Ana Sayfa Blog Sayfa 643

CPT İmralı raporunu Türkiye’ye vermiş

İmralı ziyaretine ilişkin açıklama yapmayan CPT’nin ziyaretine ilişkin hazırladığı raporu Türkiye’ye verdiği öğrenildi

İmralı Cezaevi’nde 25’inci yılına giren ağır tecrit altında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar ve Hamili Yıldırım’dan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana haber alınamıyor.

Yapılan yüzlerce başvuruya yanıt verilmezken, art arda verilen “disiplin cezaları” ile görüşmeler engelleniyor. Öte yandan Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), Eylül 2022’de İmralı Adası’nı ziyaret ettiğini duyurmuş tüm soru, eylem ve ısrarlara rağmen Abdullah Öcalan ile görüşüp görüşmediğini açıklamamıştı.

16 ziyaret yapıldı

JINNEWS’ten Melek Avcı’nın haberine göre, CPT, ziyarete ilişkin raporu 6-10 Mart arası Strasbourg’da gerçekleştirilen 110’uncu genel kurul toplantısında, komite kabul ederken, raporda İmralı Cezaevi’ne ziyaret düzenlediğini belirteerek, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ile Hamili Yıldırım’ın durumuna ilişkin herhangi bilgiye ise yer vermemişti. Raporda, CPT’nin Avrupa Konseyi üyesi ülkelere 2022 yılı boyunca yedi periyodik ziyaret ve dokuz “ad hoc ziyaret (programda olmayan özel ziyaret)” olmak üzere 16 ziyaret (toplam 140 gün) gerçekleştirdiği belirtilmişti.

Mart ayında verildi

Bilgiye yer verilmemesi üzerine CPT’ye mail atan JINNEWS’e raporun Türkiye’ye teslim edildiği belirtildi. CPT tarafından verilen cevapta, “Türkiye’ye yapılan Ad Hoc ziyaretler başlığı altında yapılan ziyarete ilişkin rapor, CPT tarafından Mart 2023’ün başlarında kabul edildi ve ardından Türk makamlarına iletildi. Raporun ne zaman açıklanıp açıklanmayacağına ise yetkililer karar verecek” açıklaması yapıldı.

Türkiye’nin inisiyatifine bırakıldı

Raporun açıklanmasının Türkiye’nin inisiyatifine bırakıldığı “işkencenin ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezanın önlenmesine ilişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 11. maddesi uyarınca” denilerek İşkencenin ve Gayrıinsani ya da Küçültücü Ceza Veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 11’inci maddesine işaret edildi. 11’inci maddede ise “Komite, ilgili Tarafın talep etmesi halinde, ilgili tarafın yorumları ile birlikte raporunu yayınlayacaktır” ifadesi yer alıyor.

HABER MERKEZİ

#CPT #İmralı #raporunu #Türkiyeye #vermiş

‘Erdoğan kazanmak için birçok şey yapabilir, bir numaralı seçenek Rojava’ya saldırı’

Moskova görüşmeleri ile birlikte Rojava’da yaşanan gelişmeleri değerlendiren gazeteci Taştekin, seçim sürecinde AKP-MHP iktidarının ‘savaş stratejisinden vazgeçmeyeceğini’ ve ‘Bir numaralı seçeneğin Rojava’ya saldırı’ olduğunu söyledi

Suriye’de 2011 yılında patlak veren ve milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine neden olan iç savaş 12’inci yılını geride bırakırken, kalıcı çözüm için başlatılan girişimler sonuç vermiyor. Rusya’nın arabuluculuğuyla Türkiye ve Suriye yönetimleri, yıllar sonra bir araya geldi. Görüşmelere en son İran da eklendi. Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakan Yardımcıları arasında gerçekleştirilen 4’lü toplantı sonrası “müzakereleri sürdürme” kararı çıktı.

Türkiye ise, bir yandan masada Kürtlerin kazanımlarını pazarlık konusu yapıyor, diğer yandan Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarını sürdürüyor. Gazeteci Fehim Taştekin, yakından takip ettiği gelişmelere dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a değerlendirmelerde bulundu.

‘Türkiye’nin amacı özerk yapıyı çökertmek’

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek için ‘Türkiye’nin askerlerini çekmesi ve silahlı gruplara verdiği desteği sonlandırması’ şartını koştuğunu hatırlatan Taştekin, ancak Türkiye’nin masaya bu koşul olmadan oturmakta ısrar ettiğini söyledi.

