Ana Sayfa Blog Sayfa 6432

Madımak’ı yakanda, yaktıran da belli!

Sivas Katliamı’nın yeni ortaya çıkan fotoğrafları katliamın asker ve polis gözetiminde yaptırıldığını bir kez daha ortaya koydu. Özel Harp’in planladığı katliamın belgeleri AKP hükümeti tarafından da ortaya çıkartılmadı

LİNÇÇİLER YAKTI ASKER VE POLİS BAKTI

Teoman Koman 28 Şubat operasyonunda tutuklandı. Fakat kendisine ne Sivas Katliamı ne de Başbağlar Katliamı soruldu.
Sivas Katliamı’na ilişkin yeni ortaya çıkan fotoğraflar, katliamın planlı, asker ve polisin gözetiminde yapıldığını bir kez daha ortaya koydu. Fotoğraflarda saldırganlar ellerinde benzin bidonlarıyla Madımak Oteli’ne yürüyor. Asker ve polis ise kılını bile kıpırdatmadan saldırganlara nezaret ediyor.

‘TEOMAN KOMAN YAPTIRDI’ DEDİ

Katliamın nasıl yapıldığı Özel Harpçi H.Ç’in itiraflarında yer alsa da üzerine gidilmedi. H.Ç’nin, “Biz Erzincan’da Poligon Birliği’ndeydik. Bize görevi Org. Teoman Koman verdi. Katliamdan önce helikopterle Sivas’a geldik. 13 kişiydik, ikişerli 6 gruba ayrıldık. Halkı provoke ettik ve katliam başlayınca çekildik” itirafları gazetemizde yayınlanmıştı.

Fotoğrafarda elinde benzin bidonu olan saldırgan dikkat çekiyor.

İşte yakanlar ve yaktık diyenler

İçişleri Bakanlığı, Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na, 2 Temmuz 1993’te ikisi saldırgan olmak üzere 37 kişinin hayatını kaybettiği Sivas Katliamı’na ilişkin bugüne kadar gün yüzüne çıkmayan fotoğraflar gönderdi. Olaylar sırasında çekilen video kaydından elde edilen fotoğraflarda, elinde benzin bidonu olan saldırganlar dikkat çekiyor. Fotoğraflar katliamın hemen öncesine ait. Gönderilen 167 fotoğrafta çarpıcı detaylar yer alıyor. Video kaydından, çekimin saat 14.00’dan itibaren yapıldığı anlaşılıyor. Saat 14.27’deki kayıtta, kalabalığın, Madımak Oteli’ne yakın ve açık bir yerde toplanmaya başladığı görülüyor. Saat 14.28, 14.33 ve 14.36’da alınan kayıtlarda ise slogan attığı anlaşılan kalabalıktaki bazı kişilerin “kırmızı çember”e alınarak işaretlendiği görülüyor. Bu esnada kalabalığın çevresinde az sayıda asker ve polisin bulunması dikkat çekiyor.

Bazı saldırganların milli görüş işareti yaptıkları görülüyor.

Failler hâlâ aramızda

Devletin gizli örgütlenmelerinin Sivas Katliamını yaptığı ve bu katliamda islamcı linçci çevreleri kullandığı herkes tarafında bilinmesine rağmen bugüne kadar katliamın bu yönlerinin araştırılmaması dikkat çekiyor. Askerlerin ve polislerin göz göre göre katlima nezaret ettiği tüm kanıtlarıyla ortayadayken hala katliamın üzerindeki sır perdesinin durmasında AKP hükümetinin de payı büyük. Bu güne kadar devletin elinde bulunan belgelerin gizlendiği ise yeni ortaya çıkan görüntülerle bir kez daha ispatlandı. Bilinen sanıklar göz göre göre kayıplara karışırken, yakalanamadıkları iddia edilen sanıklar ise geçen yıl Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararından yararlandı.
Organizatörlerin telsiz önünde benzin paylaştıkları an da açıkça görülüyor.

Onurlu savcılar göreve

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül, Madımak Katliamı’na ilişkin ortaya çıkan yeni fotoğraflar konusunda yaptığı açıklamada, 20 yıl sonra aynı filmin ikinci defa gösterildiğini belirterek, başrolde AKP hükümetinin olduğunu ifade etti. Bülbül, “20 yıldır aranan sanıklar var. Utanmadan sıkılmadan ‘ileri demokrasi’ lafını kullananlar katillerin elini kolunu sallayarak dolaşmasına göz yumuyorlar. Madımak Katliamı davası da Maraş ve Çorum katliamı davaları gibi hasıraltı edilerek çürümeye terk ediliyor. Bu tutumun adı ‘ileri demokrasi’ değil Türk/İslamcı faşizmidir. Onurlu savcıları, yargıçları göreve çağırıyorum” dedi.

Alevi dernekleri: AKP döneminde saldırılar arttı

Alevi yurttaşlara yönelik yapılan hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları raporu açıklayan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “Daha önceki hükümetlerden devredilen yasaklar ve yok saymalar AK Parti hükümetinde yeni bir boyut almış ve Alevilere yönelik fiili saldırılar rutin hale gelmiştir” dedi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 2012 yılında Alevi yurttaşlara yönelik yapılan hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu İHD İstanbul Şube binasında düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Toplantıya Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Tural, Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Kültür Derneği Başkanı Zeynal Odabaş, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Hubyar Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Narin Kabak katıldı. Toplantıya destek amacıyla sanatçı Suavi, HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Temsilcisi Hatice Altınışık ve çok sayıda yurttaş da katıldı. 60 maddeden oluşan raporun özetini okuyan Ali Kenanoğlu, hazırlanan raporu Avrupa’da hak ihlallerini araştıran kurumlara ve Türkiye’de bulunan kurumlara gönderdiklerini belirtti. Kenanoğlu, Türkiye’de din ve inanç özgürlüğünün genel olarak uluslararası insan hakları sözleşmelerinin ve Anayasal güvencelerle korunmasına rağmen yaşanan hak ihlallerinin önüne geçilemediğine dikkat çekti. Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcı tutum, uygulama ve yasal olarak yok sayılmaları gibi politikaların 2012 yılında da devam ettiğini aktaran Kenanoğlu, “Daha önceki hükümetlerden devredilen yasaklar ve yok saymalar AK Parti hükümetinde yeni bir boyut almış ve Alevilere yönelik fiili saldırılar rutin hale gelmiştir” diye konuştu. Alevi yurttaşlara ilişkin yaşanan sorunların Türkiye’nin demokratik ve laik bir ülke olmamasından kaynaklanan sorunlar olduğunu ifade eden Kenanoğlu, sorunların ortadan kaldırılması için yasakçı ve yok sayma politikalarının ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

‘Alevilere yapılan saldırıların failleri ortaya çıkarılmıyor’

Kenanoğlu, Alevilerin evlerine yönelik ilk olarak Adıyaman’da, daha sonra 9 ayrı bölgede yapılan işaretlemelerin sadece birinin failinin tespit edildiğine dikkat çekti. Anayasa’da laiklik ilkesinin bulunduğunu; ancak devletin dini tanımlama, tarif etme ve kontrol etme mekanizmasını elinde bulundurduğunu ifade eden Kenanoğlu, buna “Türk laikliği” dendiğini söyleyerek, “Bu sistem vatandaşına güvenmeyen devlet anlayışının, vatandaşının neye inanıp, neye inanmayacağını ve ne usulde nerelerde ibadet edeceğini kontrol etme isteğinin formüle edildiği bir sistemdir” dedi.

