Ana Sayfa Blog Sayfa 6411

Memleketim de, herkes soyuna çeker

2013 yılının Mart ayına kadar her şeye bir başka bakılıyordu. Terörist kelimesi Kürtlerin öteki adıydı. Teröristle mücadele etmek sadece devletin silahlı güçlerinin değil, aynı zamanda vatandaşın da göreviydi. Kürtler gasp edilen haklarını istedikleri için “Ülke bölünüyor” jokeriydi insanları yanıltmanın öteki adı. Şimdi Aleviler!

Devlet dediğimiz aygıt bir sistemler birliğidir ve kendi iktidarının garantisi için vardır. Silahlı güçlerini kendi varlığını sürdürebilmesi, yargıyı, yasaları, eğitimi, ekonomisini kendi geleceği doğrultusunda dizayn eder. Propagandasını, söylemlerini ise halk, adalet, hukuk, insan hakları, işçi hakları, ülke bölünmezliği, kutsal değerler, bayrak, Atatürk örtüsüyle örter. Demokrasilerin gelişmiş olduğu ülkelerden olmadığımız için ayak oyunlarının her türlüsü bizim ülkemizde geçerlidir.

Her şey gözlerimizin önünde gelişiyor. 30 yıldır ülkemizdeki savaş karşıtları bölücülükle, teröre destek vermekle suçlandı. Devletimizin dilinden düşürmediği terör sözcüğünün anlamı dahi sorgulama bilincinden, cesaretinden yoksun bir toplum yaratıldı. Terör, hiçbir amacı, hiçbir isteği olmayan katliamlara verilen isimdir. Bizim ülkemiz dışında, hak istemenin adı hiçbir literatürde terör olarak geçmez. Baskı altına alınan dillerin, kültürlerin, geleneklerin tarihi bir değeri vardır ve sahiplenilmesi insanlık görevidir. Ayrıca, insanlar kendi tarihi değerlerini öyle kolay kolay teslim etmezler. Bu iş o kadar kolay olsaydı, doksan yıllık Cumhuriyet tarihinde binlerce katliam yaşanmaz, insanlar tek tip olur çıkardı.

Son gelişmelere baktığımız da devleti yönetenlerin hedefindeki bölücüler Alevilerdir. KESK tutuklamaları, Reyhanlı katliamı üzerine yapılan resmi açıklamalar oldukça kaygı verici. Gerçi iktidarın siyasi yandaşlarını Sivas katliamından bu yana tanıyoruz, Alevilere karşı hiç de insancıl olmadıklarını biliyoruz diyenler olacaktır. Bu defa olayın boyutu çok daha tehlikeli. Amerikalılar, Katarlılar, İsrailliler; Kısaca, dünyada herkes ile müttefik olunabilir ama bu ülkede yaşayan Alevilerle ittifak olunmaz benzeri bir hedef gösterme senaryosu yazılıyor. Başrol oyuncularının üniformalı yada takunyalı olması kafalarındaki algı anlayışlarını değiştirmiyor. 1924 yılından günümüze kadar devlet aynı devlet; Alevilere bakış aynı bakış.

Alevilerin çoğunluğu bu durumun farkında değil. Asimilenin her türlü oyunu, en insani hak istemenin dahi önünde engel oluşturuyor. Kimisi borca aldığı arabası ile mutlu, kimisi tuttuğu Futbol takımıyla. Kimisi ayda bir yediği balık mangalı ile kimisi ayda bir içebildiği bir şişe rakısıyla. Hepsinin bir mutluluğu var da, mutluluk kimliğiyle ve ekonomisiyle özgür yaşamaya denir. Sokaklarda gaz bombalarına, hukuk da hak arayanların kendileri içinde gaz yediklerini görmezden gelenler, kazanılan her hakkı hak etmeden yiyenlerin mutluluğu bu.

İnsan olmanın, insanca yaşamanın ölçü olarak birbirine karıştığı yer burası. Hareketlerimiz, tavrımız, söylemlerimiz, yazılarımız, kendi oto sansür durumlarımızı döküyoruz ortaya. Vatandaş adına çıkarıldığı söylenen yasaların, vatandaşı susturmak, korkutmak, baskı altında tutmak için olduğunu biliriz. Beynimizle yüreğimiz arasındaki iletişimsizlik tavan yapar. Şunu da biliriz, en çok tepkiyi en yakınınızdakiler verirler. Bunun adı bölünmüş insanlıktır. İktidarların amacı bölünmüş insanlık oluşturmak ve bu bölünmüşlük üzerinden varlığını sürdürmektir. İtirazcılar bir biçimiyle ezilmeye çalışılıyor. En insani istemler dahi bölücülük, yıkıcılık gibi gerekçelerle suçlanıyor.

Tüm bunlar yetmiyor; Bu gün temeli atılan bir köprüye tarihi Alevi katilinin adı veriliyor. Eskiden laiklik söylemi arkasında Sünnilik örgütleniyordu, bu gün resmen güç gösterisi yapıyor. Devlet adına konuşanların her kelimesi Sünniliğin en gaddar sözcüklerinden seçiliyor. Türkiye devleti “Ben Sünni’yim” diyor artık.

İçimden gelenleri açıkça söyleyecek olursam, Yavuz Sultan Selim isminin bu köprüye verilmesi en uygunu. Yaşamında binlerce Alevi’yi katleden bir Yezit, ölümünden 500 yıl sonra binlerce ağacın, bitkinin, canlının katili oluyorsa bu isim doğrudur. Bunlardan başka dünyada, bu kadar katliam yapacak bir başka insan bulunmaz. Ancak bu anlayışın güç kazanması gelecek için korku verici.

