Ana Sayfa Blog Sayfa 6419

Aleviler çözümü desteklemeli…

Murat AKSOY

Çözüm sürecinin başlaması ile birlikte toplumdaki farklı kesimlerin süreç karşısında pozisyonları tartışılmaya başlandı. Gariptir tartışılan sadece siyasi partilerin duruşları değil. Son günlerde Alevilerin süreçte nerede durdukları konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu, bana seçim dönemlerini hatırlattı. Bilirsiniz her seçimde ‘Aleviler kime oy verecek’ diye sorular sorulur cevaplar aranır. Şimdi de merak edilen soru ‘Alevilerin süreci destekleyip, desteklemediği’. Bu tartışma, Alevilerin kitlesel olarak CHP’ye oy vermesinden kaynaklanabilir.

Gariptir sanki Aleviler siyasal bir kimlik ve partiymiş gibi sürecin karşısında konumlandırılmaya ve bunun üzerinden analiz edilmeye başlandı.

Bu yanlış. Çünkü Aleviler şu anda yüzde 70-80 çoğunluğu CHP’ye oy veren ve potansiyel CHP seçmeni bireyler. İçlerinde cemaatsel hareket edenler olsa da bu durum değişmiyor.

Alevilerin, çözüm sürecinde siyasal bir özne olarak görülmesi, Alevilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlardan kaynaklanıyor. Dahası Aleviler, bu sorunlar üzerinden siyasi taraf olmaya zorlanıyorlar. Yaşadıkları sorunlar üzerinden pozisyon almaya zorlanıyorlar.

Öcalan’ın 21 Mart’taki çağrısında ‘Alevileri’ saymamasını bazıları Alevilerin sürece karşı çıkması için araç olarak kullanılıyor. Yine çözüm sürecinde ortaya çıkan ‘İslam’ vurgusu da aynı şekilde kullanılıyor. Kabul edelim ki, bunlar siyaseten doğru bir tutum değildir. Bu söylem yüzünden Alevileri çözüme karşı göstermek haksızlıktır.

BARIŞA DESTEK ÖNEMLİ
Bireysel olarak tek tek Alevilerin bu süreci desteklemeleri vicdani sorumluluklarıdır. Çünkü Aleviler, Alevi olmaktan gelen insani duruşlarından dolayı bunu yapmalılar.

Kabul edelim ki, Alevilik dinsel yorum ve pratikleri itibari ile kültürel bir kimliktir, siyasal bir kimlik değil. Aleviler siyasal tercihlerini bu kültürel kimlikleri üzerinden yapmaktadırlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi öncesi Alevi oylarında göreli farklılık ortaya çıksa da bu Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olması ile son bulmuştur.

Alevilerin çoğunluğu (etnik kimliği Türk/men olan ve kendilerini etnik kimlikten çok Alevi olarak tanımlayanlar için geçerlidir) için siyasi adres CHP olmuştur.

Gerek 12 Eylül 2010 referandumunda ‘hayır’ oyu vererek gerekse 12 Haziran 2011 seçimlerinden ‘CHP’ye’ oy vererek bunu göstermişlerdir.

Örneğin Tunceli gibi, her iki kimliğin yoğun yaşandığı ilde 12 Haziran 2011 seçimlerinden CHP oylarını 2007’ye göre yüzde 26’dan yüzde 52’ye çıkarmıştır. Üstelik bu değişim 2009 yılında Onur Öymen’in ‘Dersim çıkışına’ rağmen olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun ‘Kürt ve Alevi’ kimliğine hiç siyasal atıf yapmamasına rağmen tablo budur.

Bugün Aleviler, çözüm süreci karşısındaki tavırları bu açıdan kritiktir.

Burada Alevilerin çoğunluğunun bu sürece desteği yine Kılıçdaroğlu ve CHP’nin duruşuna bağlıdır. CHP eğer bu sürece açıkça karşı çıkarsa Aleviler arasında bir ayrışma yaşanabilir. Bu ayrışma ise daha çok kimi Alevi kurumlarının BDP, HDK ile kurmuş oldukları ilişki üzerinden olabilir.

Yok eğer CHP bu sürece ‘sessiz’ kalarak destek verirse Alevilerin CHP ile ilişkisinde bir değişim olmaz. Burada Aleviler için belirleyici tercih ‘sorun’ değil ‘siyasal aidiyet’ tercihidir.

AK PARTİ’NİN SORUMLULUĞU
Burada şu soru sorulabilir; Bugün Alevilerin büyük bir kısmı neden CHP dışında bir partiye yönelmiyor?

Mesela çözüm sürecini destekleyen ve tarafı olan BDP, Alevilerin siyasal tercihi olabilir mi?

Alevilerin gerek BDP’ye olan mesafesi gerekse çözüme olan mesafeleri CHP’nin sol, özgürlükçü, ilerici olmasından değil, iktidarda AK Parti olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü Aleviler için CHP tercihi bir irade değil ‘ehven-i şer’ durumudur.

Bu algıyı kırmak Alevi Açılımı’ndaki siyasal başarısızlığa rağmen AK Parti’nin elindedir.

Alevilerin kamusal alanda, gündelik hayatta karşılaştıkları ayrımcılıkların önlenmesi konusunda AK Parti’ye büyük sorumluk düşüyor. Çünkü ‘büyük Alevi dernek ve vakıflarının’ sıkça dile getirdikleri gibi Alevilerin hayatlarının öncelikli etkileyen sorunları ‘Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması’, ‘Cem evlerinin ibadethane olması’ değildir. Bunlar sembolik açıdan önemlidir kabul. Aleviler açısından daha temel sorun, Alevilerin kamusal alanda ve gündelik hayatta uğradıkları ayrımcılık ve dışlanmadır. Sorun bunun nasıl aşılacağıdır.

Bunun bir yolu Alevilerin siyaseten bireyselleşmeleri ve siyaseti keşfetmeleri , diğer bir yolu da Alevileri kazanmak isteyenlerin kendilerini Alevilere açmasındadır. Bu açılım, Alevilerin kamusal alanda eşit katılımı onlara arasında var olan heterojenliğin ortaya çıkmasının yolunu açacak ve onları özgürleştirecektir. Sürece destek bu açıdan ilk adım olabilir.

Akil İnsanlar içinde olan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın ‘akil insanlar yetmez, muhalefet de bu sürecin parçası olmalıdır’ açıklaması önemli bir hatırlatmadır. CHP’nin çözüm sürecin parçası olması bir yönüyle Aleviler için de kamusal alanda eşitlik yolunun açılması anlamına gelir.

Çorum Katliamı Direnişçilerinden İbrahim Satılmış Hakka Yürüdü

Çorum katliamında direnişiyle tanınan ve 1994 yılında 24 sayısı çıkan “Alevi Halk Gerçeği” dergisinin kuruculuğunu ve yayın yönetmenliğini yapan İbrahim Satılmış hakka yürüdü. Satılmış ayrıca, Almanya’nın değişik kentlerinde çok sayıda Alevi derneğinin açılmasına da öncülük etti. Bir dönem Hedef Gazetesi Avrupa Temsilciliği de yapan İbrahim Satılmış, uzun bir süre inşaat işçiliği ve büfe işletmeciliği yaparak hayatını sürdürdü. Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY)’ın da yönetim kurulu üyesiydi. Fatoş Satılmış ile evlendi, Sinan isminde bir de oğlu vardı.

Satılmış, çalıştığı iş yerinde kalp krizi geçirerek yaşama veda etti. Evli ve bir çocuk babası Satılmış, Çorum’da 1980 Mayıs-Temmuz aylarındaki Çorum Katliamı sırasında direnişi ile tanınan bir simaydı.

12 Eylül darbesi sonrası yaşanan baskılardan sonra Avrupa’ya çıkan Ibrahim Satılmış uzun yıllardan bu yana Köln şehrinde yaşıyordu. Bir çok devrimci, yurtsever kurumda yöneticilik yaptı.

Satılmış’ın ağabeyi Rıza Satılmış ise, 1994 Siirt/Kurtalan‘da TDP gerillası iken TSK tarafından gerçekleştirilen operasyonda hayatını kaybetmişti.

 

Almanya’da Alevi Kültürü dersleri

Almanya’nın Kehl kentide Falkenhausenschule İlkokulu’nda Alevi kültürü ve din dersleri önümüzdeki çarşamba günü başlıyor.

Alevi kültürü ve din dersinin verileceği ilkokulda cuma günü tanıtım programı düzenlendi. Programa Baden Württemberg Eyaleti Alevi Kültür ve İnancı Eğitim sorumlusu Hasan Öğütçü, Bühl Alevi Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Rıza Yeşilgül, derneğin gençlik kolları başkanı Zelal Aksu, Falkenhausenschule İlkokulu Müdiresi İmogen Remmert, Kehl eğitim müdür yetkilisi Gottfried Böhler, Kehl belediye ve kilise temsilcileri, Alevi kültür din dersi öğretmeni Sevda Kayataş’la beraber 100’e yakın davetli katıldı.

