Ana Sayfa Blog Sayfa 6422

Ortak vatan ve demokratik uluslaşma çözümü

Hüseyin ALİ

Kürt Halk Önderi’nin Amed Newrozu’nda okunan manifesto niteliğindeki mesajını birçok çevre tartışıyor. Kuşkusuz tartışılacaktır; yeterli, yetersiz bulanlar olacaktır. Genel olarak mesaj kapsamlı ve olumlu bulunmuştur. Türkiye’nin kapsamlı demokratikleşme perspektifi olduğunu söyleyenler çoğunluktur. AKP’nin yaklaşımlarından dolayı bu mesajda söylenenlerin gerçekleşmesinin zor olduğunu söyleyen ve bu temelde kaygılarını belirtenler de var. Bunlar anlaşılır bir durum. Kürtlerde ve Kürt tarafında da kimi kaygılar var. Ama kaygıları esas alan bir politika olmayacağına göre Kürt tarafı tedbirler alma temelinde Kürt Halk Önderi’ne tam destek verme, tam katılma yaklaşımı göstermektedir. Çünkü bu süreci esas olarak başarıya götürecek, AKP’yi de böyle bir çözüm süreci içine sokacak, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin tutumu olacaktır.

Biz bu yazımızda esas olarak hiçbir temele dayanmayan, aslında Kürt Özgürlük Hareketi’ne olumsuz yaklaşımları nedeniyle, ya da Kürt Özgürlük Hareketi’yle Türk devletinin sürekli bir savaş içinde olmasını isteyen kimi çevrelerin Kürt Halk Önderi’nin mesajını kendilerine göre ele alıp olumsuz değerlendirmelerini irdeleyeceğiz. Çünkü mesajdan olmadık anlamlar çıkarmaktadırlar. Ya da zorlama yorumlar yapılmaktadır. Ayrıca Kürt Halk Önderi’nin BDP’lilerle yaptığı görüşmede, Rum, Ermeni ve Yahudi lobilerini eleştirmesi de saptırılarak sanki bu halkları hedef gösteriyormuş gibi değerlendirmeler bile yapılmıştır. Öyle ki bu önderlik ve hareketin en takdir edilecek yanları tersyüz edilerek farklı bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır.

Bu önderlik ve hareket iki konuda hiç kimsenin yapamadığı kadar olumlu bir tarihsel çıkış yapmıştır. Ya da iki konuda tarihe iz bırakacak yaklaşım ve pratik içinde olmuştur. Birincisi kadınlarda gösterdiği özgürlük tutkusudur. Bu nedenle Kürt kadını çok güçlü bir özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Sadece Türkiye ve Ortadoğu kadınlarını değil, dünya kadınlarını etkileyen bir kadın özgürlük çizgisine sahiptir. Bunu sağlatan da en başta Kürt Halk Önderi’dir. Kadın özgürlüğünü sınıfsal ve her türlü ulusal özgürlükten değerli görmektedir. Kadın özgürlüğünün geliştirildiği yerde her türlü özgürlük ve demokrasinin kapısının açılacağına inanan bir önderlik gerçeği vardır. Bu gerçeklik bu önderliğin her konuda özgürlük ve demokratik karakterinin derinliğini ifade etmektedir. Kadın konusunda özgürlük ve demokratiklikte derinliğe ulaşan bir kişilik ya da bir sistem her konuda radikal bir özgürlük anlayışına ve demokratik karaktere sahip olur. Buna özgürlüğün ve demokratikliğin kanunu ya da diyalektiği de diyebiliriz. Bu önderlik kadın konusundaki özgürlükçü karakteri nedeniyle son mesajında kadınlara hitap ederken, “Kutsal Kadınlar” kavramını kullanmıştır. Bu önderliğin paradigmasında, teorisinde kadınlar geçekten de kutsal bir yere sahiptirler.

Bu Önderliğin ve hareketin ikinci önemli karakteristiği ise ezilen inançlar ve etnik topluluklara verdiği değerdir. İnançlara  ve etnik topluluklara uygulanan baskıları, tarihin en zalim ve çirkin uygulamaları olarak görmektedir. İnançlara ve etnik topluluklara yapılan baskı ve soykırımı en büyük suç olarak görmektedir. Bu topluluklara yapılan haksızlığı ve zulmü tüm değerlendirmelerinin merkezine koymaktadır. Bu nedenle PKK de Kürt halkı da bu yönlü çok köklü bir eğitim almıştır ve hiçbir toplumda olmayan özgürlükçü ve demokratik karaktere sahip olmuşlardır. Bu hareket kendini sadece Kürtlerin değil, tüme ezilenlerin özgürlük hareketi olarak tanımlamıştır. En fazla da ezilen etnik ve dinsel toplulukların savunucusu ve özgürlük savaşçısı olarak görmüştür. Bunu söyleminde ve pratiğinde en tutarlı bir biçimde uygulamıştır. Bunu hiç kimse inkar edemez. Böyle olmadığına dair tek bir kanıt gösterilemez. Bu açıdan bu hareket en başta da bu topraklarda baskı gören Alevilerin, Êzidîlerin, soykırıma uğrayan Süryanilerin ve Ermenilerin hareketi olmuştur. Zaten bu zihniyette olmasaydı Kürt halkının özgürlük mücadelesini de bu düzeyde tutarlı ve fedaice yürütemezdi. Bunu esas olarak sağlatan da Kürt Halk Önderi’dir.

Bu gerçek oradayken Kürt Halk Önderi’nin bir siyasal analiz yaparak Ermeni, Rum ve Yahudi lobilerinin yürütülen özgürlük savaşını ne kazanmamızı ne de kaybetmemizi istiyorlar; bizim savaşımıza dayanarak Türkiye’den taviz koparma politikası izliyorlar, yönünde eleştiri yapmasını çarpıtarak bu Önderliği ve bu hareketi bu halklara karşı göstermek ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır. Bu hareketin kırk yıllık pratiğinde bu yönlü tek bir olumsuz örnek gösterilemez. Bundan sonra da göstermek mümkün değildir. Kürdistan; tarih boyu Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin ortak vatanı olmuştur. İç içe yaşamışlardır. Bu önderlik ve bu hareket her zaman böyle görmüştür; bugün de Kürdistan’ı tüm bu toplulukların ortak vatanı olarak görmektedir. Kuşkusuz Türkiye’yi de çok farklı etnik ve dinsel toplulukların vatanı olarak görmek tarihsel gerçekliğe daha uygundur. Özcesi Kürt Halk Önderi bu halkların soykırıma uğratılmasından da büyük acı duymaktadır. Bu nedenle bu acıları ortadan kaldıracak, bu tür acıların yaşanmasına engel olacak demokratik ulus kavramını geliştirmiştir. Bu ulus anlayışı tek kimlikli değildir. Kürdistan sadece Kürtlerin vatanı değildir; bu nedenle tek vatan, tek millet gibi kavramları soykırıma neden olan, insanlık, tarih ve sosyoloji dışı kavramlar olarak değerlendirmektedir.

