Ana Sayfa Blog Sayfa 6447

Alevi Aileye Saldırı “Mala Zarar Verme” Olarak Görüldü!

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi Sürgü beldesinde davulcuyla tartıştıkları için linç edilmek istenen Evli ailesinin avukatları saldırganlar için linç yerine “mala zarar verme” suçundan soruşturma açıldığını açıkladı. Avukatlar, “Burada mal olarak kabul edilen Evli ailesinin fertleri midir?” diyerek olaya sert tepki gösterdi. Evli ailesinin avukatları Ali Hamamcı ile Cansu Yıldırım, yaşananlarla ilgili Malatya Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Avukat Ali Hamamcı, 26-27 Temmuz gecesi başlayan olaylarda 29-30 Temmuz gecesi Evli ailesini linç edilmek istendiğini anımsatarak, Alevi ve Kürt olan Evli ailesine yönelik linç girişiminin son bir yıldır Adıyaman, Hatay ve ülkemizin değişik yerlerinde Alevilere ait evlerin kapılarının işaretlenmesi ve tehdit mektupları gönderilmesi olaylarının devam olduğunu söyledi.

Avukat Yıldırım da saldırganların hâlâ yakalanamadığını vurgulayarak saldırganlar için sadece “mala zarar verme” suçundan soruşturma açılmasını eleştirdi. Yıldırım, “Sürgü kasabasında meydana gelen olay insanlığa karşı suçtur. Soruşturma TCK’nin 77. maddesinde tarif edilen insanlığa karşı suç olarak yerine ‘mala zarar verme’ suçu olarak kabul edilmiştir. Merak ederek sormak istiyorum. Burada mal olarak kabul edilen Evli ailesinin fertleri midir? Bu kabul etmek ve bu soruşturmadan sonuç beklemek mümkül değildir” dedi.

Tek delil yok! Olaydan 3 gün sonra yani 30 Temmuz’da soruşturma açıldığına dikkat çeken Yıldırım, “Olaya ilişkin olay yeri tespit tutağı 30 Temmuz tarihlidir. Dosyada Evli ailesini tümüyle yakmak eylemine ilişkin tek bir delil yoktur. Soruşturma dosyasına baktığımızda olaya ilişkin tek bir görüntü kaydının olmadığı görülmektedir” dedi.

Devletin aileye sahip çıkması ve psikolojik destek sağlaması gerektiğini ifade eden Yıldırım, “Aile toplu olarak öldürülme korkusu yaşamaktadır. Çok acilen psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Ailenin göç etmesi bu katliam ve soykırım hareketinin faillerinin kazanması olacaktır. Aile işinden ve gücünden olmuştur. Bu sebeple oluşan maddi ve manevi zararlarının derhal karşılanması gerekir” diye konuştu. (Selahattin Gökatalay – cumhuriyet) 2 Ağustos 2012

ABF 30 Eylül’de Ankara’da miting yapıyor!

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel, Yargıtay’ın cemevi kararına ilişkin, ”Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında vermiş olduğu karar ”DİB Fetvasının” bir sonucudur” dedi.

Özel, Alevi sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında, Yargıtay 7. Dairesi’nin, cemevlerine ilişkin verdiği ”cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” kararını eleştirdi.

…Alevi inancının Türkiye’nin toplumsal bir gerçeği olduğunu belirten Özel, ”Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarını bize dayatan TBMM Başkanı, egemenliği kayıtsız şartsız Diyanet İşleri Başkanlığı’na vermiştir. Yargının eşitlik terazisinde denge bozulmuş gözü inkardan yana bir adaletsizlik anlayışı hakim olmuştur. Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında vermiş olduğu karar ”DİB Fetvasının” bir sonucudur” diye konuştu. Malatya’nın Sürgü beldesinde Alevi ailenin saldırıya uğradığı iddilarına da değinen Özel, olayı yeni bir katliam girişimi olarak değerlendirdi. Özel, saldırganlar hakkında yasal bir işlem yapılmadığını, provokatörlerin elini kolunu sallayarak dolaştığını öne sürdü.

Haklarını almak için sokaklara ve meydanlara çıkacaklarını belirten Özel, 2012-2013 öğretim yılı başlangıcında okullarda ve Milli Eğitim Müdürlükleri önünde ”Laik, demokratik, bilimsel eğitim” için eylem yapacaklarını ve 30 Eylül 2012 Pazar günü Türkiye genelinden Ankara’ya yürüyerek Sıhhiye Meydanı’nda miting yapacaklarını kaydetti.

Akit, Alevileri hedef göstermeye devam ediyor

Yeni Akit gazetesi dünkü haberinde, Malatya/Doğanşehir’e bağlı Sürgü beldesindeki Alevilere yönelik saldırıların sorumlusu olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Bülbül’ü gösterdi.

Haberine “Malatya’nın Aziz Nesin’i” başlığı atan Yeni Akit, Kemal Bülbül’ün saldırganlara yönelik tepkisinin olayların çıkmasına neden olduğunu savundu.

Yeni Akit, Bülbül’ü hedef gösteren haberinin hemen ardından Malatya’daki saldırıları başlatan Davulcu Mustafa Evşi’nin mağdur olduğunu yazdı. Evşi’nin ‘Dövüldüm, darp edildim, raporum var’ sözlerini ise başlığına taşındı.

SÜRGÜ’DE YAŞANANLAR YENİ KONSEPTİN PRATİĞİ

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı, Kemal Bülbül’ün Yeni Akit tarafından hedef gösterilmesinin hemen ardından yazılı açıklama yaptı. Yeni Akit’in kendine durumdan vazife çıkardığını belirten Bülbül, Yeni Akit gazetesinin sistematik bir şekilde, memlekette başka konu kalmamışçasına, varını yoğunu katliam sanıklarını aklamaya, katledilen Alevileri ve dostlarını suçlu göstermeye çalıştığını söyledi. Bülbül, tüm bu yaşananların Alevilere yönelik devletin yeni bir konsept uygulanmaya başladığının pratiği olduğunu vurguladı. Yeni konseptin kurum yöneticilerine ve Alevilere hedef göstermekte sakınca görmeyecek kadar pervasız ve insanlıktan yoksun olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu vesile ile bir kez daha hatırlatırız ki gerici katillerin savunucularının tarihi yeni baştan yazma hedefleri beyhude bir çabadır ve gerçeklerle zerre kadar ilişkisinin olması ihtimali yoktur” dedi. (EVRENSEL)

