Ana Sayfa Blog Sayfa 6444

Alevi sokağına kanlı fetvacının adı

Ali DAĞLAR

Sultanbeyli’nin yerli halka göre “Başaran”, resmi adı Yavuz Sultan Selim konulan Alevi mahallesi 4 yıldır isminin değiştirilmesini bekliyor. Yan mahallede bir sokağa “Alevilerin canları, malları, namusları size helaldir” fetvası veren Şeyhülislam Ebu Suud isminin verildiği de ortaya çıktı.

ALEVİ MAHALLESİ ÇAMUR İÇİNDEYDİ

Mahallenin ismini 4 yıllık çabalarına rağmen değiştirmeyi başaramayan, “Türkiye’de öteki olmak” ismiyle yayımladığı projede 12 şehrimizdeki “Mahalle baskısı”nı inceleyen siyaset bilimci, CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Binnaz Toprak ile konuştuk, 4 yıllık isim değiştirme mücadelesini sorduk.

* 4 yıl önce kamuoyunda mahalle baskısı diye bilinen, adı “Türkiye’de öteki olmak” adlı çalışmamız yayımlandı. Amacım; Türkiye’de İslami kesim üzerine çok araştırma yapıldığı için onun dışında kalan kesim üzerine çalışmaktı. Ekonomik tabloları farklı, AKP ve CHP oylarının kuvvetli olduğu 12 kente gittik. Sultanbeyli de İstanbul’da seçtiğimiz iki ilçeden biriydi. AKP ve tarikat koalisyonuna dahil olmayanlara gittik. Aleviler başta geliyordu. Sultanbeyli’de bir cemevi inşaatı yapılıyor dediler. Sadegül Çavuş başındaydı, o anlattı mahalleye Yavuz Sultan Selim isminin verildiğini.

* Sultanbeyli’ye gittik, belediye başkanı AKP’liydi. Baktık ana yollar, en dar sokaklara kadar asfalt. Alevilerin mahallesine girdik her taraf çamur içinde, toprak yollar. Kıştı, herhalde eski taşlar söküldü, yenisi yapılacak diye düşündüm. Meğer o mahalleye asfalt hiç girmemiş, yıllarca mahalle halkı olarak altyapı için belediyeye gidip geliyorlarmış, hiçbir sonuç alamamışlar. Size o günlerden çok acıklı bir hikaye anlatayım. Alevilerin devam ettiği bir kahveye girdik, insanlarla konuşuyoruz. Bir beyefendi kalktı, “Bir gün buraya insanları toplayacağım, sevgili Sünni kardeşlerim, siz de bizim yüzümüzden bu altyapıya sahip olamadınız diyerek özür dileyeceğim” dedi. Mahallede Sünni sakinler de vardı çünkü.

CEMEVİ SAVAŞI VE BAŞBAKAN’DAN 8 AY SONRA GELEN RANDEVU

* Sadegül’ün anlattığına göre cemevi inşaatına o zamanki belediye başkanının çıkarmadığı zorluk kalmamış. 9 tane davaları varmış, çoğunu kazandık, devam edenler var dedi. Başkan, ‘cemevi yaptırmam, iskana uygun değil’ diyormuş. Devletin sağlık ocağı, cami var, o zaman onlar da iskana uygun değil. Başkan firmalara emir vermiş, taş taşımayın, çimento taşımayın cemevi inşaatına diye. Savaş gibi bir şey demişti Sadegül. Halk olarak sokaklara dökülmüşler. Neyse sonunda o başkan değişmiş ve yapmışlar cemevini. Başbakan’dan bir randevu talep etmiştim, 6-8 ay sonra verdi. Beşiktaş’taki yerinde 1 saate yakın konuştuk. Alevilerle başladı konuşma, Başbakan dedi ki ‘Alevi sorunu eski.’ ‘Ama bugün AKP ile ilgili boyutları da var’ dedim, Sultanbeyli’yi anlattım, Yavuz Selim isminin bu mahalleye verildiğini söyledim. Telefona sarıldı, eski belediye başkanı değil, yeni bir belediye başkanı seçilmişti, yine AKP’li. Sorduğu ilk şey, ‘Oranın ismi nedir?’ oldu, bana dönüp, ‘yanlış biliyorsunuz’ demedi.

11 BİN İMZAYLA GİTTİLER, KOVULDULAR

* Mahalleli, ismin değiştirilmesini isteyen 11 bin imzayla gitmiş, halkı kovmuş eski belediye başkanı. Başbakan yeni başkana “cemevini hızlandırın” dedi. Ben de isim meselesi çözüldü diye düşündüm. Aradan zaman geçti, Sadegül’ü aradım, ‘değişmedi’ dedi. Yeni belediye başkanını aradım, ‘Yavuz Sultan Selim ismi önemli bir padişah ama Alevi bırakmamış bu topraklarda, onları rencide eden bir şey, bu ismi değiştirelim’ dedim. Belediye Başkanı, ‘Orada Sünniler de oturuyor, ismin değişmesine karşılar’ dedi. Ben tekrar, “Sünnileri rencide edecek bir isim koyun demiyorum, çiçek ismi olabilir dedim, morsalkım gibi dedim”, “Yok efendim, itiraz geliyor” dedi, sonuç alamadım.

SORU ÖNERGESİNE ALAYLI YANIT

* Aleviler şikayet ediyorlar her gün… ‘Yavuz Sultan Selim’in adını anıyoruz’ diyorlar. Geçenlerde TBMM’de Bülent Arınç’ı gördüm Bakanlar sırasında. Akil adam havasında ya hani. Gidip anlattım, o da çok hayret etti, notlar aldı, bir şey çıkmadı. Soru önergesi yazdım Başbakan’a. Bu mesele kanunen Başbakan’ın işi değil ama bugün Türkiye’de bir telefon etse, bu rezalet nedir dese ertesi gün değişir. Soru önergeme İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin imzalı gayet resmi, soğuk bir yanıt geldi. İşte belediyelerin yetkisinde, mahallenin tarihi şöyle filan, sonunda da “bir çalışma yapmadığı anlaşılmıştır” deniliyor; insanla alay eder gibi.

ALEVİLERİN VERGİSİNİ AYRI KOYSUNLAR O ZAMAN

* Sürecin ve yaşananların büyük bir zulüm olduğunu düşünüyorum. Kendim Alevi değilim, kendimi onların yerine koyuyorum, olacak şey değil. Eğer samimiyse bu iktidar, Anayasa değişiyor, ‘laiklik maddesi değişsin’ diyorlar, bu tür ayrımcılıkları bırakmaları lazım, çifte standardı bırakmaları lazım. Alevilerin vergisiyle Diyanet’in yaptıklarına bakın. O zaman Aleviler için ayrı vergi koysunlar, Almanya’da olduğu gibi, istemeyen insan kilise vergisi vermiyor orada. Kendilerine gelince yıllardır şikayet ediyorlar, vay efendim zulüm gördük, dindar insanlar dışlandı diye. Laiklik radikal anlaşıldı, belki de şarttı o dönem. Peki bugün olanlar ne anlama geliyor? Benim hakkım hukukum, ama başkasının hak ve hukukuna saygı duyma, beni delirten kısım da o.

hürriyet

Alevilik İslam Dışı Değildir

Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi (OÜİAM) ve Konrad Adenauer Vakfı’nın (KAV) birlikte organize ettiği “Aleviliğin geçmişi, bugünü ve Almanya’da Alevilik” adlı sempozyum, Berlin’de gerçekleşti.

İki gün süren sempozyumda ‘Günümüzde Alevi Kimliği’ ‘Almanya ve Türkiye’de Alevilik ve Uyum’ ve ‘Aleviliğin Kökleri’ gibi konular tarihsel ve teolojik açıdan ele alındı. Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu üyesi Aynur Küçük, “Ortak görüşümüz Hak-Muhammed-Ali çizgisinde. Kitabımız Kur’an, peygamberimiz Hz. Muhammed, imamımız Ali’dir.” sözleriyle Aleviliğin İslam dışı olmadığına dikkat çekti. Liberal Düşünce Topluluğu temsilcisi Şenol Kaluç da “Kureyşan Ocağı’ndan bir Alevi olarak şunu belirtmek isterim ki, Aleviler Hak-Muhammed-Ali derler. Bunların nasıl İslam olmadığı iddia edilir? Alevilikte oruç, namaz gibi ibadetleri reddetmek doğru değildir.” dedi. Kaluç, tarih boyunca Aleviler üzerinde siyasi oyunlar oynandığını kaydetti. Aleviliğin yazılı kaynaklarının kısıtlı olduğunu dile getiren Alevi tarihçiler ise daha çok bilimsel çalışma yapılması çağrısında bulundu.