Bu nedenle görüşmelerin sürekli ertelendiğini kaydeden Taştekin, “Yapılan görüşmelerde Kürtlerin yer almaması büyük bir eksiklik ve barışı bekleyen bir yaklaşım değildir. Kürtlerin bulunduğu bölge, Suriye’nin üçte birini oluşturuyor. Bu bölgedeki mevcut fili yapıyı temsil eden insanlar Astana ve Cenevre sürecinde de yer almadılar. Burada Türkiye’nin engelleyici bir pozisyonu oldu. Moskova’daki görüşmeler neyi hedefledi buna bakmak lazım. Her şeyden önce Türkiye’nin amacı buradaki özerk yapıyı tamamen çökertmek. Şam ile yapılan bütün görüşmelerde bu hedef gözetilerek, müzakerelerde ilerleme sağlanmak isteniyor” dedi.

‘Cenevre ve Astana bir çözüm platformu değil’

Ankara ve Şam arasında 1998 yılında imzalanan Adana Mutabakatı çerçevesinde sınırlarla ilgili ortak düzenlemelere gidilmek istendiğini de kaydeden Taştekin şöyle devam etti:

“Ancak sorunlar 1998’den çok farklı ve sahadaki durum çok çetrefilli hale geldi. Son 10 yılda bu duruma yanıt verecek bir yaklaşım sergilenmiyor. Cenevre ve Astana görüşmeleri de bu anlamda eksik. Bu yüzden buna tam olarak Suriye’nin sorunlarına yanıt verecek bir çözüm platformu olarak bakamayız. Türkiye, 2011’de Amerika’nın desteğiyle bölgenin efendisi olmak planı ve hevesiyle girdi. Ama bu olmadı ve çok sayıda plan program güncellendi. Şu an bölgede Kürtlerin liderliğinde oluşturulan fili özerk bir yapı var. Türkiye Suriye’de oluşturulan özerk yapının gelecekte statü kazanmaması için askeri operasyonlar düzenledi. Bu kısmen başarı sağlasa da nihai olarak da bu projeyi çökertemediler. Türkiye’nin askeri olarak Afrin’de yaptığı işgali Tel Rıfat, Minbic, Kobani ve diğer bölgelerde tekrarlamak istiyor. Bu amacına ulaşmak için Şam ile anlaşarak ortak bir siyasi tutum belirlemek istiyor. Temel meselenin Suriye içerisinde Kürtlerin önderlik ettiği herhangi bir yapının Anayasal statüye kavuşmamasıdır.”

‘İktidarın çatışma stratejisi tıkandı’

Kendi içerisindeki Kürtlerle barışmadığı sürece Türkiye’nin diğer bölgelerdeki Kürtlerin statü kazanmasını tehdit olarak görmeye devam edeceğini söyleyen Taştekin, “AKP-MHP’nin devletle fikir birliğine vardıkları tek şey Kürtlerin kazanımlarını ulusal tehdit olarak görmeleridir” değerlendirmesi yaptı.

‘İçeride’ bir barış süreci olması durumunda bölgedeki gelişmelerin ‘daha yumuşak’ karşılanabileceğini belirten gazeteci Taştekin, “Ama maalesef çatışmacı strateji Türkiye’nin sınırın ötesinde de bu çatışmayı sürdürmesini gerektirdi. Bu mantıklı değil, insani de değil. Bu iktidarın bir tercihiydi. Şimdi bunun tıkandığını söylemek lazım. Türkiye’nin askeri yolla sınırların ötesindeki Kürt varlığını, yok etme konusundaki bütün askeri harekatlar ve ortakları üzerinden yürütülen siyasi baskılar istenilen sonuçları vermedi. Bu noktadan sonra yeni bir sürecin hem içeride hem dışarda başlaması kaçınılmaz hale geldi. İktidar kapasite olarak böylesi bir manevrayı yapacak durumda değil ve bunun farkında” şeklinde konuştu.

