölen 5 isim gibi o da bir Alevi

İstanbul’da Gezi protestolarının ardından polisin öldüren şiddeti hız kesmeden devam ediyor. Polisin bu kez hedefinde Hataylı 22 yaşındaki Ahmet Atakan vardı.

Gezi protestolarında hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Medeni Yıldım, Mehmet Ayvalıtaş Alevi’ydi. Dün Hatay’da hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın da bir alevi olması bölgede bir alevi-sünni çatışması çıkarılmak istendiğinin en açık belirtisi olarak görüldü.

Düşkünbaşı İzzetin Doğan’ın oyununu bozalım !

İzzettin Doğan’ın Fetullah’ın isteği ile cami-cemevi temeli atması Alevi camiasında büyük çalkantı yarattı. Oysa işin buraya varacağı daha çoktan belli idi. Alevi kurumlarının büyük çoğunluğu hala diyanetin kendilerini dışladığını, mezhep ayırımı yaptığı, Alevileri İslam içi görmediğini söyleyerek, aslında kendilerinin öz Müslüman, hakiki Müslüman olduğunu ispatlamaya çalışmakla zaman geçiriyorlar. Oysa Aleviliği asimile etmede başını İzzettin ve Fermani Altun’un çektiği bir düşkünler kliği atı da almış, üsküdarı da geçmişti.

Daha bugün bile İzzettin Fetullah ikilisinin oynadığı oyuna karşı çıkan birçok sözümona Alevi aydını veya önderi “öz Müslüman biziz, mezhep ayırımcılığı yapılıyor, bizi götürüp Sünni İslam içinde eritmek istiyorlar oysa biz Alevi müslümanız” diye feryat ediyorlar. Behey gafiller adamlar bırakın Alevileri, Şiileri bile Müslüman saymıyorlar ve coğrafyamızda onlara karşı yürütülen soykırım savaşının Sünni İslam cephesinde öncülüğünü yapıyorlar. Sen de kalkmış hala senin İslamlığını konuşuyorsun. Dünyada Şiia dışındaki tüm mezhepler Sünni’dir. Alevi diye bir İslam mezhebi de yoktur. Bunu en iyi bilenlerden biri de düşkünlerbaşı İzzettin Doğan hazretleridir.

İzzettin önce etnik kökenini inkar etti ve atalarının maveraünnehri’nden gelen öz Türkler olduğunu Alevilerin bir kısmına kabul ettirdi. Sonra da Alevilerin sadece Türk olan öz Müslümanlar olduğu yalanını birçok Alevi kesimine kabul ettirdi. Bunu yaparken de “Alevilin Kürdü olmaz Kürtler Şafii’dir ve tarihin her döneminde Alevi düşmanıdırlar” yalanına sarıldı. Aleviliği hem öz köklerinden kopardı, hem de Alevi hareketi ile kürt Özgürlük Hareketinin buluşmasını önledi. Bu görev İzzettin’e 1986 Gölbaşı toplantılarında TC iktidarınca verilmişti. İzzettin görevini yapıyor, doğrudan gelin Camilere gidelim diyemediği için şimdilik cami-cemevi projelerini hayata geçirecek, ilerde de direk camilere gidelim diyecektir. Zaten Türkiye’de bu düşkünlerbaşının açtırdığı tüm cemevleri adeta minaresiz camilere çevrilmiştir.

İzzettin’in ve Fetullah’ın bu oyununu Türkiyeli Alevi örgütleri de, Kürt Alevi hareketi de görememiştir. Alevilik nedir ne değildir tartışmalarından kaçınılarak, “şimdi zamanı mı, kitlelere nasıl açıklayacağız, vb. “ nedenlere sığınılarak onların değirmenine su taşınmıştır. “Alevilik İslam değildir, kendi başına bağımsız bir inançtır” diyenlerin sesi her Alevi örgütü tarafından kısılmaya çalışılmıştır. Gelinen sonuç ortadadır. Bugün bile İzettin-Fetullah ikilisinin ve çömezlerinin ne yapmak istediği ortadayken, Alevi örgütleri sadece Cami-Cemevi temelinin atılmasını protesto ile yetiniyorlar. Oysa yapılması gereken ilk iş ortak bir ALEVİ ERKANI toplayarak Alevilikteki makamları ne olursa olsun bu düşkünlerin düşkünlüklerini karar altına alıp kamuoyuna açıklamak olmalıdır. İkinci İş, Aleviliğin bu ve benzeri girişimlerle Asimilasyona uğratılmaya çalışıldığını ve bugüne kadar takiye yoluyla varlığını sürdüren Aleviliğin aslında İslam ile alakasının sadece zulme uğramış Ehli Beyt ailesi ile olan gönül bağı olduğu, Aleviliğin sadece Aliseverlik olarak tanımlanamayacağı, Aleviliğin kendi başına bağımsız bir inanç olduğu deklare edilmelidir. Bu yapılmadığı müddetçe yaptığımız her eylem sonunda bizi İslam içinde eritmek isteyenlerin değirmenine su taşır.