Alman katılımcılar yaptıkları konuşmalarda “Öğrencilerin kendi inanç ve kültürünü öğrenmeleri en doğal hakkıdır. Öğrenciler anadilini çok iyi öğrensinler, eğitimde başarının ve yabancı dil öğrenmede kilidin anahtarı anadildir” dediler. Anadilin önemine vurgu yapan konuşmacılar farklı inanç ve kültürlerin toplumlarını zenginleştirdiğini, renklendirdiğini, bu sayede herkesin çok mutlu olduğunu söyledi ve herkese başarılı çalışmalar diledi.

Okulun müdiresi Remmert, “Okulumuzda 10 yıldır iki dilli, Almanca-Fransızca, eğitim veriyoruz. Okulda 15 sınıfta 24 ülkeden 350 öğrenci bulunuyor. Alevi toplumunun özlemle beklediği Alevi din dersleri farklı kültür ve inançlarda eğitim veren okulumuzu daha da zenginleştiriyor” dedi.

Eyalet eğitim ve inanç sorumlusu Hasan Öğütçü davetlilere Alevi felsefesini, inancını ve kültürünü anlattı. Baden Württemberg Eyalet sorumlusu Öğütçü, Almanya’da 2006 yılında başlayan Alevi din derslerinin 8 eyalet okulunda verildiğini hatırlattı. Baden Württemberg Eyaletinde 33 okulda 450 öğrenciye Alevi din dersinin öğretildiğini söyledi ve 2013 yılının sonuna doğru Weingarten Eğitim Fakültesinde alevi eğitim kürsüsünün açılacağını müjdeledi.

Kehl ve çevresinde yaşayan 400’e yakın Alevi vatandaşa hizmet veren Bühl AKM Başkanı Rıza Yeşilgül ve eski başkan Ali Cevat Pektaş, “Bu gün bizim mutlu günümüz. Kültürümüzü genç nesillere aktarmak için hep özlem duyduk. Eskiden öğretmen yoktu, öğrenci vardı. Şimdi eksikler giderildi” dedi.
 Kehl kentinde ilk Alevi din dersi önümüzdeki çarşamba günü saat 16.00’da 16 öğrenciye verilmeye başlanacak

Aleviler sürecin neresinde – II

Barış süreci elbette tüm toplum kesimlerinde olduğu gibi Aleviler arasında da heyecan yarattı. Ancak gerek AKP iktidarı, gerekse de  Kürt Özgürlük Hareketi tarafından çözüme ilişkin yapılan ilk  açıklamalar Alevi camiasında tepki yarattı.

Bence yapılan bazı talihsiz açıklamalar, sonradan ne kadar düzeltilmek istense de,  çözüm isteyen taraflarca  Alevilerin hak taleplerinin görmezden gelindiğini ayan beyan ortaya sermektedir.

Birincisi, taraflarca hararetle savunulan bin yıllık İslam kardeşliği kavramının içinde Aleviler yoktur. Bu bin yıllık ‘kardeşlik’ sürecinde Aleviler kırım, yok sayılma ve asimilasyon dışında bir yaşamı yaşamadılar. Yani sözün özü biz Aleviler bu bin yıllık kardeşlik sürecinin içinde yokuz. Bu açıklamalar büyük bir talihsizliktir. Aceleyle söylenmiş niyetleri aşan söylemlerdir.

Özellikle Kürt kızılbaş Alevileri  genelde son 40 yıllık devrimci mücadele sürecinde ve  özelde Kürt Özgürlük mücadelesi sürecinde nufus oranına göre en çok çaba gösteren ve en çok bedel ödeyen toplum kesimini oluşturmaktadır. Yine 93 yıllık Cumhuriyet döneminde de, Türk ve Kürt Alevileri yok sayılan, asimile edilen, köylerine zorla cami yapılan, zorla  islamlaştırılmaya çalışılan toplum kesimini oluşturuyor. Bir yandan etnik kimliği inkar edilmiş, bir yandan inanç kimliği inkar edilmiş, bir yandan da ezilenlerin saflarında yer aldığı için kıyıma ve zorbalığa uğramıştır Aleviler.

AKP’nin bölge için oluşturmaya çalıştığı İslamcı çizgide Alevilere yer yoktur. Ancak aslını inkar eden Alevilere, öz İslam olmakta beis görmeyen kınalı kekliklere yer var bu çizgide. Yine öte tarafta CHP tarafından yürütülen Alevi politikasında da Alevilere sadece hem inançsal olarak hem de etnik olarak, aslını inkar temelinde yer vardır.  Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu ancak inanç ve etnik kimliğini inkar ederek CHP’nin başına geçebilmiştir. O şimdi hem “öz müslüman”, hem de “öz Türktür”.

Tarihte ilk defa Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesi sonucu Aleviler tarihsel kökleri ile buluşma, tarihlerini araştırma, inanç kimliğini özgürce yaşama şansı yakaladılar.  Gizli yaptıkları ayinlerini Cemevlerinde yapmaya başladılar.  Bu büyük bir kazanımdır elbette.

Bugün Türkiye’de yüzlerce Cemevi varsa,  Aleviler bunu Kürt Özgürlük Hareketine borçludurlar. Alevi uyanışını engelleyemeyen egemenler, çareyi inanç çizgimizi bulanıklaştırıp, bizi Sünni İslama eklemlemekte buldular. Bunun için ta 1986 yılında Özal’ın emriyle meşhur Gölbaşı toplantıları yaparak, uyanan Alevileri düzene yeniden eklemlemede  yol ve yöntem aradılar. Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (Cem Vakfı), Cumhuriyet döneminde aslına ihanet eden Doğandede sülalesinden İzzetin Doğan öncülüğünde kuruldu. Demirel bugün İzzetin Doğan’ın devlet tarafından özel görevlendirildiğini açıklamaktadır. (İzzetin Doğan ve Kamer Genç’in 12 Eylül’ün oluşturduğu Danışma Meclisi üyesi olduklarını bir kez daha hatırlatalım.) Bu zatın girişimleriyle Cem Evlerimizin başına İmam Hatiplerde okutulmuş Alevi çocukları Hoca olarak atandı. Cemevleri Alevi inanç merkezi olmanın ötesinde minaresiz camilere çevrilerek,  birer asimilasyon merkezine dönüştürüldü.

Hiçbir müslüman camisi  gerillaların cenaze namazına karşı çıkmazken, birçok cemevi Alevilerin en yiğit evlatları gerillaların cenazelerini cemevlerine almadı. Bu asimilasyonun hangi boyutlara ulaştığının göstergesidir.

Alevilik bizim coğrafyamızda salt bir Ali severlik derecesine indirgenmeye çalışıldı. Oysa Alevilik üzerinde yaşadığımız toprakların en eski kadim inançlarından köklerini almaktadır. Ali sevgisi bu inancın saflarına 1400 yıl önce girmiştir, oysa bu inanç tüm tek dinli inançların öncelidir. İlk tek tanrılı Zerdüşt inancından köklerini almaktadır. Kürtlerin kendine ait ilk tek tanrılı inancı da Zerdüştlüktür.

Biliniyor, Kürtler hangi inançtan olursan olsun, tüm  mensupları kendilerini “Ateşin ve Güneşin Çocukları” olarak isimlendirirler. Bugün bile her konuşmaya başlayan Kürt hatip, “selam ateşin ve güneşin çocukları” diye söz başlar. Her Kürt ateşi kutsal sayar. Ateşi kirletmez ve suyla söndürmez. Yemin içerken ateş ve güneş adıyla  yemin içer.

Ama son yüzyılda İslam bu çizgiyi bulanıklaştırdı. Aleviler kendilerini “öz müslüman”! olarak adladırır oldu. Bu bir inancın bitişinin başlangıcıdır. Kürt Özgürlük Hareketi  ve Türkiye Solu da, Aleviliğe dar siyaset penceresinden yaklaşarak, Alevilerin Alisever olarak adlandırılmasına hizmet eden bir tutumun sahibi oldular.  Aleviliğin kendi kökleri ile buluşmasını siyasi kaygılardan dolayı istemediler. Birileri kendilerini desteklemez korkusuyla Aleviliği tarif etmede gerçekçi davranmadılar. Özgürlük hareketinin bazı mensupları son yaptıkları açıklamalarında hala inatla; Aleviliği basit bir Ali yandaşlığı ve Hüseyin direnişçiliği noktasında tutmaya çalışarak, bu bin yıllık İslam kardeşliği söylemi içinde beyhude bir biçimde Alevilere yer aramaya çalışmaktadırlar.

Bu ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, Aslını inkar eden sahte Alevi çizgisidir. Kürt kızılbaşlığı kendini bu tür ucuz yaklaşımlardan ayırmakla yükümlüdür. Bu topraklarda Sünni İslam egemenlikli bir siyasal sistem biz Alevilere yaşam hakkı tanımaz. Aleviler için tek kurtuluş, tüm ötekileştirilen toplum kesimlerinin kendini temsil ettirebildiği gerçekten demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti oluşturulmasıdır.