Sürgü ve Şemdinli arasındaki diyalektik

Aysel TUĞLUK / DTK Eşbaşkanı ve Wan Bağımsız Milletvekili

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi, Sürgü beldesi, Bağlarbaşı Mahallesi’nde davulcu ile Alevi-Kürt bir aile arasında yaşanan tartışma, ırkçı bir katliam girişimine dönüştü. Asılsız iddialar yayılarak eli taşlı ve sopalı onlarca kişinin ailenin evi etrafında toplanıp canına kastetmesi, olayların açıkça organize olduğunu gösteriyor. Biz bu katliamcı saldırganlığı Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan biliyoruz! Yüzlerce yıldır, ta Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bu yana dağ köylerine hapsedilen, içe kapanmaya zorlanan Alevi toplumuna, büyük askeri seferlerle toplu katliamlara-vahşetlere maruz bırakılan Alevilere, bu kez Malatya Sürgü’de yine katliam uygulanmak istenmiştir! Bu olay açıkça bir katliam girişimidir!
Olay hükümet sözcülerinin söylediği gibi öyle basit ve büyütülmemesi gereken bir olay değildir. Aksine son derece önemsenmesi gereken vahim bir olaydır. Alevi yurttaşların korkuları ve hassasiyetleri yersiz değildir. Alevi toplumunun hafızasında Maraş, Çorum ve Sivas katliamları halen tazedir. Unutulmamalı ki daha geçtiğimiz aylarda, Maraş ve Çorum olaylarını hatırlatır bir biçimde Adıyaman’da, İzmir’de, Erzincan’da, Antep’te ve son olarak Didim’de, Alevi yurttaşların evleri, işyerleri işaretlenmiş; “Alevilere ölüm, Alevileri yakacağız” tehditlerini içeren yazılar yazılmıştır. O zaman da muktedirler, “birkaç çocuğun işi” diyerek olayları küçümsemek istemişti. Olayda siyasal sorumlulukları bulunan muktedirlerin, zaten daima bu türden olayları örtbas etmek için “büyütülecek bir hadise değil” türünden beyanatlar vermesi klasik bir hamledir. Ancak biz bu numaraları yutmayacağız. Olay gayet ciddidir. Bir aile sadece Alevi ve Kürt olduğu için evleri ırkçı yeşil faşistler tarafından sarılmış, taşlanmış, ahırları yakılmış ve katliam provası yapılmıştır. Sadece inancından ve etnik kimliğinden dolayı bir ailenin yok edilmek istenmesinin büyütülecek bir hadise olmadığını savunmak akıl tutulmasıdır! Unutulmamalı ki büyük yangınlar ufak bir kıvılcımla başlar.

Alevi toplumu tedirgindir!

Bu katliam girişiminin sorumlusu, yarattığı muhafazakar iklimle AKP rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olmadığını buyuran “seküler” Yargıtay ve “dindar” AKP fetvalarının, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nı çarpıtmaya çalışan Müslüman kılıklı ırkçılar tarafından insafsızca yayınlar yapılmasının, Başbakan’ın miting meydanlarında nefret suçu işleyerek Alevi kimliğini “afişe edip” yuhalatmasının yarattığı muhafazakar siyasal iklim, Malatya Sürgü’deki gibi katliam girişimlerine zemin hazırlıyor! 12 Eylül’ün Türk-İslam sentezi yaklaşımının, yeşil Türkçü faşist yavrusu olan AKP, katı bir mezhepçilikle toplumun geri kalan kesimlerini, Alevilere karşı kışkırtan bir mantığı egemen kılmaktadır. “Yurtta Sünnilik, dünyada Sünnilik” politikasıyla Ortadoğu’ya ve dünyaya bakan AKP rejimi, yurtta da Sünnilik kılıcını toplumun farklı inanç gruplarına karşı savurmaktadır. Suriye’deki rejimi ve Türkiye’deki ana muhalefet partisi liderini eleştirirken inançsal kimliklerine, mezheplerine, Aleviliklerine sanki bir suçmuş gibi vurgu yapıp nefret suçu işleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Sivas’ta insanları diri diri yakanların davasının zamanaşımına uğramasından sonra “hayırlı olsun” diyen bir zihniyet, Alevi toplumunu tedirgin etmektedir. Dinler arası diyalogdan bahseden AKP rejimi, kendi toplumundaki Alevi yurttaşların farklılığını dahi kabul etmiyor, onların inancına şekil vermeye, onları zorla tanımlamaya çalışıyor. “AB”ci AKP, ne hikmettir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Hasan Zengin kararına rağmen zorunlu din dersleriyle Alevi yurttaşlara yönelik asimilasyon politikalarını devam ettiriyor! AKP hükümetini bu çelişkili politikalarından vazgeçmeye çağırıyoruz! Alevi toplumu bu gibi katliam girişimleriyle karşılaştıkça AKP’nin “dindar nesil” konseptinin ileride hangi sonuçlara yol açacağına dair ciddi kuşkular beslemektedir. Alevi toplumu tedirgindir!

Neo Kemalist zihniyet

Bu tatsız olay vesilesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarak devlet dini temelinde Alevi inancını kamusal alanın dışına iten; Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkararak Alevilerin dergahlarını kapatan Kemalist zihniyetin paralelinde durmanın abesliğini idrak etmeleri çağrısını Alevi yurttaşlara bir kez daha yapıyoruz. Hem Alevi yurttaşların yaşadıkları sorunların, hem de Kürt sorununun kökeni işte bu zihniyettedir! Kemalizmin, kapitalist modernitenin ulus-devlet formuyla tüm etnik-inançsal-kültürel kimlikleri homojenleştirme müdahalesi, hem Alevi kimliğine, hem de Kürt kimliğine inkar, asimilasyon ve imha pratikleri olarak yansımıştır. Yani tek tipleştirme, ulus-devletin kendi ulusunu programlayıp inşa etme uygulamalarının devindirici gücü konumundadır. Kapitalist moderniteye sarsılmaz bir itikatla kurulan Türkiye Cumhuriyeti ulus-devletinin temel ruhu ise bu temelde Türk-İslam sentezi anlayışı olmuştur. Bu sentezin ilk kısmı başta Kürtler olmak üzere tüm etnik yapıları Türkleştirme, ikinci kısmı ise başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarını ìSünnileştirmeî zorunun meali olmuştur. “Devlet dini” ve “devletin ulusu”nu yaratma uygulamaları aynı konseptin birbirini tamamlayan cüzleridir. Her ikisi de homojen bir toplum yaratma gayesindeki sosyal mühendislik projeleridir. Dolayısıyla Kemalist zihniyet ve onun neo versiyonu olan AKP’nin, Kürt sorunu ve Alevi toplumuna yaklaşım hususundaki politikaları zıt değil, bilakis paraleldir.