Bir daha vurgulayalım, bu önderliğin ve hareketin başka konularda eleştirilecek yanı bulunabilir, ama ezilen etnik ve dinsel topluluklara yaklaşımında eleştirilecek yan bulunmaz. Bu konuda örnek bir zihniyete sahip bir harekettir. Belki pratikte bazı yetersizlikler olabilir, bu da zihniyetin ya da anlayışın yanlışlıklarından değil, pratik politikadan ortaya çıkan eksikliklerdir. Ancak bunlar, bu hareketin bu konudaki takdir edilecek yanlarını küçültmez. Çünkü hiçbir abartmaya yer vermeyecek biçimde iddia ediyoruz ki bu hareket bu konularda örnek bir karaktere sahiptir.

Alevilere yaklaşımı da böyledir. Kürt hareketleri içinde, hem yönetiminde hem tabanında en fazla Alevi olan harekettir. Bu hareket daha başından beri aynı zamanda Alevilerin özgürlüğünü savunan bir hareket olmuştur. Bu hareket bugün de böyledir. Kürtlerin çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı tarihsel olarak Kürtlerle Türklerin bu ortak özelliklerinden gelen ilişkilerine gönderme yapılması hiçbir biçimde diğer inançları inkar etme ya da onlar üzerindeki baskıları normal görme olarak ele alınamaz. Kürtlerin Türkler Anadolu’ya girdiğinde Müslüman olduğundan dolayı Bizans’la savaşta Türklerin yanında yer alması tarihsel bir gerçekliktir. Bu çerçevede binlerce yıldır yan yana yaşamış Kürt toplumunu inkar etmenin tarihsel temeli olmadığını hatırlatmak kadar normal ne olabilir? Bundan başka yorumlar çıkarmak abesle iştigaldir. Bu ifade tarih içinde sadece sünni Türklerin ya da Osmanlıların değil, sünni Kürtlerin Aleviler ve Êzidîler üzerinde baskı yaptığını görmezlikten gelmek anlamına gelmiyor. Bu önderlik ve bu hareket Êzidîlere yapılan baskıyı görmezlikten gelebilir mi? Aksine şimdi bu baskının ortadan kalkması ve Êzidîlerin kendilerini özgürce ifade edebilmesi için büyük bir hassasiyet gösteriyor. Êzidîlerin varlığını koruması ve geliştirmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Sadece Alevi Kürtler değil, Alevi Türkler üzerindeki baskıyı da bu hakaret kabul etmez, etmemektedir. Bu demokrasi ve özgürlük mücadelesi aynı zamanda Alevilerin de özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Bu önderlik ve hareket, demokratikleşecek Türkiye’de, Alevilerin de Êzidîlerin de başka inançların da kesinlikle özgürlüğünü istemektedir. Diğer etnik ve dinsel toplulukların özgür olmadığı bir yerde Kürtlerin de özgürlüğünden söz edilemez. Dolayısıyla Kürt sorununa demokratik çözüm arayışı ve Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesi aynı zamanda Alevilerin, Êzidîlerin, Süryanilerin, Ermenilerin, Rumların ve diğer tüm etnik ve dinsel toplulukların özgür ve demokratik yaşamını sağlama mücadelesidir. Bunu başka türlü göstermek Kürt Özgürlük Hareketi’ne yapılacak en büyük haksızlık olur.

Kuşkusuz Türk devletinin ve AKP’nin zihniyetinden çok köklü bir özgürlük ve demokratik anlayış beklenemez. Ancak mücadeleyle özgürlükler, demokratik haklar  kazanılır ve geliştirilir. Kürt Halk Önderi yeni süreçte özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bırakılmadığını, aksine mücadelede yeni bir dönemin başladığını vurgulamıştır. Bu nedenle bu süreçte tüm özgürlük ve demokrasi güçlerinin devrede olması gerekmektedir. Zaten Kürt Halk Önderi de bu süreçte bütün demokrasi güçleriyle, etnik ve dinsel toplulukların temsilcileriyle görüşmek istemektedir. Onların görüşünü almak, onlarla tartışmak istemektedir. Şu anda Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin en temel taleplerinden biri de budur.

Çoklukta birlik, yaşamda özgürlük

Küresel dengeleri oluşturan 20. yüzyıl konsepti tükendi. Bununla birlikte tek merkezli, tek kimlikli “Ulus devlet” de bitti. 21. yüzyıl demokrasi ve insan hakları çağı olacak. Ama durup dururken, kendiliğinden olmayacak. Küresel, bölgesel ve yerel güçlerin ortaya koyacağı güç dengelerine göre oluşacak. Oluşan yeni durum kısaca budur.

Sayın Öcalan’ın Newroz mesajı hakkında birçok yorum yapılabilir. Ancak mesajın bütünlüğü içinde yapılacak yorum; “Kürt sorunu, Türkiye, Ortadoğu ve dünya sorunudur.” Ancak bu ölçekte bakıldığında ve algılandığında sorun köklü, kalıcı çözüme ulaşır. Dolayısıyla Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununa çözüm beklemek akılcı değildir. Türkiye, Irak, İran, Suriye, İsrail… ABD…! Diğer etkenleri de sayabiliriz. Ancak altı ülkenin adı sıralandığında bile baş döndürücü bir siyasal durumla karşı karşıya kalıyoruz! Gel de çık işin içinden!..

Sorunun dünya, Ortadoğu ilişkileri bir yana Türkiye’de ortaya çıkan genel duruma bakalım. Newroz’da Diyarbakır’a davetliydik, davete icabet edip gittik. Newroz alanını hınca hınç dolduran yüz binlerce insanın yüzünde baharı karşılamanın coşkusu ve barışa ulaşmanın özlemi vardı. Okunan mesaja kitlenin verdiği yanıt “Selamın ve mesajın başımız üstüne” kabilindendi.

Alandan çıkmak bir deryada kulaç atmak gibiydi… Ankara hava alanından eve gelmek için arabaya bindiğimizde radyodaki dil çoktan değişmişti. 30 yıldır yaşananlara tanık olmasak radyodaki spikerin söylediklerinden “Oh be her şey çözüldü. Sorun bitti. Rahatladık.” diyecektik. Oysa sorun yeni başlıyordu.