17 Bin faili meçhul cinayetin katillerini bulamayanlar, Sivas’ın katillerini salıverenler, 3 dakika içinde Antep’deki patlamanın faillerini, iki saat içinde Samandağ’ın katillerini bulduklarını ve suçlunun Aleviler olduğunu söylemeleri inandırıcı mı? Ben inan(a)mıyorum. Bu yapılanlar bana generalleri hatırlatıyor, iktidarı ellerine aldıklarında toplu tutuklamalar, işkenceler, katliamları onlar Sünni laiklik adına yapılıyordu, şimdi Sünni dincilik adına yapılıyor. MHP, CHP, İP gibi Sünni bir muhalefet olduğu sürece daha çok aşağılanacağız, daha çok ayyaş hakaretleri duyacağız. Kısaca; Benden olmayan, bana benzemeyen ayyaş, namussuz, ahlaksız; ahlaksızlar, namussuzlar, ayyaşlar dindar olduğu sürece iyi vatandaş. Dağlar gitmiş, sular kirlenmiş, canlılar ölmüş hiç önemi yok. Çok din çok yabancı para geçerli olan memleketimde..

29.05.2013

Yavuz Selim; (1465-1520) bir alevi düşmanı ve katilidir.

Süleyman ZAMAN

Yavuz Selim’in kazaskeri Müftü Hamza, hazırladığı fetvayla Yavuz Selim’in, Alevi kıyımını yapmasına olanak sağlamıştır. Daha doğrusu Yavuz, din adamından fetva alarak, yapacağı katliama meşruluk yüklemeye çalışmıştır.

Müftü Hamza, hazırladığı fetvada şöyle der. “Ey Müslümanlar, bilin ve haberdar olun ki, reisleri Erdebil oğlu İsmail olan Kızılbaş topluluğu, peygamberimizin şeriatını, sünnetini, İslam dinini, din ilmini, Kura’nı, iyiyi ve doğruyu küçük gördüler…. Bunlar kâfir ve dinsizdir. Onlara sempati göstermeyin. Bunları dağıtmak bütün Müslümanların görevidir. Kâfirleri öldürenlerin yeri cennettir… vs. (Baki Öz, Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri, Can yay. 1995. S. 103)

Şu sakat düşünceye bakın. Burada insani bir duruş var mıdır? Kendinde olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni ve inanmayanı dışlamak ve yok etmek anlayışı…

Herkes aynı inançta olmak zorunda mıdır? Bugün Sünnilik içinde bile 100’e yakın tarikat, 4 mezhep vardır. Bakın orada bile farklılıklar bulunmaktadır. Oysa çeşitlilik ve farklılıklar zenginliklerdir.

Yine, aynı dönemde Şeyhülislam İbni Kemal, Yavuz’a Alevilerin kıyımıyla ilgili fetva hazırlar. Yavuz’da bu fetvaya uygun olarak on binlerce Kızılbaş’ı katleder. İbni Kemal fetvasında; “Dinden dönenlerin katlinin geçerli olduğunu söyler; Kızılbaşların helal saydıklarını haram olarak görülmesini emreder. Onların kestiği hayvanın yenilmeyeceğini öğütler. Kırmızı şapkayı ve kırmızı renk elbise giyinmeyi yasaklar. Bunlar kâfirdir ve öldürülmelidirler “ hükmünü verir. (Öz, age, s. 104-105)

Alevilerin kestiğinin haram olduğunu söyleyen ve onların görüldüğü yerde öldürülmelerini emreden bir anlayış da, hangi insani bir duruş beklenebilir? Böylesi bir insanın ortaya koymuş olduğu değerlere, özünde insanlık taşıyan hangi insan olur verebilir?

Neymiş suçları, Şah İsmail taraftarı olmakmış!!!

Şah İsmail’in kurduğu devlet, Türk devletidir. Osmanlı, farsça, Arapça konuşurken, Şah İsmail öz Türkçeyi konuşuyordu. Türkçe şiirler yazıyordu.

Osmanlı, İbni Kemal ve onun gibiler, Türkmenlere “Etrâk-i bî idrâk” yani akılsız Türk demiştir.
Yavuz Selim, bu iki din adamından aldığı fetvalarla, kimi kaynaklara göre 40 bine yakın Kızılbaş’ın (Alevinin) ölmesini sağlamış bir Alevi katliamcısıdır.

Şimdi böyle birisinin yapılacak olan 3. Köprüye isim olarak önerilmesi, AKP’nin Alevilere şaşı bakışının bir yansıması değil de nedir?

Çorum da Başbakan Tayyip Erdoğan, Kanuni Döneminde Alevilerin katlini imzalayan Ebusuud’a selam göndermedi mi? Bu hangi düşünce ürününün bir yansımasıdır acaba?

AKP, bir yandan Alevi Çalıştayları düzenleyerek, Alevilere şirin gözükmekte, zahiri bir yansıma yapmakta; ama asıl bilinçaltındaki Alevi düşmanlığını ortaya koymaktan da geri durmamaktadır.

AKP içinde politika yapan “Alevilerin” bu durumu içlerine nasıl sindirdiklerini çok merak etmekteyim!!!

Suriye Politikalarını bile Alevi karşıtlığı üzerine kuran; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi Kimliğini sürekli gündemde tutarak, kendince değersizleştirmeye çalışan; Aleviliği sürekli kendi anlayışı doğrultusunda tasarımlamak isteyen… bir AKP’nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın inanırlılığı kalmış mıdır?

Alevilerin değerlerine saldırarak politik yapanları, Aleviler bilmektedirler.

Bu ülkede, ezilenler, dışlananlar, hakları yenilenler vs. Alevi-Sünni-Musevi-İsevi vs. kim olursa olsun, birlikte bu haksızlıklar karşında bir araya gelmeyi bilmeliler.

3. Köprü başlı başına zaten bir rant alanıdır. Bir çevresel yıkımdır. Bu yıkıma “kıyımcı ve yıkımcı” bir isim verilmek istenmesi de bir ironi olsa gerek.

Ama, burada AKP’nin iki yüzlülüğünün bilinmesi ve ortaya konulması önemlidir.

Bir Kızılbaş kıyımcısı olan Yavuz Selim’in ismini istediğiniz kadar yaşatın, onu aklamak olanaksızdır. Çünkü tarih hükmünü vermiştir.

Yaşayan ve taraf tutan bilinçler yanılabilir ama tarih baba asla yanılmaz.

