Ana Sayfa Blog Sayfa 6418

Ökkeş’in ödülü

Ali KENANOĞLU

1978 aralık ayında yaşanan ve Alevilerin katledildiği Maraş Katliamı, insanlığın gördüğü en vahşi katliamlardan birisidir. Hamile kadınların karınlarından ceninlerin çıkartılarak duvarlara vurulduğu bir katliamda başka nelerin yaşandığını, insan denilen yaratığın yeryüzündeki canlıların en vahşisi olarak sergilediği marifetleri buraya sıralayarak tüm gününüzü alt üst etmek istemem.

Maraş Katliamı ile ilgili dava, bölge sıkıyönetim mahkemesi tarafından yürütüldü. Yargılamalarda davanın bir numaralı sanığı olan Ökkeş Kenger suçsuz bulundu ve beraat etti. Ökkeş Kenger üzerine düşen bu kötü imajı silmek için midir bilinmez, soy ismini değiştirip Şendiller soyadını aldı. Daha sonra 1991 yılında düzenlenen genel seçimlerde ise Refah Partisi ile Milliyetçi Çalışma Partisinin ortak adayı olarak Kahramanmaraş milletvekili seçildi. Kenger, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği dahi yaptı. Kenger, MÇP’den BBP’ye geçti ve 2008 yılına kadar, bugünlerde “demokrasi kahramanı” ilan edilmeye çalışılan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun yardımcılığını yaptı.

Geçen yıl, 12 Eylül askeri darbesinin yargılanmasına başlandı. Bu yargılama sırasında MİT’ten Maraş Katliamı ile ilgili belgeler istendi. MİT’ten gelen ve dosyaya konan belgeler hayli ilginçti. O belgeler Maraş Katliamı dosyasının yeniden açılmasını ve yargılamanın yeniden yapılmasını gerektirir niteliktedir. Belgelerin içeriği kamuoyuna yansıdı, birçok gazete ve haber sitesinde de yayınlandı. O belgeler  Ökkeş Kenger Şendiller’in yeniden yargılanmasını gerektirir niteliktedir. Oysa bu kişi 12 Eylül davasında da “tanık” olarak yer alırken yine MİT belgelerine göre zan altında bulunan ülkücü hareketin temsilcisi MHP de mağdur sıfatıyla davaya müdahil olarak kabul edildi.

Bunlar yetmiyormuş gibi Ökkeş Şendiller, 2009 yılında da Alevilerin yaşadığı sorunlara çözüm bulmak amacıyla düzenlenen Alevi Çalıştaylarına da engin fikrini ve zikrini aktarması için davet edildi. Tabii ki olan oldu ve Alevi kamuoyu yoğun tepki gösterdi. Şerafettin Halis, Ferhat Tunç gibi isimler çalıştaylara katılmayı reddederken birçok katılımcı da ‘Ökkeş gelirse biz katılmayacağız’ diye bakanlığa bilgi verdi. Alevi kurumları da art arda tepkilerini gösterdiler. Bütün bu tepkiler karşısında Ökkeş Şendiller’e gelme denildi ve Ökkeş çekildi.

Aleviler üzerinde yapılan anket çalışmalarında Çalıştaylara Ökkeş’in çağrılması kırılma noktası olarak aktarılıyor. Yani Ökkeş’in Alevi Çalıştaylarına davet edilmesi Alevilerin çözümden yana umudunun sıfırlandığı gün olarak akademisyenlerin çalışmalarına veri olarak düşülmektedir. Ben de Ökkeş’e en ağır sözü söylediğim iddiasıyla yargılandım ve faiziyle birlikte 6 bin TL para cezasına çarptırıldım. Ben bir Alevi kurum başkanı olarak görevimi yaptım. Alevilerin haklı mücadelesinde hassas olduğu konulardaki tepkilerini dile getirdim.  Cezanın bedeli şu veya bu şekilde ödenir. Mesele para değildir, bu ceza Alevi toplumun ortak tepkisine karşı verilmiş bir cezadır. Esas hakareti o kişiyi Alevi çalıştayına çağıranlar yapmıştır.

Hükümetin bizimle yaptığı Alevi çalıştaylarından, Alevilerin hayrına bir sonuç çıkmadı. Zaten bir umudumuz, beklentimiz de yoktu. Hükümet şimdi otursun başta Ökkeş Şendiller olmak üzere Maraş Katliamı sanıkları, Çorum Katliamı sanıkları, Sivas Katliamı sanıkları, Gazi ve Ümraniye Katliamı sanıkları ile yeniden bir Alevi Çalıştayı düzenlesin. Bu arada Dersim Katliamı ile övünen ve failliğini üstlenmeye hevesli çok sayıda Alevi de var zaten, onları da alır heyeti tamamlamış olursunuz. Biz de tazminat ödemeye devam ederiz.
Biz bu tazminatları öderiz ödemesine de siz bu utancı anlınızdan silebilir misiniz?

Bir Alevilerin elinden yemek yenmez, bir de annemin

Emel KELEŞOĞLU

Bir haber okudum bugün ve evet hiç şaşırmadım. Çok eskiden bir yerlerde okumuştum kim söylemişti hatırlamıyorum ama şöyle diyordu ‘Gerçek filozof şaşırma yetisini hiçbir zaman yitirmeyendir’ Ülkemizden neden filozof çıkmadığını ve artık hiçbir zaman da çıkmayacağını her geçen gün biraz daha kavramak henüz bize yetmez ama evet!