Alevi örgütleri ve bir bütün olarak Aleviler artık “Aleviler birlik değil demesinler, Aleviler kendi sorunlarını kendi içinde çözsün” noktasında olmadığımızı görmek zorundadırlar. Aleviler artık kendi inanç ritüellerinden bile koparılmaktadır. Türkmen Alevilerinin önemli bir kesimi zaten hem Cem evine hem de Camiye gitmektedir. Ramazan orucu tutmaktadır. Asimilasyon planı bir bir işletilmektedir. Bu düşkünler ekibinin dışındaki tüm Alevi kurumları oluşturacakları ortak bir Alevi Pirler ve Arifler-Rayberler Meclisi vasıtasıyla Alevilerin inanç ritüelleri de dahil her türlü kaide ve kurallarını yazılı hale getirmeli ve Alevi çocuklarına kendi kurumları vasıtasıyla bunu öğretmelidir. Cemevleri yanında ortak Alevi Dergahları ve Üniversitelerini kurmalıdır. Biz bunu yapamazsak yarın bu düşkünler ekibi buna da el atacak ve bizim gibi düşünenleri kendi toplumumuz içinde gezmez hale getirecektir.

Yol yakınken yapılması gereken budur. Kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, sıradan Aleviler hala Aleviliğin öz felsefesine, yaşam biçimine, etik değerlerine bağlıdır. Aleviler nerede olunsa olsun baskıya, kıyıma uğradığında yüreği kanıyor. Oysa kendisine Alevi diyen bu çömezler Suriye de Aleviler katledilirken sessiz kalıyorlar. Türkiye ve Kürdistan da Alevilere yapılan saldırılara karşı susuyorlar. Fetullah ekibi hergün Camilerde vaaz vererek Alevilerin kadınları size helaldir derken görmezden geliyorlar. Fetullah verdiği vaazlarda “Türkmen Aleviler kardeşimizdir ancak Dersimli kürt Aleviler çok tehlikelidir, onların gizli emelleri vardır İslam ile ilgileri yoktur” derken kılları kıpırdamıyor.

Bunlar Alevi olamazlar, bunlar yoldan çıkmış düşkünlerdir. Bu düşkünler Kürdistan dağlarında ölen Alevi gençlerinin cenazelerinin cemevlerinde kaldırılmasına engel oluyorlar. AKP’nin Akil adamı İzzettin, Susurluk çetesibaşı Kocadağa Cemevinde cenaze töreni düzenlerken, yiğit Kürt Alevi gençlerinin cenazelerini cemevlerine almayarak kimden yana olduğunu beyan ediyor. Ama biz hala işte “ o Mürşit makamıdır ve benzeri” bahanelere sığınarak 90 yıldır mensubu olduğu etnik kökeni ve inancı inkar eden bu aileyi başımıza taç etmekle meşgulüz. Oysa onlar ihanetçiliklerini hiç gizlemediler. Görmek istemeyen bizleriz.

Artık ömrü boyunça bu devletin en gerici kanadına hizmette kusur etmemiş İzettin Doğan’ın adını koyalım. O artık gerçek Alevi camiasında Düşkünbaşı olarak anılmalıdır.

5 ile daha Cami-Cemevi projesi

Ankara’da önceki gün temeli atılan ve Alevi-Sünni işadamlarının desteğiyle yapılacak olan Cami-Cemevi-Aşevi projesi ses getirdi
‘Cami-cemevi-aşevi’ projesinde tepkilere rağmen geri adım atılmayacak. Sırada İstanbul Kartal, İzmir Çiğli, Çorum, Adana ve Gaziantep projeleri var.

Radikal’in haberine göre Ankara’dan sonra beş ayrı kentte benzer proje hayata geçirilecek. Bu yerlerin İstanbul Kartal, İzmir Çiğli, Gaziantep, Adana ve Çorum olduğu öğrenildi. Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya, projeye karşı çıkanlara diyalog çağrısı yaptı. Protestoların demokratik bir hak olduğunu söyleyen Kaya, “Bizler de onlar da medeni insanlarız. Kimin kafasında hangi soru işareti var ise bize aktarsın. Her türlü diyaloğa, soru işaretlerini gidermeye hazırız” dedi.

Projeyi yürütecek olan Hacı Bektaş-ı Veli Kültür, Eğitim, Sağlık ve Araştırma Vakfı’nda ikisi Sünni 10 yönetici bulunuyor. Kendisi de Alevi olan Vakıf Başkanı Kemal Kaya, Alevi kesimden gelen tepkileri anlamakta zorlandığını söyledi. Bu projenin cemevlerinin ‘statüsü’ açısından bir kazanım olduğunun altını çizen Kaya, karşı çıkanların en büyük kaygısı olan ‘Sünnileştirme-asimilasyon’ iddialarına da açıklık getirdi.

DEVLET PROJESİ DEĞİL
Alevileri Sünnileştirme gibi projeleri olmadığını vurgulayan Kemal Kaya şunları söyledi:
“Bu proje devlet projesi değildir. İki özel kuruluşun gönülleri kazanmaya dönük çalışmasıdır. İlk kez de uygulanmıyor. Bu model Hacı Bektaş’ta var. Biz her caminin yanına cemevi olsun demiyoruz. İhtiyaç olan yerlerde olabilir. Tarihte Alevilerin devletle sorunu olmuştur ama halk arasında Alevi-Sünni sorunu olmamıştır. Çorum, Maraş, Sivas olayları da böyledir. Dedeler, Alevilerin kanaat önderleridir. Cemleri de dedeler yapacak. Eğer ‘asimilasyon-Sünnileştirme’ gibi kaygıları olanlar varsa gelsinler cemleri denetlesinler.”