Aleviler, kimsenden bir şey beklememektedirler, yalnızca değerlerine saygı beklemektedirler…

Çözüm süreci, CHP ve Aleviler

Hacı Bayram MENGİ

Türkiye cumhuriyeti belki de kurulduğu günden bu yana attığı en doğru adımı atıyor. Türkiye’nin maddi ve manevi olarak gelişmesinin ve demokratikleşmesinin önünde en büyük engel olan Kürt sorununun çözümünde başlatılan diyalog hem Türkiye hem de Kürtler açısından tarihi önemdedir. Her iki kesimin önünde de iki seçenek vardı. Ya savaşarak “kaybet-kaybet” yolunu seçeceklerdi. Ya da diyalogla İngilizlerin “win-win” dedikleri “kazan-kazan” yoluna seçeceklerdi. İkinci yolun se
çilmesi her iki taraf içinde tarihi önemdedir.

Başlatılan bu süreç karşısında, akan kandan beslenen MHP, akan kanın durmaması için sert bir muhalefet sergiliyor. MHP’nin faşizmi herkes tarafından bilindiği için onun üzerinde durmaya gerek yok. Ancak CHP’nin bu süreçteki tutumu düşündürücüdür. Çünkü CHP mevcut sistemi kuran parti olduğu için bizzat bu sorunun kaynağıdır. Bundan dolayı sorunun çözümünde yer alması bir zorunluluktur. CHP’lilerin hem nalına hem mıhına siyasetinin en açık göstergesi her şeye bir bahane bularak işi yokuşa sürmesinde kendini gösteriyor.

Bu süreç içinde, “Bize bilgi vermiyorlar, ondan dolayı neye destek olacağımızı bilmediğimiz için destek olamıyoruz” diyorlar. Bu ipe un sermektir. Tasavvufun ve hoşgörünün simgesi olan Mevlana adeta kendi döneminde CHP siyasetini eleştirirmiş gibi şöyle demektedir; “Kusur aramak için bakma birine, ararsan bulursun; kusuru öğretmeyi marifet edin, işte o zaman kusursuz olursun.”

Alevilerin mevcut CHP siyasetini desteklemesi mümkün değildir. “İlericilik” adı altında Aleviliğin içini boşaltan bizzat bu partidir. Alevileri, CHP’nin değişmez kitlesi yapmak ve Alevileri kendi özünden, felsefesinden uzaklaştırmak için son dönemde CHP’li Birgül Ayman Güler zihniyetinde “Alevi önderleri” ortaya çıkmaktadır. Hiçbir Alevi bunların söylediklerine kulak vermemelidir. Zira “Türkler, Kürtlerden üstündür” zihniyetini destekleyenler ve “Alevilik öz Türklüktür” diyenler bizzat Aleviliğin yetmiş iki milleti aynı nazarda görmek felsefesine ihanet etmişlerdir.

Çünkü ne Türk, Kürt’ten üstündür, ne de Kürt, Türk’ten üstündür. Hepsi insan olarak doğduğu için eşittir. Alevilik ise; Türklerin ortaya çıkardığı bir inanç ve felsefe olmaktan ziyade, İrani halkların ve Zerdüşti geleneğin günümüz versiyonudur. Ama buna rağmen sadece türlere de ait değildir. Madem “kıblemiz İnsan” diyoruz o zaman Alevilik bütün insanlığın ortak mirasıdır. Bunu Türklere, Kürtlere, Araplara mal etmek Aleviliğe yapılacak en büyük ihanettir ve Alevileri parçalamaya dönük bir tarzdır.

Yine bu “Alevi önderleri” devletle işbirliği içinde, Alevileri adeta kurbağa yerine koymaktadırlar. Kurbağayı, direkt sıcak suya atarsanız oradan hemen sıçrayıp çıkar. Ama soğuk suya atıp suyu yavaş yavaş ısıttığınızda kurbağa hiçbir şey hissetmez ve su kaynama noktasına geldiğinde ölür.  Bu “Alevi önderleri” de, Alevilere; “siz Sünni siniz” dedikleri zaman sert tepki alacaklarını bildikleri için, Aleviliği Şiilik üzerinden önce İslamiyet’e bağlayıp daha sonra, İslamiyet’te ibadet yeri tektir o da camidir demagojisiyle Alevilere camiyi tek seçenek olarak sunmaktadırlar. Görünüşte de cem evlerinin en ateşli savunucusu gibi görünmektedirler. Aleviler bu kesimlere karşı uyanık olmalıdır. Çünkü “Ağacın kurdu, ağaçtan olmasa; ağaç kurumaz” bu kesimlerde bir kurt misali Aleviliği içten içe yozlaştırmakta ve içini boşaltmaktadır.

Aleviler bu kesimlere karşı tutum almalı ve tarihine bakarak ders çıkarmalıdır. Zulme karşı isyanın adı, Ebu Müslim Horasani; toplumsallığın ve komünalitenin adı Şeyh Bedrettin; Koçgiri’nin aslanları, Alişer ve Zarife; Dersim piri, Seyid Rıza bütün canlara yar ve yardımcı olsun. Sahip oldukları kutsal ışıkla yolumuzu aydınlatsın.

Özgür Gündem Gazetesi/Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi

Alevilerin varlığı, alevi olmayanların çenesini yorarmış

Nafiye Gölbaşı

Yakında yanlışlıkla ağzından ‘A’ çıkan birine ‘Alevi mi demek istemiştiniz’ diye sorulacak gibime geliyor. Siz söyleyin biz haber yapalım.

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış dedikleri gibi, Alevilerle ilgili, başlıktan öteye gitmeyen, haberler halkın yoğun isteği üzerine mi aranıp bulunuyor,  ne bu ilgi alaka, nerede bir kurt ölmüş anlaşılır gibi değil.

Adamlar bir sayfa dolusu, ipe sapa gelmez şeyler söylüyorlar, yazıyorlar, ama içlerinden bir tek kelime, bir cümle cımbızlanıyor ve başlık oluyor o söz.

