Ana Sayfa Blog Sayfa 644

Dersim Yazıları – II Soykırımın acı bir sayfası; Halkın birbirlerine kırdırılması

İbret verici bir belgedir; Bekçi adı altında koruculaştırma, itirafçılık, ihbarla canlı yakalamadan tutun da, ‘ölü ele geçirme’ye kadar, bunların enterne edilmesi için çeşitli yöntemler sayılmış, mükafatlar konulmuştur

Sait Çetinoğlu

4. Umumi Müfettiş Vali ve Komutan Abdullah Alpdoğan, Dersim’de direnişin kırılmasının ardından aldığı kararları 3 Ağustos 1937 günlü 3120 sayılı yazıyla Dahiliye Vekaleti’ne bildirmiştir[1]. Yazı, asimetrik “savaş”ın bitirilmesinin övgüsü ile başlar: “Üç aydanberi devam eden Askerî harekâtta Cumhuriyetin kahraman ordusu; muhaliflerin pek emin sandıkları en çetin dağları aşmış en sarp dereleri geçmiş ve en kuytu mağaraları taramış, muhalefet bölgesinde ayak basılmadık yer bırakmamıştır.”

Alpdoğan, emrindeki güçlerin nasıl bir “fedakarlık” ve koordinasyonla hareket edip direnişi kırdıklarını şu satırlarla ifade eder: “Yiğit havacılarımız da çok arızalı mıntakada büyük tehlikeleri göğüsleyerek alçaklara inmiş muhaliflerin maddi ve bilhassa manevi kuvvetlerini kırmış, ezmiş ve kara kuvvetlerimize kıymetli yardımlarda bulunmuşlardır.” Kullandığı kelimeler seçilmiştir. Zira, Komutan vatandaşlarına karşı açılan cihadı kazandığı için mağrurdur.

Ancak “başarılı” harekata rağmen, direnişin kökünün kazınamamış olduğunu da eklemeyi unutmaz: “Gerek bu harekât ve gerekse Cumhuriyet Adliye ve zabıtasınca yapılan tahkikat neticesinde; bu itaatsizlik hareketini hazırlayan, tahrik ve teşvik edenlerle komutanlık yapanların (ölü olarak ele geçirilenler hariç olmak üzere) yetmiş beş kişi oldukları anlaşılmıştır. Bunlardan onu mevkuf ve onbeşi kolayca yakalanabilecek vaziyette köylerinde bulunmaktadırlar, tutulmaları emredilmiştir. Mikdarı bini aşan suçluların elebaşları tarafından tehdit ve iğfal olunarak bu harekete sürüklendikleri kanaatine varılmıştır. Cebren ve kerhen elebaşların emel ve arzularına alet olmuş bulunanlardan bir çoğu itaatsizliğe devam etmeyerek harekâtın başlangıcında köylerinde kalmış veya bilahare köylerine gelmiş ve tüfenklerini teslim etmişlerdir. Bunlardan halen hayat gaygusu ile dağ başlarında, meşeliklerde, taş oyuklarında pek sefil ve perişan vaziyette bulunan ve yapılan taramalarda şuraya buraya kaçarak daima yer değiştirmek suretile ele geçmiyen üç yüz kadar muhalif bulunmaktadır. Cezaları nisbeten hafif olan ve hemen hepsi fıkara kısmına mensup bulunan bu cahil ve yoksul insanları elebaşlarından ayırmak, yeis ve nevmididen [ümitsizlikten] doğacak akibetlerden kurtarmak ve asil elebaşların yakalanmalarını kolaylaştırmak maksadıle düşünülen tedbirleri ihtiva eden ve Askerî ve mülki makamlara tebliğ edilen emrin bir sureti bilgi için ilişik olarak sunulduğunu bildirir.” Devasa güce rağmen yeterli bir başarı elde edilemediğini itirafla yeni tebdirler alınmıştır.

Komutan vali kimseye danışmadan kararlarını alıp uygulamaya koyuyor, üstlerini de bilgilendiriyor. Zira Komutan, bilindiği gibi bölgede her şeydir. Netekim! Hukuk askıdadır. Hatta vali komutan yasama yetkileriyle de donatılmıştır.

17. Tümen, 17. Tugay, Hozat garnizonu, 3. J. Seyyar Tabur komutanlıklarına ve Tunceli Vilayeti’ne ve Jandarma Komutanlığına ve kaza kaymakamlıklarına yazılan 2 Ağustos 1937 günlü tamim 9 maddeden oluşur.

Ekinde suçluların ayrıntılı listelendiği Emirnamede yok yoktur. İbret verici bir belgedir; Bekçi adı altında koruculaştırma, itirafçılık, ihbarla canlı yakalamadan tutun da, “ölü ele geçirme”ye kadar, bunların enterne edilmesi için çeşitli yöntemler sayılmış, mükafatlar konulmuştur. Listedekilerin bunları yerine getirirlerse affa mahzar olacakları da unutulmaz. Adi suçlardan arananların da bunların yakalanmasında kullanılması için suçların tecili affı ve maddi ödüllerle mükafatlandırılacakları ilan edilmiştir. Yapılan “işe” göre ödül de artmaktadır.

Çok yakın zamanda gizliliği kaldırılan ve maddeleri çok açık olan 4. Umumî Müfettiş ve Tunceli Vali ve K. Alpdoğan imzalı belge üzerinde daha fazla konuşmayıp, belgenin imlasına çok fazla müdahale edilmeden okuyucuya sunuyoruz:

ELAZİZ

                                                                                                                                    2/Ağustos/937

 

  1. Şimdiye kadar yapılan harekât ve tahkikat neticesinde; Haydaran, Demenan, Yusufan, Yukarı Abbas aşiretlerile kureyşanın Şeyhan ve bahtiyarın Şahın gruplarından köprü, telefon hattı ve Hükûmet Konağını tahrip eden ve Hükûmet kuvvetlerine karşı itaatsizlik yapanların birkaç kişi tarafından tahrik, teşvik ve suç yapmağa cebren sevk edildikleri anlaşılmıştır. İtaatsizlik hareketine iştirak edenlerden müşevviklerle kol başlarının ve bunların zoru ile itaatsizliğe sürüklenenlerin hepsinin isimleri tespit edilmiştir.
  2. Milletin daima eyliğini, refahını huzur ve emniyetini düşünen ve cahil insanların Şerirlerin Zulum ve tahakkümünden kurtarmak isteyen Hükûmet; fukara halkı bu kötülüğe zorla sürükleyen ele başıları takip etmekle beraber bunların tazyiki altında ve kerhen itaatsizliğe iştirak etmiş oldukları anlaşılanlar hakkında da şefkat ve lütfunu gösterecektir. Bunun için:

herhangi bir şahıs, yine listede ismi yazılı olanlardan birini ölü veya diri olarak yakalayıp hükûmete teslim eder veyahut yataklandırıp kıt’alara haber vermek suretile yakalanmasını temin ederse bu şahıs hakkındaki takibat de durı huzur ve emniyetini düşünen ve cahil insanların şerirlerin zulüm ve tahakkümünden

A) İlişik listede adları yazılı Ele başlar hariç olmak üzere en nihayet Ağustosun Yirmisine kadar itaatsizliğe zorla ve kerhen iştirak etmiş olanlar silahile gelip kıt’a komutanlarına veya Mahalli Hükûmet amirlerine dehalet ederlerse haklarındaki takibat tehir edilecektir. Verilen mühlet içinde olsa dahi tebligatı müteakip hemen dehalete gelmeyerek takip kuvvetleri tarafından yakalananlar hakkında eşkıya muamelesi yapılacaktır.”