‘Devlet hiçbir dinin destekleyicisi ve engelleyicisi olmamalıdır’

Kenanoğlu, yeni Anayasa’da olması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Devlet tüm dinlere ve inançlara eşit mesafede durmalı ve mevcut durumda olduğu gibi egemen devlet dini oluşturmamalıdır. Devletin dini kurumu olmamalı, devlet hiçbir dini ve inancı finanse etmemelidir. Devlet hiçbir dini organizasyonda yer almamalı hiçbir şekilde destekleyicisi ve engelleyicisi olmamalıdır. Din ve inanç eğitimi, öğretimi okullarda değil, ilgili inancın ibadethanelerinde, o inancın mensuplarınca verilmelidir. Her türlü inançlara ve kimliklere yönelik ayrımcı uygulamalar, sözler, hakaretler, kin ve nefret söylemi kapsamında cezai yaptırımlara tabi tutulmalı ve yıllardır mağduriyete uğramış, ötekileştirilmiş topluluklar için pozitif ayrımcılık güvenceye alınmalıdır.”

‘Yeni açılacak cemevinin davetiyelerini dağıtırken saldırıya uğradım’

Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Kültür Derneği Başkanı Zeynal Odabaş ise, hükümetin kendisi dışında yer alan hiç bir topluluğu kabul etmediğini dile getirerek, her zaman mazlumların yanında olacaklarını söyledi. Kendi tapulu parsellerinin üzerine cemevi inşa ettiklerini söyleyen Odabaş, “Orada imara uygun olmayan cami, Kuran kursu imara uygun olmadığı gerekçesiyle yıkılmıyor. Ancak cemevimiz hakkında imara uygun olmadığı gerekçesiyle yıkım kararı çıkıyor. O yetmezmiş gibi 68 bin 500 TL para cezası verdiler. Cemevini, kolektif bir şekilde inşa etmemize rağmen 5 yıl ceza ile yargılanıyorum” dedi. Başkanlığını yaptığı cemevinin açılışı için davetiye dağıttığı sırada saldırıya uğradığını hatırlatan Odabaş, “13 Eylül’de sabah saatlerinde davetiye dağıtıyordum. Davetiye dağıtmak için arabamı yolun sağına park ettim. Davetiyeyi verdikten sonra hızla ilerleyen bir araç sol tarafıma çarptı ve elimde bulunan arabanın anahtarı ve davetiyeler yola savruldu. Arabadan inen biri ise savrulan anahtarımı alarak, aracımı götürdü. Ne saldırıyı yapan ne de aracım hakkında herhangi bir bilgi verildi. Dava açmama rağmen takipsizlik kararı verildi” diye konuştu.

‘Aleviler tarih boyunca hak ihlaline maruz kaldı’

Tarih boyunca Alevilerin yok sayıldığını aktaran Şahkulu Vakfı Derneği Başkanı Mehmet Tural ise, “Aleviler bugün örgütlü bir halk olmuştur. Kimse Aleviler adına karar veremez, Aleviler kendi yerine karar verir” dedi. Alevilerin tarih boyunca hak ihlallerine maruz bırakıldığını; ancak AKP döneminde daha fazla hak ihlallerine maruz bırakıldıklarının altını çizen Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ise, “AKP hükümetinin kendisine benzetmek istediği Aleviler olmayacağız” dedi.

Cemevlerinin kurulması ve faaliyetleri engellenemez’

Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılmasıyla ilgili kararına direnen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin gerekçeli kararında cemevlerinin faaliyetlerinin engellenmeyeceği vurgulandı

Cami ve mescit dışındaki yerlerin ibadethane olmadığı şeklindeki Diyanet’in görüşü doğrultusunda, tüzüğünde “cemevlerini ibadethane” olarak niteleyen Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılmasına hükmeden Yargıtay’ın kararına direnen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, gerekçeli kararını tamamladı.

Kararda, AİHS’nin 9/2. maddesine göre, din ve vicdan özgürlüğünün kamu güvenliği, genel sağlık, ahlak ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması hallerinde yasayla kısıtlanabileceği, bu kısıtlamanın varlığının somut delillerle ortaya konulmadığı sürece demokratik bir toplumda cemevlerinin kurulması ve faaliyette bulunmasının engellenmeyeceği vurgulandı.

Kanunlarda yok
Ankara İl Dernekler Müdürlüğü’nün talebi üzeri tüzüğünde “cemevlerini ibadet yeri olarak” niteleyen Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılması için dava açıldı. Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayla ilgili ilk kararında, cemevlerini ibadethane olarak niteleyen dernek hükmünün, Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen anayasanın 2. maddesine aykırılık taşımaması ve kanunlarla yasaklanmamış olması nedeniyle reddetti.
Karar, savcılık tarafından temyiz edildi. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını oy çokluğuyla bozdu. Bozma kararında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 1965’te çıkarılan 633 sayılı Kanun ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı belirtildi.

Mahkeme direndi
Ancak mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına direndi. Hâkim Yaşar Eren, direnme kararının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli kararda, uyuşmazlıklarda uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınacağını düzenleyen anayasanın 90. maddesi hatırlatıldı. AİHS’nin 9. maddesine göre, herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğu, bu hakkın din veya inanç değiştirme suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerdiği, bu özgürlüğün ancak kamu güvenliği, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için yasa ile sınırlanabileceğine dikkat çekildi.
Anayasa’nın 2. maddesinde devletin laik olduğu, başlangıcında ise, “Laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağının” belirtildiği bildirilen kararda, din ve mezheplere eşit davranmanın, ancak kanunlarda herhangi bir dine, mezhebe atıfta bulunmamakla gerçekleştirilebileceği vurgulandı.

Aleviler CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’e şikayet etti

Almanya’da yaşayan Aleviler’den Sosyalist Enternasyonal’e mektup: CHP ihraç edilsin.

 
  

 

TBMM Genel Kurulu’nda ”ana dilde savunma” görüşmelerinde CHP izmir milletvekili Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz” sözleri Türkiye gündemini karıştırdı.

Time Turk’ün haberine göre; Güler’in kamuoyunda tepkilere neden olan çıkışı sonrası son olarak Almanya’da yaşayan Aleviler’den Sosyalist Enternasyonal’e, CHP’yi şikayet eden bir mektup gönderildi.

İŞTE O MEKTUP

‘Sosyalist Enternasyonal Konseyi Başkanlığına’

 

CHP SOSYALİST ENTERNASYONAL’DEN İHRAÇ EDİLSİN

Bizler, aşağıda adı yazılı sosyalist düşünceli Dersim kurumları olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Sosyalist Enternasyonal üyesi olmasından rahatsızlık duyduğumuzu ve bu partinin saygın kurumunuzdan ihraç edilmesini talep ediyoruz.

1937-38 yılları arasında dönemin iktidar partisi CHP, Dersim’de 70.000 insanımızı katletmiştir. Başbakan Erdoğan, devletin 50.000 kişi katlettiğini açıkladı.

Dersim halkı Kürt ve Alevi inançlıydı. Türk devleti bu farklılığı ortadan kaldırmak; Kürdü Türk, Aleviyi Hanefi yapmak için, Dersim’de isyan varmış yalanıyla ve 40.000 kişilik ordusuyla soykırım yaptı.

Bunun için daha önce özel yasalar çıkarıldı. Sonra Dersim’de insanlık tarihinde Yahudi ve Ermeni soykırımları hariç, eşine ender rastlanan bir soykırım planlanıp uygulandı.

Esir alınan 75 yaşındaki Seyid Riza’nın yaşı bir pazar günü küçültüldü, 17 yaşındaki yaralı oğlunun yaşı büyütülüp arkadaşlarıyla idam edildiler. Türkçe bilmeyen bu insanlar kendilerine isnadedilen suçun ne olduğunu bilmiyorlardı.