Çözüm Demokratik Özerklik’te

Öte yandan günlerdir hükümet yetkililerinin ve basının ilgi çekici sessizliğine rağmen Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden ciddi haberler geliyor. Şemdinli’de günlerdir oldukça yoğun ve şiddetli çatışmaların yaşandığı, bu yoğun çatışma ortamı nedeniyle bölgedeki yüzlerce köylünün göçe zorlandığı ifade ediliyor. Söz konusu Kürtler ve Kürt sorunu olunca “şok haber gazeteciliği”ni aşamayan ana akım medyayı Şemdinli’de neler yaşandığını Türkiye kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Şemdinli’de yüzlerce köylüyü göçe zorlayıp köylerini-mezralarını boşaltan güvenlikçi zihniyetle, Malatya Sürgü’de Alevilere katliam girişiminde bulunan zihniyet esasen, aynı madalyonun farklı yüzleridir. İstanbul Ayazağa’da da Kürt işçiler önceki gün ırkçı saldırının hedefi oldular. Bir tarafta Alevi inancı, diğer tarafta Kürt kimliği ve hakları inkar ediliyor; bir tarafta Alevilere katliam pratikleri, diğer tarafta Kürtlere imha pratikleri uygulanıyor. “Şu mektepler olmasa, maarifi ne de güzel idare ederdim” mantığı, bugün Aleviler burada yaşamasa Alevi katliamları engellenir, Kürtler olmasa Kürt sorunu da olmaz saçmalığıyla yeni bir kılık kazanmış durumda. Malatya Sürgü’de sorunu “çözmek” için Alevileri göç ettirmeye çalışan zihniyetle, Ayazağa’da Kürt işçileri linç etmeye çalışan ve Şemdinli’de yüzlerce Kürt köylüyü göçe zorlayan aynı zihniyettir!
Gözlerden ırak tutulmaması gereken bir diğer husus da Malatya Sürgü’de saldırıya uğrayan ailenin aynı zamanda Kürt olmasıdır. Bu hususun altını çizmek önemli, zira ülkenin müesses nizamı yıllarca korku politikalarının temeline 4K’yı (Kürt, Kızılbaş, Komünist, Kadın) yerleştirdi. İç mihrak olarak tanımlanan bu kategoriye karşı kırmızı alarm seviyesiyle eller tetikte oldu. Bu temelde, Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ koparılmak için “Anadolu Aleviliği” ve “Anadolu İslam’ı” gibi kavramlar uyduruldu. Bu kavramlarla söylenmek istenen Alevilerin hepsinin Türk olduğu, Kürtlerin Alevi olamayacağıydı! Yani yıllarca Alevilik kılığında Türkçülük propagandası yapıldı. Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ, adeta bir el çabukluğuyla, illüzyonla yok edilmek istendi. Alevi hareketi ile Kürt hareketinin buluşması istenmedi! Ancak Alevi yurttaşlar sahipsiz değildir.
Demokratik Özerklik’le tüm inançsal, etnik ve kültürel kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde radikal demokrasi esprisiyle özgürce bir arada yaşayabileceği bir pratiği hayata geçireceğiz. Çözüm Demokratik Özerklik’te!

HBV Anadolu Kültür Vakfı: Olay Münferit bir saldırı değildir.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı,  Malatya, Doğanşehir İlçesi Sürgü Beldesinde Alevi Bir Aileye ve Alevilere Yönelik Saldırı ile İlgili Değerlendirme Raporudur

Malatya, Doğanşehir İlçesi, Sürgü Beldesinde Alevi bir aile ile Ramazan davulcusu arasında yaşanan tartışma sonrasında, alevi aileye yönelik, Sürgü beldesinde yaşayan  bazı Sünniler tarafından yapılan saldırının yaşandığı ilk gün ilk saatlerden itibaren; Vakfımız, bu saldırı ile yakından ilgilenmiş, Genel Başkanımız Ercan Geçmez  olayı öğrenir öğrenmez Ankara’dan yola çıkmış, bölge’deki şubeleri ve yöneticileri,  ile ailenin yalnız kalmaması için çaba sarf etmiş, vakfımızın tüm şubeleri ve yöneticileri, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi ve bu saldırıya karşı duyarlı olunması yönünde çaba sarf etmişlerdir.

Genel Başkanımız Ercan Geçmez, Pazartesi sabah saatlerinde, bölgedeki şube yöneticisi arkadaşlarımızla birlikte Sürgü beldesine, gitmiştir. Aileyi ziyaret eden Geçmez, daha sonra bölgeye gelen siyasi heyetle birlikte; saldırıya uğrayan Evli ailesi, belediye başkanı, ramazan davulcusu, bölgede yaşayan Sünniler ve beldeye geç gelen Vali ile görüşmeler yapılmıştır.

Genel başkanımız Ercan Geçmez ve beraberindeki yöneticilerimizin izlenim ve değerlendirmeleri şöyledir:

Olay Münferit bir saldırı değildir.

Bu saldırı bir çok yönü ile değerlendirilmesi gereken ama en başta adı konması gerekirse, Evli ailesinin alevi kimliği nedeni ile uğradığı ve Alevilere yönelik bölgede yaşayan bazı Sünnilerin bir katliam kalkışmasıdır.

Bölge’de yaşayan  Sünniler saldırıya uğrayan aileye sahip çıkmamıştır.

Olay;

Saldırı’nın yaşandığı geceden birkaç gün önce, alevi aile ile ramazan davulcusu arasında, bir tartışma yaşanmıştır, Ramazan davulcusunun tacize varan bir şekilde Evli  Ailesi’nin evinin önünde davul çalması üzerine, aile tarafından uyarılmıştır.