Bu emirlere uymayanlara hükümleri geriye doğru yürüyen Tunceli Kanunu’nun uygulanacağının eklenmesi de unutulmaz. Tunceli Kanunu’[2]nda;  Vali ve kumandan vilâyet umur ve muamelâtında ve vilâyet memurları hakkında, vekillerin kanunen haiz oldukları bütün salâhiyetleri haizdir. İddianame maznuna tebliğ edilmez. İddianame 2 gün içinde hazırlanır 5 gün içinde dava açılır tek celsede karar verilir. Verilen hükümler temyize tâbi olmayıp kesindir. İdam hükümlerinin vali ve kumandan tarafından tecile lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur. Kısaca, hukukla uzaktan yakından ilgisi olmayan Kanun, uzun sürecek bir terör rejimini temellendirmiştir. Devamında şöyle deniliyor:

“Bunun için tebligatı işitir işitmez herkes silahını alıp en yakın kıt’aya ve Hükûmet merkezine müracaat etmelidir. Bu gibi insanların silâhsız dehaletleri kabul edilmeyecektir.

B) İsimleri listede yazılı olanlardan herhangi bir şahıs, yine listede ismi yazılı olanlardan birini ölü veya diri olarak yakalayıp Hükûmete teslim eder veyahut yataklandırıp kıt’alara haber vermek suretile yakalanmasını temin ederse bu şahıs hakkındaki takibat de durdurulacaktır. Eğer birkaç kişinin yakalanmasını temin eylerse ayrıca yaptığı işin derecesine göre mükâfatlandırılacaktır. Bu iş suçsuz şahıslar tarafından yapıldığı takdirde hizmetinin derecesine göre kendisine mükâfat verilecektir.

C) Tunceli teşkilatından sonra adi suç işlemiş olanlar (itaatsizliğe iştirak etmiş veya etmemiş olsun) listede adı yazılı olanlardan bir veya bir kaçının yakalanmasını temin etmedikçe haklarındaki takibat durdurulmayacaktır.

D) Listede adı yazılı olanlarla Hali firarda buluna âdi suçlulardan dehalet edenler veya takip neticesinde yakalananlar mahfuzen adliyeye teslim edileceklerdir. Bunlar hakkında mahkemece verilecek beraat veya ceza hükûmleri tatbik olunur. Listede isimleri yazılı olanlardan Ağustos’un yirmisine kadar gelip teslim olmayanların ailelerile birlikte Garbe nakilleri karar altına alınacak ve bunun neticesi olarak bu tarihten itibaren bütün malları ve mülkleri tavsiyeye tabi tutularak Hükûmete intikal ettirilecektir.

3. Adi suçlularla itaatsizliğe iştirak etmiş olanlardan dehalet etmeyenleri saklayan, yerini bilip haber vermeyen ve bunlara her ne suretle olursa olsun yardım edenler hakkında kanunun en şiddetli hükûmleri tatbik edilmekle beraber bunlar ailelerile beraber başka yere nakledileceklerdir.

 4. İtaatsizliğe iştirak eden aşiretlerden Hali firarda bulunan şahıslarda kiler de dahil olmak üzere Haydaranlılarda 100, Demenanlılarda 140, Yukarı Abbaslarda 200, Yusufanlılarda 40, Bahtiyarlıların şahin grubunda 50 ve Kureyşanlıların Şeyhan Grubunda daha 10 silah bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu silahların haber alma yolu ile, mahalli J. komutanlarından Nahiye Müdürlerinden ve köy muhtarlarından alınacak malumatla kimlerde olduğu tespit edilecek ve muhtarları vasıtasile bu eşhasa yapılacak tebligatla silahlar istenilecektir. Tebliğ tarihinden itibaren bir hafta zarfında silahını getirmediği tahakkuk edenler eşkıya sayılarak yakalanıp adliyeye verilecektir.

 5. İtaatsizliğe iştirak etmeyenlerden Kırgan aşireti ile Bahtiyarın Rotan grubu ve aşağı Abbas, Şeyh Mehmetli ve Kureyşanın Güdan Grubu halen Emniyetli Mıntıkalarda bulunduklarından ve düşmanlarını[n] silahları alınmış olduğundan artık silahla kendilerini müdafaa etmeye ihtiyaçları kalmamıştır. Netekim böyle doğru düşünen Mazgirt kazası halkı silahlarını kendiliklerinden getirip Hükûmete teslim etmişlerdir. Bunun için mıntıkalarında yaz ve kış asker bulunmak üzere kışlaları ve karakolları yapılmakta olan bu aşiretlerin silahları da münasip bir şekilde istenilecektir. Bunlardan silahı olupta teslim etmediği ele geçirilmek suretile tahakkuk edenlerin isimleri vilâyete bildirilecek ve vilâyetce haklarında Tunceli kanunu tatbik olunacaktır.

 6. Silahtan tecrit edilen köylerde mahalli Hükûmetce tesbit edilecek miktarda bekçi ve yardımcı bekçi teşkilatı yapılacak ve bu bekçiler için ikinci sınıf silahlardan silah bırakılacaktır.

 7. Yukarıda isimleri geçen aşiretler bölgesinde komutanız altında bulunan birliklerle mıntıkalar tahsis edilecek ve her mıntıka komutanı tarafından yukariki esaslar dahilinde ve münasip görülecek tedbirler altında köy muhtarları ve ileri gelenleri celp edilerek bu emrin halkı alakadar eden kısımları azamî beş gün zarfında imza mukabilinde tebliğ olunacaktır. Bu tebligatın nahiye ve kaza marifetlerilede tekrar ve takip edilmesi bilhassa firarda bulunanlara ulaştırılmasının temini mühimdir. Bu iş 20 Ağustosa kadar bildirilecek ve müddetin hitamında zaman zaman silah araştırmaları yapmak, pusular ve baskınlar tertip etmek suretile silah toplanmasına devam edilecektir. 

 8. Verilen mühletler içinde silah toplama işi yapılmakla beraber eşkıya araması ve takibin asla durdurulmayacaktır.”

Terör rejimi süreklidir.

[1] BCA 30 10 111 745 16

[2] İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenocidi, Bilim Yöntemi ve Türkiye’deki Uygulama, İBV Y. 2016

 

 

#Dersim #Yazıları #Soykırımın #acı #bir #sayfası #Halkın #birbirlerine #kırdırılması

Erdoğan’ın seçim stratejisi

Demokrasi bileşenleri başta Kürt sorunu olmak üzere işçi sınıfının temel sorunlarını ve diğer ezilen kimliklerin talepleri etrafında örülecek mücadele güçlerini yan yana tutmak, bu sorunların çözümü için kim iktidar olursa olsun taleplerini güçlü bir şekilde savunmak, iktidarı bu sorunlar lehine zorlamakla mükelleftir.