İçinde alevi kelimesi geçsin de, içeriği hiç önemli değil.

Zor buluyorlar zaten.

Karaborsa ve durdukça da değerleniyor, artık sakız haline gelmiş olan sözler ve şimdiye kadar duyduğum kadarıyla hiçbir haberin nedeni de Alevilerin kendisi değil.

Onların üzerine gelen de, yerlerini dar eden de, onları kurtarmaya, kışkırtmaya çalışan da, sağ olsunlar, derici misali, hep başkaları.

Sadece kendilerini savunurken, protesto ederken, birilerini hakaretten mahkemeye verirken haber olmuş aleviler.

Düşün yakamızdan, bir gölge etmeyin ya, dememişler hiç. Yıllarca, yılmadan, usanmadan, saldırıları hak etmediklerini anlatmaya çalışmışlar hep ama buna rağmen Sünniler ‘siz böylesiniz’ de kalmış, onlar ‘biz öyle değiliz’ de.

Bir arpa boyu yol alınmamış.

Tek korkuları dışlanmak olmuş sanki yaşadıkları yerlerde.

Azınlıkta oldukları her fırsatta hatırlatılmış onlara ama onlar bunu bilerek sürdürmüşler yaşamlarını.

Güçlerinin yetmeyeceğini bilmişler.

Allah doğruyu eğriyi nasılsa görür diyerek, ona havale etmişler birçok şeyi ama artık el-insaf yani.

Gün geçmiyor ki semah dönen kızların resmi altında içi boş  haberler yazılmasın.

Alevi örgütleri THY grevcilerine yemek vermiş, diye okudum bugün internette mesela.

Çok önemli bir haber.

Okuduğuma pek sevindim.

Pilav da nohutluymuş.

Aşure geleneğinden geliyor.

Aleviler de şaşıyorlardır, ne oluyor böyle ya, diye.

Ne kadar da kıymet verirlermiş bize meğersem. Ağzımızın içine bakarlarmış da haberimiz yokmuş.

Bari biraz ortalıkta görünelim, demişlerdir.

Hayırdır inşallah.

Adamlar pazara gitseler haber olacak yakında.

‘Aleviler topluca pazarda göründüler.’

Aşağıdaki haber de çok güzel ve iç açıcı.

Neden böyle bir savaş çıksın. Böyle bir şeyin olmasına izin vermeyiz demek düşmez mi Baykal’ a. Hem hangi alevi savaş çığlığı atmış, Sünnilerin evlerine çarpı işareti koyup, ölüm tehditleri yollamış. Kim, duyan var mı? Ama hayır, bir katliam olabilir diyorsanız oke. Buyurun, meydan sizin.

Alevilerin varlığından kendilerinden başka herkes rahatsız ve mesele de belki de bu zaten.

Onların kendileri gibi olmaları onları rahatsız eden bir şey olsaydı eğer, herhalde onlar da bugüne kadar bu işin bir çaresine bakardı. Demek ki ya o gün ya gelip çatmamış, ya da ortada bir problem varsa eğer bu onların değil.

Birileri ‘Ya unutmuşuz, siz de vardınız değil mi Aleviler? Sahi niye hiç sesiniz çıkmıyor sizin’, diyerek neredeyse zorla dinden imandan ediyor insanı.

Hem ne Alevisi ya!

Ne Sünnisi!

Ne Esad’ı!

Bize ne Esad’dan?

Allah aşkına bir susun ya!

Bir susun ve onların adına konuşmayın!

Kurtarmaya çalışmayın!

Okullardaki öğretmenlerin, halkın, başka dinlere, dillere, ırklara, inançlara olan saygısızlıklarını, cehaletini tartışın, kendinizden başlayın önce illa da bir birilerini kurtarmak istiyorsanız.

Çocuklarımızın okullarda kardeşlik ve barış içinde eğitim görmesini istiyoruz deyin.

Mum söndürülüyor denince yok öyle bir şey, bunlar dominant dinlerin, azınlık dinleri halkın gözünde küçültmek için ortaya attığı sözlerdir, birilerinin tepesine çıkarak büyünmez deyin.

Yeryüzünde, Tanrı katında herkes eşittir deyin.

Hem öyle bile olsalar, herkesin inancı kendinedir, herkes kendi yaptığından sorumludur, yargılamak bize düşmez deyin.

Başkalarını kurtarmak için yormayın kafanızı.

Herkesin kendi ağzı, tercihleri var.

Onları değerinde bırakın yeter.

radikal

En iyisi Yavuz Sultan değil Muaviye köprüsü olsun

Veysi Sarısözen

Cumhurbaşkanı, 3.Köprü’ye Yavuz Sultan Selim’in adını verdiklerini açıkladı.

Yavuz Sultan Selim kimdir?

Osmanlıya Halifeliği getiren ve Osmanlı İmparatorluğunu, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da genişleten padişahtır.

Belli ki, AKP, Türk devletinin bir “Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Aynı zamanda “yeni Osmanlıcılık” denilen, “bölgesel hegemonya” hedefini de bu yolla bir kere daha “hissettirme” yolunu tutmuş

Olabilir. Hayaldir. Hülyadır. Rüyadır. Diyelim ki, ütopyadır. Biz hayal kurma, hülyaya dalma, rüya görme, ütopya peşinde koşma özgürlüğüne bağlıyız. İster komünizm ütopyası peşinde koş, ister hilafetin geldiği günleri hayal et. Aynı zamanda gerçekçiyiz; şu kapitalizm dünyasında herkes hegemonya peşinde koştuğuna göre, bizim İslamcı da bölgenin hegemonyası için kolları sıvayacaktır. Özgürlük hayatın esası, hegemonyacılık da hayatın berbat bir parçası. Yavuz Sultan Selim köprüsünde “hilafet günlerini” hayal edip, “hegemonya günlerinin” hülyasına dalanlara, “size karşıyız” dışında diyecek fazla söz yok. Herkes “hayal ettiği müddetçe yaşar”…

Ama iş bunlarla sınırlı değil.