Sorunun yeni başladığını ve bu başlangıca göre bir çözüm oluşacağını anlamayanlar mesajı didiklemeye başladılar. Mesaj bir talepler dizisi, yol haritası oluşturmak yerine Türkiye için çözüme giden yolda gerekli ortamı oluşturmak için iletilmişti. Ama “Medya” ve hatta “Sosyal medya” durur mu? Bir tartışma… Bir tartışma ki, meğer herkes bu mesajı beklermiş! Medya da, sosyal medya da, CHP, MHP cenahında da yapılan yorumlar, geçelim bunları…

Gelelim “Alevilerden neden söz etmedi?” Bu soruyu soranların bazıları “Kendilerini de mesajın içinde görmek isteyen” Alevilerdir. Bazıları da “Biz dememiş miydik? Apo’nun Alevilik diye bir derdi yoktur! AKP ile anlaştı. Olan bize olacak!” diye ortamı velveleye veren bildik kimseler.

Mesajda “Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara, suni problemlere gark etmeye çalışmıştır. Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor” diyor ve devamla “Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur” denmesine rağmen samimiyetle söyleyeyim ki; mesajın ana fikri beklediğim gibiydi. Ama mesajı dinledikten sonra ana fikir içinde Alevileri bulsam da “Aleviler de olmalıydı!” dedim. Hatta “Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır” ifadesi tarihin dehlizlerinde ürpertici bir zihin fırtınası yaşamama yol açtı.

Mesajdaki “Kapitalist moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum” ifadesi ise bir dönemin sonunu ve yeni başlangıcı ifade eden esasın kendisidir. Ve “Bugün yeni bir dönem başlıyor.” cümlesi esasın da esasıdır. “Yeni dönemin” koşulları zor da olsa oluşturulmuştur. Bundan sonrası “Yeni dönemde” aktör olabilmek, yaşamın gereksinimlerine göre rolünü oynayabilmektir. Sayın Öcalan kimseyi dışlamamıştır. Dönemin panoramasını tanımlamıştır. Aleviler de bu panorama içindedir. Nasıl ki Kürt sorunu sadece Kürtlerin değil, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, dünyanın sorunu ise Alevi sorunu da benzer özellikler arz etmektedir. “Demokratik Cumhuriyet” Alevisiz olmayacak. “Yeni dönemde” Türkiye’nin sorunları bir bütün olarak algılanıyor. Çözüm de ona göre üretilecek, üreteceğiz. O halde “Alevilerin mesajda olmamasına” takılmak yerine Alevilerin laik, demokratik cumhuriyetin yaratılmasındaki rol ve sorumluluklarını tartışmak gerekmez mi? “Yeni dönemde” Alevilerin hangi güçlerle birlikte nasıl bir mücadele yürüteceğini, kendi taleplerini diğer demokrasi güçleri ile nasıl ortaklaştırıp onların taleplerine ne kadar sahipleneceğini tartışacağımız yerde, böylesine küresel bir mesaj içinde “Yok sayıldık” demek kendimizi hiçleştirmek olmaz mı? 1239/40 tarihinde Dede Kargın’ın irşat ettiği Baba İshak/Baba İlyas’ın yolu hala güncelliğini koruyor. İşte olanak “Silahlar susuyor”, demokrasi mücadelesi için savaş döneminden daha verimli olanaklar doğuyor.

Yeni yüzyılda/”Yeni dönemde” ihtiyaç, Ahmedê Xanî ile Şeyh Bedrettin’i, Baba Taher Hemedani ile Yunus Emre’yi, Hacıbektaş Veli ile Sultan Sahak’ı, Şah Kalender Çelebi ile Ali Şer’i, Kadıncık Ana ile Zarife Ana’yı, Pir Sultan Abdal ile Pir Seyit Rıza’yı anlamak ve “Gelin canlar bir olalım!” deyişini gerçekleştirmektir. Tüm bu değerlerin güncel referansları ise Deniz, Mahir, İbo’dan… Mazlum, Hayri, Haki ve Kemal Pir’e uzanan mirastır. Bunun adı da; Çoklukta birlik, yaşamda özgürlüktür… Birlik ve özgürlük herkesten çok destansı bir tarihten beslenen Alevilerin özlemidir.

‘Aleviler dışlanıyor’ iddiasına tepki

Dersim’i Yeniden İnşa Cemiyeti ve Almanya Dersim 37-38 Soykırım Karşıtı Derneği yazılı bir açıklama ile Kürt Halk Önderi Öcalan’ın çözüm projesine destek verdi. Her iki kurum Öcalan’ın açıklamasında Alevilerin dışlandığını ileri süren kesimlere de tepki göstererek, “Öcalan ve Hareketi olmasaydı bugün Alevilik konuşulmazdı” dedi.

Öcalan’ın 2013 Newrozu’nda yaptığı açıklamayı “Anadolu ve Mezopotamya halklarının barış, demokrasi ve birlikte yaşama manifestosu” olarak nitelendiren kurumlar, Öcalan’ın açıklamasını çarpıtarak Alevilerin dışlandığını ileri süren kesimlere tepki gösterdi. Açıklamada şöyle denildi: “Öcalan’ı tanıyan, yazdığı kitapları okuyan, konuşmalarını dinleyen herkes, bu açıklamada herhangi bir etnik veya dinsel grubun dışlanmadığını görür. Ancak elini taşın altına koymadığı gibi soyunu bile inkar eden, Dersim soykırımının mimarı Kemal Atatürk’ü ve onun sistemi ırkçı Kemalizmin partisi ve onun Tuncelili derin devlet ve Ergenekon’un sözcüleri, açıklamanın ruhunu anlayacak yere, Alevileri dışlamış gösterip yeni bir İdris-i Bitlisi ve Yavuz ortaklığı eleştirisinde bulunuyorlar. Öcalan‘ın açıklamasında Alevilere yer vermemesine, buna karşın ‘İslam kardeşliğine‘ işaret etmesine tepki gösteriyorlar.