‘İran Şam’ın elini güçlendirdi’

İran’ın Kürtlere ve Ortadoğu’ya dönük stratejisinin Türkiye ile aynı olmadığına da dikkati çeken Taştekin, şunları söyledi:

“İran’ın Ortadoğu’daki stratejik kurgusu Türkiye’den farklı hatta Türkiye ile çelişen bir boyut içeriyor. İran, temelde Rusya’dan daha sert bir şekilde Suriye’de askeri bir hareket düzenlemesine karşı çıktı. Türkiye’nin askeri varlığını sürdürmesi konusunda da Rusya’dan çok daha kararlı bir şekilde bir itiraz geliştiriyor. İran’ın etkisini biz Şam’ın tutumunda görebiliyoruz. Moskova, Türkiye ile yakınlaşma ve masaya ön koşullar olmadan oturulması için Şam’ı sıkıştırıyor. Bilindiği gibi Türkiye, Suriye ve Rusya arasından bir Savunma Bakanlıkları ve İstihbarat Şefleri görüşmesi yapıldı. Bu görüşme aslında üçlüydü. Daha sonra İran, ‘Ben neredeyim?’ diye itiraz edince İran’ı da eklemlediler. Şimdi İran, Şam’ın elini güçlendirdi. Bunun Kürtlere yansıması şu olur; İran’ın önceliği Suriye’nin eski pozisyonuna dönmesi. Eğer Suriye’nin kendi içerisinde bir çözüm olacaksa ve Amerikalıların gidişini sağlayacaksa İran bunu mesele yapmaz. Ancak eğer Amerika bölgede Kürtlerin sayesinde olacaksa, Tahran’ın Ankara ile aynı dili konuştuğunu ve aynı yaklaşımı sergileyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü İran burada Şam’ın pozisyonuyla ilgileniyor. Kürtlerin ne alıp vereceğiyle ilgilenmiyor.”

‘Afrin’deki suçlar Türkiye’nin hanesine yazılıyor’

Taştekin, görüşmelerin yanı sıra bölgeyi yakından ilgilendiren diğer gelişmelere de değindi. Taştekin, Efrîn’e bağlı Cindirês ilçesinde Newroz’u kutlamak isteyen 4 kişinin Türkiye’ye bağlı paramiliter güçler tarafından katledilmesine işaret ederek, söz konusu grupların “rant otoritelerini” korumak amacıyla böylesi bir saldırıyı gerçekleştirdiğini ifade etti.

Taştekin, “Oradaki otorite aynı zamanda bir rant otoritesi ve kimse bu otoritenin sarsılmasını istemiyor. Afrin çok hassas. Afrin halkı direngen bir halk, örgütlüğü var. Orada herhangi direngen bir gösterinin daha büyük gösterilere yol açacağını düşündükleri için bunu şiddetle bastırmayı tercih ediyorlar. Asıl korktukları şey Afrin’e yerleştirilen grupların orada işledikleri suçlar. Bu gruplar orada insani ve mali suçlar işlediler. Dosyaları çok kabarık. Türkiye maalesef bunlarla çalışıyor. Bu suçlar aynı zamanda Türkiye’nin hanesinde yazılıyor. Türkiye uluslararası konumu gereği şimdilik rahat davranıyor ama koşullar değiştiğinde bunlar uluslararası mahkemelerde konu olabilecek dosyalardır” dedi.

‘Türkiye cihadist gruplara güvence verdi’

Suriye’deki Tahrir el-Şam ve diğer silahlı grupların Türkiye-Şam görüşmelerinden rahatsız olduğunu belirten Taştekin, “Bu gruplar görüşmeleri tedirginlikle izliyorlar ve tepki gösteriyorlar. Çünkü oradaki statü değişirse bu silahlı grupların varlıkları sonu gelecek. Suriye’nin şartı bu. Ancak Türkiye bu grupları temin edecek bir takım görüşmeler yaparak, masada bu grupların varlığını çözüm parçasına dönüştürmeye devam edeceğine dair güvence verdi. Türkiye, bu gruplara ‘Astana ve Cenevre görüşmelerinde BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesinden siyasi çözümün parçası olması için elimizden geleni yapacağız’ dedi. O yüzden o tepkiler ne oldu birazcık geriledi. Eğer Türkiye ile Suriye normalleşecekse Türkiye’nin bu cihadist gruplara desteğini çekmesi gerekir. Yani Türkiye ‘İdlib’te cihatçıların varlığını koruyalım, diğer bölgeleri de kontrol etmeye devam edelim, böyle devam ederken de Kürtleri bastırmak içinde el sıkışalım’ yaklaşımı Şam’da karşılık bulmaz” dedi.

