Ana Sayfa Blog Sayfa 6430

HDK Heyeti, Çorum Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfını Ziyaret Etti


Karadeniz gezisine Çorum’da başlayan HDK heyeti valilikten sonra Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı ziyaret etti. HDP Eşbaşkanı Fatma Gök, “Türkiye’yi kucaklayan seyahatlere” Antakya ve Urfa’dan başladıklarını hatırlatarak, herkesin eşit yurttaş olarak yaşadığı bir coğrafya yaratmak için harcanan emeğe ortak oldukları için mutlu olduklarını söyledi.
HDK’nin Karadeniz turu başladı

Kürt sorununda demokratik çözüm ve örgütlenme çalışmaları kapsamında Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Karadeniz’de başlattığı bir haftalık turun ilk toplantısı Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı’nda gerçekleştirildi. Karadeniz’in ilk toplantısını Alevi dergahında gerçekleştirdiklerini belirten Levent Tüzel, yapacakları gezilerin amacının Türkiye halklarının barışına, kardeşliğine, eşit hak kazanımına ve demokrasisine katkı sunmak olduğunu ifade etti.

Fatma Gök ise, Türkiye’nin farklı yerlerine geziler gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Sizlerle, başka bir Türkiye özlemi, demokratik, özgürce yaşayabileceğimiz, çocuklarımızı özgür yetiştirebileceğimiz ve anadillerinde özgürce konuşmasını sağlayabileceğimiz, emeğin özgürleşeceği bir coğrafya için mücadele sergilemekteyiz” dedi.

Karadeniz turunun amacının Türkiye’de yaşanan demokrasi sorununun çözümü ve halklarla bir araya gelip bu konuları tartışmak olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel ise, “Türkiye’nin temel iki sorunu vardır. Birincisi halkların inanç sorunu. İnanç konusunda en çok Alevi yurttaşlarımız mağdur ediliyor. Bu demokrasi ayıbıdır. Müslümanların da başörtü sorunu var. Devlet her inanca eşit şekilde davranmalıdır” dedi. Başbakan’ın PKK Lideri Öcalan ile yürütülen görüşmeleri “çözüm süreci” süreci olarak adlandırdığını hatırlatan Tuncel, “Bizler de çözüm istiyoruz. Ve bu çözüm için Karadeniz halkının ne düşündüğünü öğrenmek istiyoruz.” diye konuştu.

‘Çoğulcu yönetim istiyoruz’

Ezilen halkların derdinden ezilenlerin anladığını dile getiren Ertuğrul Kürkçü de, “Çorum’da iyi bir şekilde karşılandık. Halkımızı dinlemek ve mesajlarımızı iletmek istiyoruz. Türkiye’de ne 1930 model bir yönetimi, ne de tek parti diktatörlüğünü istiyoruz. Herkesin söz sahibi olacağı çoğulcu bir yönetim istiyoruz” dedi. HDK’nin herhangi bir kavrama ya da inanca değil, herkese açık olan bir proje olduğunu aktaran Kürkçü, “HDK herkesin evidir. Kendimizi Karadeniz halkından hissediyoruz. Karadeniz halkını, onlara en çok emeği geçen devrimcilerin sayesinde biliyoruz. Devrimcilerin adı Karadeniz’le anılıyor. Mecbur değiliz. İki tek parti modeli istemiyoruz. Biz özgürlükçü bir modeli yeniden tartışacağız” diye konuştu.

Alevi dedesi Nurettin Aksoy ise, Çorum’da HDK’ye toplantı için salon verilmediğini hatırlatarak, “Bu nedenle bize başvurdular. Ve vekillerimizi burada ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu gezinin ülkemizin huzuruna ve özgürlüğüne katkı sağlayacağını umut ediyorum” dedi.

Alevilerin 40 yıllık mücadelesi çelişkilerle dolu

Gülşen İŞERİ

Etnik ve politik kimlikler Türkiye tarihinde son 10 yıldır tartışılıyor… Bu tartışmaların ana eksenini ise Aleviler oluşturuyor… Bu tartışmalar kapsamında elbette karşımıza farklı kavramlar çıkıyor.. Sadece Alevi kimliği değil Alevi Kürt kimliği de Türkiye’de toplumsal hafızanın başka bir boyutunu oluşturuyor…

Üzerinde düşündükçe derinleşen bu meseleyi ise Araştırmacı yazar Erdal Gezik Alevi Kürtler kitabıyla yeniden tartışmaya açıyor…

Alevi Kürtler üzerine yaptığı kapsamlı araştırmada Gezik, konuya çok geniş bir bakış açısıyla yaklaşıyor: Etnik ve dinsel tanımlamanın sorunlarını, dilsel ayrışmanın boyutlarını, Alevi-Sünni ilişkilerini, Şeyh Sait İsyanı ve Dersim 38 olaylarının kolektif hafızada yarattığı yarılmaları kültürel ve tarihsel boyutlarıyla ele alıyor.

İlk baskısı Kalan Yayınları tarafından yapılan Erdal Gezik’in Alevi Kürtler kitabı bu kez İletişim Yayınları aracılığıyla yeniden okuyucusyla buluştu…   Biz de bu derin meseleyi Erdal Gezik’le bir araya gelerek konuştuk.

-Öncelikle Dersimli olmanızdan kaynaklı çok uzun yıllardır Alevilerle ilgili araştırmalar yapıyorsunuz… Yaptığınızçalışam sözlü tarih çalışmasının çok önemli bir ayağını oluşturuyor…  Sizi bu çalışmalara iten neydi?

Benim büyüdüğüm ortamda yaşlıların yoğun tarih sohbetlerine tanıklık edilebiliyordu. Rüstemi Zal’dan, Büyük İskender’e, Hz. Muhammed’den Eba Müslim’e birçok isimler duymaktaydım. Hararetle yapılan bu sohbetlere tanıklık, bana şu soruyu bıraktı: dedelerim dışında hiçbirisinin kitap okuduğunu görmediğim bu adamlar -herhalde çoğu okuryazar bile değildiler,  tarih bilgilerini nereden almışlardı?  Yıllar sonra Hollanda’da tarih eğitimiyle meşgulken ‘Yazısı olmayan halkların tarihi yoktur’ ifadesini her duyduğumda, o sohbetlerin bıraktığı sorularla yeniden muhatap olmak zorunda kaldım. Sahi, o adamları meşgul eden konular tarih değilse, neydi? Ve kendilerinden yüzyıllar önce yaşamış bu isimler, onları yirminci yüzyılın ikinci yarısında neden hala böylesine heyecanlandırıyordu? Bölgeyle ilgili okumalara başladığımda, bu sorulara cevap vermenin mümkün olmadığını gördüm. Doksanlı yıllarda varolan kaynaklar sınırlı ve büyük bölümü terkrardan ibaretti. Dersim ile iligili olanlar ise, 1938 odaklı çalışmalardı. Merak ettiğim şeyler bunun ötesinde olduğundan, cevap bulabilmek için doğal olarak çocukluğumda bıraktığım yaşlı arkadaşlarımı arayıp bulmam gerekiyordu.