Bunun için Aleviler kendilerini örgütlü bir biçimde bu çözüm sürecine dahil etmelidir. CHP bu sürecin dışında kalarak bir kez daha bize ihanet etmektedir. Kürt hareketi bizlerin örgütsüzlüğünden dolayı, çözüm sürecinde daha az ile yetinmek zorunda kalabilir. Bu süreci ilerici, devrimci, demokratik güçlerin lehine sonuçlandırmak; biz Alevilerin örgütlülüğümüzü birleştirerek ortak bir söylemle sürece müdahil olmamızla olanaklıdır.

Yoksa yarın daha geç olacaktır. Bakın İzettin’in girişimiyle Malatya’da  200 “AK Alevi” AKP’ye katıldı, bu sayı önümüzdeki süreçte daha da çoğalabilir. Bunu önlemenin yolu, dizimizi döverek evimizde oturmak değil, tam tersine siyasal sahnede özgün kimliğimizle aktif yer almaktır. Çözüm süreci bize bu görevi ivedilikle dayatmaktadır.

40 yıldır akan kanın durmasını, herkesten daha çok Aleviler istemektedir. Bunun bedelini en ağır bir biçimde ödemiş toplumsal kesim olarak bu konuda herkesten daha çok, bu sürecin kazasız  bilasız bir sona varması için çabalarımızı daha da yoğunlaştırmak Kızılbaş Alevilerin görevidir.

Adana’da Alevi evlerine ‘başınızı keseceğiz’ bildirisi

Alevilerin yoğun olduğu Hadırlı, Mıdık, Sucuzade, Havuzlubahçe, Mirzaçelebi gibi mahallelerle kent merkezindeki Küçüksaat kesiminde, “Muaz El Hatip Taburu” imzasıyla önceki gün cihat çağrısı yapan, tehdit ve hakaretlerin yer aladığı bir bildiri dağıtıldı.

Bildiride, “Biz Allah yolunda cihat etmiş ve şehitlikle nasiplenmiş önderimiz Şeyh Muaz-El Hatip Taburu’nun askerleri olarak Eset ve işbirlikçilerine sesleniyoruz. Kâfire destek vermeyin. Allah yolunda olun. Yoksa başınız bedeninizden Allah yolunda kesilecektir. Sen Eset köpeğinin salyasında abdest alan kâfir, Suriye kutsal Sünni devletinin toprakları sizin dökülen kanlarınızla yunup arınacak. Yüce Allah’ın kolumuza vereceği kudretle hepinizin sonu yakındır” denildi.

Pir Sultan Abdal Derneği öncülüğündeki Alevi dernekleri yasal işlem başlatılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Özellikle Arap Alevi kesimini ve gençlerini kışkırtmaya yönelik bazı oyunların tezgâhlandığını biliyoruz” diyen CHP Adana Milletvekili Ümit Özgümüş şöyle konuştu:

Konu güvenlik güçlerimizin takibinde. Bu aşamada tepki göstermek bu provokasyonu tezgâhlayan alçakların amacına hizmet edecektir. Tüm Alevi kesimini ve özellikle gençlerimizi sakin olmaya ve araştırmanın sonucunu beklemeye davet ediyorum.

Bozdağ cemevi ibadethane değildir”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın cemevlerine ilişkin soru önergesini cevaplandırdı.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ibadethanelerin dışında olan mekanlar için Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinde herhangi bir ödenek bulunmadığını bildirdi.

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın cemevlerine ilişkin soru önergesini cevaplandıran Bozdağ, şunları kaydetti:

”Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 17. maddesi çerçevesinde, ibadete açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere (cami, mescit, kilise, havra ve sinagog) ilişkin yalnızca aydınlatma giderleri Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanmaktadır. İbadethanelerin dışında olan mekanlar için Başkanlık bütçesinde herhangi bir ödenek bulunmamaktadır.”

Soru önergesine verilen cevapta, Ocak 2013 itibarıyla Türkiye’de bulunan cemevi sayısının 937 olduğu ifade edildi.

Tokat 172 cemevi ile en fazla cemevine sahip il olurken, ikinci sırada ise 90 cemeviyle Çorum yer aldı. İstanbul’da 64, Kahramanmarş’ta 63, Amasya’da 49, Ankara’da 40 cemevi bulunurken, Tunceli’de 8 cemevinin olduğu, 31 ilde ise hiç cemevi bulunmadığı bildirildi.

Avusturya şimdi de Aleviliği resmen tanıdı

Avusturya’da daha önce dini inanç statüsü kazanan Alevilik, dini cemaat statüsü kazanıyor. Karar ile Alevilik derslerinin finansmanı devlet tarafından karşılanacak.

Avusturya Eğitim ve Kültür Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, 20 yıldır ülkede faaliyet gösteren derneklerde dini ibadetlerin de yerine getirildiğinin tespit edildiği bildirildi. Açıklamada ülkede dini cemaat olmak için gereken 16 bin 861 üye sayısının aşıldığı, resmi olarak 17 bin 351 kayıtlı üyeye ulaşıldığı bilgisine yer verildi.

ON BEŞİNCİ DİNİ CEMAAT

2010 yılında Yüksek Mahkeme Alevileri inanç toplumu olarak kabul etmişti. Bakanlığa yapılan dini cemaat başvurusunun kabulü ile Alevilik derslerinin finansmanı devlet tarafından karşılanacak. Kendi öğretmenlerini yetiştirecek Aleviler, ülkedeki on beşinci dini cemaat oldu.

Avusturya’da 500 bin Müslüman yaşıyor. Alevi dernekleri ülkedeki üye sayısını 60 bin olarak açıklıyor.

Ayrıca, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu tarafından yapılan açıklamada Avusturya’da okula giden çocuklar inanç hanelerini ‘ALEVİ’ olarak değiştirme, yazdırma hakkına kavuştu. Bu yönlü yasal talimat Avusturya’daki bütün okullara ulaştı. Böylece çocuklar derslerde Alevilik dersi alabilecekler.

Mustafa Karasu: Aleviler Şialaştırılmak isteniyor

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Alevilere karşı Şialaştırma ve bunun üzerinden Sünnileştirme politikası yürütülmek istendiğini söyleyerek, “Her yönüyle kültürel soykırım yürütülmektedir” dedi. Alevilerin Kürtlerden uzak durarak özgürlüklerini kazanamayacaklarını kaydeden Karasu,  ortak mücadele çağrısında bulundu.

Karasu, “Alevi toplumu Kürtlerin özgürlük mücadelesine kesinlikle destek vermeli. Bu olmadığı takdir de Türkiye’nin demokratikleşmesi her zaman sancılı ve sıkıntılı olur” dedi.

‘PKK Sünni bir örgüt olmuş’ şeklindeki iddiaları yalanlayan Karasu, “PKK etnik anlamda, dinsel anlamda da demokratik ulus zihniyetini savunan, herkesin kendi kimliği ile var olduğu ve kendi kimliği ile birliğini savunan bir harekettir” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasındaki görüşmelere de değinen Karasu, “Görüşmelerle hiçbir hegemonyayı kabul etmeyen demokrasiye dayalı bir Türkiye gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz” diye konuştu
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

‘ALEVİLERİN DEVLETE KARŞI MÜCADELE EDEREK DEVLETİ DEĞİŞTİRME SORUNLARI VARDIR’

Devlet artık Alevi sorununu kabul ediyor, ama Cem Evlerinin yasal bir statüsü yok, istediği zaman kapatabiliyor. İkincisi Alevilere eskisi gibi inkar etmiyor, varsınız diyor. Ancak burada da benim Alevim diyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Hareketimizin yürüttüğü mücadele ile Türkiye de artık ne Kürtlük ne de Alevilik inkar edilebiliyor. Özelikle de bizim mücadelemizin gelişmesi ile birlikte Türk devleti sadece Alevi Kürtlerini değil, Alevi Türkleri de bize yakın olmasını engellemek için, Alevilik politikalarında bir yumuşamaya gitti. Tabi ki Alevi derneklerinin, Alevi toplumun, Alevi ileri gelenlerinin mücadelesi oldu, bunu reddetmiyoruz, ama bu Sivas katliamından sonra oldu. Öncesinde de çok fazla görünmüyordu, ama Kürt özgürlük mücadelesinin Türkiye’de de geliştirdiği özgürlük ve demokrasi mücadelesi bu hakların sağlanmasında bir basamak oldu. Kürtlerin önemli bir bölümü de Alevidir, bu aynı zaman Alevi Kürtlerde de her türlü kimliğine sahiplenme ve bilincini geliştirme oldu. Gerek Sünni Kürtler, gerek Alevi Kürtler bu hareketin içinde kendi kimliklerini özgür bir biçimde savunmaya başladılar. Tabi ki mücadelemizin Türkiye’nin bazı politikalarında değişiklik yaptığını görüyoruz. Ama devletin Kürdü sözde kabul etmesi yetmez. Devletin bu sözde kabul edilişle Kürtler yetiniyorlar mı, yetinmiyorlar mı?  Aleviler de yetinmemelidirler. Kesinlikle kendi kimliğiyle, kültürü ve inancıyla özgür yaşayacakları bir demokratik sistemin ortaya çıkarması için mücadele etmeleri gerekiyor. Bu konuda kafalarının karışık olmaması gerekiyor. Devlet Alevilerden söz etti diye sorunumuz kalmadı diyerek, devlete kanmamaları gerekmektedir.  Alevilerin bugün devlete yakınlaşmaları sorunu değil, bu devlete karşı mücadele verip, devleti değiştirme sorunları vardır. Alevileri devlete yakınlaştırmak isteyenler sorunu çarpıtıyorlar, saptırıyorlar.  Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