MAHALLE BASKISI VAR

Mamak’ta Alevilerin yoğun yaşadığı Tuzluçayır’da temeli atılan proje polis müdahalesine yol açan gösterilere neden olmuştu. Vakıf yetkilileri, Alevilerin büyük çoğunluğunun projeyi desteklediği düşüncesinde. Bazı Alevi dedelerinin telefonla arayıp “Tarihe not düştünüz” sözleriyle destek verdiğini söyleyen bir vakıf yetkilisi, “Maalesef yoğun bir ‘mahalle baskısı’ yaşanıyor. Sessiz çoğunluk projenin yanında yer alıyor” dedi.

İYİ NİYETLİ OLSA DAHİ OLUMLU ADIM DEĞİL

Eski AKP İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu: Sayın İzzettin Doğan’ın “Böyle bir kompleks inşa edilecek, parayı da onlar verecek” yaklaşımı rencide edicidir. 12 Eylül’ün ‘karıştır barıştır’ politikası akla geliyor. İnsanlar inançlarından mutludur; onları dönüştürücü çabalara gitmemelidir. Bu girişimi iyi niyetli dahi olsa, anlamlı ve olumlu bulmuyorum.

Şah Kulu Sultan Dergâhı Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Taştekin: Keşke bu proje Başbakan veya Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilseydi. O zaman toplumsal barışa dönük bir adım olurdu. Gülen Cemaati ile parelel düşünen İzzettin Hoca’nın bu proje için Alevilerin fikirlerine başvurması gerekirdi. Sonunu düşünmeden ‘evet’ demesi bizi incitti, kendisini küçük düşürdü. Bizim talebimiz, cemevlerinin yasal statüye kavuşması ve laik devletin inanç merkezlerine karışmamasıdır. O para helal midir, değil midir; biz nereden bileceğiz? Burada nasıl ibadet yapacağız? Bizim itirazımız, kompleksin cemaat tarafından yapılmasınadır. Düşünün, Aleviler ramazan ayında buraya gitti, saz çaldı, o zaman ne olacak?

Hacı Bektaşi Veli Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez: Alevi geleneğinde cami yoktur. Hacıbektaş Dergâhı’nda vardır fakat o da Osmanlı tarafından zorla yapılmıştır. Proje asimilasyon programıdır.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu: Dayatmacı bir zihniyetin ürünü. Kabul edilemez. Tarihsel olarak tasavvufî akımlarla yakın ilişkisi olsa da Sünni/müteşerri İslam’da anlaşıldığı şekliyle klasik bir tarikat değildir. Cemevleri Alevi ibadethanesidir.
Sünni kesimdeki yanlış algı gidecek

‘Baba Mansur’ soyundan gelen Alevi kanat önderlerinden Seyit Derviş Tur: Cami-Cemevi Kültür Merkezi Alevi-Sünni kardeşliğini pekiştiren bir projedir. Protesto için sokağa çıkan canlarımız eski siyasetçilerdir. Çoğu şimdi derneklerimizin, federasyonlarımızın, vakıflarımızın başına geçtiler. Bunlar, Alevilerin bugüne kadar gelen hükümetlerle olsun bugünkü hükümetle olsun barışık olmasını istemezler.

‘Türkmen Alevi Bektaşi Derneği Genel Başkanı Özdemir Özdemir: “Fethullah Hoca’nın uzattığı samimi, dost eli, düşman eli değil. Protestolarla geri çevrilmemeli. İzzetin Hoca, samimi bir insan olduğu için Alevi kardeşlerimiz için uygun görüp, uygulamak istemiş.

Aydos Dernekler Federasyonu Başkanı Nurikan Akdemir: İnsanların ortak paydalarını bir arada yaşayabildiği, aynı yerde insanların birbirine, kimliğine saygı gösterdiği bu projeye destek veriyoruz. Sünni kesimde de Alevilik üzerine bazı algılar vardı. Onları da yıkmış olacak. Onlar da Aleviliğin ibadet şeklini, İslam’ın bir yorum farkıyla ibadet yaptığını görecekler.

Hacı Bektaşi Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya: Cemevlerinin statü kazanması konusunda bir adım bu. Arkadaşların neye itiraz ettiğini anlayabilsem… Belki sermayesine itiraz ediyorlardır ama susamışsınız, suya ihtiyacınız var, suya birisi kova sallamış, içmemezlik yapar mısınız?

Alevi dedesi Celal Abbas Bektaşoğlu: Senelerdir zıtlaşıldı, ne geçti elimize, hangi tarafın eline ne geçti? Protestocular marjinal gruplar. Suyu bulandırmak istiyorlar.

internethaber

Cami-Cemevi temeli atıldı, protestolara polis saldirdı.

Ankara’nın Mamak ilçesinde cami, cemevi ve aşevini bir arada bulunduracak kompleksin temeli dün atıldı. Proje, Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı ile Cem Vakfı tarafından yürütülecek. Projenin finansmanını ise Alevi ve Sünni işadamları üstlenecek. Projenin bir yıl içinde bitirilmesi, merkezin seneye muharrem ayında açılması planlanıyor.
Temel atma törenine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, CHP Milletvekili Sinan Aygün, bazı AK Parti milletvekilleri ile vatandaşlar katıldı. Doğan yaptığı konuşmada, “Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’den böyle bir proje için teklif geldiğinde memnuniyetle kabul edeceğimizi belirttik. Cami ve cemevi projesine bir de aşevi ekleme teklifimizi ilettik, kendisi de bu önerimizi geri çevirmedi böylelikle arsa aranma aşamasına geçildi” dedi. İslam’ın yerleştiği tüm ülkelerde büyük bir kavga yaşandığını, bu ülkelerin bütün kaynaklarını, doğalgaz ve petrolden elde ettikleri gelirleri, Sünni-Şii çekişmesinde birbirlerini öldürmeye harcadığını anlatan Doğan, şöyle devam etti: “Suriye olayı bunun dışında değildir. Suriye’de Alevi-Sünni adı altında, bu çatışmanın Türkiye ’ye de yansıması hedefleniyor. Biliyorsunuz, diğer ülkelerin tümünde ‘Şii-Sünni çatışması’ diye anılırken, Suriye’ye geldiğinde, bugün Anadolu’da da yayılmaya çalışan birtakım grupların Alevi-Sünni çatışmasını çıkartmak için büyük çaba sarf ettiklerini biliyoruz. İşte sadece, bugüne kadar, bir tek defa dahi Alevi-Sünni çatışmasının yaşanmadığı bir ülkede, bu temelde barışın devam edebilmesi için mutlaka Aleviliğin kanunların himayesine alınması, cemevlerinin hukuki statüyü kavuşturulması, Alevi yurttaşların anayasada öngörülen eşit vatandaş statüsüne uygun olarak genel bütçeden payını alması gerekmektedir.”