Onbinlerce insanımız yaşlı, kadın , çocuk toplu katliam alanlarında kurşuna dizildi. Mağaralara sığınanlar zehirli gazla imha edildi. On binlerce Dersimli Kürt sosyal köklerinden koparılıp Türkleştirilmek için Türkiyenin batı illerine sürüldüler.

Kürtçe yasaklandı. Köy ve doğa isimleri Türkçeleştirildi.

Türk devleti halkımızın soykırımı unutması için korku ve baskı uyguladı.

CHP DERSİM İÇİN ÖZÜR DİLEMEDİ

Biz, Almanya’da yaşayan ve vatandaşı olan Dersimli şahsiyet ve kurumlar, uzun bir süredir Dersim soykırımı çalışmalarını yürütmekteyiz. Bu nedenle Brüksel Avrupa Parlamentosu’nda beş konferans yaptık ve 23 Kasım 2012 de Dersim soykırımını Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesine (ICC) götürdük.

CHP, Dersim soykırımını sorgulamadığı gibi soykırım yapan devletine haklılık veriyor.

CHP, Dersim’de uyguladığı soykırım için özür dilemiyor.

CHP, bir yandan Dersim soykırımını savunurken diğer yandan da sosyaldemokrat olarak uluslararası saygınlığı olan Sosyalist Enternasyonal üyesi olması kurumunuzun saygınlığına uygun düşmez kanaatindeyiz.

Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik engellemeleri, çok kültürlülüğe karşı tutum ve söylemleri ile milliyetçiliği kışkırtan Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal demokrat kimliğini yitirmiş,statükocu, milliyetçi sağ bir partiye dönüşmüştür.

“CHP İzlediği milliyetçi ve saldırgan politikalarla, Türkiye’nindemokratikleşmesi ve sivilleşmesine engel olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sosyalist Enternasyonal üyesi olması hatta Genel Başkan Yardımcılığının bu parti tarafından yürütülmesini Sosyalist Enternasyonal’in özgür bir dünya yaratma çabasına aykırılık teşkil ettiğinidüşünüyoruz.” ve derhal üye ülkelerin bu kuruma uygun hareket etmeyen CHPnin Sosyalist Enternasyonalden çıkartılmasını talep etmekteyiz.

Özgür bir dünya ancak yaşanılan haksızlıkları ortadan kaldırmakla olanaklıdır.

Bu nedenle Sosyalist Enternasyonal’in soykırımcı geçmişini temiz gösteren CHP’yi kendi olanakları çerçevesinde araştırıp incelemesini ve soykırımcı dönemi savunan CHP’nin kurumunuzdan atılmasını talep ediyoruz.

CHP İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ

Yukarıda çok kısa değinebildiğimiz fakat ekteki dilekçe örneğinde ayrıntısını bulacağınız dökümanlarda; Çok saygın olarak kabul ettiğimiz Sosyalist Enternasyonele üyeliği bulunan Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucuları ve parti yöneticileri 1937 ve 1938 yıllarında B.M.Soykırım Suçunun Cezalandırılması ve Önlenmesi Antlaşması ile B.M.Roma Statüsünün 6 ve 7.maddelerinde açıkça belirtilen soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemiştir.

Bu parti yöneticileri halen bu soykırımcı geçmiş politikalarını Meclis çatısı altında açıkca savunmaktadır. Bu savunularını hem başbakan hem iktidar partisi başkanının 23/11/2011 tarihinde açıkca geçmiş işlenen bu katliamdan özür dilemesi sonrasında yapıyor olmaları bugünün soykırım mağdurlarını daha da mağdur etmiş tarifi imkansız acılara ve öfkelere savurmuştu. CHP partisinin en son soykırım inkarı bu partinin başkan yardımcısı Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 21 Aralık 2012 tarihinde Türkiye Büyük Milletvekili Meclis kürsüsünden katledilen Dersim halk önderlerini aşığalaması ile devam etmiştir. Milyonlarca Dersimli Kürt, Alevi ve Ermeni halkını derinden sarsan bu açıklamaları üyeniz olan CHP devamettirmekte kararlıdır.

CHP’den milletvekili Birgül Ayman Güler ise; “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.” şeklinde ırkçı söylemde bulunmuştur.

İnsancıl hukuktan hiç nasibini almamış bu partinin Türkiye’de farklı kimliklerden insanlar için birer ırkçı kanun maddesi olarak uygulanan Türk Ceza Kanunundaki 301.maddenin kaldırılmaması için de çok yoğun çaba sarfeden bir parti olarak da daha önce topluluğununuz önüne geldiğini biliyoruz.

İnsanlık ailesinin yüzlerce yıldır oluşturmaya çalıştığı insancıl değerler karşısında birer tehlike arz eden Cumhuriyet Halk Partisinin halen saygın topluluğunuzun bir üyesi oluşu milyonlarca biz soykırım mağduru Kürt ve Aleviyi çok derinden üzdüğünü bilmenizi isteriz. Bu nedenle insanlık ailesinin yüzlerce yıldır mücadelesini verdiği sosyalist değerlerden çok uzakta olan nasyonel despotik bu partinin üyeliğinin düşürülmesi dünya insnalık ailesinin aynı zamandatopluluğunuza yüklediği bir sorumluluk olduğunu düşünerek bu talebimizin dikkate alınmasını dileriz.

Çok derin saygılarımızla.

Demirtaş: Bize bir daha Sivas’ı, Çorum’u, Gazi’yi yaşatamayacaklar

İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen 5. Alevi Kültür Şölenine katılan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Şimdi Kürtler ve Aleviler için ‘İşte bunlar boyun eğmeyen haksızlık karşısında direnen haklardır’ diyorlar. Şimdi bize düşen bu mücadeleyi taçlandırmaktır. Sivas’ı, Çorum’u, Gazi’yi  artık bize yaşatamayacaklar” dedi. 

İsviçre’nin Zürih kentine bağlı Dietikom’da Demokratik Alevi Federasyonu tarafından 5. Alevi Kültür Şöleni düzenlendi. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı şölenin yapıldığı sahneye, 9 Ocak günü Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile  Mazlum Doğan, Zilan ve Pir Seyid Rıza’nında resimlerinden oluşan pankartlar asıldı. 

Şölen, saygı duruşu ardından FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur’un konuşmasıyla başladı. Yağmur, Dersim, Sivas, Gazi, Roboski ve Paris’te yapılan katliamı kınayarak, “Kürt ve Alevi birliğinin sağlanmasının düşmana en büyük cevap olacağını” ifade etti.

Daha sonra FEDA başkanı Ali Köylüce konuştu. Köylüce, CHP’nin Kürtlere karşı ırkçı söylemlerine dikkat çekere, “Onur Öymen’in Deniz Baykal’in Birgül Ayman Güler’in tavrı 1930’larda devletin dayattığı tavırdır. Kürtler bu ülkenin kurucu temel unsuru olmasına rağmen bu zihniyetin gözünde Kürtlerin tek bir hakkı vardır. Köle olmak, eziyet görmektir.  Aleviler artık bu zihniyete prim vermemelidir” dedi. 

Köylüce ardından BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş bir konuşma yaptı. Demirtaş konuşmasına, ” Bugün kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta sürgünde yaşayıp, hiçbir zaman mücadele yolunda geri adım atmayan sizler benim için, mücadele için ve BDP için büyük bir moraldir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum” sözleriyle başladı. 

“Kendi anavatanında bu kadar aşağılamış, diliyle, kültürüyle, ırkıyla, mezarıyla yok sayılmış başka bir halk daha yoktur” diyen Demirtaş, haksızlığa karşı her koşul altında direnmek gerektiğini söyledi. 