Sempozyumun ilk gününde konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel sekreteri Ali Doğan, Aleviliğin değişime açık dinamik bir yapısı olduğunu, Hz. Ali ve Alevilik temel öğelerine sadık kalarak Almanya’da da değişimin devam ettiğini belirtti. CDU Hıristiyan-Alevi Dostluk Halkası sözcüsü Ali Yıldız da şahsi görüşü olarak Aleviliği İslam’dan daha çok Hıristiyanlığa yakın gördüğünü söyledi. Osnabrück Üniversitesi’nde Alevilik üzerine doktora yapan Pir-Dede kızı Aynur Küçük ise şunları söyledi: “Alevilik; İslam’ın çekirdeğidir, ama Sünni İslam’dan farklıdır. Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurulu üyesi olarak, ortak görüşümüz Hak-Muhammed-Ali çizgisinde. Kitabımız Kur’an, peygamberimiz Hz. Muhammed, imamımız Ali’dir.” Liberal Düşünce Topluluğu temsilcisi Şenol Kaluç da “Kureyşan Ocağı’ndan bir Alevi olarak şunu belirtmek isterim ki, Aleviler Hak-Muhammed-Ali derler. Bunların nasıl İslam olmadığı iddia edilir? Alevilikte oruç, namaz gibi ibadetleri reddetmek doğru değildir.” dedi.

‘Tarih boyunca Aleviler üzerinde siyasi oyunlar oynandı’

“Değişim sürecinde Alevilik” konulu sunumunda Kaluç, tarih boyunca Aleviler üzerinde siyasi oyunlar oynandığını ve bunun devam ettiğini belirtti. Kaluç, “Sadece Osmanlı’da değil, Cumhuriyet döneminde de Aleviler dışlanmış ve baskı altına alınmıştır. 1925 Tekke-Zaviye Yasası’nda Dedeler ve Seyitler, üfürükçü ve büyücülerle beraber anılıp tahkir edilmişlerdir. Cumhuriyet dönemi aydını diye lanse edilen Yakup Kadri, Haldun Taner, Reşat Nuri, Falih Rıfkı gibi isimlerin eserlerinde, Alevilik alçaltılmış ve sapıklık olarak gösterilmiştir. Hızlı kentleşme döneminde Alevi değerleri kente taşınamadığı için Alevilik büyük darbe almıştır. Toplumsal kargaşa oluşturmak için her yolu deneyen derin devlet, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi isimlere düzenledikleri suikastlarla istediği sonuca ulaşamayınca, Sivas’ta Madımak katliamını tertiplemiştir. 6 saat boyunca yangına müdahale edilmedi, bunu nasıl izah edebiliyorsunuz? 1960’lı yıllardan beri maalesef sağ siyaset de Alevileri dışladı. Bu büyük bir hataydı.” dedi.

Aşka dayalı Alevi-Sünni evliliklerinde sorun yaşanmadığını söyleyen Doç. Dr. Mehmet Ali Balkanlıoğlu, “Çünkü evlenen erkek de kadın da kendi inançlarıyla yaşamaya devam ediyor. Ama anne-babaya sorulduğunda eğer çiftlerden biri yanındaysa olumlu cevap veriyor, yalnızken “Olmasaydı daha iyi olurdu.” cevaplarına da rastlanıyor. Bazıları bunu “kanın bozulması” diye bile algılayabiliyor.” dedi.

Açılış konuşmalarını Avrupa Parlamentosu eski Direktörü Hans-Gert Pöttering ve OÜİAM Direktörü Prof. Dr. Bülent Uçar’ın yaptığı programı çok sayıda Alevi ve Sünni izleyici takip etti. Federal İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Dr. Ole Schröder da “Almanya’da azınlık dinlerinin desteklenmesi” konulu bir konuşma yaptı. Açılış konuşmalarından sonra Alevilik inancına ait deyiş ve nefeslerden örnekler sunuldu.

‘Yazılı kaynaklar için daha çok bilimsel çalışma yapılmalı’

“Aleviliğin köklerine tarih ve dinbilimi açısından bakış” oturumunda Doç. Dr. Hüseyin Özcan Hacı Bektaşi Veli’nin Alevi Bektaşiliğinin kurucusu olmadığını, ama Anadolu Alevilerinin hepsinin saygı duyduğu bir Pir olduğunu belirtti. Özcan, “Alevilikte sözlü geleneğin yanında yazılı metinler de var. Fakat harf inkılâbından dolayı bunlar okunamaz ve anlaşılamaz hale geldi. Bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç var.” dedi. Alevi tarihçi Doç. Dr. Rıza Yıldırım ise şunları kaydetti: “Safevilik, Kızılbaşlığı değil, Kızılbaş hareketi Safeviliği doğurdu. Kızılbaş hareketinin bir parçası Tebriz’de devletleşti. Ama daha sonra Safevilik değişime uğradı. Bu hareket Anadolu’da başka bir kadere sahip oldu. Bir Alevi tarihçi olarak ifade etmeliyim ki; ‘Aleviliğe ait tarihi yazılı kaynaklara ulaşmak maalesef çok zor ve kısıtlı. Alevilik tarikat mı? Din mi? Mezhep mi?’ sorularıyla karşılaşan Aleviler, kendisini tarif edemediği için şok oluyor. Geleneğin içindeki Alevi gençler bu konuda akademik çalışma yapmalı. Şu da unutulmamalıdır ki; inanç akademisyenlere değil, kanaat ve inanç önderlerine tâbi olmakla gerçekleşir.”
 
ZAMAN

Alevilik ve Nusayrilik arasındaki farklar

Alevi Enstitüsü eski başkanı Prof. Cengiz Güleç, Anadolu Alevilerinin Suriye’deki son gelişmelerde Esad rejiminden yana tavır almalarını ‘Mesele sadece inançsal değil, ideolojik. Alevilerin çoğu sol ideolojiye yakındır. Baas da sol renkli bir rejim. Filistin konusunda da en çok direnen ülke. Bence de Ortadoğu’da anti emperyalist son kaleyi yıkıyorlar’ sözleriyle özetliyor.

Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’ın sorularını yanıtlayan Güleç, Anadolu Aleviliği ve Nusayrilik arasındaki farkları anlattı.

NUSAYRİLER DAHA KATI

Nusayrilerle Anadolu Alevileri arasındaki fark nedir?
Nusayrilerin yaklaşık nüfuslarının 1 milyon civarında olduğu varsayılır. Ağırlıklı olarak Tarsus, Adana, Samandağı, Mersin, Antakya’da yaşarlar ve kendilerini daha has Alevi kabul ederler. Arap soyundan geldikleri ve Hz. Ali de Arap olduğu için, Ehlibeyit soyundan gelme ve seyitlik meselesinde daha doğrudan bir ata ilişkisi kurarlar. Nusayrilerde kutsal silsile, hiyerarşik yapı daha katı. Cemlere katılım orijinali itibariyle yabancıya kapalıdır ama bugün bizde artık yabancı da Cem’e giriyor. Oradaki cemlerde kadın ve erkek ayrı ayrı; bizde değil. Nusayrilik’te sır meselesi çok önemli.

40 KAPI 40 MAKAM

Bu Bektaşilik’te 4 kapı 40 makam meselesinde de var. Yani sadece Alevi ana babadan doğmak yetmiyor. Bir toplulukta yetişkin bir Alevi kabul edilmek için tarikat kapısına girmeniz gerekir. O inançta kamilleştikçe olgunlaşma düzeyine uygun sırlar da mürşitler tarafından verilir. Nusayrilikte bunlar daha sıkı tutuluyor. Sünni İslam’la ortak fikir ve inançları daha sıkı, daha yaygındır. Mesela Nusayriler arasında Sünni İslam’ın oruç, namaz, hacca gitmek gibi ritüellerine sıkça rastlarız. Anadolu’da Türkmen Sivas’ta, Isparta’da, Burdur’da, Balıkesir’de Alevi köylerinde ‘Dem’ adı altında dedenin desturuyla belli dozda alkollü içki içilir. Nusayrilerde bu kesinlikle yok. Hz. Ali figürünün önemi açısından da büyük bir fark var.