ŞİALAŞTIRMA ÜZERİNDEN SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI YÜRÜTÜLMEK İSTENİYOR

Görüldüğü gibi asimilasyon devam ediyor, Aleviler günümüzde acaba bazı dernekler vasıtasıyla Şialaştırılıyor mu,  bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye Caferiler Birliği Başkanı Süleyman Gündüz adında biri var. Herhalde devletle ilişkilidir. Onun Alevilerle ilişkilerine bakıyoruz, yani Aleviler üzerinde Şialaştırma politikası güdüyor.  Bundan da anladığımız kadarıyla artık Alevilerin Sünnileştirme değil de, Şialaştırmaya daha yatkın hale getirilmek istendiğini görüyoruz. Böyle bir politika var. Çünkü Sünnileştirme herhalde biraz zor. İlk önce Şialaştırma ondan sonra da onun üzerinden Sünnileştirme politikası yürütülmek isteniyor. Buda her yönüyle kültürel soykırımın yürütüldüğünü, Alevilerin çeşitli ibadetlerinin nasıl saptırıldığını görüyoruz.   Birde Cem vakfının yaptığı Cem törenlerine bakıyorum, Cem törenlerindeki birçok dua ve konuşmalarda,  Cuma hutbelerinde verilen vaazlara benziyor. O vaazlarda da devlete övgü var. Cem evlerinde böyle bir şey var mı? Bizim gördüğümüz Cemlerde Alevi toplumu insanlığın huzuru, mutluluğu için bir şeyler söylenirdi. Bütün bunlardan Aleviler üzerindeki kültürel soykırımın devam ettiğini görüyoruz.  Bu tür sorunların ağır olduğunu, Alevilerin önemli sorunlarından birinin de bu olduğunu ve üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece diyanet işleri başkanlığının kaldırılması, cem evlerinin statüsünün tanınması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması- bunlarda önemli- ama bunun dışında da yoğun ve karmaşık sorunlar da var.  Bu konuda Alevi Dedelere önemli görev düşmektedir. Aleviliğin özüne sahip çıkması gerekirken, Alevi bir dedenin, inanç sahibinin kendi kimliğiyle kendini ifade etmemesi acı bir durumdur. Kendi dili ve literatürüyle konuşması lazım. Örneğin; cenaze namazlarının Alevi geleneklerine göre yapılması gerekiyor. Bende geçmişte bazı Alevi cenaze namazlarını gördüm. Ama Alevilerin hiçbir cenaze töreninde, günümüzde basından takip ettiğimiz kadarıyla o tür duaların okunduğunu görmedim. O kesinlikle asimilasyon amaçlı üretilmiş bir yaklaşımdır.  Bu konuda kültürel ve inançların kendi doğasına uygun yürütülmesi gerekmektedir. Özellikle bu konuda Alevi dedeleri duyarlı davranmalı ve asimilasyona fırsat vermemelidirler.

‘KÜRT ALEVİLERDE CEMLER NEREDEYSE ASİMİLASYONUN ESAS ODAK YERLERİ OLMUŞ’

Son dönemde Türk Alevi köylerine Cami yapılıyor, Kürt Alevilerine de Kürtçe yerine, Türkçe deyiş söyletilir. Bu oto asimilasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Buna karşı Aleviler nasıl tavır almalılar?

Alevi köylerine camii yapılması gerçekten ilginç bir durum! Bir kere bundan vazgeçilmedikçe kültürel soykırımdan vazgeçilmiyor demektir. Özellikle söylenildiğine göre Alevi Türklerin olduğu yerlere Camii yapılıyormuş, diyorlar camiyi kabul ederseniz oraya suda gider, elektrik de gider. Bu bir komplekstir, okul, camii, cem evi hepsi birlikte yapılır gibi, bu tabi gerçekten utanç verici bir durumdur. Eğer bu politika yürütülüyorsa buna karşı çok ciddi bir tutum takınması gerekir. Aleviler tabi ki demokrat olmalılar, özgürlükçü olmalılar, yer yer söylüyorlar biz ilericiyiz, biz demokratız diyorlar, ama bunun gereğini yerine getirmiyorlar. Örneğin Kürtler söz konusu olduğundan, Kürt Aleviler söz konusu olduğundan bu ilericilikleri, özgürlükçülükleri, demokratlıkları,  insaniyetçilikleri ne kadar pratikleşiyor. Bütün Alevilerin bunu kendilerine sormaları ve doğru cevaplaması gerekiyor. Özellikle Kürt sorununa uzak duran Aleviler için söylüyorum. Şimdi herkes ibadetlerini kendi dili ile yapıyorlar, tamam Arapça ezan var, ama bunun dışında Türk’ler İslamiyet’i kendi dilleriyle yapıyorlar, Pakistan kendi dilliyle yapıyorlar, Farslar kendi dilliyle yapıyor. Şimdi Kürt Aleviler de geçmişte dilleriyle cem yaparlarmış, işte kendi dilleriyle dua okurlarmış, ama zaman içinde devletin teşviki ve baskısı ile Kürt Alevilerin dilleri unutturulmaya, bunun bir parçası olarak da kendi cemlerini de tamamen Türkçe yapma gibi bir gerçeklik ortaya çıkmış bulunmakta. Cemler neredeyse asimilasyonun esas odak yerleri olmuş, bu eskiden böyle değilmiş, birkaç gün önce bir derneğin konferansında birisine sordular:  “Siz dilinizde ibadet ediyor musunuz? Etmiyoruz diyor Şahhatay’ı” Türkçe söylüyordu, Davut Sulari Türkçe söylüyordu.  Davut Sulari şimdi gerçekten çok iyi Zazaca biliyor, gerçekten Zazaca bilen arkadaşlar en saf, en hakiki Zazacayı konuştuğunu söylüyorlar.

Ben 1960’ların sonunda, 1970’lerin başında Davut Sulari’yi defalarca dinledim, Kürtçe söylüyordu. Ama şimdi bazıları şahsında bu değiştirilmeye çalışılmıştır. Aşık Daimi, ne güzel Kürtçe konuşuyor, Kürtçe türkü söylüyor, Aşık Daimi gerçekten de Alevi Kürtlerin dilinin asimile olmamasında ciddi rolü var, çok büyük bir Alevi ozanıdır, bir oğlu da bizim mücadelemizde şehittir. Kürt’tür, Kürtlüğünü bilen bir genç olarak gelip mücadele saflarımızda kahramanca şehit düşmüştür. Daimi’nin de Kürtçe türküleri var, devlet baskısı nedeniyle, hatta teşviki ile türkü söylemiştir. Büyük araştırmacı Sayın Mehmet Bayrak araştırmalar sonucunda, 1960’larda MGK Alevi Kürtlerin asimilasyonu için Alevi dedelerinin, Alevi ozanlarının Türkçe değiş söylemesini, Türkçe türkü söylemesini teşvik edilmesi kararı alıyor ve Alevi Kürtler için de Türkçenin geliştirilmesi bir devlet politikası olarak yaygınlaştığını belirtiyor. Bu nedenle bizim Cemlerimiz Türkçe olsun diyemeyiz.  Alevi Kürtlerin Kürtçe, yine Alevi Türklerin de Türkçe kendilerini her anlamda ifade etmeleri doğru olanıdır. Olabilir, Alevi Kürtler bazı Türkçe değişler de okuyabilirler, ama esas olarak kendi dilleriyle yapmaları doğru olanıdır. Hatta Kürtçenin bütün lehçeleriyle kendilerini özgürce ifade etmeleri gerekir. Devlet o kadar yoğun bir bölme politikası izliyor ki, Kürt lehçeleri arasında bile insanların kafasını karıştırarak dil alanında da Kürtleri bölmeye çalışıyor. Geçenlerde izledim; Dersim üniversitesinde okuyan Bingöl’ü bir genç, devlet politikası gereği “biz şimdiye kadar Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak biliyorduk, öyle değil, Zazaca ayrı bir dil” diyordu.  Geçen gün o konferans da sanıyorum aynı kişi idi, Davut Sulari’yi Türkçe konuşur diyen kişiydi. ‘İşte bizimki Zazaca da değil, bizimkisi Dersimce diyordu.’  Orada da Zaza ile Kürdü ayırıyor, ondan sonrada Zazaların içinde de Dersimi ayırıyor, Bingöl’ü ayırarak dili de bölgelere ve lehçelere göre ayırarak oto asimilasyonu bizzat uygulanıyor. Bu bir devlet politikası olarak yansımaktadır.