-Alevi çalışmaları var ama sözlü tarihe dayalı pek az kaynak görüyoruz, insanlarla temas halinde olmak size ne katıyor?

Pratik olarak bu iş bazen çok yorucu ve verimsiz olabiliyor. Bir defasında bir yaşlı kadınla röportaj yapmaya gitmiştim. Yanında dört saate yakın kaldım. İnanır mısınız kadını bir an bile istediğim konular hakkında konuşmaya çekemedim. Altmış yıl önce komşularıyla yaşadığı bir tarla meselesi vardı. Dönüp dönüp  onu anlatıyordu. Bir an ben de kendimi hikayenin içinde buldum ve ona katılıp komşularına kızmaya başladım. Gülmeye başladı ve dedi ki: ‘Daha ne haltlar işlediler onlar. Bir anlatsam sen işini gücünü bırakır bu meseleyle uğraşırsın.’ Kadın her yönüyle güçlü çıktı.

Fakat bazen de muhteşem sürprizler sizi bekler; hiç ummadığınız kişilerden öyle hikayeler, bilgiler ve açıklamalar duyarsınız ki, sanki bütün Orta Doğu Tarihi önünüze serilir. Bir topluluğun üyeleri, bu kadar bilgiyi neden hafızasında taşır diye sormadan edemezsiniz.

Aleviler bu alanda niye zayıf kaldılar sorusu da Alevilerin 20. yüzyılda sahip oldukları çelişkilerden birisi. Gariptir ama çağdaş Alevi aklı kendi geleneksel bilgi birikimine uzun süre yabancı gözlerle baktı. Onun için bu hikayeler efsaneler ve anlatılar, hürafa olmanın ötesinde bir anlam taşımıyordu. Bu durum son yıllarda hızla aşılmakta. Bu sayede elimizdeki derleme sayısı da hızla artmaktadır.

-Türkiye’de milyonlarca Alevi var; buradan bakarsak Anadolu Aleviliğinin ötesinde Dersim Aleviliği sizin için ne anlam ifade ediyor?

Dersim Aleviliği sorunlu bir kavram; tamamen kendisine has ve bu bölge sınırlarını kapsayan bir Alevilik varmış gibi bir ima bırakıyor. Dersim Merkezli Alevilik dersek belki tarihselliği ve örgütlenişi açısından daha uygun olabilir.  Alevilik Cumhuriyet öncesi döneminde birkaç merkezde odaklanarak şekillenmiş. Bunlardan birisi Hacı Bektaş Dergahı ise, diğer önemli merkezi Dersim bölgesinde konumlanmış Seyit aileleri oluşturmaktaydı. Dersimli seyitler, Maraş-Erzurum-Muş-Sivas arası  bölgede yaşayan Alevilerin önemli bir bölümünü oldukça ilginç bir sistemle örgütlemişlerdi. Bu sistemin detayları hakkında bilgilerimiz arttıkça, uzun süre Alevi yazımında es geçilmiş Dersimli Seyitlerin önemi de içi  boş bir tekrarın ötesinde anlam kazanıyor.

-Kitaba gelirsek, Alevi Kürtler; aslında 2000’li yıllarda kaleme almıştınız ve şimdi genişletişmiş bir şekilde yeniden okuyucuya sundunuz, 14 yıllık bu zaman diliminde neler değişmişti?

Kitap 1998 yılının sonunda benim elimden çıktı, baskısı biraz geciktiğinden 2000 yılının başında ancak yayınlandı. Evet, geçen ondört yıl içerisinde hem konuya olan popüler ilgi artttı, hem de bu konu hakkında araştırmaların sayısı. Bu ilgi daha çok Cumhuriyet dönemine odaklanmış olsa da, kültür ve inançsal boyutu da yavaş yavaş araştırmaların odağı olmakta. Genel olarak Türkiye’de sosyal bilimler  sorunlu ve aksayarak ilerleme katediyor. Konumuz hakkında yapılan çalışmalar da doğal olarak bu sorunsallığı her düzeyde yansıtıyorlar. Yine de umutlu olmak için epey bir bireysel çaba var. Sanırım bu çabaların ürünlerini önümüzdeki dönemler göreceğiz.

-Alevi Kürtler diye daha çok Dersim üzerinden konuşulan bir kavram var, biliyoruz ki geçmişte Aleviler Kürtlüğü kabul etmeyen bir topluluktu ki aslında hala bazı bölgelerde Kürt oldukları halde o kimliğini saklayanlar var; bu kimliği neden reddediyorlar? Bir yandan da asıl Türkler biziz diyen Aleviler var… Bu kimlik karmaşasını biraz açalım mı?

Ben yetmişli yılların Erzincan ve Dersim’inde büyüdüm.  O zaman Alevi dendiğinde Kürt, Kürt dendiğinde ise o bölgelerde Alevi anlaşılırdı. Günlük konuşmalar bu yöndeydi. Yani büyük çoğunluğun kimliğini saklama şansı yoktu. Evet, o zamanda Alevilik için İslamın özü, Alevilerin de asıl Müslüman olduklarını söyleyenler de vardı. Veya Kürtlüğüyle sorun yaşayanlar, asıl Türk olduklarını, Horasanlı olduklarını söylerlerdi. Fakat sanırım her iki söylem seksenli ve doksanlı yıllarda çok daha arttı. Bu bir yandan etkili baskıdan; diğer yandan ise Alevi hareketinin tek ayak üzerinden (Alevilik) şekil almasından kaynaklandı. Bu duruma nereden baksanız gerçekten çok hüzünlü bir tablo ortaya çıkıyor.