HZ. ALİ TANRISAL

Nasıl bir fark var Hz. Ali bakımından?
Irak’ta da, Suriye’de de ‘Aliullah’, yani ‘Ali Allah’ kavramı var. Anadolu Aleviliği’nde Ali çok önemli olmakla beraber, Allah’la özdeş bir figür değil. ‘Hak, Muhammed, Ali’ üçlemesi, birlik/tevhit diye bilinir. Bizim için Ali velidir, velayet makamının piridir. Nusayrilerdekiyse tanrısallaşmış bir figürdür. Bu Irak ve Kakailerde de böyledir. Sonuçta, temel teolojik konularda farklılıklar olmakla beraber –etnik aidiyeti ne olursa olsun- Alevilikte 3 ortak ilke var: Eline, diline, beline sahip çık.

Alevilik neden bu kadar farklılık gösteriyor?
Bizim bugün Alevilik dediğimiz inanç topluluklarının homojenize olması neredeyse 16’ncı, 17’nci yüzyıldan sonradır. Atalarına, öncülerine baktığınız zaman Melamilik, Kalenderilik, Haydarilik gibi Hıristiyan heteredoks grupların da dahil olduğu- çok değişik heteredoks gruplardır. Osmanlı’nın son dönemlerinde Anadolu’ya baktığınız zaman bugün bizim İslamcıların iddia ettiği gibi bir yapı değil; heterodoks inanç gruplarını görürsünüz. Anadolu halk İslam’ı son derece gevşekti. Bu nedenle Alevi ve Sünni köyleri yan yana yüzyıllarca yaşayabildi. Bugünkü Diyanet’in veya radikal İslamcıların temsil ettiği İslam’la hiçbir ilgisi yoktu. O nedenle Anadolu Müslümanlığı diye farklı bir İslam türünden bahsetmek bile mümkün. Anadolu 12, 13’üncü yüzyıldan Cumhuriyet’in ortalarına kadar heteredoks topluluklar cennetidir.

Alevilerle İran Şiileri arasında nasıl bir ilişki var?
Ehlibeyt, Hz. Ali, 12 İmam meselesine bağlılık dışında Anadolu Alevilerinin Şiilikle hemen hemen hiçbir ortak noktaları yoktur. Biz bugün Vahabilik veya Selefilik gibi Sünniliğin en Ortodoks yorumunu rahatsız edici buluyorsak, Şiiliğin yorumu da bundan farklı değil. Şiiliğin temel dayanağı imam meselesidir. İmamlara da tanrısallık atfedilir, Hz. Ali ve onun soyundan gelenlerin siyasal erk sahibi, hüküm verici olma iddiası, arzusu 7’inci yüzyıldan beri vardır ve bunlar dönem dönem İran’da yaşamıştır. Şu anda da o tarihi geleneğin bir parçasını görüyoruz. Anadolu Aleviliği’nde siyaset ve din arasında böyle bir ilişki yoktur.

Cemevinde törene yeni formül

Şırnak ’ın Beytüşşebap İlçesi’nde çıkan çatışmada şehit olan Uğur Sağdıç için cemevinde ve şehir meydanında iki ayrı tören düzenlenmesiyle gündeme gelen ‘ayrımcı’ uygulama, Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu gündemine taşındı.

Komisyonda ‘Din, Vicdan ve İnanç Özgürlüğü’ maddesi üzerinde tartışmalar sürerken BDP ’li Sırrı Süreyya Önder , bu tür ayrımcılıkları engelleyen bir hüküm konması gerektiğini savundu. Diğer partilerin temsilcilerinin de bu teklife sıcak baktığı ve maddeye eklenen bir madde ile benzeri sorunların çözüleceği öğrenildi. Tokat Turhallı olan Sağdıç’ın cenazesi önce Yavşan Cemevi’ne getirilmiş, buradaki törene Tokat Valisi hariç hiçbir yetkili katılmamıştı. Daha sonra yetkililerin isteği üzerine şehir meydanında ikinci bir tören düzenlenmişti.

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu yeni anayasanın yazım çalışmaları çerçevesinde “Din, Vicdan ve İnanç Özgürlüğü” maddesini ele alıdı. Komisyonun geçen cuma günkü görüşmelerinde, Şırnak ’ın Beytüşşebap ilçesinde çıkan çatışmada şehit olan Uğur Sağdıç için yapılan cenaze töreninde yaşanan ayrımcılık komisyon gündeminde tartışıldı.

Sağdıç için cemevinde yapılan törene askeri yetkililerin katılmayarak daha sonra cenaze namazının kılındığı ikinci bir tören yapıldığını anımsatan BDP ’li üye Sırrı Süreyya Önder , bunun bir ayrımcılık olduğuna dikkat çekti.

Önder, “Kamusal alanda dini tarif etmek bu ülkede devletçi bir gelenektir. Bunu önce Kemalistler yapardı. Sonra AKP devraldı. Cemevinden asker cenazesinin kalkması tartışıldı. O cenazenin nereden kalkacağı bile tartışma konusu olabiliyor. Bizim Din ve Vicdan Özgürlüğü bahsini düzenlerken, devletin dine bu şekilde müdahil olmasının önüne geçecek düzenlemeleri de yapmamız lazım” dedi. Önder’in bu önerisi, madde metninde anlaşamayan diğer partilerin komisyon üyelerince de desteklendi. Bu tür manzaraların yeniden yaşanmaması için madde metnine bir cümle eklenmesine görüşü ağırlık kazandı. (Radikal/ Rifat Başaran)

“Aleviler müslümandır” sözünün inandırıcılığı var mı?

Dr. Hüseyin DEMİRTAŞ

Yüzyıllardır “Alevilerin katli vaciptir. Bir Alevi öldüren 10 kâfir öldürmüş kadar sevap kazanır. Alevi’nin-Kızılbaş’ın canı-malı, ırzı ve namusu Müslüman’a helaldir” fetvaları verenlerin torunları bugün çok değişti. Dünün Şeyhülislam’ı durmadan yayınladığı fetvalarla Alevilerin Müslüman olabilmeleri için önce Hıristiyanlık gibi semavi bir dine girmeleri ve sonra şahadet getirmek şartıyla ancak Müslüman sayılabileceğini ısrarla vurgularken, günümüzde bu makamın karşılığı olan Diyanet İşleri Başkanı her ağzını açtığında “Aleviler Müslüman’dır. Bizim ayrımız gayrımız yok. Allah’ımız, kitabımız, peygamberimiz bir. Aramızdaki fark soğan zarı kadardır” diyor. Dün Aleviler gerek gönüllü gerek baskıdan dolayı “Biz de Müslüman’ız. Hatta İslam’ın özüyüz” demelerine rağmen yine de çok büyük zulüm ve katliamlara maruz kaldılar. Oysa Aleviler dün olduğu gibi bugün de çoğunlukla İslam’ın emir ve yasaklarına uymuyor ama geçmiş asırların şeyhülislamlarının günümüzdeki temsilcileri Alevi uyanışı başladığından beri “Aleviler Müslüman’dır” sözünü ağzından düşürmüyor.

Sahi ne değişti düne göre de, Alevileri Müslüman saymaya başladınız? Hâlbuki sizler, Alevilere, “Kızılbaş, kâfir, dinsiz, mülhit, Rafızî; kestiğiniz, pişirdiğiniz yenmez” diye saldırırken de, onlar “Bizler Müslüman’ız. İslam’ın özüyüz” şeklinde karşılık veriyorlardı. Şimdi de aynı cümleyi tekrarlıyorlar ve aynen dün olduğu gibi bugün de, camiye gitmiyor, ramazanda oruç tutmuyor, 4 halifeden üçüne lanet okumaya devam ediyor. Aleviler aşağı yukarı aynı kalırken ne oldu da sizler birden değiştiniz? Yoksa samimi bir şekilde değişmediniz de sadece ağız ve taktik mi değiştirdiniz?

Söyleyin Sayın Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, anlı şanlı ilahiyat profesörleri, günümüzün modern âlimleri ve müçtehitleri; yoksa Alevilere İslam çatısı altında yeni bir yer mi açtınız? Sünni âlimlerin (El-Ezher ulemasının) Mısır’da bundan yaklaşık 100 yıl önce toplanarak daha önce hak mezhep sayılmayan Şiiliği nihayet kabul ettiği gibi, sizler de Aleviliği artık “hak mezhep” olarak ettiniz de bizim haberimiz mi yok?