“Haksızlık karşısında boyun eğersek onursuzlaşırız. Daha sonra neden bize ait olanı almadık neden mücadele etmedik demek bir anlam ifade etmez. Seyid Rıza, Kemal Pir, Mazlum Doğan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya; Bunlar haksızlık karşısında boyun eğmeyen onurlu direnişçilerdir. Onların bıraktıkları değerler şimdi bizi burada bir araya getiriyor. Korkunun iliklere kadar işlediği dönemlerde onlar haksızlık karşısında hiç bir zaman geri adım atmadılar.”

 Sözlerine, “Eğer kimliğimiz için, inancımız için mücadele etmeseydik yeryüzünde lanetli bir halk olurduk” ifadeleriyle devam eden Demirtaş, “Şimdi Kürtler ve Aleviler için ‘İşte bunlar boyun eğmeyen haksızlık karşısında direnen haklardır’ diyorlar. Şimdi bize düşen ise bu mücadeleyi taçlandırmaktır. Sivas’ı, Çorum’u, Gaziy’i  artık bize yaşatamayacaklar” diye konuştu. 

Alevilerin acısını hissetmeden asla özgür olunamayacağını belirten Sellahattin Demirtaş, “Ben bir Kürt milliyetçisi değilim. Hiç bir zaman Kürt olduğum için kendimi diğer halklardan üstün görmedim ama ben Kürt olduğum için hiç bir zaman  utanmadım ve Kürtlerin bu onur mücadelelerinden onur duydum” dedi.

Demirtaş ardından konuşan AABK Başkanı Turgut Öker ise sözlerine “Acılarımızı sevinçlerimizi birleştirmediğimiz sürece barışa yaklaşmak zor” diyerek başladı.  Öker, “Devrimci birliği olarak oluşturduğumuz birlik bugün sizlerle daha büyük. Dersim’de  Sivas’ta Gazi’de Roboski’de son olarak da Paris’te yaşanan katliamlarda her zaman  birlik olduk. Yıllardır örnek aldığımız İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan’ın vermiş oldukları mücadele izlerinden yürüyüp  bu mücadeleyi birlikte sürdüreceğiz. Asla katliamı yapanları mutlu edecek bir şey yapmayacağız. Onlara birlikte olduğumuzu göstererek en büyük cevabı bizler vereceğiz” dedi.

Ozan Cömert, Gurup Munzur, Pınar Yıldız, Tolga Sağ, Yılmaz Çelik, Ozan Ali Sizer  konuşma aralarında türküleriyle şölene eşlik ettiler. 

Dersim Katliamı 1937-1938,  2 Temmuz 1983 Sivas Katliamı, 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi ve 9 Ocak Paris Katliamlarını  konu eden bir sinevizyon gösterisi yapıldı. 

Şölende Demirtaş ve Pir Yağmur, gençlik turnuvasında hak kazanan gençlere ödüllerini verdi. 

Şölende sık sık ” Şehit Namırın” “Kürdistan faşizme mezar olacak” “Yaşasın hakların kardeşliği” sloganları atıldı.

Cemevi ticarethane tarifesine itiraz etti

Cemevlerine işyeri ve ticarethanelerde geçerli tarifeden elektrik verilmesi üzerine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Bakanlar Kurulu tarafından yayımlanan ‘Elektrik Tarifeler Yönetmeliğinin’ iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Danıştay’a dava açtı.

Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre, Kadıköy Kültür Merkezi ve Cemevi’ne, işyeri ve ticarethanelere uygulanan tarifeden elektrik verildi. Cemevi yetkilileri, 15 Kasım 2012’de İstanbulAnadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ’ye başvurarak “Söz konusu cemevinin ibadethane statüsünde olduğu, Alevi yurttaşların ibadetlerini yaptıkları gibi, aş evinden ve cenaze erkânı hizmetlerinden yararlandığı, morg vs. bulunduğu; bu nedenle gelen elektrik faturasının ticarethanelere uygulanan tarifelerden çıkartılmasını talep ediyoruz” denildi. Elektrik şirketi de başvuruya verdiği yanıtta, Bakanlar Kurulu tarafından 12 Nisan 2002 tarihinde çıkartılan Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği’ne dikkat çekerek, itirazı reddetti. Söz konusu yönetmelikte “İbadethane Aydınlatılması” başlığı altında cami, mescit, kilise, havra, sinagoglara verilecek elektriğe “Ücretsiz ve Tarife Alt Yönetmeliği” hükümleri uygulanacağı belirtiliyor.

Dernek yetkililerinin yönetmeliğin “İbadethane Aydınlatılması” başlığındaki maddesinin iptali talebiyle yaptığı başvuruda, “Cemevinde, Alevi inancının yol erkânına göre hizmet vermek üzere hazırlanmış ‘aşevi’, ‘cenaze yıkama yeri’, ‘morg’, ‘ibadethane’, ‘derslikler’ bulunmaktadır. Bölgede yaşayan Alevi yurttaşlar ibadetlerini yapmakta ve herhangi bir ticari faaliyet, ücret karşılığı yapılan bir iş bulunmamaktadır” denildi.

Baransu’nun anlamak istemediği Şenol Kaluç

Karadayı’ya kızmak yerine Dersim ve Alevi köklerini saklamak zorunda olmasına kızmak gerekmez mi?

Yaptığı habercilikle pek çok kesimin sevgisini ve kızgınlığını, darbecilere karşı mücadelesiyle benim de şahsen takdirimi kazanmış bir isim olan Mehmet Baransu’nun “Dersimli Karadayı” yazısını kendisine yakıştıramadığımı belirterek başlamak istiyorum. Bu yazı birçok açıdan sorunlu; kapsayıcı değil dışlayıcı, ötekileştirici.

Baransu “Karadayı’yla ilgili bu yazının ardından birileri kimlik siyaseti yaptığımı iddia edecektir. Bu tür iddiaları çok da dikkate almadığımı hemen belirteyim” demesine rağmen maalesef yazı sorunlu ve sakınmak istese de bir kimlik siyasetini yansıtıyor. Bu siyaset maalesef Ergenekon vb. davalarda bazı basın yayın organlarınca -bence- bilinçli bir şekilde yapılıyor. “Orduda Alevi Cuntası”, “Yargıda Alevi Kliği” vb. haberler bu tip habercilik örnekleri. Bu davalarda tutuklanan isimlerin çok azı Alevi olmasına rağmen “Ordu’da Sünni Cuntası” ya da “Yargıda Sünni Dayanışması” denmiyor.

Ülkemize hâkim zihniyeti biraz bilenler, bu ülkede tüm kesimlere yayılmış bir kendini saklama kültürü olduğunu bilir. Bu nedenle ne Karadayı’nın Aleviliği ne de Demirel’in Sünniliği bir anlam ifade ediyor. İdeolojik olarak rejime bağlı olmak esastır ve emin olun ki Sünni kökenli Kemalist bir subay ya da hakim, bu devlet için Kemalist bir Aleviden her zaman için daha makbuldür.

Karadayı’nın Dersim kökenini gizlemesi ve ailesinin namaz kılıp oruç tutmasının eleştirilecek bir yanı yoktur. Bu tavır etnik ya da dini farklılık gözetmeksizin tüm ailelerin çocuklarını korumak için geliştirdikleri bir bürokrat/memur tavırdır. Asıl kızmamız ve öfkelenmemiz gereken bu halet-i ruhiyenin nasıl olup da üretilebildiğidir. MHP’li bir vekilin BDP’li kadın vekilleri hedef alarak “Kürt olduklarını iddia ediyorlar ama Kürtçe bilmiyorlar” diyerek gülmesi ve aşağılamasında olduğu gibi. Hâlbuki o vekilin, bu dediğinden utanması gerekenin BDP’li vekil değil kendisi olduğunu bilmesi ve kendisine şu soruyu sorması gerekirdi: “Biz ne yaptık ki annesi, babası, dedesi Kürt bir vatandaşımız kendi ana dilini öğrenemedi.” Aynısı Karadayı için de geçerli.