Bir topluluk kendi değerleriyle barışık yaşama şansına sahip olmadığı zaman neler oluyor diye merak ediyorsak, herhalde bu gruptan daha iyi bir örnek bulamayız. Ben de zaten sohbetlerim sırasınca karşılaştığım aile fertlerini dinledikçe, kimlik parçalanması fenomeni hakkında yazmak zorunda hissettim. Hangi kimliği temsil ettiğinizi iddia etmeniz işin kolay yanı; o seçimi haklı çıkartacak tarihi okumak asıl sorun olan. Neden kendisine Türk’üm diyen kişi, hep Yavuz Sultan Selim’le hikayesini başlatıyor; bunun öncesi ve sonrası neden görülmüyor? Veya yalnız Alevi olan neden hep Kerbela ve Kerbela’yı andıran halkalarla geçmişi tasarlıyor? Bu sorulara verilecek cevap ve bu tarihsel kurguların nasıl oluştuğunu izlemek çok daha çekici geldi bana.

-Aslında Dersim Alevileri kendilerine Kürt de demiyor; Zazayım diyor ya da Kırmanc…?

Dersim Alevileri ister Zazaca ister Kurmanci konuşsunlar, kendilerine Kırmanc veya Kurmanc derler. Ben kendisine Zaza diyen yaşlı bir Dersimliyle karşılaşmadım. Onlar kendi dillerinde konuştuklarında kendileri için Kırmanc, Türkçe konuştuklarında ise Kürt derler. Zaza onlar için Palu ve Bingöl bölgesindeki Sunni kesimi ifade eder. Bu kavramlara Kürtleri oluşturan tüm toplulukları dahil ederek bakmak gerekiyor; eğer tarihsel açıdan konuyla ilgiliysek tabi. Son 25 yıl içerisinde kendisini dil bazında ifade eden gruplar çıktı. Orta ve yeni kuşaklarda Zazacayı esas alarak tarif edilen kimlik var, fakat bu yeni bir fenomen. Belirleyici bir kimliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Yine de yalnız Zazaca veya Kurmanci üzerinden bu kimliği tarif etmeye çalışırsak, geleneksel özellikleri üzerinde bir hayli revizyona gitmek gerekiyor. Geleneksel yapıyla, sizin ‘Dersim Aleviliği’  dediğiniz şeyi kastediyorum.

-Aleviler kendi toplumunu yarattılar ama içine kapalı etnik ve politik sorunların dışında durmayı tercih ettiler… Bu belki yaşadıkları katliamlardan kaynaklıydı… Bugüne baktığımızda daha görünür olmayı tercih ediyorlar ve sorunlarını dile getiriyorlar, bu geçen zaman Alevilere ne kattı sizce?

Aleviler kendi topluluklarını yaratma sürecindeler; bitmiş bir şey değil henüz. Bu süreçten kaç Abdal, Haydari, Bektaşi, Ehl-i Haq, Kızılbaş veya Yeniçeri çıkar onu göreceğiz. Yanısıra her şeyi katliamlarla açıklamak çok doğru gelmiyor bana; veya her katliamın aynı sonuçlar yaratacağı düşüncesi de çok tarihsel olmayan bir yaklaşım. Sorunuzun son bölümüne gelecek olursak; görünmek, tanınmak için Alevilerin son 40 yıldır verdikleri mücadele her açıdan çelişkilerle dolu bir tablodan başka bir şey değil. Bu hem devlet, hem Sünni çoğunluk hem de bir o kadar Aleviler açısından geçerli bir tespit. Bu dönem içerisinde görünürlük açısından elde tutulacak tek şey, cem evlerinin açılması oldu. Fakat bildiğiniz gibi, bunlarda halen bir resmi statüden yoksunlar.

-Alevilerin ritüelleri hep farklı toplumlara benzetildi… Şamanlara çok benzetilir mesela… İnançsal boyutu farklı köklere dayanıyor… Yaptığınız araştırmalarda bu kafa karışıklığına denk geldiniz mi? Yoksa bu kafa karışıklığı yeni kuşak Alevilerde mi? Bu açıdan da bakarsak, Alevi Kürtlerin inançsal, etnik ve politik kimliği nerede duruyor?

Sohbetimizin girişinde bahsettiğim yaşlıların kafalarının bu açıdan karışık olduğuna tanık olmadım. İnancını atalarından öğrendiği gibi yaşayan ve bunun esaslarını benimsemiş bir insanın kafası neden karışık olsun? Üstelik onlar geçmişleri konusunda oldukça iddialıydılar: yürüttükleri yolu Adem’den önce başlatır, Adem ve sonrası peygamberli sıraladıktan sonra 12 İmamları anar ve onlardan da kendi Seyitlerine getirirlerdi. Ayrıca onlarda biz Şamanlara mı benziyoruz diye bir tartışmayla da hiç karşılaşmadım. Bu kafa karaşıklığı herhalde daha çok son kuşaklarda var. Bu kuşakların ne kadar Alevi olduğu da tartışılır.

İnancın hiç bir prensibini uygulamayan ama ısrarla kendisini Alevi diye tanımlayan veya Aleviler adına tahliller yapan kişiler (gruplar) var. Bunlardan çıkarak Aleviliği tanımlamak doğru olmaz diye düşünüyorum. Diğer yandan Aleviliğin tarihsel hafızası hakkında sorular sormak, gerçekten  ilgiye değer. Beni meşgul eden konulardan birisi de bu oldu. Onların tarihsel hafızasındaki katmanları yakından tanıdıkça, grubun her yönüyle ne kadar Orta Doğulu bir birikime sahip olduğunu fark etmekteyim. Şimdi böyle bir birikimi tutup Şamanlıkla alakadar kılmak, bu bölgenin kaç bin yıldır evrilen dinsel, kültürel ve entellektüel tarihini hiçe saymak demek olur.

-Geçmişte Kürt kimliğini reddeden bir toplum vardı ama bugün Kürt hareketi içinde yer alan Aleviler var; bu buluşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?  iktidara karşı bir birleşme mi yoksa empati kurabiliyor muyuz?

Herhalde birden fazla nedeni vardır bunun. Bir de sanırım Türkiye’de bazen Alevilerin bir bölümünün de örneğin anadil sorunu olduğu unutuluyor.

– Peki, Dersim 38 katliamıyla yüzleşildi mi?

Başbakan’ın ifade ettiği özür, daha çok meselenin konuşulması ve bilinmesi açısından önemli oldu.

Fakat bu özür ve gerekleri meselesine bir süreç olarak bakmak gerekiyor; oldu bittiye getirmeden.

Bir de bu tür süreçler sırf devlete bırakılacak veya onun yapacaklarıyla sınırlı şeyler değil; toplulukların da yapacağı epey bir iş var. Birçok meselede olduğu gibi, düşe kalka bir yerlere varılacak.