Cem Şahin

Şu ara seçim atmosferine girmiş olmamızdan ötürü olacak toplumun ezici çoğunluğu Erdoğan ve AKP’nin seçim hamlelerinin ne olacağı üzerine bir tartışma yürütüyor. Her seçim dönemeci AKP için savaş tamtamlarının çalındığı, ırkçılık ve faşizmin bildiğimiz halinden daha cevval bir şekilde dolaşıma sokulduğu, kitlelerin mezhepçilik dahil bütün ötekileştirici söylemlerle mobilize edildiği bir haleti ruhiyede cereyan ediyordu. Bundan ötürü olacak kitlelerde Türkiye’nin belki de en kritik seçimlerden biri olacak olan bu seçim sürecini çok normal geçireceğini düşünmemekte. Geçmiş seçim dönemlerinde yapılmış olan hukuksuzluklar ve yolsuzlukların tekrardan organize edilme ihtimalinden, iktidarın beslediği çetelerin seçim günü sokağa salınmasına, seçim sandığında yapılacak usulsüzlüklerden, oyların çalınmasına değin bir dolu ihtimal halk nezdinde tartışıla gelen başlıkların temel detaylarını oluşturmakta. Peki nesnel koşullara bakıldığında seçim kaybetme olasılığı güçlü olan Erdoğan bu seçimi kaybetmemek adına bu seçenekler de dahil başka yöntemleri devreye sokacak mı?

Hiç şüphesiz bu iktidarla ömrünü çürütmüş birçok ülke yurttaşı Erdoğan’ın her türlü seçim hilesini devreye sokacağını çok iyi bilmektedir. Çünkü daha önce deneyimledikleri her seçim sürecini bir dolu şaibe ile AKP iktidarının temellük ettiğine şahit olmuş, AKP’nin her türlü seçim usulsüzlüğü çevirdiğine/çevireceğine kanaat getirmiştir. Erdoğan da kaybettiği takdirde kendi oligarşisi ile birlikte yargılanacağını çok iyi bildiği ve tapulu malı olarak addettiği ülke topraklarına olan sömürü arzusunu henüz doyuramadığı için türlü manipülasyonlarla hem medyada hem de seçim meydanlarında hala kendi bekasının ülkenin bekası olduğu hikayesini performe edecek ve seçim hilelerine başvurmaktan vazgeçmeyecektir. Bununla da yetinmeyip muhalefetin seçim ittifakını elinden geldiği kadar dağıtmaya ve olası karşı blokların gardını düşürmeye çalışacaktır. Herkes Erdoğan’ın çok sessiz olmasını aşırı kötü planları olduğuna yorarak ciddi bir provokasyon girişiminde bulunacağına dair bir öngörüde bulunmakta. Lakin Erdoğan ilk defa elindeki hikâyenin bütün inandırıcılığını kaybetmiş bir şekilde seçim sahalarında boy gösteriyor. Kurumsal kapasitesi zayıf, karşılaştığı krizlere cevap olamayan, neoliberal ekonomi programlarıyla yarattığı büyük tahribat ve yükselttiği savaş politikalarıyla ülkeyi tüketmiş bir vaziyetle yol almaya çabalıyor. Erdoğan karşısında oluşan bu güçlü muhalif bloktan kaynaklı yapabileceği en iyi şeyin bu bloku çeşitli araçlarla ve söylemlerle köşeye sıkıştırmak, yapabiliyorsa dağıtmak, yapamıyorsa gerilimli bir zemine çekerek aralarındaki iç dengeyi bozmaya girişerek sonuç almaya çalışmak olacak. Önceki seçim deneyimlerimizi göz önünde bulundurursak bu Erdoğan için yeni bir taktik gibi duruyor. Çünkü olağan koşullarda kendisi de seçimi kaybetme ihtimalinin güçlü olduğunu biliyor ve elindeki bütün doneleri de ona göre örgütlemeye özen gösteriyor. Şu ana kadar evvelde ona seçim kazandırmış bütün unsurları seçim öncesi devreye sokmuş olmasına rağmen yeterli bir toplumsal destek bulamayan Erdoğan yeni stratejik hamlesini muhalefeti elinden geldiğince parçalamaya çalışarak inşa edecek, lakin önceki yöntemlerini de elinden geldiğince sahada sınamaya çalışacaktır. Savaş pratiğini daha hızlı organize ederek milliyetçi cepheyi konsolide etmeyi, karşısındaki adayların etnik ve dinsel kimliğini hedefe koyarak dinci cepheyi arkasına dizmeyi ve Kürtler başta olmak üzere muhalif tüm güçleri dağıtmaya devam edecektir. Bildiği yanıldığına yetmeyen Erdoğan bu seçimi de önceki seçimler gibi yapacağı birkaç stratejik hamleyle kazanmayı umut etse de gerçekler yakıcı bir biçimde Erdoğan’ın zihnini meşgul ediyor. Fakat iktidarının tüm baskıcı yönelimine karşın devrimci muhalif güçler Erdoğan karşısında güçlü bir birleşik cepheyi örgütlemiş durumdadır. Demokratik Cumhuriyet ve AKP’siz bir yeni dönemin başlangıcı olarak belirlenen ilk şey de Erdoğan’ın bütün imkanlarıyla iktidardan al aşağı edilmesidir.

Seçim zaferi ülkedeki temel sorunların nihai çözümü anlamına gelmese de AKP iktidarının ülke iktidarından def edilmesi birçok demokratik talebin güçlü şekilde savunulacağı yeni mevziler kazandırabilir. Bu bile 20 yıldır her türlü hak gaspına maruz kalmış işçi/emekçi kesimlerin, kimliği inkara tabi kılınmış sömürge halkların, cinsel kimlikleri yüzünden çeşitli saldırılara uğramış LGBT öznelerin hayatında görece bir ferahlama yaratabilir. Tabi bu seçim sonrası iktidara gelecek iktidar odaklarının bu hakları vermesi üzerine oluşturulacak baskı ve yeni iktidarın ülkenin kadim sorunlarına dair oluşturacağı politik tutumla doğrudan bağlantılıdır. AKP’nin olmayışı AKP döneminin mağdurlarında yeni bir umut yaratabilir ama bahsedildiği gibi bu muhaliflerin oluşturacağı birleşik cephenin alacağı yol ile ilgilidir. Buna karşın kazanması muhtemel olan Kemal Kılıçdaroğlu ve müttefiklerinin yayınladığı deklarede ülkenin temel sorunlarına dair umut vaat eden pek az şey bulunmakta.