‘KÜRT DİLİNDE DEĞİŞLERE KARŞI ÇIKANLARA BÜTÜN ALEVİLER TUTUM TAKINMASI GEREKİYOR’

Devletin Aleviler de yarattığı Kürt algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletin Türkiye’de belli Alevi kesimde yaratmış olduğu bir Kürt algısı söz konusudur. Kürtlük tuk-aka edilmiş, gerilik görülmüş, ya da Kürt diye bir şey yok denilmiş. Bu nedenle şimdi Alevi Kürtler biraz kendi dillerine sahip çıkınca, Kürtçe değiş söyleyince ya da biraz Aleviliklerini Kürt dili ile yapmaya çalışınca bazı çevreler buna olumsuz yaklaşıyor, bu çok kötü bir şeydir. Hele Alevilik adına, Alevi Kürtlerin Alevi değiş söylemesini, cemlerini Kürtçe yapmaya çalışmasına tepki göstermek Aleviliğin felsefesine de aykırıdır. Buna böyle yaklaşanlar kesinlikle Alevi olamazlar, gericidirler. İşte bu gerici zihniyet Alevilerin bugün kendi kimlik ve kültürleri ile yaşamalarının önünde engeldir. Bu açıdan bunun bir hastalıklı ve arızalı bir durum olarak görmek lazım. Buna karşı bütün Alevilerin tutum takınması gerekir. Artık bunlar Alevilik adına savunulamaz; ‘Biz Aleviyiz, Kürt değiliz’ diyemezler. Nedirler o zaman, o zaman Alevi değiliz, Kürt değiliz derken şunu diyorlar: ‘Türküz’ diyorlar. Türk devleti Kürtleri nasıl Türkleştirmek istiyorsa, onu söyleyenler de özellikle de Kürt olup, ama biz Aleviyiz, Kürt değiliz diyenler de aynı devlet gibi Kürtleri Türkleştirmek isteyenlerdir.

‘ASLINI İNKAR EDEN BİR ADAMDAN ALEVİLERE BİR HAYIR GELEBİLİR Mİ?’

Orada da sizce bir devlet aklı yok mu?

Cem vakfının arkasında devlet var. Cem vakfını devlet kurdurdu. Şimdi İzzettin Doğan’ın kendisi Kürt’tür. Biz Kürt olduğunu iyice biliyoruz. Tabi onun babasının benim dedemle Kürtçe konuştuğunu biliyorum. Artık o asimle edilmiş, Türkleşmiştir. İzzettin Doğan Türkleşmiş, yani aslini inkar etmiş, aslını inkar eden bir adamdan Alevilere bir hayır gelebilir mi? Gele bilir mi bir soralım? Gelemez tabi.

‘ALEVİ KÜRTLER HEM ALEVİ HEM KÜRT KİMLİKLERİNE SAHİP ÇIKMALILAR’

Bu durumu aşmak için Alevi Kürtler ne yapmalı?

Alevi Kürtler dediğimiz gibi iki kimliklidirler, iki kimliklerine de sahip çıkmalılar. İki kimliklerine sahip çıkarlarsa doğru tavır içerisinde olurlar. Kürtlüğüne sahip çıkmadan, Aleviliğine doğru sahip çıkamazlar, Aleviliklerine doğru sahip çıkmadan Kürtlüğüne sahip çıkamazlar. Çünkü bir konuda inkarcı olan, kendisini savunmayan, kendisine duyarsız olan, diğerine de duyarsız olur. Bu açıdan Alevilerin, Alevi Kürtlerin hem Alevi kimliklerine karşı duyarlı olmaları gerekir, o konuda mücadele etmeleri gerekir, hem de kendi kimliklerine, kültürlerine, dillerine sahip çıkmaları gerekir. Dillerine sahip çıkmaları gerekir, dil bilmiyorlarsa öğrenmeleri gerekir. Belki ben eleştirileceğim, bende asimle edilmiş birsiyim. Ama bunun öfkesini duymak lazım. Bunu kabul etmek yerine, buna öfke duymak doğru olan tutumdur.  Aleviler kendi kimlik ve kültürüne sahip çıkması lazım. Bu açıdan Alevi Kürtlerinin şimdi Avrupa da Demokratik Aleviler Birliği var. Türkiye de ise, Mezopotamya Aleviler Birliği Örgütlenmesi var. Örgütlenmek istiyorlarsa bunlar yanlış değil, benimsenip destek olmaları lazım.

‘ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORTAK HAREKET ETMELİ’

Son dönemde bazı kesimler ‘bu Aleviler birliği nereden çıktı?’ diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu birlik esprisi, Alevileri bölmek için yapılan bir örgütlenme modeli değildir. Biz Alevilerin Avrupa’da örgütlenmiş,  Alevi derneklerin birlikte hareket etmelerinden yanayız. Türkiye’de örgütlenmelerine ve ortak hareket etmelerinden yanayız.  İşte Türkiye’deki tüm kültür, sanat, edebiyat konularında Alevilere dönük ayrımcı politikaların kabul edilmemesi ve ortak hareket etmeleri gerekir. Şimdi Türkiye’de de farklı dernekler var: Bektaş’i vakfı, Alevi Kültürleri Dernekleri, Pir Sultan Abdal Derneği var. Ama birlik olmalıdırlar. Ben kişi olarak Cem Vakfının gerçekten de bir Alevi zihniyetinde olduğunu düşünmüyorum.  Ama diğer tüm Alevi derneklerinin bir arada ortak hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum.  Avrupa Dernekleri Federasyonu var, kendi kimliğini savunma temelinde kalabilir ve örgütlenebilirler. Türkiye de bir federasyon var, o federasyon içinde de tüm Alevi dernekleri örgütlenmelidirler.  Biz Alevilerin Kürt, Türk gibi bölünmelerinden yana değiliz. Aleviler kendi sorunları konusunda ortak davranmalıdırlar. Ama Alevi Kürtlerini de kendi kimliklerinden kaynaklı sorunlarına duyarlı olmaları gerekiyor.

‘KÜRT ALEVİLERİN AYRI ÖRGÜTLEMELERİNİ ANLAYIŞLA KARŞILAMAK LAZIM’

Örneğin; Dersimliler nasıl örgütlenecekler? Dersim’de Kürt Alevileri örgütlenecek, Maraş’ta, Adıyaman’da, Erzincan’da da Kürt Alevileri örgütlenecek. Bu doğaldır. O nedenle kalkıp, Mezopotamya Aleviler Birliğine karşı çıkmak yanlıştır. Kakayliler var,Yarsanlılar var, bu anlamda Alevilerin ortak birliğini savunmak yanlış mıdır yani? Yarsanlılar ayrı olsun Kakaylılar ayrı olsun, kuzeydekiler ayrı olsun demek ne kadar doğrudur. Bu açıdan Kürt Alevilerin devlet politikası nedeniyle ayrı örgütlemelerini anlayışla karşılamak lazım. Bunu bir bölünme olarak görmek yerine, birlik içinde, farklılıklarını geliştirmek olarak görmek daha doğru bir bakış açısıdır. Yani biz bu meseleye bölünme değil, çeşitlenme ve zenginlik olarak bakıyoruz.

‘AMED’TE YAPILAN ALEVİ KONFERANSI İLE DOĞRU BİR ADIM ATILMIŞTIR’

Alevilere ilişkin yapılan kimi çalışma ve konferanslar gerçekleşti. Ancak buna karşılık rahatsız olan bazı Alevi Dernekleri oldu, eleştiriler gelişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk önce Amed’te yapılan Alevi konferansına ilişkin ben bazı değerlendirmeleri yapmak isterim. Demokratik Toplum Kongresi’nin yaptığı bir konferanstır. Demokratik Toplum Kongresi’nin buna eğilmesi, böyle bir konferans yapması sevinilmesi gereken bir konudur. Bütün Kürt toplumunun Alevi sorununa bu denli eğilmesinin ifadesidir. Bunu böyle anlamak ve görmek lazım. Türkiye Meclisi içinde bir konferans yapmak gibi bir şeydir. Bu Amed’te oluyorsa ve DTK yapıyorsa, gerçekten de çok olumlu görülmesi gerekiyor. Kürt toplumuna bu gün Alevi’si ve Sünni’si ile birlikte Ezidilere karşı bir sorumluluğu var. Asurilere, Süryanilere ve Ermenilere karşı pozitif bir yaklaşımımız var. Kürtler de genel olarak Kürdistan’da farklı etnik grup ve kimliklere karşı bir hoşgörü var. Kaldı ki Kürtlerin önemli bir kesimi Alevi’dir. Bundan memnunluk duymak gerekir ki doğru bir adım atılmıştır. Ancak uygulanışı, yapılışı sırasında anlaşılıyor ki karşılıklı eksiklikler olmuştur: Hem konferansı düzenleyenler açısından hem de katılanlar açısından bu böyledir. Yine bazı Alevi derneklerin karşılıklı yanlış yaklaşımları bunda etkili olmuştur.  Ama onu kalkıp bir sorun yapmak doğru değildir. Tamam orada karşılıklı yetersizlikler olabilir. Bizim hareketimizin yaklaşımı belidir. Biz şu anda Kürt özgürlük hareketi olarak, Alevi Kürtlerin içinde olduğu, Ezidi ve Sünni Kürtlerin içinde olduğu  bir hareketiz.