-38 katliamıyla ilgili yeni kuşağın ‘umursamaz’lığından söz ediyorsunuz… Neden?

Bu durum beni de çok şaşırtmıştı. Tarihe merakımdan ötürü herhalde, herkesin geçmişine yönelik ilgili olabileceğini beklemiştim. Üstelik burada bahsettiğimiz geçmiş tanıkları olan bir geçmişti.

70’li yıllarda solculuk yapmış bir büyüğüme sormuştum. O yıllarda geleneksel bilgiyi taşıyan birçok yaşlı henüz yaşamaktaydı. Neden onları dinlemek, temsil ettikleri değerleri ve inançlarını kayda geçmek hiçbirisinin aklına gelmemişti? Cevabı çok basitti: ‘O dönemler bize başka konular daha ilginç geliyordu.’

Başka konular dediğim, Mao’nun Çin’i, Enver Hoca’nın Arnavutluğu, Stalin’in Trotski ile kavgası. Bunları küçümsemek için söylemiyorum; yalnız bir durum tespiti.

Demek ki, bu kadar basitmiş, her şey ilginçlik derecesiyle ilgiliymiş demesi geliyor insanın. Yine de kolay kabul edilebilecek bir durum değil: nasıl oluyorda Arnavutluların tercihleri bu kuşaklara kendi büyüklerinin yaşadığı acıdan veya sorunlardan daha fazla değerli gelebiyor? Bu soruya ben bir tarihçi olarak cevap vermeye çalıştım. Aslında yaptığım daha çok soruya bir tarihsel çerçeve oluşturmak oldu. Ne kadar başarılı olduğumu bilmiyorum; çünkü açıkca ifade etmek gerekirse, konunun doğrudan tarih bilimiyle bir alakası yok.

insanhaber.com

Aleviler’den Londra’da büyük miting

İngiltere’nin başkenti Londra’da yüzlerce Alevi, baskı ve ayrımcılığı protesto etmek amacıyla Londra’nın tarihi Trafalgar Meydanı’nda toplandı.

Britanya Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri’nin ortaklaşa düzenlediği ’Asimilasyona, Ayrımcılığa ve Savaş’a Hayır’ mitinginde, Aleviler, barış ve demokrasi çağrısı yaparak Aleviler için hak ve adalet istedi.

Köln, Mersin, Adana, Ankara , İzmir, Kadıköy, Strasbourg ve Berlin mitinglerinin ardından Londra’da düzenlenen mitingte, Aleviler ilk kez Trafalgar Meydanı’nda toplandı.

Avrupa’daki Aleviler’in çatı örgütü Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da destek verdiği mitinge, Avrupa ve Türkiye’den de çok sayıda Alevi kurum temsilcisi ve kişi katıldı. Aleviler mitingte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini, ayrımcılık, asimilasyon ve savaş politikalarına son verilmesini, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözümün sağlanmasını istedi. Bu taleplerin yanı sıra mitingde, Suriye’de işgalci ve müdahaleci savaş politikaları eleştirildi.

Mitinge, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İsrail Erbil de katıldı. Trafalgar Meydanı’ndaki mitingte barış için semah dönülürken, ’barış güvercinleri’ uçuruldu. Mitingi düzenleyen Britanya Alevileri adına konuşan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, “Adalet için, hak arayışı için, laik ve demokratik bir Türkiye için, asimilasyona ve savaşa hayır demek için buradayız. Daha önce Ankara’da, Strasbourg’da bir araya gelen yüzbinlerce Alevi’nin sesine ses katmak için buradayız” diye konuştu.

Konuşmasında AK Parti Hükümeti’ni sert dille eleştiren Erbil, Türkiye’de sultanlığa dayalı bir iktidarla karşı karşıya olduklarını, Türkiye’de adalet ve demokrasinin tıkandığını öne sürdü.

’Başbakan’a kırmızı kart gösteriyoruz’ diyen Erbil’in ardından ellerindeki kırmızı kartları kaldıran Aleviler de ’Mezhep savaşı istemiyoruz’, ’Yaşasın Pir Sultan Mücadelemiz’, ’Faşizme karşı omuz omuza’ sloganları atarak destek verdi. Binden fazla Alevinin katıldığı mitingde, Alevi kurumları dışında yöre dernekleri, çok sayıda siyasi parti ve örgüt, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluş temsilcisi de yer aldı.

Gonca YAĞCI radikal

Ankara’da ‘Aleviler ve siyaset’ paneli

Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şubesi “Siyaset ve Aleviler” başlığıyla panel düzenliyor.

Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şubesi “Siyaset ve Aleviler” konulu panel düzenliyor. Açılış konuşmasını Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şube Başkanı Ali Rıza Yıldırım’ın yapacağı panelin başkanlığını Av. Ertuğrul Cem Cihan yapacak.

Panele CHP PM üyesi Kahramanmaraş milletvekili Durdu Özpolat, İstanbul bağımsız milletvekili Levent Tüzel, TKP MK üyesi Kurtuluş Kılçer ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Ergin Gündük konuşmacı olarak katılacak.

Bugün Ankara Barosu Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleşecek panel saat 14.00’te başlayacak.

Londra’da ayrımcılığa, asimilasyona ve savaşa hayır!

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (İAKMC) “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” demek için Londra’da Trafalgar Meydanı’nda 16 Şubat Cumartesi günü saat 12.00’de dev bir miting düzenleyecek. Yapılacak yürüyüş ve mitinge ilişkin İAKMC Genel Başkanı İsrafil Erbil tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

Biz Aleviler, Türkiye’deki gidişattan endişeliyiz. 16 Şubat 2013 Cumartesi günü onbinlerle Trafalgar Meydanında olacağız, “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” diyeceğiz.

Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi, asimilasyon politikalarının ve şiddet eylemlerinin hedefinde. Zenginliklerin ve kültürlerin topragi Anadolu, gözlerimizin önünde kin ve nefretin hakim olduğu bir coğrafya ya dönüşüyor.