Saldırının yaşandığı gün, ramazan davulcusunun tekrar aynı biçimde ve ısrarla evin önünde çalması üzerine, evin kadınlarından birisi dışarı çıkarak, “ Yeter, uyandık artık, çocuklar uyuyor git birazda başka yerde çal” uyarı üzerine, davulcu, kadına küfretmiş ve “Pis Kızılbaş! istersem gelir evinin içinde çalarım” şeklinde küfrüne devam etmiştir.

Daha sonra iddia edildiği gibi, aile tarafından davulcuya yönelik fiili bir saldırı olmamış, sözlü bir tartışma yaşanmıştır.

Bu tartışmadan sonra Ramazan davulcusu; Sünnilerin yaşadığı mahalleye giderek, Alevilerin, “Davulunuzu da sustururuz, ezanınızı da” diyerek kendisine saldırıldığını söyleyerek Sünnileri provake etmiştir.

500 ü aşkın, bir kalabalık, sopalarla, tekbir sesleri getirerek, Kızılbaşlara ve Kürtlere ölüm, sizi buradan sürgün edeceğiz diyerek  ailenin evine doğru saldırmış,evin camları taşlanarak kırılmış, duvarları taşlanmış,  aileye ait ahır ve samanlığı yakmaya çalışmış, ahırın ağaçları yerinden çıkartılıp, kırdırılmıştır. Silahlar ateşlenmiş, kapı ve pencereleri kırılmış, aileye fiili saldırıda bulunulmuştur.

Belde’de bulunan jandarma saldırıya geç ve yetersiz müdahalede bulunmuş, ailenin beldeyi terk ederek olayı kapatmaya yönelik girişimlere sessiz kalmıştır.

Bu saldırı ile ilgili sorulmasını gerekli gördüğümüz sorular vardır:

Bu saldırının gerçekleşeceği üç gün öncesinden güvenlik güçlerince  bilinmesine rağmen, neden bir tedbir alınmadı?

Yine, üç gün öncesinden bilinmesine rağmen, jandarma komutanı ve belediye başkanı neden izne ayrıldı?

Vali önce güvenlik zafiyeti yok dedi, sonra burada güvenlik zafiyetinin olduğunu kabul etti.

Burası bir hukuk devleti ise, saldırı öncesi yaşandığı ileri sürülen tartışma ve kavgadan sonra,  savcı devreye girmedi?

Saldırının yaşandığı günden birkaç gün önce beldeye dışarıdan gelenler kimler ve jandarma bunların kimliğini bilmesine rağmen, neden saldırı ile ilgilerini araştırmadı?

Daha önce bir partide üç kez seçimi kaybetmiş bir belediye başkan adayının aileyi tehdit etmiş midir? Adıyaman’daki  Alevilere ait işaretlenen evlerle ilgisi var mıdır?

Belediye Başkanı hangi cesaretle aileye beldeyi terk edin diyebilmiştir ve Belediye Başkanı hakkında herhangi bir soruşturma açılacak mıdır?

Bu davulcu, bu aile dışında beldede  başka alevi aileleri tehdit etmiş midir? Bu cesareti  kimden almıştır?

Malatya Valisi olaya neden çok sonra müdahil olmuş ve beldeyi neden 4 gün sonra ziyaret etmiştir? Sürekli kendi sitesinde olayın basit bir olay olduğunu ve bir davulcu ile bir aile arasındaymış gibi göstermeye çalışarak, ısrarla ailenin evine  tekbir ve Kızılbaşlara ölüm diye saldıran 500 kişiyi görmek istemiyor. Yoksa Vali’ye eksik bir istihbarat mı veriliyor?

Diğer yandan bu olayı sadece Sürgü’de yaşanan bir adli olay, ya da Alevilere yönelik sıradan bir saldırı olarak görmüyor, bu geçmişten bugüne devam eden katliam siyasetinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Şöyle ki;

Tüm katliamlarda olduğu gibi, önce basit bir nedenden Alevilere yönelik bir galeyanla, bir saldırı gerçekleşti. Saldırının nedeni olarak Alevi bir aile suçlandı. Sonra basit bir olaymış gibi yaklaşıldı Ve sonra alevi ailenin kenti terk etmeleri istendi. Bu tüm alevi katliamlarında izlenmeye çalışılan yolun aynısı idi.

Bu saldırı ve sonrasında yaşananlar

Diğer yandan; Maraş’ta olduğu gibi, Alevilerin Sürgü’de yaşadığı topraklar değerlenmeye başlamış ve bazıları için rantı ifade etmektedir.

Diğer yandan Sivas katliamında, saldırıyı sekiz saat boyunca izlemiştir. Burada da devlet yine olaya seyirci kalmış, ancak alevi kamuoyunun bu kez hızlı tepki vermesi üzerine geçte olsa müdahale de bulunmuştur.

Çözüme dair önerilerimiz:

Çözüme ulaşmak için önce yeni güncel sorunlardan başlayarak, sorunun kaynağını da bulabilmek gerekir.

Öncelikli olarak, Adıyaman’da, Malatya da, sürgü, de ve başka yerlerde Alevilere yönelik bu saldırılar, hükümetin Alevilere yönelik oluşturduğu nefret dilinden bağımsız değildir. Siyasetteki bu nefret dili sürdüğü sürece bu tür saldırıların yaşanması da kaçınılmazdır. Başbakanın Alevilerle ilgili her konuşmasından sonra, taşrada birilerinin bu cesareti bulması zor olmayacaktır.

AKP artık, “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirme politikasından vazgeçmelidir.

Sorunun kaynağını ve çözümünün artık meclis olduğunu herkes kabullenmek zorundadır. Meclis, biran önce eşit yurttaşlık kavramını içeren bir vatandaşlık hukukuyla oluşan bir Anayasa yapma zorunluluğu çıkmıştır. Bu anayasa tekçi zihniyetten uzak herkesi Türk, Sünni ve Erkek olacağı zihniyetinden uzaklaşmış, insan hakları temelli, eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve çeşitliliği kabul eden bir metin üzerinde yazılmalıdır.

Biz aleviler bir Sünni – alevi çatışmasına müsaade etmeyeceğiz. Çıkar odaklarının bilincindeyiz.

Ama şu var ki, aleviler artık hiçbir saldırı sonrası yaşadıkları kenti terk etmeyeceklerdir.

Bu ülkenin, köylerinde, mahallelerinde, kentlerinde, “Aleviler vardır ve Alevilik haktır.

Saygılarımızla.

 

 

Kürt ve Alevilere yönelik saldırıyı lanetliyoruz.