‘Aynı çınarın dallarıyız’

Çelik ise proje bittiğinde diller ve gönüllerin aynı aşkı niyaz edeceğini, önyargıların bu mekânların duvarlarına toslayarak yok olacağını belirterek, “Biz aynı pınardan beslenen fidanlarız. Aynı çınarın dallarıyız ve aynı inancın yollarıyız” dedi. Hacı Bektaşi Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı Başkanı Kemal Kaya da kutuplaşmanın olduğu bir dönemde bütünleşmenin fotoğrafını ortaya koyduklarını belirtti.

Törene protesto

Tören öncesi ise Mamak’ta protesto gösterisi düzenlendi. Önceki akşamdan başlayan gösteriler dün de devam etti. Polis göstericilere biber gazlı, plastik mermili müdahalede bulundu. Gezi eylemlerinde polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün kardeşleri de bölgeye geldi. Ethem’in kardeşi Mustafa Sarısülük’ün eşi Diren Sarısülük yaşanan çatışmayı, “Çok kötü müdahale oluyor. Polis sokaklara girdi. Kurumlara girip dağıtıyorlar, çok sayıda yaralı ve gözaltı var. Plastik mermiyle müdahale ediliyor. Gözaltına alınanlar götürülürken yaşlı kadınlar protesto ediyor. Polis onlara da gaz atıyor. Burada kimse dışarıya çıkamıyor” şeklinde anlattı. Müdahale sırasında çok sayıda yaralı ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Törenin başladığı saatlerde Süleyman Ayten Caddesi’ne gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri de cami ve cemevi projesine tepki gösterdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kemal Bülbül cami ve cemevi projesinin “Asimilasyon projesi” olduğunu, Alevilerin bu cemevine gitmeyeceğini söyledi. Bülbül, “Bizim Sünni vatandaşlarla bir sorunumuz yok. Biz asimilasyoncu, ırkçı devlete karşıyız. Bu cami ve cemevi yoksulun ekmeğinden çalınarak yapılıyor. Burası ibadethane değil. Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan yol düşkünüdür” dedi.

700 yıl önceki örnek

Cami-cemevi projesi bundan 7 asır önce Rumeli’de hayata geçirildi. Zaman gazetesinden Abdullah Aymaz ve Hasan Hacı’nın dün yayımlanan haberine göre, Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde bulunan Ruşenler Köyü’ndeki Seyyid Ali Sultan Dergâhı, içinde barındırdığı cami ve cemevi ile 700 yıldır kardeşlik ve hoşgörü mesajları vermeyi sürdürüyor. Dergâh, cemevi, meydan evi, 500 kişilik aşevi-yemekhane, Tekke Camii, cami yanına sonradan inşa edilen mescit ve türbe içerisinde yer alan bir başka mescit ile Alevi ve Sünnilere hizmet veriyor. Seyyid Ali Sultan, 1350’li yıllarda Rumeli’ye geçti. Bugün de çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilen Ruşenler Köyü’ndeki tekkesini ise 1380’lerde kurarak ilim ve irfan faaliyetlerinde bulundu. Seyyid Ali Sultan Dergâhı, faaliyetlerini sürdürüyor. Yüzyıllar önce bin dönüm arazi üzerine kurulan dergâh, bugün 60 dönümlük bir arazi üzerinde yer alan onlarca farklı mekândan oluşuyor.

Dede ve imam odası olacak

3264 metrekare alan üzerine inşa edilecek kompleksin içinde dede odası, imam odası, 350 kişilik konferans salonu, 350 kişilik aşevi, cenaze hizmetleri için gasilhane ve morg, kurban tığlama alanı, çocuklar için okuma salonu, misafir kabul salonları, çay ve sohbet salonları olacak. Proje, Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı ile Cem Vakfı tarafından yürütülecek.

İzzettin Hoca’nın 13. İmamı!

Ali YILDIRIM

Anahtar teslimi cemevi-cami işinin müthaitliğini üstlenen Fettullah Efendi İzzettin Bey tarafından 13. imam ilan edilirse kimse şaşırmasın. Bu ne güzel muhabbet, bu ne güzel görüş ve anlayış birliği, bu ne güzel iş birliği… Bir de kardeşlik, acaba ne kardeşliği… İddia edildiği gibi salt bir Alevi-Sünni kardeşliği olmadığı kesin… Çünkü Anadolu toprakları üzerinde yaşayan tüm halklar, tüm farklı inançlar binlerce yıllardır kardeşçe yaşamışlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Önce bir alevi-sünni çatışması olacak söylemi ile ortamı terörize edip arkasından da çare aramak ve olmak artık çok ipliği pazara çıkmış bir senaryo.