Mersin’de bir ortaokulda geçiyordu haber. Bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni, öğrencilerinden biri ‘Biz farklı zamanda kurban kesiyoruz’ dediği için onu ‘Siz Alevisiniz o zaman, yani Müslüman değilsiniz’ diyerek bir anda tahminen 60-70 kişilik bir sınıfta ötekileştirmek ne kelime, adeta ağzını burnunu dağıtıp kan revan içinde bırakıyordu. ‘Ötekileştirmek’ deyimi söz konusu bu olayda çok havalı bir Nişantaşı Aşşk Kafe cümlesi gibi kalıyor çünkü. Öyle ya zaten Ötekileştirmek yalnızca kentli insanın ağzında pahalı bir kafe konforunda yer edebiliyor. Başka memleketlerde genelde çay, çay ocağında içilir.

Ve evet bu da yetmiyor öğretmene ve daha da ileri giderek, Alevilerin yaptığı yemek yenmez diyor. Alevilerin ellerinden hiçbir şey yenmez.

Duruma hiç siyasi bakmayacağım inanın. Gerek de var mı zaten emin değilim. Akil insanların yaka paça köylerden atıldığı bir siyasi konjonktür dönemindeyiz, hepimizin kafası hallaç pamuğu.

Duruma bakmak istediğim yer Mersin’deki ortaokulda, yani ailesinin ‘adam’ olsun diye gönderdiği o dört duvarda, belki de hayatı boyunca peşini asla bırakmayacak ağır bir travmaya maruz kalmış, tahminen 10-12 yaşlarında o Alevi çocuk.

Size kendi hikayemi anlatmak istiyorum.

Ben küçükken birçok (aşırı demek istemiyorum, az sonra terörist faaliyette bulunacakmış hissi veriyor o kelime, ah şu Amerikan medyası) yoğun dindarın yaşadığı bir apartmanda yaşıyorduk. Herkes namaz kılar, hemen her gün bir komşuda toplanıp Yasin okunurdu. Hatırladığım kadarı ile de yaklaşık 25 dairedeki 25 ev hanımından yalnızca annemin başı açıktı.

Annem inançlıydı, kandillerde lokma, irmik helvası falan yapardı. Eğer komşulara dağıtırsa tüm aile içinde o güne kadar kim öldüyse, sevabı onların ruhlarına gidermiş. Dağıtılan irmik helvaları, lokmalar yendikçe ölmüş dayıların, babaannelerin, dedelerin ruhları hep bayram edermiş.

Bir kandilde yine irmik helvası yapmıştı annem ve kocaman yuvarlak bir tepsiye, cam kaseleri koymuş binayı birlikte dolaşıyorduk. Ben boş kaseleri alma kontenjanından orada bulunuyordum. Herkes teker teker alıyor ve Allah kabul etsin dedikten sonra, boş kaseye evde ne varsa koyup geri veriyorlardı. Bir irmik helvası karşılığında, hurmalar, pudingler, çikolatalar alıyordum. Hayat dedeler, babaanneler, dayılardan önce bana bayramdı o an.

Derken ilk gerçek travmamın yaşanacağı daire 9’un zilini çaldı annem. Komşumuz kapıyı açtı ve irmik helvalarına bakarak, ‘Ben sizin elinizden bir şey yiyemem çünkü kocanız içki içiyor’ deyip kapıyı kapattı. Çocuklar travmaları zihinlerinin çok tuhaf yerlerine saklıyorlar. Henüz 8 yaşında olmama rağmen hayatımın en büyük utancını ikinci katta ve 9 numaralı daire önünde yaşadığımı dün gibi hatırlıyorum.

Hatırladığım bir şey daha var elbette ki, o da annemin kızarmış gözleri ve titreyen bir tepsi. Ama annem o kadar profesyonel bir ev hanımıydı ki, kuliste babasının ölüm haberini alsa da sahneye çıkan bir tiyatrocu ustalığıyla tüm kaseleri binaya dağıttı. Yüzünden sıcak ev hanımı gülümsemesi asla eksik olmayan annem, içinde Godot’yu Beklerken sahnelenirken, dışarıda Lüküs Hayat oynuyordu.

Annemle yaşadığımız bu korkunç ‘Ötekileştirme’ sahnesi ailemizin uzun yıllar en büyük kaosu olmuştu. Henüz tüm dünyayı yaşadığımız apartmandan ibaret sandığımız yıllardı. İnternet yoktu, yalnızca TRT, Star ve Show TV vardı. İçinde bulunduğumuz o tek dünya bizi bir irmik helvası kasesiyle dövmüş ve sokağa atmıştı.

Akabinde ben 8 yaşında apartmanımızın en sansasyonel çocuğu olmuştum. Bu olay tüm dairelerde duyulmuş ve yaşıtım olan tüm çocuklar onlara uzattığım gofretleri, Tadelle’leri, Topitop şekeri ya da Meybuz’u yememeye başlamışlardı. Ben bir anda apartmanımızın HIV Pozitifi, Veremlisi, Hepatitlisi olmuştum. Oysa sadece babam içki içiyordu.

Alın size gerçek bir ötekileşme hikayesi. Ötekileşme Nişantaşı’ndan bakarak anlatılmaz beyler. Ötekileşme Okmeydanı’ndadır, Bağcılar’dadır, Esenler’de, Güngören’dedir, Ümraniye’dedir ötekileşme.