Takiye yapmak tek bir kimliğe özgü değil. Bugün hala Sivas MEB’de görevli önemli bir isim, 28 Şubat’ta işe yarı sarhoş gelirken, AKP döneminde göstere göstere namaz kılmaya başlamışsa, bu ve buna benzer örneklere bakarak bütün Sünnileri mi yargılayacağız? Ordudan atılmamak için karısının başını açan, ailesi ile içkili kokteyllere katılan ya da Ramazan’da oruç yemek zorunda kalan subaylara iki yüzlü mü diyeceğiz. Yoksa onlara yapılan bu zulme sebep olanları mı kınayacağız.

Karadayı’ya kızmak yerine eğer doğru ise onu Dersim ve Alevi köklerini saklamak zorunda bırakan düzene kızmak gerekmez mi? Her eylemi köklere atfedersek Süleyman Demirel’i nereye koyacağız? Meydanlar “Ordu indirdi, biz bindirdik” diye inlemiyor muydu? Yoksa o da mı gizli bir Aleviydi?

Baransu, kusura bakmasın ama sapla samanı birbirine karıştırıyor. Bu tür haberlerde çoğu kez basit bir gerçek atlanıyor. O da şu: Alevi oldukları söylenen isimlerden hiç birinin Alevilikle ailesel bağ dışında bir illiyetleri ve taleplerinin olmamasıdır. Asıl gerçek bu isimlerin Kemalizm’e ya da başka bir ideolojiye gönül verdikleri ve dünyayı bu çerçeveden algıladıklarıdır.

Bu ülke’de Alevi dedelerinin çocukları herkesten önce babalarının evlerinin duvarına “Dedeliğe ve Sömürüye Hayır” yazabilmiştir. Şimdi bu şekilde inançsal temelini başka ideolojilerle değiştirmiş, ideolojik gayretkeşlikle hareket eden insanların yaptıklarını nasıl olurda Alevilik ile ilişkilendirilebilirsiniz?

Yargıda da, orduda da Aleviler Alevi oldukları için orda değiller; ancak rejime bağlılıkları ve konjonktürsel şartlara uydukları sürece kabul görmüşlerdir. Ordu’da namaz kılmak hakimse namaz kılmış, oruç tutmuşlardır. Bu Sünni subaylar için de tersinden geçerlidir. Eğer gerçekten bu kişilerin gayreti Alevilik olsaydı, bugün Aleviler hala tanınma çabası içinde olmazdı. 28 Şubat’ın kudretli paşaları daha o günlerde Cemevlerinin ibadethane olarak kabulünü sağlar, yüksek yargı Alevilerin taleplerini destekleyici kararlar alırdı.

Hâlbuki bunların hiçbiri olmadı.

Bu nedenle Baransu’nun yazısı eksik tahlil ürünüdür.

Kökleri ne olursa olsun ortada ortak bir zihin dünyası olduğu unutularak Alevilik üzerinden yorum yapmak ve Alevi oldukları için intikam alıyorlar iması yaratmak doğru değildir. Bu durumda Çetin Doğan’ı nereye koyacağız? Tutuklandığı günlerde Çetin Doğan’ın eşini “Alevi değiliz ama Alevi dostlarımız var” açıklamasını yapmak zorunda bırakmak doğru mudur?

Kusura bakmasın ama Baransu kardeşim büyük bir ayıp işlemiştir. Keşke sadece Karadayı’nın 1930 Dersim Pülümür katliamı sürgünü bir ailenin çocuğu olduğunu haberleştirmekle yetinseydi.

senolkaluc@hotmail.com

Taraf / Her Taraf

21. yy’da böyle milletvekili olur mu demeyin!

Ali ERDOĞAN

Birkaç gün önce, TBMM’de ana dilde savunmaya imkan tanıyan yasa tasarısı görüşüldü ve tasarı hükümetin isteği doğrultusunda çıktı. Sadece savunmanın tek bir aşamasında, tercüman ücreti savunamayı yapan tarafından ödenmek üzere kabül görmüş. Oysaki, savunma, kolluk kuvvetleri kişiyle ilişkiye geçtikleri andan itibaren başlar. Mahkemenin her sefhasında devam eder. Bu “pilav üstü az kurufasülye” istemesi gibi olmaz.

Bu iş kime yarayacak? Başbakanı iç ve dış kamuoyu karşısında rahatlatmak için. “Bakın, Kürtlere anadilde savunma hakkını bile verdim” demesi için.

Bu yasa çıkmasına çıktı ama bir gerçeği daha ortaya koydu. CHP’nin Kürtlere ve dolayısiyle Alevilere bakış açılarınada ayna tuttu.

Bir sene önce CHP’li milletverkili “Dersim’de annelerı ağlatmadık mı, şimdide ağlıyabilirler” mealinde bir parti proğramını ortaya çıkarmıştı.

Anadilde savunma yasa tasarısı görüşülürken, CHP’nin İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler TBMM’nin genel kurulunda kürsiye gelir, “Türk ulusuyla Kürt milletini bana eşit gördüremezsiniz” der.

21.yüzyılda, hele bir milletvekilinin ırkçı yaklaşımı somut bir örneğini ortaya sergilemişken, beni bağışlayın, kadında olsa O’na sayın demek içimde gelmiyor.

Halk arasında, şaka yollu söylenen bir söz var: “Kazaran kaza oldu …. kazası, inek otlatmaya gitti emcümen azası” denir. Bence bu bayan kazaran milletvekili olmuş. Kırk milyon Kürt Halkı’nı ulus olarak görmüyor. Faşizan ırkçı güdülerle, Türk Ulusu’nu üstün ırk olarak görüyor. Bir zamanlar Hitler , Alman ırkını üstün görüyorlardı. Bu sözde milletvekiye sormak gerek, Türk Ulusu başka hangi uluslardan üstün acaba? İçindekileri ortaya döksün ki, dünya kamuoyu bir şeyler öğrensin(!)

Bu konuşmayı duyan Adıyaman milletvekili Salih Fırat CHP’den istifa etmiş Bu zihniyeti taşıyan kişilerle aynı çatı altında kalmak “onurlu bir davranış değildir” diye düşünmüş olacak ki, istifa etmiştir sayın Fırat. Kutlanacak ve sayğı duyulacak bir davranış.

Başbakan Erdoğan, parti içinde ve ya ülke içinde yapacağı herhangi bir şeyi, parti kurullarına danışmadan, gelenek kaide ve kurallara bakmaksızın iki dudağı arasında çıkacak kelama bağlı. İstenilen şey anında oluyor. İşte merhum sayın Adnan Menderes böyle bir pozisyonda iken “ odunu milletvekili aday olarak göstersem, o bile milletvekili olur” demişti zamanın birinde.

Seçim yasaları ve aday belirleme durumları böyle kaldığı müddetçe daha nice Güler’ler çıkar ortaya….

Sıkı durun CHP’ye toz kondurmayan ve oylariyla onlaarı meclise taşıyan Kürt Aleviler iyi dinleyin. Gazeteciler soruyor adı geçen milletvekine: “ Çok tepki aldınız. Söylediklerinizden pişman mısınız?” Milletvekilin cevabı aynen şöyle: “Ben parti programımı, bilimsel dayanaklarımı ve güncel siyasetteki tartışmaları söyledim. Pişman değilim” demiş.