BASINA VE KAMUOYUNA
Malatyanın Doganşehir ilçesi SÜRGÜLÜ beldesinde, Kürt ve Alevilere yönelik yaşanan Ramazan saldırısı ve linç girişimini lanetliyoruz.
Bu saldırıları, Türk devletinin  Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı politikaları besliyor.Cumhuriyet dönemi başyan sona adeta bir alevi katliamlar tarihidir.Koçgiri,Dersim,Maraş,Malatya,Çorum,Sivas, Gazi ve irili ufaklı birçok saldırı yaşanmıştır.
Son bir haftada önce TBMM başkanı Cemil Çiçek’in diyanet fetvasına dayandırdığı , CEMEVİ ni ret kararı, akabinde Yargıtay 7. dairesinin Anayasanın Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Alevi inancını ve kurumlarını yasaklamak için çıkarılan Tekke ve zaviyeler yasasına dayandırdığı ,Çankaya Cemevi yaptırma dernegini kapatma kararı,AKP hükümetinin Suriye politikasıyla ayuka çıkardığı Alevi düşmanlığı politikası gibi Ramazanda  hergün dozajı biraz daha artan ve arttırılan Sünni İslam egemenlikli algı ve uygulamalar ile ALEVİLERİN düşmanlaştırma ve hedef gösterme politikası ile ,gerici islamcı tabanını harekete geçirip ,Sünni olmayan diğer tüm inanç kesimlerini sindirme ve itiata zorlamaya çalışıyor.
AKP, hızla her alanda Türkiyeyi Sünni islama dayalı bir rejime doğru hızla yol alıyor.Hemde bunu kemalist cumhuriyetin yasaları ile yapıyor.Aleviler bugün geçmiş günlerin akıl tutulmasının yarattığı gerçeklerle yüzleşmenin adeta şokunu yaşıyor.Halbuki bu ülkede Alevilere yönelik bakış ve devlet politikası hep böyleydi.
Alevilere yapılan her saldırıdan sonra devlet ve hükümetler yapılanın tahrik ve münferit bir olay olduğunu söyler ve kapatırlardı.Bu gün de böyledir.Suriyede bir alevi öldürüp cennete gidecegine inananları Türkiyede kamp kurup eğiten,besleyip büyüten,ve onlarca TV kanalından bu katil sürüsüne bangır bangır mersiyeler düzen bu hükümeti ve zihniyeti dinleyen, türkiyenin sünnisi de yanı başındaki Aleviye saldırarak cennetlik olma sevdasına kapılıyor.Neredeyse Osmanlıyı hortlatan AKP hükümeti fiili olarak Türkiye  Sünni İslam Cumhuriyetini açığa çıkarmıştır.Doğal olarak alevilerin böyle bir rejimde yaşaması ve nefes alması giderek olanaksızlaşacaktır.
Aleviler artık açıklama yaparak,salon toplantılarında protesto konuşmaları yaparak bu saldırıları önleyemezler.
Ancak bütün demokrasi güçleri ile geniş bir muhalefet oluşturarak ve bu rejimin bütün anti demokratik uygulamalarına karşı meydanlarda birlikte haykırarak gerici rejimden kurtulabilirler.
Hala bu yapılanları sadece AKP ye bağlayıp Kemalist T.C nin kuruluş mantığını anlamayan Alevilere ne demeli. Onlarada Hızır yardımcı olsun.
Alevilere yönelik devlet destekli AKP teşvikli ve her türlü ırkçı ,dindar -cemaatçi  saldırıyı nefretle kınıyoruz.
Alevileri ve tüm demokratları bu gerici saldırganlara karşı yapılacak etkinliklere katılmaya ve örgütlülüklerini güçlendirmeye çağırıyoruz.
Ancak örgütlü güçler kendilerini savunabilir ve koruyabilir.
Bu devran böyle gitmez diyoruz.Etrafınıza bakın ve zulüm rejimlerinin akıbetini görün.
Sıra sizede gelecek.Sizin de bir gün tacınız tahtınız yıkılacak.Karun kadar malınız olsa da, sizi kurtaramayacak.
Kurtuluş Mazlumların birliğinde !
Demokratik Aleviler Federasyonu
30.07.2012

Tüm aleviler sesleniş

Abbas TAN   

CUMHURBAŞKANLIĞI, DİYANET, MECLİS, HÜKÜMET, YARGI BENZERİ ANLAYIŞ İÇERİSNDE İKEN SİZ  ALEVİLER

Alevilerin bin yıllardır süren mücadeleleri belli bir noktaya gelirken adeta birileri bir yerden tutup çekiyor ve muhatapları da seyirci kalıyorlar.

Her dönemde benzeri olayların yaşandığı tarihi kayıtlarda ve belleklerde yazılı durmaktadır.

İçinde bulunduğumuz son seksen yıllık dönemde ise daha acılarını yaşamaya başladık.

Bir taraftan Cumhuriyet yasaları,diğer taraftan AİHM yerel yargı,siyasiler,hükümetler,parlamento derken her şey birbirine karışmaya başlıyor ve bunu fırsat bilen birilerinin sözcülüğünü,temsilciliğini yada uşaklığını yapanlar ellerine geçirdikleri fırsatlarla emirleri yerine getirmiş oluyorlar.

Elbette bunların dışında iyi niyetle yada bilmeden yanlış yapanlar yok mu elbette var ama bunlar istisna kabul edilmelidirler.

Son yirmi yılda Aleviler tıpkı Avrupa’da olduğu gibi kendi ülkelerinde de örgütlenmeye başladılar

Herkes bu oluşumlardan çok şeyler beklemeye başladılar ama ne yazık ki kısa sürede hayalleri hüsrana uğradı.

Bağımsız olarak kurulan birçok Dernek ve Vakıf Madımak olaylarından sonra bir araya gelmeye başladılar.

Bir kısmı Hacı Bektaş Veli Kültür Dernekleri (Yeni adı Alevi Kültür Dernekleri),bir kısmı Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri,Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Cem Vakfı çatısı altında birleştiler.

Kendilerini daha güçlü hisseden ve devletin desteğini yanlarına alanlar hatta dönemin Cumhurbaşkanının bu Vakfı biz kurdurduk dediği kurumlar Devletin istediği Aleviliği ve Alevi örgütlülüğünü sürdürmeye karar verdi ve kimilerine göre de hala aynı çizgide devam ederken örgütsel anlamda  sonunun geldiğini anlayınca işbirliği yapmak zorunda kalanlar bir yana.