‘PKK ETNİK VE DİNSEL ANLAMDA DEMOKRATİK ULUS ZİHNİYETİNİ SAVUNAN BİR HAREKETTİR’

Şimdi AKP ve hükümete bakılırsa PKK Alevi olmuş. Başka çevrelere bakılırsa bir Sünni örgütü olmuş. Bununla ne yapılmak isteniyor?

Tabiî ki maksatlı yapılan bazı şeyler vardır. AKP, PKK bir Alevi hareketidir diyerek, güya PKK’yi Sünni nüfusunun yoğun olduğu Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyor. Şimdi CHP, Ergenekon ve İzzet Doğan gibi kişi ve kesimlerde bu konuda ‘PKK bir Sünni hareketidir, Kürtlerin çoğu Sünni’dir o zaman PKK de Sünniliği savunan bir harekettir’ diyerek bu bilinçli politikalarla Alevi Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu özel savaşın temel politikalarından kaynaklanan yaklaşım ve tutumlardır. Tabiî ki bu bilinçli bir saptırmadır. PKK’nın, Türk devleti gibi, tekçi Türk İslam sentezi gibi bir yaklaşımı yok. PKK etnik anlamda, dinsel anlamda da demokratik ulus zihniyetini savunan, herkesin kendi kimliği ile var olduğu ve kendi kimliği ile birliğini savunan bir harekettir. Bunu kesinlikle böyle görmek ve buna göre yaklaşmak gerekiyor. Özellikle de PKK’nın ezilmiş topluluklara karşı sorumlulukları ve hassasiyetleri vardır. Ezilenlere karşı sorumluluk duymakta, Alevilere karşı hassas ve sorumluluk hissetmekte, bunun için bunu bir mücadele gerekçesi haline getirmektedir.

‘PKK EZİLEN TOPLULUKLARIN HAREKETİDİR’

Aleviler ezilmiş bir toplumdan geldikleri için mi bu böyledir?

Tabi ezilmiş toplumlar olduğu için de onları savunmaktadır. PKK esas olarak ta başından beri ezilen toplulukların hareketidir. Bu yönüyle Alevilerin, Ezidilerin ve Süryanilerin hareketidir.  Her ezilen topluluk kendisini PKK mücadelesinde görebilir. PKK haksızlıklara karşı mücadele veren bir harekettir. Nasıl ki Kürtler üzerinde yürütülen hakaretlere karşı mücadele var ise, Aleviler, Süryaniler ve Ezidilere karşı yaşanan haksızlıklara karşı da mücadele veriyoruz.  Bakın Ezidiler bu gün Kürdistan da özgürce yaşıyor, Aleviler ve Süryaniler bugün kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar. PKK’nın bu gerçeğine amiyane değimle mitolojideki zalim tanrılar ancak inkâr edebilirler, ancak vicdan sahibi olan hiç kimse, PKK’nın bu yaklaşımını inkar edemez. PKK’nın Kürdistan da ve Ortadoğu da yarattığı bu zihniyet değişimi, farklı etnik topluluklara, farklı dinsel topluluklara farklı bir yaklaşımı geliştirmesi, gerçekten de takdire şayandır. Herksin takdir etmesi gereken bir yaklaşımdır. PKK hareketinde en çok ne hatırlanacak diye sorulacaksa; iki şeyi hatırlanacaktır birincisi;  etnik ve dinsel topluluklar arasında yaptığımız hoşgörü hatırlanacaktır. İkincisi ise; kadının yüceltilmesi ve öncüleştirilmesi hatırlanacaktır.

‘ALEVİLER KÜRTLERDEN UZAK DURARAK ÖZGÜRLÜKLERİNİ KAZANAMAZLAR’

Sünni ve Aleviler içinde de bu hakkı beyan eden çok insan var. Sonuçta Aleviler de bugün PKK olmasaydı, bu düzeyde olmazdık diyor.

Bu önemli bir gelişmedir. Bugün Kürtlerin önemli bir kesimi Alevi’dir. PKK ve Kürt özgürlük hareketi bu konuda başından beri Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmuş, savunmaktadır.  Yönetimimiz içinde de Aleviler, Ezidiler ve Sünniler var. Bu açıdan hareketimiz başından itibaren demokratik bir hareket oldu. Yani bütün ulusların öğelerini, özgün kimliği ile kabul eden bir yaklaşımımız hep oldu.  Bütün Kürtleri kapsayan, bütün Kürtleri kucaklayan ve onların inançlarına saygı duyan bir hareket oldu. Farklı inançları olan Ezidilerin kendi ibadetlerini savunan, Alevilerin ibadetlerini savunduğu, Sünnilerin kendi ibadet özgünlüğünü savunan, bu konuda inançlarına saygı duyan bir hareket olarak ortaya çıktı ve günümüzde de tüm etnik, dinsel ve inançsal kimlikleri savunan bir hareketiz.  Alevi Toplumu da belirli derneklerde, vakıflarda örgütlenmiş,  örgütlü Alevi toplumu da Kürtlerin özgürlük mücadelesine kesinlikle destek vermeli, doğru olan da budur. Bu olmadığı takdir de Türkiye’nin demokratikleşmesi her zaman sancılı ve sıkıntılı olur. Kürtlerden uzak durarak Aleviler özgürlüklerini kazanamazlar, bunu bilinmesinde fayda var.

‘DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ TEK BAŞIMIZA VERMEDİK’

10 yıldır AKP iktidarda ve PKK ona karşı mücadele ediyor. Son dönemde sanki PKK, AKP ile bir araya gelmiş diğer etnik gruplara karşı mücadele ediyor gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Buna ne dersiniz?

PKK özgürlük mücadelesini veren bir harekettir, yıllardır bu sorunu demokratik temelde çözmek istiyor.  1993 DYP, Anavatan, Refah hükümet dönemleri oldu. Biz bütün hükümetlere barış ve demokratik siyasal çözüm çağrısı yaptık. Ve Kürt sorunun demokratik çözüm temelinde bu sorunu çözmek istedik. Bu yeni bir şey değil.  Demokrasi mücadelesini verirken tek de vermiyor. Emekçilerle, Sosyalistlerle ve Alevilerle veriyor, tutarlı demokratlarla veriyor. Bu konuda biz demokrasi mücadelesini tek başımıza vermedik. Tabi ki bunun esas bedelini biz verdik. Biz sadece kendi başımıza verdiğimizi söylemiyoruz, diğer topluluklarla birlikte verdik. Bunun sonucu olarak biz Türk devletini çözüm noktasına getirdik. Daha düne karda AKP bizi tasfiye ve ezmeye çalışıyordu. Ama önderliğin ve hareketin gücünü görünce AKP, Önderliğimizle görüşmeye gitti. Önderlik AKP’ye ve Türk devletine Kürt sorunun demokratik çözümü çerçevesinde adım attırmak istiyor. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Eğer gerçekten de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun demokratik çözümü gelişecekse, tabiî ki PKK çözüm için, görüşmelerde yapar, müzakere de eder. Ama bu şu değildir, herhangi bir parti ve devletle antlaşma anlamına gelmiyor. Ya da yeni bir otoriter sistem kurmak değildir. Onlardan olmak değildir. Şu anda AKP ile görüşmeler yapılıyorsa, bu AKP‘yi ve devleti değiştirmek içindir. Bu konuda demokratikleşen bir Türkiye, ne eski Türkiye, nede eski devlet olarak kalır, nede AKP eski AKP olarak kalır. Yani demokratikleşme mücadelesini ya da demokratik çözüm mücadelesini bir bütün olarak devleti, zihniyetini ve sistemini değiştirmek içindir.

‘HİÇBİR HEGEMONYAYI KABUL ETMEYEN DEMOKRASİYE DAYALI BİR TÜRKİYE GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Bu aynı zamanda sadece Kürtlerin sorunu değil, Alevilerin sorununu, kadın sorununu da çözme görüşmesi ve çabasıdır. Diğer etnik ve dinsel sorunları da çözme görüşmesidir, çabasıdır. Onun için önder Apo son görüşme notunda, “Son yetmiş yıldır biz CHP hegemonyası altında yaşıyoruz. Başka bir devlet hegemonyası ile yaşadık, bundan sonra biz AKP hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz. Siyasal İslamcı bir devlet hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz” dedi. Demokrasiye duyarlı hale gelen bir devletle sorunları çözmek istiyoruz. Öyle bir devlet demokratikleştiği takdirde, artık her partinin kendi gücüyle seçime girdiği ve parti olduğu, ama sistemin hegemonyasını, egemenliğini kurduğu bir Türkiye olamayacaktır.  Öyle bir demokratik sistem getirmeliyiz ki, artık hangi parti gelirse gelsin demokratik sistem değişmeden var olan sorunlar demokratik sistem içerisinde hal edilebilsin ve giderilebilecek tarzda olsun. Yüz yıllarca da geçse halklar bir daha sistemsel sorunlarla karşılaşamasın. Demokratikleşen bir devlet ve sistemde partiler daha demokratik davranmak zorunda kalırlar. Yani kendi hegemonyasını dayatan konumda olmasın. Şu anda önder Apo’nun yaptığı görüşmeler de, Türkiye’yi değiştirip- dönüştürmek içindir. İster CHP, ister AKP, ister Kemalizm, ister Ergenekon, ister siyasal İslamcı olsun, hangi hegemonya olursa olsun fark etmez, hiçbir hegemonyayı kabul etmeyen demokrasiye dayalı bir Türkiye gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.