Oysa sizler her ne kadar lâfzen yorulmadan “Aleviler Müslüman’dır” türküsünü söyleyip dursanız da, Aleviliğe bırakın ayrı bir din olmayı, mezhep ve tarikat olmayı bile çok görüyorsunuz. Neymiş Alevilik size göre? Bir “meşrep”miş? Sözlükte meşrep; kişilik, hal, duruş anlamında geçen Arapça bir kelimedir. Bu özellikleri itibariyle yetersiz kişilere hafif meşrep denir diye ekleniyor. Buna göre herhalde Aleviler Müslüman ama işte öylesine biraz dozajı düşük hafif meşrepler öyle mi? Meşrep kelimesinin dünya ilahiyat, din bilimleri, hukuk ve siyaset literatüründe var mı bir karşılığı? Yok! Peki, inançlar neye göre sınıflandırılıyor dünyada?

Hem geçmişte hem de günümüzde bir inanç, diğer din ve inançlarla benzerliklerine bakarak değil de, benzemezlikleri ve farklılıkları göz önünde bulundurularak ya din, ya mezhep veya tarikat olarak tanımlanıyor. Tamam, Aleviliğin İslam’la benzer ve ortak yanları olduğunu kabul ediyoruz. Ya aradaki yüzde 80’e varan devasa farklılıkları nereye koyacağız? Yoksa yine bizlerin haberi olmadan bu farklılıkları tolare eden bir İslam yorumu mu geliştirdiniz? Aleviliğe demi Şia gibi hak mezhep statüsü tanıdınız? Cem evlerini, “cümbüş evi”, kültür evi; cemi ile semahı kültürel ve folklorik faaliyet değil de, cem evini aynen cami, kilise ve sinagog gibi bir ibadethane ve de cemi-semahı namazla eşit ve eşdeğer bir ibadet olarak mı kabul ettiniz? Bildiğim kadarıyla hayır ve bin kere hayır! Zira söylem ve uygulamalarınızda buna dair en küçük bir işaret yok. Ya ne var? “Aleviler Müslüman’dır ama aynen bizler gibi davranır da, camiye gelir, ramazanda oruç tutarsa Müslüman’dır”, “Cem evi camiye alternatif olamaz”, “İslam’ın bir tek ibadethanesi vardır, o da camidir” dayatması bütün hızıyla sürüyor!

Sizler Başbakanıyla, Diyanet’iyle, Danıştay’ıyla, bilumum diğer devlet kurumları ve bürokrasisiyle söz birliği etmişsiniz ve durmadan cem evlerinin ibadethane olamayacağına dair fetva ve kararlar veriyorsunuz. Bunları her gün kamuoyuna deklare ediyorsunuz. Buna karşılık cem evlerinin hala hiçbir resmi statüsü yok ve gecekondu muamelesi görüyor. Cem ibadeti ve bu esnada dönülen semahlarımız “folklor”, saz eşliğinde söylenen nefes ve deyişlerimiz “türkü-şarkı” olarak yaftalanmaya devam ediyor. Kısaca sizlerin Aleviliğe ve Alevilere bakışınızda, onlara karşı duruşunuzda ve tavırlarınızda düne göre söylem değişikliği dışında bir farklılık göremiyoruz. Ya ne görüyoruz? Alevileri ve Aleviliği olduğu gibi tanımama ve kabul etmeme; onlara üstten, aşağılayıcı ve burnu büyük bakış açısı her gün tanık olduğumuz sıradan bir muamele haline gelmiş durumda. Sizlerdeki bu duruş ve tavrın değişeceğine dair bir umut ve işarette ne yazık ki ufukta görünmüyor.

Hal ve gidişat buysa, o zaman Alevilerden neyi bekliyorsunuz? Tabii ki, iyi birer Sünni olmalarını, camiye gitmelerini, 30 gün oruç tutmalarını ve bu ülkenin resmi dini Sünni İslam’a ve onun en büyük kurumu Diyanet’e biat ve itaat etmelerini istiyorsunuz. İstemekle kalmıyorsunuz, bunu 90 bin caminizle, 100 bini aşkın din görevlinizle, sayısız Kur’an kursunuzla, şimdi tüm eğitim kurumlarına yaygınlaştırdığınız imam-hatip müfredatlı okullarınızla, ilahiyat fakültelerinizle Alevilere dayatıyorsunuz. Üstüne üstlük tüm okullarda sadece Sünni Müslümanlığı anlattığınız zorunlu din dersleri, güya seçmeli Hz. Muhammed’in Hayatı ve Kuran-ı Kerim Dersi ile de Alevi çocuklarının beyinlerini yıkıyorsunuz. Onları kendi inanç ve kimliklerine yabancılaştırmaktan utanmıyorsunuz. Bütün bu olup bitenlerden sonra bizler size niye inanalım? Nasıl sizlere güvenelim de, “Ha tamam, bunlar bizleri olduğumuz gibi kabul edip öyle Müslüman sayıyorlar”, “Nihayet Alevilik olduğu ve yaşandığı şekliyle İslam’ın bir kolu ve şubesi haline geldi” diyelim?

Nitekim işte bu yüzden “Aleviler Müslüman’dır. Ayrımız gayrımız yok” sözlerinin benim ve Alevilerin ezici çoğunluğunun nezdinde hiçbir anlam ve önemi yoktur.  Bunlar pek çoğumuzun gözünde birer tuzak ve taktikten ibarettir. Bazı kafası karışık ve karıştırılmış, yasakçı, inkârcı, manuple edici, asimilasyoncu politikalar ve uygulamalar sonucu kimliğine uzak ve yabancı kalmış Alevileri “avlama” operasyonundan başka bir şey değildir. Bizim gözümüzde sizler, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Sünni egemenleri ve muktedirleri, dün Alevileri katlediyordunuz; bugünse Aleviliğin içini boşaltarak, Aleviliği kendinize göre tanımlayarak ve de bu ülkede İslam’ın sadece Sünni-Hanefi yorumunu tek doğru ve gerçek İslam diye dayatarak Aleviliği katletmeye çalışıyorsunuz. Dilinizden düşürmediğiniz tüm “Aleviler Müslüman’dır” söylemlerine rağmen, Alevilerin büyük çoğunluğu sizlere inanmıyor, inanamıyor. Zira ikiyüzlüsünüz. Samimi değilsiniz. Söylemleriniz başka, politika ve icraatlarınız bambaşka…

Sizler, Alevileri dağ başlarında yaşadıkları için yüksek İslam’ın nurundan mahrum kalanlar, bu yüzden zamanla namaz kılmayı oruç tutmayı unutmuş cahil cühela takımı olarak gördüğünüz müddetçe, “Siz de Müslümansınız. Kardeşimizsiniz” sözlerinize kimse inanmayacak, kanmayacak ve ikna olmayacaktır.

Ta ki, bir Diyanet İşleri Başkanı, bir müftü, bir ilahiyatçı çıkıp, “Aleviler namaz kılmasa da, ramazanda oruç tutmasa da, sadece cem evine gitse de Müslüman’dır; onların Müslümanlık yorumu-anlayışı başkadır ve o haliyle bizim kabulümüzdür. Buna saygı gösteriyoruz. Alevilerin Müslüman sayılabilmeleri için bizim gibi inanıp yaşamalarına gerek yoktur. Cem evi de cami gibi İslam’ın bir ibadethanesidir. Cemler ve semahlar da bizzat namaz gibi İslam’da muteber birer ibadet biçimidir” diye ilan edinceye kadar sürecek bu inanmama ve ikna olmama tavrı. Bu da yetmez, hükümet, devlet ve Diyanet eski politika ve icraatlarını tamamen değiştirecek. Cem evlerini resmen tanıyacak, Alevi köylerindeki camiler kapatılacak, imamlar geri çekilecek; din dersleri ya tamamen kaldırılacak veya Alevi-Sünni diye ikiye ayrılarak ama seçmeli olarak verilecek. Alevilere karşı yapılan tüm katliamlardan ve günümüze kadar sürdürülen asılsız önyargı ve iftiralardan dolayı resmen özür dilenecek, yakın geçmiştekilerin failleri bulunacak ve cezalandırılacak. Devlet Alevilere ve Aleviliğe, geçmişteki kayıpların telafi edilmesi için bir süre pozitif ayrımcılık uygulayacak vs.

İşte o zaman ben ve pek çok Alevi inanıp, ikna olacak ve tüm bu icraatları hayata geçiren politikacı, Diyanet yetkilisi ve yöneticinin makamı önünde hem alnından hem de ellerinden öpmek için sıraya girecektir. Gururla Alevi-Müslüman olduğunu söyleyecektir. Bunu şimdiki Başbakan Tayyip Erdoğan yaparsa da, inanıyorum ki AKP Alevilerden beklemediği yükseklikte bir oy alabilecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!