Adına Demokratik Alevi Hareketi dediğimiz diğer bileşenler bir taraftan kendi içlerinde bir birliktelik sağlarken diğer taraftan Avrupa’daki derneklerle işbirliğini de sürdürmeye devam ettiler çokta iyi sonuçlar alınırken birden bire ne olduysa oldu Federasyonlaşan,hatta Konfederasyona ev sahipliğine

Soyunan kurum bir anda hem Avrupa ile ilişkilerde  hemde kendi içerisinde darmadağın oldular.

Zaman zaman aramızda ajan var diyenler birbirlerini suçlayanlar oldu, bizler böyle bir söylemin Aleviliğe de Örgütlülüğe de yakışmadığını söyledik.

Bugünlerde o günlerde suçlanan insanlar için demiyorum ama Alevi örgütlülüğü içerisinde hatta tepede bulunanlar arasında mutlaka ajan olabileceği gibi bu hareketi yok edebilme adına görev almış insanlar mutlaka vardır.

Aksini kesinlikle düşünemiyorum.

Bu kadar büyük bir tabanı olan yüzlerce bileşeni olan neredeyse temsilcilerinin bulunmadığı il,ilçe kalmayan Alevi örgütlülüğü
neredeyse yok olmaya yüz tuttuğu gibi Devlet ve Yargı tarafından yok edilmeye çalışılan değerlerimiz konusunda da ses çıkartmamaktadırlar.

Cumhurbaşkanından Alevilikle ilgili görüş istiyorsunuz Diyanet İşleri Başkanlığından görüş istiyor.

Meclis Başkanlığından bu konudaki talepler için Meclis Başkanlığı yine Diyanet İşleri Başkanlığına soruyor.

Yerel mahkeme Cemevleri konusunda karar veriyor,Yargıtay yok diyor.

ALEVİ ÖRGÜTLERİ NE YAPIYOR?

Alevi örgütleri ne yapsın,kimileri hiç utanmadan,sıkılmadan İktidarın oluşturduğu söylenen sözde Alevi Dernek ve Federasyonları tarafından organize edilen İftar yemeklerine katılıyorlar, Cumhurbaşkanı ile aynı çatı altında iftar açmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Üstelik oruçlu değillerken riyakarlık olsun diye oruçmuş gibi gözükerek.

Bunlara diyeceğim fazla bir şey yok. Bunlar adeta kapı kulu gibi sadece verilen talimatları uyguluyorlar yada oralarda gözükürsem ileride devletin ve iktidarın nimetlerinden bir ölçüde yararlanırım diyor. Diğeri iktidarın baskısına dayanamadığı için iftar davetleri düzenleyerek kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar

Demokratik Alevi Hareketi içerisinde yer alan,Federasyon ve onun bileşenlerinin onurlu,gururlu yöneticileri nerelerde ne yapıyorlar.

Bunların birçoğunun ya yukarıda saydığım bilemediğimiz görevleri var o yüzde de ses çıkartmıyorlar hatta başlarını kuma gömüyorlar yada dünyadan haberleri yok.

Örgüt içi seçimlerde hiç de ağza alınmayacak sözleri birbirlerine söyleyecekler,hakaret edecekler, suçlayacaklar yönetimleri ele geçirecekler bu defa geçmişte araları açık olan bu yüzsüz birtakım yöneticiler bu defa düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile bir araya gelerek diğerini yemeye çalışacaklar.

Kimileri her seçimde her yere aday olacaklar yada kendisinin sözünden çıkmayacağını,kapı kulu olacağını sandıkları kişileri bir yerlere aday edecekler daha da ileri giderek ellerindeki birkaç koltuktan birini bir başkasına devrederken adeta mavi boncuk hesabı uygulayacaklar ve bunları görüp bilen ama ses çıkartmayan sözde alevi kurum yöneticisi olarak kalan birçok da insan yerim sağlam kalsın diyerek ses çıkartmayacak.

Size sesleniyorum Alevi Kurum yöneticilerinin onurlu ve gururluları.

Alevilik ve aleviler elden uçup gidiyor,hala oraları işgal ederek bu gidişata göz yumuyorsunuz bir süre sonra onurunuzda Aleviliğinizle birlikte ortadan kalkar.

Ya adam gibi bu çirkinlikler karşısında mücadele verirsiniz,yada oraları terk edersiniz.

Utanın artık,sizler hakkında yazılan yüzlerce yazı,hakarete varan bunca sözlere rağmen hala ne diye oralarda oturursunuz yada ses çıkartmazsınız.

Dün birbirlerine hakaret edenler yukarıda değindiğim gerekçelerle mi bugün yan yana gözüküyorlar yoksa bilemediğimiz neler var acaba?

Meclis Başkanlığının Meclisteki Cemevi talebi ile ilgili başvurduğu yöntem (DİB görüş alması), Yargıtay’ın son kararı karşısında niye ses çıkarmıyorsunuz,

Federasyon Yönetimi niye Bileşenlerin başkan ve yöneticilerini olağanüstü toplantıya çağırmıyorsunuz?

Çok Şubeli Alevi Kurum Yöneticileri,siz neden hala şube yönetimlerini olağanüstü toplantıya çağırarak neler yapması gerektiğini görüşmüyorsunuz?

Şube yönetimleri sizlere sesleniyorum;

Bu kadar olumsuzluklara rağmen,alınan bu kararlara rağmen neden hala üyelerinizi olağanüstü toplantıya çağırıp onların görüş,düşünce ve desteklerini alarak üst kurumlarınızı zorlamıyorsunuz?

Ama bu arada bu kurum temsilcilerinin başka işlerinin olduğunu unuttum sanmayın,onlar bu günlerde köy ve kasaba etkinliklerinde boy göstermeyi bir görev sayıyorlar ve bizim taleplerimizin onların gözünde hiçbir önemi yoktur.

Ey Aleviler siz ne yapıyorsunuz,tatilin,sıcağın tadını mı çıkartmaya çalışıyorsunuz. Sizler neden bunca olumsuzluklara ses çıkartmıyorsunuz? Üyesi bulunduğunuz  Alevi kurumlarınızın yöneticilerini,oy verdiğiniz siyasi parti temsilcileri ve milletvekillerinizi zorlamıyorsunuz.