Öcalan, soruna temelden yaklaşıyor, silahlar sussun siyaset konuşsun, diyerek başta Kürt sorunu olmak üzere Kemalist rejim tarafından ötekileşltirilen etnik, dilsel ve dinsel grupların sorunlarının çözümü için tartışmanın önünü açıyor. Sunni Türklerle Sunni Kürtlerin anlaşacağı ve Alevilerin dışlanacağını iddia edenler, başta CHP olmak üzere, Kürt düşmanlığına batmış, savaştan nemalanan çevrelerdir. Öcalan açıklamasında Alevilerin isminin zikretmedi diye ortalığı bir kara propaganda ile zehirlemeye çalışan kişi ve kesimler yine iş başında, bu kişiler Alevilerin süreçte yer almayacağını ya da Alevisiz bir Türkiye tahayyül edildiğini düşünmektedir. Oysa süreçte Alevilerin aktif rol alacağı ve yeni Demokratik Türkiye’nin inşasında onları engelleyecek hiçbir anlayış ve kurumun olmadığını Kürt kurumları olarak kamuoyuna tekrar bildirmek isteriz.”

ÖCALAN VE HAREKETİ OLMASAYDI BUGÜN ALEVİLİK KONUŞULMAZDI

Öcalan ve PKK hareketinin Alevilerin haklarının savunulmasında önemli rol oynadığına dikkat çekilen açıklamada, Alevilik ve Kürt hareketinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği vurgusu yer aldı. Açıklamada, “Öcalan ve hareketi olmasaydı bugün Alevilik konuşulmazdı. Kürt hareketinin Alevi öğretisine ne kadar özel önem verdiği bir realite iken, bu çevrelerin amacı suyu bulandırmak ve öküzün altında buzağı aramak amaçlıdır. Türkiye ve Kürdistan aydınlanmasına öncülük eden Kürt Hareketi, insan odaklı felsefesiyle ortak ve özgür geleceğin inşasına güç verecek Alevi dinamiğini stratejik ortak görmüştür. Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketinin stratejik ortak gördüğü ALEVİLİK,  manifestoda yazılmamışsa, onu İdris-i Bitlisi yapmaz. Alevilik ile Kürt Hareketi birbirinden ayrı ve farklı düşünülemez. Sisteme karşı mazlumların mücadelesi bütünlüklüdür. Ergenekoncular, CHP, MHP, Aydınlık ve Kürt oldukları halde kendilerini ‘Türkmen’ gösteren Kemalist kafalı, temelde Kürt ve Şafii inancına, özelde Öcalan ve Kürt hareketine düşman çevreler, yeni süreci baltalamak amacına yönelik çaba içinde olduklarını gösteriyorlar. Hüseyin Aygün, ‘Neden Alevi demedin?’ diye aklınca Öcalan’ı eleştiriken, Dersim’in kutsal dağlarını bombalayan sisteme söyleyecek tek sözü olmasa gerek” denildi.

“Öcalan ve hareketi için Alevi ve Şafii ayrımı kesinlikle olmamıştır. Dünyevi bir hareket tüm inançlara aynı yakınlık ve uzaklıkta durur. Kaldı ki, Kürt Hareketinin kuruluşuna ve bugüne gelişine sayısız üst düzey kadro veren Kürt Alevilerdir” denilen açıklamada Mazlum Doğan ve Sakine Cansız gibi PKK’nin tanınmış öncü isimleri örnek gösterildi.

Açıklamada devamla, “Gerek CHP ve gerekse Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorunu başta olmak üzere, ülkenin toplumsal, siyasal, kültürel ve inançsal sorunları karşısında bir çözüm önerisi yoktur. Gelinen aşamada birbirlerini yenemeyen iki gücün müzakere süreci yolu açılmıştır. Biz Dersimli kurumlar bu yanlış anlayışı protesto ederken; Kürdistan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ruhunun Dersim’de attığını, hem Kürtlüğü ve hem de Alevi inancıyla halkımızın onur duyduğu önem verdiği eyalet olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz” ifadeleri yer aldı.

Alman Yeşiller Partisi:”Alevi’ler Kendi Haklarına Sahip Çıkmalılar”

 

Alman Yeşiller Partisi Federal Milletvekili Memet Kılıç, Abdullah Öcalan’ın yayınladığı mesajla ilgili olarak, barış konusunda umutlu olunması gerektiğini söyledi.

Kılıç, yaptığı özel açıklamada , ‘’Umutlu olmak gerekir. Ancak böyle kapsamlı bir mutabakatı Meclis devre dışı bırakarak, hükümet işi gibi kavramak rizikolu. Umarız Başbakan Erdoğan anayasa değişikliklerini gerçekleştirdikten sonra Kürtler’e verdiği sözleri unutmaz’ dedi.

Kılıç, ‘’Osmanlı tarihine vurgu yapıp, ‘modernite’ eleştirisi ile Cumhuriyet’e yüklenip, ‘İslam bayrağı’ altında birleşme çağrısı yapan Öcalan, Erdoğan’ın sevmediği ‘Alevi’ sözcüğüne yer vermeyerek kendi barış sürecinin önünü taktiksel olarak açmıştır. Aleviler’in hakkını aramak PKK’nın değil, Aleviler’in görevidir’ şeklinde konuştu.

Hakları gasp edilen azınlıkların birbirlerini unutmaları durumunda kaybedeceklerini ifade eden Kılıç, ‘Azınlıklar despotizme karşı her zaman dayanışma içinde olmalıdır’ dedi

Aleviler’den Barış Sürecine Destek!

Muş’un Varto ilçesindeki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cem Evi Başkanı Pir Doğan Yılmaz, Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında okunan Öcalan’ın mektubunu olumlu bulduklarını ve savaşın bitmesini istediğini söyledi.

Pir Doğan Yılmaz, barışın gelmesi temennisinde bulunarak, “Mektup dün okundu. Olumlu bir gelişme. Zaten bizim amacımız, bizim felsefemiz, bizim sözümüz, insanların barış içerisinde yaşamalarıdır; insan haklarının, insan özlüklerinin olmasıdır. Ölümlerin ve öldürmelerin olmaması, insanların birbirlerini öldürmemesini istiyoruz. Aynı toprakların insanlarıyız. Aynı topraklarda yaşadığımıza göre amacımız kardeşçe, özgür ve demokratik bir şekilde yaşamaktır. Ben olumlu buluyorum. İnşallah kendi görüşlerimde yanılmam. Tabii ki ilerisi ne olacak, nasıl bir olay gelişecek belli değil ama şimdilik çok olumlu ve ılımlı olarak buluyorum” dedi.