Yavuz Sultan Selim’in adı yukarda sayılanlardan başka özelliklere de sahip çünkü:

Birincisi, bir “darbeci”dir. Bir hükümete karşı değil, babasına karşı darbe yapmıştır. Padişahlığı, babası Beyazıt’a karşı yaptığı bir darbeyle ele geçirmiştir. Pek çok kaynak, daha sonra, tahttan vazgeçen babasını da zehirlediğini belirtmiştir.

İkincisi, ağabeyinin ve kardeşinin katilidir.  Her ikisini boğdurtmuştur.

Üçüncüsü, İslam aleminde Muaviye’den sonra ilk “mezhep savaşını” açan ve Alevi Türkmen Safevilerle savaşan ve savaş sonrasında “Kızılbaş katliamını” yapan padişahtır.

Bu son özellik, aktüel bölgesel gelişmeler bakımından çok anlamlıdır.

Bölgede bir “mezhep savaşı” tehlikesi büyüyor.

Bu “mezhep savaşının” bir tarafında İran, Suriye’de Esad rejimi, Lübnan’da Hizbullah ve diğer Şii-Alevi güçler, diğer tarafında Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, selefiler, el Kaide, el Nusra ve diğerleri yer alıyor. Birincilerin arkasında Rusya, ikincilerin arkasında ABD bulunuyor.

Ve tam böyle bir bölgesel ortamda, 3. Köprü’ye, Şah İsmail’e, yani Hatayi mahlasıyla yazan büyük Alevi önderine karşı savaşmış, tarihin en büyük “Kızılbaş katliamını” yaparak onu yenmiş ve topraklarına el koymuş Yavuz Sultan Selim’in adı veriliyor.

AKP’ye akıl verenler, belli ki, son derecede sofistike yöntemlerle rakiplerini “provoke” etmeye çalışıyorlar.

“Hilafeti” getirenin adını köprüye vererek “Cumhuriyetçi ve laik” unsurları, içi boş bir “tarihi isim kavgasına” bilerek çekmek, hiç kuşkusuz “kurnazca” düşünülmüş bir kışkıtmadır. AKP, kendisine karşı ciddi bir muhalefeti, bu yöntemlerle, başından bire önlemiştir.

Bir süredir tüm kamuoyunu meşgul eden “alkol” kısıtlamaları da bu yöntemin bir parçasıdır. Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök günlerden bire nasıl bir “şarapçı” olduğunu anlatmakta, onun okurları, “Samatya’da rakı ziyafeti” için internette ilanlar vermekte. Böylece AKP, Türkiye’deki demokrasi ve çözüm saflaşmalarını çarpıtmakta, “içenler ve içmeyenler” gibi gülünç kutuplaşmalarla kamuoyunu oyalamakta.

Ne var ki, bütün bu gülünç oyalanlamalar ve “kavgalar”ın gerisinde, gerçek bir tehlike yatmaktadır; “Mezhep savaşları” tehlikesi…

AKP’nin, “alkol kısıtlamalarını”, toplumun sağlığı ve güvenliği gerekçesi yerine “İslamın şartı” olarak savunması Türkiye’de “Sünnilerle alevi-bektaşıler” arasında demagojik bir gerilim yaratmaya adaydır. Alevi ve Bektaşi geleneklerinde, Sünnilikten farklı olarak “alkol” konusundaki “liberal” yaklaşımı bilen AKP ideologları, “mezhepler arasındaki barışı” bu gibi demagojik “kavgalarla” bozmaya kalkışıyorlar. İstanbul’un, İzmir’in ve Ankara’nın “laik elitleri” ya da “içki içen aydınları”, genellikle “halk” arasında yaşamıyorlar. Kendi aralarındaki “modern gettolarda” yiyorlar ve içiyorlar. Buna karşılık, Alevi ve Bektaşi kitleleri, Sünni kitlelerle iç içe yaşıyorlar. “İçen-içmeyen kavgası”, elitlerin arasından halka indiği zaman, karşımıza işte bu, “mezhepler savaşının” ilk psikolojik basamakları çıkıyor.

Ve  şimdi 3.köprüye Kızılbaş katliamının en büyük sorumlusunun ismini vermek, bizim Anadolu kültürümüz açısından, bu köprüye Muaviye Köprüsü demekten farksız bir şeydir.

Başbakan ve arkadaşları, her fırsatta Suriye siyaseti bakımından, “mezhepçi” bir tutum içinde olmadıklarını söylemekteler.

Ne var ki, bütün işaretler tersini gösteriyor.

İnsanlar şimdi şu soruyu soruyor: Hükümet, Kürtlerle barış sürecini, “mezhep savaşlarına” hazırlık amacıyla istismar etmeye mi kalkışıyor?

Türk-Kürt barışını, “Alevi-Sünni savaşı”na alet etmeye, bilinmeli ki, en başta “Alevi, Şafi, Ezidi, Süryani ve diğer inançtan” insanların bir toplamı olarak Kürt halkı izin vermeyecektir.

Sizin kültür dağarcığınızda, baba ve kardeş katili, darbeci ve Kızılbaş katliamcısı bir sultanın isminden başka bir zenginlik yok mu?

Mesela bu köprüye”İbni Sina”nın, ya da “Farabi”nin ya da  “Ömer Hayyam”ın ismini verebilirdiniz. Ve köprünün ayaklarından birine de Hayyam’dan, iki yüzlü “mütedeyyinlere” hitaben terennüm edilmiş şu rubaiyi tunç bir levha üzerine yazabilirdiniz:

“Bir elde kadeh, bir elde Kuran;

Bir helaldir işimiz, bir haram.

Şu yarım yamalak dünyada

Ne tam kafiriz, ne tam müslüman!”

Köprünün adı Alevileri ayaklandırdı!

Alevilerin çocuklarına bile ismini vermediği Yavuz Sultan Selim’in adının köprüye verilmesi sosyal medyada tepki yağdırdı.