Kardeşlik, kardeşler arasında güzel.

Ama bu türden toplumsal konumlanmalarda kardeşlik söyleminin mutlaka bir haksızlığı gizleyen, bir eşitsizliği perdeleyen, meşrulaştıran bir işlev gördüğü tartışmasız.

Özetle İzzettin-Gülen kardeşlerin anahtar teslimi cami-cemevi projesinin kardeşlik dışında başka amaçları olduğu açık.

İzzettin bey kardeşi Gülen’i 13.İmam ilan edebilir mi, elbette edebilir, imam kadrosu boş olduktan sonra mesele yok.

Gülen efendi acaba bu kadroya tayin olmak için mi anahtar teslimi cemevi-cami inşaa ediyor İzzettin Bey’e? Soru ortada duruyor.

Ahmet Kaya’nın söylediği, Nazım’ın bir şiiri var: Aynı daldaydık Aynı daldaydık Aynı daldan düştük ayrıldık. Söylenen aynı şarkı mıdır.
Acaba hocaefendilerin ‘aynı bahçenin gülüyüz’ açıklamaları da bu anlama mı geliyor!

Her şey yerinde, herkes kendi gibi güzel değil mi? Biri diğerine benzerse, diğeri biri olursa, ortada kişilikler, kimlikler kalır mı? Bunun adı asimilasyon olmaz mı?

Egemene benzemek gönüllü kulluk, özne olmaktan, can olmaktan vazgeçmek değil midir.

Diyanet Cemevi: Yasa açık, inşaatı biten camileri diyanet teslim alıyor. Son zamanlarda fark ettiyseniz kapısına bir de tabela asıyor caminin, Diyanet İşleri Başkanlığı, Çankaya müftülüğü, Kocatepe Cami, gibi. Yani öyle bağımsız cami olma durumu yok. Sonuçta hocaefendilerin camini diyanet teslim alacak.

Peki diyanet cemevi hakkında ne düşünüyor?

Düşünemiyor, çünkü diyanete göre cemevi ibadethane değil ve açılması sözkonusu olamaz.

Diyanet cemevini Kadiri, Rufai tekkeleri gibi bir zikir yeri olarak görüyor. Oralarda zikir yapanlar gelip camide ibadet etsinler diyor
Yani canlar önce semah dönecek sonra namaza gidecek!

Osmanlı da, 12 eylül faşistleri ve devamcıları da bizi biz olmaktan çıkarmak için köylerimize zorla cami yapmadı mı? İzzettin beyin bu tutumu canları kendi eliyle camiye teslim etmek değil mi! Camiye teslim edilmiş canda can kalır mı?

Alevi erenleri neden katledildi, ulularımızın neden derileri yüzüldü, canları şeriattan korumaya çalıştıkları için değil mi?

Bu proje hem dirilerimizi hem de ölülerimizi şeriatın eline gönüllü olarak vermekten başka neye hizmet eder!

İzzettin Bey’i severim. Farklı düşünmemizi bir sorun olarak görmem. Bana sorsaydı bu işten sakınmasını söylerdim. Sormadı, kendisi bilir.

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık hakkı temelinde hak hukuk mücadelesi verdiği şu zamanda yolumuz Pir Sultanın yolu olmalıdır, asla Hızır paşanın değil…

Efendi hayranları

Haydar IŞIK

Uzun yaşımda gördüklerim ve daha göreceklerim galiba daha çok dönekleri gösterecektir.

Bunlar efendisiz yaşamaz. Es kazara efendi attan düşer veya ölürse, yeni efendi arayışına girer. Aslında yanaşacağı bir kapı aramak içindir.

Ne yapalım insan tahtadan kesilip biçim verilen olmadığına göre, onlar döner ama ben dönmezem yolumdan, diyen şair gibi durur, insan oğlu insana değer veririm. Ne var ki, bu efendi hayranları, bu dönenler beni hayretler içinde bırakıyor.

Kürtler, özelde Dersimliler neden böyledir, neden Rayber karakterli çok çıkıyor, bunu sosyolog ve psikologlar elbette bir gün inceler, analizlerini yazarlar. Ancak Kemalist eğitim sisteminden geçen her Kürt, şöyle ya da böyle davranış bozuklukları içindedir.

Kürtler, Kemalist asimilasyon kurumlarında, okul, cami, kışlada Almanların köpeklerini terbiye etmesine benzer eğitildiklerinden özgür, sağlam, iskeleti dik ciddi duruş göstermeleri kolay olmuyor. Ama bu eğitim kurumlarından çıkıp sağlam karakter taşıyan Kürt de şüphesiz azımsanamaz. Neyse ki Kürt Özgürlük Hareketi bir ölçüde eğilmeyen insan yarattı.

Genelde egemen ulusun dayattığı ruhsal şekillenme Kürtlerde kaba tarzda kendisini gösteriyor. Beyaz adam hayranlığı, Türkün söylediğinin hemen kabul gördüğü toplumumuzda hemen farkediliyor. Yani sömürge şartlanması bu tip Kürtlerde efendiye hayranlığı hemen öne çıkarıyor. Hatta bu durum kendisini Kürt gören ve Kürtlük için çalıştığını söyleyenlerde bile genç ağaca atılan çentiklerin yaşlanınca derinleştiği gibi görülüyor. Bunlarda durum böyle olunca, peki efendi hayranlarında nasıl olur?