Eski rejimin normaline dönmek ve eski neoliberal programın sermayenin geniş kesimlerini kapsayacak şekilde tekrardan dizayn edilmesi dışında pek bir şey söylemeyen bildirge Türkiye’nin en temel demokratik taleplerini dahi karşılamayacak düzeyde. Fakat Türkiye halkları AKP iktidarının oluşturduğu ülke atmosferinden o denli yılmış vaziyettedirler ki Erdoğan’ın devrilmesi dışındaki nüansları çok tartışmadan Kemal Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan’ın devrilmesi koşuluyla desteklemeye hazırdırlar. Demokrasi bileşenleri başta Kürt sorunu olmak üzere işçi sınıfının temel sorunlarını ve diğer ezilen kimliklerin talepleri etrafında örülecek mücadele güçlerini yan yana tutmak, bu sorunların çözümü için kim iktidar olursa olsun taleplerini güçlü bir şekilde savunmak, iktidarı bu sorunlar lehine zorlamakla mükelleftir.

#Erdoğanın #seçim #stratejisi

Pompaj HES’ler de YEKDEM’e bağlandı

AKP iktidarı giderayak şirketlere servet aktarmayı doğa yıkımı ve su gaspı üzerinden sürdürüyor

Yusuf Gürsucu

Emme basma tulumba gibi çalışan pompaj depolu HES kurulumlarına destek veren iktidar, üretilecek elektriği YEKDEM kapsamında alım garantisi kapsamına aldı. Türkiye’de elektrik üretim kapasitesinde aşırı arz fazlasına rağmen sermaye kesimlerini beslemeyi sürdürüyor. Meclis’ten geçen ‘Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme kapsamında 5346 sayılı ‘Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un 6. maddesinde değişiklik yapıldı. Buna göre; pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri de YEKDEM fiyatlarından yararlanabilecekler.

‘Yabancılara da açık’

Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) Genel Müdürü İzzet Alagöz, defaten yaptığı açıklamalarda pompaj depolamalı hidroelektrik santral (PHES) yatırımına hazırlandıklarını belirtmeyi sürdürürken, yasada yapılan değişiklikle PHES kurulumları tekrar gündeme geldi. Bu amaçla kullanabilecekleri 7 HES’in portföylerinde yer aldığını ve teknik altyapısı ile şartnamelerinin hazırlığıyla meşgul olduklarını söylemiş ve söz konusu projenin yerli ve yabancı katılımcılara açık olduğunu vurgulamıştı. Bu vurgu yeni talepleri almak için olduğu kadar aynı zamanda Çinli Gezhouba Group, KAF Teknik Yapı ve General Elektrik (GE) işbirliğiyle Isparta’da Eğirdir Gölü’nde kuracakları PHES’e bir güzellik olarak öne çıkıyor.

Elektrik değil su depolanıyor

Geçtiğimiz 2022 yılı Ocak ayında Çinli şirketin inşaya başlayacağı duyurulan PHES’te adım atılmaması YEKDEM kapsamına alınmalarını beklediklerine işaret etmekte. Alagöz, AA’ya yaptığı açıklamada, pompaj HES sayesinde elektriği depolayarak ihtiyaç anında hizmete sunabildiklerini belirtirken, suyu depolamaktan söz ettiğini belirtmek gerekiyor. Alagöz’ün, “Hidroelektrik santrallerin büyük su kapasitelerini artırabilmek için pompaj HES ile elektriğe ihtiyacımız olan pik saatlerin dışında suyu pompalama alanlarına çekip ihtiyaç duyulan pik zamanlarda da üreterek daha kullanılır hale getirmeye çalışıyoruz” sözlerine, Türkiye’de normal zamanda bir ihtiyaç olmadığı gibi, pik çekimi gerektirecek bir ihtiyacın da olmadığı yanıtını vermeyi gerekli kılıyor.

PHES nedir- Örneğin Eğirdir Gölü’nden alıp 1 km yükseğe taşıyacakları su elektrikle basılacak, yukarıdan bırakılan su aşağıya bırakılınca elektik üretilecek.

Eğirdir 20 yılda 112 km2 küçüldü

PHES, elektrik enerjisinin ucuz olduğu yani talebin düşük olduğu zaman dilimlerinde pompa modunda çalıştırılarak 1 km yukarıya su basarken ciddi bir enerji harcanacak ve üst ‘havuzda’ toplanan su bu kez elektrik talebinin yani fiyatının yüksek olduğu zamanlarda tribünlerden geçirilerek enerji üretilecek. Bu işler yapılırken ‘havuz’ diye belirtilen şey büyük bir baraj gölü olacağına işaret ediyor. Kurumaya yüz tutan Eğirdir Gölü’nün sularına ise inşa edilmek istenen PHES hükmedecek. Taşıma suyla değirmeni çevrilecek olan santralin tüm su ihtiyacı Eğirdir Gölü’nden sağlanacak.

Derinlik 26 metreden 5,5 metreye

Bugüne kadar Eğirdir Gölü’nü besleyen akarsu, dere, çay ve yüzey sularının önüne çok sayıda gölet, baraj ve HES yapıldı. Bu yapılar nedeniyle gölün beslenmesi için gerekli olan suların göle ulaşamaması ve göl havzasında binlerce yasal ya da yasal olmayan kuyu ile birlikte Eğirdir Gölü kurumaya başlamış göller arasında yer alıyor. Son 10 yılda yaşanan su kayıplarıyla 84 kilometrekare küçülen Eğirdir Gölü’nün tabandan bağlı olduğu Beyşehir Gölü’nün yüzeyinde de son 20 yılda 112 kilometrekare küçülme yaşanması ve ortalama derinliğin ise 26 metreden 5.5 metreye düşmüş olması felaketin boyutunu göstermektedir.

YEKDEM’e döviz garantisi

Hidroelektrik (HES), jeotermal (JES), biyokütle (BES), rüzgâr (RS) ve güneş (GES) santrallerinin elektrik üretimi arttıkça tüketiciye yansıyan YEKDEM bedeli artmaktadır. Aynı zamanda ABD doları üzerinden verilen alım garantileri nedeniyle dolar yükseldikçe YEKDEM birim maliyetide yükseldiği için halkın cebinden çıkan bedel de sürekli olarak artış göstermekte. Her fatura dönemi için hesaplanan toplam net YEKDEM maliyeti ‘Enerji Piyasaları İşletme A.Ş’ (EPİAŞ) tarafından her bir tedarikçiye ve dolayısıyla nihai tüketiciye yani halka ödeme yükümlülüğü oranında fatura edilmektedir.

Sermaye besleniyor

Piyasa şartlarına uygun maliyetten elektrik üretemediği veya ihtiyaç olmaması nedeniyle şirketlerin beklentisi altında kalan enerji alımları gerekçesiyle yılın büyük bölümünde çalışmayan, çalıştırılmayan ya da çok düşük kapasitede çalışan santrallere verilen destek kamu geliri üzerinden yapılıyor. 100 bin MW’ı aşan enerji üretim kapasitesine rağmen bu kapasitenin 1/4’ünün piyasalaştığı Türkiye’de, yapılan ödemelerin ve verilen alım garantilerinin gerekçesini enerji arz güvenliğine bağlamaları inandırıcı olmaktan çok uzak. Tüm enerji üretimlerine destekler sürerken, elektrik ihtiyacı olmamasına karşın santral sayıları artmaya, doğal yaşamda yıkım yaratmaya devam edilirken, bu şirketler halkın cebinden çalınanlarla besleniyor.