Ama bu hikaye burada bitmedi elbette. Şimdi bu hikayenin buradan sonraki kısmını lütfen ama lütfen, olan bitenden intikam dürtüsüyle keyif alarak yazdığımı düşünmeyin. Hikaye gerçekten böyle bitti ve ben yalnızca gerçekten anlatıyorum.

Birkaç yıl o komşumuzla hiç konuşmadık. Aynı asansöre dahi binmedik. Altın günlerine gelmedi, çocuklarıyla bahçede çekirdek yemedim.

Sonra hiç duymayı arzu etmediğim bir haber geldi bir gün. O komşumuzun kocası feci bir trafik kazasında ölmüştü. Gömdüler. Annemin elinden irmik helvasını almayan komşumuz kadın çok ağlıyordu, çocukları ağlıyordu, kardeşleri ağlıyordu. Bütün komşular ağlıyordu ve eve taziyeye gidiyorlardı. Hayır hayır bunun adı taziye olamazdı. Taziye sanki daha sosyetik cenazeler için kullanılan bir kelimeydi. Burada tam anlamıyla bir ağıt gecesi düzenleniyordu.

Bilenler bilir, cenaze evine yemekle gidilir. Yapabilen herkes bir tencere yemekle falan gider. Çünkü o evde bir süre yemek elbette yapılamayacaktır ama uzak yerlerden akrabalar da geleceği için evde yemek olmak zorundadır. Bu yüzden konu komşu yemek yapıp götürür.

İşte o konu komşudan biri de annemdir. Annem de yemek yapıp götürmüştür.

Gördüğünüz gibi insan ancak ölüm karşısında acizdir ve ölüm tüm inançların, tüm mezheplerin, tüm dinlerin üzerindedir. Tek gerçektir. Birbirinden ölesiye nefret eden insanları ancak fiyakalı bir ölüm acısı birbirine yakınlaştırabilir.

Ve elbette dilerim ki, Mersin’deki o öğretmen bir gün  böyle bir sebepten bir Alevi’nin elinden yemek yemek zorunda kalmaz. O zaman korkunç bir gerçekle yüzleşecektir çünkü. Tanrı kimseyi ‘Yüzleşmek’ ile sınamasın. Neticede aynı Tanrı’ya inanıyoruz değil mi?

Fakat ne var ki, o öğretmen, bir çocuğun ruhunda yarattığı ve tüm geleceğini etkileyecek bu travmanın bedelini bir şehri kendi elleriyle doyursa bile ödeyemeyecektir.

Özel Not: Yazının başlığında ironi yapılmıştır. İroni ile ciddi sorunları olan bir ülke olduğumuz için özel olarak açıklama gereği duydum.

radikal/blog

YÖK’ten ‘Dersim olayları’nı çalışan akademisyen var mı’ soruşturması

YÖK’ün Amasya Üniversitesine yolladığı belge ile üniversite dahilinde ‘Dersim olayları’nı çalışan akademisyen olup olmadığı soruşturulmuş

Redhack, Yüksek Öğrenim Kurumu’ndan sızdırdığı (YÖK) belgeler arasında YÖK’un üniversitelere yazı gönderip, kampus bünyesinde ‘alkol satışı olup olmadığı’nı sorduğunun delilleri olduğu açıklandı. YÖK’ün ayrıca Amasya Üniversitesi’ne yazı göndererek ‘Dersim olayları’ hakkında çalışma yapan akademisyon olup olmadığının da sorulduğu belirtildi.

Redhack’in ele geçirip dün açıkladığı belgelere göre, YÖK’ün, üniversitelere yazı göndererek, kampus bünyesinde alkol satışı olup olmadığını sorduğu ortaya çıktı.

Bu kapsamda aralarında Bingöl, İstanbul Bilim, TED, Ahi Evran ve Avrasya üniversitelerinin de bulunduğu çok sayıda üniversite, bünyelerinde alkollü içki satışı yapılmadığını cevabi yazıyla YÖK’e bildirdi.

Kadro İlahiyat fakültesine kaydırıldı

Yayımlanan belgeler arasında bir diğer dikkat çekici olanı ise Bülent Ecevit Üniversitesi’nin talebi üzerine Dişhekimliği Fakültesi’ne ait olan araştırma kadrosunun İlahiyat Fakültesi’ne aktarılması oldu.

‘Dersim’ de soruldu

BİR başka belgede ise, YÖK’ün Dersim olaylarını inceleyen akademisyenleri araştırdığı da ortaya çıktı.

Bunun sonucu olarak 19 Mart 2012 tarihinde Amasya Üniversitesi’nden YÖK’e gönderilen yazıda, “Üniversitemizde ‘Dersim olayları’ ile ilgili bilimsel çalışmaları olan akademisyen bulunmamaktadır” denildi.