Onlar efendinin finosu gibi olduklarından, efendiden farklı düşünmeleri, sadece izin verildiği kadardır.

Efendi siz Kürt değilsiniz diyor. Onlar daha yüksek sesle Kürt olmadıklarını söyler.

Efendi siz Zazasınız mı dedi, onlar bilim adamı bile olmayan sözde bilimadamı gösterilenleri ortaya sürüp Dersim’in Zaza olduğunu militanca haykırırlar.

Efendi Aleviliği Hanefiliğe mi yapıştırır, onlar İslam’ı yere göğe sığdırmazlar. Hatta Dersim halkı Alevi olduğu için soykırım yapılmış derler. Efendi siz Horasan’dan gelmesiniz, öz be öz Türk sizsiniz derse, bizim Kemalist okullardan çıkıp adının önüne dr titilini koyan bile hemen bu söyleme yaslanır. Ama Horasan nerede, nasıl gelinmiş, kim söylemiş üzerinde kafa yormaya ne gerek var.

Efendi hayranı kariyerini düşünür. Tunceli Üniversitesi’nde efendinin ideolojisini geliştirir, veya başka alanlarda arpalık arar.

Tüm bu tipleri görürsünüz, bilirsiniz, hatta efendi ideolojisiyle çok iyi yetiştirildiklerinden zevkle dinlediğiniz de olmuştur.

Yani Dersim halkı Kürt olmasa, onların iddia ettiği gibi Zaza olsa, Türk Aleviliği inancı taşısa ve Zazaca konuşsa, halkımızın kazanç hanesine bir artı mı düşer?

Bu halk Kürt olduğu için 1937/38 de Kemalist ırkçı CHP iktidarı tarafından bizzat Atatürk’ün emri; İnönü, Bayar, Fevzi Çakmak, Alpdoğan katilleri tarafından fareler gibi zehirlenmedi mi? İçinde insanlık olan, ruhunda kölelik olmayan, devletin bu Dersim soykırım ideolojisine karşı çııkar. “Uluönder e saygı doluyum” demez.

Haydi Zaza olsun Dersim, haydi Zazaca bağımsız anadil olsun, haydi Horasan’dan gelsin… devletin yaklaşımı mı değişiyor? Anadil böler diyen Kılıçdaroğlu olunca Erdoğan farklı mı söyler? Tunceli Üniversitesi’nde öğretim görevlilerinin geçmişini biliyoruz. Bunlardan biri vardı ki, “natara, botera” diye klam söylerdi. Kürtçülük yapardı.

Sonra ne oldu, nasıl oldu, nereden ilham aldı, müthiş bir anti Kürt ve militan bir Zazacı oluverdi. Diğerlerini saymama gerek yok. Sözde dede diye birini bulmuşlar, ne yapar bu zat?

Nasıl en iyi İslam olduğumuzu, öbürü de nasıl en iyi Türk olduğumuzu sayıp dökecektir. Efendi, onlara boşuna mı bunca dünyalık ikram ediyor? Bu tipler hem övünür, hem de çok yalan söyler. Övünmeleri görülmeye değerdir…

Övünürken yalan labirentinde kaybolduğu halde anlatımını sürdürür. Gönlünüze göre, sizi hoşnut edecek yalanlar söylerler ama güven vermeyen tavırları usta gözlerden kaçmaz. Zaten yalan ustası karekterini bariz şekilde gösterir.

Karşısındakinin hoşuna giden şaklabanlıklar yapar. Bir çeşit ortaoyunu içindedir. Ağzı laf eder, ya efendiyi över, ya da efendisinin hoşuna gitmek için soyuna en galiz hakaretler yapar. Sülalesi ihanetçidir, Kürt düşmanlığına, hatta Kürt kanına bulaşmıştır.

Ama bu şahıs onların hangi motifle bu duruma düştüklerini açıklamak yerine, onlara hakaret eder. Şaklabanlıkları, laf kalabalığı, temelsizliği, dik durmayan iskeletiyle kapıdan kovulsa bacadan girecek kadar zayıf karakterlidir bunlar.

Dedim ya usta gözler hemen görür. Karekter evrenseldir. Ama onun karakteri; yüze karşı ver elini öpim, ardından hakarettir.

Hani bu yazımı okuyan ve beni tanıyan okurlar, “Hoca kime kafayı taktı?” düşünür olabilirler. Kafa taktığım doğrudur. Ben insanın insan olmasını isterim. Bu kişi Kürt ise, daha özen gösteririm. Mazlum bir halkın ulusal kurtuluş mücadelesine karşı çıkıp Türk çeteciliği yapanlardan nefret ederim. Kürt toplumu, sorunları çok olan bir toplumdur. Bir de bu çeteciler musallat olunca işimiz zorlaşıyor.

1988 yılında ziyaret ettiğim Öcalan, Kürt düşürülmüşlüğü, düşkünlüğü üzerine çok yakınmıştı. Bunlarla uğraşmaktan düşmanla uğraşmaya zaman bulamadığını söylemişti. Yine konumuza dönersek, anlatmak istediğim; bu efendi hayranları, bugün kim iktidardaysa onun adamıdır. Artık o efendisinin çantasını taşır, onun amaçlı çarpıtılan, Türk-İşi yapılan bilgisel hamallığını yapar. Artık onun kapısına bağlanır. Bir Alman finosu gibi onu eğlendirir.