‘ALEVİLER ÖZGÜRLÜĞE VE DEMOKRASİYE EN YAKIN TOPLULUKTUR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Alevilerin sorunları ve haklarına ilişkin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Önder Apo’un yazıları ve kitapları var, kitaplarında açıkça şunu söylemiştir: Aleviler özgürlüğe ve demokrasiye en yakın topluluktur. Komünal ve demokratik değerleri şimdiye kadar taşıyan topluluktur. O bakımdan kendisini her zaman Alevilere yakın görmüştür. Öyle söylemiştir. Tabiî ki tüm inançlara Sünni olsun, Alevi olsun tüm inançlara saygı duymuştur. Önder Apo’da herhangi bir dogmatik katı bir inancı ret eden, diğer bir inancı kabul eden tekleştiren bir yaklaşımı yoktur. Hatta eğer bir pozitif ayrımcılık yapmışsa, hep Alevilerden yana, Alevilerin o özgürlükçü demokratik, komünal demokratik karakterinden yana pozitif değerlendirmeler yapmıştır, her zaman hakkını vermiştir. Yeri geldiğinde, İslamiyet’te Alevi-Sünni tartışması yapıldığında ‘ben her zaman İslam içinde Ali taraftarlarına en yakınım’ demiştir. Yani Alevi kültürünün ehli beytden geldiği hak, adalet, özgürlük, kültür eşitlik kültürüne önder Apo da hep değer vermiştir. Bu yönüyle önder Apo’nun yaklaşımlarını hiç kimse tersyüz edemez. Farklı gösteremez. Önder Apo demokratik özgürlükçü bir önderdir. Hiçbir haksızlığa tahammülü olmayan bir özgürlük savunucusudur.  Kürtler üzerindeki haksızlığa karşıda böyledir. Aleviler, Ezidiler, Yahudiler, Ermeniler ve Süryaniler içinde yapılan haksız değerlendirmelere ve haksızlıklara karşıdır.   Ama yanlış yaklaşım kimden geliyorsa;  ister bu Sünni’den, ister Alevi’den gelsin, ister Yahudi’den gelsin, her türlü yanlışlığa karşı tutum belirleyen bir önderdir. Önderliğin tutum ve tavırları her zaman böyle olmuştur. Her zaman böyle bütünsellikli ele almak gerekiyor.

‘TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN DEMOKRATİK ULUS COĞRAFYASI OLACAKTIR’

Hareket olarak bundan sonra Aleviler için sizler neyi öngörüyorsunuz?

Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesi aynı zamanda Alevilerin de özgürlük mücadelesi olduğunu bilmelidirler. Bunun için zaten binlerce Alevi genci saflarda mücadele etmiştir, şehit düşmüştür. Bunların boşa gitmediğini herkes bilmeli ve görmelidir. Bu bakımdan Türkiye deki Alevilerin özgürlük mücadelesine en yakın hareket olduğumuzu düşünüyoruz. Demokratikleşen Türkiye aynı zamanda Alevilerin de sorunlarını çözecektir. Tabi î ki sıkıntılar, zorlanmalar ve kendilerini ifade etme önünde engeller var. Kürtler içinde, Aleviler için de bu sorunlar farklı da olsa var ve devam ediyor. Yıllardır yürütülen mücadele beli bir olgunluk ve çözüm aşamasına doğru gidilmektedir. Bu topraklarda Kürtler de özgür olacak, Alevilerde özgür olacaklardır. Kürtlerde bu topraklarda kendi kimliği ve kültürleriyle yaşayacaklardır,  Aleviler de kendi kimliği ile bu topraklarda özgürce yaşayabileceklerdir. Kürdistan’da Sünni,  Ezidiler de kendi inancıyla özgürce yaşayabileceklerdir. Türkiye ve Kürdistan Demokratik Ulus Coğrafyası olacaktır. Bu açıdan ben Kürtlere de, Alevilere de, emekçilere de bundan sonra da özgürlük mücadelelerini derinleştirmelerini, bütün sorunların çözülmesi için mevcut devletin, ceberut devletin değiştirilerek, demokrasiye duyarlı bir devlet haline getirilerek, güçlerini birleştirmeye, ortak demokratik mücadele vermeye çağırıyorum. Bu temelde de geleceğe daha umutla bakmaya çağırıyorum ve mücadelelerinde başarılar diliyorum.

SİPAN CUDİ / DEVRİM AMED – BEHDİNAN – ANF

Aleviler ve maruz kaldıkları nefret söylemi

Dila KARAM

Felsefe öğretmeninin ne öğrettiğini duydunuz mu? Ben duydum, utandım.

Utandım, kızdım, kendi kendime söylendim.. sonra sakinleştim, bir kahve içtim, pencereden Nisan kışına baktım, ağaçlara, serçelere, bahçeye, yola, uzaktaki seslere baktım. Sonra içimden “boş ver” dedim. “Münferit bir olay işte.. belli ki kafası hayli karışık bir öğretmen vahim derecede saçmalamış.”

Olmadı. Olmayınca olmuyor zaten, zorlamanın alemi yok. Kafadan çıkmıyor bir türlü. Masama dönüp, haberi bir daha okudum.

Münferit olmadığını biliyoruz değil mi? Şu toplumda bu öğretmenle aynı kafayı yaşayan daha çook insan evladı olduğunu biliyoruz değil mi? Bal gibi, buz gibi, taş gibi bir nefret söylemidir bu.. ve ne yazık ki, ateş gibi, kan gibi, zulüm gibi bir nefret suçunun yollarını döşer.

Lise felsefe öğretmeni. Öğretmen. Üstelik felsefe öğretmeni. Lise’de. Yok.. bunu defalarca da yazsam, yazdıklarıma yabancılaşamıyorum. Anlamlarından önemlerinden gram değer kaybetmiyorlar. Önemli çünkü. Herhangi biri değil ki, çocukları emanet ettiğimiz bir öğretmenden söz ediyoruz sonuçta. Hayır ben de biliyorum her öğretmenin mükemmel olmadığını.. insanız sonuçta.

Sonuçta.. sonuçta.. evet bunu tekrarlarsam kahvem soğumadan mevzudan kopabilirim.

Nefretlerle kendilerini var eden insanları hep merak ettim. Hem korktum onlardan, hem de çok merak ettim. Sivas’da Madımak’ta insanları tekbir getirerek yakanları merak ettim, Maraş’ta öldürenleri, yüzlerce yıl boyunca Anadolu’da “Ali kıran baş kesen”leri, ben hep merak ettim.

Nasıl bir düşünce, nasıl bir yönlenme, nasıl bir güdülenme, bu insanları birer katil haline getiriyor diye. Tek tek bu adamları ele alsak, belki de hemen hepsinin birer aile babası, evlat, kardeş, oğul olduklarını, kendi hallerinde yaşayıp gittiklerini, dertlerle, hastalıklarla, işle güçle uğraştıklarını.. belki evlerini zar zor geçindirdiklerini göreceğiz. Hani özellikle tanınmaya değer bir yanları yok, kayda değer bir özellikleri de yok. Sıradan insanlar.

Bu insanlar, birer seri katil değil. Belki onlara sorsak, katil de değiller. Kendilerine, dinlerine, aidiyetlerine düşman belledikleri birilerini yok eden kahramanlar onlar. Sorsak onlara, “tahrik edildik” derler. Her zaman, her yerde en geçerli katliam bahanesidir zaten bu tahrik edilme, tahrik olma meselesi.

Her dem geçerli, her dem taze. O kadar ki, “namus meselesi” ile yarışır ve sonuçta daha fazla ölüme sebep olduğu için bahaneler arasında birinci olur. Nasıl kötüyüz değil mi? Bizden olmayanı yok etmek için nasıl gönüllüyüz değil mi?

“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim.”

Biz kaç bebeği böyle öcülerle büyüttük peki? Kaç çocuğu ötekine nefret duysun diye doldurduk, kalıplara döktük beton gibi, okul okul, ders ders suladık? Kaç çocuğu öğretmen olarak yetiştirdik, nefreti öğretsin diye?

Hayır, münferit değil.. ve hayır, boşuna söylenmiyorum.