Bir ulus, başka bir ulustan nasıl üstün oluyor? Bilimsel dayanaklarını ortaya koysaydı, Nobel’e aday olurdu mutlaka(!) Türk Ulusu’nda ne cevherler varmış vay be (!)

Kürd Aleviler, sizler CHP’yi örgütlemeye ve oy vermeye devam edin. Ve Alevi örgütlemelerin başında bulunanlar, CHP’den milletvekili adayı olabilmek için yarışa girin. Bazı densizler panellerde CHP’li Alevi milletvekiline soruyorlar: “sizler katilinize aşık mısınız”diye. Sizler ilerde aday olmak istiyorsanız, milletvekilinden önce davranın. Soru sorana “herkes hattini bilsin. Böyle soru sorulmaz” deyin ve susturunki puanlarınız artsın. Aday belirlemede sizleri unutmazlar o zaman(!) Yeter ki milletvekili olun. Devir köşe dönme devri! Demokrasiymiş, ilkelermiş, onurmuş, çağdaşlıkmış, boşver be kardeşim sen milletveli olma yolunu ara, gerisi hepten boş (!!!!!)

CHP bildiğiniz gibi..‏

Can KASAPOĞLU

‘Mesele CHP’de değil, hala onun peşinden giden(ler)de..’

CHP’li Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit olamaz”sözleri Türkiye’nin ilk Adalet Bakanı M. Esat Bozkurt’u hatırlattı.
Buna benzer sözleri, açıklamaları veya yaklaşımları MHP dahil, AKP vb partilerden, onların temsilcilerinden de işitmekteyiz..
CHP’li vekilin bu ırkçı söylemi karşısında bir çok çevreden tepkiler gelirken, çok daha duyarlı bazı kesimler ise protesto eylemleri yaparak bu anlayışta olan bir vekilin derhal istifa etmesi gerektiği vurgulandı..
Tepkiler, AKP ve CHP’den de cılızda olsa gelmeye başladı..

Ne demişti Birgül Ayman Güler?

Bilindiği üzere Birgül Ayman Güler“…Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz…Değerli arkadaşlarım, AKP ve BDP iş birliğinin yaptığı şey tektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız…Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız. …” şeklinde ifadelerde bulunmuştu.

Hatırlanırsa bundan öncede Onur Öymen, ‘Dersim’de analar ağlamadımı?’ diyerek, Kürt halkına karşı sürdürülen savaşta aynen ‘Dersim Soykırımında’ olduğu gibi bir yöntem izlenilmesi gereğinin altını çizmişti.
Bu açıklaması ile Öymen, hem Kürt halkına karşı daha sert olunmasını savunuyor ve hemde üyesi olduğu partisi ‘CHP’nin Dersim Soykırımı’n daki rolü’ne vurgu yapıyordu..

Bilindiği üzere o dönemde yaygaralar koparıldı haklı olarak ve sonuçta Onur Öymen, ‘Bu fikirler benim değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün dür’ diyerek topuu, atılması gereken yere attı.
Üstelik Öymen’in ‘Dersim’de Analar ağlamadımı?’ açıklamasını en hararetli bir şekilde CHP sıralarında alkışlayanlar arasında, en ön sırada ve şimdiki CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bulunuyordu.. Dolayısıyla CHP’nin dünü ne idyse bu günüde aynıdır..

CHP’nin bu, bilinen ve onun eti-kemiğini oluşturan anlayışına ve ırkçı söylemine ben şahsen hiçmi hiç şaşırmadım..

CHP dünde böyle idi, bugünde aynıdır ve yarında aynı tezleri savunmaya devam edecektir..

‘Tek’çi, İttihat ve Terakki’ci, Dersim sanığı bu partiden başka ne beklenir?

CHP bir kez daha ‘hemde hiç çekinmeden’ gerçek yüzünü göstermiştir..

Mesele CHP’de değil, hala onun peşinden giden(ler)de..

CHP’nin Faşizm’e olan yakınlığı..
Hatırlanacağı üzere Türkiye’nin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’ta benzer sözler söylemişti.
Bozkurt, Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!” demişti.

‘Zira faşizmin resmi tarihi daha 1920 lı yıllara dayanır. Oysaki İttihat Terakkicılerin katliamcılıkarı ve etnik temizlik pratikleri, Avrupa’nın faşist yönetimlerin hem feyz kaynağı ve hemde kurtuluş örneği olmuşlardır. Yani İttihat terakki Partisinin saraydan “temiz” raporu alan kadrolarınca Ankara’da kurulan cumhurıyet yönetimi komple CHP’li ve Malta’da ki kaçırmaları el altında organize eden ekible tamı tamına örtüşmektedirler.’ İşte gerek Türkiye’nin ilk Adalet Bakanı M. Esat Bozkurt, gerek CHP’li Onur Öymen ve gerekse Birgül Ayman Güler aynı zihniyetin ve anlayışının temsilcileridirler..

İşte o gün bugündür CHP, faşizme bu kadar yakındır aslında, içindedir.. Salt, adı değşiktir.. Ancak adının önüne gelen ‘Cumhuriyet’ kavramınsa Kürtler ve Aleviler açısından ne anlama geldiği az-çok bilinmektedir..

Birgül Ayman Güler, Alevi etkinliğini de terk etmiş ..
Birgül Ayman Güler’in 10 Aralık 2011 tarihinde CHP Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile katıldığı Hacıbektaş İlçesindeki Hacıbektaş Kültür Derneği tarafından düzenlenen aşure etkinliğine Kuzey Irak’tan bir şairin katılması nedeniyle katılmayıp ilçeyi terk ettiği ortaya çıktı.

Birgül Ayman Güler’in Kuzey Irak’tan etkinliğe katılan şair – parlamenter Fevzi Ekrem Terzi’nin katıldığı yer isminin Irak değil, Kuzey Irak yazması ve yine bu parlementerin kendisinin isminin Derneğe bildirildiği şekilde davetiyeye ( W ) harfi kullanılarak yazılmasını gerekçe göstererek “PKK’lıların katıldığı etkinlik” olarak niteleyip, Hacıbektaş İlçesi’ne geldiği halde etkinliğe katılmadığı ortaya çıktı.

CHP, Soykırımların ve Katliamların gizleyicisidir
Görüldüğü üzere Aymen Güler’in sarfettiği sözler tamda kendi çapına ve partisi CHP’nin tüzüğüne, programına ve her şeyden önemlsi kurulduğu günden bu yana pratiğine uymaktadır..
CHP, yapılagelen soykırım ve katliamların hem planlayıcısı ve hemde gizleyicisi, adeta bir sibop görevide gören, devletin en derin kurumlarının başında gelmektedir..

Şimdi nedense herkes Birgül Ayman Gülere sanki gulyabaniymişçesine davranıyor.
Alın CHP’yi şöyle bir silkeleyin ve bakın göreceksiniz ki hepsi aynıdır..
Mustafa Kemal Atatürk’ten İsmet İnönü’ye, Bülent Ecevit’ten deniz Baykala ve maalesef Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar böyledir.. Kılıçdaroğlu’da kısa süre önce, ‘Kürtçe Anadil’i kaldıramayız, Ülke bölünür’ nidaları atmadımı?

Kılıçdaroğlu’ndan tam destek..
Ayrıca CHP’li Birgül Ayman Güler sarfettiği sözlerin arkasında durarak, ‘O sözlerde problem yok!’ dedi..
Meclis’te kullandığı ırkçı söylem ile tepki çeken CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeden sonra, o sözlerde problem olmadığını öne sürmesine ne demeli acaba?