Miting alanına Türk bayraklarının asılmadığı konusuna da değinen Doğan Yılmaz, “Asılmış olsaydı tabii ki iyi olurdu. Hepimiz bu memleketin çocuğuyuz. Bizde dil, din, ırk, mezhep ayrılığı yok. Bizim felsefemiz budur. Biz hiç kimseye hor ve aşağılayıcı bir gözle bakmayız. Bizim tek şeyimiz var, kişinin özü, sözü, rengi, dili, dini, mezhebi ne olursa olsun ona insan gözü ile bakmaktır. İleride düzeltilmesi gereken bir olaylardır. Olsaydı iyi olurdu,ama çok da büyütmemek, abartmamak, yanlış yorumlara vesile etmemek lazım” dedi

Kürt, Alevi ve Ermeni olmaları tesadüf mü?

Adı Özer Baran, henüz 20’li yaşlarındaydı. Bir sabah ailesine kışladan gelen telefonda intihar ettiği söylendi. Özer Baran, son on yılda askerde intihar ettiği iddia edilen 967 gençten sadece biri. 3 Eylül 2009’da, Kocaeli’de askerliğini yaptığı sırada ailesi ölüm haberini alır. O günden bu yana suskun kalan baba Aydın Baran, er Mazlum Aksu’nun askerde ‘intihar’ ettiği haberleri gazetelerde yayınlanınca, dört yıllık suskunluğunu bozarak konuşmaya karar verdi.

Gazetemize konuşan baba Aydın Baran, ne zaman askerde intihar ettiği iddia edilen bir gencin haberini alsa acılarının tazalendiğini anlatıyor. Aydın Baran, askerde intihar ettiği iddia edilen gençlerin çoğunun Kürt, Alevi ve Ermeni gençlerinden oluşmasının tesadüf olmadığını  düşündüğünü belirterek  “Biz de Dersimli Alevi ve Kürt bir aileyiz. Ben oğlumun intihar ettiğine inanmıyorum” dedi.

OLAYDAN BİR GÜN ÖNCE GÖRÜŞTÜM

Acemi birliğini Isparta’da komando er olarak yapan oğlu Özer Baran’ın koluna yaptırdığı dövmeden dolayı refüze edildiğini söyleyen baba Aydın Baran “Oğlum ilk olarak Antalya’ya ardından da Kocaeli’ye gönderildi. Bundan bir ay sonrada oğlumun ölüm haberi geldi” dedi. Oğlunun, erkek kuaförü olduğunu, işinde gücünde sorunsuz bir evlat olduğunu belirten  Aydın Baran, “Olaydan bir gün önce internetten görüntülü olarak oğlumla görüştüm. Hiçbir sorunu yoktu, ertesi sabah komutanları sabah 08:00’da intihar girişiminde bulunduğunu  hastaneye kaldırıldığını söylediler’’ dedi.

TELEFON KUŞKULARIMI ARTTIRDI

Haberi alır almaz İstanbul’a GATA’ya gittiğini anlatan baba Baran yetkililerin ‘Oğlunuz vefaat etti. Sol omzuna G-3’le ateş ederek intihar etmiş’ dediler diye anlatıyor. Evlerini telefonla arayan Erzincanlı bir askerin ‘Elazığ’a geleceğim ve gerçekleri size anlatacağım’ dediğini ama bir daha kendisininden haber alamadıklarını aktaran baba Baran bu görüşmenin oğlunun intihar etmediğine dair kuşkularını arttırdığını ifade etti.

Henüz askerliğini yapmamış iki oğlu daha olduğundan dolayı bu olayı yaşadıklarını sineye çekerek dört yıldır sustuğunu belirten Aydın Baran “Yakın çevresimizden en az on tane gencin askerde intihar ettiği iddia edildi. Bu çocukların hepsinin de ortak özelliği Kürt ve Alevi olmaları. Bu ortak özelliğin nedenlerinin açıklanması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Asker Hakları Derneği ile iletişime geçmek istediğini söyleyen Baran, yaşadığımız bu acının kuşkuya yer kalmayacak şekilde aydınlatılması gerektiğini belirtti. 

Diyarbakır’da Kırklar Meclisi Barış Sürecine Destek Verdi.

Farklı inançların temsilcilerini bir araya getiren Kırklar Meclisi üyeleri çözüm sürecine tam destek verdi

Çözüm sürecinde tüm gözlerin çevrildiği Diyarbakır’da 6 dinin temsilcisi barış mesajı verdi.

Diyarbakır’ın Sur İlçesi’nde halkın sorunlarına çare bulmak için farklı inançların temsilcilerini bir araya getiren Kırklar Meclisi, bu kez barış için toplandı. Meclis’in Ermeni, Süryani,  Keldani, Yezidi, Alevi ve Sünni üyeleri, Türkiye’nin nefesini tutup beklediği tarihi Nevruz öncesi ‘artık analar ağlamasın’ diyerek barış çağrısı yaptı.

30 yıldır çatışmalar nedeniyle bazı mezheplerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen dini temsilciler, “Artık barış gelsin. Biz bütün din ve mezhepler olarak kenetlendik. Türkiye’nin de kenetlendiğini görüyoruz. Bu sürecin sonuna kadar götürülmesini istiyoruz” dediler. Bugün yapılacak kutlamalara da katılacak olan Kırklar Meclisi üyeleri, 9 yıl önce Mardin Kızıltepe’de henüz 12 yaşındayken 13 kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’ın anısına yaptırılan heykelin önünde, el ele sürece destek verdi.

Barışa çok yakınız

 

KIRKLAR Meclisi’ni kuran Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş “Barışı bizden daha fazla isteyen olamaz. Artık çok yakınız. Barış olsun diye mücadele veriyoruz” dedi. Dinler ve Kültürlerarası Diyalog Aktivisti Avukat Muhhammed Akar ise, Karadeniz bölgesinin de çözüme destek çıktığını belirterek “Bütün diller, inançlar, kültürler kardeşçe yaşamalı. Nevruz bunun başlangıcı olacaktır” diye konuştu. İşte Kırklar Meclisi üyelerinin sürece ilişkin çağrıları:

DİN Adamları Yardımlaşma Derneği Başkanı Zahid Çiftkudar: Kardeşçe el ele verip yaşamak istiyoruz. Bazı din adamları “Barış mesajları verildi. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini yeni öğrendik” diyor. Yazık. İzin verilmediği için din adamı o ayeti okuyamıyordu. Geçen hafta bütün camilerde ‘barış hutbesi’ okundu. Müftüye “Bugüne kadar niye okunmadı” diye sordular. “İzin yoktu” dedi. Barış, huzur ve kardeşlik istiyoruz.

DİN Adamları Yardımlaşma Derneği Üyesi Hadi Koç: Bir memlekette kalkınmanın motoru, barıştır hukuktur. Eşitliğin sağlanması gerekiyor. Eşitlik olursa barış da olur. Barış istiyoruz, huzur istiyoruz.