Eğirdir Gölü infaz gününü bekliyor

Çinli Gezhouba Group, KAF Teknik Yapı ve General Elektrik (GE) işbirliğiyle Isparta’da Eğirdir Gölü’nden yararlanılarak 1000 megavatlık pompaj depolamalı hidroelektrik santralinin (PHES) inşaatına 2022 yılı başında başlanacağı açıklanmıştı. Santralin inşa çalışmalarının başlamasından itibaren 75 ay içinde tamamlanarak faaliyete geçeceği belirtildi. General Elektrik (GE) Hidroelektrik Bölümü Türkiye ve Ortadoğu Üst Yöneticisi Marwan Al Roub, Isparta’da kurulacak 1000 megavatlık pompaj depolamalı hidroelektrik santrali için 4 adet 250 megavatlık özel çift yönlü türbin ve ekipmanlarının kullanılacağını söyledi.

Eğirdir’in idam fermanı

Projeyi yapacaklarını açıklayan sermaye grupları da Alagöz gibi santralin işleyişini anlatmıştı. Güç talebinin az olduğu zamanlarda suyu yüksekteki havuza elektrikli devasa güçteki motorlarla basılacak. Enerji talebi yani fiyatının yüksek olduğu saat ve günlerde ise suyu aşağıya basıp enerji üretilecek. 1000 MW’lık pompaj depolamalı hidroelektrik santral (PHES) için söz edilen ‘havuza’ su her geçen gün suları çekilen Eğridir Gölü’nden alınacak. Bu durum ise Eğirdir Gölü’nün idam fermanı anlamına gelirken, suyu giderek azalan gölün büyük bir susuzlukla mahkum edilerek, bir felakete neden olabilecek.

AKP, halkın cebinden zengine servet aktarırken, doğal yaşam da sermayenin eline teslim edilmekte

Havuza 173m3/sn su!

Hasankeyf gibi tarihi bir kenti yok eden Ilısu Barajı’nın kapasitesinin 1200 MW olduğunu düşündüğümüzde PHES için oluşturulacak ‘havuzun’ kapasitesi hepimize bir fikir vermektedir. Eğirdir Gölü PHES için oluşturulacak ‘havuzdan’ 175m3/sn su ihtiyacı gerekeceği ve ‘havuzun’ kurulacağı su düşüş yüksekliği ise 672 metre olacağı projede belirtiliyor.

Taşıma suyla değirmen döner mi?

Eski tarihlerde su gücünden yararlanarak değirmenlerde tahıl öğütülürdü. Günümüzde ise su ve rüzgârla dönen değirmenler enerji üretimleriyle gündemimizde. Nerede akarsu var ise önüne bentler kurarak yüzlerce HES ve baraj bu nedenle inşa edildi. Elbette her değirmenin olduğu gibi bu HES ve barajlarında bir ömrü var. Projelerde biçilen ömür baraj yapısının dayanma ve barajların alüvyonla dolmasıyla ilgilidir. Ancak baraj ömrünü asıl belirleyen şey ise su varlığının giderek azalması ve barajlara yeteri kadar suyun taşınamaması sonucunda yaşanacak. Günümüzde bu bağlamda oldukça fazla örneklere sahibiz.

Suya hükmedenler

Özelleştirme sürecine bağlanan kamu kurumu Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) Genel Müdürü izzet Alagöz, “Pompaj HES’in mevcut suyunu belli bir depolama sistemiyle devir daim etmek. Var olan suyu elektrik fiyatının çok uygun olduğu saatlerde yukarıya pompalayarak yüksek bir irtifa kazandırarak elektriğe çok ihtiyaç duyulan saatlerde, yani prime-time’da bu sudan elektrik elde ederek şebekeyi besliyorsunuz” diye belirtirken, bu tesislerin akarsu ve göl kıyılarına yapılması yeni bir doğa yıkımına yol açacağı ve suya hükmeden sermayeye yenilerinin ekleneceği anlaşılmakta.

#Pompaj #HESler #YEKDEMe #bağlandı

Egemenin solunun aşırı sağ ile müttefikliği

Türkiye’yi hangi sıfatlarla anarsak analım, hakiki olan sosyalizm sıfatını kendisine yakıştıranların aşırı sağ retoriği kullandığıdır.

Ilgar Akansel

“Anne kadındır, baba erkektir. Çocuklarımızı rahat bırakın. Artık durun. Küreselci egemen sınıfın nasıl bir gelecek sunacağını gördük. Ama kafamızda farklı bir gelecek var. Küreselciler cehenneme gidebilir.”¹

“LGBT midir nedir, cinsiyetsizliği bu ülkenin üzerine salmak istemeleri tamamen bundandır. Tuhaf tuhaf işleri başımıza sarmak istemeleri bundandır. İlk önce alıştıracaklar, sonra çoluğumuzu çocuğumuzu, gelecek neslimizi elimizden alacaklar.”²

“Neoliberalizm artık bir çocuğun cinsiyetsiz doğduğunu iddia ediyor…Gerçekten çok garip. Tüm bunlardan ne anlıyoruz? Neoliberalizm insanlığımızı hedef alıyor.”³

Greta’ya hitaben: “Bu alarm zilleri çaldıranlar hep aynı şeyi talep eder: Yaşamlarımızın her yönünü tahakküm altına almak, dönüştürmek ve kontrol etmek.” ⁴

Yukarıdaki sözler sırasıyla Orban, Soylu, Esad ve Trump tarafından zikredildi. Gerçekten de satırlar okunduğunda Türkiye’deki kendisini sosyalist addeden partilerden herhangi birinin seçim konuşması olarak görülebilir ilk bakışta. Sosyalist yayın organı Sol Haber’in Greta’nın gözaltısını sahte ilan ettiği⁵, Le Pen’e oy çağrısı yapıldığı⁶, aile hanedanı Esad’a methiyeler düzüldüğü⁷, mektup yazıldığı⁸, makamında ziyaret edildiği⁹ bir “sol”un hâkim olduğu ülke… İsrail’in yıllardır tanımadığı¹⁰ ve Türkiye’den taraf olduğu, Amerika’daysa diaspora baskısıyla kabul edilen 900 bin Ermeni’nin soykırıma tabi tutulduğu bir olguya emperyalizm yalanı denildiği¹¹, Hrant Dink’in cenaze törenine katılanların “CIA sosyalisti”¹² ilan edildiği, bir sömürge ulusun haklı başkaldırışı kriminalize edilirken Aliyev ailesinin ilhak planlarının sahiplenildiği¹³, yüz binlerce Kürt’ü kimyasallarla katleden Saddam’ın savunulduğu¹⁴ bir sosyalist tasavvur. Yıllar boyunca Kürtçe tabela asılmasını¹⁵, Kürtlerin kendi kültürünü ve dilini özgürce yaşamasını engelleyen Esad ailesine ve kadınları köle pazarında satan cihatçı gruplara karşı ulusal bütünlük¹⁶ içerisinde Üçüncü Yol’u savunan PYD’nin ABD maşası; 12 bin siyasi tutsağı olan, belediyelerine kayyum atanmış, hakkında kapatılma davası açılmış HDP’nin çözüm için gösterdiği iyi niyetin AKP taraftarlığı ile suçlandığı, dahası LGBT haklarını savunan Hüda Kaya, Gergerlioğlu gibi insanlardan ötürü partilerinin gerici ilan edildiği egemen solun hakimiyetindeki yurt. Türkiye’yi hangi sıfatlarla anarsak analım, hakiki olan sosyalizm sıfatını kendisine yakıştıranların aşırı sağ retoriği kullandığıdır.