Kürtlerin Alevi sorunu

Murat ÇOŞKUNER

Hükümet çözüm sürecinde önemli adımlar atarak Kürt ve azınlıklar sorununda önemli gelişmeler kaydediyor. Buna karşın, Alevilerin çözüm bekleyen sorunları, bir şekilde gündem dışında tutulup görmezden gelinmeye çalışılıyor. Alevilerin sorunlarının görmezden gelinmesi ise Alevilerin nazarında, hâlâ Sünni devlet anlayışının Türkiye Cumhuriyeti’ne egemen olduğu, Aleviliği ve Alevileri gerek iç politikada gerek dış politikada bir ayak bağı olarak gördüğü kanısını uyandırıyor. Dolayısıyla, Aleviler sorunlarına çözüm beklerken, Alevilerin devletle olan sorunlarının yanında bir de devletin Alevilerle olan sorunu gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor.
Bu yazı, daha ziyade “Kürtlerin bir Alevi sorunu var mı?” sorusu üzerinde düşünmeyi amaçlıyor. Ancak bunun üzerinde düşünürken Aleviliğin, devlet ve merkeze konumlanmaya çalışan toplumsal kesimlerin karşısına sorun olarak dikilmesine yol açan birkaç önemli talebine de değinmek gerek. Bu talepleri, Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubundan önce kabaca siyasal ve teolojik sorunlar olarak iki şekilde özetlemek mümkün görünüyordu. Mektubun kamuoyuna okunmasından sonra ise Alevilerin sorunlarının bu ayrım ile ifade edilebilmesinin mümkün olmadığı anlaşıldı. Alevilerin siyasal sorunlarının çözümünü büyük oranda Kürt meselesinin demokratik yollardan çözülmesine bağlı olarak gören pek çok Alevi varken, mektuptan sonra siyasal sorunların aslında o kadar da siyasal olmadığı ve bu meselelerin teolojik sorunlardan ayrı düşünülemeyeceği ortaya çıktı.

Süreç kurultayı

Öcalan’ın mektubunda yaptığı “İslam birliği” vurgusu ve mektubunda Alevilere yönelik bir ibarenin bulunmaması, sorunlarının çözümünü Kürt meselesinin demokratik çözümünde gören Alevilerde bir rahatsızlık oluşturdu. BDP Tunceli İl Başkanı Şerafettin Halis’in istifası da dikkatleri Alevilere çevirdi. Spekülasyonların yanında, kimliğini önemli bir ölçüde hatırlayışlar üzerine dayandıran Alevilerin hafızasında, Şeyh Sait ve Seyit Rıza arasındaki anlaşmazlıktan tutun İdris-i Bitlis ve Yavuz Sultan Selim işbirliği ile Alevilerin katledilmesine kadar Aleviler ile Sünni-Şafi Kürtler arasında gerçekleşmiş pek çok tarihi olay canlandı. Tüm bu olaylar silsilesi, tarihsel bir arka plandan beslenen birtakım önyargıya dayalı görüşlerin yeniden canlanmasına yönelik işlev gördü. Duruma yerinde ve hızlı bir şekilde müdahale eden Alevi örgütleri bir “süreç kurultayı” düzenlemek için harekete geçti ve kurultayın amaçlarından birinin de barış sürecine destek vermek olduğunun altını çizdi (Radikal, 04.04.2013). Ancak bu çabalar yine de kolay kolay kapanmayacak bir tartışmayı da alevlendirmekten geri kalmadı.

Laiklik ve Altan Tan

Kürt hareketinde, Kürtlerle Alevileri birleştiren nokta, hareketin etnik temele dayalı olmasından çok Kürt hareketinin laik niteliğidir. Alevilerin PKK ’ya katılımı büyük oranda örgütün laik yapısından kaynaklanıyor. PKK’ya Alevi destek-katılımı örgütün dinsel bir tutumdan ziyade laik, politik amaçlarından ötürü oluyor. Bu destek, örgüt tarafından sol eğilimli bir siyaset güdüldüğünden dolayı ivmesini de yitirmedi. Bu, Alevilerin Kürt hareketinde dinsel değerlere sahip olan kişileri görmek istememeleri anlamına gelmiyor. Öyle olsa Altan Tan gibi bir milletvekili parti içerisindeki Aleviler arasında bir rahatsızlığa yol açabilirdi. Aleviler daha ziyade hareketin kendini dinsel referanslarla tanımlamayarak, dinin yalnızca bireysel tanımlamalarda bir referans olarak kullanılabileceğine yönelik düşüncesine önem veriyor. Dolayısıyla Alevilerin talepleri, Kürt hareketinin yapısal özellikleri ile uyuşuyor. Ancak, Türkiye’nin dejure laikliği ile defacto Sünniliğinin oluşturduğu Alevi sorunu, Öcalan’ın mektubu ile birdenbire Türk devletinin Alevi sorunu gibi “Kürtlerin de mi Alevi sorunu oluyor?” doğrultusunda Alevileri düşündürmeye başladı. Bu fikir teatisi dahi, kamuoyunda Alevilerin barış süreci karşıtı olduklarını düşündürecek kadar ileri gitti.

Din ve etnisite

Öyle ki, Ferhat Tunç, süreç karşıtlığının Alevilere bağlanmaması gerektiği yönünde Radikal’de Kürtlerin bir Alevi sorunu olmadığını anlatan bir yazı yazdı. Sanatçıya göre bu kaygılar yersizdir ve bunlar, Aleviler ile Kürtler arasına mesafe koymak isteyen ulusalcı ve Ergenekoncu çetelerin körüklediği yapay bir ayrım. Sanatçı, etnik kimliğin sorunlarından söz edilirken dinsel bir kimliğin sorunlarından söz edilmemesinin gayet normal olduğunu söylüyor (Radikal, 06.04.2013). Bu kendi içerisinde mantıklı bir açıklama teşkil etmekle birlikte Alevi rahatsızlığının dinsel referanslara yapılan vurgudan kaynaklandığını görmüyor. Siyasal ya da dini bütün merkezcil ya da merkeze oynayan güçlerin Alevilikle bir sorun olarak yüzleşecekleri nokta, kendilerini siyasal referanslarla mı yoksa dinsel referanslarla mı tanımlayıp tanımlamamaları olacaktır. Aleviler sürece daha fazla müdahil olmaz ve Kürt hareketindeki dinsel referanslar ağırlık kazanmaya devam ederse, Kürtlerin de bir Alevi sorununun olacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Kürtler ve Aleviler arasındaki bu konjonktürel kaygıyı uluslararası politik mücadelelerden de bağımsız okumamak gerek.