‘Erdoğan’ın bir numaralı seçeneği Rojava’ya saldırmak’

Yaklaşan seçimlerle birlikte AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın nasıl bir strateji izleyeceğinin belli olmadığını kaydeden Taştekin, şöyle devam etti:

“Erdoğan, birinci turda kazanamayacağını öngörüyor. Ancak Meclis çokluğunu yakaladıktan sonra ikinci turda çoğunluğu almak için bir savaş mı başlatır ya da tam tersi Meclis çoğunluğunu alıp Kürtlerle ilgili sıra dışı bir şey mi yapar bilinmez. Ancak bu hesaplar içinde Rojava’ya saldırı bir numaralı yerde duruyor. Bu yüzden bu olmaz diyemeyiz. Erdoğan kazanmak için birçok şey yapabilir. Her şeyin olabileceğini düşünmek zorundayız.”

Eylemsizlik kararı: İktidar savaş stratejisini terk etmek istemiyor

Tüm bu gelişmelerin yanı sıra bölgede KCK’nin Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin ardından aldığı ve 14 Mayıs seçimlerine kadar uzattığı “eylemsizlik” kararının da dikkatle izlendiğini söyleyen Taştekin, “Seçim sürecine girilmeden Kandil’den bir çatışmasızlık sürecine girildiğine dair açıklama geldi ve bu ateşkes kararı dışarıdan da dikkatle izleniyor. Şimdi bu pratik bir çözüm zeminine dönüşür mü ya da nasıl dönüştürebilinir bilinmez. Ama şu koşullarda çok sert bir seçim süreci yaşandığı için iktidar kanadı, çatışmacı, provoke edici ve savaştan yana beslenen, taktik ve stratejilerini terk etmek istemiyor. Aksine durumu terörize ederek, sonuç almayı deneyebilir. Yapılan açıklamalara baktığımız zaman barıştan yana herhangi olumlu bir yaklaşım söz konusu değil, tamamen terörizmden yana bir dil hakim. Bu da hükümetin seçim sürecinde izleyeceği strateji gösteriyor” ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #kazanmak #için #birçok #şey #yapabilir #bir #numaralı #seçenek #Rojavaya #saldırı

‘Gericiliğe evet diyecek genç yok’

EHP, EMEP ve Yeşil Sol’dan gençler mevcut sorunların çözümünün Emek ve Özgürlük İttifakı’nda olduğunu vurgulayarak ‘Gerciliğe evet diyecek genç yok’ vurgusu yaptı

14 Mayıs’ta 7 milyon civarında gencin ilk kez oy kullanacağı konuşulurken gençler, özellikle de son yıllarda kendilerine her türlü baskı ve şiddet politikalarını reva gören 21 yıllık AKP iktidarına “dur” demeyi planlıyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Gençlik Meclisi üyesi Ömer Görünmek, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Gençlik Meclisi üyesi Özlem Özdemir ve Emek Partisi’nin (EMEP) gençlik oluşumu EMEK Gençliği’nden Ekim Deniz Akarslan, seçimlere ilişkin tutumlarını değerlendirdi.

‘Gençler tarih sorumlulukların farkında’

Yeşil Sol Parti Gençlik Meclisi üyesi Ömer Görünmek, 14 Mayıs seçimlerinin tarihi bir süreç olarak gördüklerini vurguladı. Gençler olarak seçimlerden en büyük beklentilerinin iktidarı göndermek olduğunu ifade eden Görünmek, bunun heyecanını şimdiden yürüttükleri bildiri dağıtımı, halk buluşmaları gibi programlar düzenleyerek yaşadıklarını aktardı.

Görünmek, “Gençler bugüne kadar haksızlığın, zorbalığın ve zulmün karşısında durdu. Gençler bu seçim sürecinde de üzerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getirecek. Gençler bu noktadaki çabalarının, emeklerinin, sorumluluklarının farkına vararak mücadelelerini ileriye götüreceklerdir” diye konuştu.

 ‘Demokratik Cumhuriyet’e götüren yol Yeşil sol’da’

Seçimlere Yeşil Sol Parti çatısı altında girecek olan demokratik güçlerin, bugün hem Cumhur hem de Millet İttifakı’ndan daha özgürlükçü olduğuna vurgu yapan Görünmek, gençlerin bu seçimlerde Yeşil Sol’dan yana oy kullanacaklarını belirtti.

Görünmek, “Gençlerin sözü Meclise taşınmalı, bunun için de merkezi anlamda yürütebilecek bir Gençlik Bakanlığı’nın olması gerekiyor. Türkiye ve Kurdistan’daki problemlerin çözüm potansiyeline sahip tek parti Yeşil Sol’dur. Türkiye’yi Demokratik Cumhuriyet’e götürebilecek yol yöntemlerin hepsi Yeşil Sol’da” ifadelerini kullandı.