Öyleki Marx’ı idol görür, ama “Hz.Muhammed en büyük devrimcidir.” diyebilir. Karekterinde kölelik olan biri ancak hoşa gitmek için soyuna en galiz küfürler eder. Biz Türk oğlu Türküz, biz Kürt değil Zazayız gibi sözler ederler. O her dönemin adamıdır. Yeni efendilere yeni yalanlar söyler, onlarla entel görünen ama temelsiz konuşmalar yapar.

Kölenin dostu olmaz demeyin. Köle karakterli bunlar yeni efendi bulmakta zorluk çekmezler. İktidardakinin etrafında döner durur.

Eh bizim iktidardaki iktidarsızlar da etrafında yaltaklananlardan hoşlanırlar. Aslında toplumumuzun iktidarlısı da kölesi de sömürge şartlanmasından geçtiklerinden, bakarsınız bugün en yaman devrimcidir, Kürdistan’ı kurup sosyalizm getirmek üzeredir, ama yarın düşmanın sofrasındadır. Ben uzun hayatm boyunca bu tür tiplerden uzak durdum. Hatta bana yaltaklandıkları halde değer vermedim.

Bunların bugün idolüsünüz, yarın ise taşlanırsınız. Köle ruhlu Kürtler, Kürtlere en çok zarar verenlerdir. Onlar kendisini Kürt görmeseler de…

 

Cemevine saldıranlar yakalandı

Suriyeli sığınmacılar nedeniyle saldırının yapıldığı iddia edildi. Dernek Başkanı Zeynal Odabaş, saldırı karşısında sessiz kalmayacaklarını söyledi.İstanbul Alevi Koordinasyonu Sözcüsü Vedat Kara, ise Alevi sığınmacıların İstanbul’a geldikten sonra idarenin tepki gösterdiğini ifade etti.

Gazi Mahallesi’nde dün gece meydana gelen saldırıda elinde silah bulunan iki kişi, iddiaya göre, saat 03.00 sıralarında cemevine girdi. Güvenlik görevlisini yaralayan saldırganlar yönetim binasının kapısını tekmeledi. Cemevinin güvenlik kameraları tarafından da görüntülenen olayda saldırganların Suriyeli sığınmacıları aradıkları iddia edildi.

DERNEKLER TEPKİ GÖSTERDİ

Olayın duyulmasının ardından Alevi dernekleri olaya tepki gösterdi. Açıklama yapan Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği Başkanı Odabaş, tehditler karşısında sessiz kalmayacaklarını ve Alevi dernekleri olarak gerekli açıklamaları yapacaklarını söyledi.

“TEHDİT EDİYORLAR”

İstanbul Alevi Koordinasyonu Sözcüsü Vedat Kara yaklaşık bir hafta önce İstanbul’a gelen yaklaşık 120 civarında Alevi sığınmacıyı barındırmak için çaba harcadıklarını ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği’ni de lojistik olarak kullandıklarını söyledi. Gece 03.05’te gelen iki saldırganın “Siz burada Suriyelileri barındıramazsınız” diyerek görevli arkadaşlarını tehdit ettiklerini söyleyen Vedat Kara, “Tehdit ediyorlar. Güvenlik görevlisinin kafasına silahın kabzasıyla vuruyorlar. Diğer arkadaşımıza tekrar ateş ediyorlar ama silah ateş almıyor. Bu büyük bir şans gerçekten. Onun arkasından da küfürler ederek ayrılıyorlar” dedi.

“TOPLUMSAL BİR PROBLEM”

Güvenlik kameralarının görüntüleri kaydettiğini söyleyen Vedat Kara, “Polisin kısa sürede bu kişileri bulacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin Suriye politikalarıyla ilgili bir durum var. Arkasında kim olursa, ne olursa olsun bilmiyoruz ama bunun mutlaka Suriyeli sığınmacılarla ilgili bir sorun olduğunu biliyoruz. Burada hükümetin Suriye politikalarının tek yönlü olduğunu, burada ne ile karşılaştıklarını çok iyi kavramayan ya da göz ardı eden bir tutum olduğunu düşünüyoruz” dedi. Saldırının sıradan bir olay olmadığının altını çizen Vedat Kara, “Arkasında kimin olduğundan ziyade bu toplumsal problemdir. Saldırı sırasında Suriyeli sığınmacıların saldırganları fark etmedi.

Kendi arkadaşlarımızdan çok onların paniklememesi bizi teselli etti. Olay yerinde bulunan mermileri de polise verdik. İdare’nin Suriyeli sığınmacıların yerleştirilmesinden rahatsızlık duyuyor. Buna çeşitli zamanlarda müdahale etmeye kalkıştılar. Biz mu müdahaleye karşı koyduk. Onlara kamplara götürmek istediler, kamplara götürülmelerini kabul etmeyeceğimizi söyledik. Kendi iradeleriyle gitmek isterlerse izin vereceğimizi söyledik. AFAD’dan gelen dostlarımız oldu, onlara dedik ki ’Burada bir çözüm bulun’. Burada bir çözüm bulamayacaklarını, İstanbul’u cazibe haline getiremeyecekleri gibi bir takım önermeler yaptılar” dedi.

İKİ KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Suriyeli sığınmacılardan bazılarının barındığı Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Kültür Derneği’ne saldırdığı öne sürülen 2 kişi gözaltına alındı.

Zaman gerçekleri çarpıtmakta sınır tanımıyor

Zaman gazetesi günlerce İstanbul’da parklarda yaşamak zorunda kalan ve şu an bir cemevinde barınan Alevi mültecilerle ilgili yaptığı haberde Suriye konusunda yapacağı çarpıtmanın herhangi bir sınırı olmadığını ortaya koydu.