20. yy. tarihi her iki emperyalist blokun çatışması şeklinde vuku buldu. Bu emperyalist bloklardan birisi Baltık ülkelerinden Afganistan’a kadar sınırlarını genişleten, Kişnil faciasından halkını haber etmeyecek¹⁷ kadar bürokratik dejenerasyon yaşamış, kendi ideolojik mensuplarının katledildiği 80 Darbesi’ni desteklemiş¹⁸ Sovyetler Birliği’nin öncülük ettiği Varşova Paktı; diğeriyse Kore’den Vietnam’a dünyanın herhangi bir ülkesindeki insan hakları çığlığını en vahşi şekilde katliamlarla bastıran Amerika Birleşik Devletleri’nin öncülük ettiği NATO’ydu. SSCB nükleer füzeleri Küba’ya yerleştirirken¹⁹, ABD nükleer füzelerini Türkiye’ye yerleştirebiliyordu²⁰; iki blokun arasındaki savaşım hakla batıl, insan hakları savunucularıyla bu hakları ihlal edenler arasında süregelen bir savaşım değil bürokratik devlet kapitalizmi savunucularıyla piyasa kapitalizmini savunanlar arasında bir savaşımdı. Elbette ABD’nin öncülük ettiği blok, Doğu Bloku’na kıyasla çok daha demokratikti, hatta mukayese edilmesi için önem arz edecekse tek ülkede sosyalizmin teorisyeniyle (Bukharin) sürekli devrimin teorisyeninin (Trotsky) aynı dönemde katledildiği Stalin dönemi tamı tamına 29 yıl sürmüştü; bununla beraber Batı ülkeleri de farklı ülkelerin ilhakı, savaş suçları gibi konularda Doğu Bloku’nu aratmayacak ölçüde vahşilerdi. Bu gerçeklikler bir yana Soğuk Savaş’ın öncesinde 31 yıllık, fiili 10 yıl süren savaşın aralığında (1914-1918, 1939-1945) yüz milyondan fazla insan hayatını kaybetmişti.

20. yy.’ın kanlı, insanlığa yakışmayacak ölçüde vahşi hali “yeni insan” söylemi üzerinden gelişen toplumsal mühendislik projelerinin başarısızlığını ortaya koyuyordu. Devlet otoritesinin sopasıyla halkları tahakküm altına alma gayreti içerisinde olan, uydu devletler veya ilhak doktrinleri aracılığıyla topraklarını genişleten, iktisadi kalkınma retoriğinin ötesine geçemeyen her iki blok esasında kapitalizmin genişletilmiş birikmiş sermayesini büyütmek adına yarışıyordu. Savaşım her iki blokun halkları arasında değil, her iki halkın üzerine yığılmış oligarşik düzen arasında gerçekleşiyordu. Özellikle Sovyetler Birliği çözüldükten sonra gerçekleşen oligarşik kurumsallaşma, bu durumu daha da açık bir şekilde gösteriyor; halkın temsilcisi olduğunu iddia eden Sovyet bürokratları gücü tek bir elde tuttuğundan, mülkiyet tek bir el tarafından idare edildiğinden rejim çözüldüğü anda oligarşik kurumsallığı inşa edebilmeye başladılar. Kazakistan’ın başına Nazarbayev, Azerbaycan’ın başına Aliyev, Beyaz Rusya’ya Lukaşenko, Rusya’ya ise Yeltsin gelmişti. Değiştiği iddia edilen rejimlerin sermayesini rahatlıkla eski rejimin bürokrasisinin kontrol edebilmesi, kullanılan halkçı söylemin hakikatte içinin dolu olmadığını gösteriyor. Benzer şekilde ABD meclisi adeta bir zenginler meclisiydi, hâla meclisin içerisindeki vekillerin çok büyük çoğunluğu milyoner veya milyarderdir.²¹

21. yy. insanı bu acılardan, tahribattan, yıkımdan çıkardığı derslerle yeni yüz yıla girmişti. Ulus devletlerin ortaya çıkışıyla beraber süregelen katliamlar, yüz yıl savaşları, iki dünya savaşı ve ardından piyasa kapitalizmi ile devlet kapitalizminin rekabetinin bir tezahürü olan “Soğuk Savaş”. Elbette 21. yy. insanı makro bakış açısıyla ilerleyen politikanın ne kadar zararlı olduğunu da bu yüzyılda görmüştü. Her şeyi pozitif bir şekilde sınıf savaşımı üzerinden okumaya çalışan Stalinist bakış açısı tarihe yenik düşmüştü. Açılan kreşlerden, kadınların iş hayatındaki yerinden sıklıkla söz edilse de SSCB apaçık bir erkek devletiydi; siyasetçileri, teorisyenleri, bürokratları, genel başkanları erkekti, akademisi erkekti, kısmi ilerlemeler söz konusu olsa da son tahlilde SSCB patriarkayı içinde barındırmaya, kadın sömürüsüne devam etti; bugün Rojava’da görülen yüzde 40 kadın kotası, kadın meclisleri, kadın ordulaşması, eş başkanlık sistemi, kadın köyü (Jinwar) gibi uygulamaların hiçbirisi Sovyetler Birliği’nde söz konusu değildi. Benzer şekilde SSCB ekolojik tahakkümü derinleştirmeye, ekoloji üzerindeki baskıyı sürdürmeye devam etti, Çernobil katliamı yaşandı, Aral gölü kurutuldu²², tarımda aşırı kalkınmacı hamlelerle toplu kırıma sebep olundu²³; ABD ile rekabeti ana gaye edinen Sovyet bürokrasisi devletçi kalkınma retoriğini baz alarak birikmiş sermayenin genişlemesini kendisine rehber edindi, halkın ekonomik durumu dikkate alınmadan ABD ile sporda, uzayda çeşitli rekabetlere girildi, hatta öyle ki yaygın bir şekilde doping kullanacak²⁴ kadar ileri gidildi. Rejimin demokrasi gibi, siyasi yabancılaşmayı ortadan kaldırmak gibi bir derdi ise hiçbir şekilde yoktu, ulusal sömürü Stalin dönemi ile beraber tekrar başladı ve 1918 anayasasında bulunan Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH) ilkesi çiğnendi, tek parti diktatörlüğü kurumsallaştırılarak farklı siyasal yapıların, örgütlenmelerin varlığı terör rejimi tarafından bastırıldı. Bu hakikatler patriarka, gerontokrasi, ekolojik tahakküm, siyasi yabancılaşma gibi tahakküm biçimlerinin ortadan kaldırılmasının sınıf savaşımından ayrı olarak bir diyalektik gerektirdiğini, her şeyi tek bir çatışma üzerinden okumanın yanlış olduğunu ortaya koydu; mikro politika olarak adlandırılabilecek, toplumsal çelişkilerin her birini ayrı bir alan kabul eden yapılar oluşmaya başladı. Paradoks oluşturacak şekilde “muhafazakâr devrimci” addedebilecek kesimse diyalektiğin bir gereğini yerine getirip çağa adapte olmak yerine kendisini ve hareketini daha fazla muhafazakâr kıldı; bu çağ dışı, tarihsel deneyimlerinden yola çıkarak tahlil yapmaktansa bu yenilgileri ve deneyimleri görmezden gelen yaklaşım giderek aşırı sağ ile daha benzer bir söylem kullanmaya başladı.