‘Kadın düşmanı ittifaklar’

EHP Gençlik Meclisi üyesi Özlem Özdemir, gençlerin ekonomik kriz karşısında düştüğü durumun temel nedeninin iktidardan kaynaklı olduğunu belirtti. Özdemir, Yeşil Sol ile girecekleri seçimler için çalışmalar yürüttüklerini ve iktidarı göndermenin heyecanını yaşadıklarını söyledi.

Özdemir, “EHP gençliğinden olan yoldaşlarımızla birlikte bizde seçim stantlarımızı açtık, seçim çalışmalarımıza başladık. Herkesi de Yeşil Sol’a destek olması üzerine çağrılarımızı yapıyoruz. Cumhur ve Millet İttifakı, kadın düşmanlarının hepsinin bir araya geldiği bir ittifak. O yüzden şu an Yeşil Sol seçim çalışmalarına gençler, özgürce katılabiliyor” dedi.

‘Gericiliğe evet diyecek genç kuşak yok’

Yürüttükleri çalışmalarda kendisi gibi gençlerin seçimlere dönük yaklaşımını da değerlendiren Özdemir, “5 yıl bu ülkeyi yönetenler kendilerine göre çeşitli kararlar alıyor. O yüzden düşünüp taşınıp öyle sandığa gidilmeli. Ama gerçekten genç kuşaklar açısında çok büyük bir itiraz var. Gericiliğe ‘evet’ diyecek ya da boyun eğecek bir genç kuşak yok artık. Gençler baskıları bizzat kendi de yaşıyor. O açıdan zaten ona göre karar verecektir” ifadelerini kullandı.

‘İktidar teşhir oldu’

“Tek adam” iktidarının politikalarıyla gençlerin, kadınların, emekçilerin mücadele ederek kazandığı tüm hakların son yıllarda ciddi oranda “tırpanladığını” söyleyen EMEK Gençlik’ten Ekim Deniz Akarslan ise, gençlerin yaşadığı problemleri sıraladı. Akarslan, iktidarın özellikle deprem sürecinde ve sonrasında aldığı kararlarla gençlere, kadınlara hem gelecekte hem de bugün ne vaat ettiği konusunda çok açık bir şekilde teşhir olduğunu kaydetti.

1 Mayıs alanları seçim için önemli

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda ortaya çıkan atmosferle 14 Mayıs seçimlerine gideceklerinin de ifade eden Akarslan, 1 Mayıs’ın seçimleri belirleyeceğini de söyledi. Akarslan, “Geleceğimizi parlamentodaki zengin kişilere bırakmak yerine siyaseti biz yapacağız. Çünkü bu gelecek, bizim geleceğimiz. Bunun yolu da bu seçimlerde gençliğin hem tarihsel hem de günümüz sorumluluklarını yerine getirmesi ve bununla birlikte 1 Mayıs’ta kendi talepleri ve özlemleriyle alanlarda olmasıdır” dedi

Haber: Rukiye Adıgüzel /MA

#Gericiliğe #evet #diyecek #genç #yok

Yeşil Sol Parti Mersin’de 13 adayla seçime gidiyor: 14 Mayıs’ta sandıkta buluşalım

Yeşil Sol Parti Mersin İl Eşsözcüsü Zeliha Burcu Acar, halka ’14 Mayıs’ta sandıkta buluşalım’ çağrısı yaparak, Mersin’in umut vaat ettiğini söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için çalışmalarını sürdürüyor. Mersin’de 13 adayla seçime girecek olan parti, kentin özel konumuna dikkat çekerek, her bir vekille dayanışma ve direniş zeminini genişletmeyi hedefliyor.

Mersin umut vaat ediyor

Yeşil Sol Parti Mersin İl Eşsözcüsü Zeliha Burcu Acar, kentteki seçim atmosferi ve yürüttükleri çalışmalara ilişkin Mezopotamya Ajansı’nda (MA) yaptığı açıklamada, Mersin’in ‘umut vaat eden bir kent olduğunu’ vurguladı. Acar, “Mersin aynı zamanda farklı halkların ve inançların bir arada bulunduğu kozmopolit bir yer. Seçime daha iyi hazırlanmak için çaba gösteriyoruz” dedi.