Avrupa’dan gelen gurbetçiler sizlere de çok iş düşüyor. Avrupa’da yaşadıklarınızı buradaki yakınlarınıza anlatarak onları motive etseniz yeter.

Dedelerimiz,pirlerimiz,Mürşidlerimiz. Sizler göreviniz ve sorumluluğunuz gereği en son konuşacak konumdasınız biliyorum ama artık atı alan Üsküdar’ı geçti geçiyor.

Diğerlerine gücümüz yetmez ama sizlere gücümüz yeter dedelerim bari artık bıçak kemiğe dayandı diyerek bu olumsuzluklara hiç olmazsa Cemlerde,diğer toplantılarda artık yüksek sesle söyleyin bari.

Alevilik yok olmaya yüz tuttu.

Birçok Alevi Kurum yöneticisi hala yaşadığı Alevilikten bihaber. Gelişmelerden habersiz yaşamaya devam ediyor.

Bunu gören siyasi anlayışta kendi Alevilerini,kendi dedelerini,kendi derneklerini ve son olarak da kendi Alevi Federasyonlarını oluşturdular ve Birçok Dernek,Vakıf yöneticilerini,muhtarları iftara davet ettikleri gibi Alevilerin kutsallarından olanların dergahlarını yöneten  ve dede olan kimi insanlar da bu iftar yemeklerinde Cumhurbaşkanı ile aynı salonda olmanın hazını ve mutluluğunu yaşamaktadır.

Geriye kalan saf,iyi niyetli Aleviler ne olursunuz sizden rica ediyorum Alevi kurumlarımızın başına çöreklenmiş ve asıl amaç ve niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kimi yöneticilerin kurumlardan uzaklaştırılması için sizler bir başlangıç yapın şu yaz sıcağında terinize ter katın,görevinizi yapın.

Herkese aşkı niyazlarımla . 27.07.2012

 

 

 

 

 

 

Malatya’da ramazan davuluyla gelen ayrımcılık ve nefret

Turan ESER

Son birkaç gündür Malatya’nın Doğanşehir ilçesinin Sürgü kasabasında yaşanan, Alevilere yönelik nefret, ayrımcılık, baskı ve saldırıya, “ferdidir efendim fazla abartmayın” diyen, yerel idarenin resmi bürokratlarının ve iktidar sözcülerinin lafları artık çok tanıdık ve baya geliyor. Yılardır, bizzat devletinkendisi tarafından üretilen Alevi ayrımcılığının ve nefretinin geldiği boyutu görmek için, Sürgü ilk değil, son da olmayacak gibi görünüyor.

Sürgü kasabasının yaşayanların üçte biri Alevi kökenlidir. Özellikle Alevilerin bir arada yaşadığı bölgelerde iktidar tarafından çoğunluk inancı üzerinden sosyal baskı mekanizmaları ve dinci gericiliğe dayalı tahakküm kuruluyor.Devletin eğitim, resmi din, siyaset ve hukuk anlayışı üzerinden üretmiş olduğu ayrımcılık ve ötekileştirme, Sürgü kasabasında ramazan davulu ve tekbir eşliğindeki “Sürgü Alevilere mezar olacak”gibi nefret söylemine ve Alevi olduğu için Hüseyin Hasan ve Leyla Evli ailesine linç saldırısına dönüşmektedir.

ALEVİLERİN HER ZAMAN MAĞDUR KALDI.

Saldırıya uğrayan Leyla Evli yaşadığı travmayı”linç etmeye geldiler. Alevilere ölüm, gidin buradan, gitmeseniz de biz sizi öldüreceğiz, Sivas katliamı gibi yapacağız, Madımak’taki gibi yapacağız, yakacağız” tehditlerini anlatarak, mağduriyeti dışa vururken, AKP’li Belediye Başkanın, dindar ve kindar saldırgan nesli cezalandırmak yerine, Alevi aileyi sürgüne göndermek için “köyü terk edin” talebi skandaldır. Her yurttaşın barınma ve güvenlik hakkına yönelik bu ahlaksız ve hukuk dışı talep skandal ve ideolojiktir.  AKP’li yerel yöneticilerin bu ilkel ve kindar tutumu, mağdurların gerçeğini anlamaktan yoksundur.

RAMAZAN DAVULLU MAHALLE BASKISI VE ALEVİ NEFRETİ SÜRGE’DE

Sürgü’de yaşanan davullu mahalle baskısınınarkasında, devlet ideolojisininAlevilere yönelik ayrımcılık ve linç politikaları yatar. Alevilere yönelik sosyal baskı mekanizmaları AKP döneminde daha da güçlendi. Son dönemlerde Alevilere yönelik olumsuz ve çirkin gelişmeleri, AKP’nin kindar ve dindar gerici neslin yetiştirilmesine ilişkin politikasının sonuçları olarak okumak gerekir.
TBMM“Cemevi olmaz, camiye gelin” ve Yargıtay “camiden başka ibadet yeri yok, Aleviler camiye gelin”, mahallenin davulcusu da, mahallenin dindar ve kindar nesliyle Ramazan orucu tutmaya zorluyor. Alevilerin dini inançlarına saygı göstermek yerine, inançsal farklılıklarında ötürü baskı uygulamak, 21. yüzyılda ilkelliktir.

Ramazan davulu eşliğinde organize edilen ve Alevilere yönelik”Sürgü Alevilere mezar olacak”çığırkanlığıkendiliğinden ortaya çıkmamıştır ve ferdi değildir. Ramazan’a denk düşürülen ve dini ayrımcılığa dayalı linç girişimi manidardır. Malatya’da dini ayrımcılığın örnekleri çoktur.

Daha önce Malatya’da 3 Hıristiyan dindar, kindar ve milliyetçi gençler tarafından katledilmişti. Bugün Türkiye’deki mahalle baskısı ve Sürgü’deAlevilere dönük gerçekleşen saldırının üretiminde AKP’nin Siyasal İslamcıSünnileştirme politikaları ve farklı kimliklere yönelik nefret ve kindarlık politikası yer alıyor. Yıllardır zihniyet yapısı gereği, Yezidlik politikasına sığınmış AKP, Alevi karşıtı mezhepçi tutumunu sürekli canlı tutmakta ve ortaya koymakta çekinmektedir. AKP hükümeti ve geleneksel kindar zihniyeti, toplumsal yaşamda sistematik şekilde Alevi nefret ve ayrımcılığı siyaseti üretiyor. R. T. Erdoğan, 2011 genel seçimleri öncesinde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini hedef alarak “Önemli olan boy değil, soy” ve “Kılıçdaroğlu biliyorsunuz Alevi” diyerek, “dedeleri yargıdan temizleyeceğiz” demiş, Sivas Katliamı faillerinin serbest kalmasını ise “Hayırlı olsun”diyerek selamlamıştı. AKİT gibi AKP yandaşı tüm siyasal İslamcı medya kuruluşları, Sivas Katliamı üzerinden son dönemde yavuz hırsız misali yürüttüğü aktif propaganda yürütüyor.