ERMENİ Meryem Ana Kilisesi temsilcisi Sıtkı Ekan: Barış istiyoruz, huzur istiyoruz. Yıllardır korkudan kimliklerini gizleyen vatandaşlarımız vardı. Huzur ve barış olursa birbirimize kenetlenmemiz daha da artacak. Ermeniler olarak çok ümitliyiz. Barış olursa yurtdışında yaşayan çok sayıda Ermeni vatandaşımız Diyarbakır’a dönecektir. Barışa destek veren herkese teşekkür ediyorum.

SÜNNİ Din Alimi Mehmet Gönden: “Süreç” demek “barış” demektir. Semavi kitaplarımız dört tanedir. Dördünde de barış vardır. Teröre 400 milyar dolar harcandı. Barış olursa 100 milyar dolara buralarda fabrikalar yapılır, işsizlik kalmaz.
KELDANİ Katalolik Kilise Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Karadayı: İçimizde bütün din ve ırklardan insanlar var. Keldaniler olarak barışı çok istiyoruz. Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın istiyoruz. Hiç kimse ağlamasın. Biz süreci destekliyoruz.

YEZİDİ Cemaati temsilcisi Yılmaz Demiray: Yurtdışına çıkmak zorunda kalan Yezidiler, süreçle birlikte köylerine dönmek istiyor. Çok umutlu, heyecanlıyım. Huzur ortamı olursa kardeşçe yaşayacağız. Bu heyecanı kimsenin bozmasına izin vermeyelim.

SÜRYANİ Kilisesi Papazı Yusuf Akbulut: Kırklar Meclisi olarak senede dört toplantı yapıyoruz. Bu şehri nasıl eski haline getiririz diye fikrimizi söylüyoruz. Barış süreci devletle biten bir şey. Devlet isterse bunu bitirebilir. ‘Analar ağlamasın’ sözü sözde kalmasın. Harekete geçilsin. Barış olursa özgüvenimiz olur. Barışla birlikte Diyarbakır’a dönecek çok sayıda Süryani var.

ALEVİ Dedesi Hidayet Ulugerçek: Alevi ve Diyarbakırlıyım. Mardinkapı’da doğdum. Ermeni ve Süryani kardeşlerimizle birlikte büyüdük. Dostluklarımız devam ediyor. Burada barışın ve huzurun hüküm sürmesini istiyoruz. Bugüne kadar kardeşçe yaşayan herkes barıştan sonra da kenetlenecek, huzur içinde yaşayacaktır. Baydemir’in desteğiyle köyümüzdeki dergahı restore ettirdik. Cemevi yaptırdık. Sürecin tamamlanmasıyla birlikte dağınık yaşayan Alevi vatandaşlarımız buraya dönecektir.

Almanya’da Aleviler Newrozu Kutladı.

Almanya’da 6 kültür derneği öncülüğünde bir etkinlik düzenlendi.

HAMBURG (ANKA) – 21 Mart Newroz Bayramı vesilesiyle Almanya’nın Hamburg kentinde Hamburg Alevi Kültür Merkezi, Hamburg Anadolu Alevileri Kültür Birliği (HAAKBİR), Wedel Alevi Kültür Merkezi, Geesthacht Alevi Kültür Merkezi, Bergedorf Alevi Kültür Merkezi ve Hamburg Alevi Kültür Derneği’nin öncülüğünde bir etkinlik düzenlendi.Etkilikte konuşan HAAKBİR Başkanı Ali Ay, Hamburg’da altı Alevi derneğinin katkılarıyla Newoz’u kutlama kararı aldıklarını belirterek, Newroz’un birlik ve beraberliği daha da pekiştirdiğini söyledi. Bergedorf Alevi Kültür Merkezi Başkanı Alper Doğan, Newroz’da Türkiye’de demokrasi ve barış çağrısı yaptı. Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) Hamburg Milletvekili Ali Şimşek ise, İmralı sürecine AKP’nin oy verdiğine dikkat çekerek, “Türkiye’ye bir an önce barış gelmeli. Bu sürece bütün demokratik kitle örgütlerinin destek vermesi gerekiyor.
Etkinlikte Hamburg Alevi Kültür Merkezi Balkanı Özgür Yüksel, Harburg Alevi Kültür Merkezi Başkanı Medet Doğan, Wedel Alevi Kültür Merjezi Başkanı Süleyman Yılmaz, Geesthacht Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ayten Kutlu, SPD Hamburg Milletvekili Kazım Abacı’nın yanı sıra çok sayıda davetli hazır bulundu. Konuşmaların ardından ateşler takıldı, halay çekildi, türküler söylendi.  Bu girişimi çok önemsiyorum. Eğer bu sürece destek vermezsek bizim de diğer zorbacılardan bir farkımız kalmaz” dedi.

Melûli’nin Yaşam Öyküsü

Karaca Hüseyin ERBİL

Melûli’nin babası Raşo, Malatya’ın Hekimhan İlçasinin Engizek Köyünde doğup büyümüş.

Köyün toprakları taşlı, kıraç ve verimsizdir.Köy Çoğraş Aşiretine bağlı; ama gel zaman, git zaman aşiret büyür, çoğalır ve hem kendi içinde kollara ayrılır, hem de zaten verimsiz topraklar o kadar insana yetmez olur.Bu nedenle aşiret içinde çatışmalar başlar ve insanlar daha rahat yaşayabilecekleri başka yerler bulmak üzere köyü birer, ikişer terk ederler.

O dönemde (1870’lı yıllar) henüz yerleşilmemiş yurt edinilebilecek yerler kıyamet gibidir . Böylece Çoğraş aşireti uçtan uca dağılır. Kimi Gürün’e Kimi Afşin’e(Yarpuz)gider, ağaların yanında maraba iş bulur köyler kurarlar.

Raşo, Kürt boylarından Çoğraş (Cawraş) Aşiretinin Şüştü(yıkanmış,arınmış) ler kolundandır.Raşo’nun babası Derviş Mehmet, Onunda babası Kel İsmail’dir. Raşo, evlenme çağına geldiğinde aynı aşiretten Senem’le evlenir, ama aşiret içinden ayrılmak zorunda kalır ve Gürün’ün Elmalı köyüne gider.Bir yıl buradan kaldıktan sonra Afşin(Yarpuz)’in Arıstıl (Bakraç) köyüne gider.Ancak oradan da uzun süre kalmaz ve Afşin(Yarpuz)’in Kötüre köyü’ne yerleşir.