Cemevlerine yasal bir statü verilmiyor. Alevi köylerine, mahallelerine zorla cami yaptırılıyor. Diyanet işleri başkanlığıyla laiklik ilkesi ihlâl ediliyor. Yirmi milyon Alevi’nin inancı yasalarca tanınmıyor. Alevi çocuklar, eğitim sistemiyle asimile ediliyor. Alevi köyleri ve mahalleleri baskı altında. Ödediği vergiler geri eşit hizmet olarak Alevilere dönmüyor. Alevi birey işyerinde, kamu kurumunda fişleniyor ve dışlanıyor. Aleviler ramazan orucu tutmuyor diye sokak ortalarında linç ediliyor. Aleviler camiye gitmeye zorlanıyor, gitmeyenler dışlanıyor, suçlanıyor. Dersim, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi gibi toplu Alevi katliamlarıyla devlet yüzleşmiyor, sorumluları cezalandırılmıyor. Tam tersine suçlular serbest bırakılıyor. Gece, Alevilerin kapıları işaretlenerek ölümle tehdit ediliyor, göçe zorlanıyorlar.
Bu durumun bugünkü doğrudan sorumlusu, Erdoğan hükümeti ve şekillendirdiği devlettir.

Oysa, Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi, laik, demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor.

Avrupa’nın gerçekleri görebilmesi için 21. yüzyılda diri diri yakılmamız mı gerekiyor?

Türkiye’de: Ayrımcılığa… Asimilasyona… Savaş kışkırtıcılığına… HAYIR demek için, eşit yurttaşlık talebiyle Ankara ve Strasbourg mitinginde bir araya gelen yüz binlerce Alevi’nin sesine ses katmak için, biz Britanyalı Aleviler de Trafalgar Meydanı, Londra’da bir araya geliyoruz.
16 Şubat 2013 Cumartesi günü, Trafalgar Meydanında saat 12.00’de buluşuyoruz.

Sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri, parlamenterleri, medya kurum ve mensuplarını, sendikaları, kadın örgütlerini, hümanistleri, sanatçıları, hukukçuları, çevrecileri ve demokrasiden, insan haklarından yana olan kurum ve kişileri bu eylemimize davet ediyor desteklerini bekliyoruz.
Saygılarımızla. “

Perişan Ali

Asıl adı Ali İspir olan ve Perişan mahlasıyla şiirler yazan Perişan Ali, ozan ve Kürt Alevi Pirleri’nin bol olduğu Kaşanlı’da 1944 yılında dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri yöre geleneği olarak bağlama ile tanıştı. Perişan Ali, Aşık Mahzuni, İsmail İpek, Emekçi, Vicdani gibi yüz yılın önemli ozanlarına ustalık yaptı. 1978 yılında Aralık ayında yaşanan Maraş katliamından çok etkilenen Perişan Ali, uzun yıllar bağlamasına elini sürmedi. Maraş Katliamı’nda köyünde olan Perişan Ali, uzun bir suskunluk döneminin ardından birkaç yıl önce yeniden bağlamasını eline aldı ve deyişler söylemeye başladı. Aynı yatakta büyüdükleri ve aynı okul sıralarında okudukları Aşık Mahzuni Şerif’in bir eserinde ustası Perişan Ali için “Felek fukarası dağlar çobanı” der. Yaşamının son yıllarında Nurhak’taki Kürt Alevi köylerinde düzenlenen cemlere katılan Perişan Ali, deyişlerinde ekmeğe yapılan zamdan, garip mansurun dara düşmesinden, sürgünlerden ve katliamlardan söz eder. Kürtçe eserler de vermiş olan Perişan Ali, Gurgum bölgesindeki Kürt Alevi kültürü içindeki öneminin yanı sıra halk edebiyatı için de önemli bir kaynak kişiydi.

“Bu dünyanın adı nedir / İnsan olmadığı yerde / Lezzeti tadı nedir / İnsan olmadığı yerde” gibi çok sayıda eser vermiş olan Perişan Ali, bugün Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.

 

Alevilerin evlerini Alevilerin işaretlediği iddiası

Alevilerin evlerini Alevilerin işaretlediği iddiası yalanlanmıştır

Zaman Gazetesi 08 Şubat 2013 tarihli ve Fazlı Mert imzalı “Son bir yıl içerisinde 10 Alevi vatandaşın evlerine işaret konulması olayının iç yüzü ortaya çıktı.” Konulu bir haber verilmiştir. Bu habere ilişkin bizlerin merak ettiği hususlar bulunmaktadır. Zira 2012 yılı içerisinde Yurdumuzun dört bir tarafında yapılan ve anlamı, hedefi hafızalarda çok kötü bir şekilde kazılı olan işaretlemelerin faillerinin bulunması en çok Alevi kurumlarının ve Alevi bireylerinin beklediği bir konudur. Çünkü Aleviler tedirgin bir şekilde bu tehdit içeren işaretlemelerin sonucunu beklemektedir.

Bu habere istinaden konun da açığa çıkması için bu haberi yapan medya kuruluşlarının şu soruların da cevabını vermesi ve bulması gerekmektedir.

1-    Haberde Alevi evlerini işaretleyen kişi olarak verilen M.D’nin Alevi evlerini işaretleyen fail olduğunun kanıtlandığı yazılmaktadır. Bu konuyla ilgili kriminal raporu kamuoyu ile paylaşır mısınız? Zira biz bu rapora ulaşamıyoruz.

2-    Haberde bahsi geçen kişiler M.D, Ö.K, MC nin göz Pir Sultan Derneği üyesi olduğunu söylüyorsunuz. Gerek Pir Sultan Derneği gerekse ismi geçen kişiler bunu kesinlikle ret ediyor ve hiçbir Alevi Derneğinin üyesi değiliz diyorlar.  bu konudaki deliliniz nedir? Kamuoyu ile paylaşır mısınız?

3-    Evleri işaretlediğinin kriminal olarak ispat edildiğini yazdığınız M.D gözaltına alınıp ifadesine başvurulduktan sonra serbest bırakılmıştır ve halen de serbesttir. Eğer işaretlemeyi bu kişinin yaptığı kesin ise neden serbest bırakılmıştır ve neden halen serbesttir?

4-    M.D ile bizzat görüştük. Kendisi bir taraftan hiçbir Alevi Derneği üyesi olmadığını söylerken diğer taraftan polisin kendisini böyle bir ifadeye zorladığını iddia etmektedir. Bu iddiaları da araştırdınız mı?

5-    Adı geçen ve Evleri işaretlediği kesinleşen dediğiniz M.D nin de serbest bırakıldığı operasyonun “Alevi evleri işaretlemesi” operasyonu değil “DHKP-C” operasyonu olduğunu neden yazmıyorsunuz?