Ancak sizler bunları yapmıyorsanız ve Alevileri nefret söylemiyle her gün ötekileştiriyor, dışlıyor, devletten ve bürokrasiden tasfiye ediyorsanız; “Aleviler Müslüman’dır” sözünüz sadece Alevileri avlamayı ve asimile etmeyi amaçlıyorsa, işte orada durunuz!

Sizler, Alevi’ye ve Aleviliğe meşru ve resmi bir statü vermiyorsanız, cem evini hala tanımıyorsanız, ancak gizliden gizliye sizler gibi inandıklarında ve yaşadıklarında Müslüman sayacaksanız; Alevilerin de kendilerine göre arayışlara girmesine kızmayacaksınız. Sizler bu söylem ve politikalarınızı sürdürdüğünüz müddetçe, Aleviler de hakları için mücadeleye devam edecekler. Sizin dil ucuyla söylediğiniz, “Sizler de Müslümansınız” laflarına inanmayacaklar ve İslam’dan ayrı ve bağımsız bir din olma hakkını elde etmek için çalışacaklardır. Buna da karşı çıkmaya, Alevileri bölücü, birliğimizi-dirliğimizi bozan unsurlar olarak görmeye hakkınız yok. Çünkü sizler “Aleviler Müslüman’dır” derken samimi değilsiniz. Bu söylemin altında pek çok art niyet ve kirli amaç gizli. Siz kodamanlar Alevileri nasılsa öyle kabul etmeye yanaşmadığınız gibi, Numan Kurtulmuş’un kendi geçmişini inkâr edip, HAS Parti’yi kapatarak AKP’ye iltihak ettiğine benzer şekilde, Alevilerin de aynen bin yıllık geçmişlerini, atalarının mirasını yok sayıp kendilerini, inanç ve ibadetlerini kısaca Aleviliklerini unutarak, feshederek Sünni-Müslümanlığa katılmalarını bekliyor ve zorunlu koşuyorsunuz.

Halep ordaysa, arşın burada! Siz Alevilere böyle yaklaşırsanız ve ısrarla onları Alevi olarak inanma ve yaşama, yeni nesline bu inancı bozmadan devretme, onları kimliğini korkmadan söyleme gibi en temel haklardan mahrum ederseniz; Alevilerin de kendilerini koruma, meşru müdafaa geliştirme ve sizlerin davet ettiği inanç çatısı altına girmemekte direnmesi analarının ak sütü kadar helaldir. Aleviler hiçbir zaman sizlerin istediği gibi Müslüman olmamaya kararlıdırlar.

O halde ya onları oldukları gibi Müslüman kabul edeceksiniz, ya da onlar siz onlara İslam içinde kendilerini inkâr etmeden ifade edebilecekleri bir alan açmadığınızdan dolayı yine de İslam ile olan bağ ve yakınlıklarını koruyarak, Aleviliği İslam’dan ayrı ve bağımsız bir din olarak ifade etmeye ve örgütlemeye çalışacaklardır. Böyle bir şey teoride ve pratikte mümkün müdür? Mümkündür. Zira Almanya’da daha 2003 yılında Alevilik 64 sayfalık bir bilirkişi raporuna dayanarak İslam’dan ayrı ve bağımsız bir din, cem evi de onun ibadethanesi olarak resmen kabul edildi. Hem de Aleviliğin İslam ile olan bağ ve yakınlıkları yok sayılmadan gerçekleşti bu tanınma…

Darısı bizimkilerin başına!

 

Butzbach, 4 Eylül 2012

 

Sarıgazi’de halk festivali programı beli oldu

Her yıl geleneksel olarak Mücadele Birliği, BDP, DHF, ESP, AKA-DER, Partzan, Çıra Kültür Sanat Merkezi tarafından organize edilen Sarıgazi Halk Festivali 12 Eylül günü başlıyor. 16 Eylül’de sonuçlanacak olan festivalin programı şöyle:

12 EYLÜL ÇARŞAMBA
TULUM DİNLETİSİ
SİNEVİZYON (ANADOLUNUN İSYANI, HESLERE HAYIR)
ADRES: kemal Türkler mah. Muhtarlık arkası kazım koyuncu (büyük) park
SAAT: 19.30

13 EYLÜL PERŞEMBE
PANEL
KENTSEL DÖNÜŞÜM, YIKIMLAR VE SOSYAL YAŞAMA ETKİLERİ
TMMOB TEMSİLCİSİ
AVUKAT ZİYA ÇELİK
GÜLSUYU-GÜLENSU GÜZELLEŞTİRME DERNEĞİ BAŞKANI ALİ ŞENGÜL
YIKIM TANIKLARI
MÜZİK DİNLETİSİ- GRUP KARDEŞLER
YER: samandıra Akpınar mah. Özgürlük meydanı
SAAT: 19.30

14 EYLÜL CUMA (CİNSEL ULUSAL SINIFSAL SÖMÜRÜYE KARŞI SOKAĞA EYLEME ÖZGÜRLEŞMEYE)
12:00 FOTOĞRAF SERGİSİ
17:30 DEVİNİM TİYATRO ATÖLYESİ
19:00 ÜÇLER MARKET ÖNÜNDEN YÜRÜYÜŞ
19:30 PANEL (KÜRTAJ, SAVAŞ VE KADIN EMEĞİNE DÖNÜK SALDIRILAR)
AVUKAT SEVİNÇ SARIKAYA
KADIN SAGLIĞI UZMANI
GREVDEKİ THY İŞÇİLERİ
ADRES: demokrasi cad. girişi

15 EYLÜL CUMARTESİ
PANEL
ORTA DOĞUDA SİYASAL DURUM VE SAVAŞ
TEMEL DEMİRER
AHMET HACELİŞİ K.
ADİL OKAY
YER: festival alanı
SAAT: 16.00
TİYATRO
TİYATRO SİMURG (YAZ Kİ BAHAR OLSUN)

FESTİVAL AKŞAM PROGRAMI
ERDOGAN EMİR
PINAR AYDINLAR
SİMURG MÜZİK TOPLULUĞU
RABZAN BELAGAD
GRUP İSYAN ATEŞİ
DENGBEJ
SEMAH (HUBYAR SULTAN CEM EVİ)

16 EYLÜL PAZAR
PANEL
ALEVİLİĞİN DEVLETLE OLAN SORUNLARI
ŞÜKRÜ YILDIZ (TV 10 GENEL KORDİNATÖRÜ)
TAYFUN BUDAK (PSAKD GYK ÜYESİ)
ALİ KENANOĞLU (HUBYAR SULTAN GENEL BAŞKANI)
YER: festival alanı
SAAT: 15.00

TUTSAK ÖĞRENCİLER İÇİN YÜRÜYÜŞ
SAAT: 18.30
YER: Üçler Market Önü

FESTİVAL AKŞAM PROGRAMI:
EMEĞE EZGİ
KOMA ÇİYA
GRUP MUNZUR
CİHAN ÇELİK
GRUP VARDİYA
YÇKM HALK OYUNLARI
TULUM DİNLETİSİ

NOT: FESTİVAL AKŞAM PROGRAMLARI 18:00 DAN İTİBAREN BAŞLAYACAKTIR

Pir Sultan Abdal Derneği Başkanından Açıklama

Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Pir Sultan Abdal Cem ve Kültür Evi’nde basın toplantısı düzenledi.

Bülbül, AK Parti hükümetinin iktidar olduktan sonra ilk önce “Alevi açılımı” adı altında bir dizi çalıştaylar yaptığını, fakat Alevi açılımında gelinen noktada Madımak katillerine zaman aşımı vermek Adıyaman, Erzincan, Gaziantep, İzmir, Didim, İstanbul gibi yerlerde sistematik olarak Alevilere karşı yürütülen politikalarda kapılarının işaretlenmesi ve Başbakan’ın cemevleri için “ucube” kavramlarını kullanma noktasına geldiklerini söyledi.

Alevi açılımına benzer şekilde “Kürt açılımı” diye bir politikanın da başlatıldığını belirten Bülbül, birçok belediye başkanı, birçok politikacı ile beraber yaklaşık 10 bin insanın tutuklanması ile Kürt açılımında son noktaya geldiklerini ifade etti. Bülbül, “Kürt açılımında da tamamen bir fiyasko söz konusu. Ermeni açılımı, Roman açılımı, ha keza AK Parti’nin sistematik politikalarının bir sonucu olarak inkarcılık noktasına gelmiş durumdayız.