Üçüncü Köprü’nün adına Alevilerin sevmediği Osmanlı sultanı olarak bilinen Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesine Aleviler ayaklandı. Sosyal medyada pek çok dernek ve insan köprünün adı olarak Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi tepki toplandı.

Sosyal medyada, Yavuz Sultan Selim “Alevi-Bektaşi-Kızılbaş celladı” olarak nitelendirilip, Selim’in 40 bin Aleviyi katlettiğini iddia ederek bu köprüye adının verilmesi Alevilere hakaret olarak yorumlandı. Facebook’ta da onlarca Alevi grubu bu kararın yanlış olduğunu savunan açıklamalar yayınladı.

ALEVİLER YAVUZ’U NEDEN SEVMEZ?

Alevilerin çocuklarının ismine günümüzde “Yavuz” adını bile vermemelerine giden olay Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’nda Alevilerin yer aldığı Safevi Devleti sultanı Şah İsmail arasındaki yaşananlara dayanıyor. Yavuz Sultan Selim’in Anadolu’da yaşayan Alevilere de katliam uyguladığı hatta 40 bin kişiyi katlettiği iddiaları yüzünden Alevilerin Yavuz Sultan Selim’e kin beslediği biliniyor.

İşte sosyal medyadaki tepkiler…

-Üçüncü Köprünün adı manidar olmuş, döneme de uygun düşmüş: Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Alevi Toplumu bu konuda haklı olarak tepkili.

-Köprünün ismi Yavuz Sultan Selim olmus. Zamanin emperyalistlerini anan, onlara tapan, tarihte yasayan zavalli zihniyetin eseri.Utanc verici.

-Sabiha gökçen havaalanına inip yavuz sultan selimköprüsünden geçerek evine giden bi Alevi düşünün
Biri bombaladı biri kılıçtan geçirdi bizi

-“Ol bu köprüden gavur geçsin. Rum geçsin. Kürde nasip olmasın.” Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün girişine bunu yazarlar artık.

-3.Köprünün adı Yavuz Sultan Selim Köprüsü olacakmış. Bu milyonlarca Aleviyi hiçe saymak demektir. Ayıptır, ayıp!…

-yavuz sultan selim köprüsüne yezidin ismini vermişler

-Yavuz Sultan Selim aslında Alevi öldürmemiştir. Alevilerin içinden bir grup, sırf Yavuz’u suçlamak için binlerce Aleviyi katletmişlerdir..

-3. Köprünün adı Yavuz Sultan Selim. Babasını devirdi, ilk Osmanlı halifesi; Alevi’leri dinsiz, kafir saydı, öldürttü. Hayırlı, uğurlu olsun.

-Yavuz Sultan Selim alevileri katleden padişah olarak tarihe geçti, Recep Tayyip Erdoğan da doğayı katleden padişah olarak tarihe geçecek…

internethaber

TRT’den Aleviler yazı dizisine sansür

Nedim Şener’in pazartesi günü Posta gazetesinde yayınlanmaya başlayan “Aleviler ne istiyor?” yazı dizisine ilişkin reklam filmi TRT’de sansüre uğradı. Şener’e gönderilen gerekçe mailinde ise, “Yayınlanamaz” bulunduğu yazıyordu.

Birçok televizyon kanalında yayınlanan reklamdaki “Alevilerin katliamlarla susturulduğu” ifadesi, TRT’yi rahatsız etmişti.

Şener bugün yayınlanan, “TRT’den ‘Aleviler’ yazı dizisinin reklamına sansür” başlıklı köşe yazısında reklam sansürünü şöyle anlattı:

Posta gazetesinde Pazartesi günü “Aleviler Ne İstiyor?” başlıklı yazı dizisine başladık. Evet Türkiye’de Alevilere karşı önyargıların olduğunu biliyordum ama tepeden tırnağa bu kadar düşmanlığın olduğunu tahmin edemezdim.

Telefon, e-posta ve twitter üzerinden yapılmayan “sövgü” kalmadı. En basiti “Sen Alevi misin?” sorusuydu. Alevi olsam ne olur olmasam ne olur? Ama belli ki bu soruyu soranların gözünde “Alevi olmak” bir suçtu. Ve böyle bir diziyi ancak ve ancak bir Alevi yapabilirdi.

“Türk müsün?” diye soranlar da olmadı değil. Bu tür düşünenleri kendi hallerine bıraktım. Allah ıslah etsin. Ama TRT’nin Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun yaptığı bana göre işin şahikasıydı.

Yazı dizisi yayınlanmadan önce bir reklam filmi çekildi. Toplam 20 saniyelik reklam filminde şu cümleleri söyledim: “Dışlandılar. Katliamlarla susturuldular. Sadece seçim dönemlerinde hatırlandılar. ‘İnançlarımızı artık özgürce yaşayalım’ diyorlar. Değişen Türkiye’den ne bekliyorlar?”

Reklam filmi Pazar akşamı yayınlanması için TRT dahil tüm televizyon kanallarına gönderildi. Televizyonların tamamında yayınlandı, TRT hariç. Pazartesi günü sebebini öğrenmek için bir araştırma yaptık. Gerçeği TRT’den yetkili Özlem Taşkan’dan gelen e-posta ile öğrendik. ozlem.taskan@trt.net.tr adresinden bize ulaşan e-posta’da aynen şu yazıyordu:

“Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı kararına göre; Posta Gazetesi Nedim Şener Reklam filmleri içindeki ‘Katliamlarla susturuldular’ ifadesi nedeniyle YAYINLANMAZ almıştır. İyi çalışmalar.”

TRT’nin mesajı net; reklam filmi “Katliamlarla susturuldular” ifadesi nedeniyle yayınlanmamıştı. Olayı, kaderde TRT sansürüne uğramak da varmış deyip sineye çekebilirdim. Ama bir zihniyetin iyice anlaşılması lazım. Elbette mesele reklamın TRT’de yayınlanması ya da yayınlanmaması da değil. Mesele TRT’nin tarihte yaşanmış katliamları inkar eder nitelikteki tutumudur.