TBMM ve Yargıtay’ın Diyanet fetvalı“Cemevi yoktur” kararları Alevileri ve Aleviliği hedef almıştır.  AKP’nin Suriye’ye dönük savaş çığırtkanlığında da mezhepçi ve Alevi karşıtı tutumu biliniyor.
Dolaysıyla AKP, Diyanet, TBMM ve Yargıtay kararları ile Alevileri hedef gösterir, ayrımcılık üretirse, bunu Malatya’nın Sürgü kasabasından “doğru”bulan dindar ve kindar nesilde, ramazan davulu eşliğinde Alevilerin evine saldırır.

ALEVİLER YALNIZ DEĞİLDİR, DAYANIŞMAMIZ GÜÇLÜ, BİZ BİRLİKTE AYRIMCILIĞA VE NEFRETE KARŞI DURUYORUZ.

Malatya-Sürgü kasabasında Alevilere yönelik saldırı ve tehdit ortamına karşı sessiz değiliz. Aleviler ve demokrasi güçleri saldırıya uğrayan ailenin yanında yer alarak, evinde nöbet tutarak dayanışmanın gücünü göstermektedirler.

AKP hükümeti ve onların yerel yöneticileri Alevilere yönelik sürgün, baskı, ayrımcılık ve nefret üreten politikalarıyla yüzleşmelidir. Aleviler yalnız değildir. Sürgü’de yaşanan ramazan davullu saldırı ve mahalle baskısı karşısında, mağduru değil, saldırgan sorumluları yargı önüne çıkarılmalıdır.

Sürgü Belediye Başkanı ve diğer yerel yetkiler saldırganları takip etmek ve yargı önüne çıkarmak yerine saldırıya uğrayan Alevi aileyi “köyü terk edin” demelerini skandal olarak değerlendirmek gerekir. Saldırıya uğrayan aileyi korumak yerine gerici-faşist güruhu korumak ise, ayrı bir skandaldır.

Söz konusu Aleviler, Kürtler ve solcular olunca, tutuklama, yaralama, gaz bombası ve tazyikli suyu eksik olmayan devlet, Sürgü’de linç saldırısı karşısında seyirci kalmış ve yaptırım kullanmamıştır. Henüz tutuklamanın olmaması, olay yerine hiçbir savcının ve yargını intikal etmemiş olması, AKP hükümetin sorumluluğundadır.

SONUÇ OLARAK, YENİ KATLİAMLARA FIRSAT VERMEYECEĞİZ

AKP hükümeti, TBMM, YARGI eve Diyanet üzerinden Alevilere yönelik ayrımcılık fetvaları yazdıracağına,Sürgü’de saldırıyı organize edenleri, aileyi tehdit edenleri, insanları yaralayanları, evi yakmaya çalışanları derhal göz altına almalı ve gereğini yapmalıdır.Ayrıca saldırıya uğrayan Alevi aileye“köyü terk edin”diyenAKP’li Belediye başkanı görevden alınmalıdır.

Aleviler yeni katliamlara fırsat vermemek için bilinçlidir, uyanıktır, örgütlüdür ve sol duyuludur.

 

Alevi Dedeleri Özdemir’le görüştürülmedi

Alevi kurumları, Alevi Dedesi ile görüşmesi engellenen Bülent Özdemir’i cezaevinde ziyaret etmek için Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gittiler.

Yaklaşık dört yıldırı Kocaeli F Tip Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve Ceza İnfaz Kurumu Yönetmenliği’nden kaynaklanan yasal hakkını kullanarak bir Alevi Dedesi ile görüşmek isteyen Bülent Özdemir’in bu talebi reddedilmişti. Özdemir’in bu talebin reddedilmesinde, Cemevleri talebinde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Alevilik diye ayrı bir din yoktur” görüşü belirleyici oldu. Cezaevi yönetimi tutuklu Bülent Özdemir’e  “Dede olmaz ama Hoca’yla görüşebilirsiniz” demişti.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kemal Bülbül’ün, Alevi Dedeleri Garip Bozkurt ve Adıgüzel Erbaş’ın da  aralarında bulunduğu bir grup bu kararı protesto etmek ve tutuklu Bülent Özdemir’i ziyaret etmek için Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gittiler. Ancak, Özdemir’le görüşemeye alınmadılar.

Konuyla ilgili olarak YURT’a konuşan AKD Genel Başkanı Engin Gündük, “dedelerimizle birlikte cezaevi önündeydik. Görüşme başvurumuza cevap  vermeyen Adalet Bakanlığı’nın talimatı olmadığı için  dedelerimizi ve bizi Bülent Özdemir’le görüştürmediler. Yalnızca avukatlarımız, Hasan Cem Yılmaz ve Mehmet Akgül tutuklu bulunan canımızla görüşebildiler. Ancak biz Bülent Özdemir’in talebinin arkasındayız. Bütün engelleri aşıp Özdemir’le dedelerimizi buluşturacağız” dedi.

Kırklar aşkına semah dönüyor, deyişler söylüyoruz …

Basına ve Kamuoyuna

Hakkın ve hakkatin sesiyle 40 dede, zakirimizle semah dönmeye deyiş söylemek için Altınoluk’tayız.

14 Temmuz 2012 Saat 20:00’ de Altınoluk amfi tiyatroda düzenlenecek olan organizemize siz değerli basın mensuplarını bekliyor, sizleri aramızda görmekten onur duyarız.

Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi

TV 10 Yönetim Kurulu

 

NOT: Etkinliğimiz saat 21:00’de TV 10 da canlı olarak yayınlanacaktır.

TV 10 Türksat Uydusu

FR: 12685 Horzintal (Yatay) SR: 30000 FEC: 5/6