Doğru ifadelerin önemi

Tarihin cilvesi o ya, Osmanlı ile Safevi İmparatorlukları arasındaki mücadelede kısmen rol almış ve büyük acılar yaşamış Aleviler, yine aynı coğrafyada yine bir uluslararası krizin içine bu kez bilinçli olarak sokulmaya çalışılıyor ve bunun üzerinden Alevi düşmanlığı üretilmesi amaçlanıyor. Başbakan Erdoğan, Suriye’deki iç savaş ve bu iç savaşın zalim azınlığı olarak Alevileri görmüyor ve iç politikada bunu siyasi bir malzeme haline getirmiyor mu? Suriye’ye yönelik müdahale yine dinsel referanslarla meşrulaştırılmaya çalışılmıyor mu? Burada Kürtler ve Aleviler politik ve insani bir tercih yapıp savaşı meşrulaştırmaya ya da onu engellemeye yönelik dinsel referanslardan uzak durdular. Bu şekilde çarpık bir dinsel referanslar sisteminin hâkim olduğu bir siyasal arenaya sahip Türkiye’de şimdi “İslam birliği” gibi ifadeler, Aleviler ve Kürtler arasındaki olumlu ittifakın çözülmesini beraberinde getirip Kürtlerde bir Alevi sorununu gündeme getirebilme tehlikesini taşıyor. Hiç şüphesiz bu, Kürt hareketinin şimdiye dek kendini tanımladığı siyasal-demokratik, anayasal yurttaşlık hattından bir kaymanın da işareti olacaktır. Bu bakımdan ifadelerin doğru bir şekilde seçilmesi önemli. Her ne kadar Gülten Kışanak’ın, Öcalan’ın mektubunun yanlış algılandığını söylemesi ve Aysel Tuğluk’un, “Demokratik Cumhuriyet projesini bölgenin de ilham alacağı bir çözüm modeli” olarak sunması (Radikal, 10.04.2013), şimdilik Aleviler ile Kürtler arasındaki ilişkiler için güven verici söylemler olsa da, dini referanslı vurguların devam etmesi Kürtleri de bir Alevi sorunuyla yüzleşmek durumunda bırakacaktır.

* Galatasaray Üni., Siyasi Bilimler Enstitüsü

radikal.

‘Alevilik barış inancıdır’

Almanya’nın Köln kenti ve çevresinde yaşayan Aleviler bir gece etkinliğinde buluştu. Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) 14 Nisan Pazar günü Köln’e komşu Bergischgladbach’ta organize ettiği dayanışma etkinliğinde yapılan konuşmalarda barış sürecine destek mesajı verildi.

Binden fazla kişinin katıldığı geceye konuşmacı olarak FEDA Başkanı Ali Köylüce, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur ile Barış ve Demokrasi Partisi Muş Milletvekili Demir Çelik katıldı. Açılış konuşmasında Kürtlerin bugünkü mücadelesinin tarihte mazlumların zalimlere karşı verdiği mücadelenin devamı olduğunu vurgulayan Pir Rıza Yağmur’un okuduğu gulbang ardından Dortmund Alevi Kültür Derneği Semah Grubu da semah gösterisi sundu.

Öcalan’ın başlattığı sürece destek 
Yapılan konuşmalarda Aleviliğin bir barış inancı olduğuna vurgu yapılarak, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümü için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasında geliştirilen diyalog sürecinin desteklendiği dile getirildi.
Türkiye’deki en örgütlü Alevi organizasyonlarından biri olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Genel Başkanı Kemal Bülbül konuşmasında, Aleviliğin insanlık, eşitlik ve adalet aşkı olduğunu belirterek, Alevilik değerlerinin güncellenmesiyle toplumsal sorunların en insani yöntemlerle çözülebileceğini kaydetti.

Muaviye soylu devlet ve AKP
Alevilik felsefesinin gelişiminde büyük katkıları olan Baba Tahirê Hemedanî, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Şah Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Seyit Rıza ve Mazlum Doğan’ın adalet, merhamet ve kemaleti yaşam pratiklerinde buluşturan keramet sahipleri olduklarını belirten Bülbül, onların temsil ettiği toplumsal değerlerin yaşatılması gerektiğini ifade etti.
“Muaviye soylu devlet ve AKP’yle randevumuz var” diyen Bülbül, Alevileri barış karşıtı göstermeye çalışanların başarıya ulaşamayacaklarını kaydetti. Bülbül ayrıca, Alevilerin Kürt hareketi, emekçiler, sol ve sosyalist güçlerle birlikte demokrasi mücadelesinden yana olduğunu belirterek, “bilinç, cesaret ve birliğimizi yükseltelim” dedi.
Etkinliğin düzenlendiği salona “İnançlara eşitlik, halklara özgürlük” anlamında Kürtçe’nin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleriyle yazılı pankartlar asılırken, sahne ise Mazlum Doğan, Alîşêr, Zarîfe, Sakine Cansız, Seyit Rıza, Hz.Ali ve Pir Sultan Abdal’ın resimleriyle donatıldı.
FEDA’nın dayanışma etkinliğinde sahne alan sanatçılar Pınar Aydınlar, Cihan Çelik, Pınar Yıldız ve Çetin Oraner ise, Kürtçe ve Türkçe eserleriyle katılımcılara keyifli saatler yaşattı.