TRT kabul etsin ya da etmesin, Dersim’de, Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta, Madımak’ta katliam yapıldı. TRT tersini düşünüyor olabilir. Peki o zaman Başbakan Erdoğan kısa süre önce “Dersim katliamı” nedeniyle kimden özür diledi?

 

Alevi Örgütlerinden Greve Destek

İSTANBUL – THY ’de 13. güne giren grev nedeniyle Genel Müdürlük binası önünde bekleyen çalışanları, çeşitli Alevi derneklerinin üye ve yöneticileri ziyaret etti.

Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Merkezleri, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ile Şahkulu Sultan Vakfı’ndan gelen üyeler Hava-İş’in Genel Müdürlük önündeki grev gözetleme noktasını ziyaret ederek, etli pilav ile ayran ikramında bulundular.

Gazetecilere konuşan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hüsniye Takmaz grevde bulunan sendika üyeleriyle dayanışma halinde olduklarını söyledi. Takmaz, burada dağıttıkları “lokmaların” bir sevgi göstergesi olduğunu ifade ederek, “İnancımız gereği, sevgimiz ile hoşgörümüzü, inancı, etnik kimliği ya da siyasi görüşü ne olursa olsun insanlarla paylaşmayı, kendimize bir görev olarak görüyoruz. Onun için bugün buradayız” diye konuştu.

Hava-İş Sendikası Başkanı Ayçin de grevde olan işçilere verilen destekten dolayı memnuniyet duyduklarını anlatarak, “Bu dernek ve federasyonlarımız daha önce de THY’de işten çıkartılan 305 işçinin mücadelesinde de bizi yalnız bırakmamışlardı. Şimdi bu grevde de yanımızda olduklarını gösterdiler” değerlendirmesini yaptı.

Alevilik artık Avusturya’da resmen bir cemaat

Aleviler Avusturya’nın resmen tanınmış 15. dini cemaati oldu

Avusturya devleti, Alevileri dini topluluk- cemaat olarak tanıdı. Bu tanıma ile Aleviler Avusturya’nın resmen tanınmış 15. dini cemaaiti oldu. Avusturya’nın Alevileri resmen tanıma kararı Kültür Bakanı Claudia Schmied tarafından imzalanarak Resmi Gazetede yayınlandı. “Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu” (ALEVİ) ise tanıma kararını, şükranla karşıladıklarını duyurdu.Die Presse.com’un haberine göre, bu durum, Alevilerin tebrik gönderilerinde, “Bu yasal tanıma ve diğer dinlerle eşit sayılma hakkıyla, Avusturya tarih yazdı” şeklinde bir ibare yer aldı.

Buna benzer son tanıma 2009 yılında Yeho Şahitlerinde söz konusu olmuştu. Böylelikle Aleviler okullarda düzenli olarak din dersine de imkan kazanacaklar.

PAZAR GÜNÜ KUTLAMA

Alevi Topluluğu üyeleri önümüzdeki pazar günü saat 13:00’de Viyana’nın Florisdorf ilçesinde bulunan Mozaik Eventcenter’da tanıtmayı kutlayacaklar. Kutlamaya, başka dini inanışların sözcüleri ve siyasiler de davet edildi.

Kardinal Christoph Schönborn adına Viyana piskoposu Franz Scharl, Kültür Bakanı Claudia Schmied ve Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz (ÖVP Partisi)’nin katılım için söz verdiklerini Kathpress haber ajansı bildirdi.

Nisan ayından itibaren Kültür ve Eğitim bakanlıklarına din dersleri için gerekli düzenleme ve başvuruların yapıldığı ve Alevi Dini Derneği olarak tüm şartların yerine getirildiği, başvurunun ise 2010 yılında yapıldığı belirtiliyor.

RESMİ ÜYE SAYISI 17 BİN 351

Açıklamalarda Aleviliğin en az 100 yıldır varolduğunu Avusturya’da ise en az 20 yıldır kültür derneği olarak varlığını sürdürdüğü ve ibadetlerinİ burada yapdığı belirtiliyor.

Dernek tüm ülkede 80 bin Alevi olduğunu kendi resmi üyelerinin ise 17 bin 351 olduğunu söylüyor. Derneğin açıklamasına göre ise Türkiye’de 25 milyon, tüm dünyada ise 80 milyon Alevi yaşıyor

BAŞKA ALEVİ SÖZCÜLER DE VAR

Die Presse.com’un haberinde, söz konusu ALEVİ derneğinin “Avusturya Alevi İslam Dini topluluğu” (IAGO)’dan ayrılmış bir grup olduğu belirtildi. Bu grup, kendilerini Şiiliğin bir kolu olarak görüyor.

Bir diğer Alevi grubu ise “Avusturya Alevi Dernekleri Federasyonu” ancak bu grubun resmen dini topluluk olarak tanınmamasının nedeni idare mahkemesinde davalarının sürmesi.

Die Presse.com’a göre, Avusturya’da bir üçüncü grup ise  “Altaleviten” (Eski Aleviler) denilen grup. Bu grup çoğunluk olarak Kürtlerden oluşuyor ve dini bakımdan kendilerini İslam’a ait görmüyorlar. Ancak bu grubun da bir Dini Topluluk başvurusu var.