1880’li yıllarda Kötüre Köyü her tarafı ormanlarla kaplı bakir bir arazi idi.Toprakların sahipleri Afşin(yarpuz) de Ağalar namıyla anılan kabilelerdi.

Çok geçmez Raşo ile Senem’in Bange adında bir kız çocuğu dünyaya gelir.Daha sonra Raşo Hatun ve Fatma ile evlanir.Hatun’dan Gülsüm, Karaca(Melûli), Cuma, Memik, Şâre, Parre, Fatma’dan Çoro, Rahim, Fatma, Ali, Hassık dünyaya gelir.

Karaca(Melûli) 1892 yılında dünyaya gelir.Karaca’nın çocukluğu köyde geçer, 7-8 yaşlarına kadar köye gönderilmiş Arap Hoca adında bilgili bir adamın eğitimiyle Arapça okuma-yazma öğrenir.9-10 yaşlarında babası onu Afşin(Yarpuz) deki aile dostu Ermeni Penes’in yanına verir ve Karaca Ermeni Mektebinde tahsile başlar.

Ermeni okulunda Arapça-Ermenice, Matematik ve Edebiyat öğrenir ve Dinleri inceleme fırsatı bulur.Yıl 1915’e gelindiğinde Osmanlı Tehçir Kanunu gereğince tüm Ermenileri yerlerinde göçürür ve Karaca’nın yanında kaldığı Ermeni ailede bu göç eder ve bir daha haber alınamaz.

Karaca’nın çocukluğunun geçtiği bu Ermeni ailenin evi 1960’lı yıllarda Afşin İlçe Cezaevi olarak kullanılır ve hayatın cilvesine bakın ki, Karaca daha sonra ki yaşamında cezaevine düştüğünde 4-5 ay bu evde mahpus olarak yaşadı.

Ermeni Mektebindeki tahsilinin bitimine doğru 18-20 yaşlarındadır. Okul zamanı Afşin’e gitmekte, yazın boş zamanlarda okuyarak avlanarak vakit geçirmektedir.Karaca Çiftte-çubuk ta çalışmaz rençberlik ona göre değildir.Karaca, 10-12 yıl Ermeni okullarında yaptığı tahsil neticesinde Arapça ve Ermenice’nin yanı sıra Farsça ve Osmanlıca’yı da anadili gibi bilir.Bu dil yeteneği sayesindedir ki, tarih, felsefe ve din üzerine zengin bir okuma-inceleme olanağı bulmuştur.

20 yaşlarına geldiğinde babası Raşo Ağa artık köyün en zengini ve ağası olmuştur. Ama ondan daha çok kendisini oğlu gibi seven dayısı Ali, Karaca’yı evlendirmek isterler çevrede gösterilen kızların hiç birini beğenmez Karaca:”Benim için boy bos, yüz güzelliği, mal varlığı hiç önemli değildir.Yeter ki birbirimizi sevebilelim ve inandığımız yolda birlikte yürüyebilelim. Oysa sizin bana teklif ettiğiniz kızların hepsini tanıyorum ve hepsi de gösterişe, zenginliğe, süze düşkün insanlardır.Ben onlarla mutlu olamam.” Der.

Sonra günlerden bir gün Ali dayısı ona Gürünün Konakpınar köyünde Apo kâ’nın kızından söz eder. Karaca teklifi kabul eder ve kızı görmeye giderler ve Karaca kızı beğenir ve birkaç zorluktan sonra Apo Kâ’nın kızıyla Karaca evlenir ve kızı alıp köyüne döner.

Yaşam bir yandan böyle devam ederken Karaca aile içerisinde evin mali hesaplarını yapar.Alacak verecek defterlerini tutar.Şehirdeki işlerle uğraşır.Ne var ki, babasının çevresi oldukça geniştir; dağda gezen eşkıyalarla yakın ilişkisi vardır, mal çalıp götüren hırsızlar evine uğrarsa onlara yatak-yemek verir mallarını birkaç gün orada gizlemelerine yardımcı olur, zorla kız kaçıran olursa onlara sahiplik eder vs. vs. … Karaca babasının bu davranışlarını tasnif etmemekte ve babasını bu konudaki düşüncelerini babasına söyler ve babasını uyarmak ister.Babası Karaca’nın sözlerine kızar ve aldırış etmez. Bunun üzerine Karaca baba ocağından ayrılır. Köyde kalacak başka bir ev bulur ve ekmeğini kazanmak için ortakçılık yapmaya başlar ama bu konuda pek becerikli değildir Köylülerin yardımlarıyla o yıl ki geçimini zorlukla temin eder, ama başka yerlerde ekmek kapısı aramak zorunda olduğunu da anlar.

Ertesi yıl Ali dayısının yanında ticaret hayatına atılır. Yanlarında Serkizçayırlı Kıyno(Mustafa Yılmaz) ile Sefil Ali çoban olarak bulunmaktadır. Böylece Karaca’nın hayatında yeni bir dönüm notası başlamış olur. Dürüstlüğü ve güvenilirliği sayesinde kısa sürede herkes tarafından fark edilir ve işinde başarılı olmaya başlar. Halep’e, Erzurum’a kadar geniş bir çevrede ticaret yapar(Koyun sürüsü alıp-satar).

Bu arada Karaca artık araştırmalarını tamamlamış, Karaca yirmi beş yaşında Dayısı Ali’nin etkisiyle Bektaşilik tarikatına girmiştir. Karaca Bektaşilik Tarikatına girmiş olmasına rağmen Dedelere karşı çıkması, onların Peygamber soyundan gelme düzmecelerini belgeleriyle açığa çıkartıp, halk içerisindeki sahte davranışlarını eleştirir. Bektaşilik tarikatını hurafelerden, şekilci davranışlardan arındırmaya başlar ve hayatın gerçeklerine uyan yeni felsefi donanımlarla süsler. Kültürü, bilgisi ve insanlar karşısındaki etkin davranışları onu sevmeyen, ona düşmanlık ve buğz eden insanlarda bile korkuyla karışık, bir saygınlık yaratır. Tarikata girmek demek, elbette, bir Pîr’e bağlanmak demektir; ama Karaca’nın böyle bir Pîr’i olmaz ona Pîr’inin kim olduğu sorulduğunda “Hacı Bektaşı Veli’nin bizzat kendisidir” der. Babasından ayrıldıktan sonra iki kardeşi Cuma ve Memik’te onu izleyerek Abilerinin yanına gelirler. Kendisi ticaretle uğraşırken onlara ev işlerine bakarlar. O yıl Karaca Dayısı Ali’yi kaybeder ve bundan sonraki ticaret hayatına Kıyno ve Ali dayısının oğlu Hasan ile devam eder ve gerçek bir komin hayatı yaşmaya başlarlar. Karaca’nın eşi Bağdat ile Kıyno’nun eşi Goşe bu komin yaşamına uyum sağlarken Hasan’ın eşi uyum sağlayamaz ve ayrılır . Bunun üzerine Hasan Meyrem’le evlenir.Bu üç ailenin aynı evde sürdürdükleri ortak yaşam tam 12 yıl sürer. 12.yılın sonun da Goşe’nin ani ölümüyle bu maddi-manevi ortak yaşam sona erer. Goşe’nin ölümü üzerine geride kalan üç çocuğu(Bağdat, Hüseyin ve Zeynel Abidin) Karaca tarafından evlat edinilir.