30 Eylül’de TBMM’nin açılışından bir gün önce Ankara’da yüz binlerce insanla yapacağımız mitingin akabinde taleplerimizi Meclis’e ileten komisyon oluşturacağız orada. Başbakan nefret suçu işliyor. Son olarak genişletilmiş il başkanları toplantısında söylediği ‘Biz Selahattin-i Eyyubi Türbesi’nde dua okuyacağız, Emevi Camii’nde namaz kılacağız’ gibi tabirleri Osmanlı fetihçiliğinin günümüze indirgenmiş şeklinden başka bir şey değildir. Görüyoruz ki yeni anayasa tartışmaları da dahil olmak üzere hükümet ve Başbakan gerginlik politikasını, inkar politikasını gün geçtikçe tırmandırıyor” dedi.

“90’LI YILLARDAN BU YANA DÖN DOLAŞ AYNI NOKTAYA GELDİK”
Diyarbakır’da basın toplantısı yapıp Kürt sorununa değinmemenin Seyit Rıza’nın tabiri ile ‘ayıp ve günah’ olacağını kaydeden Bülbül, “Alevi kurum ve kuruluşları olarak özellikle Kürt sorunu ile ilgili olarak son zamanlarda yaşananlarla ilgili olarak yaşanan gerginliğe bir çözüm bulunması, operasyonların durdurulması, çatışma ortamının ortadan kaldırılması, demokratik diyaloğun, barışçı politikanın gerçekleştirilebilmesi için bunun gerekli ve elzem olduğunu düşünüyoruz. Başbakan bunlara hizmet edeceğine BDP milletvekilleri hakkında dokunulmazlıkların kaldırılacağı, Meclis’ten çıkarılacakları ve benzeri gibi politikalar ifade ediyor” diye konuştu.

90’lı yıllardan bu yana dönüp dolaşıp aynı noktaya geldiklerini söyleyen Bülbül, şöyle devam etti: “Dön dolaş aynı inkar, nefret, şiddet dili bu Türkiye’ye de, hükümete de, topluma da hiçbir şey kazandırmaz. Her gün asker canlarımızın, gerilla canlarımızın cenazelerinin gelmesi, her gün anaların ağlaması artık dayanılacak bir nokta bırakmamıştır. Son olarak Afyon’da meydana gelen patlamanın ne olup olmadığı konusunda bir hükümet yetkilisi, bir devlet yetkilisi elle tutulacak bir açıklama dahi yapamamaktadır. Son 2-3 gün içerisinde Türkiye’de çatışmalarda, deniz kazalarında, trafik kazalarında ve benzeri nedenlerle ölen insanların çetelesini tutmak mümkün değil.

Başbakan kendi ülkesini, kendi toplumunu, Türkiye’deki Kürtleri, Alevileri, ötekileştirilmişleri adeta bir kenara iterek Osmanlıcılığa, küçük emperyalizmciliğe soyunarak adeta Amerika, AB bağlamında bunun koçbaşı olma yolunda bir politika yürütmektedir. Sokakta ipini koparmış ırkçı faşistler bundan vazife çıkarıp bizim şubelerimize, insanlarımıza saldırmaktalar. Alevilerin bu saldırılar karşısında hükümetten, Diyanet’ten, yargıdan, polisten, benzeri kuruluşlardan gelen saldırılar karşısında meşru savunma hakkı doğmuştur. Bizim meşru savunma hakkımız örgütlenmedir, dayanışmadır, sokağa çıkmadır, kitleselleşmektir. Bu faşizan baskılara karşı tepkimizi göstermek ve birbirimizi korumaktır.”

Cemevi provokasyonundan polis çıktı

İstanbul’un Pendik ilçesinde cemevine giderek polis olduklarını söyleyip tehdit ettiği iddia edilen iki kişiden biri gerçek polis çıktı.

Pendik Cemevi’nde önceki gün meydana gelen olayda cemevi yetkilileri, polis olduğunu söyleyen iki kişinin bulundukları binaya gelerek şüpheli hareketlerde bulunduğu yönünde şikayette bulundu.

Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından olayla ilgili başlatılan soruşturmada polis, cemevine gelen kişilerin peşine düştü.

Gasp Büro Amirliği dedektifleri cemevine geldiği tespit edilen Sabiha Gökçen Havaalanın’da çalışan polis memuru M.K. ile kuaför arkadaşı Ö.Y.’yü yakaladı.

Asayiş Şube Müdürlüğüne getirilen polis memuru M.K. “Arkadaşımla birlikte cemevinin önünde kız arkadaşlarımızı bekliyorduk. Onlar gecikince arkadaşım “ben daha önce hiç cemevine girmedim. Bir bakalım mı?’ dedi. Birlikte içeri girdik. Cemevinde bulunan yetkiliyle Alevilik konusunda konuştuk. Konuşma sırasında kendimi tanıtıp polis olduğumu ve çalıştığım yeri bile söyledim. Daha sonra bize geç olduğunu cemevini kapatacağını daha münasip bir zamanda tekrar gelirsek çay içip yine konuşabileceğimizi söyledi. Daha sonra vedalaşarak oradan ayrıldık” dedi.

Polis memuru M.K. Cemevi yetkililerinin daha sonradan niye şikayetçi olduğunu bilmediğini sözlerine ekledi.

Öte yandan Cemevi yetkilileri Asayiş Şube Müdürlüğüne gelerek polis memuru M.K. ile Ö.Y.’yi teşhis etti.

Polis tarafından şikayetle ilgili ifadeleri alınan polis memuru M.K. ile arkadaşı Ö.Y. daha sonra adliyeye gönderildi. (CNN TURK)

Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak: Mitleşmiş Alevilik gençlerini tutamadı

MEHMET GÜNDEM

Dönüştürmek değil anlamak niyetim…

Birleşik kaplar formülü en çok sosyal olgular için geçerli. Devleti, toplumu meydana getiren kesimlerin ayrı ayrı her birinde yaşanan sıkıntı kısa sürede umuma ait hale geliyor. Bu gün Türkiye’de çözülmemiş büyük sorunlar yumağı var. Çözümsüzlükte süreklilik hali söz konusu alan, konu ve kesimleri tehdit potansiyeli yüksek duruma getiriyor. Kürt ve Alevi sorunu bunlardan sadece ikisi.

Kürt sorunu yalnızca Kürtlerin sorunu olmadığı gibi, Alevi sorunu da sadece Alevilerin sorunu değil. Kürtleri kimlik ve kültür olarak Kürt kabul ederek, Alevileri de dönüştürmeden, anlayarak Alevi kabul ederek sorunlarının çözümünde yanlarında olmak adeta bir zorunluluk. Toplumsal bütünlük içinde birlikte yaşamanın başka yolu yok. Aleviler gibi düşünmesek de onları anlamak ve kendilerini inşa ettikleri zemine bir anlam yüklemek ufkuna ulaşılmalı. Bir grup ve bir kesim kendisini nasıl tanımlıyorsa, onları öyle kabul etmek, çözümün ilk ama en önemli adımıdır. “Senin gibi düşünmüyorum ama senin varlığını önemsiyorum, sorunlarını çözmen konusunda sana bir şey dikte etmeden yanındayım” demek biz Sünnilerin de görevidir. Münakaşaya girmek, ilzam etmek, çürütmek ve cerbeze yapmak kitleleri ikna etmekten daha çok birbirinden uzaklaştırıyor, fikri, ruhi ve fiziksel teması kökünden kesiyor. Temas kesildiğinde düşmanlıklar yeniden kurgulanıyor ve devreye ‘kurtarıcılar’ giriyor… Alevilik Sünnilerin sorun gördüğü değil, değer verdiği bir alan haline gelmeli. Aleviler de tarihsel gerçekliği olmayan tarihi takıntılarından, yer yer patlak veren Sünni ve Osmanlı hesaplaşma hırsından kurtulmalılar.

Hafta sonu İstanbul’da yapılan iki günlük Abant toplantısı Aleviliği anlam yönünde atılan önemli adımlardan biriydi. Bu önemli konuda Prof. Dr Ahmet Yaşar Ocak’la oldukça öğretici ve serinkanlı bir konuşma fırsatı bildim.