Türkiye solunun sağı denildiğinde akla en başta Doğu Perinçek gelir, neredeyse sağ sapma denildiğinde ilk gelen imge olur akla. Hakikatteyse Türkiye solu, kendisini geliştiremeyen, çağ dışı, muhafazakâr haliyle bir bütünen adeta Perinçek’in kopyası gibidir. Dersim’de, Zilan’da on binlerce insanı dere yataklarında katleden kurucu bakiyenin ilericiliğinden bahsederken Kürt halkının her türlü kimliği, inancı, değeri kapsayarak gerçekleştirdiği toplumsal devrimleri yaftalayan bu kesim aşırı sağdan ayrıştırılabilir mi? Kürtlerin 40 yıldır verdiği kolektif mücadeleyi barışla taçlandırmak isteyenleri egemen ile uzlaşıyla suçlayıp Kürt haklarının iadesini “devrim sonrası”na erteleyenler Türk egemen kimliğinden taviz verebilir mi? Kadın mücadelesini ve ezilmiş kimliklerin her türlü kolektif mücadelesini “kimlik siyaseti” diyerek ötekileştirenler, sınıf mücadelesini merkeze alarak patriarkanın yıkımını öteye erteleyenler erkek egemen kimliğinden taviz verebilir mi? 900 bin Ermeni’nin katledildiği bir kırımı “emperyalizm yalanı” olarak ananlar, mülteci düşmanları kendilerini Ümit Özdağ siyasetinden ayırabilir mi? Bu sorulara verilecek cevaplar Türk egemen kimliği etrafında gelişen çağ dışı, mekanik solun aşırı sağ ile kurduğu ideolojik ittifakın nereye kadar uzanacağının da yanıtı olacaktır.

Kaynakça

1-https://m.haber7.com/amphtml/dunya/haber/3247779-orban-anne-kadin-baba-erkektir-cocuklarimizi-rahat-birakin-artik-durun

2-https://www.odatv4.com/siyaset/soylu-turkiye-avrupa-yla-makasi-lgbt-den-kapatamiyor-248777

3-https://www.aydinlik.com.tr/haber/esaddan-batiya-escinsel-evlilik-dayatiyorlar-363197

4-https://amp.odatv4.com/guncel/trump-ile-greta-thunberg-arasinda-iklim-duellosu-22012022-176962

5-https://haber.sol.org.tr/haber/gretanin-gozalti-goruntulerinin-perde-arkasi-her-sey-kurgu-cikti-362745

6-https://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/basin-aciklamalari/dogu-perincek-le-pen-in-kazanmasi-dunya-dengelerini-degistirecek-31712

7-https://twitter.com/Vatan_Partisi/status/913518946518814720?t=I4oojtgtcbTYO1FWuYVSYg&s=19

8-https://sputniknews.com.tr/20210604/hkpden-suriye-devlet-baskanligi-secimlerini-kazanan-besar-esada-kutlama-mesaji-1044662826.html

9-https://www.yenisafak.com/dunya/tkpden-esede-gezi-tisortu-575461

10-https://www.yenicaggazetesi.com.tr/israil-meclisi-1915-olaylariyla-ilgili-getirilen-yasa-tasarisini-2-kez-reddetti-535760h.htm

11-https://www.hkp.org.tr/batili-emperyalistlerin-ermeni-soykirimi-yalani-ve-ona-eslik-eden-yerli-figuranlar/

12-Sevrci Soytarı Sahte Sol’un

HKP’ye yönelik fiili saldırıları üzerine, Ön Söz

13-Buna öz savunma diyorlar https://www.hkp.org.tr/gucunu-ab-d-emperyalistlerinden-alan-ermenistan-azerbaycana-saldirmaya-katletmeye-devam-ediyor/

14-https://www.hkp.org.tr/bes-yildan-beri-meydanlarda-zalim-esed-zalim-esed-diye-hoykuren-tayyip-bile-bu-tutumun-turkiye-icin-bir-felaket-oldugunu-anladi-simdi-tornistan-yapmaya-calisiyor-soroscu-kemal/

15-Fehim Taştekin, Rojava Kürtlerin Zamanı, Sayfa 66

16-https://www.kurdistan24.net/tr/story/72092-Cemil-Bay%C4%B1k:-Esad-kar%C5%9F%C4%B1t%C4%B1-de%C4%9Filiz,-Suriye%E2%80%99nin-birli%C4%9Finden-yanay%C4%B1z

17-https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48516453.amp

18-https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/issue/60071/866814

19,20-https://tr.m.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCba_F%C3%BCze_Krizi#:~:text=K%C3%BCba%20F%C3%BCze%20Krizi%2C%20ABD’nin,sava%C5%9F%20tehdidi%20alt%C4%B1nda%20b%C4%B1rakan%20bunal%C4%B1md%C4%B1r.

21-https://en.m.wikipedia.org/wiki/List_of_current_members_of_the_United_States_Congress_by_wealth

22-https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/02/150225_gch_aral_denizi#:~:text=Orta%20Asya’daki%20Aral%20G%C3%B6l%C3%BC,90’%C4%B1n%C4%B1%20kurutup%20%C3%A7%C3%B6le%20%C3%A7evirmi%C5%9Fti.

23-https://en.m.wikipedia.org/wiki/Soviet_famine_of_1930%E2%80%931933

24-https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sovyetlerde-de-doping-vardi-584683

#Egemenin #solunun #aşırı #sağ #ile #müttefikliği

Tekirdağ’da gözlatına alınanlar serbest bırakıldı

Ergene’de 19 Mart’ta yapılan Newroz’da attıkları sloganlar, taşıdıkları nedeniyle gözaltına alınan 10 kişi serbest bırakıldı

Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında polis tarafından pek çok eve baskın düzenlendi. Polis baskını ile 3’ü kadın olmak üzere 10 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan isiminler, Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Söz konusu isimler 19 Mart’ta Ergene ilçesinde yapılan Newroz’da “Biji Serok Apo” şeklinde atılan slogan, sarı, kırmızı ve yeşil şal, Newroz ile ilgili Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) çıkan haberler nedeniyle “Örgüt propagandası yapmak” iddiası ile suçlandı. Emniyette, gözaltına alınan isimlere, PKK hakkında ne tür bilgilere sahip oldukları ve ANF ile başkaca basın ve yayın organlarının takip edip etmediği sorulması dikkat çekti. Gözaltındaki isimler, emniyetteki beyanları ardından serbest bırakıldı.