Mersin’in direnişçi bir halka sahip olduğunu belirten Acar, partilerinin kentte çıkaracağı her bir vekilin, direnişin genişlemesi ve kapsayıcı olması açısından umut verici olacağına dikkat çekti.

Yeşil Sol Parti olarak tüm halkları ve farklı inançları partiye davet ettiklerini söyleyen Acar, daha demokratik bir ülke için aday olduklarını ve kadın mücadelesine güçlü bir şekilde destek verdiklerini vurguladı. Acar, “14 Mayıs’ta sandıklarda buluşalım, bütün sandıkları yeşile bürüyelim” çağrısında bulundu.

MERSİN

#Yeşil #Sol #Parti #Mersinde #adayla #seçime #gidiyor #Mayısta #sandıkta #buluşalım

Hatay’da çiftçiler için ‘Askıda Fide’ kampanyası

Depremde yerle bir olan kentlerden Hatay’da yaraların sarılması amacıyla Hatay Deprem Dayanışması tarafından ‘Askıda Fide’ kampanyası başlatıldı

Mereş ( Maraş) 6 Şubat’ta peş peşe yaşanan depremlerin ardından 11 kentte yaralar sarılmaya devam ediyor. Depremde yerle bir olan kentlerden biri olan Hatay’da da özellikle gönüllülerin başını çektiği çalışmalar ile hayat yeniden örülmeye çalışılıyor.

Hatay Deprem Dayanışması da, depremde üreticinin elinde kalan sebze ve meyve fidelerini “Askıda Fide” kampanyasıyla çiftçilere ulaştırmaya çalışıyor. Çalışmalarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Müjdat Can’a bilgi veren Hatay Deprem Dayanışması gönüllüsü Hülya Kavuk, üreticilerin de depremzedelerin de yaralarını bu şekilde sardıklarını ifade etti.

Çözüm bulmak gerekiyordu

Bu ihtiyacın mahallerdeki üreticilerin kendilerine başvurup talepte bulunmasıyla doğduğunu söyleyen Kavuk, “Hatay’da ciddi yıkım oluşmuştu. İnsanlar sürekli dışarıdan gelen ürünleri beklediler. Gıda, hijyen malzemeleri, suyu dahi bulmakta sıkıntı yaşadılar. Buna bir çözüm bulmamız gerekiyordu” diye konuştu.

Kampanya yankı buldu

Kavuk, amaçlarının yeniden üretimi sağlamak olduğunu belirterek, “Halkın kendi ihtiyaçlarını karşılayacağı bir çözüm aradık. İyi de oldu, bu kampanya çok yankı buldu. Gelen paralarla buradaki üreticilerden fideleri aldık ve halkla buluşturduk. Herkes kendi bahçesini ekmeye başladı” dedi.

Destek çağrısı

Birçok kişinin fide istemeyi sürdürdüğünü ifade eden Kavuk, “20 gün daha fide yardımımız devam edecek, aynı zaman fide bağışlarını da bekliyoruz. Çünkü buradaki insanlar gerçekten çok çaresizler. Bu kenti de terk etmek istemiyorlar. Yeni bir hayat kurmak istiyorlar. Bunu hep beraber oluşturmaya ihtiyacımız var. Bunun içinde desteğe ihtiyacımız var” diye belirtti.

Birçok yerde dağıtım yapıldı

Genel olarak domates, salatalık, kabak, patlıcan, biber gibi sebzelerin fidelerini dağıttıklarını söyleyen Kavuk, bugüne kadar Defne ilçesinde 18-20 bin arası fide dağıttıklarını söyledi. Samandağ ve Antakya’da ayrı, Hatay’da da zeytin fideleri dağıttıklarını belirtti.

HATAY

#Hatayda #çiftçiler #için #Askıda #Fide #kampanyası

İsmi yolsuzluk ve rüşvetle anılıyor: Erdoğan için ‘ölürüm’ dedi aday oldu

AKP’nin 2023 milletvekilleri adayları tartışılan isimleri arasında yer alan Şırnex ikinci sıra adayı Hatice Atan, adını rüşvet, yolsuzluk ve kayırma ile duyurmuş, Erdoğan için ise ‘ölürüm’ demişti

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala tüm partiler adaylarıyla çalışmalarına devam ediyor. Özellikle iktidar ve ittifakta olduğu partilerin listelerindeki adaylar netleştikçe ortaya çıkan profiller torpil, suç, kayyum, yolsuzluk gibi olaylarla anılan isimler.