Alevilerin Cem Evleri’ni kültür merkezi gibi gören, gidip camide ibadet etsinler deme kibrini gösteren, vs vs.. tekrara gerek yok. Şu halimize bakın.

Sonuçta.. sonuçta.. hayır, münferit değil. Münferit değil münferit değil münferit değil. Sadece rezil, utanç verici, mide bulandırıcı. Sadece hastalıklı, arızalı, kan dondurucu.

Sadece kötü. Çok kötü.

‘Alevi Sorunu’

Kürt sorununun “Barışçıl demokratik çözümü” yakıcı bir şekilde gündeme gelmişken bir kere daha gördük ki, Türkiye’de sistemin inkarcılığından ve ırkçı politikalarından kaynaklanan sorunlar ne kadar da iç içeymiş! Adeta bir zincirin halkaları gibi! Birinci halkayı çekince diğerleri peşi sıra geliyor. Neden? Çünkü sorunların kaynağı ve sebebi aynı dolayısıyla çözümü de ortak olmalıdır. Sorunların ve çözümün doğasında öylesine ortaklık var ki, birinin çözümü diğer sorunun reel durumunu direk etkiliyor. İşte bu nedenledir ki; şu anda Kürt sorununun çözümü gündeme gelmişken, tüm yalınlığı ile Alevi sorunu da tartışılıyor!..

Nedir Alevi sorunu? “Bir mezhep sorunu” değildir. “Cem evlerinin yasal güvenceye kavuşturulması, zorunlu din dersinin kaldırılması” kapsamında tartışılacak kadar dar bir sorun da değildir. Alevi sorunu daha büyük, “Makro politik” bir sorundur. Alevi sorunu gündeme geldiğinde asıl tartışma devletin yapısal sorunu ve bunun topluma sirayet etmiş halidir. Şerif Mardin Hoca’dan devşirilen “Mahalle baskısı” belirlemesi durumu dolambaçlı tanımlayan bir sözdür. Oysa “Mahalle baskısı” gücünü ve cesaretini devletten, devletin yapısallığından almaktadır.Cumhuriyet tarihindeki (Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemi soykırımları bizzat devlet eliyle yapılmıştır) tüm Alevi katliamları devletin öncülüğünde, denetiminde ve organizasyonunda olmuştur. Neden devlet Aleviliğe bu kadar düşmandır? Çünkü Alevilik, devletin tekçi, katı merkeziyetçi, dinleri çıkarlarına alet eden yapısına aykırıdır. Alevilik, sosyal, siyasal, ekonomik durumu da gözeten, düzenleyen bir inançtır. Alevilik için kullanılan “Kültür” kavramı bir ayrıcalık atfediyor gibi görünse de özünde pozitivist bakışın ürünüdür. Çünkü Alevi inancının da tüm din ve inançlar gibi süreçleri/sürekleri vardır. Alevilikte dikey örgütlenme yerine yatay ve toplumsal bir örgütlenme vardır. Bu örgütlenmenin adı ocaktır. Cumhuriyetin arifesinde Koçgiri soykırımı Alevilikteki yatay/toplumcu örgütlenmeyi kırmak ve katı merkeziyetçi, tek tip devleti örgütlemek için yapılmıştır. Kaldı ki İttihatçı zihniyetin güncellenmiş konsepti içinde bir taşla “İki kuş vurulmuş” Koçgiri ve Dersim’de Kürt/Alevilere soykırıma yapılmıştır. Osmanlı marifetiyle Türkmen Aleviler zaten bastırılmış, susturulmuş ve soykırıma uğramıştır. Günümüzde yaşanan durumun cevabı şu sorularda gizlidir! İttihat ve Terakki hareketi neden Aleviliği bu derece önemsedi? Mustafa Kemal, Sivas’tan Ankara’ya gelirken neden Hacıbektaş’a uğrama ihtiyacı duydu? “Laiklik” diye bize yutturulan vaka neden Alevi toplumu üzerinden inşa edildi? “Laiklik” denen yutturmaca “İslam” adı altında bir devlet dini örgütledi, neden Türk/Kürt aydınları, devrimci demokratları bu gerçeğin üzerine gitmiyor? Devlette Diyanet İşleri Başkanlığı kadar güçlü ve köklü bir kurum var mıdır? DİB ordudan bile güçlüdür! DİB Türkiye’deki etnik ve inançsal asimilasyonun sorumlusu değil midir? DİB sadece Türkiye ölçeğinde değil tüm dünyada “Misyonerlik görevi yürüten” bir devlet kurumuyken bu durum neden ciddiye alınmaz? Alevi sorununun Cumhuriyete dair bölümünü (Öncesi de çok önemli!) anlamak için; 1826 II. Mahmut dönemi, İttihat ve Terakki dönemi, M. Kemal’in Hacıbektaş’a gidişi, Koçgiri soykırımı, TBMM’nin açılışı (Mustafa Kemal Hacıbektaş’ta ziyaret ettiği dönemin postnişini Cemalettin Çelebi’yi BMM Başkan yardımcısı olarak atamıştır.) Tekke ve Zaviyeler Kanunu (Aleviliği yasaklayan kanundur! Ve bu gün “Devrim yasası” adıyla 1982 Anayasasının koruması altındadır!) DİB’in kuruluşu (Osmanlı’daki Şeyhül İslamlığın devşirilmesidir! Şeyhül İslamlık da Osmanlı’nın Bizans Patrikhane’sinin taklididir.) Dersim soykırımı… Pir Seyit Rıza (Aşk olsun piri piran!) Ali Şer, Zarife Ana… Sonrasında derin bir sessizlik! “Milli şef” döneminin jandarma zulmü, cemlerin basılması, dedelerin, pirlerin yerlerde sürüklenmesi, sakallarının yolunması! DP dönemi ve Alevilerin neredeyse tamamına yakınının DP’ye oy vermesi! 1960’lı yıllar… Sosyalist gençlik hareketi ve bu hareketin öncüsü olup “Aleviliği aştık! Dinle gericilikle işimiz yok!” diyen devrimci, sosyalist değerlerimiz! 1970’li yıllarla birlikte CHP’ye yönelen Aleviler! 70’li yılların Soykırımları… Maraş (Koçgiri ve Dersim soykırımının güncellenmiş halidir! Henüz doğmakta olan Kürt Siyasal hareketine gözdağı, 12 Eylül faşizmi tarafından güncellenecek olan “Tek kimlik” soykırımıdır) Sivas (4 Eylül 1978), Malatya (Bir çocuk olarak içinde bulundum ve yaşadım!) Çorum (Fırına atılarak katledilen Veli Dede… Bu katliamların tamamı 1235/40 tarihinde Hak ve hakikat aşkına yol yürüyen ve Hak için Hakka Yürüyen Baba İshak/Baba İlyas’ın yürüdüğü güzergahta olmuştur. Bu bir tesadüf müdür?) 12 Eylül faşizmi… 2 Temmuz 1993 Madımak katliamı (Koçgiri katliamı güncellenmiştir!) Gazi, Ümraniye katliamları ve sonrasında “Türk/İslam, Ilımlı İslam” kuşatması ile nihai asimilasyon projesi!!! Gelelim “Aleviler barış karşıtı!” lafzına… Bu topraklarda barıştan söz edilecekse barışın serencamı Aleviliktir. Tarihe bir yolculuk yapınız! Canlar canı Kürt Aleviler ve aydınlar… Baba Taher Üryan’ı tanıyor musunuz? Ahmedê Xanî (aşk olsun ona 1650/1707) yıllarında Kürtçe yazarken Baba Taher Hemedani (937/1010) yıllarında Kürtçe deyiş yazmıştı! Canlar canı Türk Aleviler… İlim, irfan, edep, haya ve aşk ummanı Yunus Emre, Hünkar Hacıbektaş (Aşkı niyaz olsun onlara) barışın tüm zamanlardaki ermişleridir. Canlar canı örgütlü kadınlar. Kadıncık Ana’yı, Zarife Anayı, Alevi Kadın Hak Aşıklarını da görünüz! Ortadoğu barışı için semavi dinlerdeki “Asrısaadet” dönemi ve Üç Peygamberin mirası elbette ki değerlidir. Eyvallah! Lakin söz konusu Türkiye’nin toplumsal barışı ise bu barışın dili Yunus Emre, Hünkar Hacıbektaş, Şeyh Bedrettin, Şah Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Pir Seyit Rıza, Baba Taher Üryan… Gibi erenler, evliyalar, ulular, veliler ve Hak Aşıklarının dilidir! Evet “Alevisiz barış olmaz!” Çünkü Aleviler Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık mücadelesinin öznesidir. Alevilerin “Kaygısı” şudur; “Barış süreci” Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlığı getirecek mi? Tarihteki yaşanmışlıklar, trajedi, travma psikolojisi ve Türkiye’nin mevcut haleti ruhiyesi içinde anlaşılır bir durum değil mi? Yaşam bir deryadır, yürek de gemi/ Bata çıka bulur aşkı erdemi…