HABER MERKEZİ

#Tekirdağda #gözlatına #alınanlar #serbest #bırakıldı

Wêranşar’da GES’e tepki: 3 kişi gözaltına alındı

Wêranşar’ın Kadıköy Mahallesi’nde GES’e tepki gösterenlerden 3 kişi gözaltına alındı

Riha’nın Wêranşar ilçesi kırsal Kadıköy Mahallesi’ne bağlı Düzük Mezrası’nda 2 kadın ve mahalle muhtarı gözaltına alındı. Kalyoncu Şirketi’nin, kırsal mahallede 13 bin dönüm arazi üzerinde Güneş Enerji Santrali (GES) kurmak için iş makinalarıyla köye geldi. Hayvancılık yaparak yaşamlarını sürdüren mahalle sakinleri, 13 bin dönüm arazinin kapatılmak istenmesine tepki gösterdi.

Yurttaşların tepki göstermesi üzerine olay yerine gelen Jandarma köylülere müdahale etti. Olay yerine getirilen TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve biber gazı ile yurttaşlara müdahale eden Jandarma, Fatma Derin (22), Fidan Derin (24) adlı iki kadın ile Zokê (Subaşı) Mahallesi Muhtarı İbrahim Dayan’ı gözaltına aldı.

Gözaltına alınan yurttaşların, Düzük Jandarma Karakolu’na götürüldüğü öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Wêranşarda #GESe #tepki #kişi #gözaltına #alındı

Şenyaşar ailesinin iftar sofrasına Barış Anneleri katıldı

Adalet Nöbeti’nin 750’nci gününde adliye önünde iftarlarını açan Şenyaşar ailesine, Riha Barış Anneleri İnisiyatifi eşlik etti

Riha’nın Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti,750’nci gününde devam ediyor. Pirsûs ilçesindeki evlerinden adliye önüne gelen Şenyaşar ailesi burada, “Şenyaşar ailesi için Adalet” yazılı pankartın önünde nöbetlerini sürdürdü.

Ramazan ayı dolayısıyla iftarlarını adliye önünde açan Şenyaşar ailesine Barış Anneleri İnisiyatifi eşlik etti. Kentte etkili olan sağanak yağıştan dolayı aile ve Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri adliyenin yanında bulunan bir restoranda iftarlarını açtı.

HABER MERKEZİ

#Şenyaşar #ailesinin #iftar #sofrasına #Barış #Anneleri #katıldı

Hewreman’da patlama: 1 ölü 2 yaralı

Hewreman’ın Tewêle kasabasında meydana gelen patlamada bir yurttaş yaşamını yitirdi, 2’si de yaralandı

Hewreman’ın Tewêle kasabasında bir patlama meydana geldi. Halepçe Polis Sözcüsü Muqedem Barzan Osman, bir açıklama yaparak Tewêle kasabasında meydana gelen patlama sonucu bir yurttaşın yaşamını yitirdiğini, 2 yurttaşın da yaralandığını ifade etti.

Osman, yaşamını yitiren yurttaşın 31 yaşında ve Halepçe nüfusuna kayıtlı olduğunu ve yaralı yurttaşların da Halepçe Hastanesi’ne kaldırıldığını açıkladı.

Osman son olarak olaya ilişkin soruşturma başlatıldığını duyurdu.

HABER MERKEZİ

#Hewremanda #patlama #ölü #yaralı

Yeşil Sol Parti’nin büro açılışları sürüyor

Seçim için büro açılışları sürüyor. Yeşil Sol Parti, Fatih’te bulunan Katip Kasım Mahallesi’nde seçim irtibat bürosu açtı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Fatih’te bulunan Katip Kasım Mahallesi Langa Sokağı’nda seçim irtibat bürosu açtı. Açılışa, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü Eşbaşkanı Ferhat Encu ve Yeşil Sol Parti Fatih İlçe Örgütü Sözcüsü Bahattin Alparslan da katıldı. Onlarca yurttaş kötü hava koşulları ve yağmura rağmen “Jin Jiyan Azadi” sloganları atarak halay çekti.

Burada söz alan Encu, AKP-MHP’nin “faşist” bir anlayışa sahit olduğunu ve bu anlayışı sandığa gömeceklerini belirtti. İktidara yürüyeceklerini kaydeden Encu, “Yeşil Sol Parti en güçlü şekilde parlementoda temsil edilecek. Bizleri bugüne getiren halkımız o parlamento da en güçlü şekilde temsil edilecektir. Baskılarla bizi bu hakikatimizden döndüremeycekler”diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Yeşil #Sol #Partinin #büro #açılışları #sürüyor

TTB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne dair başvurusu reddedildi

TTB’nin, İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin reddine dair Danıştay kararı hakkındaki temyiz başvurusu reddedildi

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin reddine ilişkin Danıştay kararı hakkında yaptığı temyiz başvurusu reddedildi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, TTB’nin temyiz başvurusunu oyçokluğu ile reddetti ve Danıştay 10. Dairesi’nin kararını onadı.

Kurulun kararına karşı sunulan karşı oy gerekçesinde ise; dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararının Anayasa’ya aykırı olduğu, bu nedenle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği belirtildi. Kadına yönelik şiddetin sürdüğü, iç hukuktaki 6284 sayılı yasanın ise kadınları gerçek anlamda korumada tek başına yeterli olmadığı vurgulanan karşı oy gerekçesinde; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının sebep, konu ve amaç öğeleri yönünden de hukuka aykırı olduğunun altı çizildi.

Ne olmuştu?

İstanbul Sözleşmesi adıyla bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden 20 Mart 2021’de AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla gece yarısı hukuksuz bir biçimde çıkılmıştı. Karara karşı kadın örgütlerinin, baroların, emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin ve bireylerin açtığı 200’den fazla davaya ilişkin duruşmalar 2022 yılının nisan, mayıs ve haziran aylarında gruplar halinde görülmüştü.

Duruşmalarda, TTB’nin de aralarında olduğu örgütler, sözleşmeden çekilme kararının toplumsal, siyasal ve hukuksal anlamı üzerine konuşmalar yaparken; Danıştay savcısı da “sözleşmeden çekilme kararının iptali” yönünde görüş sunmuştu.

Kararını 19 Temmuz 2022 günü açıklayan Danıştay 10. Dairesi ise İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının iptal istemini ikiye karşı üç oyla reddetmişti. Bunun üzerine TTB, 30 Ağustos 2022 günü Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz başvurusunda bulunmuştu.

HABER MERKEZİ

#TTBnin #İstanbul #Sözleşmesine #dair #başvurusu #reddedildi