İlk aday korucubaşı

AKP’nin Şirnex (Şırnak) adayları da tartışılan isimler olarak şaşırtmadı. AKP’nin birinci sıra adayı korucu başı Arslan Tatar olurken, ikinci sıra adayı da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın “manevi kızı” ve AKP Merkez Kadın Kolları Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi Hatice Atan oldu.

Rüşvet ve yolsuzlukla anılıyor

Atan kentte atanan kayyumlar üzerindeki söz hakkı, resmi kurumlarda ve işçi alımlarındaki usulsüzlükleriyle adından söz ettirirken, tarihi yapıları ise özel ofisi gibi kullanmasıyla gündem olmuştu. Kentte ismi yolsuzluk ve rüşvetle anılan Atan, yıllarca AKP’de Kadın Kolları Başkanlığı yaptı. Daha sonra Atan’ın İl Özel İdaresi’nde çalışan olarak gösterildiği ortaya çıktı. 11 yıl boyunca sigorta primleri Şırnak İl Özel İdaresi tarafından yatırılan Atan’ın, düzenli olarak her ay maaş aldığı öğrenilirken, İl Özel İdaresi’ne bağlı Köy Hizmetleri biriminde çalışan olarak gösterilen Atan’ın maaş aldığı kuruma ise hiç uğramadığı belgelenmişti.

Kira vermeden her yere çöktü

Atan’ın Nusaybin Caddesi üzerinde bulunan Birca Belek Kültür Sanat ve Kalkındırma Derneği, Eski Bişeng Sağlık Merkezi, Cizre AKP İlçe Başkanlığı, Şırnak AKP İl Başkanlığı ve Cizre Kalesi içerisinde bulunan tarihi eski belediye binası gibi birçok yerde de kira vermeden ofislerinin olduğu biliniyor.

Kardeşini atadı

Atan, kentte resmi plakalı araçlarla gezerken, işçi alımlarında ise yurttaşlara AKP’ye üye olmaları yönünde baskı kurduğu biliniyor. Atan, Resim Bölümü’nden mezun olan kardeşini de bir dönem Cizre Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğü’ne getirdi. Son olarak Atan’ın girişimleriyle tarihi Medresa Sor, Hayrat Vakfı’na tahsis edilmişti.

Erdoğan için ‘Ölürüm’ demişti

2018’de yapılan Genel Seçimlerde yine Şirnex’te 2’inci sıra adayı olan ve seçilmeyen Atan, bir röportajında, “Sayın Erdoğan’a karşı ayrı bir hassasiyetim var. Onun için gözümü kırpmadan ölürüm” demişti.

ŞIRNEX

 

#İsmi #yolsuzluk #rüşvetle #anılıyor #Erdoğan #için #ölürüm #dedi #aday #oldu

Yeşil Sol Parti sandık güvenliği için çalışmalara başladı

Yeşil Sol Parti, 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleri için seçim güvenliği konusunda hazırlıklara başladıklarını ve her sandıkta bir müşait bulunduracaklarını söyledi

26 siyasi partinin, 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleri için Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunduğu aday listelerinin ardından geri sayım başlarken, siyasi partiler şimdiden seçim güvenliğine dair çalışmalar için kolları sıvadı.

Her sandıkta müşait bulundurulacak

Yeşil Sol Parti Kocaeli ikinci sıra adayı ve avukat Arzu Eylem Kayaoğlu, parti olarak her sandıkta bir müşahit ve en az bir avukat bulundurma çalışmalarını sürdürdüklerini açıkladı. Kayaoğlu, seçimlerin Türkiye ve Kurdistan halklarının yüzyılını belirleyeceğine dikkat çekti ve halkların demokratik cumhuriyet veya AKP-MHP faşist blokunu tercih edip etmeyeceğine karar vereceğini ifade etti.

‘Herkes sorumlu’

Kayaoğlu ayrıca, önceki seçimlerde oy pusulalarının çöplerde bulunduğu ve elektriğin kesilmesi gibi olayları hatırlatarak, seçim güvenliği konularında kaygılar olduğunu söyledi.

Siyasi partilerin her okulda en az bir avukat ve her sandıkta bir müşahit bulundurma konusunda çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Kayaoğlu, “Oyların çalındığı ve sonuçların değiştirildiği dönemler yaşadık. Bu nedenle seçim güvenliği konusunda herkesin sorumluluk alması gerekiyor” dedi.