Güler’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan destek aldığı kaçınılmaz görülüyor.. Görüşme sonrası Güler, ‘Biz Türk ulusu, Türk vatandaşlığı kavramlarının en iyi birleştirici kavramlar olduğu kanısındayız’ diyerek genel başkanının aldığı sonsuz desteği açığa çıkarıyor..

CHP’de değişen bir şey yok..
Şimdi bütün bu olup-bitenlerden ve CHP’nin asıl-gerçek yüzünün bilünmesine ve açığa çıkmasına rağmen kalkıp CHP’ye kızabilir, tepki gösterebiliriz ancak bununla sınırlı kalınmamalıdır..
Şimdi burada yapılması gereken en önemli, acil ve adil davranışın derhal bu ırkçı CHP’den kopuşların başlaması olmalıdır..
Başta Türkiye’li ‘Sosyal demokratlar’ olmak üzere, CHP içinde yer alan Kürtler, Aleviler derhal CHP’den uzaklaşmalıdırlar.. Sadece uzaklaşmakla kalmayıp aynı zamanda hesap sormalıdırlar..

CHP hiç değişmemiştir ve kendiliğindende değişmeyecektir. CHP’nin değişip-dönüşeceğini ve var olan sorunların çözümünde önemli bir rol oynayabileceği umuduna kapılmak veya hala bu partiyi desteklemek, Kürdün ve Alevinin harcı değildir..

CHP, tarih sahnesine çıktığı günden günümüze kadar Kürde ve Aleviye kan kusturmuştur..
Soykırımların ve Katliamların partisi CHP’nin vekillerinin söylediği sözler ve bu partinin pratik duruşu, bir anlamda onun (CHP) kendi özüne dönüşünü yansıtmaktadır..
Mesele, buna karşı geliştirilecek ve CHP’yi tarihin çöp sepetine atabilecek onurlu duruşu sergilemektir.. Unutmayalımki CHP, eğer şu anda meclis çatısı altında ise bunu başta Alevilere ve Kürtlere, birazda ‘Türk demokratlara’ borçludur..

Öyleyse şimdi bu kesimler CHP’ye bağırıp-çağıracağına derhal bu ırkçı partiden istifa etmelidirler..
Aksi halde Dersim sanığı CHP’nin kendi kanlı tarihle yüzleşebilmesi, halklara ve inançlarına yönelik anti-demokratik politikalarından ötürü bir vicdan muhasebesine girişmesi veya bu partinin demokratikleşmesi beklenilemez..
CHP’den Kopuş ve hesaplaşma mutlaka yapılmalıdır..

Alevilerden bahsedersek Sünni oyları kaybederiz

Nil MUTLUER

Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’a göre tüm hükümet-lerin ortak önemsedik-leri nokta özellikle Sünni oylarını alabilmek. Alevi meselesini gündeme getirmek riskli bir konu çünkü mevzu Sünni oyları kaçırabiliyor

Alevi meselesinin siyasi boyutunu tartışmak ister istemez Türkiye’deki siyasi kutuplaşmaları ve o kutuplaşmalarla şekillenen önyargı ve algıları da etkiliyor. 1980’lerde belirginleşen ve bugünü de etkileyen sol-sağ kutuplaşması, Alevilerin ve kendilerini Sünni olarak tanımlayanların bu kutuplaşma içerisinde yer almasına neden oldu.

Alevi, Sünni diye bahsediyorum ancak, elbette Aleviliğin de Sünniliğin de homojen bir şekilde yaşanmadığını bir gerçek. Her ikisi de, Cumhuriyet’ten bu yana devletin egemen ideolojisinin dinsel olana atfettiği değerlerle gelen hükümetlerin değerleri arasında çoğul bir halde yeniden şekilleniyor.

Sünnilikten örnek verecek olursak: Cumhuriyetin kuruluşunda modern değerlerle şekillenmiş olan “laik” Sünnilerle ki kendilerini genelde “laik” “modern” “Cumhuriyetçi” olarak tarif ediyorlar- bugün Ak Parti’nin kendisini tanımladığı “muhafazakar demokrat” değerlerle şekillenmiş Sünniler arasında epey bir fark var. Üstelik bu iki Sünnilik hali iktidarları dönemlerinde birbirlerini de ötekileştirdiler.

Siyasetin neresindeler?
Bu ötekileştirmeden Alevilere laiklik çerçevesinde düşen payı, laiklikten farklı tarafların ne anladığını,  laikliğin nasıl uygulandığını ve yaşandığını, diyanetin bu tartışmadaki rolünü gelecek bölümlerde tartışacağız. Zira, sadece Alevi meselesi değil, Türkiye’de inançla ilgili herhangi bir meseleye odaklanmak bu gibi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Ancak,  dizinin bugünkü odağı, değişen konjonktürlerle Alevilerin, siyasi kutuplaşmanın neresinde konumlandırıldıkları ve bu konumlandırmada alınan tavırlar.

Tebaa yerine yurttaşlık
Osmanlı Dönemi’nde yaşadıkları acılardan sonra bazı Aleviler, hilafet ve saltanatı kaldıran Cumhuriyet’le birlikte ‘tebaa’ yaklaşımı yerine ‘yurttaşlık’ yaklaşımının hakim olacağına inanarak rejime ve değerlerine sahip çıktılar. Ancak, Cumhuriyet tarihi yeni ayrımcılıklar tarihi olarak yazılıyor. Bu çelişkili durumu Alevilere sorduğumda aldığım genel cevap Sünnileştirilme baskılarından korktukları ve Osmanlı Dönemi’nde yaşadıklarını yeniden yaşamak istemedikleri yönünde. Bu tarihi korku bazı Alevileri, kendini Cumhuriyetin kurucu değerleriyle özdeşleştirenCHP’ye yakın bir yerde konumlandırsa da hem CHP’ye hem de diğer hükümetlere eleştirel yaklaşımlarını sürdürenler de var. 

Alevilik üzerinden siyaset
Kısaca Aleviler, açılım hakkında fikir beyan etmeye Ak Parti hükümetinin konjonktürel yön değiştirmesini eleştirerek başlasalar da bir anda Cumhuriyet tarihinde yaşadıkları benzer tavır değişikliklerini hatırlıyorlar. Onlar için bu tavır değişiklikleri de öncekilerden çok farklı değil: Değişen yerel ve uluslararası dengeler ve oy kaygısı Aleviler ve Alevilik üzerinden siyaset yapılmasına yol açmış.

SÜREKLİ CHP’YE OY VERİLMİYOR
Toplumun bir kesiminin bir siyasi partiye yakınlığı, o siyasi partinin seçim dönemlerinde destekleneceği, yani oy alacağı, anlamına geldiğinden partiler için bu gibi algılar ve yakınlıklar önemli. Alevi meselesinin siyasi boyutuyla ilgili genel algı Alevilerin Cumhuriyet kurulduğundan bu yana CHP’ye blok halinde oy verdikleri yönünde. Oysa Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan bu algını yanlış olduğunu ifade ediyor: “Alevilerin sürekli CHP’ye oy verdikleri savı doğru değil, tamamen yanlıştır. 1950-60 arasında Aleviler tümüyle Demokrat Parti’ye oy vermişlerdir. Sebep Menderes’in ve o dönemde Bayar’ın Alevi liderlerine, “biz Alevilerin reddedilen haklarını vereceğiz; merak etmeyiniz” diyerek taahhütte bulunmuş olmalarıdır. Ve bu 1958’e kadar sürmüştür.”
‘CHP’nin gayreti çok az’
Doğan’a göre Demokrat Parti’nin Amerika’ya yakınlaşmasıyla Aleviler yavaş yavaş partiden ya çekilmişler ya da tasfiye olmuşlar. Sonraki dönemde de, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana değerlerine yakınlık hissettikleri için CHP’ye yönelmişler. Ancak bu durum, Alevilerin CHP’yi eleştirmesini engellemiyor. Doğan, CHP’nin Alevilere faydası olmadığını söyleyerek en az cemeviyapan belediyelerin CHP belediyeleri olduğuna dikkat çekiyor: 
“Şunu söylemek gerekiyor, yani bir vicdani gerekçeyle ya da bir bilim adamı olarak, Alevilerin cemevlerine sahip olmaları ve orada ibadetlerini rahatça yapmaları konusundan en az gayret sarf eden parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bugün de İstanbul’da en az cemevi yapan belediyeler, CHP’nin belediyeleridir.”