* * *

Aleviliği genellikle olumsuzluk hallerinde konuşuyoruz. Sosyal patlamalarda, cem evlerine yansıyan protestolu cenazelerde, kavgalı sokak gösterilerinde, seçime doğru Alevi önderlerinin siyasi veya siyasetten beklentilerinde, bütçeden pay ve kadro taleplerinde… Fakat Aleviliğin ruhani boyutu pek konuşulmuyor, onun ‘isyan kültürü’ üzerinden algılandığı bir durum var…

Alevilik bu değil. İsyan kültürü üzerinden konuşulmak biraz da Aleviliğin geçmişiyle ilgili. Esasında bu güne kadar yapılan yayınlara, toplantılara bakarsanız, meselenin özüne dair sağlıklı bir yaklaşımın pek olmadığını görürüsünüz. Genellikle propagandaya dönük çalışmalar oldu.

Neden Alevilik konusunda kayda değer çalışmalar olmadı?

80’lerden sonra küreselleşmenin esintileri Türkiye’yi de etkilemeye başladı. Aleviler kendilerini bu ortamda biraz serbest hissettiler, kendilerini anlatma ihtiyacı duydular. Bu arada gözden kaçan bir faktör var. 79 İran İhtilali Alevileri korkuttu ve savunma psikolojisine girdiler. Biraz da bu yüzden ilk yapılan yayınlarda Alevilik bir isyan kültürüymüş gibi sunuldu. Fakat bu tür bir Alevilik tarihi gerçeklikten uzak bir şey. Bu noktada hem Alevi kesimin hem de Sünni kesimin bilgisizliği var.

BAZI ALEVİ AYDINLARI ŞÖHRET BULDU

Aleviliğin bu şekilde gündeme gelmesinde, Alevi ve Sünni kesimin bilinçli ya da bilinçsiz etkisi nedir?

Uzun bir geçmişte sürekli gölgede kalmalarının bunda etkisi var. Aleviler kendilerini anlatma ihtiyacını duydular, fakat anlatma işini üstlenen kişiler klasik dede tipinden farklı Alevi okur-yazarları-aydınları tarihte yaşanan olayların hıncını çıkarma yoluna girdiler. Bir çok tarih dışı, zaman dışı değerlendirmeler oldu. Bazı Alevi aydınları da bu ortamdan yararlanarak şöhret sahibi olma gibi bir yola girdiler.

Osmanlı’yla hesaplaşma gibi…

Tabiî ki Osmanlı’yla hesaplaşma havası içerisine de girdiler, sanal tarih başlattılar. Bu durum şimdilerde de belli ölçülerde devam ediyor.

Kendi mitini oluşturma çabası…

Bir anlamda öyle. Çünkü iki problemle karşı karşıya kaldıklarını açık bir şekilde gördüler; Birincisi tarih problemi. Osmanlı döneminin dışında Alevinin kendi tarihiyle ilgili sağlam bir bilgiye sahip olmadıklarını gördüler. İkincisi teoloji problemi. Aleviliğin bir teolojisi var mı, yok mu? Ellerini attıklarında ulaştıkları malzeme mitolojik malzeme oldu.

Alevilerin iki büyük problemi; tarih ve teoloji aşılabilir mi?

Tarih problemi derken, Hz. Ali’ye mensubiyetin çağrıştırdığı bir ivmeyle kendilerini Şiiliğin tarihiyle özdeşleştirdiler ki bu büyük bir yanılmaydı. Gerçekte Aleviliğin tarihinin Şiilikle birleşmesi çok sonraki bir olaydır. Aslında İslam heterodoksisinin bir bacağıydı  Alevilik. Orta Asya’dan beri gelen, Sünnilik dışı yapılanmalarla, özellikle İsmailiyye mezhebiyle alakadar olan bir teolojik geçmişin ürünüydü Alevilik. Bu pek bilinmedi ve ellerinde sağlam bir kaynak olmadığından Alevilik tepkiselliğe kaydı. Bu bilinmezlik Sünni kesimde de üzeri örtülmesi gereken bir olgu olarak görüldü.

DEDELİK, ŞEHİRDE HAYAL KIRIKLIĞI OLUŞTURDU

60’ların yaşayan Aleviliği ile 80’lerin ve bugünün Aleviliği arasında farklar var. Dedeler sorgulanıyor, çünkü okumuş genç kitlenin nazarında Aleviliği taşıyabilir bir müessese değil dedelik. Belki cem evlerindeki ritüeller de tartışılıyor. Kırılmalar yaşanıyor…

Muhakkak. 80’lerde Alevi sorunu ortaya çıktığında Alevi yazarlar da dayanacak sağlam teolojik referanslar bulamadılar. Dedelik kurumu şehirleşme olgusuyla karşı karşıya geldi ve bir hayal kırıklığı da yarattı. Bu hayal kırıklığının sonucunda nereye tutunacaklarını bilemediler.

Marksizm’e kaydılar…

60’lı yıllarda özellikle üniversite Alevi gençliği kendini bir boşlukta hissetti. Dayanacak bir yer lazımdı, kimlik bulabilmek için Marksizm’e kaydılar. 80’lardan sonra ‘geriye dönüş’ başladı, Marksist Aleviler kendi geleneklerine dönmeye başladılar, Marksist kimliğin Aleviliği ifade edemediğini gördüler. Fakat dedelerin elindeki mitolojik Alevilik birikimi ve teolojisi onları tatmin etmedi. Arayışa girdiler ama şu ana kadar sadece ritüellere yönelmek, cem evlerinde uygulanan ayin-i cemlerle yetinmek durumunda kalındı. Bu yönelişlerinde tek başına Aleviliğin geleceğine yönelik bir kurtuluş olmadığını artık biliyorlar. Şimdi üniversiteli gençler arasında Aleviliğin gerçek tarihine ve teolojisine yönelme eğilimi başladı, kimlik krizine girmeler de oldu. “Hocam bu durumda ne yapacağız?” gibi bana çok sorular soruluyor.

Aleviliği belli dönemlerde çağdaşlığın dinamosu, laikliğin teminatı en yüce Atatürkçüler olarak sundular. Bu anlaşılabilir bir şey mi?

Anlaşılabilir, çünkü bu biraz kimlik meselesiyle ilgili. Aleviler de, Sünniler de evrenselliğe malolmak zorundalar. Bu süreçte Aleviler de kendilerini yeniden tarif etme ihtiyacı duyuyorlar. İster istemez bazı şeylere sarılıyorlar. Tabiî ki Atatürk onlar için önemli bir liderdi. Zaten Alevi inançları Atatürk’ü, bir bakıma Hz Ali’yi modern çağda yaşayan Ali olarak da görmüştür. Laiklik vurgusu ise, Alevilik’te gelişmekte olan teoloji arayışının ilk hareket noktasıydı. Sünniliğe karşı avantaj gibi gördüklerinden bu durumu kullanmaya çalıştılar.

Çağdaşlık, laiklik ve Atatürkçülük vurgusunun Aleviler açısından stratejik ve siyasal bir yanı da yok mu?

Tabiî ki var. Çoğunluğu Sünni olan bu toplumda yer edinmek için bunları kullanmak zorundaydılar. Sünni kesim hem bu tercihleri hem de Alevileri anlamalı. Çünkü Alevi toplumunun kendi tarihini, kendi teolojisini bulma yolunda Sünni kesime çok şey düşüyor.

Öyleyse formül şu: Alevileri kendi olarak kabul et ve diyaloga geç…

Dönüştürme hayali taşımadan, kendi olarak kabul etmek. Önce Alevileri, Alevi olgusunu anlamaya çalışmak lazım.

Devletin Alevileri dönüştürme gibi bir politikası var mı?

Hayır, devletin böyle bir politikasına rastlamadım.

Cumhuriyet sonrası devlet geleneği Sünni bir yapılanma içinde mi?

Diyanet’in organizasyonunu düşünürseniz gayet açık.

Aşılmaz bir Sünni duvar mı var devlette?

Şu anda o duvarın pek geçilebilir olduğunu sanmıyorum. Çünkü Diyanet’in bugün Alevi olgusu karşısındaki tutumunun gerçekçi bir tutum olduğu kanısında değilim.

Bir Sünni kendinden taviz vermeden bir Alevi’ye nasıl bakmalı?

Öncelikle Aleviliği İslam dışında görmemeli. Aleviliği ve Alevi’yi anlamaya çalışmalı.