Suriyeli Alevi sığınmacıların kaldığı cemevine silahlı saldırı!
Zaman gazetesinden Burak Can imzasıyla yayınlanan haberde, Sultangazi Pir Sultan Cemevi’nde kalan Aleviler, “Suriye’de Esed rejiminin katliamından kaçarak Türkiye’ye sığınan mülteciler” ifadeleriyle tanımlanarak büyük bir çarpıtmaya imza atıldı.

Muhalifler yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar
Zaman gazetesinin Esad rejiminden kaçtıklarını iddia ettiği Aleviler, Suriyeli “muhalifler” yüzünden ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarını açıklamışlardı.

Taraf gazetesi’den Ayfer Çalışkan’ın konuya ilişkin haberinde Halep’ten Türkiye’ye kaçan Hüseyin Hüseyn, yaşadıklarını “Savaştan kaçtık. Muhalifler evlerimizi, mallarımızı yaktı, sınırdan çıkarken tüm paramızı aldılar” sözleriyle anlatmıştı.

“Muhalifler bizi rezil etti’’ diyen Hüseyn şöyle devam etmişti:

“Esad bizi bu duruma getirmezdi, muhalifler yaptı. Ülkelerden destek aldılar bize de bunu yaptılar. Muhalifler Suriyeli değil, çoğu başka yerlerden, Türkiye’den giden insanlar da var. Suudi Arabistan ve Katar’dan da geliyorlar. Bizi malımızdan mülkümüzden ettiler.”

“Kamptakiler kadınlarımızı alıyorlar”
soL’dan Neslihan Koçaslan’ın haberinde ise Halepli İbrahim Hüseyin, yaşadıklarını ve neden kamplara gitmek istemediklerini şu ifadelerle anlatmıştı:

“Bu işi yapan Erdoğan. Sınırları açtı, 150 ülkeden insan geldi, Türkiye destek oldu. Alevi-Sünni diye bir derdimiz olmadı hiç, yıllarca birlikte yaşadık. Erdoğan geldi bizi böldü. Sünni biri çocukların boğazını kesmezdi, halkları ziyan ediyorlar. 2-3 ay parklarda yattık, sonra burası. Polisler bizi kamplara götürmeye çalışıyor. Oraya gitmeyiz, orada yezidler bekliyor, bizden nefret ediyorlar. Kadınlarımızı alıyorlar, erkeklere de hap veriyorlar, beyinlerini yıkıyorlar, Suriye’ye Esad’a karşı savaşa yolluyorlar.

Savaştan önce kunduracılık yapıyordum, çok şükür her şeyimiz vardı. Esad’ı halk istemese çoktan giderdi. 3 sene olmuş, adam hala gitmedi, neden? Esad’ın arkasında halk var. Bomba atıyorlar, Esad’ın üstüne atıyorlar. Suriyeli çatışan yok, teröristler getiriyorlar Kuveyt’ten, Türkiye’den. Erdoğan sınırları kapatsın, Esad üç saatte bitirir bütün işi. Ama sürekli sınırdan ambulans taşıyorlar.”

“Kızımı cihatçılardan korumak için kaçtım”
Başka bir Suriyeli Mülteci Meryem Hamud ise kızımı cihatçılardan korumak için kaçtığını şu sözlerle belirtmişti:

“Muhalefet dedikleri teröristler geldiler, çoluk çocuk demeden her yeri bombaladılar, evlerimizi başımıza yıktılar. 5 tane çocuğum var, kızım var diye Suriye’den ayıldık. Çünkü teröristler kızları sokakta görünce göz koyuyorlar, omuzuna üç kere dokunup dua okuduğunda kızı alıyor gidiyor. Yan komşumuzun iki kızını alıp gittiler öyle. Kızıma bir şey olmasın diye ayrılmak zorunda kaldım.”

sol

Sultangazi Pir Sultan Cemevi’ne silahlı saldırı

Suriyeli Alevilerin kaldığı Sultangazi Pir Sultan Cemevine sabaha karşı silahlı saldırı düzenlendi.

Alınan bilgiye göre, gece saat 03.30 civarında bir otomobil ile Gazi Mahallesi son durakta bulunan cemevine gelen iki kişi, silahla bekçinin kafasına vurarak yaraladı. Ardından Cemevi binasına ateş etmek istedikleri, ancak silahın tutukluk yaptığı öğrenildi. Saldırganların ellerindeki mermilerin yere düştüğü, ardından hızla arabaya binerek kaçtıkları belirtildi.

Yaralanan bekçinin kafasına dikiş atıldığı, durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Sabah saatlerinde olay yerine gelen polis inceleme yapıyor.

Suriye’de Özgür Suriye Ordusu’nun katliamlarından kaçan Aleviler, Antep üzerinden İstanbul’a gelmiş, sokakta kalan Aleviler Gazi Mahallesi son durakta bulanan Sultangazi Pir Sultan Cemevi ile Karayolları Cemevi’ne yerleştirilmişti. Saldırı düzenlenen Sultangazi Cemevi’nde 80 civarında Suriyeli Alevi sığınmacı bulunuyordu.

AKP Hükümeti’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu çetelerinden birkaç kişinin Gazi Mahallesi’nde de olduğu yönünde iddialar gündeme gelmişti. Saldırının Suriyeli sığınmacılarla igili olup olmadığı bilinmiyor.