HALİL DALKILIÇ / BERGISCHGLADBACH

 

Din dersi hocalarından Alevilere saldırılar hız kesmeden devam ediyor!

“Aleviler sapkındır’ diyen din öğretmeni, “Onlar mum söndü yaparlar” diyen felsefe öğretmeni ve şimdi de “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” diyen bir başka din öğretmeni… AKP’nin eğitim sisteminde Alevi yurttaşlara hakaret sürüyor.

Kısa süre içinde okullardan 3. kez Alevi yurttaşlara hakaret haberi geldi. Mersin Gazipaşa Ortaokulu’nda sözleşmeli olarak görev yapan din kültürü dersi öğretmeni “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre din dersi sırasında kurban ibadeti anlatılırken bir öğrenci ailesinin farklı bir zamanda kurban kestiğini söyledi.

Bunun üzerine öğretmen M.K, “Senin ailen Alevidir o zaman” dedi ve Alevilerin Müslüman olmadığını savundu. Öğretmen M.K. ile öğrenciler arasındaki Alevilik konuşmaları daha sonra da sürdü. Bir başka derste M.K, “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” gibi ifadeler kullanınca öğrenciler tepki gösterdi. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine aileler öğretmen M.K. hakkında okula şikâyette bulundu. Velilerin ve bazı öğretmenlerin imzalı dilekçesine rağmen M.K. derslere girmeye devam edince bir grup öğrenci velisi dün okula giderek okul idarecilerine kaygılarını aktardı.

Bunun üzerine veliler ve idareciler Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek dilekçelerinin gereğinin yapılması talebini yineledi. Bunun üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğü M.K’nin iş sözleşmesini feshetti ve okulla ilişiğini kesti.

Kısa sürede benzer haberler…
Mersin’de yaşanan bu duruma benzer olaylar kısa süre önce iki ilde daha meydana gelmişti.Gemlik Endüstri Meslek Lisesi‘nde din felsefesi konusunu anlatan bir felsefe öğretmeni Alevilikle ilgili “Ali’ye Allah diye taparlar. Bazıları da peygamber kabul ederler. Onlar mum söndü yaparlar” demiş, bu sözler Alevilerden büyük tepki çekmişti.

İstanbul Fatih Davutpaşa Lisesi‘nde din öğretmeni, ders sırasında tahtaya “Sapkınlar” ve “Doğru yoldakiler” şeklinde iki yol çizip Hristiyan, Musevi ve Alevileri sapkın olmakla suçlamıştı.

Maraş Katliamının Bir Numaralı Sanığına Alevi tazminatı

Beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti, kamuoyunda ‘Maraş Katliamı’ olarak bilenen ve büyük çoğunluğu Alevi olan yüzün üzerinde insanın vahşice öldürüldüğü olayların sorumluları arasında gösterilen Ökkeş Kenger’e hakaret iddiasıyla cezalandırıldı.

‘Maraş Katliamı’nın bir numaralı sanığı olan Ökkeş Kenger yargılanıp beraat etmiş ve soyadını Şendiller olarak değiştirmişti.

Ökkeş Şendiller, AK Parti hükümeti tarafından düzenlenen Alevi Çalıştayı’na konuşmacı olarak çağrılınca kamuoyunda büyük bir infial oluşmuş ve bu durum eleştirilmişti.

O süreçte Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştu.

Bunun üzerine Ökkeş Şendiller kendisinin Alevi Çalıştayı’na çağrılmasına tepki gösteren beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivistine açtığı davaları kazandı.

TEPKİ VAR

Konuyla ilgili açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Aydın Deniz şöyle dedi:

“Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranlar değil, Ökkeş Şendiller’in Alevi Çalıştayına çağrılmasına tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu cezalandırıldı.

Alevilerin sorunlarına ve hak ihlallerine çözüm bulmak amacıyla Hükümet tarafından bir dizi çalıştay yapılmıştı. Bu çalıştaylar kamuoyunda Alevi Çalıştayları olarak da bilinmektedir. Derneğimiz de bu çalıştaylara katılmış ve çözüm önerilerini sunmuştur. Ancak Aleviler lehinde hiçbir olumlu sonuç alınamadığı gibi derneğimizin hazırladığı 2012 yılı ‘Alevi hak ihlalleri izleme raporu’nda da görüleceği üzere daha da geriye gidilmiştir.

Bu çalıştaylara, Alevilerin katledildiği bir katliam olan 1978 Maraş katliamının bir numaralı sanığı olan Ökkeş Şendiller (Kenger) de davet edilmiştir. Bu davet sonrasında Alevi Kamuoyu ayağa kalkmış, protestolar yapılmış, tepkiler gösterilmiştir. Nitekim bu tepkiler sonucunda Ökkeş Şendiller çalıştaya katılamamıştır.

“YAHUDİ KONFERANSINA HİTLER ÇAĞRILIR MI?”

O süreçte Başkanımız Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştur. Ökkeş Şendiller 1979 dönemde yapılan adil (!) yargılamalar neticesinde beraat etmiştir. Ancak bir Alevi katliamının bir numaralı sanığı olarak yargılanan birisinin Alevilerin sorunlarına çözüm aranan bir toplantıya davet edilmesi de kabul edilemez bir durumdur. Kabul edilmemiştir.