6-    Bu kişilerin ev işaretlemeleri nedeniyle değil DHKP-C üyeliği kapsamında gözaltına alındıklarını ve daha sonra ikisinin serbest bırakıldığını neden yazmıyorsunuz? Tutuklanan kişinin ise ev işaretlemeleri ile ilgili bir bağlantısı olmadığı haberinizden de anlaşılmaktadır.

7-    Eyüp ilçesi Güzeltepe Mahallesinde yapılan Alevi evlerinin işaretlemesini haberinizde verdiğiniz şekilde olduğunu kabul etsek bile bu 2012 yılında dokuz ayrı bölgede yapılan Alevi evlerinin işaretlemesinin bu kişi veya bu örgüt tarafından yapıldığını açıklar mı?

8-    2012 yılında Dokuz ayrı bölgede Alevi evleri işaretlenirken sadece Eyüp de yapılan işaretlemenin failinin bulunması! Ama diğerlerinin bulunamaması, bulunduğu iddia edilen kişinin de Alevi Derneği üyesi olduğunun iddia edilmesi ve de serbest bırakılması sizce nasıl açıklanabilir.

 

Bizim hiçbir zaman bu işaretlemeleri şunlar yapmıştır veya bunlar asla yapmamıştır gibi bir tavrımız olmadı. Ancak 9 ayrı bölgede yapılan ev işaretlemelerini önce “çocuk işi” diyerek küçümseyip, arkasından “Alevi derneklerinin yapmadığı ne malum” deyip kafaları karıştırıp arkasından da “bulduk, bunlar Alevi Derneği üyesiymiş” demek kabul edeceğimiz bir açıklama değildir. Yarım yamalak bilgilerle kamuoyunun kafasının karıştırılması, insanların kafasında “Aleviler evlerini kendileri işaretlemiş” gibi bir algının oluşturulması bu olayların önünü almayacağı gibi devamını da sağlayacaktır.

Biz konun açığa çıkmasını ve belgeleri, delilleri ile birlikte açıklanmasını bekliyoruz. Bu konuda İçişleri Bakanlığı ve yetkili mülki birimler açıklama yapmalıdır. Bu kadar önemli bir idda böyle basitçe gazete haberleriyle ortalığa atılamaz.

 Basına ve Kamuoyuna saygıyla sunulur.

08.02.2013

Saygılarımızla

Ali Kenanoğlu 

Başkan

Müsyip olup ikrar

Yusuf Baran BEYİ
İki gün boyunca devam eden ve yoğun ilgi gören 1.Alevi Konferansı Diyarbakır’da gerçekleşti. Konferansa; Alevi Kültür Derneklerinin bazı mensupları, Alevi Kürt-Türk aydın yazarları, Kürt Alevi ve Kızılbaş önderleri, Özgür Demokratik Alevi dernek temsilcileri ile Demokratik Toplum Kongresi’nin üst yöneticileri konuşmacı ve dinleyici olarak katıldılar. Konferansa Yaresanilerin Ehli hakları ve Güney Kürdistan’dan Kakailiğin uzman yazar-çizerlerin konuşmacı olarak katılmaları, büyük bir renklilik yarattı.

Diyarbakır’ın Alevilere uzattığı “birlik olalım- diri olalım” eli birbiriyle kenetleşti ve büyük bir kucaklaşma gerçekleşti. Birinin diğerine tabi olma değil, Demokratik Özerklik konsepti içinde ortak mücadele verme hedefi saptandı.

İlk açılış konuşmasını Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan’ı Sayın Osman Baydemir yaptı. Dersim’in kızı ve DTK’nin Eşbaşkan’ı Sayın Aysel Tuğluk’un, Sakine Cansız ve iki diğer Kürt kadının ölümünden dolayı mikrofondaki bakışı, her ne kadar hüzün dolu olsa da gözleri yine de barışa gülümsüyordu.

Konuşmacıları hayli kalabalık olan bu buluşma ve birlik konferansında önemli tespitler yapıldı ve anlamlı mesajlar verildi. Şayet kişi belirtmeden konuşmaların ana noktaları yazacak olursam, çok önemli mesajlar verildi ve kayda değer tespitler yapıldı.

  • Ülkede Alevilere karşı yürütülen her türlü katliam ve korkutup sindirme girişimi, ne kadar tedirginlik yaratsa da Aleviler asla çözümsüz değillerdir.
  • Kürt ve Alevilerin yolu ve kurtuluşu, birbirine bağlıdır. Bunun ortak alanı, Demokratik Özerklik konseptidir. Çünkü burada birinin diğerine biat etme sorunu yok, birlikte kurtuluşa ermek ve özgürleşmek vardır.
  • Aleviliğin, sadece Bektaşi şiir ve öğretisi üzerinde açılımını yapmak, Alevi tarihini çarpıtma tutumudur. Örneğin; Ahmet Yesevi üzerinde Aleviliğin sadece Türklere ait olduğu görüşü, Alevileri asimilasyona tabi tutmaktan başka bir şey değildir.
  • Alevilerin başka din veya inançla kendilerini tarif etme hatasına düşmemeleri gerekir. Özellikle Sünni eksenden kaçarken, Şii eksene kaymamaya dikkat etmeleri lazım. Söylencelerin, efsanelerin ve mucizelerin olmadığı bir inanç yoktur. Bir başkalarının tarih tezlerine üzerinde, kendi tarihimizi yazma hatasına düşmemeliyiz.
  • 1924 Anayasası, verilen sözlerin bir karşılığı değil, katliamcı yeni bir sürecin başlangıcıdır. Tekke ve Zaviye kanunu çıktığı vakit, 1919’da M.Kemal’i evinde misafir eden Bektaşi postnişini herhangi bir tepki göstermemiştir. Aynı tutumu, Koçgiri’de katliam olurken de görüyoruz. Bugün bazı Alevi düşkünlerinin yaptıkları, o günleri bize hatırlatıyor.
  • Dersim Katliamı’ndan sonra, asimilasyon tüm hızıyla devam etti. Aleviliği, Alevi pir ve Reyberlerini aşağılayan şiirlerin, oradaki seyit âşıklarının ağzından söylenmiş gibi yazılmış olduğunu görüyoruz.
  • Dünün Kerbelasına ağlayanlar, bugünün Kerbelasını görmezlerse, doğruya ve kurtuluşa ulaşamazlar. Dersim, Sivas ve Maraş katliamlarını lanetlerken, gelip Ebu-Suud ve Yavuz’un mandacısı İdrisi Bitlisi’ye takılmak, bizi “Alevilerin katili yalnızca Kürtlerdir” sonucuna götürür. Oysa Kürt yazar Ahmedê Xani, eserinde bu durumu eleştiri konusu yapmıştır.
  • Alevilik, devlet olma olgusunun peşinde koşarsa, gün gelecek hümanist olan inançlarından uzaklaşır. Kürtlerin geliştirmiş olduğu, Demokratik Özerk Anayasa mücadelesi vermeleri en doğru mücadele şekli olacaktır.