 Partilerin oy kaygısı var
Hiçbir siyasi parti oy kaygısından muaf değil. Bazı Aleviler Ak Parti’nin açılım sonrası dönemden bu yana gelen söylemlerinin seçim dönemi oy kaygısıyla şekillendiğini belirtmeden edemiyorlar. Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’a göre tüm hükümetlerin ortak önemsedikleri nokta özellikle Sünni oylarını alabilmek. Bu bağlamda, Alevi meselesini gündeme getirmek riskli bir konu, çünkü mevzu Sünni oyları kaçırabiliyor. Doğan, Alevi sorunlarının çözülmesinin sadece Aleviler için değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve toplumsal huzur ortamının sağlanması için de önemli olduğunu her seferinde vurgulamış ancak, oy kaygısını geçememiş:

İnanç meselesi değil
“Sayın Başbakan da, Mesut Yılmaz Bey, rahmetli Ecevit, Tansu Hanım, Süleyman Beyefendi eski Sayın Cumhurbaşkanımız; bunların hepsine anlattım. Yani Aleviliği Türkiye’de sadece bir inanç özgürlüğü meselesi olmadığını, İslam’ın tasavvufi yorumu olduğunun bilinmesiyle ilgisi olmadığını; bu olmakla birlikte, bundan çok daha önemlisi Türkiye’de Aleviliğin yasalar önündeki eşitliği sağlanamazsa, Türkiye’de demokrasinin de yaşama şansı olmayacağını anlattım. Neden olmaz? Çünkü, Alevilere el atacaklardır. Öldürmek, vurmak, kışkırtmak, işte Maraş’ta, Sivas’ta,Malatya’da, Çorum’da gördüğümüz gibi ya da bir gün bir davulcu mahsus gidip bir Alevinin evinin önünde habire davulunu çalacaktır; zorla tahrik edip onun küfrettirinceye kadar çalacaktır. Sonunda da “vay bu Aleviler de artık baş mı kaldırıyor?” deyip Türkiye’yi birbirine katacaklardır.
Ve anarşinin olduğu bir Türkiye’de de demokrasi yaşayamaz. Bu sosyal bilimler, siyaset bilimidiye bir bilim varsa, orada değinilir demir bir yumruk çıkar ve sokağı hizaya getirir. Hakimiyetini yeniden kurmak için. Yani, sizler hepiniz siyasi partiler olarak niye bunu ille de zorluyorsunuz?
Siz demokrasinin çocuklarısınız. Yani seçim dediğimiz mekanizmaların ürünlerisiniz. Neden bunu ısrarla yapmıyorsunuz? Neden hep Alevilerin? Kaldı ki yani cebinizden çıkan bir şey de yok. Bunları sorduğumda, bana hepsi, yine sözbirliği yapmış gibi, “hocam biz Alevi konusunu eğer gündeme taşırsak Sünni oyları kaybederiz” dediler. Çok net. Çok açık.”

 Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği üzerinden ayrımcılık
Farklı kesimler sadece referandum döneminde değil, Suriye’deki iç savaşın da etkisiyle Başbakan’ın Alevilere karşı ötekileştirme söyleminin arttığını belirtiyorlar. Konuştuğum birçok Alevi Başbakan’ın bunu özelikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden yapmasını bir ayrımcılık olarak hissettiklerine değiniyor.  Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı Turan Eser ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu bunlardan bazıları. Eser’e göre “AKP kadroları ve bizzat Başbakanın “soy sop” tartışması, Suriye tartışmaları ve Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden Aleviliğin itibarsızlaştırma söylemi geliştirildi.”  Kenanoğlu’na göre ise Başbakan’ın söylemi nefret içeriyor:
“AK Parti Alevi Açılımı ile Alevilerin sorunlarını çözeceğini vaat etse de gerçek tam tersi oldu, hatta bizzat Başbakan nezdinde AKP’nin Alevilere yönelik söylemleri sertleşti. 12 Eylülreferandumundaki yargıya ilişkin söyledikleri, genel seçimlerde Kılıçdaroğlu’nun inançsal kimliğine ilişkin söyledikleri bir bütün olarak Alevilere karşı nefret içeren söylemlerdi.”

Kimlik siyaseti olunca
Aleviler ve CHP arasındaki ilişki iç içe geçmiş bir ilişki olarak algılanıyor Türkiye’de. Alevilerin bazıları bu algıdan rahatsızlıklarını belirtiyorlar. Onlara göre, hem bazı Alevilerin hem de CHP’nin bazı dönemlerindeki siyasilerin birbirlerini siyasi bir çıkar alanı olarak gördükleri dönemler oldu. Bu görüşte olanlardan biri de Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Doğan Bermek. Bermek’e göre “bazı Aleviler ekonomik, şahsi, siyasi çeşitli çıkarlar için” CHP’ye yakınlaşırken,  “CHP’nin de bir Alevilik derdi” olmadığını “oy kaygısı” olduğunu belirtiyor. Bermek, Alevi kimliğini hem siyasi partilerin kendi çoğulculukları göstermek için hem de Alevilerin siyasi alanda fırsat yakalamak için kullandığını belirtiyor.

Doğan Bermek:
Açılımdan referandum döneminde vazgeçildi
Alevi Açılımı’nda hem Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hem de dönemin Alevi Çalıştayı’ndan sorumlu Devlet Bakanı, bugünün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in samimiyetine inanan isimlerden biri de çalıştayın çeşitli toplantılarına katılan Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Doğan Bermek. Çalıştaylar öncesi Başbakan’ın Dolmabahçe’de gerçekleştirdiği toplantılarda da yer alan Bermek, çalıştay raporlarının detayları ve sonuçlarıyla hazırlandığını ve sonrasında eksik de olsa iki önemli adımın atıldığını düşünüyor. Bu adımlardan biri, din derslerinin içeriğinde Alevilik bölümünün yer alması. Bermek içeriğin eksik olduğunu kabul etse de bunun önemli bir başlangıç olduğunu vurguluyor. Bermek’e göre diğer önemli adım ise cemevleriyle ilgili hukuksal düzenlemelerin ne olabileceği üzerine Çelik’in bir çalışma yürütmesi. Somut adımlar üzerinde konuşulurken toplantı süreçlerinin uzun sürmesinin hemen ardından referandumun siyasi konjonktürü değiştirdiğini belirten Bermek, kamuyla paylaşılması planlanan raporların bir türlü kamusallaşamadığı için tarafların da adım bahsettiği iki adım dışında atamadığını da belirtiyor:

Alevi düşmanı söylemler
“Toplantılarla seçim arasındaki zaman daralınca, Faruk Bey’in de hareket alanı daraldı. Çünkü, bu toplantılar bitmeden teknik adımların atılması için bir şey yapılamazdı. Toplantılar gereğinden fazla uzun sürdü. Anayasa referandumu sırasında Başbakan Alevilere karşı bir tavır takınmaya başladı. ‘Yargıyı Alevilerden temizleyeceğim’ gibi Alevi düşmanı söylemler Başbakanın ağzından dile getirildi.”