Fakat İslam dışında göstermek için çok çalışan Aleviler oldu…

Aleviliği İslam dışı göstermek çabası Aleviliğin içinden de, yurt dışından da oldu, oluyor. Aleviliğin eski Hıristiyan sekenesi olduğu tezini ileri sürenler de var…

Tarihi ve teolojik geçmişe sorgu

Aleviler, kendi içlerinde öncelikle neleri sorgulamalılar?

Tarihi ve tarihsel geçmişi sorgulamak lazım. Teolojik kökenlerini sorgulamalılar. Dedelik müessesesi Aleviliğin omurgasını teşkil eder, ondan vazgeçemez. Dedelik kurumu, hem Alevileri organize etme işlevini görür hem de Aleviliğin teolojisini ve bir anlamda tarihini taşır. Dolayısıyla dedelik kurumu yeniden inşa edilmesi lazım. İyi yetişmiş dedeler de yok değil, bazıları büyük sıkıntıların farkındalar ve çıkar yol arıyorlar. Sünni kesimin onlara yardımcı olması gerekir. Alevi aydınların temel bir yanlışı var. Alevilik sanki Türkiye’de bu topraklara mahsus bir olguymuş gibi algılanıyor.

İSTESELER DE KEMALİZM’E KARŞI ÇIKAMAZLAR

Alevi kesimde bir sekülerleşmeden bahsedilebilir mi?

Tabiî ki… Fakat Türkiye’nin resmi ideolojisi çerçevesinde bir sekülerleşmeyi Aleviliğin tam olarak istediği kanaatinde değilim. Aleviler tam bir sekülerleşme isterlerse, kendi tarihi ve teolojisiyle ters düşebilirler. Bazı Aleviler bu tehlikenin farkındalar ama Sünni kesim karşısında kendilerini laikliğin garantörleri, modernleşmenin dinamosu görme gibi -kullanmak istedikleri- iki enstrümanı çalıştırmak için böyle görünmek zorundalar.

  Bazıları diyor ki; biz Alevilerin Aleviliğin özgürleşmesi için Kemalizm’le olan göbek bağımızı kesmemiz lazım…

Bu fikirde onlarlar var ama şu anda bunu yapamazlar. Eğer Kemalizm’e karşı çıkarlarsa bindikleri dalı keserler, laisizmin garantörü olmaktan çıkarlar…

  Yıllardır Aleviliğin yazılı kaynaklarını ortaya çıkaracağız dediler. Bu şifahi Alevilik, kitabî Aleviliğe geçebilecek mi?

Böyle bir süreç başlatılmak isteniyor. Alevilik şu ana kadar naklettiği teoloji mitoloji ağırlıklı bir teolojidir. Onun dışında bir teoloji inşa etmeliler.

  Bunu Aleviler devletten mi bekleyecekler?

Hayır bu iş Alevi aydınlarına düşer. Alevi aydınlarının hepsinin çok sağlam bir şekilde analitik bakışla İslam teolojisi, İslam tarihi tahsil etmeleri lazım.

“Türk Müslümanlığı” tezi içinde Aleviliğe önemli roller biçilmişti. Özellikle 95 sonrasında bu kavramalar çok canlıydı. Türk Müslümanlığı ile Alevilik arasındaki bağlantıya ne oldu?

Gördüğüm kadarıyla o vurgu devam ediyor. İzzettin Doğan grubunun temel tezi Türk  Müslümanlığı’ydı. Ama bu eksik bir yaklaşım. Türk Müslümanlığı’ndan İslam’ın  popülerleşmiş yaklaşımını kastediyorsanız bu sadece Alevi kesimi tarafından temsil edilmiyor… Aleviler içinde de bu role ciddi tepkiler oldu.

  Aleviliğin bir ideolojiye dönüşme tehlikesi var mı?

80-90 arası ideolojiye dönüştürme çabaları da oldu ama ben bu noktadan sonra Alevilik için ideolojiye dönüşme tehlikesi görmüyorum.

Aleviliğin çerçevesi

Bazı Alevi önderler konuşmalarında Alevi-Bektaşi diyorlardı. Ardından Mevlevileri, Rufaileri zikretmeye başladılar. Alevilik hepsini kuşatır mı?

Bu tarih ve gerçek dışı bir yaklaşım. Zahirdeki kimi benzeşmeleri yanlış anlıyorlar. Tuhafıma giden; bu beyanlara, Mevlevilikten, Rufailik’ten bir reaksiyonun gelmemesidir…

AK Parti iktidarı Alevileri nasıl etkiledi?

Buna bütün Alevi kesim için tek doğru cevap vermek doğru değil. Ilımlı Aleviler çok da dışlamıyorlar ama Aleviliğe bakışları da hoşlarına gitmiyor. Başbakan’ın zaman zaman dile getirdiği, “Alevilik Hz Ali’yi sevmekse, hepimiz Aleviyiz” türü yaklaşımlar hoş karşılanmıyor.

Çünkü Alevilik sadece Hz. Ali’yi sevmek değil…

Kesinlikle… Sünnilerin bunu görmesi lazım. Bugünkü bazı Alevi aydınları da tarihte etiyle kemiğiyle yaşamış Hz Ali’nin Aleviliğin Ali’si olmadığını biliyorlar.

Diaspora Alevilerinin durumu nasıl?

1960’larda Hollanda’ya, Fransa’ya, Almanya’ya işçi olarak gidenlerin ikinci – üçüncü kuşakları diasporayı teşkil ediyorlar ve şimdi kimlik bunalımı içindeler. Üçüncü nesle sahip olan üniversite okuyan bazı geçlerin Hıristiyan olduğunu biliyoruz.

Misyonerlik faaliyetlerinde hedef kitleyi Alevi gençleri oluşturuyor, din değiştirenler var…

Bundan Alevi topumu da rahatsız. Bu bir toplumsal yönelim olmamalı, olamaz da…

Türkiye’de Alevi lobisinden sözedilebilir mi?

ABD’deki Avrupa’daki Yahudiler gibi çok organize bir yapıdan bahsetmek şu an için mümkün değil ama yapılmaya çalışılıyor…

Birden fazla Alevilik var pratikte. İnançtan yaşam felsefesine kadar gidiyor. Böyle olunca da hangi Alevilik sorusu canlı duruyor.

Bu tabiî bir şey. Sünnilik’te nasıl farklı yorumlar varsa, Alevilik’te de benzer bir olgu içinde zaman ve mekanın getirdiği farklar olacaktır.

Din dışı bir kültür-felsefe yorumları Alevilik çatısı altında ne kadar barınabilir? 

Bu tür yaklaşımlar bir anlamda Marksizm’in Alevi cilası altında yorumlanmasıdır. Alevilik için pek çok şey söylenebilir ama din dışı denemez. Çünkü Alevilik çok ciddi bir tasavvufi birikime de sahiptir. Düşünün ki Sünni tekkelerde de Pir Sultan Abdal’ın nefesleri okunuyordu. Alevilik de bizim tarihimizin bir parçası olarak görülmeli. Alevi fobisini bir kenara atmak zorundayız.

mgundem@yenisafak.com.tr

İstanbul Pendik’te ne oluyor

Daha önce Alevi evlerinin işaretlendiği ve Pir Sultan Abdal Şubesi’nin yakılmak istendiği Kartal’a komşu olan Pendik İlçesi’nde bu kez başka bir saldırı girişimi yaşandığı belirtildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı kemal Bülbül tarafından yapılan açıklamada polis olduklarını söyleyen iki kişinin dün gece saat 23 civarında şubeye gelerek bir kadın yöneticiyi ve gece bekçisini tehdit ettikleri belirtildi.

Açıklama şöyle:

“Pendik (İstanbul) Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şubemize saat 23.00 civarında gelen ve “Polis olduklarını” söyleyen iki genç şubemizde bulunan kadın yöneticimizi ve gece bekçimizi tehdit etmiştir!  “POLİSİZ” diyen iki kişi “BURASI CEMEV Mİ?” sorusunu yöneltip “EVET” cevabını alınca “CEMEVİNDE NE YAPIYORSUNUZ? SİZ GÜNAHKARSINIZ! SİZİ KESMEMİZ GEREKİR!” diyerek tehditler savurmuşlar, kadın yöneticimiz bağırarak arka kapıda bekleyen yöneticilerimizden yardım isteyince, içinde başka kişilerin de bulunduğu araca binerek kaçmışlardır. Aracın plakası, markası ve rengi dernek yöneticilerimiz tarafından alınmıştır. Ancak yapılan plaka sorgusunda “BÖYLE BİR PLAKAYA RASTLANMAMIŞTIR” denilmiştir.”