Ökkeş Şendiller bu sözlerden dolayı davacı olmuş ve yargılama sonunda Mahkeme Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranları değil, bu duruma tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu’nu hakaret etmekten dolayı suçlu bulmuş ve tazminata mahkûm etmiştir.

“YİNE ALEVİLER CEZALANDIRILDI”

1978 yılında yapılan Maraş katliamının ‘adil yargı’ kararına benzer bir ‘adil yargı’ kararı daha verilmiş oldu. Aleviler yine suçlu bulundu. Ali Kenanoğlu ile birlikte Ökkeş Şendiller’e tepki gösteren ve isimlerini kendi bilgileri olmadan açıklayamayacağımız dört Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti de tazminat cezasıyla cezalandırıldı. Yani yine Aleviler cezalandırıldı.

Dersim’de karakol inşaatı protesto edildi

DERSİM’de karakol inşaatlarının yapıldığı yerde eylem yapıldı.Dersim merkeze bağlı Koçakoç nahiyesi Sinan köyünün 600 metre kadar batısında yükselen tepenin üzerinde geçtiğimiz günlerde başlanan karakol yapım çalışmaları sürüyor. Karakol inşaatını protesto etmek için Dersim’deki demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler karakolun yapıldığı yerde açıklama yaptı.

Dersim merkezden gelenlerin karakolun olduğu bölgeye vardığında, iş makinelerinde çalışanlar iş bırakarak bölgeyi terk etti. Köylülerin de katıldığı eylemde karakol yapımına tepki gösterildi. Açıklama yapan BDP Dersim İl Başkan Vekili Sinan Kırmızıçiçek, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki mesajı ve sonrasında KCK yöneticilerinin yaptığı açıklamalara karşın Pülümür Vadisi üzerine 21 karakolun yapılmak istendiğini söyledi.

Sinan köyü Pak mevkiinde yapılmak istenen karakolun bulunduğu alanda tarihi mezarların bulunduğu ve kültürel alanları yok edeceğini söyleyen Kırmızıçiçek, karakol yapımının süreci sabote etmeye yönelik olduğunu ifade etti. Kırmızıçiçek, karakol yapımından vazgeçilmesini istedi.

SABOTAJ ETMEYİN

İHD İl Temsilcisi Avukat Barış Yıldırım, 30 yıllık çatışmalı dönemi hatırlatarak, karakol yapmakla sorununun çözülmeyeceğini ifade etti. Başlayan barış sürecinin sabote edilmemesi ve kültürel tabiat alanlarının da yok edilmemesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, Anayasada devletin kültürel ve tabiat alanları korumakla yükümlü olduğunu belirtti. Yıldırım, buna karşı duracaklarını belirterek, “Halkımıza yapılan soykırım politikalarınızdan vazgeçin” dedi.

Eyleme Belediye Başkanı Edibe Şahin ve EMEP İl Başkanı Mustafa Taşkale de katıldı. (Dersim/EVRENSEL)

Büyük Alevi Kurultayı 12 Mayıs’ta

Alevi örgütleri, 12 Mayıs’ta Ankara’da düzenleyecekleri Büyük Alevi Kurultayı’nda Kürt sorununda gelinen müzakere sürecini konuşacak.

Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Narlıdere Alevi Bektaşi Derneği, Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği, Sultangazi Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Divriği Kültür Derneği ve Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın çağrısı ile Türkiye’de yaşanan son süreci değerlendirmek üzere Ankara’da bir araya geldi.

Gelinen siyasal sürecin ve Alevilerin son durumununda değerlendirildiği toplantıda, süreçle ilgili bölge toplantılarının yapılması, çıkacak karar ve sonuçlardan sonra 12 Mayıs’ta Ankara’da “Büyük Aleve Kurultayı”nın toplanması kararı alındı.

Demir:Aleviler Barış Sürecine kayıtsız Değil!

Halkların Demokratik Kongresi Kadıköy Meclisi tarafından düzenlenen panelde, müzakere ve barış süreci tartışıldı.

Panele konuşmacı olarak BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, HDK Yürütme Kurulu üyesi Gençay Gürsoy, Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Murat Peker, Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir katıldı.

GÜRSOY: ELEŞTİRİLER KARŞISINDA ÇOK DİKKATLİ OLUNMAK ZORUNDA

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Gürsoy, hükümetin Kürt sorununa yaklaşımına dikkat çekerek, kaygılarını dile getirdi. “Barışın olanaklarının ortaya çıktığı şu günlerde verilen sözler yerine getirilecek mi, endişesi var mı? Ama bu endişeler, bizim kendi aramızdaki endişeler” dedi.

Sürece ilişkin kimi sol çevrelerden gelen eleştirilere dikkat çeken Prof. Dr. Gürsoy, “Bu süreçte eleştiriler karşısında da çok dikkatli çok kavrayıcı olmak zorundayız” diye konuştu.

Akil İnsanlar Komisyonu’nun eksikliklerine, yanlışlıklarına rağmen bütünüyle reddedilmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Gençay Gürsoy, şöyle konuştu:

“Gittikleri yerde barış konuşacaklar. Kürt sorunuyla ilgili toplumsal meşruiyet kazandırması bakımından bu çabaların anlamı vardır. Ancak kendi başına bırakmamak gerekiyor. Başbakan’ın aklındakiyle bize gösterdiği proje arasında geniş bir açı farkı var. Bu nedenle heyetlerin yalnız bırakılmaması, yapılan toplantılara aktif bir şekilde katılması gerekiyor.”