İSTANBUL

#Yeşil #Sol #Parti #sandık #güvenliği #için #çalışmalara #başladı

Tahliye olan Kayan hak ihlallerini anlattı: Tutuklularla dayanışın

Tahliye olan Serhat Kayan cezevlerinde yaşanan hak ihlallerini ve işkenceyi anlatarak, tutuklularla dayanışma çağırısında bulundu

Cezaevlerinde siyasi tutuklulara dönük baskı, tehdit, işkence uygulamaları her geçen gün artarak devam ediyor. 2020 yılında gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’ne konulan Serhat Kayan, geçtiğimiz ay tahliye oldu.

‘Baskıyla istiklal marşı okutuyorlar’

Serhat Kayan, Şırnak ve Kayseri cezaevlerinde tutuklu bulunduğu süre boyunca işkence ve baskıya maruz kaldığını ifade etti. Gardiyanların tutuklulara İstiklal Marşı okutmaları için baskı uyguladığını söyleyen Kayan, cezaevindeki hak ihlallerinin her geçen gün arttığını ve bu duruma karşı herkesi tutuklularla dayanışmaya çağırdı.

‘Tutuklular tehdit ediliyor’

Kayan, gözaltına alındıklarında gardiyanların kendilerine çıplak arama dayattığını, reddettiği için darp edildiğini ve cezaevinde telefon görüşleri ve aile ziyaretlerinin yasaklandığını belirtti. Ayrıca, gardiyanların tutuklulara tehditler savurarak baskı uyguladıklarını ve tutukluların haklarının ihlal edildiğini söyledi.

Dayanışmaya çağırdı

Dayanışmanın önemine vurgu yapan Kayan, Kürt halkına çağrı yaparak cezaevleri kapılarına giderek çocuklarını ve kardeşlerini ziyaret etmelerini ve tutuklularla dayanışma göstermelerini istedi. Kayan, baskıların sürekli olduğunu ve tutukluların haklarının savunulması için adalet nöbetlerine devam edilmesi gerektiğini belirtti.

ŞİRNEX

#Tahliye #olan #Kayan #hak #ihlallerini #anlattı #Tutuklularla #dayanışın

Cizîr’de yağışlardan birçok evi su bastı

Cizîr’de etkili olan sağanak yağış yollar ve caddeleri göle döndürdü

Şirnex’in(Şırnak) Cizîr (Cizre) ilçesinde gece saatlerinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle yollar ve caddeler göle döndü.

Özellikle Nisêbîn Caddesi’nde yağış nedeniyle sürücüler zor anlar yaşarken, caddede bulunan mazgalların tıkanması uzun bir süre caddenin su içinde kalmasına neden oldu. Cudi, Şah ve Nur mahallelerinde de birçok cadde ve sokakta yoğun yağış nedeniyle taşkınlar yaşandı.

Bazı evlerin alt katları ise sular altında kaldı. Kayyum yönetimindeki belediye ve ilgili kurumların, AFAD’ın uyarılarına rağmen yağış öncesi ve sonrası herhangi bir önlem almaması dikkat çekti.

ŞIRNEX

#Cizîrde #yağışlardan #birçok #evi #bastı

Jandarmanın katlettiği Cabir’in ailesinden 3 kişi tutuklandı

Jandarma tarafından katledilen Süleyman Cabir’in ailesinden 3 kişi tutuklandı

Alınan bilgilere göre, Wan’dan Çanakkale’nin Civler köyüne göç eden Süleyman Cabir adındaki yurttaş ile köyün yerlilerinden olan Özenç aileleri arasında kavga çıktı. İki aile arasında çıkan kavgada Enver Özenç yaşamını yitirdi. Kavganın ardından olay yerine gelen jandarma, Cabir ailesine saldırarak, ateşli silahla Süleyman Cabir’i katletmişti. Darp edilen aile üyeleri hastane yerine Anafartalar Karakolu’na götürülürken, aile üyelerinden Yücel Cabir, Yavuz Cabir ve Ömer Cabir’in tutuklandığı öğrenildi.

Gözaltına alınan ve ateşli silahla Süleyman Cabir’i katleden jandarmanın durumu ve husumetli aile hakkında bilgi öğrenilemezken, dosyada gizlilik kararı olduğu bilgisi paylaşıldı.

HABER MERKEZİ

#Jandarmanın #katlettiği #Cabirin #ailesinden #kişi #tutuklandı