Goşe’nin ölümü Karaca için ağır bir darbe olur. 20’li yaşlarda başladığı şiir hayatının “Seyfeti” yada “Heybeti” biçimindeki mahlasını Goşenin ölümü üzerine Melûli olarak değişitirir. Böylece Melûli doğar.

Artık geçmişin acılarının unutulduğu bir sırada büyük oğlu Hüseyin Kimliği bilinen, ama şahit olmadığı için asla ispatlanamayan bir suikaste kurban gider(1958). Bu Melûli için son derece büyük bir acıdır. Bu olay neticesinde ortaya çıkan karışıklıklardan dolayı Melûli’de 4-5 ay Afşin Cezaevi’nde yattıktan sonra Elbistan’a gönderilir ve orada (2,5)iki buçuk yıl cezaevinde kalır. Çıktıktan sonra eski yaşamına devam eder. Yaşamının ortalarına doğru köyün en zengin kişisi konumuna gelmiştir. Buna rağmen son derece gösterişsiz, sade hatta yoksul denilecek bir giyim-kuşamı vardır. Çocuklarına, eşine, ailesine her türlü harcamayı yapar ama kendisine gelince, “Temiz olsun da, eski olmuş, yeni olmuş ne fark eder” der.

1981 yılında faşist cuntanın doğrudan denetimi altındaki ünlü Kahramanmaraş sorgulamaları sırasında 89 yaşında olmasına rağmen sorgulanmak üzere götürülür ve işkence görür. Buna rağmen 97 yıllık ömründe ne bu olayda ne de başka olaylarda haklı gördüğü hiç bir davasından taviz vermemiştir. Hatta kendisi zor durumdayken bile başkalarını teselli etmiş onlara manevi güç vermiştir.1986 yılında eşi Bağdat’ı kaybeder. Eşinin ölümünden dolayı son derece üzülür ve yıl 1989‘a geldiğinde hayata gözlerini yumar.

Ölümünden hemen bir ay önce Arap alfabesiyle kaleme aldığı “Hayatım Yazısı” başlıklı 7(yedi) sayfalık yazısında son sayfayı şöyle bitirir:”Bu gün 97 yaşıma girdim: Gerçek muhabbetim arttı; aklımda batıl güçlere karşısında zerre kadar sarsılmadı” Reşit yaşım bu; hayatım böyle geçti. Ve bütün Ehl-i Beyt dostlarına âhir dünya son nefesine kadar içleri Ehl-i Beyt’in muhabbetiyle dolu yaşamalarını dilerim.Amin-Hayatımın Sonu.97 yıllık bir yaşam böylece sona erer.
Bektaşilik felsefemiz yolumuz

Cahillerden gizlen dedi ulumuz

Lanet okur yalancıya dilimiz

Yalanın başını vurdukta geldik

Bektaşi’yim diyen hepsi olamaz

Sazın sözün bilir özün bilemez

Namert tamah bu meydana gelemez

Cömertlik sofrasını serdikte geldik

İkrar verdik bir mürşide bağlandık

Hayli zaman eğitildik elendik

Nice nice sınav gördük denendik

Bir çok imtihanlar verdik de geldik

O vakit açıldı birlik yolları

Rıza bahçesinin gonca gülleri

Hak hak diye söyleşirdi dilleri

Hakkı burda hazır gördük de geldik

Melûlim soyun gel üryanlık budur

Hak için kesilen kurbanlık budur

Eski evi yaktık viranlık budur

Külünü rüzgara verdikte geldik

***

Melûliyim bu pazarım

Gayriye yok nazarım şah

Hüseyin der gezerim

Gayrıya minnetim nedir

Dersim’de “Kara Çarşamba” Etkinliği


TUNCELİ (İHA) – Tunceli’de alevilerce kutsal sayılan ve halk arasında baharın müjdeleyicisi gün olan ‘Kara Çarşamba’ inanışı münasebetiyle etkinlik düzenlendi.

Pülümür ile Munzur Çayı’nın birleştiği yer olan ve Tunceli Alevilerince kutsal sayılan ve halk arasında ‘Kara Çarşamba’ olarak bilinen inanış münasebetiyle ‘Gole Çetu’ ziyaret edildi. Yöre halkının yoğun ilgi gösterdiği ziyaret yerinde Tunceli Üniversitesi Alevi Araştırma ve Uygulama merkezi Müdürü Kadir Bulut ve Cemevi dedelerinin yönettiği anma töreninde dualar edilip, mumlar yakılarak niyaz yenildi. ‘Gole Çetu’yu ziyaret edip niyaz dağıtan Abdullah Urun adlı emekli memur, ilkbaharın müjdeyicisi gün olduğu inanılan Kara Çarşamba’da, Alevilerce kutsal sayılan bu mekana gelerek dualar ettiklerini belirterek, bu geleneğin eskiden beri sürdürüldüğünü söyledi. Tunceli Üniversitesi Alevi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Kadir Bulut ise, Kara Çarşamba ile ilgili yaptığı açıklamada, bu törenlerin Mezopotamya kadim halklarının tümünde yaşandığını belirtti. Bulut, “Eski takvime göre, Şubat ayının son çarşambası ile mart ayının ilk iki Çarşambası arasında kalan çarşamba günleri halk arasında ‘Kara Çarşamba’ olarak adlandırılır. İnanışa göre Allah dünyayı yedi günde yaratmış. Çarşamba günü kötülükler ve belaları yaratılmış, bu nedenle bu tarihler arasına rast gelen çarşambalara ‘Kara Çarşamba’ denilmiştir. İnsanlarımız bugün iki suyun birleştiği bu yere gelerek dua ederler, o yıl boyunca kötülüklerden korunmalarını dilerler” dedi