Kerem Abadi/ Dünya Bülteni – Haber Merkezi

Alevi kadınlar: Sürecin yürümesi için türlü şeyi yaparız

Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreçte kimi çevreler Alevilerin sürecin dışına itildiği yönünde iddialarda bulundu. Öcalan bu iddialardan duyduğu üzüntüyü dile getirirken Aleviler de sürece olumlu baktıklarını ifade etmeye devam ediyor.
Süreci destekleyen Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat, CHP’nin süreci sabote etmek için ortalığı karıştırmaması gerektiğini ifade etti. Menşure Doğan isimli kadın da Öcalan’ın açıklamalarının çarpıtılmasına tepki gösterdi.PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tarihi Diyarbakır Newroz’unda başlattığı “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşam” hamlesi ile birlikte HPG’lilerin “geri çekilme” süreci 8 Mayıs’ta başladı. Öcalan tarafından tüm halklara yapılan çağrıda “Alevi” ismi geçmediğinden dolayı özellikle CHP’lilerin bir kesimi “Alevlerin sürecin dışında bırakıldığı” iddiası üzerinden propaganda yapmaya başladı. Bu iddialara karşın Alevi yurttaşlardan sürece destek açıklamaları gelmeye devam ediyor. Aleviliğin kendi geçmişine bağlık olduğunu belirten Menşure Doğan isimli yurttaş, “Sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız biraz inancınız olsun. Bu inanç dini inanç olacak diye bir şey yok. Ama bir şeye bir inanç olmalı. Yani içiniz boş olmamalı. Ben bir şeye sahibim. Bu dini inanç da kendi diline ve geçmişine bağlılık da olabilir. İnsanlarımızın içi o kadar boşalmış ki, nerdeyse hiç birinin öz geçmişi olmuyor. Öz geçmiş önce kendi ailesidir. Kendi geçmişini yaşayan yaşlılarıdır. Adeti, töresi, inancıdır. Bunun içine her şeyi koyabilirsiniz” dedi.

‘Ağlayan anneleri görmezden gelemeyiz’

30 yılı aşkın süren çatışmalar sonucunda ağlayan annelerin görmemezlikten gelinemeyeceğini belirten Doğan, şunları ifade etti: “Bugüne kadar ağlayan anneleri görmezden gelemeyiz. İnsanın içi parçalanıyor. Her gün biri bize bir soy arıyor. Mantar gibi insanlar türüyor ve soylarımızı araştırıyorlar. Neden, çünkü daha ifade özgürlüğüne sahip değiliz. Konuşmaya çekiniyoruz. Bu süreçte de bir yumuşama oldu. Ve herkes konuşma hakkına sahip oldu. En azından bugünlerde kulağım çok rahatsız olmuyor. Herkesin söylediği gibi artık cenaze gelmiyor. Bundan mutluyuz. Elbette ki, biz her zaman bunu istiyorduk. Bu süreçte Alevileri sağa ve sola çekmeye gerek yok.”

‘Azınlıkların birinde bile samimi olmak bana o güveni veriyor’ 

Gelişen süreçle birlikte korku ve kaygılarının da olduğunu ifade eden Doğan, “Korku ve kaygılarımız var. Çünkü güvence verilmiyor. Nasıl çıkacaklar nasıl edecekler o konuda endişelerimiz var. PKK Lideri tarafından yapılan çağrıda Alevilerin ismi geçmemiş diyorlar. Eğer açıklamada azınlıklardan bahsediliyorsa bu yeterlidir. Bunu tutup, ‘Yok beni saymadı. Onu saydı’ gibi dillendirmek de gerekmiyor. Çağrıda ‘Aleviler ölsün’ diye bir açıklama yapılmamışsa neden bizi dışlasınlar. Böyle bir şey olmadı. Aynı görüşü dile getiren siyasi parti de tüm alanlarda Alevilere yer veriyor. Gerçeğin kendisi bunlardır. Azınlıkların birinde samimi olmak bile sana o güveni veriyor. Bizden bahsetmedi diye bunu hemen kötüye yorumlamak gerekmiyor. İslamiyet’ten bahsederken Erdoğan gibi ‘Herkesi asimile edeceğim. Herkesi İslamlaştıracağım’ diye bir cümle olsaydı direk hepimizi rahatsız edecekti. Ama öyle bir cümle geçmedi” diye konuştu.

Seyit Rıza’nın torunu: Sürece olumlu bakıyoruz

Alevilerin barışın dışında tutulamayacağını belirten Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat ise, “Aleviler sürecin dışında tutuldu” gibi karalamaları da kabul etmediklerini dile getirdi. Polat, “Biz Alevi, Dersimliler olarak ve siyasi bir ailenin çocuğu olarak sürece olumlu bakıyoruz. Barışa doğru gidilmesi de bizi çok sevindirdi. Böyle bir sürecin başlaması güzel. Ama özellikle ben şunu isterdim. Bu barış süreci Türkiye’de olmalı. Türkiye’de başlamalıydı. Türkiye’de başladı ama buradan dışarıya gidildi. İnsanlarımız, gerillamız başka bir ülkeye çıkıyor. Türkiye’nin içinde kalması daha doğru olurdu. Barışın anlamı bence buydu. Biz zaten barış isteyen bir toplumuz. Bizi barışın dışında tutamazlar. Böyle bir karalamayı da kabul etmiyoruz. ‘Efendim Aleviler barışı istemiyorlar’ demeleri kabul edilemez. Bu sürecin yürümesi için, bu yürüyüşün doğru gitmesi için gereken her türlü şeyi de yaparız” dedi.

‘Bu sürece güvenmek isteriz’

Yeni oluşturulacak anayasa ile tüm halkların haklarının güvence altına alınması gerektiğini belirten Polat, “Çok mozaikli bir ülke. Tüm halkların aynı şekilde haklarını istemesi gayet doğaldır. Önümüzde bir anayasa var. Ve kendimizi güvende hissetmemiz lazım. Karşıya güvenmemiz için tüm halkların, Alevilerin de haklarının güvenceye alınmasını isteriz. Bu anayasanın da bir an önce çıkması ve sekteye uğramaması gerekir. Ama bu ne derece bize güven verecek o da ileriki zamana bağlı. Ama biz bu sürece güvenmek istiyoruz. Bu sadece Aleviler için değil, tüm halklar için yapılmalı. Biz buna inanırız. Artık acıları yaşamak istemiyoruz” dedi. CHP’nin süreci sabote etmek için ortalığı karıştırmaması gerektiğini ifade eden Polat, “CHP bu işin içinde olmalı. Ortalığı karıştırmamalı. Ama CHP ‘hayır’ diyor. Çözüme sanki daha iyi bakmıyor. Çözümü, barışı istemiyor. Eskiden beri CHP’nin bizim üzerimizdeki etkisi belli. Bizim soykırımlarımız da onların imzaları var. Ama zaman böyle bir şeyi daha kaldıramaz” diye konuştu.