Bir gözlemci olarak, konferanstan şayet bir sonuç çıkaracak olursak;

  • Şeyh Saidê Kal’ın asıldığı Diyarbakır’da, büyük bir Alevi ve Kürt buluşması oldu. Birlik olma ve kucaklaşmanın sinyalleri verildi.
  • Algılarda yer alan Şeyh Said’in Seyit Rıza’ya söylemiş olduğu; “Sizin kestiğinizi yemeyiz!” düzmece söylemi, bu buluşmada yerle bir edildi.
  • Aleviliğin şekillenmesi, şu anda kentlerde oluşan derneklerde ve federasyonlar bünyesinde hayat bulmayacaktır. Aleviliğin gerçek işlevini yakalayabilmesi için, OCAK sistemine geçmesi gerekir. Dernekleşme bir mücadele yapılanmasıdır.
  • Alevi dernek ve federasyonlarının hem kendi içinde, hem de yakınındaki demokratik örgütlerle ortak payda oluşturamamaları, sorunun çözümü önünde en büyük engeldir. Onun için Alevi derneklerinin birlik olmaları için, MÜSAYİP olmaları gerekliliği ortaya kondu.

Hawramani, Kakayi, Êzidî, Alevi ve Sünniler cemal cemale oturup, pervane oldular. Ve birbirlerine İKRAR verdiler.

Alevi konferansı

Diyarbakır’da yapılan konferans hakkında derneğimiz tarafından yapılan açıklamadır.

2/3 Şubat 2013 Tarihinde Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından düzenlenen konferansa davetli olarak katıldım ve son oturumda (2. Gün) bir konuşma yaptım.

Konuşma süresi konferansın yoğun gündemi nedeniyle kısa olduğu için düşüncelerimi ancak başlıklar halinde ifade edebildim.

Ben ne bireysel ne de kurumsal olarak TÜM ALEVİLERİ TEMSİL ETMİEDİĞİMİ bilecek yetkinlikteyim. Temsil ettiğim kurum adına veya Aleviler adına “BİR SİYASAL ÖNDERİ SELAMLIYORUM” demedim.

Konuşmada;

“Aleviliğin tanımlama değil tanınma sorununun” olduğunu, “Alevilik inancını ancak Alevilerin kendilerinin tanımlayabileceğini” ve bu tanımın “Referansının da ulularımız, velilerimiz, hak aşıklarımız, pirlerimiz, dedelerimiz ve analarımız olduğunu” ifade ettim. Kürt Siyasal Hareketinin ve hareketin öncülerinin “Alevi sorununa da Kürt sorunu kadar önem vermeleri gerektiğini” ifade ettim. “Konferansı bazı eksik ve aksaklıklarına karşın demokrasi mücadelesine, inanç özgürlüğüne, halkların kardeşliğine hizmet etmesini umduğumu” belirttim.

Aleviler “İNANÇ KİMLİĞİNDE TEKİL, ETNİK KİMLİKTE ÇOĞULDUR” dedim. Temsil ettiğim Alevi kurumlarının amacı “LAİK DEMOKRATİK ÇOK KİMLİKLİ, ÇOK KÜLTÜRLÜ, ÇOK DİLLİ, ÇOK İNANÇLI TÜRKİYE’Yİ ve EŞİT ŞEKİLDE BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ YARATMAKTIR.” Ve “Alevilerin inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık mücadelesi ile Kürt Halkının toplumsal barış ve temel özgürlükler mücadelesinin birbirine katkı sunma sorumluluğunun olduğunu ve bu bağlamda; Türkiye’de her türlü haksızlığa ve ayrımcılığa karşı olduğumuzu” vurguladım. “Biz Aleviler bu düsturu Hünkar Hacıbektaş Veli’nin; “72 Millete bir nazarla bakmayan/ Kırk yıl müderris olsa hakikate asidir!” deyişindeki hakikatten alırız.” Dedim.

Alevi toplumunun, Türkiye Demokratik kamuoyunun bildiği üzere uzun süredir Alevi demokratik mücadelesine hizmet amacıyla canlarımızla ve Türkiye demokratik kamuoyu ile birlikte bir mücadele içindeyim.

8 Nisan 2012 Tarihinden bu yana Genel Kurulumuzun görevlendirmesi üzerine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanlığı ve aynı zamanda Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevini yürütmekteyim. Her zaman ve her yerde bu görev, sorumluluk ve hizmetlerin önemini, değerini bilerek söz söylerim. Diyarbakır’daki “Konferansta” da bu temsil sorumluluğu ile konuştum. Bazı basın yayın organlarında ifade edildiği gibi “TÜM ALEVİLER ADINA KONUŞUYORUM” demeyecek kadar sorumluluğunu ve haddini bilen bir canım! Aleviliğin serencamı TEVAZUDUR. Şahı Merdan Ali; “NE KADAR YÜCELİK ARADIMSA TEVAZUDA BULDUM” der. Bu hakikati bilen bir can olarak “TÜM ALEVİLER ADINA KONUŞUYORUM” demem abesle iştigaldir. Böyle bir söz sarf etmedim. Yine Şahı Merdan Ali’nin “SÖZ AĞZINIZDAN ÇIKANA KADAR SİZİN ESİRİNİZDİR! SÖZ AĞZINIZDAN ÇIKTIKTAN SONRA SİZ SÖZÜNÜZÜN ESİRİSİNİZ!” Hakikatini anlayan ve söyleyeceğim sözlerin, vereceğim mesajların sorumluluğunu bilen bir can olarak ALEVİLER ADINA HİÇ BİR SİYASAL ÖNDERİ SELAMLAMLIYORUM!… Demedim.

Konferans “Sonuç bildirgesi” olarak okunan ve kamuoyuna sunulan metin kurumsal olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun katıldığı, onayladığı ve yürüttüğü bir karar değildir.

Konferansa katılımım “Konuşmacı” sorumluluğu ile sınırlıydı. Ben de bu sorumluluk içinde verili süre içinde konuşmamı yaptım.