PEKER: SÜRECİ ELEŞTİRİLERLE DESTEKLİYORUM

Akademisyen Murat Peker, “Bu süreci eleştirilerle destekliyorum. Ciddi eleştirilere muhtaç olan, eleştirildikçe derinleşecek, gelişecek bir sürece girildiğini düşünüyorum” diye konuşmasına başladı.

Peker, “Kalıcı adil bir barışa ulaşılacaksa, önemli bir mesafe toplumsal yüzleşme sürecine ayrılması gerekir. Desteğin sürdürülebilir olması için bu toplum yakın tarihi ile bu konu üzerinde yüzleşmeli” dedi.

Peker, yüzleşmeyi şöyle tanımladı: “Yüzleşmenin iki temel amacı vardır. Birincisi hakikatin ortaya çıkmasıdır. İkinci amacı da, iki tarafın arasında ilişkisel bir alanın kurulmasıdır. Yüzleşme, uzlaşma dediğimiz pratikteki en önemli şey, kendilik halimizle yüzleşmedir. Türklerin Türklük haliyle, devletin kendisiyle yüzleşmesi. Kürtler açısından yaşadığı mağduriyetlerle yüzleşmesidir.”

‘ERMENİ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEZ’

Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof, Türkiye’deki Ermenilerin durumunu anlattı, “Bu topraklarda Ermeni olmak kadar Ermenilerin yanında olmak da zordur”  diye konuştu.

Öcalan’ın 21 Mart mesajına dikkat çeken Garilof, şunları söyledi: “Önemli olan umut, sürecin önemi ve devamı. Bir kadın ve Ermeni olarak, her iki kimliğimin de bu sürecin dışında  bırakılmasının süreci de tıkayacağını düşünüyorum. Barış, Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik çabasında bir araç olmalı. Ermeni sorunu, 1905 olayları, hatta 1909 Adana olayları hatırlanmalı. Ermeni sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye demokratik bir ülke olamaz.”

“ALEVİ TOPLUMUNUN REFERASNLARI İSLAMİ REFERANSLAR OLAMAZ”

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir, bazı Alevilerden Öcalan’ın mesajına gelen tepkileri hatırlattı, Kürt halkının haklarının verilmesine Alevilerin hiçbir zaman sırtına dönmediğini belirtti. Demir, “Biz hiçbir zaman demokratik Kürt hareketinin karşısında olmadık, sürekli dayanışma içinde olduk. Hakların verildiği bu sürecin tarafıyız. Kürt halkının taleplerinin kazanmasından yana tarafız” ifadelerini kullandı.

Sürece dair kaygıları olduğunu söyleyen Demir, şöyle konuştu:

“Ancak bu sürece ilişkin kaygılarımız da var. Alevi toplumunun referansları İslami referanslar olamaz. Burada Kürt hareketinin önderi sayılan Sayın Öcalan’la bu konuda ayrışıyoruz. Biz tarihte barışı değil, katliamları yaşadık. İslami referanslarla Alevi toplumuyla buluşma mümkün olmaz.”

Demir, Türkiye’nin demokratikleştirmesi sürecinde Aleviler olarak yer alacaklarını belirtti, “Ancak bize akıl veren tarzda değil, eşit bir tarzda ilişki kurulmasını istiyoruz. Kürt hareketinin de devrimci örgütlerin de arka bahçesi olmadan mücadelede yer alacağız” şeklinde konuştu.

‘HENÜZ BARIŞ ORTAMINA GELİNMEDİ’

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Kürt özgürlük hareketinin uzun süredir hakikatleri araştırma ve yüzleşme komisyonu kurulması önerisinde bulunduğunu söyledi, “Ancak Türkiye henüz buna hazır değil” dedi. Henüz barış ortamına gelinmediğini belirten Tuncel, “Ortada, barış için direten bir taraf var” dedi.

PKK’nin daha önce yaptığı ateşkeslerin devlet tarafından imha operasyonlarıyla karşılandığını hatırlatan Tuncel, Oslo görüşmelerinin sona ermesinin ardından askeri ve siyasi operasyonların arttığına dikkat çekti. Tuncel, “Ancak tüm askeri ve siyasi operasyonlara rağmen Kürt özgürlük hareketi, AKP’yi masaya oturttu” dedi.

AKP hükümetine güvenmediklerinin altını çizen Tuncel, şöyle konuştu: “Biz halkımıza, Kürt özgürlük hareketine ve Sayın Öcalan’a güveniyoruz. Kürt hareketi ne yaptığının farkında. Emek, ekoloji, dil sorunlarımız çözülmedi. Daha yolun başlangıcındayız. Demokratik mücadele ile devleti buna zorlayacağız. Kürtler demokratik özerklik talebinden, demokratik Türkiye talebinden vazgeçmiş değildir. Tüm halklara, mücadeleyi bırakma değil, yeni mücadeleyi sürdürme çağrısı yapıyor.” diye konuştu.

Tuncel, Aleviler ile tartışmalara ilişkin olarak, “O metin, Kürt halkına değil, Türk halkına ve dünyaya yazılmış bir metindi. İslam kardeşliği geleceğe dönük bir değerlendirme değildi. ‘Sizin İslam kardeşliği dediğiniz şeyde yok etme yoktur’ demiştir. Mesajı buydu” diye belirtti.

Tuncel, sürecin nasıl gelişeceğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti, “Bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz. Barışı hep birlikte kuracağız. Bu barış AKP’ye bırakılmayacak kadar çok önemli bir süreçtir” diye konuştu.