Bu tartışma ve spekülasyonlar üzerinden; Basında ve kamuoyunda şahsıma ve temsil etmekten onur duyduğum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Alevi Bektaşi Federasyonu’na dönük güya “Alevilik adına” yapılan sorumsuzca yorumları, karalamaları ve “Eleştiri” adı altında BİLİNEN GÜÇLERE HEDEF GÖSTERME KURNAZLIĞI YAPANLARI sevgili Uğur Mumcu’nun deyişi ile; “BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLANLARI” da kınıyorum. (08 Şubat 2013/Ankara)

Saygılarım,

Kemal BÜLBÜL

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL SEKRETERİ

Alevilerin Sorunları ve Çözüm Önerileri..

‘Ankara’da açılan Cemevi, Dersim’de bombalanan ziyaretleri unutturmamalıdır’

Alevi toplumunun öteden beri yaşadığı sorunlar ve bu sorunlarının çözümüne ilişkin vermiş oldukları ‘hak talepleri mücadelesi’ pek istenilen düzeyde olmazsada ağır-aksak devam ediyor.

Can KASAPOĞLU

Aleviler, Türk-İslam devlet merkezli baskıları, inkar ve red edilmeyi, asimilasyonu, yer yer ve zaman zaman linç edilmeyi bulan yaklaşımları bertaraf etmeye ve diğer yandanda örgütlenmeye çalışmaktadır.

Bazı merkezlerde veya Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde açılan Cemevleri veya Alevi kurumları küçümsenemez sayıda olsada, esas olarak beklentilerden uzak ve tam olarak Alevilerin hak taleplerini karşılayabilecek gereksinmelerden yoksundur..

Kaldıki bazı ‘sözde’ kurumların, Alevi adı altında ancak hiçte böyle olmadığı,devletin ve sistemin bekası için kurulduğu yada kurdurulduğu bilinmektedir. Bu sözde kurumların amaçları, demokrasi için mücadele etmek değil, İnanç özgürlüğünü savunmak için değil, tam tersine Alevilere hiç bir hak tanımayan, ‘laik demokratik düzeni!’ savunmaktır.. Bu oyunun arkasında ise devlet, onun ulusalcı, tekçi ve bu güne değin Alevilere inkardan ve katliamdan başka hiç bir şey vermemiş CHP mantığı vardır.

Bir kez Aleviler, gasp edilen, inkar edilen kendi hak taleplerini elde etmek için başvurdukları yöntemin yetersiz olduğunu görmelidirler.

Aleviler, Koçgiri’den bu yana, Dersim’de, Maraşta, Malatya, Çorum ve Sivas’ta, Gazi’de gerçekleştirilen ‘Soykırım ve Katliamların’ hesabını sormada tek başlarına sonuç alamayacaklarını bilerek hareket etmelidirler..

Örneğin, ‘Madımak müze olsun’ veya ‘Devlet özür dilesin vb’ argümanlarla sorunlarının çözüleceğini, her şeyin güllük-gülüstanlık olamayacağını görebilmelidirler.

Sivas’ta ve Maraş’ta Alevileri katledenler, onları devlet kontrolünde ve canlı canlı yakarak canlı yayınlarda izlettirenlerin, söz konusu ‘Anmalar’ olunca nasıl bir yasakçı zihniyete bürünerek, ‘Gerekirse yine Yakarım’ diyebilecek kadar fütursuzlaşan devlet sistemini mutlaka ve mutlaka çok iyi analiz ederek, buna göre kendilerini ve kurumlarını düzenlemelidirler..

Alevilerin sistemle, onun düzen partileri ve kurumları ile mutlaka ve mutlaka hesaplaşması gerekmektedir.

Aksi halde özgürleşmeyen ve direnişçi, kendi özüne dönemeyen Alevilik başarısız kalmaya ve giderek yok olmaya mahkumdur..

Alevi örgütlenmeleri ‘dost ve düşman’ kavramını netleştirmedikçe, başından bu yana kendini yok sayan sözde laik cumhuriyet anlayışına karşı tavrını net bir şekilde belirlemedikçe ve coğrayamızda akıtılan Kürt kanına ve savaşa karşı tavrını ortaya koymadıkça yeni bir sürece girdiği yada Alevice bir duruşun sahibi olduğunu iddia edemez..

Alevi örgütlenmesi ve demokrasi mücadelesi iç içe geçmeli, et ve tırnak gibi birlikte olmalıdır.

Aynı yaklaşım, ‘Dersim Soykırımını’ yapan devlet ve CHP’ye yaklaşım içinde geçerlidir.. ‘Devlet özür dilesin, Tazminat versin’ diyerek, bu türden beklentiler içine girmek Dersim Soykırımını ve acılarını unutturamayacaktır. Soykırımı yapanlar, CHP dahil kendi karanlık ve kanlı tarihi ile yüzleşmeli, elbette özür de dilemeli ancak hepsinden önemlisi hesap vermelidir..

Ankara’da açılan Cemevi, Dersim’de yakılan, bombalanan ziyaretleri unutturmamalıdır.

Özelliklede Dersim’in, Koçgiri’nin, Erzincan’ın, Malatya ve Maraş’ın Kürt Alevileri başta olmak üzere metropollere savrulmuş, sürgünlere gönderilmiş ve bir bütün olarak diaspora’da yaşamak zorunda bırakılmış Aleviler ayağa kalkmalıdırlar.

Bir başka deyişle Aleviler, Kürt halkı ile buluşmalı, Ezidi’siyle, Süryani’si ve Şafi’si ile omuz omuza vererek, kendi hak ve inaç özgürlüğü taleplerini demokrasi güçleri ile birleştirip, halkların ve inançların özgürlüğü cephesinde bir an evvel yerini almalıdır..

İnançlarımızın özgürleşmesi ve hak talepleri mücadelemizi, ülkemizin diğer, çok somut gerçekliğinden koparılmış bir şekilde ele almak sonuç vermeyecektir.

Aleviler ve Alevi örgütlenmesi, ‘Dersim, Maraş, Sivas, Roboski ve Paris’te en son işlenen cinayetleri birlikte ele alarak, bunun derin analizlerini yaparak yoluna devam etmelidir..

Salt dillendirmekten öteye, alt yapısını, araç ve gereçlerini oluşturarak bir an önce pratik adımlar atmalıdır..

Aksi halde Alevilerin sorunları ve buna yönelik çözüm önerileri tek başına yetersiz kalacaktır ve buda devlet sisteminin işine yarayacaktır..